Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yayınları

13 →
  • MakaleAçık Erişim2026
    Çoruh (Artvin) Halkevleri ve Halkodaları (1936-1951)

    Zengin, Ersoy

    Makale, Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından 1930’lu yıllarda kurulan halkevleri ve halkodalarının Artvin (Çoruh) örneği üzerinden incelenmesini konu almaktadır. Ulus-devlet inşası sürecinde toplumu dönüştüren başlıca aracın halkevleri ve halkodaları olduğu düşünüldüğünde Artvin (Çoruh) Halkevleri ve Halkodalarının faaliyetlerini ortaya koyan bir çalışmanın olmaması Artvin tarihi için bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. 1936 yılında açılan Artvin Halkevi, Cumhuriyet devrimlerinin halka benimsetilmesi, eğitim ve kültür faaliyetlerinin yaygınlaştırılması amacıyla faaliyet göstermiştir. Başlangıçta yedi, ilerleyen yıllarda dokuz şube hâlinde örgütlenen Halkevi; dil-edebiyat, köycülük, spor, temsil, güzel sanatlar, sosyal yardım, halk dershaneleri, kütüphane, tarih ve müze gibi alanlarda önemli çalışmalar yürütmüştür. Artvin Halkevi, yerel basın, müzik, tiyatro ve spor etkinlikleriyle bölge halkının kültürel hayatını canlandırmış; aynı zamanda halkın eğitimine ve toplumsal bütünleşmesine katkıda bulunmuştur. 1937’de açılan Hopa Halkevi ve 1940 yılından itibaren Borçka, Şavşat ve Viçe’de (Fındıklı) açılan halkodaları, kırsal kesimlere kültür hizmeti götürmüştür. II. Dünya Savaşı koşulları ve mali yetersizlikler faaliyetleri sınırlasa da Halkevleri dönemin en etkin toplumsal örgütlenme araçlarından biri olmaya devam etmiştir. 1944 yılında nüfusu bini aşan nahiye ve köylerde 48 yeni halkodası açılmasına karar verilmiştir. Yeni yapılacak olan halkodalarının inşası büyük bir maliyet gerektirmiş, inşa masraflarının bir kısmını CHP Genel Sekreterliği, kalan kısmını da halkodasının yapılacağı yerin halkı üstlenmiştir. Bazı yerler hızlıca halkodalarını inşa edebilmişken bazı yerlerde maddi imkansızlıklardan dolayı inşa faaliyetleri yıllarca sürmüştür. 1945 sonrasında çok partili hayata geçişle birlikte halkevlerinin işlevi siyasallaşmış, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle de faaliyetleri sonlandırılmıştır. Artvin Halkevi binası 1952’de ilkokula dönüştürülerek halkevleri dönemi resmen sona ermiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    The September 6, 1917 Explosion at Haydarpaşa Port and Railway Station

    Zengin, Ersoy; Yar, Ayşe

    The study deals comprehensively with the explosion at the station and its effects on the course of the First World War. The main focus of the study, the explosion at the Haydarpaşa harbor and railway station, is examined within its historical context on the basis of archival documents and elaborated upon in the light of eyewitness accounts, memoirs, and contemporary sources. In the correspondence of Ottoman military and administrative officials, the explosion was evaluated as an accident. The Ottoman government’s characterization of the Haydarpaşa explosion as an accident during wartime is a strategic issue that deserves attention. First, by labeling the enemy’s successful sabotage at the capital’s most important logistical hub—the Haydarpaşa harbor and station—as an accident, the government sought to minimize the psychological impact that sabotage would have created. On the other hand, the ability of the Ottoman–Anatolian Railway Company to obtain compensation from insurance companies depended on the explosion being classified as an accident. Although archival records consistently treat the explosion as an accident, historical evidence suggests that the likelihood of it being sabotage is considerably higher.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş Sürecinde Çoruh (Artvin) Vilayetinde Siyaset (1946-1950)

    Zengin, Ersoy

    Bu çalışma, Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçiş sürecini Çoruh (Artvin) vilayeti örneği üzerinden incelemektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik liberalizasyon süreci, yeni siyasal oluşumlara zemin hazırlamış; bu ortamda kurulan Demokrat Parti (DP), kısa sürede ülke genelinde teşkilatlanma faaliyetlerine başlamıştır. 1946 yılında Rasim Şahinler, Hasan Ciner ve Zihni Ural’ın öncülüğünde Çoruh’ta atılan ilk örgütlenme girişimleri yetersiz kalmış, bu nedenle 21 Temmuz 1946 tarihinde gerçekleşen seçime DP milletvekili adayı çıkaramamıştır. Seçimlerde iktidar partisinin hile yaptığını öne süren DP, seçim güvenliğinin sağlanması için yasal güvenceler talep etmiş ve usulsüzlük iddialarını sürekli gündemde tutmuştur. İktidar ile muhalefet arasındaki gerilim Çoruh vilayetinde de açık biçimde hissedilmiş; 1947 muhtarlık seçimlerinde DP’li Zihni Ural’ın yayımladığı beyannamede Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) teşkilatı hırsızlıkla suçlanmıştır. Aynı yıl eski bir CHP yöneticisi olan Kaydi Çeltikçioğlu’nun DP’ye katılmasıyla partinin il yönetim kurulu teşkil edilmiştir. Bu kurulunun büyük bir kısmı Çeltikçioğlu’nun akrabalarından oluşmuştur. CHP, uzun yıllar iktidarda bulunmanın sağladığı örgütlenme avantajına sahipti. Halkevleri ve halkodaları aracılığıyla topluma ulaşma bakımından güçlü bir konuma sahip olan CHP, kırsal alanlardaki zayıf teşkilat yapısını gayretli partililerle güçlendirmeye çalışmıştır. Bazı memurların DP’ye yakın durmaları, tayinlerle engellenmek istenmiş, ancak bu uygulama beklenen sonucu vermemiştir. Uzun iktidar dönemi CHP içinde yorgunluğa, halkta ise bıkkınlığa yol açmıştır. Basın ve aydın çevrelerinin önemli bir kısmının DP’ye destek vermesi, partinin kısa sürede güçlü bir muhalefet odağına dönüşmesini sağlamıştır. Seçimlerden iki ay önce yayımlanmaya başlayan Demokrat Çoruh gazetesi, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bu süreci hızlandırmıştır. Derin ideolojik farklılıklar bulunmamasına karşın, değişim isteyen Çoruh halkı 14 Mayıs 1950 tarihli seçimde DP adaylarını desteklemiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Dersim [1914-1918]

    Zengin, Ersoy

    Birinci Dünya Savaşı yıllarında önemli hadiselerin yaşandığı Dersim mutasarrıflığı Osmanlı Devleti’nin nüfuzunu tam olarak tesis edemediği bir yerdi. Savaş yıllarında Doğu Cephesine yapılan ikmal Dersim üzerinden ve çevresinden yapıldığından stratejik konuma sahipti. Osmanlı idarecileri Dersim’den oldukça az miktarda asker temin etmişlerdi. Esasen Osmanlı idarecileri Dersim’den asker temin etmekten çok Doğu Cephesi’ne Elaziz ve Sivas’tan yapılan sevkiyatın Dersimliler tarafından sekteye uğratılmamasını hedeflemişlerdi. Bu hedefe 1916 yılının mart ayına kadar büyük oranda ulaşılmış olsa da 8 Mart 1916’da Doğu Dersim’de başlayan isyan Osmanlı Devleti’ni çok zor bir durumda bıraktı. Bu isyan Erzincan’a doğru ilerleyen Rus birliklerinin işini kolaylaştırdı. Osmanlı askeri kuvvetleri 1916 yılının mayıs ayında isyanı bastırdı. İlerleyen zamanda bölgede dengeler Osmanlı Devleti’nin lehine gelişti. 1917 yılında Rusya’da yaşanan iç karışıklıklar sonucunda Rus ordusu Doğu Anadolu’dan çekilmeye başladı. Dersim aşiretleri 1917 yılının ikinci yarısından itibaren Osmanlı ordusunda milis olarak yerlerini aldılar. Dersim milisleri, 1918 yılında Ermeni birliklerinin işgali altında bulunan Erzincan ve Erzurum’un kurtuluşunda bulundular.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Kafkas Cephesi’nde Savaşan Osmanlı Askerlerinin Anılarında Turan İdeali (1914–1918)

    Zengin, Ersoy

    Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlıcılık politikasıyla varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’nda yaşanılan yenilgi Osmanlı toplumunda büyük bir travmaya sebep oldu. Artık devletin geleceği için Osmanlıcılıktan çok Türkçülük politikası gerekli görülüyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Turancı politika hayata geçirildi. Gelecekte varlığını devam ettirebilmek için büyük bir Türk kitlesine dayanmak isteyen Osmanlı Devleti, Kafkaslar ve Orta Asya’ya yöneldi. Ölüm, kalım savaşının verildiği bu dönemde Kafkas Cephesi’nde savaşan Osmanlı askerlerinin özellikle eğitimli kesimi Turancı görüşteydi. Turancılar için Rusya egemenliği altında esir olarak yaşayan Müslümanların kurtarılması ve buradaki Türk topluluklarıyla siyasal birlikteliğin kurulması kutsal bir vazife idi. Turan idealinde Türkçülük ve İslamcılık birlikte düşünülmekteydi. Türkçe konuşan Müslümanlar, Türk olarak kabul edilmekteydi. Türklerin önderliğinde Rus, İngiliz ve Fransız emperyalizminin sömürdüğü Orta Doğu ve Asya Müslümanlarının özgürlüğü hedeflenmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili tartışmalı birçok konu Turancılık politikasıyla yakından ilgilidir. Örneğin Sarıkamış yenilgisi Enver Paşa’nın Turancılığına bağlanmaktadır. Bir diğer basmakalıp yargı ise Kafkas Cephesinde müttefik Almanya’nın menfaatleri doğrultusunda savaşıldığıdır. Turan idealiyle ilgili olarak ileri sürülen bir diğer iddia ise Hristiyan toplumunu hedef aldığıdır. Kimi yazarlara göre Osmanlı Türkleri Kafkasya’daki Türklerle birleşebilmek için kendilerine engel olarak gördükleri Ermeni ve diğer Hristiyan toplumları yok etmek istemişlerdir. Bundan dolayı Turancılık politikasının anlaşılması yakın dönem Türk ve dünya tarihi açısından önem arz etmektedir. Esasen anılarda da açıkça ortaya konulduğu gibi sadece Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın Turancı olmadığını, bu görüşün daha geniş kitlelerce benimsendiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Kafkas Cephesi’nin açılmasında Alman menfaatlerinden çok Türk subaylarının kararlarının daha baskın olduğunu ifade etmek gerekir. Anılarda kurulması düşünülen Turan İmparatorluğu’nda Hristiyanların da yer alacakları, onların milli haklarına saygı duyulacağı net bir şekilde ortaya koyulmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2020
    Tarihsel süreçte “dersim meselesi”

    Zengin, Ersoy

    Tarih boyunca muhalif gruplara ev sahipliği yapmış olan Dersim, Osmanlı Devleti’nin son döneminden itibaren bir “mesele” olarakortaya çıkmıştır. Bahsedilen “mesele” bölgede yaşayan Kızılbaşlarınmerkezi otoriteye karşı uzlaşmaz tutumu olarak ifade edilebilir. Merkezi otoritenin modernleşme arzusu doğrultusunda ülkenin her tarafındaki topraklara egemen olma çabası Dersim’in feodal güçleri tarafındansonuçsuz bırakılmak istenmiştir. Aşiretler, zaman zaman kaza ve nahiye merkezlerindeki hükümet binalarını işgal edip, memurları bölgeden kovmuşlardır. Hükümetin bu duruma tepkisi ise isyan eden aşiretinüzerine askeri harekât yapmak olmuştur. Tarihi birçok hadisenin etkisiyle ortaya çıkan Dersim meselesini anlamak göründüğünden çok dahakarmaşıktır. Bu makalede tarihsel süreçte “Dersim meselesi” incelenmeye çalışılmıştır.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Tuncelı report of major ragıp gümüşpala (1936-1937)

    Zengin, Ersoy

    Ragıp Gümüşpala was born in Edirne in 1897. Ragıp Gümüşpala, who graduated from the Military Academy in 1916, fought on various war fronts during the First World War. Towards the end of the war, he was captured by the English. After living a life of captivity for a while in Egypt, he came to Turkey and joined the National Struggle. After the proclamation of the republic, he participated in the operations to suppress the rebellions of Sheikh Said (1925) and Koçuşağı (1926). After carrying out various duties, he became an intelligence officer of Tunceli governorate and command post between 1936 and 1938. He is known to have fallen captive to the rebels during operations to suppress the rebellion. After the 27 May 1960 coup, Ragıp Gümüşpala became the Chief of General Staff. He carried out this duty for a short period and retired in the same year. He founded Adalet Partisi (Justice Party) in 1961 and became a member of parliament of Izmir. Major Ragıp Gümüşpala recorded his observations and analyses on the people of Dersim as a report. Gümüşpala, who examines the people of Dersim in terms of their race, religion, sect and traditions, put forward some striking arguments. Gümüşpala reports that Tunceli Act went into effect in 1935 and the juridical and administrative staff took the office after Elaziz was established as the center of Tunceli Province. He expresses how the Republic’s government would make the region prosperous by road, bridge and school projects and what projects would be implemented in order to save the people of the region from poverty. Gümüşpala underlines the necessary precautions, presenting the elements distinguishing the Alawite and Sunni people. He manifested how the Qizilbashs moved away from the Sunni Turkish society; the sayyids and dedes misled the Qizilbashs; muftis and hodjas misled the Sunnis; how the religious authorities disconnected these two societies. He touched upon the influence of Christianity on the belief and culture of the Qizilbashs. He reports that the Armenians built church-like buildings in the regions deemed as sacred by the Qizilbashes and made them kiss a piece of bone that they put in the middle of a cross, claiming that it was the finger of His Holiness Ali. He reports that the pilgrim sites of the Qizilbashs were also used by the Armenians during the Ottoman period; and both of the races worshipped in the same location. Gümüşpala grounds the reason of the Qizilbash’s residence in Dersim, a geography where living conditions are hard, on the Sect Wars between Selim I and Ismail I in the 16th century. He states that the Qizilbashs found a space for living in Dersim having a rough terrain as a result of the politics of suppression inflicted on them by Selim I. Gümüşpala, who believed that the Qizilbash of Dersim had Turkish origins, tried to explain this argument through elements of language and culture. That the villages, clans, places and persons were referred with their Turkish names, that the sentence structures they used were compatible with Turkish syntax, that the tombstones were made of sculptures of ram, that their folk songs and tunes were the same as those of the Turks in the Central Anatolia were given as proofs of this thesis. He thinks that Turkish language of the region differs because the people of Dersim married Persian and Zaza people during their migration from Khorasan to Anatolia. He thinks that a distorted version of the Turkish language, that is a mixture of Turkish and Persian, took shape as a result of these marriages. He argues that the Qizilbashs of Dersim have sacred spaces in the mountains and in the forests because of the Shamanist tradition which the Turks had previously as belief. He claims that the name of Şamuşağı clan, located in Ovacık, was derived from Shaman/Shamo uşağı. Furthermore, that the dedes had the ability of prophecy is attributed to the Shaman belief. In his report, Gümüşpala argues that the influence and authority of the state can be realized in the region if the influence of sayyids and landlords decreases. Although certain parts of the report were previously published, the report which will be published contains much new information that can contribute to Turkey’s recent history.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Örnek Bir İdareci: Vali İbrahim Ethem Aykut’un Hayatı ve İdari Faaliyetleri

    Zengin, Ersoy

    İbrahim Ethem Bey, 1888 yılında İstanbul’un Eyüp semtinde dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, 1910 yılında Mekteb-i Mülkiye’den mezun olmuş ve aynı yıl İstanbul Valiliği’nde maiyet memuru olarak staja başlamıştır. 1913 yılında Balkan Savaşları’nın devam ettiği bir dönemde stajını tamamlamak için Edirne vilayetinin Kırkkilise (Kırklareli) sancağının Yenice nahiyesine müdür olarak atanmıştır. 1914-1918 yılları arasında Enez ve Kavaklı’da kaymakamlık yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü bu dönemde hükümetin verdiği görevleri başarı ile yerine getirmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Konya, Aydın ve Hüdavendigar (Bursa) vilayetlerinin bazı kazalarında kaymakamlık yapmıştır. İbrahim Ethem Bey; savaş, işgal ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bu dönemde kamu düzenini sağlama adına birçok kez hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Konya İsyanı’nda (2 Ekim-22 Kasım 1920) Saiteli kaymakamı olan İbrahim Ethem Bey, isyanı bastırmaya çalışırken esir düşmüş ve bu esaretten şans eseri olarak kurtulmuştur. 1921 yılında Aydın’ın Çine kazasında çetecilerle girdiği çatışmada bacağından yaralanmıştır. Yunan işgali altındaki Aydın ve İzmir’de tedavi olmaya çalışmış, daha sonra İstanbul’a geçmeyi başararak burada tedavisine devam etmiştir. Tedavi sonucunda ayağı kesilmekten kurtulsa da topal kalmış ve hayatının geri kalan kısmını sakat olarak geçirmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde de yeni devletin kuruluş zorluklarına şahitlik etmiştir. Kars, Sinop, Urfa, Gümüşhane, Erzurum, Balıkesir, İzmir ve Samsun’da valilik yapmıştır. Urfa valiliği sırasında aldığı önlemlerle Ağrı İsyanı’nın Urfa’ya sıçramasını önlemiştir. Tarihimizde “Topal Vali” olarak bilinen İbrahim Ethem Aykut, 30 yıldan daha uzun bir süre sürdürdüğü idarecilik yaşamında görev yaptığı yerlerde başarılı bir yönetim sergilemiş ve ölünceye kadar Cumhuriyet hükümetlerinin itimat ettikleri bir idareci olmuştur. İbrahim Ethem Bey’in yönetim anlayışındaki disiplin ve halkla etkili iletişim kurma becerisi onu başarılı bir idareci yapmıştır. Bu makalede, yakın dönem Türkiye tarihinde örnek bir idareci olarak öne çıkan İbrahim Ethem Aykut’un hayatı ve idari faaliyetleri incelenmiştir.

    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Cumhuriyet Dönemi’nde (Muş) Varto’da Yaşanan Depremler (1946-1966)

    Zengin, Ersoy

    Bu çalışmada Muş ilinin Varto ilçesinde 1946-1966 yılları arasında gerçekleşen beş deprem incelenmiştir. Tarihi kayıtlar 1575, 1678, 1709 ve 1784 yıllarında da bölgede depremler gerçekleştiğini göstermektedir. 1866 yılında Varto’da gerçekleşen depremde 200 can kaybı olmuştur. 1903 tarihinde Muş’un Malazgirt kazasında gerçekleşen depremde 2.803 kişi hayatını kaybetmiştir. 1946, 1950, 1956, 1957, 1959 ve 1966 yıllarında Varto’da depremler gerçekleşmiştir. Asıl yıkıcı depremler 31 Mayıs 1946 ve 19 Ağustos 1966 yıllarında meydana gelmiştir. 1946 depreminde 839 kişi ölmüş, 349 kişi yaralanmış, 3.000 bina da ağır hasar görmüştür. 1966 yılında can kaybının olduğu üç deprem yaşanmıştır. 7 Mart’ta altı, 11 Temmuz’da 12 can kaybı olmuşken, 19 Ağustos tarihli depremde Varto’da 2.101 kişi hayatını kaybetmiş, 1.246 kişi ise yaralanmıştır. 5.306 bina ya yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür. Varto’da Sosyo-ekonomik hayat alt üst olmuş, depremlerin yarattığı tahribat bölgede yıllarca hissedilmiştir. Türkiye’de yaşanan depremler on binlerce insanın hayatını kaybetmesine, yaralanmasına ve yüz binlercesinin evsiz kalmasına neden olmuştur. İnanılmaz boyutlarda maddi ve manevi yıkıma neden olan depremlerin yeterince incelendiğini söylemek zordur. Depremlerin toplumda yarattığı kayıplar çok yönlü incelenmeye muhtaçtır. Geçmişte meydana gelmiş depremlerin incelenmesiyle fert, toplum ve devletin felaket zamanında nasıl bir mücadele sergilediği ortaya koyulabilir. Geçmişin pratiğini ortaya koyan tarih çalışmalarının jeo-bilimlere yol gösterici olacağı muhakkaktır. Depremlerin birçok kez yıkıp harabe haline getirdiği Varto ve çevresi Türkiye’deki deprem gerçeğini acı bir şekilde ortaya koyması bakımından incelenmeye değerdir. Varto ve çevresinde yaşanan depremler, dönemin basınına başvurularak incelenmiştir.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex5TR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2018
    1965 Erzurum (Tekman, Cat, Ilıca, Hınıs) Measles Outbreak

    Zengin, Ersoy; Küçükuğurlu, Murat

    Studies on epidemic diseases in Turkey's recent history show that measles and the damage done by this disease are not adequately covered. As can be seen in the example of Erzurum, the disease, which caused massive child deaths in the late Ottoman period, did not come to an end in the first years of the Republic, but as late as 1965, especially in the southern provinces of Erzurum, hundreds of children had died. In February and March 1965, measles outbreaks in Erzurum's Tekman, Çat, Hınıs and Ilıca districts resulted in the deaths of hundreds of children in a short time. There was a violent winter in Erzurum that year; roads were closed due to snow and food and medicare aid was not available for weeks. At the time of this catastrophe, the reasons for measles disease and the remedies for the disease were discussed in national and local newspapers. There were discussions on various administrative and social issues such as malnutrition, which is called "hidden hunger", lack of health services, lack of child care knowledge, bureaucratic insensitivity, lack of transportation and communication possibilities. When studies on infectious and epidemic diseases are examined; the devastation caused by the measles disease in the Turkish society has not been adequately addressed. In this article; how the 1965 measles outbreak, which resulted in death of nearly 300 children, occurred, the helping efforts, the causes of death, and the impact on the society will be investigated.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-28T14:35:16.033067708Z
dc.date.available2026-10-28T14:35:16.033067708Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/munzur/279
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleZengin, Ersoy
person.affiliation.nameEdebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı
person.familyNameZengin
person.givenNameErsoy
person.identifier.yokF65161188B1086C7
person.jobTitleDoç. Dr.
person.statusverified
person.urlhttps://akademik.yok.gov.tr/AkademikArama/AkademisyenGorevOgrenimBilgileri?islem=direct&authorId=F65161188B1086C7