Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Mekânın Kutsallaşması; Tunceli’nin Dini Ziyaret Yerleri İle Coğrafi Fenomenlerin İlişkisi
Çılğın, Zeynel; Kırboğa, Onur; Güner, Bülent
Antik dünyanın animistik inanışlarından günümüze doğaya ait pek çok unsur, inançlar içerisinde değişen önemlerde kendisine yer bulmuştur. Güneş, ay, yıldızlar gibi göksel kültler ile yükseklik, dağ gibi topografik kültler ve su kültü en yaygın doğal dini temalardır. Zamanla doğa / mekân ayrılmaz biçimde inanç ile bütünleşmiş ve coğrafi mekânın bazı bölümleri kutsiyet kazanmıştır. Bir yeryüzü parçasının kutsal kabul edilmesi genellikle karma-şık bir süreç olmamakla birlikte pek çok nedenle ilgilidir. Dolayısıyla mekân içinde kutsalın kapsamı çok geniştir. Kutsal şehirler, kutsal dağlar, kutsal yapılar, kutsal nehirler, kutsal mağaralar, kutsal mezarlar bunlardan bazılarıdır. Alevî inancı içerisinde doğal kültler oldukça belirgindir. Doğa bütü-nüyle kutsaldır ve dini kişiliklerle de ilişkilidir. Nitekim Tunceli’de yaygın inanış olan Alevîlik inancında doğaya ait pek çok öge bulunmaktadır. Özellikle dini ziyaret yerleri ile coğrafi mekân ve doğal çevre arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Nitekim Tunceli’deki ziyaret yerlerinde, “sıra dışı”,“olağanüstü” ve “benzersiz” olarak yorumlanabilecek coğrafi fenomenlere sıkça rastlanmaktadır. Bu coğrafi olağanüstülük algısı, zaman içinde ilahi bir iz ve “alamet” olarak değerlendirilmiştir. Tunceli heybetli dağları, derin vadileri, coşkun akarsuları ile hayranlık uyandırıcı zengin coğrafi / topografik varlıklara sahiptir. Böylelikle doğada ilahi olanla insanı buluşturduğuna inanılan hiyerofanik yapılar ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, ülkemizde coğrafi mekânla kutsalın etkileşimi üzerine coğrafya perspektifiyle yapılan ilk çalışmalardan biridir. Çalışmanın amacı, Tunceli’deki ziyaretgâhların coğrafi çevre özelliklerini dikkate alarak, bu yerlerin kutsallık kazanmasında coğrafi fenomenlerin ve doğal çevre özelliklerinin etkisini araştırmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde nazari çerçeve oluşturulmuş, ikinci bölüm arazi gözlem ve inceleme yöntemiyle toplanan verilerin değerlendirilmesine ayrılmıştır. Ayrıca ziyaret yerleri haritalandırılmış ve fotoğraflandırılmıştır.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Tunceli Kentinin Yeri Neden Değişmeli? Yeni Bir Lokasyon Önerisi
Çılğın, Zeynel; Kırboğa, Onur; Güner, Bülent
Tunceli 1935 yılında vilayet haline getirilmiştir. 1937 yılında Kalan kazası kurulmuş ve bu yeni vilayetin idari merkezi yapılmıştır. 1952 yılında “Kalan” kazasının adı Tunceli olarak değiştirilmiştir. Tunceli bütünüyle bir Cumhuriyet kentidir. Kentin kuruluşu, yamaçlarında köy yerleşimi bulunan dar ve “boş” bir plato alanına bazı resmi yapıların inşasıyla başlamıştır. Zamanla memur lojmanları ve halkın iskânıyla nüfuslanan yerleşme, kısa sürede kasaba büyüklüğüne ulaşmıştır. Bu bağlamda Tunceli kentinin kuruluş yerinin belirlenmesinde kentleşme hedeflerinden ziyade konjonktürel nedenler etkili olmuştur. Kent yerleşimi zaman içinde genişlemiş ve kuruluş yerinden taşmıştır. Günümüzde kent 8 mahallesiyle 27 km²’lik bir alanda yayılış göstermektedir. Nüfusu 36 bin kişidir (2023). Kent, topografik engeller nedeniyle büyük ölçüde riskli zeminler üzerinde gelişmektedir. Zaman zaman gerçekleşen kütle hareketleri ve Yedisu Fayı’nın yakın vadede üretmesi beklenen yıkıcı deprem, yerleşmeleri tehdit etmektedir. Kent yerleşimi, beklenen deprem ve kentleşmeyi olumsuz etkileyen topografyası nedeniyle 15 km kadar güneye, Yeniköy mevkiine taşınmalıdır. Yeniköy mevkii 87 km² kadar alanıyla sağlıklı bir kentsel yapılaşma için jeolojik, topografik ve ulaşım altyapısı açısından oldukça elverişli özelliklere sahiptir. Bu çalışma mevcut kent yerleşmesinin bulunduğu yer nedeniyle karşı karşıya olduğu sorunları ve önerilen yeni kent alanının niteliklerini belirleyerek, kentin geleceğine ilişkin bir vizyon oluşturmayı amaçlamaktadır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ1Late pleistocene glacial history of Mount Karadağ, SW Türkiye
Bayrakdar, Cihan; Çılğın, Zeynel; Sarış, Faize; Yeşilyurt, Serdar; Keserci, Ferhat; Büyükdeniz, Yusuf; Halis, Onur; Vockenhuber, Christof; Ivy-Ochs, Susan; Akçar, Naki
Glacial landforms in the southwestern part of the Anatolian Peninsula are found at lower elevations than the rest, suggesting that glaciers were present during the Late Pleistocene. Karadağ, located west of the Western Taurus Mountains, provides evidence of the climatic conditions that facilitated this extensive glaciation. It is characterized by numerous peaks exceeding 2300 m above sea level (asl), with the highest peak reaching 2418 m, making it the region's largest glaciation area. This high mountain mass is composed mainly of limestone and dolomite. This study focuses on the glacial landforms in Karadağ to reconstruct the Late Pleistocene glacial chronology and palaeoclimate of the Western Taurus Mountains. We employed detailed UAV photogrammetry, extensive fieldwork and mapping, surface exposure dating with cosmogenic 36Cl, meteorological measurements, palaeoglacier reconstruction, and palaeo-equilibrium line altitude (pELA) calculations. Karadağ, a topographic barrier to humid air masses from the Mediterranean Sea, ranks as the second wettest area in the Western Taurus Mountains. At a meteorological station we installed in Karadağ, an annual precipitation of 1700 mm or more was recorded, highlighting its significant precipitation. In Karadağ, we have identified two glacial valleys with a maximum length of 4.5 km and six cirques. The glaciers reached their maximum extent around 22.4 ± 2.8 ka during the Last Glacial Maximum (LGM), facilitated by the lowering of the pELA to 2090 m. During the LGM, the glaciers covered an area of approximately 3.5 km2 and reached a maximum thickness of about 140 m. Sample TRKR 10 at 2015 m probably belongs to the LGM period. Although a single sample does not conclude definitive conclusions, the presence of the moraine at its highest position indicates the maximum thickness of the glacier. Following the LGM, two more significant glacier advances occurred during the Lateglacial (15.5 ± 2.7 ka) and the Younger Dryas (12.4 ± 1.1 ka). During the late Pleistocene glaciations, and especially during the LGM, Karadağ probably received more precipitation than today, leading to the formation of glaciers at relatively lower elevations than on the Anatolian Peninsula.
AtıfScopus4OpenAlex10İncele
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ1Morphometric characteristics of glacial cirques and former glaciers in the Geyik Mountains, Western Taurus, Türkiye
Çılğın, Zeynel; Evans, Ian S.; Keserci, Ferhat; Canpolat, Ergin; Bayrakdar, Cihan
Using the Glacier reconstruction (GlaRe) toolbox, reconstructions of former glaciers in the Geyik Mountains, part of the Taurus Mountain system in southern Türkiye, show that an area of 132.5 km2 was glaciated in the last major glaciation, which left clear terminal and hummocky moraines. Glaciers were 1.4 to 12 km long and those from 49 cirques merged to form a broad 75 km2 piedmont glacier in the Namaras Valley, up to 400 m thick. A thorough analysis of morphometry of the 98 Geyik cirques, using the revised Automated Cirque Metric Extraction version 2 (ACME2) toolbox, shows that they are relatively small, with limited widths: the median length/width ratio of 1.29 is unusually high. With size, length and width increase faster than depth, demonstrating strong static allometry. Maximum slope averages 59°, minimum 3.3° and axial 25°. A combination of low hypsometric integral, high axial profile closure and high axial height-length integral is proposed as a measure of cirque development. The main summits are on sharp ridges on cirque crests, showing that they have been lowered by glacial erosion (by cirque development). Glaciation was strongly asymmetric, with cirque vector mean aspect between northeast and north-northeast. This shows the dominance of solar radiation effects, with some modification from westerly winds. Glacier palaeo- Equilibrium Line Altitudes (pELAs) rise northeastwards and cirque floor minimum altitudes (CFAs) rise toward east-northeast, both showing the importance of moist air from the Mediterranean, 38–55 km to the southwest. pELA averages 2208 m above sea level (a.s.l.) (2277 m area-weighted); CFA averages 2234 m. CFA varies mainly with summit altitudes; where related palaeoglaciers are short CFA is somewhat below pELA, but for longer ones it is above. The most likely palaeoclimate to form these glaciers involves a precipitation increase of 53–72 % with a temperature fall of 8 °C compared with present-day. The cirques formed under similar or less severe conditions.
AtıfScopus7OpenAlex15İncele
- MakaleAçık Erişim2023Kovacık, Emerdin ve Dumanlı Dağları’ında (Batı Toroslar) Geç Pleyistosen Buzullaşmaları
Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Keserci, Ferhat
Anadolu’nun farklı bölgelerindeki yüksek dağ kütleleri Kuvaterner buzullaşmalarının etkisinde kalmış ve gelişen buzulların bazıları günümüze kadar ulaşmış, iklim değişikliği etkisiyle ortadan kalkan buzulların oluşturduğu yer şekilleri ise çoğu sahada korunmuştur. Türkiye’de literatürde henüz yer almamış farklı büyüklükte buzul sahalarının varlığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konmaktadır. Bu çalışma da yeni buzullaşma sahalarının varlığını ortaya koyan bir yaklaşıma sahip olup, Batı Toroslarda yer alan ve Antalya Körfezinin kuzeyinde bulunan Kovacık Dağı (2288 m), Emerdin Dağı (2405 m) ve Dumanlı Dağı (2311 m) üzerinde oluşan buzullaşmaları konu etmektedir. Bu kapsamda, Kovacık, Emerdin ve Dumanlı Dağlarında Geç Kuvaterner buzullaşmalarının sonucu olarak ortaya çıkan başta sirk ve moren sırtları olmak üzere buzul morfolojisine ait izler topografya haritaları, insansız hava araçları ve detaylı arazi çalışmaları ile haritalanmış, hassas veriler üzerinde geçmişe ait buzul rekonstrüksiyonları ve kalıcı kar sınırı hesaplamaları yapılarak buzulların ulaşmış olduğu seviyeler ve buzullara ait özelliklerin ortaya konması amaçlanmıştır. Buradaki buzullaşmalar sirk buzullaşmaları tarzında olup, daha çok kuzeye bakan ve yarılmanın fazla olduğu yüksek yamaçlarda gelişmiştir. Kovacık Dağında 2, Emerdin Dağında 3 ve Dumanlı Dağında 2 olmak üzere toplam 7 sirk ve bu sirklerin önünde yer alan moren sırtlarından oluşan sınırlı buzullaşma izleri bulunmaktadır. Üç dağın toplam buzullaşma alanı ~ 2,87 km2 olarak belirlenmiş, kalıcı kar sınırı Kovacık Dağında ~1825 m; Emerdin Dağında ~2055 ve Dumanlı Dağında ~1840 m hesaplanmıştır. Kalıcı kar sınır değerleri Türkiye’de bilinen en alçak kalıcı kar sınırı seviyelerini oluşturmaktadır. Kovacık Dağında buzul uzunluklarının yaklaşık 1500 m’ye kadar ve ortalama kalınlıklarının ~46 m’ye ulaştığı belirlenmiştir. Kovacık 1 (Çeşgar) Sirkinde bulunan buzul ~1640 m seviyesine kadar inmiştir. Emerdin Dağı ise buzulların ortalama kalınlıklarının ~50 m’ye ulaştığı, Kızılsırt Sirkinden çıkan buzul dilinin ~1760 m seviyesine kadar indiği belirlenmiştir. Dumanlı Dağında ise buzulların, ortalama kalınlıklarının ~35 m’ye ulaştığı ve Dumanlı 1 Sirkinden çıkan buzul dilinin ~1600 m seviyesine kadar indiği anlaşılmıştır.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Geyik Dağı güncel buzulları ve morfometrik özellikleri
Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Bozdoğan, Mahsum; Keserci, Ferhat; Güngör, Gülan
Geyik Dağları, Geç Kuvaterner boyunca yoğun ve tekrarlanan buzullaşmalara maruz kalmıştır. Güncel bir buzulun varlığı bölgede yapılan daha önceki çalışmalarda doğrulanmamış veya tespit edilememiştir. Bölgede yerel gezgin olan Hasan Hüseyin Kahrıman’nın 27 Ekim 2023 tarihinde buzul varlığını sosyal medya aracılığı ile aktarması üzerine buzulları tanımlamak ve yerlerini belir- lemek için uzaktan algılama yöntemleri kullanılmış ve Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. Belirlenen yayılış alanları üze- rinden buzul modellemesi, ELA (Equilibrium Line Al titude) hesaplama araçları, bakı ve eğim in- tersect (kesiştirme) analizleri ile sirk morfometrisi yöntemleri kullanılarak buzulların ve içerisinde yer aldıkları sirkler ile yakın çevresinin özellikleri nicel verilerle ortaya konulmuştur. Buzul model- lemesi neticesinde Geyik Orta Buzulu’nun toplam 6000 (±300) m2, Doğu Buzulu’nun 2030 (±100) m2 toplamda ise Geyik Dağı’ndaki buzulların 8030 (±480) m2 alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Buzulların ortalama olarak uzunlukları 98 m (metre), ELA değeri ise 2619 m olarak hesaplanmıştır. Buzulların 12-30 ̊ eğim değerleri arasında ve tamamen kuzey bakılı alanlarda bulundukları tespit edilmiştir. Buzullar ve sirklerin morfolojik özellikleri, yüksek rakım, bakı özellikleri ve yüksek kar birikimi Geyik Dağı’ndaki buzulların bu kesimlerde korunmasına pozitif olarak etki etmiştir. Bu- zullar üzerinde yapılan karşılaştırmalı uydu görüntülerinde 06.09.2010 tarihinden günümüze kadar buzulların alansal olarak %50’sinden fazlasının eridiği ve önümüzdeki yıllarda etkisini giderek arttı- ran küresel ısınma ile beraber 5 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.
AtıfOpenAlex11TR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2023Scopus SJRQ1Modeling the form, distribution and paleoclimatic implications of former glaciers in the Teke Peninsula (Eastern Mediterranean, Turkey)
Keserci, Ferhat; Bayrakdar, Cihan; Çılğın, Zeynel; Evans, Ian S.
The Western Taurus Mountains on the Teke Peninsula, Southwestern Turkey, saw substantial glaciation in the late Quaternary period. Accurate reconstructions of former glacier extent in this relatively marginal area of glaciation are important for establishing the paleoclimate in the Eastern Mediterranean Basin. From west to east, the mountains of Sandıras, Karadağ, Akdağ (Kaş), and Beydağları preserve clear evidence of cirques and moraines, representing glacial valley land systems. This study used calculation tools for Glacier Reconstruction, (GlaRe) and Equilibrium Line Altitude (ELA), with glacier outlines based on the geomorphological evidence and Digital Elevation Models (DEMs), to determine the distribution and ELAs of former glaciers and to estimate paleotemperature and paleo-precipitation during the maximum ice extent. The results are analyzed at three scales: for each glacier, between glaciers and between mountain ranges. While the glaciation was at its peak, we estimate that glaciers covered a total area of 26.4 km2 (1.28 ± 0.08 km2 on Sandıras Mountain, 3.86 ± 0.23 km2 on Karadağ, 16.17 ± 0.970 km2 on Akdağ (Kaş), and 5.09 ± 0.30 km2 in Beydağları): the longest glacier was in Akdağ (Kaş) with a length of 5787 m. Average paleo-ELA (pELA) was calculated as 2077 m a.s.l in Sandıras, 2097 m a.s.l in Karadağ, 2565 m a.s.l in Akdağ (Kaş), and 2468 m a.s.l in Beydağları. Glacier modeling estimated that the maximum ice thickness in Akdağ was 240 m ± 14, and the average thickness 75 ± 4 m. Among these mountains, Karadağ had the lowest elevation to which glaciers descended (1760 ± 16 m a.s.l). Topographic analyses revealed that glaciers formed in the four mountains mostly in the North-facing localities with highest slope values of 18 to 30°. During the maximum glaciation period air temperature depression has been estimated as 8 to 9° Celsius; That required a precipitation increase of some 40 to 60 % compared to present, to produce the former glaciers mapped in the Teke Peninsula.
AtıfScopus10WoS9OpenAlex17İncele
- MakaleYalnız künye2020JEOMORFOTURİZM POTANSİYELİ BAKIMINDAN EMECİK KANYONU - ŞELALESİ(Çameli, Denizli)
Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan
Yeryüzünün biçimlenme süreçlerine ait izler taşıyan jeomorfolojik şekiller, az bulunur veya özel birtakım niteliklere sahip olabilirler. Bu tip yeryüzü şekillerini görmek veya bu şekillerin oluşturduğu ortamın içerisinde bulunmak, turizmde son yıllarda giderek daha fazla önem taşıyan bir rekreasyon tipi olmaktadır. Jeomorfolojik turizm veya jeomorfoturizm diyebileceğimiz bu turizm formatı açısından özelliklerini irdelediğimiz Emecik Kanyonu, Denizli’nin Çameli ilçesi Emecik Köyü kuzeyinde yer alır. Kanyon, çoğunluğunu Pliosen konglomeralarının oluşturduğu litolojik birimler içerisinde açılmış, dik yamaçlı ve yer yer 2-3 metrelere kadar daralır. Kanyon içerisinde şelale ve dev kazanı yer alır. Kanyon, bu nitelikleri ile halihazırda günübirlikçiler ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Emecik Kanyonu’nun jeomorfoturizm potansiyelinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada, kanyona ait jeomorfolojik özellikler, kanyonun bilimsel, manzara ve estetik değeri, tarihi ve kültürel değeri, ekonomik / turizm değeri, tehlike ve riskler gibi açılardan değerlendirilmiştir. Kanyonun güncel olarak gördüğü ilginin tespiti amacıyla sosyal medya mecralarında araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışma ve değerlendirmeler sonucunda; Emecik Kanyonu’nun jeomorfolojik niteliklerinin bilimsel ve eğitsel açıdan özgün değerler taşıdığı, jeomorfolojik koşulların kanyon yamaçları ve tabanında kendine özgü ekosistem oluşturduğu, kanyona olan ilginin giderek arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kanyon içerisinde değişik noktalardaki görsel ve estetik unsurlara ek olarak; yörede kendine özgü mimarileri ile dikkati çeken köprülerin, mağara ve inlere atfen ifade edilen rivayetlerin kattığı kültürel özelliklerin turizm potansiyelinin artmasındaki diğer özellikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bilgi ve değerlendirmeler ile kanyon içerisinde, özellikleri ile ön plana çıkan bazı öğeler jeosit veya jeomorfosit olarak işaretlenmiştir. Uzun ve kısa olmak üzere iki adet yürüyüş parkuru önerilmiştir. Kanyonun ve yakın çevresinin sürdürülebilir bir turizm kaynağı olması için başta yöre halkının bilgilendirilmesi gerektiği, mevcut turizm potansiyeli ve artabilecek ilgi göz önünde bulundurularak, turistlerin birtakım ihtiyaçlarını karşılayacakları ortamların oluşturulması, bilgilendirme ve yönlendirme uyarı ve işaretlemelerin yapılması gerektiği önerilmiştir. Kanyonda özellikle kaya düşmeleri, ani gelişebilecek sel ve taşkınlar gibi tehlike ve riskler için önlem ve uyarı mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği öneriler arasındadır.
AtıfOpenAlex16TR Dizin12
İncele - MakaleAçık Erişim2020Morphometric characteristics of the glacial cirques in the Teke Peninsula, Southwestern Anatolia
Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan
The morphometric characteristics of the 31 glacial cirques found on Mount Sandıras, Mount Kara-dağ, Mount Akdağ and the Beydağları mountains on the Teke Peninsula are examined in terms ofto their sizes, altitudes, aspects and slope along with their location according to glacial valleys andtheir grade (developmental stages) in the context of morphometric parameters. The cirques formedat various altitudes depending on the equilibrium line altitude (ELA) of each mountain during theglaciation. They evolved in accordance with the preglacial topography, elevation and shadow effectand acquired different dimensions. Approximately 80% of the cirques formed in the N, NE and NWdirections, where there was less exposure to solar radiation and shadow effects."Cirques in the re -gion have an average floor elevation of 2450 m and they could develop at lower elevations in thenorth-facing slopes (e.g.,~1950 m)". Average values of ~ 650 m in length, ~ 500 m in width and ~0,30 km² in area are derived from the morphometric measurements of the cirques. It was seen thatthe length of the cirques was slightly longer than the width. However, the high circularity ratiomeans that the cirques are mainly round and similar to a circular shape. Cirques have been classifiedaccording to their position in glacial valleys, such as at the head of a glacial valley, on the slopes ofa glacial valley and isolated area from the glacial valleys and according to their form in plan suchas cirque troughs, simple, staircase and compound cirques. 24 of the cirques are in the 2nd and3rd grade of development, indicating intermediate growth. The development of the cirques in eachmountain has been different, and the cirques in Akdağ have been more evolved and have more cir-ques than those of the other mountains. The shadow effect and altitude on the development of thecirques were largely determinant, however the climatic conditions, in particular the amount of pre-cipitation, had a significant influence on the extent of the glaciation and the growth of the cirques.
AtıfOpenAlex11TR Dizin7
İncele - MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ1Chronology and Geomorphological Activity of the Akdag Rock Avalanche (SW Turkey)
Bayrakdar, Cihan; Gorum, Tolga; Çılğın, Zeynel; Vockenhuber, Christof; Ivy-Ochs, Susan; Akçar, Naki
Large rock-slope failures are among the primary geohazards in high mountain areas. These rock avalanches and rockslides constitute most of the world’s largest landslide deposits. This study focuses on the formation and geomorphological activity of the Akdag landslide complex located on the southern slope of Mount Akdag, SW Turkey. We employed detailed mapping in the field, spatial and morphometric analysis using GIS and remote sensing technologies, and surface exposure dating with cosmogenic 36Cl to reconstruct the chronology of the landslide complex. For the analysis of cosmogenic 36Cl, we collected 18 surface samples from calcareous boulders within the landslide deposit. Our field mapping shows that the Akdag rock avalanche is a large and active slope failure developed between carbonates and flysch. The rock-avalanche deposits cover an area of 9.8 km2 and together with the primary and secondary slope failures which form the landslide complex, cover an area of 15 km2. The Akdag rock avalanche is one of the largest (3 × 108 m3) known bedrock landslides in Turkey. Cosmogenic 36Cl exposure ages indicate that the main collapse occurred at 8.3 ± 1.4 ka (2σ), followed by secondary failures. We dated one of the latter to 1.1 ± 0.2 ka (2σ). Based on field evidence, we surmise that increased water discharge in the springs along the carbonate-flysch contact zone played a key role in the Early Holocene failure.
AtıfScopus9OpenAlex9İncele
- MakaleYalnız künye2020Traces of late quaternary glaciations and paleoclimatic interpretation of Mount Akdağ (Alanya, 2451 m), Southwest Turkey
Bayrakdar, Cihan; Çılğın, Zeynel; Keserci, Ferhat
Mount Akdağ, located 25 km northeast of Alanya (2451 m above sea level a.s.l.), and largely made up of carbonates, is one of the mountains exposed to Late Quaternary glaciation in the Western Taurus Mountains. Although today, there are no modern glaciers, the traces of the Late Quaternary glaciers and rock glaciers are still fresh. In this study, geomorphological features related to the glaciations in Mount Akdağ, which were not previously reported in the literature, were first identified from satellite images, and then verified by field studies. The geomorphological development of Mount Akdağ during the Quaternary was explained by considering its climatic and karstic characteristics. For this purpose, spatial data obtained from field studies, unmanned aerial vehicles and meteorological stations were analysed using geographic information systems. Akdağ is directly open to humid air masses coming from the SW sector over the Mediterranean Sea, resulting in heavy orographic precipitation that encouraged the growth of glaciers. In addition, glacier reconstruction and pELA estimates have been made to contribute to the interpretation of glacial geomorphology. The pELA in Mount Akdağ was calculated with the AABR ratio of 1.69, and was found to be around 2030 m a.s.l. More than 15 cirques and a 6.5 km long glacial valley in Mount Akdağ indicate the presence of glaciers. Reconstruction of the paleoglaciers shows that the lowest altitude reached was 1410 m a.s.l. At their maximum extent glaciers covered an area of ~ 14 km2, with a volume of ~ 1 km3 and had an average thickness of 60 m with a maximum glacier thickness of ~ 200 m.
AtıfScopus19OpenAlex23İncele
- MakaleYalnız künye2018Dedegöl Dağı’ndaki Glasiyal Sirklerin Morfometrik Özellikleri
Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan
Türkiye’nin güneybatısında, Batı Toroslar dağ kuşağında yer alan Dedegöl Dağı’nda (2992 m) bulunan 30 glasiyal sirkin morfometrik özelliklerininbelirlenmesinin hedeflendiği bu çalışmada, sirklerin bakı, yükselti, eğim, boyut, şekil özelliklerinin analizi ve gelişim aşamalarına göre sınıflandırılmasımorfometrik parametreler çerçevesinde yapılmıştır. Sirkler temelde, buzul öncesi topografya, yükselti ve bakı etkisine, kısmen de lokal tektonik vejeolojik yapıya bağlı olarak gelişmiş ve farklı özellik kazanmışlardır. Sirklerin dörtte üçüne yakın bölümü (73,3), güneş radyasyonuna daha az maruzkalan K, KD ve KB yönlerde gelişmiştir. Sirklerin ortalama taban yükseltisi 2543 m olup, kuzeye bakan yamaçlarda sirkler daha düşük kotlardagelişme imkanı bulmuşlardır. Sirklerin morfometrik ölçümlerinden, ortalama 600 m uzunluk, 534 m genişlik ve 0,27 km² alan değerleri elde edilmiş,sirk uzunluğunun genişlikten biraz daha fazla olduğu görülmüştür. Buzul vadisi başlangıç noktasında, buzul vadisi yamaçlarında ve buzul vadisindenbağımsız noktalarda gelişim gösteren sirkler; sirk teknesi, basit, basamaklı ve birleşik sirk formunda olmak üzere farklı şekilsel özelliklere sahipolmuşlardır. Sahada iyi gelişmiş 11 sirk mevcutken, diğer 19 sirkin ya iyi gelişmemiş ya da orta derecede gelişmiş oldukları belirlenmiştir.Buzullaşmaların ilk başladığı dönemde, uygun lokalitede bulunan sirklerin pozitif geri besleme ile daha hızlı gelişim göstererek iyi gelişmiş olgunsirklere dönüştüğü değerlendirilmiştir.
AtıfTR Dizin5
İncele - MakaleYalnız künye2017Karadağ’da Pleyistosen Buzullaşmaları, Batı Toroslar, Türkiye
Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Sarış, Faize
Karadağ, Teke Yarımadasında Beydağları, Akdağ ve Sandıras gibi Pleyistosen buzullaşmasına maruz kalmış dağlardan biridir. Karadağ, Fethiye Körfezi'nin hemen kuzeydoğusunda 30 km kuş uçuşu mesafede 2418 m zirveye ulaşır ve 2300 m üzerinde birçok yükseltiye sahiptir. Teke Yarımadasında Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış dağlardan, Sandıras ve Akdağ ile ilgili buzul araştırmalarına ve buzullaşmaların yaşlandırmalarına yönelik çalışmalar varken, Beydağları'nda Pleyistosen buzullaşmalarından sadece çok genel hatları ile bahsedilmiş, Karadağ ile ilgili buzullaşma olgusu bilinmemekte, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Oysaki Karadağ yüksek zirve düzlüklerinin yamaçlarında belirgin sirk ve morenler barındırır. Yapılan arazi çalışmalarında, Karadağ'da iki gelişmiş buzul vadisi, farklı büyüklükte ve yönlerde gelişmiş üç tane sirk ve bunların önlerinde 1800 m seviyelerine inen cephe ve tümseksi (hummocky) morenleri gözlenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de yeni bir buzullaşma sahası tespit edilmiş ve Türkiye Buzullaşma Envanteri'ne katkı yapılmıştır. Yeni buzullaşma alanının jeomorfolojik, klimatolojik özelliklerini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışmada; tektonik, klimatik ve karstik özellikler göz önüne alınarak Karadağ'da Pleyistosen'deki jeomorfolojik gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Arazi çalışmaları, insansız hava aracı ve meteoroloji istasyonlarının verilerinden elde edilen mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak analiz edilmiş, sonuç harita ve çıktılar oluşturulmuştur
AtıfTR Dizin13
İncele - MakaleYalnız künye2017Kızıldağ’da (Sivas) buzullaşma izleri
Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan
A B ST R AC TTürkiye'de Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış ancak gerek literatür gerekse de buzullaşma envanterinde yer almayan dağların tespiti son zamanlarda yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri yardımıyla olanaklı hale gelmiştir. Bu çerçevede yapılan tespitlere katkı sunan nitelikte olan buçalışmada, Sivas il sınırları içinde Köse Dağları dağ silsilesi içinde yer alan ve 3025 m yükseltiye sahipKızıldağ'da (Akıncılar ile İmranlı ilçeleri arasında) tarafımızdan bir inceleme yapılmıştır. Kızıldağ'ınbuzullaşma izlerine sahip olduğu önce uydu görüntülerinden belirlenmiş, sonrasında yapılan araziçalışmasıyla yerinde incelenmek suretiyle sahanın buzullaşmalara maruz kaldığı tespit edilmiştir.Bu çalışmaya kadar buzullaşma olgusu bilinmeyen, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbirçalışma bulunmayan Sivas'taki Kızıldağ'da, kuzeybatı-güneydoğu istikametinde uzanan zirveler hattının kuzeye bakan kesimlerinde belirgin sirk ve morenlerin varlığı buzullaşmaların delilleri olarakkarşımıza çıkmaktadır. Yapılan arazi çalışmaları sonrasında Kızıldağ'da biri uzamış sirk (elongatedcirque) formunda olmak üzere 9 adet farklı büyüklükte sirk ve bunların önlerinde cephe ve yan morenleri (2300 m seviyelerine inen) gözlenmiştir. Kızıldağ'da meydana gelen buzullaşmalar bariz birvadi buzullaşmasından ziyade sirklerle karakterize olan ve Pirene Tipi Buzullaşma tipine dahil edilebilecek bir karaktere sahiptir. Bu çalışma; Kızıldağ'da yer alan Pleyistosen buzullaşmasının uzaktanalgılama yöntemleri ve arazi çalışmaları ile desteklendiği ilk araştırmadır. Arazi çalışmaları, insansızhava aracı, uydu görüntüleri ve altlık haritalardan elde edilen mekânsal veriler CoğraŞ Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak analizlere tabi tutulmuş, sonuçta harita ve çıktılar oluşturulmuştur. Elde edilenveriler ışığında Kızıldağ'da gerçekleşen buzullaşmanın yaklaşık 2,33 km2'lik yüzey alanına sahip olduğu; 2300 m ila 2960 m yükselti aralığında gerçekleştiği ve kalıcı kar sınırının 2655 m olduğu ortayakonmuştur. Kızıldağ'da buzullaşmalarının meydana gelmesinde, sirklerin bulunduğu yükselti ve bakıözelliğinin etkili olduğu ön değerlendirmesinde bulunulmuştur
AtıfTR Dizin8
İncele


