Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Ohmik ısıtma işlemi kullanılarak portakal kabuğu tozundan fenolik madde ekstraksiyonunun incelenmesi

    Halime Okyay

    Bu tez çalışmasında ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon (OIDE) yöntemin kullanılarak farklı üretim koşullarında portakal kabuğu tozu örneğinden toplam fenolik madde (TFM) ekstrakte edilmiştir. Maksimum TFM ekstraksiyonu belirlemek amacıyla maserasyon (MS) uygulanmış ve OIDE yöntemiyle elde edilen toplam fenolik madde miktarının verimi belirlenmiştir. OIDE işlemi kullanılarak portakal kabuğu örneğinden TFM ekstraksiyon işlemi süresince elektriksel ve performans özellikleri (enerji, akım, zaman, sıcaklık) belirlenmiş ve istatiksel olarak incelenmiştir. OIDE yöntemi üç farklı katı: sıvı oranında, üç ayrı voltaj gradyanında (20, 25 ve 30 V/cm) ve dört ayrı sıcaklık (45, 60, 75 ve 90˚C) aralığında uygulanmıştır. Ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işlemi, güç ünitesi, test hücresi, mikroişlemci, bağlantı elemanları ve bilgisayardan oluşmaktadır. OIDE işleminde tüm katı sıvı oranları için 3 farklı voltaj gradyanı için 20 °C'den hedef ekstraksiyon sıcaklıklarına kadar (45, 60, 75 ve 90˚C) sıcaklık zaman ilişkisinin doğrusal bir artış olduğu tespit edilmiştir. Bütün katı: sıvı oranlarında ve voltaj gradyanlarında hedef ekstraksiyon sıcaklığı arttıkça işlem süreleri artmıştır (p<0.05). En kısa işlem süresi 1:20 konsantrasyonda, 90˚C sıcaklıktaki 30 V/cm voltaj gradyanında elde edilmiştir. Isınma süresinin üzerinde hedef ekstraksiyon sıcaklığının ve voltaj gradyanın olumlu etkisinin olduğu fakat katı: sıvı oranın etken olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ayrıca akım ve sıcaklık ilişkisinde 20˚C ile 90˚C doğrusal bir artış olduğu, R² değerinin 0.98 üzerinde olduğu belirlenmiştir. OIDE işleminde toplam harcanan enerji ve ortalama güç değerleri üzerinde ekstraksiyon sıcaklığının, voltaj gradyanının ve kat: sıvı oranın etkisi olduğu belirlenmiştir. Özellikle voltaj gradyanı değeri arttıkça harcanan enerji miktarının da azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca aynı voltaj gradyanlarında tüm katı: sıvı oranları için artan ekstraksiyon sıcaklığına bağlı olarak ortalama güç değerinin arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). OIDE işlemini portakal kabuğunun toplam fenolik madde miktarı üzerine ilişkisi incelendiğinde tüm voltaj gradyanı ve ekstraksiyon sıcaklıkları ile katı: sıvı oranları arasında en yüksek TFM miktarının 1:20 katı: sıvı oranında bulunması ve en düşük 1:60 katı: sıvı oranında bulunmuştur. Farklı üretim koşulları kullanılarak ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işlemi ile TFM miktarının değişimi incelendiğinde, istatiksel olarak katı: sıvı oranı ve ekstraksiyon sıcaklığının bireysel etkisi olduğu (p<0.05), ancak voltaj gradyanının etkisi olmadığı (p>0.05) tespit edilmiştir. OIDE yöntem kullanılarak yapılan ekstraksiyon işlemi için ekstraksiyon verimi tüm katı: sıvı oranlarında (1:20, 1:40 ve 1:60 g/ml), 25 V/cm voltaj gradyanı değerlerinde daha yüksek ekstraksiyon verimi tespit edilmiştir. Ayrıca dört farklı sıcaklık (45, 60, 75 ve 90˚C) değerleri arasında ve tüm koşullar içinde en yüksek ekstraksiyon verimine 90˚C' de ulaşılmıştır. En yüksek sıcaklık değerlerinde en fazla ekstraksiyon verimi elde edildiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işleminde TFM elde edilmesi için sıcaklığın önemli bir etken olduğu, işlem süresi ve performans değerleri üzerine ise hem uygulanan voltaj gradyanın hem de uygulanan sıcaklık değerinin önemli bir etken olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kullanılan katı: sıvı oranın ekstraksiyon işlemi için önemli bir koşul olduğu bu yüzden çalışmalarda dikkate alınması gereken önemli bir uygulama olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Çocuk futbol ( grassroots) antrenmanlarının reaksiyon süratine etkisi

    Feyyaz Öz

    Grassroots futbol her geçen gün değeri artan ve hayatımızın bir parçası olan çok önemli bir altyapı projesi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu araştırma ülkemizde bu sporun önemini vurgulamak, taban futboluna katkı sağlamak ve gelişim sürecinin önemli parçası olan reaksiyon süratinin etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmış ve farklı antrenman yöntemleri ile antrenman yapan sporcuların reaksiyon hızına ne derece etki ettiğini ortaya koymak için yapılmıştır. Reaksiyon süratinin gelişime en açık olduğu grup 10-12 yaş grubudur. Bu verileri doğrulamak amacıyla Van İli Ahmet Yesevi Bist Ortaokulu öğrencilerinden hiçbir antrenman programına dâhil olmayan 10-12 yaş arası 30 (15+15) erkek sporcudan (deney grubu ve kontrol grubu) oluşan bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Deney grubunun 8 haftalık çalışma (birinci test ve son test) öncesi ve sonrasında ölçümler alınmıştır. Aynı gün kontrol grubu ölçümleri alınarak kayıt altına alındı ancak kontrol grubuna program uygulanmamıştır. Deney grubunun antrenman süresi ise 8 haftalık süreçte haftada 3 gün ve günde 1 saat farklı antrenman programları şeklinde uygulanmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS paket programları kullanılarak yapılmıştır. Sonuç verilerinin normal dağılıp dağılmadığını kontrol etmek için Skwness-Kurtosis testi kullanıldı. Araştırmaya katılan sporcuların demografik özelliklerine ilişkin yüzde ve frekans analizleri yapılmıştır. Ayrıca eşleştirilmiş t-testleri ve lineer regresyon testleri kullanıldı. Çalışma grubu antrenmanlarının reaksiyon hızına etkisini incelemek için kullanılan parametrik testlerdir. Sonuçların istatistiksel anlamlılığının (P < 0.05) olduğu varsayılmıştır. Çalışmada, test grubundaki sporcuların 8 haftalık bir antrenman programı sonrasında ilk ve son ölçümlerinin reaksiyon süresi değerleri karşılaştırıldı. Bu sonuçlar, deney grubunda 8 haftalık eğitimden sonra sağ ve sol ayaklara ait işitsel ve görsel reaksiyon hızlarının ilk ve son ölçümleri arasında anlamlılık düzeyi (p<0.05) olduğunu gözlemlenmiştir. Kontrol grubu sporcularında ilk ve son ölçüm reaksiyon süresi değerleri karşılaştırıldığında elde edilen sonuçlar, ilk ve son ölçüm arasında anlamlı düzeyde (P > 0.05) bulunamamıştır. Çalışma dikkate alındığında, 8 haftalık kuvvet antrenmanının sporcularla ilgili birçok parametrede (işitsel ve görsel tepkiler, zıplama, esneme, hız skoru ve bacak kuvvet esneme) etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Kuvvet antrenmanında eğitilen sporcuların daha iyi reaksiyon hızlarına sahip olduğu bulunmuştur. Antrenman rejimlerinde yer alan ve direnç antrenmanlarının erkek sporcular (10-12 yaş grubu) üzerindeki etkilerinin araştırıldığı bu çalışma literatür açısından bilgilendirici olup, daha detaylı bir yol haritası çizmek adına farklı yaş grupları ve kadın sporcuların değerlendirilmesi literatüre fayda sağlayacaktır. Bu tür araştırmaların farklı bireyler üzerinde yapılması yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Futbol, Grassroots, Egzersiz, Reaksiyon Zamanı, Altyapı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Lambda siyalotrin etken maddeli insektisintin farklı sıcaklıklarda Dreissena polymarpha'daki bazı biyokimyasal etkilerinin belirlenmesi

    Zozan Ketenalp

    Günümüzde İklim değişikliğinin giderek artması nedeniyle iklim değişikliklerinin birincil göstergesi olarak kabul edilin sıcaklığın etkisi önemli bir hale gelmiştir. Yapılan bu çalışma ile farklı sıcaklıklarda subletal konsantrasyonlarda Lambda Cyhalotrin'e 24 ve 96 saat boyunca maruz kalan Dreissena polymorpha 'da maruziyet sonrası, nörotoksisitenin bir göstergesi olan AChE ile oksidatif stres biyobelirteçleri katalaz (KAT) ve Süperoksit Dismutaz (SOD) enzim aktiviteleri ile Glutatyon (GSH) ve Malondialdehit (MDA) seviyelerindeki değişimlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla SOD, KAT, AChE aktiviteleri ile GSH ve MDA düzeyleri ticari kitler kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Lambda cyhalothrin uygulamasımasına bağlı olarak MDA seviyelerinde istatistiksel olarak önemli artış bulunurken, GSH seviyelerinde ise bir azalış saptanmıştır. AChE seviyelerinde; genel olarak bir inhibisyon gözlenmiştir. Bu inhibisyon, özellikle yüksek doz lambda-Cyhalothrin uygulanan gruplarda görülmektedir.. Uygulama sürelerine bağlı olarak inhibisyon düzeylerinin arttığı da saptanmıştır. SOD enzim aktivitesi ise azalırken KAT enzim aktivitesi uygulama dozuna bağlı olarak artmıştır. Farklı sıcaklık uygulamalarının Lambda-cyhalothrin'in toksik etkileri üzerine farklı etkiler meydana getirdiği görülmüştür. Bu çalışmada uygulanan konsantasyonlarda lambda-cyhalothrinin oksidatif strese ve nörotokisiteye neden olduğu ve Lambda-cyhalothrin'in toksisitesinin sıcaklığa bağlı olarak değiştiği görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Şia düşünce sisteminin sosyolojik incelemesi –Iğdır Caferileri örneği-

    Çetin Tigrak

    Bu çalışmada dolaylı gözlem ve katılımcı gözlem teknikleri kullanılarak Şia düşünce sistemleri sosyolojik olarak incelenmiş ve Iğdır'da yaşayan Şia mezhebine bağlı Caferilik ele alınmıştır. Araştırmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde genel çerçeve ortaya konulmuş ve araştırmanın amacı, önemi belirtilmiştir. İkinci bölümde Şia mezhebinin oluşum süreci incelemiş ve Şia içindeki bölünmeler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Şia mezhebi için önemli bir yer tutan Kerbela olayı ve Muharrem Ayı etkinliklerine değinilmiştir. Son bölümde ise Iğdır'da yaşayan Caferilerin dini yaşayış biçimleri ve kültürleri ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Şia, Caferilik, kültür

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Anglo-Sakson ülkelerinin muhasebe sistemlerinin Türkiye muhasebe sistemi ve UMS/UFRS kapsamında karşılaştırılmasına yönelik bir araştırma

    Meltem Yoluk

    Çalışmanın amacı, Anglosakson ülkelerinin muhasebe sistemi ve tarihçesi incelenerek Türkiye'nin muhasebe sistemi ve UMS/UFRS kapsamında karşılaştırılması, dolayısıyla, Anglosakson devletlerinde mevcut muhasebe sisteminin meydana getirdiği sorunlar, eksiklikler üzerinde durularak aralarındaki farklılıklar ve benzerlikleri belirlemektir. Günümüzde küreselleşmenin ve uluslararası ticaretin artmasıyla muhasebe sisteminin de ortak standartlara cevap vermesini zorunlu hale gelmiştir. Uluslararası faaliyet gösteren şirketler ekonomik kararlar alırken dünyada çeşitlilik ve farklılık gösteren muhasebe sistemlerine göre yapılan mali tabloları incelerken güçlükler yaşanmaktadır. Bu çalışmamızla Anglosakson ülkelerinin muhasebe sistemi tanıtılarak bu güçlüklerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmamızın amacı Uluslararası Muhasebe/Finansal Raporlama Standartlarının günümüz koşullarında ülkelerin ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini araştırmak amacıyla Anglosakson ülkeleri ve Türkiye Muhasebe Sistemi bağlamında incelenmesini sağlamak ve aralarındaki benzerlik ve farklılıkları belirleyip uyumlaştırma yapmaktır. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup ilk bölümde muhasebenin genel bilgilerinden bahsedilmektedir. İkinci bölümde Anglosakson ülkeleri ile Türkiye tanıtılarak tarihsel gelişimleri, etkilendiği kültürler, muhasebe sistemleri içinde hesap planları, muhasebe kayıt yöntemleri, muhasebe ilkeleri, bilanço ve gelir tablosu, UMS/UFRS uyumları, vergi sistemleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Anglosakson ülkeleri ile Türkiye' nin muhasebe sistemlerinin karşılaştırılması yapılarak tabloda sunulmaktadır. Sonuç bölümünde de elde edilen sonuçlar anlatılmaktadır. Bu çalışma ile ülkemizde literatür taramasında çok az veriye sahip olduğumuz diğer ülkelerin muhasebe sistemleri de literatüre kazandırılmış olacaktır. Aynı zamanda çok uluslu şirketlerin muhasebe kayıtlarını ve sonuç raporlarını uyumlaştırmasında da bu çalışmamız yardımcı olacaktır. Son olarak çalışmamız Anglosakson ülkeleriyle gelecekte oluşturulabilecek ortak muhasebe sistemi için kullanılabilecektir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Tunceli ili Pertek ve Çemişgezek ilçeleri ile Elazığili Keban ve Sivrice ilçelerinde balık tüketim alışkanlıklarının araştırılması ve karşılaştırılması

    Muhammed Kürşat Durna

    Bu araştırma, Elazığ ili Keban ve Sivrice ilçeleri ile Tunceli ilinin Pertek ve Çemişgezek ilçelerinin balık tüketim alışkınlıklarını tespit etmek için yapılmıştır. Tez çalışması 2021 yılında (%48,4 E, %51,6 K) anket uygulaması ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların, %28,3'ü (n=235) Pertek, %25,9'i (n=246) Keban, %24,2'si (n=230) Çemişgezek ve %27,4'ü (n=235) Sivrice de bulunan katılımcılardan oluşmuştur. Ankete katılan katılımcıların %36'sı öncelikle tavuk etini, ikinci sırada ise %34 ile kırmızı eti, üçüncü sırada %24 ile hem kırmızı et hem de beyaz eti tercih ettikleri ve dördüncü sırada ise %7 ile balık etini tercih ettikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların %28'i balık etinin lezzetli- besleyici ve sağlıklı beslenmede önemli, %16,1'inin ise aileden gelme alışkanlıktan dolayı tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. Katılımcıların balık tüketim sıklığını %40,7'si ayda bir, %19,9'u haftada bir-iki kez, % 18,6'sı ayda 2-4 kez, %14,6'sı yılda bir ya da üç kez, % 2,6'si haftada 3-4 kez tükettiklerini ve % 3,4'ü ise hiç tüketmediklerini belirtmişlerdir. Balık etinin tüketim şekli olarak da %34,8'lik oranla kızartma , %32,6 oranında ise ızgara olarak tercihleri ortaya konulmuştur. Katılımcıların %34'ü işlenmiş balık ürünlerini hiç tercih etmediklerini, %34,0'ü konserve ve %9,2'si dumanlanmış balık ürünlerini tercih ettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların balık alırken; %68,9'u tazeliğine, %20,4'ü türüne ve %6,9'unun fiyatına dikkat ettikleri belirlenmiştir. Balığın taze olup olmadığına karar verirken %33,4'ü solungaçlarına, %30,6'sı gözlerine, %20,7'si satıcıya güven ve %15,3'ü deri parlaklığına bakarak karar verdiğini söylemiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Karakaya Baraj Gölü'nde yaşayan Barbus Grypus Heckel, 1843 (şabut) populasyonunun bazı büyüme özelliklerinin belirlenmesi

    Burhan Cengiz

    Bu çalışmada; Karakaya Baraj Gölü'ndeki Arabibarbus grypus'un (Heckel, 1843) eşey dağılımı, boy ve ağırlık ilişkisi, yaş tayini, von Bertalanffy büyüme parametreleri ve kondisyon faktörü gibi bazı büyüme özellikleri araştırılmıştır. İncelenen 74 bireyin %37,84'ünün (28 adet) dişi, %62,16'sının (46 adet) erkek olduğu ve dişi/erkek oranının 1/0,6087 olduğu tespit edilmiştir. Örneklerin total boy ve ağırlıkları dişilerde 32,0-62,2 cm ve 354,0-3046 g; erkeklerde 25,0-63,0 cm ve 200,0-3350 g arasında değişmektedir. İncelenen örneklerin yaş grupları II ile VI arasında değişmektedir. Boy-ağırlık ilişkisi dişilerde W = 0,0067L 3,079, erkeklerde W = 0,011L 2,962 ve tüm bireylerde W = 0,0096L 2,993 olarak hesaplanmıştır. Karakaya Baraj Gölü'ndeki A. grypus'un izometrik bir büyüme gösterdiği saptanmıştır (p>0,05). von Bertalanffy büyüme parametreleri dişiler için Lt = 76,53 [1 – e –0,348 (t + 1,22)], erkekler için Lt = 89,83 [1 – e –0,212 (t + 2,08)] ve tüm bireyler için Lt = 92,40 [1 – e –0,200 (t + 2,21)] olarak tahmin edilmiştir. Büyüme performans endeksi (Ф') değeri dişi, erkek ve tüm bireyler için sırasıyla 3,309; 3,233 ve 3,232 olarak hesaplanmıştır. Kondisyon faktörü dişi bireylerde 0,707-1,120 ve erkek bireylerde ise 0,702-1,356 arasında değişmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Yeşil ekonomi ve sürdürülebilir büyüme kapsamında Türkiye'nin ve Almanya'nın iklim değişikliği ile mücadele kamu spotlarının göstergebilimsel analizi

    Dilara Geçgel

    Günümüzün en çok tartışılan konularından biri küresel iklim değişikliği krizidir. Doğal iklim değişikliğinin aksine krize neden olan bu iklim değişikliğinin nedeni insanlardır ve bu krizin yaşanmasında en çok sorumluluk payı geleneksel yönetim anlayışına sahip işletmelerdedir. Bu çalışma küresel iklim değişikliği karşında Türkiye ve Almanya ülkelerinin iklim değişimine karşı tutumlarını incelemekte ve karşılaştırmalı bir perspektif çizmektedir. Bu bağlamda hem gelişmekte olan ülkeler hem de gelişmiş ülkeler açısından küresel iklim değişikliği krizinin yönetim durumu ve krize yönelik yürütülen çalışmalar yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada iklim değişikliği ile mücadele kamu spotları aracılığıyla Türkiye'de ve Almanya'da ülke yöneticilerinin insanlarda nasıl bir davranış değişikliği oluşturmak istediğine bakılmıştır. Küresel iklim değişikliği krizine karşı toplumsal bilinci ve farkındalığı nasıl geliştirmeye çalıştıkları, buna bağlı olarak yeşil işletmecilik anlayışını nasıl etkiledikleri, işletmelerin hangi nedenlerle yeşil işletme olacağı, bu durumda işletmelere düşen yükümlülükler ve sorumluluklar nelerdir sorularına cevap aranmıştır. Kamu spotlarında iklim değişikliği ile mücadele mesajlarının işletmelere ve topluma nasıl verildiği göstergebilimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Kamu spotları filmleri incelendiğinde; işletmelerin doğa dostu üretim seçeneklerine yönlendirildiği, bu çerçevede yenilenebilir enerjilerle üretim faaliyetlerinin yapılması, doğa dostu ambalajların kullanılması mesajları bulunmaktadır. Almanya'nın kamu spotu filminde, söz konusu krizin herkes tarafından bilindiği ve buna bağlı olarak kamu spotunda rasyonel çekiciliğin uygulandığı; 2050 yılına kadar çevre dostu uygulamaların başarıyla hayata geçirilerek karbon salınımını düşürme hedefine ulaşılacağı gösterilmektedir. Türkiye'nin kamu spotu filminde duygusal ve korku çekiciliği uygulanarak işletmelerde/tüketicilerde genel olarak toplumda iklim değişikliği krizinin farkına varma çağrısı bulunmaktadır. Ayrıca bu çalışmada küresel iklim değişikliği krizi ile gündeme gelen yeşil ekonomik faaliyetleri, yeşil ekonomiye ilişkin politikaları, küresel iklim değişikliği krizinin sosyo-ekonomik etkilerini, çevresel etkilerini, bu etkilerin işletmeleri nasıl etkilediğini ve yeşil yönetim kültürüne nasıl yön verdiğini genel boyutlarıyla disiplinler arası şekilde görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Yeşil ekonomi, yeşil işletmecilik, göstergebilim, Türkiye, Almanya

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi

    Esra Emül

    Küresel bir salgın olan koronavirüs hastalığıyla mücadelede hiç kuşkusuz ki en büyük görev sağlık çalışanlarına düşmektedir. Sağlık çalışanları salgınla mücadele ederken aynı zamanda artan iş yükü, iş stresi, aşırı çalışma saatleri, uykusuzluk, enfekte olma korkusu, hastaların acı çektiğini görme ve aileden uzak kalma gibi birtakım problemlerle de başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Bu problemlerle mücadele ederken sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğu meydana gelmektedir. Merhamet yorgunluğu yaşayan sağlık çalışanları fiziksel, ruhsal ve işle ilgili birtakım olumsuzluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum iş tatminsizliği, performans ve konsantrasyon düşüklüğü, motivasyon eksikliği, yapılan işte hataların artması ve işe devamsızlığı da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmanın amacı; sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Elazığ il merkezinde bulunan Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma yapılırken farklı mesleklerden 210 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Yüz yüze anket yöntemiyle elde edilen veriler kullanılmıştır. Araştırmada veri toplanırken Pommier (2011) tarafından geliştirilen ve Akdeniz ve Deniz (2016) tarafından Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan 24 ifadeden oluşan merhamet ölçeği ile Cammann vd, (1979) tarafından geliştirilen çalışanların işten ayrılma niyeti düzeyini belirleyen 4 ifadeden oluşan işten ayrılma niyeti ölçeği kullanılmıştır. Merhamet yorgunluğu ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişki ve merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi korelasyon ve regresyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre sağlık çalışanları orta düzeyde merhamet yorgunluğu yaşamakta olup işten ayrılma niyeti düzeyleri ise düşük olmaktadır. Ayrıca merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre katılımcıların merhamet yorgunluğu düzeylerinin anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Araştırma sonunda; katılımcıların işten ayrılma niyeti düzeylerinde yaş, medeni durum, çocuk sayısı, eğitim durumu, meslek, mesleği tercih etme durumu ve çalışılan bölümü seçme durumu demografik değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiş fakat cinsiyet, görev yapılan birim ve mesleki çalışma yılı demografik değişkenlerine göre ise anlamlı farklılıklar tespit edilmemiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Duygusal bağlılık ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık rolü: MEB Tunceli okullarında bir uygulama

    Esra Sinem Şenel

    Eğitimde istenilen hedeflere ulaşılması öğretmenlerin tutum ve davranışlarına bağlıdır. Öğretmenlerin eğitim ve öğretim hizmetlerinde mesleklerine olan bağlılıkları, eğitim verdikleri okula yönelik örgütsel bağlılıkları ile ilişkilidir. Eğitimcilerden beklentiler özellikle hizmet verdiği bölge ve toplum yapısı, kültürü̈ de dikkate alındığında değişebilmektedir. Eğitimcilerin bu beklentileri karşılayabilmeleri için öncelikle mesleklerine ve örgütlerine karşı olumlu tutum ve davranışlar içerisinde olmaları gerekmektedir. Eğitimcilerin okula ve mesleklerine olan bu olumlu tutum ve davranışlarının azalması günümüz eğitim sisteminin önemli sorunlarından biridir. Çünkü̈ okulun hedeflerine ulaşılmasında eğitimcilerin okullarına ve mesleklerine olan tutumları son derece önemlidir. Örgüte ve mesleğine bağlılığı yüksek olan eğitimcilerin, görevlerini yerine getirmede ve okulun hedeflerine ulaşmada daha fazla caba sarf ettikleri bilinmektedir. Bu çalışmada Tunceli ilindeki MEB da görev yapan öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda örgütsel bağlılık işten ayrılma ve örgütsel kimlik ölçeği olan anket Tunceli il merkezinde bulunan MEB'e bağlı resmi eğitim kurumların da görev yapan 240 öğretmene uygulanmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen veriler bilgisayar ortamında Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasında örgüt kimliğinin tam aracı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kadın sağlık çalışanlara yönelik tutumların belirlenmesi: Tunceli ili örneği

    Ömrüm Müldür

    Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de kadın çalışanlar iş yaşamında meslek seçimi, işe alım, kariyer, terfi, ücretlendirme ve haklara erişim gibi alanlarda cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmaktadırlar. Toplumsal eşitliğin iş yaşamında da sağlanabilmesinin yolu farkında olarak ya da olmadan yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının önlenmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle konuyla ilgili ne kadar çok araştırma yapılır ne kadar çok farkındalık ve bilinçlendirme yapılırsa o kadar hızlı yol alınacaktır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, sağlık sektörünün kadınlaşması ve sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumlarının ölçülerek elde edilen verilerle cinsiyet eşitliği ile ilgili çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunmak ve bu konu hakkında bilimsel katkı sağlamaktır. Bu çalışma, sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumunu ölçmek amacıyla Tunceli Devlet Hastanesi ve Tunceli Aile Hekimliklerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Çalışan 685 personel arasından, kolayda örneklem metodu ile seçilen 200 kişiye anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerden analize uygun olan 180 anket üzerinden analiz işlemleri uygulanmıştır. Bu ölçek iki bölümden oluşmakta olup ilk bölüm 7 maddelik demografik sorulardan ikinci bölüm performans (8 madde), toplumsal cinsiyet rolleri (10 madde), işe kabul ve tutunma (4 madde), kariyer (5 madde) ve duygusallık (3 madde) olmak üzere beş alt boyutta, 30 madde ile incelenmiştir. Toplanan nicel veriler istatistik paket programında analiz edilerek bulgular yorumlanarak tartışılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcılar "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği"ni demografik tüm alt boyutlar ile birlikte bir bütün olarak değerlendirdiklerinde anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ancak ayrı ayrı değerlendirme yapıldığında cinsiyet, medeni durum, yaş, çocuk sayısı, meslek ve hizmet yılında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Vardiyalı çalışan personelin, iş-aile çatışma düzeylerinin belirlenmesi: Elazığ Havalimanı örneği

    Ferdi Uzun

    Bu çalışmada, Elazığ Havalimanı'nda vardiyalı sistem ile çalışan personellerin, iş - aile çatışma düzeyleri ölçülerek incelenmiştir. Yapılan çalışmada öncelikle, araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturmak adına vardiyalı çalışma kavramı ve vardiyalı çalışmanın geçmişten günümüze kadar olan kronolojik sıralaması anlatılmıştır. Daha sonra, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilme sebepleri, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilmesi sonucunda çalışanların ve yöneticilerin nelerle karşılaşabileceği, daha sonra iş-aile çatışması ile ilgili tanımlamalar, iş–aile çatışmasının türleri, iş-aile çatışmasının kaynakları ve iş-aile çatışmasının vardiyalı çalışma sistemi ile ilişkileri ele alınmıştır. Birinci bölümde vardiyalı çalışma sistemi, ikinci bölümde iş–aile çatışması, üçüncü ve dördüncü bölümde ise Elazığ Havalimanı bünyesinde vardiyalı sistem de çalışan 228 personelin, hazırlanmış olan anket sorularına verdikleri cevaplar Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma "Vardiyalı Çalışmanın Etkileri" ve "İş-Aile Çatışması" ölçekleri olmak üzere iki ayrı ölçekten oluşmaktadır. Katılımcıların ölçek içinde yer alan ifadelere katılma düzeyleri incelenirken en düşük seviyeden başlayarak sırasıyla "Kesinlikle Katılmıyorum", "Katılmıyorum", "Kararsızım", " Katılıyorum" ve "Kesinlikle Katılıyorum" derecesinde katılımları incelenmiştir. Likert tipi ölçeklendirme ile araştırmaya katılanların verdikleri cevapların aritmetik ortalamaları esas alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, çalışanların, demografik özelliklerine, statü, ücret, çalışma biçimi gibi faktörlere bağlı olarak vardiyalı çalışma sisteminden etkilenme durumları ve bu etkilenme sonucunda iş–aile çatışma düzeylerinin ne derecede olduğunu tespit ederek çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunup literatüre bu konu hakkında katkı sağlamaktır. Anahtar kelimeler: Vardiya, vardiyalı çalışma sistemi, iş–aile çatışması

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Uyuşturucu madde kullanımına sosyolojik bir bakış: Tunceli örneği

    Özlem Sevinç

    Uyuşturucu madde kullanımının her geçen gün artması ve kullanım yaşının düşmesi büyük bir tedirginlik yaratmaktadır. Birçok kurum ve kuruluş madde kullanımının önüne geçmeye yönelik çözüm arayışındalar. Madde bağımlılığı sadece bireye değil, topluma da ciddi zararlar vermektedir. Toplumsal olarak yapılan hatalar bağımlılığa başlama ve devam etme durumlarını etkilemektedir. Tüm dünyanın mücadele ettiği bu küresel sorunun çözümünün temelinde toplumsal bilinçlenme bulunmaktadır. Çalışmanın temel amacı; madde bağımlılarına toplumsal bakış açısının, yönelim nedenlerinin, ebeveyn kaygılarının tespiti ve bilinç düzeylerinin belirlenip toplumsal ve bireysel düzeyde çözüme destek olması amaçlanmaktadır. Bu doğrultu da Tunceli kültüründe yetişmiş, eğitim düzeyleri, medeni durumları ve ebeveynlik durumları farklı dokuz katılımcının dahil olduğu, uyuşturucu madde bağımlılığına toplumsal algıyı belirlemeye yönelik hazırlanan sorularla derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak madde bağımlılığına yönelik bilinç düzeyi belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak; toplumun madde bağımlılığına dair tedirginlikleri olduğu ve özellikle ebeveyn olan katılımcıların kaygı düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında maddeye başlamada çevresel etmenlerin baskın olduğu ama çevreye yönelimde de ailenin bütünsel olarak etkili olduğu görülmüştür. Tunceli örnekleminde gerçekleştirilen çalışmada inançsal yapının etkisinin olmadığı ve kültürel bazı etmenlerin direk maddeye yönlendirmese de dolaylı olarak etkisinin olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm bunlar göz önüne alındığında maddeye ulaşımın engellemesi tamamen mümkün olmasa da toplumun bilinçlendirilmesi ile madde kullanımının önüne geçilmesi mümkün görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hayat, ölüm ve intihara yüklenilen anlamlar üzerine inceleme: Tunceli örneği

    Fatma Demir

    Toplumların yarattığı kültürler ve kurumlar, bireylerin hayata, ölüme ve gönüllü ölüme bakış açılarını değiştirirken, bakış açısı değişen bireyler zamanla kültürleri değiştirmiş, kurumları ya tamamen ortadan kaldırmış ya da kurumların işleyişini değiştirmişlerdir. Dünyanın her yerindeki düşünsel, bilimsel ve teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hızla ilerlerken, hayatın anlamı, ölümün hissettirdikleri ve intihara karşı tutumlar her geçen gün farklılaşmaktadır. Dün anlamlı olan bugün anlamsızdır, dünkü yasanın bugün artık hükmü kalmamıştır. Dünün hayali, bugün hayatın normali olmuş, yeni gelişmelerin peşine düşülmüştür. Tüm bu karşılıklı değişim ve dönüşüm, ilk toplumlardan günümüze kadar gelmiş, anlam dünyalarımızı değiştirmiş ve bundan sonra da durmadan devam edecektir. Çalışmanın temel amacı, günümüz dünyasında hayata, ölüme ve intihara dair farklılaşan anlam dünyasını ortaya koymak ve hayat, ölüm ve intihar üzerine toplumsal algıya bireyler vasıtasıyla ulaşmaktır. Bu amaçla öncelikle geçmişten günümüze hayat, ölüm ve intihara yüklenilen anlamlar, tarihsel, felsefi, psikolojik ve sosyolojik bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, sonrasında Tunceli'de yaygın inanç şekli olan Alevilik kültür ve inancında yetişmiş farklı yaş, inanç, meslek, ve eğitim durumlarındaki kadın ve erkeklerin, günümüz dünyasında, hayata, ölüme ve intihara yükledikleri anlam ve bakış açıları derinlemesine mülakat yapılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Tuncelililerin çoğunluğu Alevi kültür ve inancının etkisinde kalarak hayatı ve ölümü anlamlandırmış, intiharı da bu bağlamda değerlendirmiştir. Hayatın anlamlılığına dair istisnai görüşler olsa da genel anlamda Tuncelilier için hayat anlamlıdır ve ölüm hayatın doğal bir parçasıdır. Dersimliler hayata verilen değer doğrultusunda intiharı reddetseler de çaresiz, acı verici hastalık hallerinde anlaşılabilir bulmuşlardır. İnsanın hayatı kendine aittir genel görüşü hakimdir ve bu nedenle Sünni İslam kültüründeki intiharın günahlığı Tuncelili Aleviler için geçerli değildir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Seyitlerin perspektifinden Dersim Aleviliğinde yapı ve ritüeller

    Songül Ataman Arslan

    Alevilik konusunda son yıllara ait oldukça fazla yayın ve çalışma bulunmaktadır. Türkiye'de yaşamakta olan ve diğer topluluklara göre kendine özgü farlılıklar gösteren bir toplum yapısına sahip olan Aleviler, uzun zamanlar içine kapanık bir yaşam şekli sürmüşlerdir. Modernleşmeyle beraber, göçler ve kentleşme gibi faktörlerin de etkisiyle Dersimli Alevi toplumunda çok boyutlu değişimler gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, araştırmacının kendisinin de ait olduğu Dersim Alevi toplum yapısında meydana gelen değişimlerine olan merakı motivasyon kaynağı olmuştur. Niteliksel alan çalışması yapılarak, özellikle Dersimli Alevi seyitlerin değerlendirmeleri ve bakış açıları esas alınarak Alevilik konusunda akademik bir araştırma ile bu alanda bir nebze de olsa katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yanı sıra, Tunceli'de yaşanan Aleviliğin hangi boyutlarda olduğunu ortaya koymak hedeflenmiştir. Araştırmada, Dersim ocakzadelerinden elde edilen bilgilerle Dersim Aleviliğinin toplumsal yapı ve ritüellerinin geçmiş ile bugün arasında bir karşılaştırması yapılmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Görüşmelerde yöneltilen sorular yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine göre hazırlanmış ve mülakat yapılacak kişilerin seçimi için amaçsal (monografik) örneklem kullanılmıştır. Örnekleme türünün seçilmesindeki amaç, Dersim kültürü ve inanç sistemi hakkında bilgiye sahip olduğu düşünülen ocakzadelerle derinlemesine çalışılmasına imkân sağlamasıdır. Araştırma konusu çerçevesinde bölgede yaşanan sıkıntı ve sorunların nedenlerini irdeleyerek durum analizleri de yapılmıştır. Eksenin değişim ve dönüşüm olduğu bir çalışma etkenlerden soyutlanamaz, dolayısıyla bu etkenlerin de dile getirilmesi önem arz etmektedir. Birçok bileşenin bir arada veya paralel incelenmesi gerektiği durumlarda değişimle bağlantılı gelişmelere de geniş yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Alevilik, Dersim, ritüelle

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Tunceli ilinde boşanma deneyimleri

    Sabahat Cebbur

    Türkiye genelinde boşanmaların artması nedeniyle kadın ve erkeklerin evlilikte rolleri değişime uğramakta ve günümüzde, aile kurumuna yönelik birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ataerkil bir sisteme dayanan ve kadının ikincil konumda olmasını pekiştiren düzenlemeler, toplumsal farklılıklara, tarihsel ve kültürel süreçlere dayanmaktadır. Bu doğrultuda evliliğe ve evlilik sürecine yüklenen anlamlar, boşanma sürecini de etkilemekte ve boşanma sonrası uyum süreçleri, toplumsal değişmeye bağlı sosyal, ekonomik, dinsel, kültürel ve tarihsel farklılıklara bağlı olarak değişmektedir. İnançsal ve kültürel yapısıyla farklılık gösteren ve kadın erkek eşitliğini ön plana çıkaran Tunceli kentinde, boşanan kadın ve erkeklerin sorun yaşamadığı söyleminden hareket ederek boşanan kadın ve erkeklerin boşanma deneyimleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Çalışmaya yirmi bir katılımcı dâhil olmuş ve derinlemesine görüşme yapılıp izin verdikleri ölçüde ses kayıtları alınmıştır. Betimsel olarak analiz edilen veriler, belirli temalar şeklinde yorumlanıp tartışmaya açılmıştır. Çalışmada evlilik süreçleri, boşanma süreçleri ve boşanma sonrası uyum süreçleri, cinsiyet temelinde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Kadınların, boşanmış olarak kendi kendilerine ve çocuklarına yetebilme çabaları, iş yaşamına etkin olarak katılma ve güçlü olma zorunluluğunu hissetmeleri gibi durumlarla baş etme çabaları ile yeniden kendi hayatlarını kurmaya çalıştıkları görülmüştür. Boşanmış ve boşanma sürecinde olan erkekler, çocuklarından ayrı ve yeni hayat kurmanın zorluğunun üzerinde durmuştur. Kadın katılımcılardan farklı olarak bazı erkek katılımcılar, boşandıktan sonra geçen zamanın kendilerinde yalnızlık ya da boşluk gibi duygular hissettirdiğini belirtmiştir. Nihayetinde çalışmada, Tunceli kültürünün sağladığı akrabalık ilişkileri ve ailenin çocuklarına sahip çıkması, eğitim düzeyinin yüksek olması, dez avantaj olan boşanmanın kent genelinde artması nedeniyle bir avantaja dönüşmesi gibi olumlu yönleri tespit edilmiştir. Neticede Tunceli kentinde yaşamanın olumlu yönleri olduğu gibi, küçük bir kent olmasından kaynaklı olumsuzluklarla karşılaşan katılımcılar da olmuştur. Katılımcıların, hiç evlenmemiş olan insanlara göre özellikle toplumsal alanda, kendilerini aynı konumlandırmaması, boşanmanın kendilerinde hissettirdiği duyguya bağlı olarak kendi hayatlarında kısıtlamalara gitmesi, boşanma olgusunun sorunsallaştırıldığı düşüncesini pekiştirmesi açısından, çalışma önem kazanmıştır. Anahtar kelimeler: Evlilik, boşanma, boşanma deneyimleri

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Ohmik ısıtma işleminin sütün evaporasyonunda kullanımı, elektriksel iletkenlik, performans analizi ve bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi

    Seda Ariç Sürme

    Bu çalışma kapsamında nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM süt örneği ohmik ısıtma destekli evaporasyon (ODE) ve geleneksel evaporasyon işlemi kullanılarak yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM içeriğine kadar konsantre edildi. ODE işlemi kullanılarak konsantre edilen süt örneğinin işlem süresince sıcaklık değişimi, toplam işlem süresi ve elektriksel iletkenlik değeri incelenmiştir. Ayrıca geleneksel evaporasyon işlemi ve ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile konsantre edilen sütün performans ve bazı kalite özellikleri incelenmiş ve iki yöntem istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi kullanılarak 3 farklı voltaj gradyanında (7-11 V/cm) 20 °C'den kaynama noktasına kadar sütün ısınma süresinin 10-30 dakika arasında olduğu ve artan voltaj gradyanın ise işlem süresini kısalttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Başlangıç nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM değerinde olan süt örneğinin yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM değerine kadar evaporasyon süresinin ise 31-92.5 dakika arasında değiştiği ve artan voltaj gradyanın işlem süresi üzerine olumlu etkisi olduğu, ayrıca geleneksel evaporasyon işleminin ise 41 dakika olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Evaporasyon işlemi sırasında artan konsantrasyona bağlı olarak kaynama noktasında yaklaşık 1 °C artış olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminde nem içeriğinin yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM içeriğine kadar konsantrasyonu sırasında zaman ile nem ilişkisi arasında doğrusal bir ilişki olduğu ve R2 değerinin ise 0.99'dan büyük olduğu belirlenmiştir. Gelişen teknoloji ile birlikte sistem ve/veya işlem verimliliği önemli bir parametre olarak dikkate alınmaktadır. Mevcut çalışmada ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminin performans değerleri incelenmiş ve enerji verimlilik değerinin %67.1-56.3 arasında değiştiği geleneksel evaporasyon işleminin enerji verimliliğinin ise %37.1 olduğu tespit edilmiştir. Ekserji verimlilik değerinin ise %59.3-49.7 arasında değiştiği ve geleneksel evaporasyon işleminde elde edilen ekserji değerinin ohmik ısıtma işleminden daha düşük ve %32.7 olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminden elde edilen konsantrede sütün hidroksimetilfurfural (HMF) ve renk özellikleri incelenmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile elde edilen konsantre süt örneklerinin HMF değerinin 10.2-18.0 mg/L arasında olduğu geleneksel evaporasyon işlemi ile elde edilen süt örneğinin HMF içeriğinin ise 17.7 mg/L düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminde elde edilen HMF içeriğinin daha düşük olduğu ancak işlem süresinin azalan voltaj gradyanına bağlı olarak artmasının HMF içeriğini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM değerindeki süt ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile başarılı bir şekilde yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM değerine kadar konsantre edilmiştir. Ohmik ısıtma uygulamasında, işlem süresinin daha kısa, enerji ve ekserji verimliliği bakımından daha yüksek verim elde edilmiştir. Kalite özellikleri açısından HMF içeriği daha düşük konsantre süt örneği 11 ve 9 V/cm ohmik uygulamalarında elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ohmik ısıtma, evaporasyon, elektriksel iletkenlik, enerji, ekserji, kalite

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Acil toplanma noktalarının önceliklendirilmesine yönelik aralıklı tip-2 bulanık küme tabanlı bir yaklaşım: Muş ili uygulaması

    Taner Yiğit

    Her yıl 400'den fazla etki düzeyi yüksek doğal afet küresel nüfusu etkilemektedir. Ülkemizde de tarihi boyunca da pek çok sayıda afet yaşanmıştır. Ülkemizde en çok karşılaşılan ve en çok zarara sebebiyet veren afet türü depremdir. Bu tez kapsamında, özellikle deprem yaşandıktan sonra altın zamanlar olarak adlandırılan ilk 72 saat sürecinde afetten henüz etkilenmemiş veya az zarar ile etkilenmiş vatandaşların barınmalarını ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için afet yönetim sistemi kapsamında planlanmasının yapılması gereken acil toplanma alanları yer seçim kriterleri ve acil toplanma noktalarının önceliklendirmesi incelenmiştir. Öncelikle acil toplanma noktaları yer seçimi kriterleri kapsamında 5 ana kriter ve 13 alt kriter belirlenmiştir. Ana kriterler arazinin tercih edilebilirliği, elektrik altyapısı, sıhhi tesisat sistemi, güvenlik ve emniyet ve yakınlık olarak belirlenmiştir. Alanında uzman 20 farklı karar verici ile acil toplanma noktaları yer seçimi kriterlerinin ağırlıkları hesaplanmıştır. Bu aşamada literatürde En iyi-En kötü yaklaşımı kullanılarak her bir ana kriter ve alt kriterin ağırlıkları hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre Arazinin tercih edilebilirliği en önemli ana kriter olarak belirlenirken, Toprak kaymaları, su baskını, vb. ise önemli alt kriter olarak belirlenmiştir. Sonraki aşamada Muş ili için 16 acil toplanma noktası belirlenen kriterlere göre aralıklı tip-2 bulanık küme tabanlı TOPSIS yaklaşımı kullanılarak önceliklendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ATN-2 (Zafer 1-2 (Millet Bahçesi ve Parkı)) ve ATN-12 (15 Temmuz Parkı) en yüksek iki yakınlık katsayısına sahip acil toplanma noktaları olarak belirlenmiştir. Sonuçların tutarlılığı klasik TOPSIS ve MARCOS yaklaşımlarının sonuçları ile değerlendirilmiştir. Önerilen yaklaşımda aralıklı tip-2 bulanık kümeler kullanıldığından dolayı belirsizlik daha doğru dikkate alınmış ve daha doğru sonuçlar üretilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Endüstri 4.0 ın sağlık sektöründeki etkileri üzerine bir araştırma

    Emine Şenel

    Küreselleşen dünyada tüm ülkeler, rekabet karşısında ayakta durabilmek ve büyüyebilmek için Endüstri 4.0'ın getirdiği yeni düzene ve yeni iş yapış şekillerine entegre olmak zorundadırlar. Çünkü verimli, kaliteli, maliyet avantajlı, çevik ve hızlı üretim sunan Endüstri 4.0 bileşenlerine geçiş olmadığı takdirde rekabette ayakta kalabilmek mümkün olamayacaktır. Endüstri 4.0 sadece imalat sektörü için değil tüm sektörler özellikle de hizmet sektörü açısından da büyük değişimleri gerekli kılmaktadır. Toplum 5.0 uyumlu bir hizmet sektörünün dizayn edilmesi, uyumlaştırma çalışmalarının da yürütülmesi gerekmektedir. Sağlık sektörü de diğer sektörler gibi yaşanan bu değişim ve gelişmelerden nasibini almakta, hızlı bir değişim ile yeni teknolojilerin kullanımına geçiş yapılmaktadır. Her ne kadar sağlık sektörü Endüstri 4.0 sürecine farklı nedenlerden ötürü beklenen hızda entegre olamasa da içinde bulunduğumuz COVİD 19 pandemi süreci dijitalleşmeyi hızlandırmıştır. Ülkelerin geride kalmamak için yarıştığı bu dönemde sağlık sektöründe de değişimlerin yaygınlaşması ile dijital hastanelerden, online hasta bakımına, robot hemşirelerden, robotik ameliyatlara, 3D yazıcılar ile doku ve organ oluşturmadan, nano teknolojik ürünlerin kullanılmaya başlanmasına kadar çok çeşitli alanlarda yenilikler ve gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Ülke ekonomileri açısından oldukça önemli hale gelen sağlık turizminde ilk sıralarda yer almak Türk sağlık sektörünün aktörlerinin önceliklerinden biridir. Bu nedenle sağlık alanında rekabetin gerisinde kalmamak için sağlık sektörümüz Endüstri 4.0'ın zorunlu kıldığı değişim ve yenilikleri hızlıca hayata geçirmek zorundadır. Bu bağlamda kurgulanan bu çalışmada ülkemizde Endüstri 4.0'ın sağlık sektöründe yarattığı gelişmelerin ayrıntılı olarak incelenmesi ve SWOT analizi uygulanarak sektörün mevcut durumunun analiz edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Endüstri 4.0 bileşenlerini çok iyi bir şekilde hayata geçiren ve sağlık sektöründe çok büyük gelişmeler gösteren Kanada'nın da mevcut durumu SWOT analizi ile incelenerek, her iki ülkenin mevcut sağlık sektörü Endüstri 4.0 gelişim süreçleri, sağlık sistemi gelişimi, HIMMS verilerine göre analiz ve hükümetlerin uyguladığı akıllı uygulamalar olmak üzere 4 kategoride kıyaslanmıştır. Bu yöntemle Türk sağlık sektörü Endüstri 4.0'ın mevcut uygulanabilme düzeyinin ortaya koyulması ve ne gibi fırsatlar ve tehditler olduğunun açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Geliştirilen bir model yardımıyla sağlık sektöründeki yöneticilere ve Kanun yapıcılara birtakım öneriler sunulmaya çalışılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hastanelerin afete hazırlığına yönelik Bayesyen BWM ve VIKOR temelli bütünsel bir model önerisi

    Halit Serdar Saner

    Hayatın günlük işleyişine engel olan ve insanların hem sağlıklarını hem de sosyal yaşantılarını tehlikeye atan felaketler karşısında güvenle başvurmak isteyecekleri yerlerdir hastaneler. Oluşabilecek en kötü şartları göz önünde bulundurarak tüm hazırlıklar yapılmalı ve verilecek hizmet aksamadan devam etmelidir. Bu çalışmada, ele alınan altı hastanenin afet sonrası karşılaşılan acil durumlara hazırbulunuşluk düzeyleri incelenmiştir. Öncelikle hastanelerin hizmetlerine sorunsuz devam etmesi için var olması düşünülen 6 ana 34 alt kriter belirlenmiştir. Alanlarında uzman 5 karar vericiyle bu kriterlerin ağırlıkları hesaplanmış ve ülkenin farklı bölgelerinden seçilen 6 hastanenin belirlenen bu kıstasları ne ölçüde sağladığı yöneticileriyle yapılan görüşmelerle öğrenilmiştir. Elde edilen tüm bu veriler Bayesyen BWM, VIKOR ve TOPSIS ÇKKV metotları kullanılarak geliştirilen bir karar modeliyle değerlendirilmiştir. Uzmanlar tarafından ikili kıyas mantığıyla değerlendirilen kriter ve alt kriterlerin ağırlıkları Bayesyen BWM ile hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre "Personel" en önemli kriter olarak belirlenmiştir. Onu çok az bir farkla "Ekipman" takip etmektedir. Bu da personel ve ekipmanın acil durumlarda birbirlerinden ayrı düşünülemeyeceğinin göstergesidir. Daha sonra Bayesyen BWM ile hesaplanan ağırlık değerleri, hastanelerden alınan verilerle birleştirilerek VIKOR için girdi sağlanmıştır. VIKOR ile elde edilen sonuçlar neticesinde afetlere en hazır hastanenin Hastane-2 olduğu tespit edilmiştir. Bu hastaneye ait VIKOR Q değeri 0,000 olarak elde edilmiştir. Bu hastaneyi Hastane-4 (Q=0,5661) ve Hastane-5 (Q=0,7464) izlemektedir. Kalan sıralama ise Hastane-6, Hastane-3 ve Hastane-1 şeklinde olmuştur. Sonuçların tutarlılığı TOPSIS ile değerlendirilerek kontrol edilmiş ve Hastane-2 yine en hazır hastane olarak öne çıkmıştır. Bu çalışmada Bayesyen BWM'nin kullanılması, uzman grubun görüşlerinin bilgi kaybı olmadan birleştirilmesini ve olasılıksal bakışla kriter ve alt kriter ağırlıklarının daha az ikili karşılaştırma yükü ile belirlenmesini sağlamıştır. Bayesyen BWM'nin literatüre katkısı olan "Kredal Sıralama" ile her bir kriter arasındaki hiyerarşinin yorumlanması daha hassas bir şekilde yapılmıştır.