Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Daimi, Cengiz(2)
- Gültekin, Ahmet Kerim(2)
- Koç, Ali(2)
- Çobanoğlu, Yavuz(2)
- Altı, Aziz(1)
- Coşkun, Hakan(1)
- Dede, Demet Karabulut(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Ekici, Muhammet Faruk(1)
- Gonultas, Burak Mirac(1)
- Hazirbulan, Tahsin(1)
- Hotaman, İncihan(1)
- Kaval, Yılmaz(1)
- Köse, Özkan(1)
- Palanci, Cihan(1)
- Reyhanoğulları, Müslüm(1)
- Senol, Sengül(1)
- Yildirim, Erdal(1)
- Çetindağ Süme, Gülda(1)
- Çınar, Semih(1)
- İnbaşı, Mehmet(1)
- Şentürk, Gamze(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Gülme teorileri bağlamında ali aga’nın fıkraları
Ekici, Muhammet Faruk; Çetindağ Süme, Gülda
Türk milletinin sözlü kültür ürünleri, Türk’ün tarihî seyre dâhil olduğu günden bugüne varlığını korumuş, kolektif bilincin salt unsurlarını asırlar ve nesiller arasında taşıyan bir köprü işlevi üstlenmiştir. Bu sözlü geleneğin ürünlerinden biri fıkralardır. Fıkralar genel olarak belli tipler ekseninde ortaya çıkmıştır. Söz konusu fıkra tiplerinden biri de farklı bir dünya görüşüne sahip olan ve bunu fıkralarına açıkça yansıtan Tonyalı Ali Aga’dır. Bu çalışmada, Türk fıkralarıyla ilgili yapılan tasnif değerlendirmeleri hakkında kısaca bilgi verildikten sonra mahalli bir fıkra tipi örneği olan, Trabzon’un Tonya ilçesinde yaşamış ve dünyaya burada veda etmiş Ali Uzun’un hayatı tanıtılmıştır. Çalışmada, Ali Uzun’un Türk fıkra tipleri içerisindeki yeri belirtildikten sonra onun çeşitli sözlü kaynaklardan mülakat yöntemiyle derlenen fıkraları üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama gibi gülme teorileri açısından incelenmiştir. Bu sayede, Karadeniz insanının hayata bakışına ve mizahi unsurlarla örülü yaşamına ayna tutan Ali Aga, Türk mahalli fıkra tiplerinden biri olarak fıkralarıyla literatürdeki yerini almış olacaktır.
- MakaleAçık Erişim2025Onomastik bir inceleme: ığdır yöresinde bazı hayvanların adlandırmaları
Koç, Ali
Onomastik, adların kökenlerini, yapısal özelliklerini ve kültürel bağlamlarını inceleyen bir bilim dalı olarak dilbilim ve kültür araştırmalarında önemli bir yere sahiptir. Adlandırma sistemleri, bireylerin ve toplumların çevrelerini anlamlandırma, düzenleme ve bu düzen içerisindeki unsurları dilsel olarak ifade etme biçimlerini yansıtır. Bu bağlamda, adlandırmalar sadece dilsel bir pratik değil, aynı zamanda bir toplumun tarihsel ve kültürel belleğine ışık tutan araçlar olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Iğdır yöresinde hayvanların yaş ve cinsiyetlerine bağlı olarak oluşturulan adlandırmaların, Türkçenin tarihsel katmanlarıyla ilişkisini ve bu adlandırmaların yöresel ağız özellikleriyle bağlantısını ortaya koymaktır. Araştırma, nitel bir desen benimseyerek, literatür taramasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, yazılı kaynaklar ve ilgili literatürün analiz edilmesi yoluyla toplanmıştır. Iğdır yöresinde hayvanların yaş ve cinsiyetlerine göre oluşturulan adlandırmaların, hem tarihsel dilbilimsel unsurları hem de yöresel ağız özelliklerini barındırdığı tespit edilmiştir. Bu türden adlandırmalar, Türkçenin tarihsel evrelerinden bu yana devam eden dilsel sürekliliğin ve bu sürekliliğin modern varyasyonlarla nasıl biçimlendiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Araştırma sonuçları, Iğdır yöresinde kullanılan adlandırmaların, dildeki tarihsel katmanlarla harmanlanarak günümüze ulaştığını ve bu süreçte bölgesel faktörlerin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, adlandırmaların yalnızca dilsel bir işlevi olmadığı, aynı zamanda toplumsal yaşamın farklı alanlarında kültürel kimlik, yerel bilgi birikimi ve ekonomik faaliyetlerle ilişkilendirilebildiği görülmüştür. İlgili sistem, Türk dilinin tarihsel çeşitliliği ve evrimini yansıtmakla birlikte, yöresel ağız özelliklerinin dili nasıl zenginleştirdiğini de göstermektedir. Ayrıca, bu bulgular dilin kültürel işlevlerinin somut olmayan kültürel mirasın korunmasında ne denli önemli bir rol oynadığına dair açık bir örnek teşkil etmektedir. Iğdır yöresindeki hayvan adlandırma pratiklerinin hem dilsel hem de kültürel düzeyde kalıcı bir değer taşıdığı ve Türkçenin etnolinguistik bağlamlarının anlaşılmasına katkı sunduğu tespit edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Neo-orientalism in reverse: the voice of the “other” in mohsin hamid’s the reluctant fundamentalist
Hotaman, İncihan
This article offers a postcolonial and narratological analysis of Mohsin Hamid’s The Reluctant Fundamentalist, arguing that the novel actively reverses Neo-Orientalist discourse through its narrative structure and use of focalization. Situating the text within post-9/11 cultural and political contexts, the study examines how dominant Western media and literary narratives have constructed Muslim identity through binaries of threat, irrationality, and otherness. Against this background, the article demonstrates how Hamid reclaims narrative authority by centering a Muslim protagonist who speaks in his own voice and controls the terms of representation. Drawing on postcolonial theory and narratology, particularly Gérard Genette’s concept of focalization and its later revisions, the paper argues that the novel’s monologic form and first-person narration transform the Muslim subject from an object of the Western gaze into an active focalizer. By rendering the Western listener silent and epistemologically subordinate, the novel destabilizes conventional subject–object hierarchies that underpin Neo-Orientalist representation. Ultimately, the article contends that The Reluctant Fundamentalist functions not only as a thematic critique of post-9/11 Islamophobia but also as a formal intervention that reconfigures narrative power and challenges hegemonic modes of seeing, knowing, and speaking about the Muslim “Other.”.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Türk Dünyasında Nevruz: Adlar ve Anlamlar
Koç, Ali
Nevruz, Türk dünyasının ortak geçmişini ve kültürel zenginliğini yansıtan, köklü bir gelenekle bugüne taşınmış kadim bir bayramdır. Yalnızca baharın gelişini ve doğanın uyanışını kutlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı, bereketi ve yenilenmeyi simgeler. Türk toplulukları, binlerce yıldır bu bayramı farklı adlarla anmış ve her biri, Nevruz’un derin anlamını kendi kültürüne göre şekillendirmiştir. “Naurız”, “Nooruz”, “Nevbahar”, “Nevris”, “Yılsırtı” ve “Ruzlama” gibi adlar, bu bayramın tarihî, mitolojik ve kültürel köklerini zenginleştiren birer iz olarak Türk dili ve kültüründe yerini almıştır. Türklerin geniş coğrafyasında Nevruz, bir mevsim geçişi ritüelinin çok ötesinde, halkları bir araya getiren güçlü bir bağdır. Nevruz, tarih boyunca Türk dünyasında milli kimliği, dayanışmayı ve gelenekleri diri tutan bir değer olarak öne çıkmıştır. Ortak bir geçmişin izlerini taşıyan bu bayram, halkın belleğinde mitolojik anlatılarla ve inançlarla harmanlanmış, her toplumda farklı adlarla anılsa da ortak duygularla kutlanmıştır. Bu yönüyle Nevruz, toplumsal birliğin ve kültürel ortaklığın canlı bir simgesi olmayı sürdürmektedir. Bu çalışmada da, Nevruz'un farklı adları ve anlamları üzerinden nasıl dilsel ve kültürel bir birlik oluşturduğu incelenecektir. Ayrıca, Nevruz'un Türk milletini birleştiren köklü değerleri temsil ettiği çeşitli örneklerle gösterilecektir. Türk dünyasında 50’den fazla isimle anılan Nevruz'un tüm varyantlarının "yenilenme, birlik, doğa ile uyum" temalarında ortak bir kültürel kimlik oluşturduğu görülmektedir
- Derleme MakaleAçık Erişim2025Ulus-devlet, kimlik ve kültür perspektifinde uluslararası göç tartışmaları
Reyhanoğulları, Müslüm
Çağdaş dönemde uluslararası göçler; ulus-devlet, kimlik ve kültür kavramları bağlamında karmaşık ve çok boyutlu bir ilişki içinde ele alınmaktadır. Bu ilişkinin niteliği, ulus-devletlerin doğası ve işlevleri ile uluslararası göçün temel dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Ulus-devletler göçü düzenleme ve yönetmede aktif rol oynarken, uluslararası göç hareketleri de devletlerin sosyokültürel, ekonomik ve politik yapılarında dönüşümlere yol açmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim, devlet politikaları ve toplumsal dinamiklerde derin değişiklikler yaratmaktadır. Göçmen ile ev sahibi toplumlarda kimlik ve kültür ekseninde de olumlu ve olumsuz sosyal dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla göçmenlerin kimlikleri adaptasyon sürecinde yeniden şekillenirken, ev sahibi toplumların kimlik ve kültürel yapıları da değişmektedir. Bu durum kültürel sınırların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırma uluslararası göç olgusunu; ulus-devlet, kimlik ve kültür ekseninde sosyo-politik etkileriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, literatüre dayandırılarak uluslararası göçün ulus-devletin doğasına, kimlik oluşumundaki rolüne ve kültürel ilişkilerine odaklanmaktadır. Çalışmanın beşerî coğrafyadaki bu konulara kuramsal katkı sunması hedeflenmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom
Çobanoğlu, Yavuz
Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.
- MakaleAçık Erişim2025Dede Korkut Anlatılarında Soy Bozulması Motifi: Oğuz Tepegözü Örneği
Kaval, Yılmaz
Doğayı, evreni, Tanrı’yı ve kendini anlama ve anlamlandırma arayışında, insanlara uzun bir süre boyunca rehberlik eden mitik anlatılar, bilinmez bir dünyanın gizemini çözen şifreler niteliğindedir. Mitik anlatıların en çarpıcı içeriklerinden biri de insan ve göğe ait olağanüstü türler arasındaki ilişkilerin getirdiği soy (gen) saflığının bozulması ve bunun sonucunda oluşan varlıklar ile bunun dehşet verici sonuçlarıdır. Uyumlu olmayan genlerin birbirine karışması ile insanın yaşam alanına uygun olmayan tür ve varlıkların ortaya çıkmasına dair anlatılar kutsal kitaplarda ve çeşitli milletlerin mitlerinde yer almaktadır. Dünyanın farklı toplumlarının kültür ve inanç dünyasında dikkat çeken bu anlatının benzeri, Türk kültüründe de yer almaktadır. Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut hikâyeleri bu anlamda bize değerli bir örnek vermektedir. Söz konusu hikâyelerde yer alan “Basat’ın Depegözi Öldürdüği Boy” başlıklı anlatıda, göksel varlıklardan peri kızı ile Oğuzların çobanının ilişkisi sonucunda doğan “Tepegöz” adında bir ara türden bahsedilir. Söz konusu anlatıda, genetik olarak uyumsuz bu iki türe ait genlerin birleşmesi sonucu doğan Tepegöz’ün insanlara çok büyük eziyetler çektirdiği, onların yaşam kaynaklarını tüketip ardından insanlarla beslenen bir yamyama dönüştüğüne dair çarpıcı bilgilere yer verilir.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2Kültürel hafıza ve kent belleği aktarımında tunceli alevi ocakları ve ovacık aktaş babaları
Senol, Sengül
Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasının yarattığı iletişim araçları ve dijital kültür, özellikle belirli kültürel mirasların yeni nesillere aktarılmasında yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda tarih ve doğa okumalarının dijitalleşmesi hafıza kaybının önüne geçememektedir. Alevi kültürü, kültürel çeşitliliği ve bütünleştirici tavrı açısından barışçıl söylemler hazinesidir. Bu kültürün yaşatılamaması, barışçıl söylemlerin gelecek nesillere aktarılamaması anlamına gelmektedir. Alevi mekân ve merkezleri, geçmiş değerlerin ve kültürel birikimin aktarılması açısından kentsel belleğin kurumsallaşmış en önemli yapı taşlarıdır. Bu sorumluluğun bilinciyle Alevi toplumsal hafızasının ve somut olmayan kültürel mirasının canlı tutulması ve derinleşen toplumsal hafıza kaybına karşı mücadele etmektedir. Bu mekanlarda icra edilen ritüeller, otantik anlatılar, kaybolmaya yüz tutmuş Alevi kültürel mirasının ve belleğinin aktarımında geçmişi bugüne bağlayan bir işlevi görmektedir. Tarihsel geçmişteki eski adının sırasıyla Çemişgezek, Hozat, Dersim ve Tunceli adını alan bu ilde Alevilik kent belleğinin aktarımında önemli bir yere sahiptir. Alevi inancının temeli olan Ocak sistemindeki rıza- ikrar kurallarının toplumsal refahın ve sosyal adaletin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bireyin olgunlaşması açısından bir okul özelliği taşıyan Ocaklar ve onun temsilcileri kültürel hafıza olan 4 kapı 40 makam öğretisini 16 yaşına kadar yeni kuşaklara aktarırlar. Alevi ocağına mensup bir Baba (rehber, pir, mürşit) en az yılda bir kez sorumlu olduğu Alevi Canları ziyaret eder ve Gülbenk (dua) verir. Baba ve Ana’nın da yanında yer aldığı Cem İnanç Ritüeli’nde yapılan ‘Özünü Dara Çekme’ hizmetiyle topluluğun sorunları çözüme bağlanırken, semah ve felsefi deyişlerle birey ruhen arındırılmaktadır. Bu çalışma, Tunceli’deki somut kültürel miras rolü nedeniyle Şı/Şâh Ahmet (Şeyh Ahmet) Mürşit Ocağına bağlı olan Ovacık Aktaş Babaları’nın türbe/ ziyaretgahlarını da kapsamaktadır. Çalışmanın metodolojisinde Teun A. Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi kullanılarak Alevi inanç ve felsefesinin yeni nesillere aktarımı ve günümüzde geçirdiği dönüşümler tarihsel aktarım ve kentsel bellek ilişkisi üzerinden değerlendirilmiştir
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024İnsanlıktan uzak: emily için bir gül’de ve atinalı timon’da mizantropinin temsili
Şentürk, Gamze
Bu makale, Amerikalı yazar William Faulkner’ın Emily İçin Bir Gül (1930) adlı kısa öyküsüne ve İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Atinalı Timon (1623) adlı oyununa odaklanarak bu eserlerde tasvir edilen Emily ve Timon adlı iki mizantrop karakterleri incelemeyi amaçlamaktadır. Oxford İngilizce Sözlüğü’nde mizantrop kavramı, “insanlıktan hoşlanmayan ve insan toplumundan kaçınan kişi” (2010, s. 1130) olarak tanımlanmaktadır. Kavram, Yunanca nefret anlamına gelen “misein” ve insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. ‘İnsanlık düşmanı’ olarak ifade edebileceğimiz mizantrop karakterler, William S. Gilbert ve Jonathan Swift gibi çeşitli yazarlarca edebiyatta sıklıkla tasvir edilmiştir. En tanınmış mizantrop karakterlerden biri de Fransız oyun yazarı Moliere’in 1666 tarihli Adamcıl oyunundaki Alceste karakteridir. Bu çalışmanın merkezine koyduğu eserlerden biri olan Emily İçin Bir Gül adlı kısa hikâye, gizemli ve izole bir karakter olan Emily Grierson’ın hikâyesini anlatır. Emily inzivada yaşayan, geçmişine sıkı sıkıya bağlı ve dış dünyayla etkileşimi kısıtlı bir figürdür. Babası, statüsü ve toplumun ondan beklentileri gibi dış faktörlerin etkisiyle içine kapanan Emily, bir mizantrop olarak karşımıza çıkar. Shakespeare’in çok az bilinen ve sahnelenen oyunlarından olan Atinalı Timon oyunu ise Timon adlı bir karakterin trajik yolculuğu etrafında geçer. Başlangıçta cömert olan ve toplum tarafından sevilen Timon, insanlığa ve topluma karşı yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle dünyadan ve insanlardan tamamen uzaklaşır ve bir mizantropa dönüşür. Bu iki eser, farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen, iki insanlık düşmanı karakteri ele alır. Bu çalışmanın amacı da Emily ve Timon’un insan düşmanı kişiliklerini, toplumdan kopuş süreçlerini de ele alarak ve benzerlik ile farklılıklarına değinerek irdelemektir.
- MakaleAçık Erişim2024Yüzeysel Bir Radikallik Bağlamı Olarak Woke Hareketi
Palanci, Cihan
Kimlik siyasetinin 1960’lar ile politik alanın en önemli tartışma nesnelerinden biri olması ve bu tartışmaların muhalif habitusu ikiye bölmesi gözlemlenebilir bir olgudur. Bununla birlikte özellikle 2010’larla başlayan, sosyal medyanın aracılığıyla hızlanan ve yaygınlaşan başka bir tür muhalefet biçiminin yeni kamusal alanlarda kendini gösterdiğini gözlemliyoruz. Woke (Uyanış) aktivizmi olarak adlandırılan bu hareket bir tür hiper-kimlik siyaseti ile ciddi destekçiler bulurken öte taraftan özellikle kullandıkları yöntemlerle ilgili olarak sert bir biçimde eleştiriliyorlar. Woke taraftarları, toplumsal cinsiyet normları, etnik aidiyet, göç ve çevre gibi sorunlar hakkında son derece duyarlıyken bu duyarlılığın dile getiriliş pratikleri öteki politik gruplar tarafından sorunsallaştırılmaktadır. Bu hiper-kimlik hareketinin üyeleri, özellikle sosyal medya kullanıcılarının kamuya açık olarak ifade ettikleri görüşleri hem içerik hem de seçilen sözcükler bağlamında sürekli eleştirmekte ve Woke filtresine takılanlar için yine sosyal medyada yoğun bir eleştiri fırtınası başlatmaktadırlar. Son kertede literatüre “iptal etmek” olarak geçen bu süreç, fail için geri dönülmez bir aşamaya geçebilmekte ve tüm yaşamını etkileyebilmektedir. Bu bağlamda biz çalışmamızda Woke aktivizminin belirli bir çerçevesini oluşturmaya çalışacağız. Bu çerçeve, Woke’un kavramsal olarak konumlandığı yerin tarihsel dinamikleri ve özellikle kavrama yönelik eleştirilerle oluşturulacaktır.
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Bektaşi muhibbanı (1911-1912)
Altı, Aziz
1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanmasının ardından Hacı Bektaş Veli Tekkesi’nde (Pirevi) üç başat gücün olduğu görülmektedir. Bunlar; Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebiler, mücerret erkanını yürüten Babagânlar ile merkezi hükümet tarafından tayin edilmiş olan Nakşi şeyh idi. II. Meşrutiyetin Osmanlı ülkesinde getirdiğine inanılan özgür düşünce ortamında Bektaşiler (Babagan/Çelebi) Nakşi şeyhin Pirevi’ndeki statüsünün kaldırılmasını ve yönetimin kendi cihetlerine verilmesini talep etmişlerdi. 1911-1912 yılları arasında Babagânlar ile Çelebiler arasında Pirevi’ndeki yönetimi ele geçirme mücadelesine tarafları da dahil olmuş ve merkezi hükümete tutumlarını iletmişlerdi. Muhibban olarak tanımlanan bu taraftar gurubunda yalnızca Babagân ve Çelebileri destekleyen Bektaşiler olmayıp, Hacı Bektaş Veli Tekkesini kendilerine ‘serçeşme’olarak kabul gören Alevi ocakzâdeleri ve talipleri de vardı. Olaylara yalnızca Osmanlı Devleti sınırları içindeki muhibban reaksiyon göstermemiş aynı zamanda o dönemde Rus hakimiyeti altında yaşamlarını süren muhibban da tepkisini sergilemiştir. Bu çerçevede 1911-1912 yılları arasında Pirevi’ndeki yaşananlara sessiz kalmayarak tepkisini gösteren cümle muhibbanın tespiti bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Sosyal Sermaye Temelinde Suriyeli Bireylerin Sosyal Uyum Sürecine İlişkin Deneyimleri
Gonultas, Burak Mirac; Coşkun, Hakan
Çalışmanın amacı, 2011’de savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli bireylerin uyumunun sosyal sermaye kavramı üzerinden sosyal hizmet bağlamında ele almaktır. Araştırmada nitel fenomenolojik desen kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Katılımcılar kriter örnekleme ile belirlenmiştir. On beş katılımcı, sosyal sermaye oluşturucu değerler olarak din, coğrafi yakınlık, kültürel benzerlik, akrabalık bağlarını ifade etmişlerdir. Bununla beraber katılımcılar ortak tarihsel geçmişi, bir sosyal sermaye oluşturucu değer olarak görmemektedirler. Uyumu kolaylaştıracak araçlar dil, mesleki eğitim, çocukların eğitimi ve göçmenlerin olumlu katkılarının varlığı olarak ifade edilmiştir. Sonuç olarak; sosyal ağ yoluyla gelişen sosyal sermaye değerleri ile bir uyum süreci tasarlamak mümkündür. Yerli halk ve göçmenler arasında düzenli temas kurularak bilinçlendirme ve farkındalık çalışmalarının yapılmasının birlikte yaşam adına sosyal sermaye oluşturabilecek birtakım değerler inşa edebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada politika yapıcıları ve sivil toplum birlikteliği önemli bir bileşen olarak görülmektedir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023İngiltere’de “Alevi Olmak”: Diasporada Alevi Kimliğinin Kuruluşu
Çobanoğlu, Yavuz
Türkiye’deki siyasal ve kültürel gelişmelere bakıldığında, son yıllarda Alevilik ve Aleviler konusunun giderek artan bir öneme sahip olduğu tespit edilebilir. Bunun nedeni, Alevilerin kendi kültür ve inançlarına yönelik taleplerini artık (özellikle yurtdışında) daha yüksek sesle ifade etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu talepler ise genellikle, sosyal yaşam ile politik alanın sosyolojisindeki bir takım toplumsal değişimlerin sonuçları olarak karşımıza çıkar. Dahası tüm inanç ve etnisite çalışmalarında olduğu gibi, Alevilikte de mevcut sosyolojik değişimler kimlik inşa süreçlerinin içerisinde gerçekleşir ve ona tabidir. Bu yönüyle kimlik inşa süreçleri bizlere, buradaki sosyolojik değişimleri işaretleyebilmemiz için de kıymetli ipuçları sunmaktadır. Öyle ki günümüzde kimlik kavramı, bütün bu sosyolojik değişimleri anlamak ve anlamlandırabilmek için anahtar bir rol üstlenmektedir. Yine benzer biçimde Alevilik de kendi kimlik formlarını, özellikle gelecek kuşaklara aktarırken, kimliğin (özellikle geleneksel Alevilik çerçevesinde) inşasına önem veren bir inançtır. Üstelik buradaki inşanın, pek çok yorum ve söylem aracılığıyla gerçekleştiği de bilinmektedir. Yine de yorumların kaynağı ne olursa olsun hem Türkiye içerisinde, fakat daha aktif ve yoğunluklu olmak kaydıyla, hem de Avrupa diasporasında bir “Alevi kimliği” kurmaya yönelik çabaların son yıllarda fazlasıyla yoğunlaştığına şahit olmaktayız. Dolayısıyla burada, “diaspora”daki Aleviler arasındaki bu kimlik oluşturma süreçleri nasıl ve hangi şekillerde inşa edilmekte, nasıl ortaya çıkmaktadır? sorusu kendiliğinden önem kazanmaktadır. İşte “bir yıl” gibi bir süre zarfında desteklenen bu saha araştırmasının bilimsel merakı da İngiltere diasporasındaki Alevilerin kimlik inşasındaki değişim, çeşitlenme ve süreklilik süreçlerinin anlaşılır kılınması üzerinedir. Zira Alevilikte inanç ve kültürel öğelerin etkisiyle kimlik inşa edici (/kurucu) süreçler, bilimsel bir merakı davet edici özelliklere fazlasıyla sahiptir. Bu itibarla, saha araştırması kapsamında 33 kişiyle yüz yüze “derinlemesine mülakatlar” gerçekleştirildi. Bu kişiler yoğunluklu olarak Londra’da yaşayan ve kendisini “Alevi” olarak ifade eden yetişkinlerdi. Londra dışında ise beş şehirden altı kişiyle daha yüz yüze görüşüldü ve başkent dışında Alevilerin kendi kültürel kimliklerini nasıl kurdukları tespit edilmeye çalışıldı. Görüşmeler sonrasında derinlemesine mülakat kayıtları söylem analizi yöntemiyle anlamlandırılmaya çalışıldı.
- MakaleYalnız künye2023Çağlar Boyunca Erkeğin Asla Vazgeçemediği Düşü: Bir Kadın Yaratmak
Çınar, Semih; Köse, Özkan
Kültürel tarihte çoğunlukla yaratıcılarımızın erkeğin tarafını tuttuğu görülmektedir. Türlerden birinin diğerine üstün sayıldığı ve haklı bulunduğu bir yapı inşa edilmiştir. Erkeğin ihtiyaçlarını karşılaması için “yaratılan” kadın beklenildiği kadar itaatkâr olamayınca sorunu çözmek amacıyla ilahi bir kudrete ihtiyaç duyar. Erkeğin yaşadığı düş kırıklığının kimi örnekte doğrudan yaratıcısının, bazen de yaratıcının başka bir faniyi aracı kılarak oluşturulan öykülerin birer anlatı olarak değerlendirilmesi, toplumların bir türlü çözemediği cinsiyet eşitsizliği sorununu örten bir sis perdesi yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı benzerlerine tarih boyunca pek çok kültür ürününde rastladığımız phallocentric anlayışın örnekler üzerinden tartışılmasıdır. Bu bağlamda metin, ilk emarelerine mitolojik söylencelerde rastladığımız, başlangıçta ilahi güçlerin iradesiyle, sonrasında aklın ve bilimin araçsallaştırılmasıyla sürdürülen, kadın erkek eşitsizliği olgusunun değişen zamana ve koşullara karşın var olageldiği gerçeğini gözler önüne sermektedir.
- MakaleAçık Erişim2022The Process of Individuation in William Golding’s The Inheritors: Affect and the Encounter with ‘the Other’
Dede, Demet Karabulut
This article traces the transmission of affect between the Neanderthals and Homo sapiens in William Golding’s The Inheritors which begins the process of individuation in the Neanderthal characters, Lok and Fa. Focusing in particular on the encounter with ‘the other’, I elucidate how mediation of affect between these groups turns the crisis of encounter into a debate about the innocence and fall of human beings, and about how historical continuities are transmitted through silences, gaps, and omissions of some people or some thoughts.
- MakaleAçık Erişim2022Women and patriarchy: Tales of males and ghosts
Demir, Ayşegül
Having its roots in faiths such as Judaism and Christianity, the term ‘patriarchy’ refers to a system of authority in which males are regarded as superior to females and wield power over them. While some women have submissively internalized the patriarchal system, others have raised their voices and spoken out against it. Short stories written by women writers are one way to examine this system. However, there is a wide disparity in these authors' attitudes toward women. Some depict brave new women who transform and progress as the narrative goes on, while others feature stereotypical female figures who are submissive. The purpose of this paper is to compare the short stories written by Kate Chopin and Rose Tremain to those by Edith Wharton and Clare Boylan in order to determine whether or how much these authors criticize the patriarchal system. It is argued that Chopin and Tremain are the most critical of patriarchy, whereas Wharton and Boylan represent women within a patriarchal framework. Both Chopin and Tremain provide a comprehensive analysis of human nature, regardless of whether they are discussing men or women, with all of their complexity and inner struggles. Authors such as Wharton and Boylan, on the other hand, depict women in patriarchal societies in their natural state, without offering any solutions or suggestions. In their accounts, societal or sexual injustice is motivated by financial considerations.
- MakaleYalnız künye2022Kürt şiiri ve müziğinde nevruz
Daimi, Cengiz
21 Mart’ta- Dünyanın Güneş karşısındaki pozisyonuna göre gece ile gündüzün eşit olduğu gün- Kuzey yarım kürede yeni yıl ve bahar kutlamaları yapılmaktadır. Antik dönemde 21 Mart, mitolojide karanlık-aydınlık, yaz-kış, doğum-ölüm, kıtlık-bolluk çatışması ekseninde Babil’de ‘Akitu’, Anadolu’da ‘Prullias’ adı ile ölüp dirilen bolluk-bereket tanrıları adına düzenlenen festivaller ile kutlanırdı. Antik Mısır’dan Mezopotamya’ya, Anadolu’dan İran’a, Hindistan’dan Çin’e ve sonraları Roma’ya kadar uzanan bu coğrafya ve kültür ortamında 21 Mart; doğum, diriliş, bolluk-bereket, sağlık-şifa, iktidar olma, kurtuluş, özgürlük, barış ve eşitlik gibi kavramlarla anılmıştır. Kuzey yarım kürede antik dönemden günümüze 21 Mart çeşitli nedenlerle kutlana gelmiştir. Bunlar, Kral Marduk’un ejderha Tiamat’ı öldürmesi, Fırtına Tanrısının yılan İlluyanka’yı öldürmesi, Çemşid’in tahta çıkışı, Feridun ya da Kava’nın Dehhak’ı öldürmesi, Hz. İsa’nın dirilişi, Hz. Ali’nin doğuşu, Ergenekon’dan çıkış/kurtuluş gibi kutlamalardır. Nevruz ya da 21 Mart kutlamaları değişik halkların edebiyat, müzik, felsefe, mutfak, tıp, spor, resim, gravür, itikat, giyim vb. kültür alanlarında önemli yaratıcılığa neden olmuştur. Bu yaratıcılık Nevruz’u Yeni Yıl (Sersale), Bahar (Bihare) bayramı olarak kutlayan Kürtlerin şiirine Nevruziye ve Bahariye, müziğine ise Nevruz şarkıları adı altında sirayet etmiştir. Nevruz Fars, Türk, Azeri ve Kürt halkının edebiyat ve musikisini ortak form ve simgesel kodlarla bezemiştir.
- MakaleAçık Erişim2021Tahtacıların mengi oyunu
Daimi, Cengiz
Tahtacılar Horasan’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Alevi Türkmen topluluğudur. Şamanist ve batıni Heterodoks itikat öğelerini inançlarında bir arada yaşarlar. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Muharebesi (1514) akabinde Alevi/Kızılbaş tayfalarına karşı yürüttüğü kıyım sonucu bir kesim Türkmen Alevisi de Akdeniz ve Ege bölgesinin dağlık kuytuluk alanlarına sığındılar. Bu alanlarda ağaç işini ve tahtacılığı kendilerine meslek edindiler. Bu nedenle dışarıdan mesleken kendilerine Tahtacı dendi. Ama onlar kendilerini Türkmen Alevisi olarak tanımladılar. Tahtacılar ağacın ruhunun olduğuna inanırlar. Ağacı kutsal değer olarak görürler. Onlara göre ağaç ruhun barınağıdır. Tahtacı ağaç ile özdeştir. Yaşlı ağaç ise ulu ve yaşlı kişilerle özdeştir. Tahtacılar Ağaçeri soyundandırlar. Ağaçeri torunlarıdır. Ağacın kutsanmasının Anadolu’da binlerce yıllık tarihi vardır. Anadolu mitolojisinde bunu bariz şekilde görmek mümkündür. Tahtacılar ve onların Mengi oyununa dair literatür ve alan araştırma verileri sınırlıdır. Amacımız dağınık olan literatürü derleyerek, yaptığımız alan araştırması verileri ile birleştirerek Mengi oyunu hakkında bilinen dağarcığın sınırlarını zorlamaktır. Tahtacıların doğum, düğün, sünnet, nişan vb. eğlence ortamında icra edilen, genç erkek ve kızları samah kültürü ve oyunu hakkında bilgilendirmek ve eğitmek amacı ile Dışarı Samahı ya da Tarikat Samahı adı altında oynanan Mengi oyunu vardır. Mengiler iki türlüdür: 1. Eski Mengiler 2. Yeni Mengiler. Alanda İtikadi Mengiler ve İtikat dışı Mengiler repertuarını özellikle bulguladık. İtikadi Mengilerin Samah ile tema, figür ve hareket tarzı itibarı ile benzerliği ve ayrılığını da alan çalışması ile belirleyerek kayıt altına aldık. Tahtacıların Meslek/iş ritmi (tahta biçme ritmi) ile mengi’nin melodik ritmi ve düzüm kalplarının (2 2 2 3) aynı olduğunu saptadık. Tahtacıların ifadesi ile” Mengi Tahtacının mührüdür”. Tahtacı Alevi Türkmenler arasında oynanan geleneksel oyun olup samaha yakın özellikler gösteren karşılama türü çoşkulu bir oyundur. Diğer bir ifade ile Mengi samahtan kopan ve samahi özellikler gösteren, samah ile karşılama arası bir oyundur.
- MakaleAçık Erişim2020Hunter Bird Breeding / Bâzdârânlık in the Ottoman Empire (Western Anatolia Example)
İnbaşı, Mehmet; Hazirbulan, Tahsin
Hunting, which emerged as a means of subsistence, turned into a military training, sport and entertainment for the state and dynasties in parallel with the development of human-centered civilization. In the social and cultural lives of the Turkish States and their communities, which have a steppe tradition, hunting and hunting cult have a greater fluence as a philosophy of life. Sultans, princes, and high-level bureaucrats have continued the old hunting tradition since the founding years of the Ottoman Empire. Changes in the palace administration in the classical age also affected the hunting establishment. Organization: In the Birun part of the palace, "Shikar Agaligi" and in Enderun "Dogancibasi" reached a structure closest to Sultan in groups of cakirci, sahinci, atmacaci and doganci. In the countryside, the people who feed hunters and game birds for the palace are called “bazdaran”. The provincial organization consists of separate units under the leadership of “Ser Bazdaran”, namely sayyâd, seer, taker, trapper, poultry, nest-maker, tulle, and puppy. Each member of the organization was assigned by the administration with a certificate and saved timar (fief) for their services. Bâzdârâns were exempted from customary and religious taxes and wars in return for their services. Independent detailed and icmal tahrir registers were kept for the bazdaran timar, which were given throughout the imperial geography. In these registers, the bazdaran fiefs given in districts, townships, and villages and by whom these fiefs were appointed for which duty were recorded. In our article, it will be revealed that the bazdaran timar found in Biga, Karesi, Saruhan, Karahisar-ı Sahib, Sultanönü, Mentese, Kastamonu and Hüdavendigâr, by whom these fiefs were saved, and which hunting birds were. In addition, the organization's structuring in Western Anatolia will be revealed
AtıfOpenAlex4TR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2018Semantıc dımensıons of the relıgıous symbols carrıed by people ın the alevı communıty (tunceli case)
Yildirim, Erdal
The history of symbols is as old as the history of mankind. From the beginning of the history of humanity to the present day, the abstract things that fall within the field of thought and belief are expressed by symbols. In particular, the expression of religious belief and forms of understanding about religious rituals are often expressed by a number of symbols. In a sense, individuals make the communication with the sacred beings through their symbols in their daily lives. The interpretation of religious symbols is not independent of belief and thought. Each society forms its intellectual codes in line with the heritage of its historical and geographical course. This article deals with the religious symbols that people in the Alevi community carry on their bodies, or what they mean to them. In other words, it is tried to explain the meaning of religious symbols for Alevi individuals and how these meanings are found in the individuals and how they effect the shaping of religious identities. In this context, the province of Tunceli was chosen as a sample, and Alevi individuals who had tattoos on the visible parts of their body were identified by simple random sampling and in-depth interviews were conducted with them.
AtıfTR Dizin2
İncele



