Yazarlar
- Ayşe Nur Aydın(2)
- Serap Sabancı(2)
- Çağdaş Güneş(2)
- Abdulhamit Han Çelik(1)
- Abdullah Genç(1)
- Abdullah Tekçe(1)
- Abdullatif Akçakaya(1)
- Abdulselam Gün(1)
- Abdurrahim Taş(1)
- Adem Soysal(1)
- Adnan Karadağ(1)
- Adnan Keçe(1)
- Adıgüzel Güllükopar(1)
- Ahmet Bedrettin Alişer(1)
- Ahmet Emin Gençaban(1)
- Ahmet Kemal Geyik(1)
- Ahmet Koçyiğit(1)
- Ahmet Onur Taşdemir(1)
- Ahmet Serdar Kılıç(1)
- Ahmet Sesli(1)
- Ahmet Turan Gümüşbaş(1)
- Alaattin Uras(1)
- Alev Akgül(1)
- Ali Atlı(1)
- Ali Bal(1)
- Ali Bozkaya(1)
- Ali Eren Demir(1)
- Ali Gökkoruk(1)
- Ali Güzelçiçek(1)
- Ali Keçeci(1)
- Ali Sarıgül(1)
- Ali Ziver Bilge(1)
- Alişir Çakmaz(1)
- Alperen Kalkan(1)
- Anıl Polat(1)
- Anıl Sözen(1)
- Arzu Açar(1)
- Arzu Dağlı(1)
- Arzu Doğan(1)
- Aslı Eymir(1)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024Enjeksiyon yöntemi ile zemin sıvılaşmasının önlenmesi
Yahya Kılınç
Zeminlerde meydana gelen sıvılaşma olayı sonucunda geri dönüşü mümkün olmayacak seviyede hasarlar meydana gelebilmektedir ve bu bağlamda ilgili şartnameler dahilinde sıvılaşma analizinin yapılarak gerekli önlemlerin alınması elzemdir. Ülkemizde de 2023 yılında yaşadığımız Kahramanmaraş depremi ve bu deprem haricinde yaşanan, acı kayıplara neden olan birçok deprem sonucunda sıvılaşmanın yıkıcı etkileri kendini göstermiştir. Gerçekleştirilen bu çalışma kapsamında Elazığ il sınırları içerisinde sıvılaşma potansiyeli bulunan bir zemine inşa edilmesi düşünülen bir yapı inşaatına ait olan veriler kapsamında gerekli sıvılaşma analizleri yapılmış ve eldeki imkanlar değerlendirilerek permeasyon enjeksiyonu metodu vasıtası ile sıvılaşma riskinin ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Permeasyon enjeksiyonu, zemin ortamın yapısını bozmadan, deforme etmeden daneler arasındaki boşluklara içeriği zemin özelliklerine göre tayin edilen bir harcın içitilmesi işlemi olarak tanımlanabilir. İyileştirme işleminin ardından gerçekleştirilen saha deneyleri aracılığı ile tatbik edilen iyileştirme işleminin işlevini yerine getirip getirmediği kontrol edilmiş ve sıvılaşma riskinin ortadan kalktığı standart penetrasyon deneyinden elde edilen bu veriler üzerinden yapılan hesaplamalar ile iyileştirme öncesi ve sonrası durum mukayese edilerek gösterilmiştir. Bu bağlamda gelişmiş makine ve araç imkanlarına erişimin kısıtlı olduğu bu bölgede başarılı bir iyileştirme işlemi ortaya konmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024Mazıdağı (Mardin) fosfat yataklarının yan kayaçlarının incelenmesi
İrfan Yorulmaz
Fosfat yan kayaçları, fosfat mineralizasyonu sırasında farklı elementleri yüksek konsantrasyonlarda içerebilen materyallerdir. Bu durum, fosfat yan kayaçlarını değerli kaynakları olarak ön plana çıkarır ve fosfat madenciliği sırasında bu elementlerin geri kazanılması açısından önem arz etmektedir. Değerli elementlerin fosfat yan kayaçlarından çıkarılması, düşük konsantrasyonları ve karmaşık kimyasal yapıları nedeniyle teknik ve ekonomik dezavantajları kapsamaktadır. Bu süreç genellikle çeşitli kimyasal ve fiziksel işlemleri kapsar ve bu işlemlerin optimizasyonu maliyet etkinliği ve çevresel etkiler açısından önem taşır. Ayrıca tez çalışması kapmasında nadir toprak elementlerinin ekonomik değer taşıyor olabilirliği göz önünde bulundurulmuştur. Ekonomik olarak, fosfat yan kayaçlarından değerli elementleri geri kazanmak, bu elementlere olan küresel talebi karşılamak için alternatif bir kaynak sunmaktadır. Bu yaklaşım, değerli elementlerin geleneksel kaynaklarına olan bağımlılığı azaltabilir. Ayrıca, fosfat yan kayacında oluşabilecek değerli elementler fosfat madenciliği endüstrisi için ek gelir kaynağı oluşturarak ekonomik verimlilik sağlayabilir. Çevresel açıdan, fosfat yan kayaçlarının değerli elementler açısından değerlendirilmesi, atık malzemelerin yeniden kullanımını teşvik eder ve çevresel etkileri azaltabilir. Bu yaklaşım, fosfat madenciliğinin toplam çevresel ayak izini düşürmeye yardımcı olabilir ve atık yönetimi stratejilerinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, fosfat yan kayaçlarının değerli elementlerin varlığı açısından değerlendirilmesi hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli fırsatlar sunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024Ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi dersine yatkınlıkları ile fiziksel aktivite düzeyleri ve sınav kaygılarının incelenmesi; Dicle ilçesi örneği
Mahmut Bozkurt
Eğitim sistemi içinde öğrencilerin her eğitim kademesinde sınav yapılmaları bilinen bir durumdur. Özellikle ortaokul düzeyinden ortaöğretim düzeyine geçerken yapılan sınavlar öğrenciler üzerinde genel olarak büyük stres kaynağı olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu stresli durumların kaygıyı artırması beklenen bir durumdur. Eğitim sistemi belirli bir sistematik düzene göre yapılır ve bu dersler sınavlarda sağlayacağı faydaya göre belirli bir önem sırasına konularak belirlenmektedir. Eğitim sisteminde yer alan dersler sınav açısından sağlayacağı katkıyla eş olarak önem sırasına konulmaktadır. Bu sıralama bireyin daha çok kendisinin yaptığı bir sıralama iken aslında sınav sistemi içinde puanlamaya göre de bir gösterge olmaktadır. Bundan dolayı bede eğitimi dersi sınava katkısı olmadığı düşüncesi ile bazı bireyler tarafından önemsiz ya da sınava katkısı olmadığı gerekçesiyle sadece not sisteminde etkisi olan bir ders olarak görülmektedir. Ancak eğitim hayatı sınav sorularına eşlik eden dersler kadar fiziksel aktivite yapmak, ruhsal ve bedensel katkıları amacıyla beden eğitimi dersinin varlığını da gerekli görmektedir. Bu amaçla yoğun stres yaşayan öğrencilerin fiziksel aktivite ve spor faaliyetleri ile rahatlamaları, sosyalleşmeleri ve özellikle takım sporları gibi faaliyetlerle psikolojik destek niteliğinde fayda sağlamaları muhtemeldir. Araştırma ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi dersine yatkınlıkları ile fiziksel aktivite düzeyleri ve sınav kaygılarının incelenmesi amacıyla Dicle ilçesi bağlamında bir çalışma yapılması ve elde edilen sonuçların alana katkı sunması amaçlanmaktadır. Araştırma Dicle ilçenin eğitim gören 589 ortaokul öğrencisi üzerinden yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan anket ölçme tekniği kullanılmıştır. "Öğrencilerin, beden eğitimi dersine yönelik tutum ve öz-yeterliklerini tespit etmek için, Hilland ve arkerleri (2009) tarafından geliştirilen ve Öncü ve ark., (2015) tarafından Türkçeye uyumlanan "Beden Eğitimi Yatkınlık Ölçeği", Schembre ve arkadaşları (2015) tarafından geliştirilen ve Eskiler ve arkadaşları (2016) tarfında türkçeye uyarlanan Bilişsel Davranışçı Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Driscoll (2007) tarafından geliştirilmiş Türkçeye Totan ve Yavuz (2009) tarafından uyarlanan Sınav Kaygı ölçeği kullanılmıştır. Beden eğitimi derslerini özellikle sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin fiziksel aktivitelerle kaygılarını azaltmaya yardımcı faaliyetler olarak düzenlenmesinin amaçlandığı çalışmada ortaokul öğrencilerinin sınav kaygısı ölçeği ile bilişsel davranışçı fiziksel aktivite ölçeği arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda bilişsel davranışçı fiziksel aktivite ölçeğinin alt boyutlarından sonuç beklentisi sınav kaygısı arasında zayıf bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda Dicle ilçesi örneğinde sonuçlar elde edilerek analiz edilmiştir. Bu sonuçlara göre öğrencilerin kaygı düzeylerinin fiziksel aktivitelerle bir ölçüde azaldığı görülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024Halbori gözeleri(Tunceli,Türkiye) zooplanktonu
Cengiz Kılmaç
Bu çalışmada, Halbori Gözeleri'nde Haziran 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında aylık olarak 2 istasyondan 12 ay boyunca bazı su kalite parametreleri ve zooplankton faunası araştırılmıştır. En yüksek su sıcaklığı ağustos ayında 2.istasyonda 15,4 °C olarak kaydedilirken, en düşük su sıcaklığı ise ocak ayında 2.istasyonda 5,0 °C olarak kaydedilmiştir. Halbori Gözeleri pH değeri 6,4 ile 8,5 arasında kaydedilmiştir. Araştırma süresince çözünmüş oksijen 8,1 ile 11,9 mg/L arasında değişmektedir. Halbori Gözeleri'nde toplam 26 zooplankton türü teşhis edilmiştir. Bunlardan19 tür Rotifera, 5 tür Cladocera ve 2 tür ise Copepoda'ya aittir. Halbori Gözeleri Zooplanktonu 1.istasyonda Rotiferadan Ascomorpha saltans, Brachionus angularis ve Keratella quadrata yılın çoğu ayında görülürken Cephalodella catellina, Cephalodella forficula, Gastropus stylifer, Keratella tecta, Notommata glyphura ve Synchaeta oblonga yılda sadece 1 ay görülmüşlerdir. Cladoceradan Bosmina longirostris ve Chydorus sphaericus en fazla çıkan türler olmuştur. Copepodadan Cyclops vicinus yılın en fazla ayında görülen tür olmuştur. 2.istasyonda ise Rotiferadan Brachionus angularis, Keratella quadrata ve Polyarthra dolichoptera yılın çoğu ayında görülürken Gastropus stylifer, Lecane nana, Keratella tecta, Synchaeta oblonga yılda sadece 1 ay görülmüşlerdir. Cladoceradan Alona guttata ve Daphnia cucullata en fazla çıkan türler olmuştur. Copepodadan Cyclops vicinus yılın en fazla ayında görülen tür olmuştur. 1.İstasyonun İndeks analiz sonuçlarına göre Shannon Wiener H′ tür zenginliği indeksinin en yüksek olduğu ay 1,97 ile ekim ayı, en düşük değer ise 0,45 ile ocak ayının olduğu tespit edilmiştir. Margalef tür çeşitliliği D indeksine göre en yüksek değer 0,78 ile ekim ayı en düşük değer ise 0,12 ile ocak ayı olmuştur. 2. İstasyonun indeks analiz sonuçlarına göre Shannon Wiener H′ tür zenginliği indeksinin en yüksek olduğu ay 1,68 ile eylül ayı, en düşük değer ise 0,67 ile ocak ayının olduğu tespit edilmiştir. Margalef tür çeşitliliği D indeksine göre en yüksek değer 0,64 ile eylül ayı en düşük değer ise 0,12 ile ocak ayı olmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Anestezi uygulanan hastalarda müziğin etkisini konu alan araştırmaların incelenmesi
Çağla Çit
Bir iletişim aracı olan müziğin insanlığın başlangıcına kadar uzanan köklü geçmişi onu çok önemli kılmaktadır. Müziğin sadece etkili bir iletişim aracı olmakla kalmadığı aynı zamanda tıbba yardımcı bir şifa aracı olduğu yüzyıllardır gözlemlenmiş ve uygulamalar ile ortaya konulmuştur. Bu araştırmanın amacı çerçevesinde "Müziğin anestezi uygulanan bireylere etkileri nelerdir?" problemi ve buna bağlı beş alt probleme cevap aranmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda DergiPark hizmeti kapsamında yer alan TÜBİTAK, ULAKBİM ve PubMed veri tabanları üzerinde yur içi ve yurtdışı çalışmalar incelenerek yazın taraması yapılmıştır. Betimsel içerik analizi yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmada, tarama sonucunda 140 adet çeşitli başlıklarda tez, bildiri, makale, kitap ve bilimsel toplantı sunuları bulunmuş ve bunlar içerisinden amaca hizmet eden 86 çalışma araştırmaya dahil edilmiştir. Ayrıca müziğin anestezi uygulanan hastalara etkilerini araştıran çalışmaların derinlemesine incelenmesi ve farklı başlıklardaki çalışmaların ortak veya zıt bulgularının tek bir çatı altında birleştirilip ortaya konulmasını amaçlayan çalışmada bu konuda yapılmış olan araştırmaların irdelenmesi yoluyla alanda yapılan araştırmalara dikkat çekilmesi ve konu ile ilgili temel bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Sonuç olarak ülkemizin müziğin şifa yönüyle daha etkin bir şekilde ilgilenmesi gerektiği, müziğin tüm bedeni olumlu etkilediği, hastanın yaşam bulgularına olumlu etki gösterdiği, verilen anestezik ilaç dozunun düşürülmesinde etkin rol oynadığı, genel ve lokal anestezide olumlu etkilerinin olduğu, az sayıda çalışmada müziğin olumlu ya da olumsuz bir etkisine rastlanamadığı ve bunun sebebinin tek tip müzik dinletilmesi olabileceği, müziğin 0-18 ay çocuklarda anne kalp-atım sesiyle beraber etkili sonuçlar verdiği, hastaların istediği müzik seçildiğinde daha olumlu sonuçların ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Öneriler kısmında ise multidisipliner çalışılması, daha geniş katılımcı sayısı ile deneyler yapılması, tıp camiasının müzik ile şifa sistemi konusunda tutumları üzerine çalışmalar yapılması, bilim ve sanat camiasının ortak çalışması ve "müziğin anestezi uygulanan hastalar üzerinde etkisi" konulu araştırmaların sayıca çoğaltılmasının gerekli olduğu önerilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tunceli-Mazgirt'te bir Alevi ocağı: Şıh Çoban
Bahar Ataş
13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında yaşadığı düşünülen Şeyh/Şıh Çoban'ın menâkıbnâmeler ile sözlü anlatıların ötesinde tarihi bir şahsiyet olduğu da kabul görmektedir. Şeyh Çoban, derviş grubuyla birlikte Anadolu'nun birçok yerinde faaliyet göstermiş ve tasavvuf ekolünde rol oynayan evliyalar arasında yerini almıştır. Tarihsel süreçte geçirdiği değişimlere rağmen yöredeki Alevi ocakları içerisinde varlığını sürdürmüş olan Tunceli-Mazgirt merkezli Şıh Çoban ocağı ve yöredeki Alevi inanç pratiklerine sunduğu katkıları ile ocak-aşiret ilişkileri çalışmamızın ana konusunu oluşturmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Anadolu'nun Erken Tunç Çağ merkezlerinde metal üretimi ve ticareti
Kenan Öncel
Anadolu dünyadaki en eski metalürji bölgelerinden birisidir. Metaller ve cevherleri Anadolu'nun "ProMetal Teknolojisi"nin gelişiminde sanki kendisine bahşedilmiş ve teknolojik uygarlığının gelişiminde de önemli bir rol üstlenmiştir. Anadolu'da bakır ve kalay alaşımı niteliğindeki tuncun elde edilmesi ve bu malzemenin kullanımının yaygınlaşması metalürjide kaydedilen önemli bir aşamadır. Metalürjik Bronz teknolojisinde; arsenikli bronz, kalaylı tunç ve çinkolu alışım teknolojileri aşamalı olarak gelişim göstermiştir. Tuncun bilinçli bir şekilde üretilmesi ancak Erken Tunç Çağı'nda mümkün olabilmiştir. Bu tez çalışmamızda MÖ 3. binyıl içerisindeki Anadolu merkezlerinde ele geçen metal buluntuları değerlendirme konusu yapacağız. Anadolu coğrafyasını bölümlere ayırarak, bölgeler arasında metalin üretimi, ticareti ve beraberinde kullanımı değerlendirmeye çalışacağız. Çünkü bilindiği gibi Erken Tunç Çağı, Anadolu'da yerel beylerin, krali ailelerin veya soylu ailelerin ortaya çıktığı dönem olarak kabul görmektedir. Bu durum daha çok metal üretimine paralel toplumsal zenginliğe ve bireysel zenginliğe bağlanmaktadır. Metalin üretimine paralel bölgeler arasındaki yerleşimlerde belirgin farkların olup olmadığı anlaşılmaya çalışılacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Sm2(CO3)3 ve Nd2(CO3)3 çözebilecek derin ötektik sıvıların geliştirilmesi ve bu karbonatların elektrokimyasal aktivasyona karşı tepkisinin araştırılması
Hacı Mehmet Aydoğdu
Bu tez çalışmasında, nadir toprak karbonatlarının liç işlemi için uygun derin ötektik çözücüler belirlenmiştir. Viskozite ve iletkenlik ölçümleri gibi fiziksel özellikler gerçekleştirilmiştir. Deneylerde kullanılacak olan DES'lerin elektrokimyasal davranışı hakkında bilgi elde etmek için Dönüşümlü Voltametri (CV) ve Kronoamperometri (CA) teknikleri uygulanmıştır. TGA analizi, nadir toprak elementleri karbonatı içinde yaklaşık %10 hidrat gösterdi. Çıplak DES'lerin kararlı potansiyel aralıkları ve karbonatların ayrışmaya başladığı potansiyeller, mikro elektrota uygulanan CV ve CA teknikleri ile belirlenmiştir. Platin elektrot üzerinde ayrışan Nd ve Sm karbonat hidrat tozunun kimyasal bileşimini belirlemek için SEM-EDS ve XRD analizleri yapıldı. Sonuç olarak, nadir toprak elementi karbonat hidratların nadir toprak elementi oksitlerine dönüştüğü gözlemlendi. Elektrokatalitik aktivasyonun etkisini doğrulamak için, karbonatların liç etkinliği ilk olarak çıplak DES solventlerinde 55±5 oC'de 24 saat boyunca potansiyel uygulanmadan gerçekleştirildi. Daha sonra aynı deneysel liç düzeneği 6 saat boyunca elektrokatalitik aktivasyon ile çalıştırıldı. ICP-MS, çözünmüş nadir toprak elementleri için kullanıldı. Uygulanan pals teknikleri ve elektrokatalitik aktivasyon ile liç verimliliği %100'den fazla arttırılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Ekoloji ve feminizmi birlikte düşünmek: Carol J. Adams'ın ekofeminizmi
Gülsena Üneşi
Bu çalışmada, doğanın tahakküm altına alınmasıyla kadınların tahakküm altına alınmasının birbirleriyle patriarşi temelinde bağlı olduğunu, toplumsal cinsiyet siyaseti tarafından inşa edilmiş kültür gereği kadınlar ve hayvanlar üzerinde kurulan tahakkümün ve bu tahakkümün temellerinin nasıl şekillendiğini gözler önüne sermeye çalıştık. Patriarşik yapıyı eleştirel bir bakışla incelediğimiz çalışmamız, geçmişten günümüze kadınların ve erkeklerin beslenme alışkanlıklarının kültür eliyle nasıl farklılaştırıldığını, sadece ceset yemek ve patriarşik dünya görüşü arasındaki ilişkileri değil aynı zamanda feminizm ve vejetaryenlik arasındaki kesişim noktalarını da ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu kesişim noktalarının 'kayıp gönderge' 'etin cinsel politikası', 'et kral'dır', 'dişileştirilmiş protein' gibi Adamsçı yeni kavramsallaştırmalar etrafında nasıl şekillendiğini açıklamaktadır. Bu bağlamda, çalışmamız için belirlediğimiz temel sorun; erkeklerin/erkekliğin et yemekle özdeşleştirildiği, et yemeye ve etin getirdiği güce ihtiyaçlarının olduğu kadınların ise güce ihtiyaçları olmadığından bitkilerle özdeşleştirildiği kültür yapısıdır. Aynı zamanda patriarşik kültürde dişi hayvanların ve kadınların nasıl kayıp bir göndergeye dönüştürülüp cinsel politikalara dâhil edildiğine dikkat çekilmekte ve hayvan problemlerinin çözümlenmeden kadın kurtuluşunun da mümkün olamayacağı iddia edilmektedir. Hayvan bedeninin beslenme biçimlerindeki yeri ve gerekliliğinin sorgulanmasının cinsiyet eşitsizliğinde birtakım önemli sonuçlara ulaşılmasında dayanak olduğunu ve kayıp göndergelerin dilsel pratiklerde nasıl ortaya çıktığı açığa çıkarılmaktadır. Adams'a göre, patriarşik ideoloji yalnızca kadınların değil, dişi hayvanların da nesneleştirilip sömürülmesinden sorumludur. Bununla beraber, cinsiyetçiliğin tamamıyla türcü bakış açısının sonuçlarından biri olduğu açıktır. Bu nedenle cinsiyet eşitliğinin sağlanması için, hayvanları yani tam anlamıyla doğayı kapsayacak biçimde tüm canlıları hesaba katan yeni yöntemlere ihtiyaç vardır. Modern ekofeminist söylemin bu yöntemlere yanıt verecek potansiyeli vardır ancak, doğa üzerindeki tahakkümün ciddi bir boyutu olan hayvanlar üzerindeki tahakkümün bütünsel bir çerçevede ele alınması konusunda yetersizdir. Carol J. Adams'ın ortaya koymuş olduğu feminist-vejetaryen eleştirel kuram, hayvanlar ve kadınlar üzerinde kurulan tahakkümü kesişim noktalarıyla birlikte ele alarak cinsiyetçi toplumsal kültür siyasetinin etkilerini gösterir ve eleştirilerini dile getirir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Kimyasal iyileştirme işleminin muz lifi takviyeli polioksimetilen kompozitlerin mekanik ve termal özelliklerine ektisinin incelenmesi
Çağdaş Güneş
Günümüzde atık malzemelerin tekrar kullanılması ve bu şekilde alternatif ürünler geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu noktada gelişen teknolojiyi kullanarak, içinde yaşadığımız doğaya zarar vermeden geri dönüşüm ile insan ihtiyaçlarını karşılayabilecek malzemeler geliştirmek gerekmektedir. Petrol bazlı ve cam elyaf gibi takviye malzemelerin üretimi, önemli miktarda sera gazının atmosfere salınımına neden olmaktadır. Geri dönüştürülebilen, biyolojik olarak parçalanabilen ve yenilenebilir olan çevre dostu yeşil malzemelerin kullanımının son zamanlarda petrol bazlı malzemelerin çevresel etkisini azalttığı düşünülmektedir. Bu tip kompozit malzemeler ömürlerinin sonunda çevreye zarar vermeden bertaraf edilebilmektedir. Gün geçtikçe, kompozit malzemelerde doğal liflerin takviye ve dolgu malzemesi olarak kullanımı artmaktadır. Bu lif türleri güçlü, hafif, ucuz ve sürdürülebilirdir. Doğal lifler, yüksek mukavemet ve elastiklik modülü gibi mekanik özelliklerin gerekli olmadığı durumlarda pahalı ve sürekliliği olmayan sentetik liflerin yerine bir alternatif olabilir. Doğal lifleri, polimerlerde (termoplastik ve termoset) takviye malzemesi olarak kullanarak, tüketilen malzemelerin nihai bertarafı sonucu iyi çevresel faydalara sahip yeşil malzemeler üretmek mümkündür. Bu nedenle, son birkaç yılda, kompozit malzemelerde geleneksel sentetik liflerin doğal liflerle değiştirilmesinin fizibilitesini araştıran bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu tezin amacı, günlük hayatta birçok alanda kullanılan termoplastik matrisli kompozit malzemelerde cam elyaf, karbon elyaf gibi sentetik takviye elemanı yerine doğal bir ürün olan muz lifi kullanılarak geri dönüşüme uygun kompozit malzeme elde etmektir. Matris malzemesi olarak Polioksimetilen (POM), termoplastik kullanılmıştır. Takviye malzemesi olarak ise ağırlıkça %3, %6 ve %9 oranlarında doğal muz lifi kullanılmıştır. Ayrıca muz lifine alkali muamelesi ile kimyasal iyileştirmeler yapılarak kompozit malzemenin mekanik ve ısıl özelliklerinin iyileştirilmesi hedeflenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Farklı konsantrasyonlarda fluopyram etken maddeli nematositin fungal remediasyonu ve daphnia magna üzerindeki mortalite etkisi
İbrahim Hakan Demirelli
Böcek öldürücüler, herbisitler ve mantar öldürücüler gibi kimyasalların kullanımı, mahsulleri ve diğer ürünleri zararlılardan, yabani otlardan ve mantarlardan korumak için tarımda ve diğer endüstrilerde yaygındır. Bu maddeler zararlıları ve yabani otları kontrol etmede gerekli olsa da, genellikle suda yaşayan türler de dahil olmak üzere hedef olmayan organizmalara zarar verme gibi istenmeyen sonuçları olmuştur. Bu çalışmada Pencilium jensenii ve Penicillium frequentans kullanılarak sentetik olarak hazırlanmış farklı konsantrasyonlardaki Fluopyram etken maddeli nematosit üzerinde bir Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) ve Toplam Organik Karbon (TOK) parametreleriyle bir biyoremediasyon çalışması yapılmıştır. Elde edilen en yüksek giderim veriminin olduğu ortamlarda da arıtım öncesi ve sonrası olmak üzere Daphnia magna üzerinde bir mortalite testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sisem bazında en yüksek giderim KOİ ve TOK için P. frequantans türünde sırasıyla 6. Günde 750 ppm Fluopyram' da ve 7. Günde 1000 ppm Fluopyram' da %90 olmuştur. Mortalite sonuçlarına bakıldığında ise 96. Saatin sonunda %90 ile 750 ppm' lik ortamda görülmüştür. Çalışma sonucunda Fluopiram' ın özellikle, mantar öldürücülerin suda yaşayan kabuklu Daphnia magna da dahil olmak üzere suda yaşayan türler üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tekerlekli sandalye basketbol sporcularının besin tercihi ve beslenme bilgi düzeylerinin incelenmesi
Ali Ziver Bilge
Bu kullanım Tekerlekli Sandalye Basketbolu ile uğraşan sporcuların beslenme tercihlerini belirleme oranı ve beslenme bilgisi boyutunun ne kadar yüksek olduğunu ifade etmektedir. Ankete katılan sporcular gönüllü olarak ankete katılmıştır. Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Tekerlekli Sandalye Basketbol şubesi 1000 sporcudan oluşurken tekerlekli sandalye sporu yapan sporcu sayısı Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindedir. Hastanede yatan 150 sporcudan (128 erkek-22 kadın) oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan kişisel özellikler formülünüz, besin tercihleriniz ve beslenme bilginizin ölçeği olarak Yetişkin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği'ni (YEDBİN) alınız. SPSS 22.0 yapısının analiz yapısı incelenerek gözlem olarak yüzde ve frekans dağılımı kullanılmış ve gruplar arasındaki ilişkinin seyrindeki farklılık P-korunumu < olan hücreler olarak kabul edilmiştir. 0,05. Sporcu ile kişi arasındaki gelişimi gösteren veriler arasında (p<0,05), özellikle cinsiyet, milliyet, günlük su tüketimi, yaş ve kiloya göre, Alkol tüketiminde bir örüntü olduğu ve beslenme eğitimi almak istemeyenlerin, diyet yapanların ve milli spor yapan kadınların besin tercihleri arasında beslenme türleri ve alım miktarları hakkında bilgi aldıkları saptanmıştır. Milli sporcu olarak değerlendirilirken tekerlekli sandalye basketbolu sporunu ne kadar süredir deneyimledikleri, beslenme ve sigara eğitimlerini nereden aldıklarına ilişkin ifadeler de dikkate alınır. Önleme yöntemi ile yapılan tahsilat karşılaştırmaları sonucunda çıkış yönlerinde anlamlı ve yönlü bir yönlenme tespit edilmemiştir. Ayrıca sporcuların yiyeceklerinde yaptıkları tercihler ile beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin karşılaştırılması sonucunda sonuçlar ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir (p<0,05). Çözüm Tekerlekli sandalye basketbolu ile uğraşan oyunculara yapılan anket verileri sonucunda yapılan uzatma gözlemlerine göre yemek tercihlerinin ve beslenme bilgilerinin orta düzeyde olduğu belirlendi.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Bireysel ve takım sporları oyuncularının stres düzeyleri ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Murat Atay
Araştırmada, takım ve bireysel sporlarla uğraşan katılımcıların stres düzeyleri ve problem çözme etkinlikleri ve katılımcıların stres düzeyleri ile problem çözme etkinlikleri arasındaki ilişkileri belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, sadece Elazığ Gençlik Spor İl Müdürlüğüne bağlı olan sporculara uygulanmıştır. Araştırmada basit rastsal örneklem yöntemi kullanılarak örneklem belirlenmiştir. Çalışma grubunu bireysel ve takım sporu ile ilgilenen sporculardan oluşturmaktadır. Toplam 586 sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Stres Düzeyi Testi ve Problem Çözme envanterinde oluşan üç form kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 24.0 paket programı kullanılmıştır. Toplanılan veri seti normal dağılım gösterdiğinden farklılık analizlerinde farklılıklarını belirlemek amacıyla bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, analizi grupiçi farklılık analizinde ise LSD testleri uygulanmıştır. Katılımcıların (x̄:5,76), ortalama ile az stres altında olduğu Problem Çözme Envanteri ortalaması ise (x=182,88) ile çok yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan sporculardan 17 yaş ve altında olan, Lise eğitim düzeyine sahip, 3 yıl spor yaşı olan, hafta 4 defa antrenman yapan, düşük gelir grubuna sahip ve bireysel sporlarla ilgilenen katılımcıların stres düzeyleri, diğer gruplarındaki sporculara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sporcuların problem çözme envanterinde katılma 26 yaş ve üstündeki, ön lisans ve lisans olan katılımcıların, haftada 3 ve daha fazla antrenman yapan, yüksek gelir düzeyine sahip, Basketbol oynayan ve bireysel sporlarla ilgilenen sporculara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Spor yapma süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Katılımcıların stres düzeyleri ile problem çözme envanteri, değerlendirici yaklaşım, planlı yaklaşım, düşünen yaklaşım ve kendine güvenen yaklaşım alt boyutlarına katılma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişki mevcuttur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gökçe Avcu
Bu çalışmanın amacı, spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim-öğretim yılı Elazığ Kaya Karakaya Spor Lisesi öğrencileri (n=217) ve araştırmanın örneklemini ise bu lise içerisinde herhangi bir spor branşı ile aktif olarak ilgilenen gönüllü öğrenciler (n=126) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği ve On Maddeli Kişilik Ölçeği olmak üzere iki farklı ölçek kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyete göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin Dışa Dönüklük alt boyutunda erkekler lehine anlamlı farklılık tespit edilmiş (p<.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Katılımcıların spor türüne göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiş (p>.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin Sosyal Normlara Uyum ve Kurallar ve Yönetime Saygı alt boyutlarında bireysel spor yapanlar lehine anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<.05). Katılımcıların aile eğitim düzeyine göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Katılımcıların yaşa göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin Sorumluluk alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilmiş (p<.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Sonuç olarak, spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelimleri üzerinde cinsiyet, yaş ve spor türünün etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca spor lisesi öğrencilerinin kişilik özelliklerinin orta ve yüksek düzey olduğu, sportmenlik yönelim düzeylerinin yüksek olduğu ve kişilik özellikleri ile sportmenlik yönelimleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tunceli ilindeki alabalıklarda plazmit kaynaklı kolistin direnç genlerinin multipleks polimeraz zincir reaksiyonu ile saptanması
Esra Toprak
Antimikrobiyal direnç (AMR) küresel bir sağlık sorunudur. Su ekosistemleri AMR`nin yayılmasında ideal bir ortam sağlayabilir. Balık çiftliklerinde terapötik ajanlar olarak yeme ilave edilen antimikrobiyaller su içerisine eklenmektedir. Antibiyotik kalıntıları aquatik ortamlarda kalmakta ve bu atık sular akarsulara karışarak üretim tesislerine taşınabilmekte ve direnç genleri o ortamda bulunan bakterilere aktarılabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de su ürünlerinin antimikrobiyal dirençliliğinin belirlenmesi konusunda yeterli bir çalışma olmamakla birlikte yapılan çalışmalarda sınırlıdır. Bu çalışmada; Tunceli ili Pertek, Çemişgezek, Ovacık, Mazgirt ilçelerindeki ağ kafes ve beton havuzlarda Gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliği yapılan 16 tesisden Haziran, Temmuz, Aralık ayları süresince temin edilen 200 adet yavru veya ergin Gökkuşağı alabalıklarının bağırsak, deri ve solungaç kısımlarından alınan 600 adet numune ve 64 adet su örneğinden konvansiyonel yöntemlerle bakteri izolasyonu ve bakterilerin Matriks Aracılı Lazer Desorbsiyon İyonizasyon-Uçuş Zamanlı-Kütle Spektrometresi (MALDI-TOF MS) analiziyle identifikasyonunu gerçekleştirilmesi, identifiye edilen enterobacteria familyasına ait bakterileri türlerinden ekstrakte edilmiş DNA kullanılarak multipleks PZR yöntemiyle mcr gen varlığınının ortaya konulması, bu familyaya ait bakteri izolatlarının kolistin minimum inhibitör (MİK) konsantrasyonununun sıvı mikrodilüsyon ve antimikrobiyal duyarlılıklarının Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemleriyle tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada; MALDI-TOF MS analiziyle Moraxellaceae, Enterococcaceae, Vibrionaceae, Comamonadaceae, Pseudomonas, Staphylococcaceae, Pseudomonadaceae ve Enterobacteriaceae olmak üzere 8 bakteri familyasına ait ağ kafeslerden 290 (% 59,67), beton havuzlardan ise 196 (% 40,33) olmak üzere toplamda 486 adet bakteri identifikasyonu gerçekleştirildi. 114 adet numunede ise bakteri üremesi görülmedi. Multipleks PZR metoduyla enterobacteria familyasına ait bakterilerde mcr geni tespit edilemedi. MİK konsantrasyonu sıvı mikrodilüsyon testi sonucunda MİK değerinin 2'den küçük olarak bulunmasıyla kolistin duyarlılığı ortaya konuldu. Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemiyle belirlenen antimikrobiyal duyarlıklar sonucunda enterobacteria familyasına ait izolatların kinolon grubu antibiyotiklere karşı direnç geliştirdikleri saptandı. Ülkemizde ve Doğu Anadolu havzasında E. coli, Enterobacter ve Salmonella türlerini içeren enterobacterales'lerde kolistin direnç gen varlığının ilk olarak belirlenmeye çalışılacak olması projenin özgün yönünü ortaya koymaktadır. Konvansiyonel ve moleküler tanımlama yöntemleri ile kıyaslanacak olursa MALDI-TOF MS örnek başı maliyeti ve tanımlama için geçen süre yönünden çok daha etkin görülmektedir. Özellikle enterobacteria familyasına ait bakterilerin tiplendirilmesinde % 100 sonuç alınabilen MALDI-TOF MS analizi moleküler çalışmalarda öne çıkmıştır. Tunceli ilinin Mazgirt, Çemişgezek, Ovacık ve Pertek ilçelerindeki gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliği yapılan işletmeleri kapsayan çalışmamızda plazmid aracılı kolistin direnç potansiyelini ve tehlikesini ortaya koyarak ülkemizin antimikrobiyal direnç önleme stratejilerine katkı sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Antimikrobiyal dirençlilik, Escherichia coli, Kolistin, Multipleks PZR, MALDI-TOF MS Analizi
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Öğretmenlerin sosyal medyadaki benlik sunumları üzerine dramaturjik bir araştırma
Alaattin Uras
Yeni iletişim teknolojilerinin geliştirilmesiyle ortaya çıkan sosyal medya, gündelik yaşamın bir parçası olarak tek yönlü iletişimi değiştirmiş, iletişime katılan herkesin mesaj oluşturup paylaşabildiği zamandan ve mekândan bağımsız yeni bir iletişim biçimi ortaya çıkarmıştır. Geleneksel medyanın tek yönlü iletişimini ortadan kaldıran yeni iletişim teknolojileri; bireylerin, sosyal ağ sitelerinde kendilerine ait profil oluşturarak etkileşime girdiği, hayatlarında olan biteni takipçileriyle paylaşabildikleri bir medya evreni oluşturmuştur. Günümüzde sosyal medya platformları diğerleriyle sıklıkla etkileşim kurmanın bir yolu haline gelmiştir. Özellikle sosyal medya araçlarının çoğunda bireysel mesaj atma özelliği kişilerarası kurulan etkileşimi kolaylaştırmış, sosyalleşmeyi arttırmıştır. Bununla birlikte yeni medya evreninde bireyler, topluluklar oluşturarak etki alanları üretme, kamusal meseleler hakkında görüş paylaşma, belirli temalar, beceriler ve ürünler hakkında bilgi vermek gibi takipçiler üzerinde beğeni ve etki oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışma için sosyal medya platformu İnstagram'da geniş takipçi ve etki alanına sahip öğretmen hesaplarının sosyal medyada kendilerini nasıl göstermeye çalıştıklarına odaklanarak öğretmenlerin sahip oldukları çeşitli özellik, beceri ve niteliklerine ait işaretleri nasıl kullandıkları araştırılmıştır. Bunun için Erving Goffman'ın dramaturji kuramından yararlanılmıştır. Goffman, çalışmalarında ve kuramında insanlar arasında meydana gelen etkileşimleri açıklamaya girişerek insanların kasıtlı ya da kasıtsız bir şekilde benlik sunumu yaptıklarını belirtir. Bireylerin kendilerine ait bilgileri ve durumları kontrol ettiklerini gözlemlemiş ve toplum içinde bireylerin hareketlerini tiyatroya ait kavramlarla açıklamıştır. Goffman'ın insanları toplum içinde bir sahnedeymiş gibi hareket ederler yani bir performans sergilerler. Bu çalışma da sosyal medyadaki etkileşimlerin Goffman'ın dramaturji kuramıyla açıklanabileceğini gösteren bir araştırmadan oluşmaktadır. Bunun için İnstagram'da yer alan 5 öğretmen hesabından 2021 yılı boyunca paylaşılan görsel ve metinsel 609 gönderi içerik analizi tekniğiyle oluşturulmuş Benlik Sunumu Kodlama Cetveline göre incelenmiştir. Elde edilen verilerin frekans ve yüzde değerleri tablolaştırılmış ve analiz edilmiştir. Bununla birlikte öğretmen hesaplarından çekilen 15 içerik de Goffman'ın standart ifade donanımları etrafında öğretmenlerin kullandıkları benlik sunumu taktikleri örneklenmiştir. Bulgulara göre incelenen hesaplarda yapılan paylaşımlar öğretmenlik statüsünü yansıtan izlenimin verilmesi ve bu izlenimin takipçiler üzerinde ki etkisinin sürdürülmesi üzerine kurulmuştur. Sonuç olarak bu araştırmada sosyal medya platformu İnstagram'ın, öğretmenlerin rollerine ve yansıtmaya çalıştıkları kişisel özelliklere uygun performans sergiledikleri sahne olarak işlediği görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tasarım parametreleri değişkenliği ile farklı hesap yöntemlerinin taşıma gücüne etkisi
Kevser Keser
Geoteknik mühendisliğinin temel amacı, yapıların inşasında katmanların fiziksel ve mekanik olarak incelenmesidir. Bu nedenle yapılara temel atılırken farklı yöntemlerle zemin analizleri yapılmaktadır. Zeminin taşıma gücünün belirlenmesi, zemine uygulanacak yükün doğru bir şekilde hesaplanması sonucunda ulaşılmaktadır. Zeminde oluşabilecek gerilmeler, güvenlik sınırı içerisinde olması büyük önem arz etmektedir. Zeminin güvenlik sınırları içerisinde taşıyabileceği yükün hesaplanması işi bu nedenle çok önemlidir. Zeminin taşıma kapasitesi sadece üzerine inşa edilen yapıların yükünü taşımak için tasarlanmamıştır. Toprağın rolü, toprağa sonradan eklenen ek yapıların yüküne dayanması toprağın taşıma gücünü etkilemektedir. Tahmin edilebileceği gibi, özellikle yüksek binaların zemin katlarında ve/veya bodrum katlarında kolon ve kiriş sayılarının azaltılması gibi uygulanamayan önlemlerin sonuçlarının oldukça zor olması beklenmektedir. Bir bina temelinin taşıma gücü kavramını incelerken iki önemli parametre dikkate alınmalıdır. Bunlardan ilki yük kapasitesi limiti, ikincisi ise izin verilen yerleşim miktarıdır. Yapının inşası sırasında yüklenen toprak ortamında sıkışma (oturma) meydana gelir. Oturmaların tamamlanma süresi ve toplam sayısı, katman kategorilerine ve yük tipine bağlıdır. Temel, üst yapı yüklerini taşıyıcı zemin tabakalarına aktarırken zeminde aşırı gerilmeye sebep olmamalıdır. Bu sebeple emniyetli temel tasarımında uygun bir güvenlik sayısı uygulanmalıdır. Geoteknik Mühendisliğinde, çeşitli üst yapı yüklerini güvenli şekilde zemine aktaran temellerin tasarımı son derece önemlidir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için, zemin özelliklerinin derinlemesine incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada taşıma gücü, farklı taşıma gücü yöntemleri ile tasarım parametrelerindeki ve zemindeki arazi çalışması sırasında oluşan belirsizlikler hesaba katılarak incelenecektir. TBDY-2018'de tasarım taşıma gücünün belirlenmesi için önerilen Temel Taşıma Gücü Dayanım katsayısı değeri uygulanmaktadır. Eurocode 8 de, bu katsayıya ilave olarak tasarım parametrelerinde de belirlenen katsayılar ile azaltma yapılmaktadır. Bu çalışmada, TBDY-2018'de önerilen katsayının uygunluğu ve ilave bir azaltmanın gerekli olup olmadığı araştırılacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Yüksek entropili Co20Cr20Fe20Ni20Mn20 alaşımının çift fazlı yüksek entropili Fe50Mn30Co10Cr10 alaşımıyla farklılıklarının mekanik ve mikro yapı özellikleri açısından incelenmesi
Aziz Malkoç
Bu çalışmada yüksek entropili alaşımla, yüksek demir ve Mn içerikli çift fazlı yüksek entropili alaşımın yapısal ve mekanik özelliklerini kıyaslayarak bu alaşımlara nadir toprak element olan Erbiyumun (Er) az oranda ilavesinin etkileri tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında %99 saflıkta metal tozları temin edilerek 30gr olacak şekilde tozlar atomik ve kütlesel olarak oranlanarak hazırlandı. Tozların homojen bir şekilde karışımı sağlanarak, 6 ton basınç altında 10 gramlık bloklar halinde preslenerek ark ergitme işlemine hazır hale getirilmiştir. Vakum altında ark ergitme işlemine tabi tutulan 4 farklı bileşimdeki numuneler SEM, EDS, XRD ve mikro sertlik testleri için küçük metalografik numunelere dönüştürülerek çalışmanın analiz ve görüntüleme kısmına geçilmiştir. Farklı büyütmelerde aldığımız Sem görüntüleri ve bu görüntülerden tespit ettiğimiz farklı yapılardan aldığımız EDS analizleri ve XRD analizleri çalışmanın metalografik olarak farklılıklarını ortaya koymuştur. Numunelerin mekanik olarak değerlendirmek için yaptığımız mikro sertlik ve aşınma testleriyle de çift fazlı yüksek entropili alaşımın (A2) yüksek entropili alaşıma (A1) göre daha sert ve daha az aşındığı, bu alaşımlara Erbiyum elementinin fazla bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Numunelere uygulanan ısıl işlemin ise metalografik yapıyı iyileştirdiği fakat mekanik açıdan olumsuz etki sağladığı görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Fe-Si-B alaşımına ilave edilen Ni-Co-cr elementlerinin mekanik ve mikro yapı özelliklerine etkisinin araştırılması
Fatih Taşar
Fe-Si-B Amorf alaşımlar, cama benzeyen şekilde alaşım oluşturmasından dolayı ticari ismi metalik cam olarak tanımlanır. Toz metalurjusi yöntemiyle, bor, silisyum elementleri ile demir tozları belirli oranlarda alaşımlandırılarak Fe-Si-B Alaşımlı Amorf Metalik Camlar üretilmekte ve çeşitli alaşım tozları katkılarıyla endüstride kullanım yeri bulmaktadır. Malzemenin üretim tekniği ve malzemenin bileşenleri, iç yapıyı ve özelliklerini etkilediği ortaya konulmuştur. Bunun sonucunda daha üstün özelliklere sahip malzeme üretmek için farklı üretim teknikleri ve farklı elementlerin değişik oranlarda kullanılması üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Mühendislikte komponentler inşa etmek için, metalik cam şeritler kumaş olarak dokunabilmekte, boru yapımında örülebilmekte, silindir yapımında sarılabilmekte ve levha yapımında yaprak yaprak biçimlendirilebilmektedir. Yapısal uygulamalar yüksek dayanıklılıkta kontrol kablolarını, elektrik ve optik kabloların blandajlarını, basınçlı kapları, roket gövdelerini, magnetik zırhlama malzemelerini kapsamaktadır. Krom esaslı camlar, korozyona karşı dayanıklı olmaları sebebiyle, denizcilik ve biyotıp alanlarındaki kullanımları bakımından caziptirler. Askeri sistemlerdeki cihazların kabloları, kimyasal filtreler ve reaksiyon kapları, elektrodlar, jiletler, bistüriler ve daha pek çoğu sayılabilir. Yapılan bu çalışmada, Fe-Si-B amorf metalik cam alaşımına Ni-Co-Cr alaşımları toz metalurjusi yöntemiyle belirli oranda ilave edilerek vakumlu art melting yöntemiyle imal edilen 8 adet numunenin (4 adeti ısıl işlemli ve 4 adeti normal) mikro sertliğinin alınması, aşınma deneyi, XRD, SEM ve EDS analizlerinin yapılması ve mikro yapı özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda mekanik özelliklerinde ve yapısal özelliklerindeki farklılıklar kıyaslanarak kullanılan alaşım elementinin malzemenin temel özelliklerini çok farklı seviyelerde değiştirdiği tespit edilmiştir. Daha farklı alaşım elementleri kullanılarak veya kullanıla nalaşım element oranları değiştirilerek yapılacak çalışmaların Fe-Si-B amorf metalik camlarının karakteristiklerini belirlemekte ışık tutacağı düşünülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Farklı su sıcaklıklarında gül ağacı (aniba rosaeodora) esansiyel yağının ve 2-fenoksietanolün japon balığı (Carassius auratus) üzerindeki anestezik etkileri
Barış Şahin
Bu tez çalışmasında, Japon balıklarında (Carassius auratus) gül ağacı (Aniba rosaeodora) esansiyel yağının ve 2-fenoksietanolün farklı su sıcaklıklarında anestezik etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. 14°C ve 20°C su sıcaklıklarında anestezik denemeler gerçekleştirilmiştir. Gülağacı esansiyel yağı (ArEO) için 250, 300 ve 350 µl/lt, 2-fenoksietanol (2-PE) için 600, 700 ve 800 µl/lt konsantrasyonlar denenmiştir. Derin anestezi (AD) ve tam iyileşme (RF) birlikte dikkate alındığında 14°C su sıcaklığında ideal ArEO konsantrasyonu 300 µl/lt, 20°C su sıcaklığında ise 250 µl/lt olarak belirlenmiştir. 2-PE için her iki su sıcaklığında da ideal konsantrasyon 800 µl/lt olarak tespit edilmiştir. ArEO ve 2-PE konsantrasyonları arttıkça AD süreleri kısalmış, RF süreleri ise uzamıştır. Anestezik ajanların konsantrasyonları indüksiyon süreleri ile negatif, iyileşme süreleri ile pozitif korelasyon göstermiştir. 14ºC su sıcaklığında ArEO anestezik ajanında AD ve RF süreleri arasında zayıf negatif bir ilişki (R2=0,3093), 20ºC su sıcaklığında AD ve RF süreleri arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (R2=0,5833). 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında 2-PE anestezik maddesinde AD ve RF süreleri arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla, R2=0,5092 ve R2=0,6357). ArEO AD süreleri ve ArEO konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli negatif bir ilişki (sırasıyla, R2=0,9937 ve R2=0,9615) vardır. 2-PE AD süreleri ve 2-PE konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli negatif bir ilişki (sırasıyla, R2=0,9982 ve R2=0,9996) bulunmuştur. ArEO RF süreleri ve ArEO konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli pozitif ilişki (sırasıyla, R2=0,9941 ve R2=0,8157) vardır. 2-PE RF süreleri ve 2-PE konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli pozitif ilişki (sırasıyla, R2=0,9435 ve R2=0,9807) bulunmuştur. Artan su sıcaklığının bir sonucu olarak her iki anestezik maddede anestezi ve iyileşme sürelerinin kısaldığı görülmüştür. ArEO ve 2-PE için indüksiyon ve iyileşme sürelerinde su sıcaklığı ve anestezik konsantrasyon interaksiyonu önemli bulunmuştur. Japon balıkları üzerinde ArEO ve 2-PE anesteziklerinin herhangi bir yan etkisi gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak, ArEO anestezik ajan özelliklerini her iki su sıcaklığında da Japon balığında sağlamaktadır.
