Yazarlar
Yayınlar
- Doktora TeziAçık Erişim2025Farklı tipte atıksularda bulunan bazı stratejik hammaddelerin makroalg ile akümülasyonunun araştırılması
Mehmet Mustafa Deniz
Bu çalışmada; atıksuların remediasyonunda etkili bir yöntem olan fikoremediasyon tekniği kullanılarak farklı tipte atıksularda (evsel atıksu, endüstriyel atıksu ve çöp sızıntı suyu) bulunan bazı stratejik hammaddelerin (Al, Sb, As, Be, B, P, Ga, Co, Li, Mg, Si, Sr, Tl, Ti ve V) makroalg (Cladophora fracta) ile akümülasyonu araştırıldı. Bu amaçla; Hazar Gölü'nden toplanan Cladophora fracta Malatya ilinde bulunan tesislerin deşarj noktalarına, önceden hazırlanan reaktörlere yerleştirildi. Günlük olarak hasatlanan Cladophora fracta'daki stratejik hammaddelerin konsantrasyonları ICP-MS ile belirlendi. Her bir stratejik hammadde için elde edilen en yüksek akümülasyon değerine göre hasatlama süreleri belirlenerek Cladophora fracta'nın farklı tipte atıksudaki akümülasyonları karşılaştırıldı. Elde edilen verilere göre en yüksek Alüminyum (Al) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 6. günün sonunda %170,1±8,5 olarak, en yüksek Antimon (Sb) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 2. günün sonunda %1226,2±61,3 olarak, en yüksek Arsenik (As) akümülasyonu evsel atıksuda 3. günün sonunda %98,7±4,9 olarak, en yüksek Berilyum (Be) akümülasyonu evsel atıksuda 5. günün sonunda %194,8±9,7 olarak, en yüksek Bor (B) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 2. günün sonunda %667,8±33,4 olarak, en yüksek Fosfor (P) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 1. günün sonunda %783±39,2 olarak, en yüksek Galyum (Ga) akümülasyonu sızıntı suyunda 2. günün sonunda %238,8±11,9 olarak, en yüksek Kobalt (Co) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 2. günün sonunda %429,4±21,5 olarak, en yüksek Lityum (Li) akümülasyonu evsel atıksuda 5. günün sonunda %226,6±11,3 olarak, en yüksek Magnezyum (Mg) akümülasyonu evsel atıksuda 4. günün sonunda %71,2±3,6 olarak, en yüksek Silisyum (Si) akümülasyonu evsel atıksuda 2. günün sonunda %247±12,4 olarak, en yüksek Stronsiyum (Sr) akümülasyonu evsel atıksuda 5. günün sonunda %216,1±10,8 olarak, en yüksek Talyum (Tl) akümülasyonu endüstriyel atıksuda 2. günün sonunda %174,4±8,7 olarak, en yüksek Titanyum (Ti) akümülasyonu evsel atıksuda 4. günün sonunda %170,7±8,5 olarak ve en yüksek Vanadyum (V) akümülasyonu evsel atıksuda 4. günün sonunda %208,2±10,4 olarak gerçekleşti. İncelenen stratejik hammaddelerin C. fracta'daki en yüksek akümülasyonları; evsel atıksuda; P>Co>Si>Ga>Li>Sr>V>Be>Ti>Al>B>Sb>As>Mg>Tl, endüstriyel atıksuda; Sb>P>B>Co>Ga>Tl>Al>Li>Sr>Ti>V>Si>Be>As>Mg ve sızıntı suyunda; B>Ga>Li>Co>V>Al>Sr>Ti>As>Be>Sb>Mg>Si>Tl>P şeklinde sıralandı. Sonuçta stratejik hammaddelerden Al, Sb, As, Be, B, P, Ga, Co, Li, Mg, Si, Sr, Tl, Ti ve V'nin Cladophora fracta tarafından etkili bir şekilde akümüle edildiği tespit edildi.
- Doktora TeziAçık Erişim2025Gadolinyumun farklı sıcaklıklarda zebra balıkları (Danio rerio) üzerindeki etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi
Ayşe Nur Aydın
Nadir toprak elementleri (NTE), elektrik ve elektronik, otomotiv, yenilenebilir enerji, tıp ve savunma gibi çeşitli endüstrilerde çeşitli yüksek teknoloji uygulamalarında kullanılır. Bu nedenle, gelişmekte olan ekonomiler, yeşil teknoloji ve Ar-Ge sektörleri gibi çeşitli sektörlerden gelen artan talep nedeniyle küresel pazarda NTE'lere olan talep her geçen gün artmaktadır. Kullanım alanının artmasına paralel olarak çevreye salınan NTE atıkları çevrede ve sucul ekosistemde kalıntı oluşturararak kirliliğe yol açarak zararlı hale gelmektedir. Son yıllarda iklim değişikliği ile birlikte sıcaklık artışında meydana gelen değişimlerin organizmaların hayati faaliyetlerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların artması sonucu çevreye bulaşan her türlü kirletici maddenin sıcaklıkla beraber etkisinin arttığı düşünülmektedir. Sunulan bu çalışmada, 0 (kontrol), 10, 50 ve 250 mg/L konsantrasyonlarda NTE'leri temsilen seçilen Gadolinyum (Gd)'un artan sıcaklıklarla birlikte (22, 27 ve 32 °C) model organizma Danio rerio'da meydana getirdiği etkilerin biyobelirteçlerle ve genotoksik çalışmalarla incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme gruplarından 24 ve 96 saatlerde alınan örnek numuneler supernatantlarında, superoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri ile tiobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS) ve redükteglutatyon (GSH) düzeyleri ile genotoksik yanıt (8-OHdG) değerlendirilmiştir. Çalışma verileri sonucunda elde edilen bulgular SOD, CAT ve GPx enzim aktivitelerinde istatiksel açıdan anlamlı azalmalar; TBARS seviyesinde artışlar ve GSH seviyesinde istatiksel olarak anlamlı azalmalar; 8-OHdG düzeyinde ise istatiksel olarak anlamlı artışlar olduğunu göstermektedir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen sonuçlarda uygulama konsantrasyonu ve sıcaklık artışlarının etkili olduğu düşünülmektedir.
- Doktora TeziAçık Erişim2023Diyet takviyesi olarak kullanılan Eucalyptus globulus (okaliptüs ) ve Cinnamomum camphora (kafur) esansiyel yağlarının kültür çipura balıklarında (Sparus aurata) büyüme performansı, hematoloji, serum biyokimyasal ve antioksidan parametreler üzerine etkileri
Ulviye Karacalar
Biyoaktif bileşikleri nedeniyle esansiyel yağlar, sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliğinde antibiyotiklere doğal bir alternatif olarak kabul edilebilir. Okaliptüs (Eucalyptus globulus) ve kafur (Cinnamomum camphora) esansiyel yağları, farmasötik özellikleriyle yaygın olarak bilinirler, ancak bu esansiyel yağların su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanımını araştıran çalışmalar azdır. Bu çalışma, yavru çipura balığı (Sparus aurata) diyetine, farklı dozlarda uçucu yağlardan Eucalyptus globulus ve Cinnamomum camphora ilavesinin, büyüme performansı, hematolojik, biyokimyasal ve immünolojik parametreler üzerindeki etkilerini değerlendirmek için yapılmıştır. Bu amaçla balıklar (Ağırlık 14.62 ± 0.06 g; Boy 10.64 ± 0.20 cm) 60 gün boyunca, Eucalyptus globulus ve Cinnamomum camphora için farklı gruplara ayrılan tanklarda, her biri kendi grubu içinde, canlı ağırlıklarının % 2'si oranında 3 tekrarlı olarak, % 0 (kontrol), % 0.5, % 1 ve % 2 oranlarında 4 farklı konsantrasyonda esansiyel yağ içeren yemlerle beslenmiştir. Sonuçlar, nihai ağırlık, ağırlık artışı, günlük büyüme ve spesifik büyüme hızının, kontrol grubuna kıyasla tüm deney gruplarında önemli ölçüde arttığını göstermiştir. Yemden yararlanma oranı, % 1 ve % 2 Cinnamomum camphora uygulamasında kontrol grubu ile aynı seyrederken, % 2 oranındaki Eucalyptus globulus ilaveli diyet uygulamasında kontrol grubuna oranla belli bir artış gösterdiği görülmüştür. Diyetle alınan Eucalyptus globulus ve Cinnamomum camphora takviyeleri, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında WBC (Beyaz kan hücresi) sayısını ve NEU(nötrofil) seviyesini önemli ölçüde arttırmıştır. Denemede kolesterol artışı, % 2 Cinnamomum camphora ve % 1 Eucalyptus globulus gruplarında, trigliserit oranı ise en yüksek % 1 Cinnamomum camphora grubunda görülmüştür. Deney sonunda kolesterol, trigliserit, glukoz, ALT (Alanin aminotransferaz) ve AST (Aspartat aminotransferaz) değerlerinde de istatistiki olarak önemli bir fark gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma her iki esansiyel yağ takviyesinin de yavru çipura balıklarında büyüme performansı, bağışıklık, hematolojik ve biyokimyasal parametreleri iyileştirdiğini göstermiştir.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Siraz (Capoeta umbla Heckel, 1843) balığının kültür koşullarında üreme performansı ve larval büyüme özellikleri
Abdulselam Gün
Bu tez çalışması kapsamında, tam kontrollü şartlar altında siraz (Capoeta umbla) türünde, hormonal indüksiyon yoluyla üreme performansı, yumurtaların embriyonik gelişimi, farklı besleme protokolleri uygulayarak larval büyüme özellikleri ve farklı stok yoğunluklarında yavru balıkların büyüme özellikleri çalışılmıştır. Üreme olgunluğuna gelmiş siraz anaçlarında ovulasyonu sağlamak için iki farklı indüksiyon ajanı (ovopel ve ovaprim) farklı dozlarda uygulanmıştır. İndüksiyon ajanları ovopel ve ovaprim hormonları anestezi altındaki balıklara intramüsküler olarak enjekte edilmiştir. Ovopel denemelerinde 1 kg balık başına 0,5 pelet, 1 pelet ve 1,5 pelet doz, ovaprim denemelerinde 1 kg balık başına 0,25 ml, 0,50 ml ve 0,75 ml doz ve kontrol grubunda serum fizyolojik solüsyon enjekte edilmiştir. Yaklaşık 3 gün süren latent periyot sonrası ovule dişi sayısı en fazla ovopel gruplarında tespit edilmiştir. Ovopelde doz arttıkça ovulasyon oranının yükseldiği gözlemlenmiştir. Maksimum ovulasyon oranı 1,5 pelet ovopel/balık kg doz yapılan grupta kaydedilmiştir. Sağım yöntemiyle elde edilen yumurtalar ve spermler döllenerek döllenme, gözlenme ve kuluçkadan çıkış oranları hesap edilmiştir. Döllenme, gözlenme ve kuluçkadan çıkış oranları en yüksek olan gruplar ovaprim 0,5 (%78,42 - %86,67 - %82,6) ve ovopel 1 (%78,11 - %86,33 - %81,33) olurken, en düşük oranların ovaprim 0,75 (%61,15 - %80,4 - %77) ve ovopel 0,5 (%61,71 - %79,13 - %76,88) gruplarında olduğu belirlenmiştir. Ovopel ve ovaprim hormonlarının siraz balıklarında üremeyi uyarmada etkin olarak kullanılabileceği görülmüştür. C. umbla türünde embriyonik gelişim 18-19ºC su sıcaklığında yaklaşık 144 - 146 saat sürmüştür. Yumurtadan yeni çıkan larvalar açık sarımsı bir renktedir. Besin keselerini kısmen bitirmiş larvaların, Artemia nauplii ile birlikte hazır toz yemi de aldıkları gözlemlenmiştir. 9.günde besin kesesi bitmiştir. Siraz larvalarının farklı yemleme protokollerinde büyüme ve yaşama özelliklerinin 21 gün boyunca incelendiği çalışmada, en yüksek total boy 24,04 mm ile L1 grubunda, en düşük total boy ise 17,89 mm ile L2 grubunda gerçekleşmiştir. En yüksek spesifik büyüme oranının %3,29 ile L1 grubunda, en düşük spesifik büyüme oranının ise %1,91 ile L2 grubunda olduğu tespit edilmiştir. En yüksek mortalite %3,64 ile L5 grubunda, en az mortalite %1,81 ile L4 grubunda kaydedilmiştir. Canlı yem içeren besleme protokolleri daha iyi sonuç vermiştir. 98 gün süren yavru siraz balıkların farklı stok yoğunluklarında büyüme ve yaşama özelliklerinin araştırıldığı denemede, en uzun total boyun 67,07 mm ile S1 grubunda, en düşük total boyun ise 44,91 mm ile S5 grubunda gerçekleştiği görülmüştür. Gruplar arasında en yüksek canlı ağırlık 2,819 gr ile S1 grubunda, en düşük canlı ağırlık 0,859 gr ile S5 grubunda tespit edilmiştir. En yüksek spesifik büyüme oranı %3,419 ile S1 grubunda, en az spesifik büyüme oranı ise, %2,127 ile S5 grubunda olmuştur. Gruplarda en yüksek yaşama oranının %98,75 ile S2 grubunda, en az yaşama oranlarının ise sırasıyla, %97,5 , %97,5 , %97,5 ile S1, S4 ve S5 gruplarında olduğu kaydedilmiştir. Yüksek stoklama yoğunlukları büyüme bakımından siraz yavru balıkları için dezavantajlı bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler siraz türünün tam kontrollü koşullar altında yetiştiricilik teknikleri uygulanarak üretiminin mümkün olduğunu göstermektedir.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Van gölü inci kefali (Alburnus tarichi Güldenstädt, 1814)'nin hidroakustik izleme modelinin oluşturulması ve stok analizi
Ferhat Demirol
Çalışma kapsamında Van Gölü ticari balıkçılığına ait son 4 yılın balıkçılığa bağlı ve balıkçılıktan bağımsız verileri toplanmış ve 2020 yılının Ekim ayında Van Gölü'nde ilk kez uygulanan ve gölün tamamının tarandığı kapsamlı bir hidroakustik sörvey gerçekleştirilmiştir. Akustik verilerin toplanmasında 1 adet splitbeam transduser (Simrad ES 120-7C) ile donatılmış 120 kHz frekanslı Simrad EY60 marka taşınabilir bilimsel yankısayar (echosounder) kullanılmıştır. Sörvey deseni, aralarındaki mesafenin 2,28 nmi olduğu toplam 25 paralel hat şeklindedir. 10 gün süren sörvey esnasında toplam 540 nmi'lik akustik veri toplanmıştır. Hidroakustik sörveyin paralelinde gölde EN 14757 standardı galsama ağlarıyla biyolojik örneklemeler de yapılmıştır. Örneklenen balıkların total boyları; 7,5-25,5 cm, akustik hedef büyüklükleri (TS); -60,54 ile -46,92 dB aralığındadır. Ortalama toplam boy= 18,12 cm, ortalama vücut ağırlığı= 50,93 g ve ortalama TS= -49,99 dB olarak hesaplanmıştır. Sohbahar mevsiminde balıkların Erciş bölgesini neredeyse tamamen terk etmiş oldukları, Van Körfezi, Tatvan Baseni ve Adilcevaz-Ahlat bölgelerinde yoğun olarak bulundukları tespit edilmiştir. Balıkların vertikal dağılımını göldeki sıcaklık tabakalaşmasının doğrudan etkilediği ve buna bağlı olarak inci kefali sürülerinin sonbahar mevsimi itibariyle termoklinin hemen üzerinde bulundukları (18-25 m) ve daha derine inmedikleri gözlemlenmiştir. Gölde toplanan akustik verilerin analizinde, "batimetrik" ve "Geoİstatistiksel" olmak üzere iki farklı yaklaşım kullanılarak balık biyokütlesi hesaplanmıştır. Van Gölü'ndeki inci kefali biyokütlesi batimetrik yaklaşıma göre 17.513 ton; Geoİstatistiksel yaklaşıma göre ise 16.200 ton olmak üzere birbirine oldukça yakın bulunmuştur. Hidroakustik metodun yanında stok değerlendirmede "Yaşa dayalı kohort analizi" metodu kullanılmış olup göldeki toplam balık miktarı yaklaşık 579 milyon adet, biyokütle ise 21.919 ton olarak tahmin edilmiştir. Populasyon için balıkçılık ölüm oranı (F) 0,38; toplam ölüm oranı (Z); 0,58 ve sömürülme oranı (E); 0,657 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü inci kefali popülasyonunun %54,6 dişi, %45,4 erkek bireylerden oluştuğu ve ♀:♂ oranının 1,20:1 olduğu hesaplanmıştır. Popülasyonun 0 ile 7 yaş aralığındaki bireylerden oluştuğu tespit edilmiş olup yaş sınıflarının ortalama total boyları 0 yaş gurubundan başlamak üzere sırasıyla: 7,95; 14,37; 18,92; 21,96; 23,14; 23,97; 24,65; 25,60 cm ortalama ağırlıkları ise yine sırasıyla: 3,38; 22,37; 54,98; 89,07; 105,87; 120,42; 132,02 ve 154,75 g olarak hesaplanmıştır. Total-boy ile ağırlık arasındaki ilişki incelenmiş olup aralarında W= 0,0033TL3,3044 şeklinde üssel bir ilişki olduğu hesaplanmıştır ve bu ilişkiye ait regresyon katsayısı (R2); 0,969 olarak bulunmuştur. Populasyonun geneli için Fulton kondisyon faktörü; 0,790, L∞; 25,9937 cm, Kbrody; 0,4674 yıl-1, t0; -0,7713 yıl, W∞; 156,1708 g; Von Bertalanffy boyca büyüme denklemi Lt=25,9937[1-e(-0,4674(t+0,7713))]; ağırlıkça büyüme denklemi ise Wt= 156,244[1-e(-0,4674(t+0,7713))]3,3044 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü'nde aktif olarak 118 teknenin avcılık yaptığı ve tekne başına ortalama 3500-4500 m uzatma ağı kullanıldığı hesaplanmıştır. Tekne başına sezonluk ortalama 45,8 ton balık avlandığı, toplamda ise son 4 sezonun (2017-2021) ortalaması olarak yıllık 5400 ton balık avlandığı belirlenmiştir. İleriye dönük öngörülerin oluşturulmasında "Yaşa dayalı Thompson ve Bell" modeli kullanılarak yapılan analizde gölde en yüksek ürünü av gücünü %40 oranında azaltarak almanın mümkün olduğu görülse de mevcut filo ve av araçlarıyla 0 ve I yaş kohortlarının tamamen, II yaş kohortunun ise kısmen sömürülmüyor olması nedeniyle stokun aşırı avlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Probiyotiklerin zebra midye (Dreissena polymorpha)'de malathion toksisitesi üzerindeki iyileştirici etkisinin bazı biyokimyasal parametreler ile belirlenmesi
Neşe Akçanal Ödün
Probiyotikler, konakçı olduğu organizmaların sağlığı açısından yararlı sindirim kanalı mikroorganizmaları olarak tanımlanabilirler. Artan nüfusun gıda gereksinimlerini karşılamak amacıyla birim alandan daha fazla ürün elde etmek için zararlılarla mücadelede kullanılan pestisitler, sentetik veya doğal ürünlerdir. Pestisit kullanımının ekosistem üzerinde doğrudan ve dolaylı birtakım zararları bulunmaktadır. Sunulan bu çalışmada, malathion etken maddeli pestisitin hedef dışı sucul bir organizma olan zebra midye (Dreissena polymorpha) üzerindeki etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi, probiyotik kullanımı esnasındaki koruyucu etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha'da LC50 değeri 120,11 ± 19,32 mg/l olarak hesaplanmıştır. Probiyotik ile muamele edilen D. polymorpha bireyleri ve doğrudan D. polymorpha bireyleri malathion etken maddeli pestisite LC50 değerine oranla (1/5, 1/10 ve 1/20) sublethal konsantrasyonlarına 24 ve 96 saatlik zaman zarfında maruziyet sağlanmıştır. Deneme gruplarından alınan doku supernatantlarında, tiobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS) ve redükteglutatyon (GSH) düzeyleri ile superoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx), enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Ayrıca deneme gruplarından alınan örneklerde histopatolojik yanıt değerlendirilmiştir. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha bireylerinde TBARS seviyelerinde artışa, GSH seviyesinde azalışa, SOD enzim aktivesinde azalışa, CAT enzim aktivesinde azalışa, GPx enzim aktivitesinde azalışa sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Histopatolojik yanıtın araştırıldığı gruplarda artan konsantrasyona bağlı olarak uygulama gruplarında probiyotik kullanılmayan gruba kıyaslandığında probiyotik kullanılmayan gruplarda şiddetli lezyonlar tespit edilmiştir Koruyucu olarak uygulanan probiyotik ile muamele edilen grupların hepsinde doğrudan maruziyete kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı farklar bulunmuştur. Probiyotik ile muamele edilen grupların histopatolojik yanıtları doğrudan uygulama gruplarına kıyasla hafif ve orta şiddetli lezyonlar olarak koruyucu etkisi gösterdiği belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmada D. polymorpha'da malathion uygulamasında kullanılan biyobelirteçlerin faydalı olduğu biyokimyasal ve histopatolojik analizlerle belirlenmiştir. Sucul organizmalarda probiyotik kullanımının iyileştirici etkisinin olduğu hem biyokimyasal hem de histopatolojik biyobelirteçlerle teyit edilmiştir.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Modifiye atmosfer paketleme işleminin yöresel olarak tüketilen kunkor mantarı (Pleurotus eryngii var. ferulae) ve Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum)'nın kalite özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Hatice Pınar Yüksel
Günümüzde insanlar sağlıklı gıda tüketmek ve bu gıdalara kolaylıkla ulaşabilmek istemektedirler. Minimum işlenmiş gıdalar ise sağlıklı ve besin değeri yüksek gıda grubunun başında gelmektedir. Modifiye atmosfer paketleme minimum işlenmiş gıdaların raf ömrünü uzatmak ve gıda güvenliğini sağlamak için kullanılan bir gıda muhafa yöntemidir. Bu çalışma, buzdolabı koşullarında kunkor mantarı ve Tunceli sarımsağının gıda kalitesini ve gıda güvenliğini koruyabilmek için modifiye atmosfer paketlemenin uygulanabilirliğini araştırmak için yapılmıştır. Yapılan bu tez çalışmasında 2019 yılında Tunceli-Ovacık bölgesinden temin edilen Pleurotus familyasına ait olan kunkor mantarı (Pleurotus eryngii var. ferulae) ve Alliaceae familyasına ait olan Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum ) örnekleri kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan örneklere %5 O2 - %5 CO2, %3 O2 - %8 CO2 ve %3 O2 - %5 CO2 içeren gaz karışımları ile üç farklı koşulda modifiye atmosfer paketleme yapılmıştır. MAP yapılan örnekler ve paketleme yapılmayan kontrol örnekleri; mantar için 4 oC'de 12 gün, sarımsak için 4 oC'de 12 hafta depolanmıştır. Depolanan mantar ve sarımsak örneklerinde depolamaya bağlı kalite değişimleri incelenmiştir. Depolama boyunca çalışmada kullanılan örneklerde; ağırlık kaybı, tekstür profil analizi, titrasyon asitliği, pH, su aktivitesi, toplam kuru madde miktarı, toplam kül miktarı, renk ve toplam fenolik madde miktarı belirlenmiştir. Ayrıca örneklerin fenolik profilleri belirlenmiş ve mikrobiyolojik analizler de yapılmıştır. Çalışmanın başlangıcında taze mantarların su aktivitesi değeri 0,96, kuru madde içeriği %11,90, kül miktarı %1,51, titrasyon asitliği %0,28, pH değeri 6,35 ve toplam fenolik asit miktarı 541,83 mgGAE/kg yaş ağırlık olarak tespit edilmiştir. Renk değerleri ise L*, a* ve b* için sırasıyla 93,66, -0,39 ve 10,77 olarak belirlenmiştir. Tekstür analizi sonucu elde edilen değerler ise sertlik için 2222,22 g, elastikiyet 0,92, sakızımsılık 1646,13, çiğnenebilirlik 1441,83 şeklindedir. Depolamanın sonunda ağırlık kaybı %1,63 ile en fazla %5 O2-%5 CO2 içeren gaz ile paketlenen örneklerde görülmüştür. Mikrobiyolojik analizler sonucunda mantar örneklerinin başlangıç yükleri mezofilik aerobik bakteri sayısı, psikrofilik aerobik bakteri sayısı ve küf-maya sayısı için sırasıyla 6,40 log kob/g, 6,25 log kob/g ve 4,68 log kob/g olarak bulunmuştur. Depolamanın sonunda modifiye atmosfer paketleme yapılan örneklerde en düşük toplam mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri, maya ve küf sayısı %3 O2-%8 CO2 ile paketlenen örneklerde tespit edilmiştir. Yapılan bu tez çalışmasında %3 O2-%5 CO2 ile paketlenen mantar örneklerinin depolama sonunda başlangıç kalite özelliklerini, diğer gazlarla paketlenen örneklere göre daha iyi koruduğu belirlenmiştir. Buna rağmen, depolamanın sonunda mantarların meyve eti sertliğinin modifiye atmosfer ile paketlenen bütün gruplarda (%5 O2 - %5 CO2, %3 O2 - %8 CO2, %3 O2 - %5 CO2) azaldığı gözlenmiştir. Mantar örneklerinde tespit edilebilen fenolik bileşiklerden kateşinin 180,22 mg/kg ile en yüksek miktara sahip olduğu kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan taze sarımsak örneklerinin su aktivitesi değeri 0,93, kuru madde içeriği %44,45, kül miktarı %1,25, titrasyon asitliği %0,28, pH değeri 7,21 ve fenolik asit miktarı 327,84 mgGAE/kg olarak tespit edilmiştir. Renk değerleri ise L*, a* ve b* için sırasıyla 77,98, -2,11 ve 12,58 olarak belirlenmiştir. Tekstür analizi sonucu elde edilen değerler ise sertlik için 4483,35 g, elastikiyet 0,73, sakızımsılık 0,66, çiğnenebilirlik 2254,33 şeklindedir. Depolamanın sonunda en fazla ağırlık kaybı %8,08 değeri ile %5 O2-%5 CO2 içeren gaz ile paketlenen örneklerde görülmüştür. Sarımsak örneklerinde tespit edilebilen en yüksek fenolik bileşikler13,08 mg/kg ile kateşin ve 10,42 mg/kg ile vanilin olmuştur. Mikrobiyolojik analizler sonucunda sarimsak örneklerinin başlangıç yükleri mezofilik aerobik bakteri sayısı, psikrofilik aerobik bakteri sayısı ve küf-maya sayısı için sırasıyla 2,37l log kob/g, 2,35 log kob/g ve <2 log kob/g olarak bulunmuştur. Depolamanın sonunda modifiye atmosfer paketleme yapılan örneklerde en düşük toplam mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısı %3 O2-%5 CO2 ile paketlenen örneklerde tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda kunkor mantarı örnekleri için paketleme için kullanılan tüm gaz karışımlarında maksimum depolama süresi 9 gün olarak belirlenmiştir. Tunceli sarımsağı örnekleri için ise en uygun paketleme koşulu %5 O2 - %5 CO2 içeren gaz karışımı ve en uygun depolama süresi 6 hafta olarak tespit edilmiştir.
- Doktora TeziAçık Erişim2021Işık stresine maruz kalan kerevitlerde (astacus leptodactylus eschscholtz, 1823) çörek otu katkılı yemlerin antioksidan parametrelere etkisi
Murat Akpınar
Olgun kerevitler (Astacus leptodactylus) Keban Baraj Çemişgezek ve Pertek Avlak Sahalarından pinterlerle avlandı. Daha sonra laboratuvara getirilen kerevitler denemeler için tanklara bırakıldı. Çörek otu bitkisinden soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen yağların pelet yemlere % 1 ve % 2 oranlarında eklenmesiyle rasyonlar oluşturuldu. Deneme gruplarında tam aydınlatmalı tanklarda tutulan kerevitler bu yemlerle beslendi. Tam karanlık, tam aydınlık ve normal gün işiği alan ortamlarda tutulan diğer üç gruptaki kerevitler ise çörek otu yemi eklenilmeden sadece alabalık pelet yemi ile beslenildi. Deneme sonunda hepatopankreas ve kas dokularındaki antioksidan değerleri belirlendi. En düşük MDA seviyesi hem kas ve hem hepatopankreas için 7 numaralı katkısız yemle beslenen fakat üstü açık olup, gece karanlık gündüz ise gün ışığı alan grupta gözlemlenirken, en kötü sonuç ise tamamen aydınlatılan ve çörek otu katısı verilmeyen yemle beslenen tam aydınlık grupta gerçekleşti. Lipid peroksidasyon seviyelerini düşürme açısından katkılı yemlerin ise olumlu sonuçlar verdiği ve özellikle %2'lik karışımlarda en etkili sonuçların alındığı görüldü. Yağlar arasındaki farka baktığımızda ise soğuk sıkım çörek otu yağı ile beslenen grubun değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. SOD, GSH ve GSH-Px değerleri hem kas ve hem de hepatopankreas için en yüksek değerleri 7. Numaralı deneme grubunda görülürken, bu grubu çörek otu katkılı yemlerin verildiği gruplar izledi. CAT hepatopankreas değerlerinde 2 numaralı deneme grubunda en yüksek değerler elde edilir iken, CAT kas değerlerinde ise diğer sonuçlarda olduğu gibi 7 numaralı grup değerleri en yüksek çıktı ve 1, 2, 3, 4 numaralı ve katkılı yemlerin verildiği deneme grupları bu grubu takip etti. Analiz sonuçlarına göre kerevitlerin karanlık ortam canlıları olmadığı, gece avlansalar bile normal fotoperiyoda ve gün ışığına da ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Çörek otu yağının oksidatif stresin giderilmesinde kerevitler üzerinde de önemli rolünün olduğu ve soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen çörek otu yağlarının hemen hemen aynı etkilere sahip olduğu belirlenmiştir.
- Doktora TeziAçık Erişim2020Tatlısu amfipodu Gammarus pulex (L., 1758)'te Chlorpyrifos toksisitesinin belirlenmesi
Seçil Güneş
Bu çalışmada chlorpyrifos'un tatlısu amfipodu Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki toksik etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın canlı materyalini oluşturan G. pulex (L.,1758) örnekleri, Tunceli ili Munzur Akarsuyu'ndan elde edilmiştir. Laboratuvara canlı olarak getirilen G. pulex örnekleri adaptasyon sürecinde doğal ortamına benzer şekilde hazırlanmış akvaryumlara yerleştirilmiştir. Akut toksisite testlerinden LC50 değerlerini tayin etmek için 24, 48, 72 ve 96 saatlik zaman dilimlerinde belirlenen chlorpyrifos konsantrasyonu bulunan akvaryumlardaki G. pulex'ler gözlemlenerek ölü birey sayıları not edilmiştir. Chlorpyrifos'un G. pulex üzerindeki enzimatik ve enzimatik olmayan etkilerini belirleyebilmek amacıyla MDA ve GSH düzeyleri ile, CAT, GSH-Px ve GST enzim aktivitelerindeki değişimler belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda LC50 değerinin 0.140±0,016 µg/L olduğu, kontrol grubu ile chlorpyrifos uygulanmış araştırma gruplarındaki G. pulex bireylerinin MDA ve GSH düzeyleri ile CAT, GSH-Px ve GST enzim aktivitelerinde istatistiksel açıdan anlamlı değişimlerin olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda chlorpyrifos'un bir tatlı su amphipodu olan G. pulex üzerinde toksik etki gösterdiği ve chlorpyrifos'un düşük konsantrasyonlarının G. pulex'lerin ölümüne neden olduğu tespit edilmiştir.
- Doktora TeziAçık Erişim2020Doğal derin ötektik çözücüler ile kuşburnu meyve, çekirdek ve atığından biyoaktif bileşiklerin ekstraksiyon ve mikroenkapsülasyonunun yanıt yüzey yöntemi ile optimizasyonu
Emrah Karakavuk
Bu çalışmada kuşburnu meyvesi, çekirdeği ve fabrikadan sağlanan atık ürünün, doğal derin ötektik çözücüler kullanılarak ultrason yardımlı ekstraksiyonu ve elde edilen ekstraktların iyonik jelasyon yöntemi ile mikroenkapsülasyonu yanıt yüzey metodunun merkezi kompozit tasarımı ile optimize edildi. Kuşburnu örneklerinde kuru madde, kül, su aktivitesi, pH, renk ve şeker kompozisyonu analizleri yapıldıktan sonra en uygun doğal derin ötektik çözücünün tespit edilebilmesi için örneklerin çeşitli doğal derin ötektik çözücüler ile elde edilen ekstraktlarında toplam fenolik madde miktarı, serbest radikal giderme kapasitesi, C vitamini ve fenolik kompozisyon analizleri yapıldı. Analiz sonuçlarına göre kuşburnu örnekleri için en uygun doğal derin ötektik çözücü belirlendikten sonra ekstraksiyonunun optimizasyonu merkezi kompozit tasarım metodu kullanılarak yapıldı. Bağımsız değişkenler olarak sıcaklık, süre ve ultrason gücü seçilirken, bağımlı değişken olarak toplam fenolik madde, serbest radikal giderme kapasitesi, C vitamini ve % verim seçildi. İstenilirlik fonksiyonuna göre kuşburnu meyvesi, çekirdeği ve atığı için optimum değerler sırasıyla sıcaklık için 43 °C, 50 °C ve 45 °C, ekstraksiyon süresi bütün örnekler için 14 dk ve ekstraksiyon gücü için ise %60, %53 ve %50 olarak elde edildi. Belirlenen optimum şartlarda her bir kuşburnu örneğinin en uygun doğal derin ötektik çözücü ile ekstraktları elde edildi. Mikroenkapsülasyon işlemi, verimi çok yüksek olan ve laboratuvar şartları için oldukça elverişli olan iyonik jelasyon yöntemi ile yapıldı. Ekstraktların iyonik jelasyon yöntemi ile mikroenkapsülasyonu yine yanıt yüzey metodunun merkezi kompozit tasarımı ile optimize edildi. Mikroenkapsülasyon işleminde bağımsız değişkenler aljinat oranı, kalsiyum klorür oranı ve örnek miktarı olarak seçilirken bağımlı değişken olarak toplam fenolik madde, serbest radikal giderme kapasitesi, C vitamini ve % verim seçildi. İstenilirlik fonksiyonuna göre optimum noktalar kuşburnu meyvesi, çekirdeği ve atığı için aljinat oranı sırasıyla %2,45, %2,5 ve %2,5 ve kalsiyum klorür oranı tüm örneklerde %2,5, örnek miktarı sırasıyla 13, 11,75 ve 13 g olarak tespit edildi. Bu çalışmada kuşburnu örneklerinin biyoaktif bileşiklerinin doğal derin ötektik çözücü kullanılarak verimli bir çekilde ekstrakte edilebildiği ve mikroenkapsülasyon sırasında meydana gelebilecek olumsuzlukların yine doğal derin ötektik çözücü ile bertaraf edilebildiği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Kuşburnu, atık, iyonik jelasyon, doğal derin ötektik çözücüler, optimizasyon, C vitamini, fenolik madde, mikroenkapsülasyon
- Doktora TeziAçık Erişim2020Ultrasonik destekli ekstraksiyon parametrelerinin belirlenerek keçiboynuzundan elde edilen pekmezinin bazı kalite özelliklerinin araştırılması
Zeynep Eroğlu
Keçiboynuzu pekmezi yapımında en önemli basamak şıra elde etme aşamasıdır. Keçiboynuzunda (Harnup) bulunan %60'lık toplam şeker içeriğinin, keçiboynuzunun lifli yapısı nedeniyle şıraya geçirilmesi oldukça zordur. Geleneksel olarak 12 saatten 3 güne kadar değişen sürelerde ekstraksiyon yöntemiyle şıra elde edilmektedir. Şıraya keçiboynuzundaki bileşenlerin daha fazla miktarda ve kısa sürede geçirilmesi amacıyla güncel ekstraksiyon yöntemlerinden olan ultrasonik destekli ekstraksiyon işlemi kullanılmıştır. Ultrasonik destekli ekstraksiyon işlemi için cevap yüzey yöntemi kullanılarak Box-Benkhen metoduna göre desen oluşturulmuştur. Optimizasyonda ekstraksiyon süresi, sıcaklığı, meyve/çözgen oranı, ultrasonik güç bağımsız değişkenler olup; toplam çözünür kuru madde, verim, antioksidan kapasitesi ve toplam fenolik madde miktarı ise yanıt olarak seçilmiştir. Elde edilen optimizasyon sonuçlarına göre optimum çalışma koşulları 40˚C, 21dk, 1/9 oranında, %84 ultrasonik güç olarak belirlenmiştir. Belirlenen optimum koşullarda ultrasonik ekstraksiyon ile şıra elde edilip bu şıradan atmosferik basınçta, 70˚C ve 80˚C vakum altında pekmez üretilmiştir. Geleneksel şıra elde etme yöntemi ile ultrasonik destekli şıra elde etme yöntemleri arasındaki farkları gözlemleyebilmek için geleneksel yöntem ile de şıra elde edilip yine üç farklı yöntemle pekmez üretilmiştir. Keçiboynuzu pekmezlerinin kimyasal bileşimi, renk, toplam antioksidan kapasite ve toplam fenolik madde miktarı açısından geleneksel şıra eldesi ile ultrasonik şıra eldesi bakımından pekmez üretimleri arasında fark olmadığı tespit edilmiştir. Ultrasonik yöntem ile HMF miktarlarının kısmen arttığı ancak bu artışın kabul edilebilir düzeyin altında olduğu görülmüştür. Pekmezlerin şeker dağılımında ultrasonik yöntemde glukoz miktarı azaldığı, sakkaroz miktarı arttığı ve fruktoz miktarlarında önemli bir fark görülmediği belirlenmiştir. Fenolik dağılımına bakıldığında kateşin ve vanilin miktarının ultrasonik ekstraksiyon yöntemiyle arttığı, rutin miktarının ise azaldığı saptanmıştır. Gallik asit, prokateşik asit, klorojenik asit ve trans-p-qumarik asit açısından ultrasonik yöntem ile geleneksel yöntem arasında fark bulunmamıştır. Ayrıca vanilin ve rutinin açık kazanda pişirme ile parçalandığı gözlemlenmiştir. Keçiboynuzu pekmezi geleneksel ve ticari olarak çok farklı ekstraksiyon sıcaklık (50˚C ile 90˚C arasında) ve sürelerinde (4-12 sa arasında hatta 3 güne kadar) üretilmektedir. Çalışmamızda uygulanan ultrasonik ekstraksiyon yöntemi ile sürenin 21dk ve sıcaklığın 40˚C düşürülebildiği görülmektedir. Pekmez üretim yöntemlerinde ekstraksiyon aşamasında ultrasonik destekli ekstraksiyondan faydalanılabileceği düşünülmektedir.
- Doktora TeziAçık Erişim2019Bakır ve bakır oksit nanopartiküllerinin Artemia salina'daki birikim, eliminasyon ve oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması
Işıl Canan Çiçek Çimen
Nanopartikül (NP) (<100 nm) içeren ürünlerin kullanımının artmasıyla birlikte, sucul sistemler ve besin zincirini oluşturan organizmaların antropojenik faaliyetler sonucu salınan NP'lerin etkisiyle risk altında olmalarından dolayı, bu çalışmada, deniz suyu ortamında yaşayan birincil tüketici zooplankton türlerinden Artemia salina'nın metal bazlı bakır (Cu) ve bakır oksit (CuO) NP'lere maruz bırakılmasiyla nanotoksisite testleri gerçekleştirilmiştir. Denemede, toplam 7 grup (Kontrol, 0,2 ppm, 1 ppm, 5 ppm, 10 ppm, 25 ppm ve 50 ppm) oluşturulmuş ve üç tekerrür ile çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan Cu ve CuO NP'lerine karakterizasyonu; Transmisyon/Geçirimli Elektron Mikroskop (TEM), Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Zeta Potansiyeli, X-ışını Difraksiyon (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşüm Kızılötesi (FT-IR) ve UV-Görünür Spektroskopisi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Organizmalarda NP'lere bağlı birikim ve eliminasyon oranının belirlenmesi Endüktif Eşleşmiş Plazma-Kütle Spektrometresi (ICP-MS) analiziyle yapılmıştır. Zooplanktonlarda NP etkileri faz kontrast mikroskobuyla görüntülenmiştir. Zooplanktonlardaki toksik etkiler, mortalite ve oksidatif stres belirteçlerinden olan glutatyon (GSH) ve tiyobarbitürik asit reaktif maddeler (TBARS) testleriyle incelenmiştir. Çalışmanın 24., 48. ve 72. saatlerinde Cu NP'lerin GSH seviyelerinde kısmi artışlara neden olduğu belirlenmiştir. Cu (60-80 nm) NP'ne maruz bırakılan A. salina'da artan konsantrasyon oranlarıyla paralel olarak TBARS değeri artmış ve en yüksek artış 5 ppm grubunun 24. saatinde gözlenmiştir. Sonuçlar, NP'lerin organizmalar üzerindeki farklı etkilerini göstermekle birlikte, NP'lerin birikim ve eliminasyon oranlarında farklılıklar olduğunu göstermistir. Organizmadaki birikim oranı, NP konsantrasyonuyla paralel bir artış göstermiştir. Cu NP'lerinde birikim oranları, 0,2 ve 1 ppm konsantrasyonlarında 48. saatte artış ve 72. saatte düşüş eğilimi göstermiş olup, tüm diğer konsantrasyonlarda ise süre artışına paralel olarak bir artış eğiliminin olduğu saptanmıştır. CuO (40 nm) NP'lerinde ise 10 ppm konsantrasyonu hariç, 48. saatte düşüş ve 72. saatte artış eğilimleri görülmüş olup, 10 ppm konsantrasyonunda ise zaman ortalamaları arasındaki farkın önemli olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Cu (60-80 nm) NP'lerin LC50 değeri 52,37 mg/L; CuO (40nm) NP'lerin LC50 değeri 55,39 mg/L olarak bulunmuştur. NP'lerin metal iyon salınımlarının ise, her bir NP'de farklılık gösterdiği gözlenmiştir. NP'lere maruz bırakılan zooplanktonların yüzeylerinin NP'ler ile sarıldığı gözlemlenmiştir. Çalışmada çok yönlü yapılan analizler sonucunda, Cu ve CuO NP'lerin organizmada birikim yapmakla birlikte, deney organizmasında toksik etkilerinin olduğu ve aynı paralellikle oksidatif stres oluşturduğu da görülmektedir. Bu nano boyuttaki malzemelerin artan kullanım alanları ile birlikte, çevre için büyük bir problem olarak karşımıza çıkabileceği belirlenmiştir. Buna bağlı olarak besin zincirinde yer alan organizmalar tarafından alınan NP'ler, dokuda birikim yaptığında daha üst tüketici organizmalar için tehlike oluşturabilecektir. Bu partiküllerin kullanımı ve doğaya bulaşması ile ilgili bir kontrol mekanizması oluşturulmalı ve etkileri üzerinde daha geniş çalışmalar da yürütülmelidir. Antahtar Kelimeler: Nanopartikül, Cu, CuO, Karakterizasyon, Zooplankton, Nanotoksisite, Birikim, Oksidatif stres.
- Doktora TeziAçık Erişim2018Keban Baraj Gölü Pertek bölgesinde yetiştiriciliği yapılan ve doğadan avlanan gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss, Walbaum 1792) besin düzeylerinin karşılaştırılması
Esin Özçiçek
Bu çalışmada, Keban Baraj Gölü Pertek Bölgesi'nde yetiştiriciliği yapılan ve bu bölgeden avlanan gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) kas ve karaciğerinde yağ asitleri, kolesterol, yağda çözünen vitaminler (A, D, E ve K vitaminleri) ve aminoasit düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ortalama ağırlığı 356,01±12,03 g ve ortalama total boyu 30,88±2,06 cm olan toplam 120 adet gökkuşağı alabalığı kullanılmıştır. Kas ve karaciğerden kimyasal analizler için doku örnekleri alınmıştır. Tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) arasında oleik asidin en baskın olan yağ asidi olduğu belirlenmiştir. Oleik asidin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu bulunmuştur. Oleik asidin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ve Haziran aylarında önemli (P<0,05) olduğu bulunmuştur. Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) içinde dokosaheksaenoik yağ asidi (DHA) en baskın olarak bulunmuştur. Dokosaheksaenoik asidin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu tespit edilmiştir. Dokosaheksaenoik asidin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ayında önemli (P<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Yağda çözünen vitaminler bakımından en yüksek değer E vitamininde görülmüştür. E vitamininin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ayında önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. E vitamininin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Nisan ayında önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. Aminoasitler bakımından en yüksek değer glisin aminoasidinde görülmüştür. Glisin aminoasidinin kas ve karaciğer dokularındaki doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemli (P<0,01) olduğu bulunmuştur. Bu araştırma sonucunda, doğadaki alabalıkların ΣMUFA, eikosapentaenoik asit (EPA) ve DHA içeriği daha yüksek; ΣPUFA, D ve K vitaminleri ve esansiyel aminoasit içeriğinin ise daha düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Oncorhynchus mykiss, Kas, Karaciğer, Yağ Asitleri, Aminoasitler
