Yayınlar
- MakaleYalnız künye2025Mehmet Emin’in Şiirlerinde Halkçılığın İzini Sürmek: Türkçe Şiirler ve Türk Sazı’nda Sosyal Eleştiri
Akdemir, Fatma Şen
“Türk Şairi/Milli Şair” olarak tanınan Mehmet Emin (Yurdakul) (1869-1944), özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında yazdığı vatan ve kahramanlık konulu şiirleriyle şöhret kazanmış ve edebiyat tarihinde esas olarak bu eserleriyle yer edinmiştir. Şiirlerinde hiçbir zaman bireysel temalara yönelmemiş olan Mehmet Emin’in, milliyetçi ideolojiye bağlı kalarak yazdığı şiirlerine göre ikincil plânda kalan, toplumsal sorunları ele aldığı şiirleri de bulunmaktadır. Bunlar, Mehmet Emin’in Türk milliyetçiliğinin gölgesinde kalan ve üzerinde yeterince durulmayan farklı bir yönünün, 1914 öncesi edebi üretiminin önemli bir unsuru olan halkçılığının ürünleridir. Osmanlı topraklarında yirminci yüzyılın başından itibaren, Rusya’dan gelen Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali gibi Müslüman aydınların etkisiyle yayılmaya başlayan halkçılık ideolojisinden etkilenen Mehmet Emin’in, halkçılık bilinciyle kaleme aldığı ürünleri, Türkçe Şiirler (1898) ve Türk Sazı (1914) başlıklı eserlerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla anılan yapıtlar, onun halkçılığının içeriğine dair bilgi edinebildiğimiz en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Mehmet Emin, bu eserlerdeki şiirlerinde, özellikle sosyoekonomik olarak üst kesim dışında kalan kitlelerin, daha çok köylülerin ve kentli yoksul kesimin, yani “halk”ın yaşadığı zorlukları ve sıkıntıları, yaşam koşullarını, yine halkın anlayacağı bir dille ve hece vezniyle temalaştırmıştır. Zira halkın yaşam koşullarının refaha kavuşturulması, seviyesinin yükseltilmesi bu olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına koşut olarak değerlendirilmiş; toplumsal sorunların düzeltilmeden “terakki”nin mümkün olmayacağına inanılmıştır. Ayrıca bu dönem aydınları ve Mehmet Emin, meşhur söylemle “halka doğru” giderken, halka sadece romantik duygularla yaklaşarak onu yüceltmemişler; halkta gördükleri eksiklikleri ve olumsuzlukları çekincesizce dile getirmişlerdir. Bu bağlamda, Mehmet Emin’in Türkçe Şiirler’de ve Türk Sazı’nda yer alan şiirlerinde sosyal eleştirinin önemli yer kapladığı görülmektedir. Şair toplum yapısındaki çarpıklıkları gün yüzüne taşıyarak, bunlara dair farkındalık sağlamada ve çözümüne katkıda bulunmada şiirlerini araç olarak değerlendirmiştir. Bu çalışmada, anılan kitaplardaki sosyal eleştiri unsurları halkçılık bağlamında incelenecektir.
- MakaleAçık Erişim2023Savunma metni olarak menakıpnameler: Menâkıbu’l-Kudsiyye Fî Menâsıbi’l-Ünsiyye ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı
Akdemir, Fatma Şen
Menakıpnamelerin yazılış amacı, menakıba konu olan veliyi tanıtmak ve sahip olduğu üstün özellikleri ortaya koyarak onu yüceltmektir. Bu durum Elvan Çelebi’nin yazdığı Menâkıbu’l-Kudsiyye (14. yy) ile Halil bin İsmail’in yazdığı Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı (15. yy) için de geçerlidir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’de Babai isyanı, Elvan Çelebi’nin dedesi ve aynı zamanda isyanın lideri olarak bilinen Baba İlyas konu edinilmiştir. Eserde ayrıca Baba İlyas’ın oğullarının da hayat hikâyeleri ve menkıbeleri anlatılmıştır. Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nda da aynı şekilde Halil bin İsmail’in dedesi olan Şeyh Bedreddin, Şeyh’in çocukları ve silsilesi, ayrıca ona isnat edilen ayaklanma hakkında bilgiler verilmiştir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’nin ile Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nın konu edinilen kişilerin torunları tarafından yazılmış olmaları bu yazının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Her iki eserde de resmî tarih anlayışı çerçevesinde “isyancı” olarak tanımlanan Baba İlyas ve Şeyh Bedreddin, merkeze alınarak olaylar anlatılmış, torunları tarafından aklanmaya çalışılmış; dedeleri hakkında söylenen iddiaların iftira ve yalandan ibaret olduğu iddiası ilginç bir şekilde, birbirine benzeyen yapısal özellikler içerisinde ortak menkıbevi unsurlar ve motiflerle süslenerek işlenmiştir. Bu durum; klasik bir menakıpnamede görülen ele alınan veliyi övme ve onun kutsiyetini abartarak anlatma amacının dışına çıkarak bu eserleri birer savunma metni haline getirmiştir. Bu çalışmada söz konusu iki eser karşılaştırmalı biçimde incelenmiş, aynı amaçla yazılmış olmalarının zemin hazırladığı benzerlikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2022Çetin Altan’ın Yedinci Köpek ile Henrik Ibsen’in Bir Halk Düşmanı adlı piyeslerinin karşılaştırılması
Akdemir, Fatma Şen
Henrik Ibsen (1828-1906), ünü yalnız Norveç’le sınırlı kalmamış, tüm dünyaya yayılmış önde gelen tiyatro yazarlarından biridir. Peer Gynt, Hedda Gabler, Yaban Ördeği, Nora, Yapı Ustası Solness; Ibsen’in tüm dünyaya mâl olmuş piyesleri arasında yer almaktadır. Modern dramın öncülerinden addedilen Ibsen, aynı zamanda gerçekçilik akımının da dünya tiyatrosundaki önemli temsilcilerinden sayılmaktadır. Tanzimat’la beraber batılılaşmanın devletin resmî politikası haline gelmesiyle, batı tarzı bir tiyatro yaratma yolunda, batının seçkin tiyatro eserleri Türkçeye aktarılmaya başlamıştır. Bu anlayış doğrultusunda, Ibsen’in de piyeslerinin Türkçeye kazandırılmasına ve sahnelenmesine gayret edilmiştir. Bu durum doğal olarak Türk tiyatro yazarlarının Ibsen’den etkilenmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu yazarlardan biri de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden Çetin Altan’dır. Çetin Altan (1927-2015) roman, şiir, deneme, polisiye gibi birçok edebî türde eser vermiş, edebiyat dünyasında adını, ilk olarak piyesleriyle duyurmuştur. Toplam on bir piyes yazan Altan’ın hemen hemen bütün oyunları sahnelenme imkânı bulmuştur. Tıpkı gazete yazılarında olduğu gibi oyunlarında da genel olarak toplumsal sorunları irdeleyen Altan, farkındalık yaratma yolunda tiyatroyu etkili bir araç olarak değerlendirmiştir. Altan’ın yine böyle bir saikle yazdığı Yedinci Köpek (1964) adlı oyununun, Henrik Ibsen’in Bir Halk Düşmanı (1882) adlı piyesinden izler taşıdığı görülmektedir. Nitekim Altan’ın ve Ibsen’in anılan oyunları karşılaştırıldığında, her iki eser arasında konu, başkişilerin özellikleri ve yaşam serüvenleri gibi açılardan önemli benzerlikler bulunduğuna tanıklık edilmektedir. Bu çalışmada, anılan iki oyun arasındaki benzerlikler tespit edilmeye çalışılacaktır.
- MakaleYalnız künye2021From the guardianship of the “Literary Father” to “Defending the Honor of Women”: A Comparative Study of Hayal ve Hakikat and Enin by Fatma Aliye
Akdemir, Fatma Şen
Fatma Aliye, one of the most significant Ottoman-Muslim female writers of the 19th century, perpetually scrutinizes the “woman question” and sets forth the problems women have to go through in a patriarchal society and a traditional family structure as well as occasionally suggesting possible solutions to these problems in all of the six novels she penned over the course of her life, Hayal ve Hakikat, Muhadarat, Refet, Udi, Levayih-i Hayat and Enin. However, upon closer inspection, her first novel Hayal ve Hakikat, which she co-wrote with Ahmet Midhat, appears to stand out from the rest of her work. Ahmet Midhat, who supported Fatma Aliye during the early years of her career as an emerging writer, deemed her as his “honorary daughter” and even stood up for her against those who opposed her and her writership for no other reason than her being a woman. Furthermore, Ahmet Midhat read and edited her work in addition to playing a fundamental role in the publication of her work both in his own newspaper and other media. There is no doubt that the unwavering support of Ahmet Midhat, not only the most popular and most widely-read writer of the period, but also a writer who is in good terms with the prevailing order, was hugely influential in the public acknowledgement of Fatma Aliye’s authorship. In a way, Ahmet Midhat became a father figure to Fatma Aliye, who was born as the daughter of Ahmet Cevdet Pasha, resulting in the formation of a fatherdaughter relationship between the two writers. Neverthless, the same hierarchical relationship that was prevalent in the patriarchal structure applied to the relationship that developed between Ahmet Midhat and Fatma Aliye: While the male author was the one who possessed authority, the female writer was the one who was subjugated to that authority. This hierarchical relationship is mirrored in the novel the two co-wrote, Hayal ve Hakikat, hence the emergence of distinct author attitude, narrator voice, and a female character noticeably different than the ones found in her other novels. The main starting point of this study is that, in her last novel Enin, which bears many similarities to Hayal ve Hakikat in terms of its subject matter, plot and characters’ life stories, Fatma Aliye completely reverses the male-female roles, gender codes and the negative qualities traditionally projected on women that characterize her first novel Hayal ve Hakikat, in which she had to adopt the ideology of a male author as she was writing under the authority of a male author and had no control over the text whatsoever. Fatma Aliye was in need of the support she could get from Ahmet Midhat in order to be included in the public sphere as a woman writer, but she was ultimately set free from this need as she gradually gained power and secured her place as a writer in the literary circle of the period. In this vein, as opposed to the female author and the female character pushed into the background and overshadowed by the male authority in her first novel, we see Fatma Aliye’s powerful exertion of both literary and female authority in Enin, which she wrote many years after Hayal ve Hakikat. Comparing her first novel Hayal ve Hakikat and her last novel Enin, this article will attempt to reveal the differences in Fatma Aliye’s approach to the woman issue in these novels. Structured Abstract: Fatma Aliye, one of the most significant Ottoman-Muslim female writers of the 19th century, perpetually scrutinizes the “woman question” and sets forth the problems women have to go through in a patriarchal society and a traditional family structure as well as occasionally suggesting possible solutions to these problems in all of the six novels she penned over the course of her life, Dream and Truth, Useful Information, Refet, The Lute Player, Scenes from Life and Groaning. However, upon closer inspection, her first novel Dream and Truth (Hayal ve Hakikat), which she co-wrote with Ahmet Midhat, appears to stand out from the rest of her work. Ahmet Midhat, who supported Fatma Aliye during the early years of her career as an emerging writer, deemed her as his “honorary daughter” and even stood up for her against those who opposed her and her writership for no other reason than her being a woman. Furthermore, Ahmet Midhat read and edited her work in addition to playing a fundamental role in the publication of her work both in his own newspaper and other media. There is no doubt that the unwavering support of Ahmet Midhat, not only the most popular and most widely-read writer of the period, but also a writer who is in good terms with the prevailing order, was hugely influential in the public acknowledgement of Fatma Aliye’s authorship. In a way, Ahmet Midhat became a father figure to Fatma Aliye, who was born as the daughter of Ahmet Cevdet Pasha, resulting in the formation of a father-daughter relationship between the two writers. Neverthless, the same hierarchical rel

