Bu dergideki yayınlar

8 →
  • MakaleYalnız künye2025
    Oy Verme Kutularından Sınır Kapılarına: Türkiye’nin Seçimleri ve Suriyeli Mültecilere Yönelik AKP’nin Değişen Tutumuna Medyadan Bakmak

    Kenes, Hatice

    Bu makale, son 13 yıldır Türkiye’de ırkçı, ayrımcı söylemlerin düğüm noktalarından birini oluşturan Suriyelilere yönelik söylemi, kritik son seçimleri içine alan dönemde incelemektedir. Bu dönemin özellikle ele alınmasında iki gerekçe öne çıkmıştır: İlki, muhalefet partileri tarafından sıkça gündeme getirilen, özellikle seçim dönemlerinde bir seçim vaadi olarak sunulan ve toplumda ırkçı, ayrımcı düşünceleri besleyerek zaman zaman linçlere yol açan Suriyelilerin “gönderilmesi gereken bir fazlalık” olduğu söylemine, 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan başkanlık seçimlerine 11 gün kala, 3 Mayıs 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) de “onurlu geri dönüş” söylemiyle eklemlenmesidir. Böylece AKP tarafından açık kapı politikasıyla içeri alınan, Müslümanlar olarak ensar olunması gereken, vatandaşlık vaat edilen milyonlarca Suriyeli mültecinin 12. yılın sonunda ülke dışına çıkarılacağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçmenlere duyurulmuştur. Oysa aynı Erdoğan, 15 Mart 2022 tarihli konuşmasında muhalefet partilerinin söylemlerinin aksine “Biz görevde olduğumuz sürece göndermeyeceğiz” diyerek muhalefete “sert” bir şekilde karşılık vermişti. Kısa sürede her iki ifadenin AKP’nin Suriyeli politikasıyla ilgili olarak kamusal dolaşıma sokulmuş olması, AKP’nin Suriyelilere yönelik politikalarını belirleyen asıl faktörün hümanizm, insan hakları vs. değil de iktidarı kaybetme riskinin güçlü bir şekilde açığa çıkması ve oy hesapları olduğunun görünürleşmesidir. İlkiyle bağlantılı ikinci gelişme ise, 20 yıllık kesintisiz bir şekilde iktidarda olan Erdoğan’ın ve AKP’nin ilk defa oy ve iktidar kaybetme riskinin güçlü olarak belirdiği iki kritik seçim atmosferinin yaşanmış olmasıdır. Nitekim Erdoğan, 14 Mayıs 2023 başkanlık seçimlerini ikinci turda kazanabilmiş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ise AKP, elindeki 15 şehir belediyesini daha kaybetmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı genel seçim ve ardından yerel seçim sürecini içine alan 1 Mart 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’de en fazla tıklanma sayısına sahip Sabah, Hürriyet ve Sözcü’nün çevrimiçi platformlarında yayımlanan haberlerinde iktidarın da değişen söyleminin etkisinde Suriyeli sığınmacıların hangi bağlamda nasıl yer aldığını, medyanın mültecilerin “geri gönderilmesi gereken fazlalık” olarak gören politik söyleme nasıl eklemlenmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, ana akım medyanın haber yapma pratiği ve sığınmacılara yönelik politik ve toplumsal tartışmaları nasıl haberleştirdikleri betimsel olarak analiz edilerek öne çıkan temalar ve alt temalar yorumlanacaktır. Araştırmanın temel tezi, medyanın, sığınmacıların toplumsal entegrasyon veya dışlanma süreçlerine etkisinin, seçim döneminin dinamiklerinde daha belirgin hale geldiği yönündedir.

  • MakaleYalnız künye2024
    İran ve Türkiye’nin Kapitalist Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Süreçlerinin Karşılaştırılması: Eğitim Reformu Örneği (1923-1941)

    Şeker, Melike

    Bu çalışma, İran’da Rıza Şah Pehlevi ve Türkiye’de Mustafa Kemal’in kurucu liderliğini yaptıkları devletlerde (1923-1941) uygulanan eğitim reformlarıyla bu ülkelerin kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşme biçim ve yoğunlukları arasındaki paralelliklere dikkat çekmeyi hedeflemektedir. 16. yüzyılda Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın dar bir bölgesinde konumlanan Avrupa dünya ekonomisi kendi iç yapılarını geliştirerek kesintili de olsa düzenli bir gelişme göstermiştir. 19. yüzyılda kendi yuvasından çıkarak dünyanın farklı bölgelerini bünyesine dâhil eden kapitalist ekonomi (modern) kapitalist dünya ekonomisi haline gelmiştir. Avrupa merkezli kapitalist ekonominin coğrafi yayılımının hızlandığı bu yüzyıl, Türkiye ve İran toprakları da dâhil olmak üzere birçok bölgenin bu sisteme katılmaya başladığı zaman aralığına denk düşmektedir. Bu nedenle uluslararası ekonomik-politik düzen, iktisadi değişimlerin yanı sıra siyasi ve toplumsal yapının dönüşümünün de başlıca dinamiği olmuştur. Sonsuz ve sınırsız büyüme hedefinin temel motivasyon olduğu kapitalist dünya ekonomisinin sürekli büyüme sürecinin tarihsel gelişimine her bölgenin içsel dinamikleri etki etmektedir. Dünya pazarı için üretim mekanizmalarını yaratan kapitalist dünya ekonomisine eklemlenmenin buna dâhil olan birimler açısından en önemli sonucu, kapitalizm öncesi üretim tarzlarının içerik olarak kapitalist pazara uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu ve Kaçarlar/Pehleviler için bu süreç, bir yandan kendi içinde bağımsız kurumsal yapıları oluşturma bir yandan da dünyaya uyum sağlama arayışı şeklinde ortaya çıkmıştır. Her iki imparatorluk örneğinde bütünleşme sürecinin bir uğrağı olan ulus devlet inşa dönemi, politik, idari ve toplumsal yapıdaki dönüşümlere siyasi aktörlerin öncülük ettiği tarihsel bir kesittir. Mustafa Kemal ve Rıza Şah’ın liderliğinde kurulan devlet yönetimlerinin hedefleri arasında eğitim kurumlarında reformların yapılması ve bu kurumların yaygınlaştırılması da bulunmaktaydı. Buradan hareketle çalışma, benzer zaman aralığında ancak farklı hız ve yoğunluklarla kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşen Osmanlı/Türkiye’de ve İran’da merkezi devlet eliyle düzenlenen modern eğitim reformlarının -hedef ve düzeyinin- bahsi edilen eklemlenme süreciyle paralelliğine odaklanmaktadır. Son olarak çalışma, eğitim reformları konusunda söz konusu ülkelerin dünya ekonomisiyle eklemlenme süreçlerindeki sermaye birikim koşullarının belirleyici rolünü öne çıkarmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2022
    İşçi Sınıfı ve Mücadelesinin Post-modernist Reddinin Medyadaki Yansıması: THY Grevi ve Cerattepe Direnişi Örneklerinin Karşılaştırılması

    Dagtas, Erdal; Aydin, Nursen

    Kapitalist üretim sisteminin her yeniden yapılanma süreci, işçi sınıfı aleyhine sonuçlanan değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte, Sovyet sosyalist düzenin dağılmasının ardından kapitalist sistemin alternatifsiz mutlak gücünü ilan etmesi, sınıfların ortadan kalktığını savunan post-modern görüşlere dayanak oluşturmuştur. Sözü edilen görüşler, Marksizmin sınıf mücadelelerine atfettiği ayrıcalıklı konumun post-kapitalist toplumlarda geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiğini ve çoğulcu kimlikler temelindeki sorunların siyaset alanının gündemini oluşturduğunu savunmaktadır. Kuramsal anlamda sınıf hareketlerinin yok sayılması gerek sanayi gerekse hizmet sektöründeki işçi sınıfının sermayeye karşı devam eden mücadelesinin somut varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Toplumsal bir gerçeklik olan sınıf mücadelelerinin inkâr edildiği kuramsal görüşlerin yaygınlık kazanmasında neo-liberalizmin hegemonya alanlarından biri olarak medyanın ideolojik işlevi yadsınamaz. Bu çalışma, işçi sınıfı ve mücadelesinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşlerin egemen hale gelmesinde medyanın işlevini sorgulamaktadır. Bu doğrultuda, sınıf temelli toplumsal hareket örneği olan THY grevi ile yeni toplumsal hareket örneği olan Cerattepe direnişinin basılı gazetelerdeki (Evrensel, Hürriyet, Yeni Şafak) ve alternatif haber sitelerindeki (Bianet, Sendika.org, T24) sunumu eleştirel ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. Temsil ettikleri ideolojiler temelinde belirlenen medya kuruluşlarının THY grevi ve Cerattepe direnişi özelinde, işçi sınıfı ve çevre hareketleri konusunda nasıl bir tutuma sahip oldukları ortaya konulmuştur. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, verilerin toplanmasında metin çözümlemesi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın çözümleme nesnesi basılı gazetelerde ve alternatif haber sitelerinde yer alan THY grevi (15 Mayıs-21 Aralık 2013) ve Cerattepe direnişi (21 Haziran 2015-29 Şubat 2016) ile ilgili köşe yazıları çözümlenmiştir. Böylece, kuramsal alanda işçi sınıfını ve mücadelesini görmezden gelen görüşlerin ve neo-liberal bakış açısının taşıyıcısı olarak medyanın rolüne dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte, işçi sınıfı ve çevre hareketleri söz konusu olduğunda, basılı gazetelerin ve alternatif haber sitelerinin tutumunda farklılık olup olmadığı sorusuna yanıtlar aranmıştır. Sonuç olarak, sınıf hareketlerinin yeni toplumsal hareketler karşısında ideolojik açıdan ayrımcılığa uğradığı gözlenmiştir. Sınıf mücadelelerinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşler, ana akım medya aracılığıyla yeniden üretilerek egemen hale getirilmektedir. Bu noktada, özellikle sosyalist sol basın ve alternatif haber siteleri, işçi sınıfının ve sınıf temelli hareketlerin toplumsal gerçekliğinin kamuoyuna doğru yansıtılması bakımından önem taşımaktadır.

  • MakaleYalnız künye2019
    Türkiye’de Zorunlu Göç Mağduru Çocuklar: Çatışmalar ve Yıkımlar Nedeniyle “Kendi Evinde Mülteci Olmak

    Çoban Keneş, Hatice

    Zorunlu göç, ona maruz kalan tüm gruplar için maddi ve manevi olumsuz sonuçlarıolan travmatik bir süreçtir. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar gibi kırılgan konumda olanlariçinse çok daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle de yaşları nedeniylealgılama düzeyleri ve savunmasız konumları dikkate alındığında yerinden edilmeyemaruz kalmanın çocuklar açısından nasıl sonuçlar yaratabileceği öngörülebilir.Çocuklar, bilmedikleri, anlamadıkları ve hiçbir etkilerinin olmadığı nedenler yüzündençıkan savaşlara, çatışmalara maruz kalmakta ve bu sürecin en kırılgan kesimi olarakyaşanan süreçten çok daha ağır etkilenmektedirler. Bu nedenle zorunlu göçünsonuçlarına çocuklar açısından bakılması çocukların ve toplumun sağlığı açısındangerekli ve önemlidir. Ancak, zorunlu göç üzerine yapılmış çalışmalar arasında zorunlugöçün, yerinden olmanın ve yerinden edilmenin sonuçlarına çocuklar açısından bakanaz çalışma bulunmaktadır. Bu amaçla çalışmada göç, zorunlu iç göç, yerinden edilmeliteratüründen yola çıkılarak göç çalışmalarında daha az ele alınan bir konu olarakyerinden edilmiş çocukların görünür kılınmasına aracılık edilecektir.Çalışmada, ağırlıklı olarak Kürt nüfusunun yaşadığı Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2015 yılısonlarında başlayan askeri operasyonlar ve çatışmalar nedeniyle yaşanan yerindenedilmenin sonuçlarına çocuklar açısından bakılmıştır. Bölgede yaşayan sivil Kürtler2015 yılı sonlarına doğru önce silahlı çatışmalar ortasında kalmış, çatışma bitiminde dealtyapı ve binaların büyük ölçüde yıkılmasıyla, zorunlu göçe maruz kalmışlardır.Çalışma kapsamında 6-11 ve 12-18 yaş aralıklarındaki yerinden edilmiş Sur’lu çocuklarlagörüşmeler yapılmış, çocukların anlatımlarıyla, çocukların bakış açısıyla yerindenedilmenin sonuçları ortaya konulmuştur. Çocukların anlatımlarından çıkarılan beştemel gösterge, kendi ülkelerinde olsalar bile bu çocukların çatışmalar ve zorlayerinden edilmenin sonuçlarını birer mülteci gibi yaşadıklarını ortaya koymuştur.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Sihirli Bir Araç Olarak Endüstriyel Kümelenmeler

    Güneş, Bayram

    İktisadi kalkınma yarışı, çoğu zaman mevcut sistemin eşitsizlik üreten doğasınıgörmemize engel olmaktadır. Uluslararası güç ilişkileri ve sınıfsal gerçekliklerdensoyutlanmış analizler, ana akım kalkınma yazınını kaplamış görünmektedir. Bunlardanbiri de bölgesel kalkınma alanının yeni gözdelerinden biri olan 'endüstriyel kümelenme'çalışmalarıdır.Toplumsal alana ilişkin güven, karşılıklılık, dayanışma ve aidiyet gibi bazı değerleribölgesel kalkınma çabalarının bir bileşeni haline getirerek 'toplulukçu bir piyasa'tahayyülü oluşturan kümelenme konsepti, son yıllarda oldukça ilgi görmektedir.Endüstriyel bölgelerin sağladığı dışsallıkları, bahsi edilen 'sosyal sermaye' unsurlarıylaaktive etme veya geliştirme çabası olarak değerlendirilebilecek kümelenme girişimleri,araştırmacılar nezdinde pozitif bir karşılık bulmaktadır. Ancak, bu girişimlere dairyapılan analizler kalkınma meselesinin ele alınışındaki sakatlıkları aynen içermektedir.Bu çalışma, teknoloji teması üzerinden, endüstriyel bölgeler ve bunun üzerinebina edilen kümelenme girişimlerine dair yazının eleştirel bir değerlendirmesiniiçermektedir. Çalışmada, konseptin dönüşümünü sağlayan bazı temel tartışmaların yanısıra, endüstriyel bölgelerin uluslararası işbölümü içerisindeki yeri, bölgesel harmoniçabalarının ideolojik imaları ve konseptin önemli yapıtaşlarından biri olan üniversitesanayiişbirliklerinin yarattığı sorunlar gibi ilgili yazının ihmal ettiği konular ele alınmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    A Conservative Neoliberal Approach of Conciliating Work and Family Life

    Gün, Servet

    Conciliating work and family life has been a popular approach viewed as an ideal solution to eradicate inequalities resulted from gender issue in western countries for 30-40 years. Showing different features in different societies by their unique societal environment, this approach is a relatively new phenomenon in Turkey. It was not until the year 2010 these kinds of policies for conciliating work and family life had been known in Turkey. Now there are some regulations to balance work and family life. Framed by the Program for Protecting Family and Dynamic Population Structure, conciliating work and family approach has been included in pro-natalist policies. This paper evaluates the policies aimed at conciliating work and family life by examining regulations, official texts and other documents and questions whether these policies can balance work and family life or not. To what extent do these policies achieve gender equality? From a political economy point of view we can argue that this approach fosters patriarchal division of labour in the households and also leads to flexible working

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Syrian 'Refugees' In Printed Press: Construction Of Rational And Emotinal Justifications Of Discriminatory Discourses

    Doğanay, Ülkü; Keneş Çoban, Hatice

    This study problematizes the role of mainstream media in dissemination and justification of dicriminatory discourses against Syrian refugees in Turkey. Within the scope of the study, news stories and columns published in three mainstream newspapers (Zaman, Posta and Hürriyet), which have been selected according to their circulation number, in the period from 2011 April, when the first asylum seekers began to seek aylum in Turkey until the end of 2014, when the total number of Syrian asylum seekers exceeded two million. The fundamental supposition of the study is that the mainstream media operated within similar frameworks during the reproduction of discriminatory discourses against asylum seekers. Within the scope of the study, the news stories and columns published in these newspapers have been classified according to their topics, themes and how Syrian asylum seekers are portrayed in these stories and columns in order to have a better understanding of how the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is problematized in the newspapers. In the second part of the study, the discouses in the news stories are analysed to reveal which words are used to describe the asylum seekers and on what grounds the content in these newspapers that reproduce the discriminatory opinions and judgments about asylum seekers is justified. In an endeavour to answer these questions, the study follows van Dijk's critical discourse analysis method to focus on the macro and micro structure of news stories and to analyse the interpretive framework of the discriminatory discourses against asylum seekers. The main findings of the study are that the presence of Syrian asylum seekers in Turkey are "problematized" on four main discursive domains oriented at constructing the rational justifications, emotional justifications of discrimination as well as rationalisation of emotions: In the news stories portraying Syrian asylum seekers as a "threat", this portrayal is used to criticize the foreign policy of the government, the asylum seekers, on the other hand, are associated with their economic burden and problems related to security. Secondly, the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is "objectified" through an emphasis on how much Money has been spent, how much aid has been provided and how many asylum seekers are in Turkey without any regard to violation of rights and/or human consequences the issue. Thirdly, a discursive framework which "sentimentalize" the reactions against the presence of asylum seekers in Turkey, their conditions and their "excessive visibility" in cities.

    AtıfTR Dizin72
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2012
    Türkiye’de hemşehri derneklerinin kırsal yapıdaki rolü

    Aktaş, Erkan; Firat, Kamil; Demir, Murat Cem; Çomu, Aka Assiye

    Türkiye’de 1980’lerden itibaren giderek artan bir öneme sahip olarak sahnede görünürlük kazanan sivil toplum örgütlerinin bir örneği olan hemşehri derneklerinin çoklu işlevlerinin sorunsallaştırıldığı bu çalışma, İstanbul İli’nde bulunan 356 hemşehri derneği ile gerçekleştirilmiştir. Hemşehri derneklerini genel olarak köy dernekleri ve diğer dernekler şeklinde kategorilendirmek mümkün olsa da çalışmaya göre köy tipi dernekleşmenin baskın olduğu göze çarpmaktadır. Derneklerin kırsal uzamda oynadığı sosyo-ekonomik rolün alt yapı çalışmaları ile sınırlı olduğu saptanmıştır. Hemşehri derneklerinin kente göre kırsal yapıdaki siyasi rollerinin üyeler üzerinde daha az belirleyici, bürokratik yapı üzerinde ise daha belirleyici bir role sahip olduğu bulgusu saptanmıştır. Derneklerin kuruluş yıllarının da kırsal yapıdaki rolleri üzerinde belirleyici olduğu saptanmıştır. 1980 öncesinde kurulan hemşehri dernekleri kırsal alanın yaşam standardı ile ilgili daha fazla faaliyette bulunmuştur. Son olarak, hemşehri dernekleri hem kentsel dönüşüm hem de kırsal dönüşüm çalışmalarında dikkate alınması gereken başlıca sivil toplum kuruluşlarından biri olmalıdır.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn1305-9971
dc.date.accessioned2026-10-28T15:06:53.106207130Z
dc.date.available2026-10-28T15:06:53.106207130Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/munzur/5047
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleMülkiye Dergisi