Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Keban Baraj Gölü Pertek Bölgesi'nde balıkçılık ve balıkçıların sosyo-ekonomik analizi

    Şahin Ak

    Bu tez çalışmasında, Keban Baraj Gölü'nün Pertek avlak sahasındaki balıkçılık kaynaklarının ve balıkçıların sosyo-ekonomik özelliklerinin belirlenmesi ve bölgedeki balıkçılık ile ilgili sorunların ortaya kanması amaçlanmıştır. Araştırma materyalini, Keban Baraj Gölü'nde avcılık yapan balıkçılardan anket yolu ile elde edilen veriler ve bu balıkçıların kullandıkları av araç ve donanımlarının yerinde incelenmesi sonucu elde edilen veriler oluşturmaktadır. Anketler 2019 yılı avcılık sezonu olan 1 Temmuz 2019 ile 1 Nisan 2020 tarihleri arasında avcılık yapan balıkçılarla birebir görüşmelerle, kapalı ve açık uçlu sorular şeklinde uygulanmıştır. Balıkçıların yaşlarının 35 ile 60 arasında değiştiği ve çoğunluğunun (%38,4) 41-45 yaş aralığında bulunduğu, bütün balıkçıların evli olduğu, öğrenim durumlarının çoğunlukla ilkokul (%61,5) ve ortaokul (%30,8) düzeyinde olduğu, çocuk sayılarının 0 ile 4 arasında değiştiği ve yarısından fazlasının (%54) balıkçılık dışında başka bir gelirlerinin olmadığı tespit edilmiştir. Bölgedeki balıkçıların çoğunluğunun mesleği severek ve isteyerek değil, mecbur olduklarından ve geçimlerini sağlamak için yaptıkları görülmüştür. Balıkçıların oldukça önemli ve çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları; yüksek akaryakıt maliyeti, yüksek av aracı maliyeti, balıkçı teknelerinin eski ve bakımsız olması, balık pazarlamada karşılaşılan sorunlar, balık halinin olmayışı, yasal olmayan balıkçılık ve denetimlerin yetersizliği şeklinde sıralayabiliriz. Konu ile ilgili tüm paydaşların bir araya gelerek bölgedeki balıkçılık için bir yönetim planı oluşturması sorunların çözümünde etkili olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kayısıya uygulanan ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işlem koşullarının yanıt yüzey metodu ile optimizasyonu

    Orhan Zırhlıoğlu

    Bu çalışmada; farklı koşullar altında eş zamanlı olarak uygulanan ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işleminin, kabaaşı kayısı örneklerinin sıcak hava ile % 20 oranında nem miktarına kadar kurutulması sonrası, kuruma davranışları ve kalite parametreleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla; çözelti konsantrasyonu (% 50-70), işlem süresi (30-90 dakika) ve işlem sıcaklığı (30-50 °C) gibi belirlenmiş alt ve üst koşullar altında ultrases destekli vakum ozmotik ön işlemin modellenmesi ve optimizasyonu yanıt yüzey metodu Box-Behnken deneme planına göre gerçekleştirilmiştir. Örneklerin su kaybı, katı kazanımı, kuruma süresi ve etkin difüzyon katsayıları gibi kinetik parametrelerinin yanı sıra renk, tekstür ve rehidrasyon oranı gibi kalite parametreleri de incelenmiştir. Örneklerin su kaybı değerlerinin % 14.64 ile 37.78 aralığında olduğu ve özellikle yüksek çözelti konsantrasyonu, sıcaklık ve işlem süresi koşullarında bu değerlerin arttığı belirlenmiştir. Ayrıca ön işlem uygulanmış (% 70 çözelti konsantrasyonu, 60 dakika işlem süresi ve 50 °C işlem sıcaklığı) örneklerin sıcak hava ile kurutma süresinin işlem görmemişlere göre % 49.17 daha kısa olduğu belirlenmiştir. Örneklere ait etkin difüzyon katsayısının 6.633×10-10 ile 8.925×10-10 aralığında olduğu ve özellikle bağımsız değişkenlerdeki artışa paralel olarak arttığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ön işlemsiz kurutulmuş örneklerin renk değişimi değeri 27.41 iken yüksek çözelti konsantrasyonlarda bu değerin 7.09 olduğu belirlenmiştir. Rehidrasyon oranının ise 1.71 ile 2.04 aralığında olduğu ve her üç bağımsız değişkenin negatif yönde önemli bir etkisinin olduğu ortaya çıkarılmıştır. Aynı zamanda örneklerin ön işlem sonrası sıcak hava ile kurutulmasıyla sertlik değerinin arttığı ve işlem görmemiş taze örneklere göre % 55.21 oranında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İlave olarak, Hue renk açısı ile kroma renk doygunluğu değerlerinin ısıl işlemle birlikte düştüğü ve taze örneklere göre en fazla düşüşün ön işlemsiz kurutulmuş örneklerden elde edildiği gözlenmiştir. Önerilen modellere ait uyum eksikliği, belirleme katsayıları ve tahmini hata kareleri toplamı değerlerinin ise tüm parametrelerde ikinci dereceden (kuadratik) polinomiyal modele uyduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; kayısı örneklerinin ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işlemine ait optimum parametreler; % 70 sakkaroz çözelti konsantrasyonu, 60.842 dakika uygulama süresi ve 50 °C uygulama sıcaklığı olarak belirlenmiştir. Doğrulama deneylerinden elde edilen sonuçların % 95 güven aralığında olduğu ve belirlenen koşullar için ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işleminin kinetik parametreler ve kalite parametreleri açısından kullanılabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kayısı, optimizasyon, ozmotik dehidrasyon, ultrases, yanıt yüzey metodu

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Potansiyel anestetik ajan olarak Kakule (Elettaria cardamomum) ve Zencefil (Zingiber officinale) esansiyel yağlarının Lepistes (Poecilia reticulata) türünde anestezik etkileri

    Mesut Dincal

    Son yıllarda bitkisel esansiyel yağlar, balıklarda kullanılan kimyasal özellikteki anestetik ajanlara alternatif doğal anestetik maddeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok farklı bitkisel esansiyel yağın çeşitli balık türlerinde anestezik etkisi üzerine çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmada dünyada akvaryum balıkları arasında en yaygın ve en popüler türlerden biri olan Lepistes balığı (Poecilia reticulata) üzerinde; analjezik etkideki kakule (Elettaria cardamomum) ve zencefil (Zingiber officinale) esansiyel yağları farklı konsantrasyonlarda denenmiştir. Kontrol grubu olarak 2-fenoksietanol (2-PE) uygulanmıştır. Çalışmada kakule esansiyel yağı (EcEO) ve zencefil esansiyel yağı (ZoEO) 800,1000, 1200, 1400, 1600 μl/lt olarak, 2-PE ise 600, 700, 800, 900, 1000 μl/lt olarak farklı konsantrasyonlarda anestezik etkileri incelenmiştir. EcEO için en etkili konsantrasyon 1600 μl/lt (AD ; RF→745 ± 14,3 sn ; 512 ± 10,3 sn), ZoEO için 1600 µl/lt (AD ; RF→360 ± 3,4 sn ; 450 ± 7,2 sn) ve 2-PE için 1000 µl/lt (AD ; RF→94 ± 1,4 sn ; 196 ± 1,3 sn) olarak belirlenmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgular, EcEO ve ZoEO'nın kısmen etkili anestetik maddeler olduğunu gösterse de, her iki bitkisel esansiyel yağın ideal anestetik madde kriterlerini sağlamaktan uzak olduğu tespit edilmiştir. Uygulayanlarda koku ve gözlem açısından zorluklar içermeleri yanında anestezi ve iyileşme süreleri bakımından istenen sürelerin oldukça dışında oldukları görülmüştür. Bununla birlikte, özellikle EcEO ile balık transferi çalışmalarının yapılabileceği ve bu yönde fizyolojik stres çalışmalarına ihtiyaç olduğu ön görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Tunceli ve Elazığ yöresinde yetiştirilen tarım ürünlerinde ve endemik bitkilerin bünyesinde bulunan bor mineralinin analizi

    Sibel Aydın

    Bor (B) bitkiler tarafından eser miktarda gereksinim duyulan ve eksikliği ile toksisite sınırı birbirine çok yakın olan bir mikro elementtir. Optimum büyüme ve verimlilik sağlanabilmesi için bitkilerde B'un yeterli miktarda bulunması gerekir. Mevcut bilgilere göre B, bitki bünyesinde karbonhidrat ve protein metabolizmasında, doku farklılaşmasında, oksin ve fenol metabolizmasında, membran permeabilitesinde, polen çimlenmesinde ve polen tüpü büyümesinde önemli roller üstlenmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin Elazığ ve Tunceli ilinde yaygın olarak tüketilen gıdalardaki B içeriği analiz edildi. Bor içeriği, İndüksiyonla birleşmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) kullanılarak 34 farklı gıdada analiz edildi. Dokuz çeşit meyve (kayısı, yeşil elma, sarı elma, ışkın, şeftali, kiraz, çilek, erik), on iki çeşit sebze (patlıcan, domates, biber, salatalık, kabak, sarımsak, yeşil fasulye, soğan, taze soğan, fesleğen, nane, küte) bu çalışmaya dahil edildi. Sebze ve meyveler, ICP-MS tekniği ile analiz edildiler. Gıdalardaki B konsantrasyonu 0.0676-46.0120 mg/kg arasında değiştiği tespit edildi. ICP-MS B tayini için en yaygın, güvenilir ve güçlü yöntemlerden biridir. Çalışmamızın sonuçları, gıda maddelerindeki bor içeriğinin spektrofotometrik yöntemle belirlenebileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Astacus leptodactylus (Esch., 1823)'larda Trifloksistrobin'in akut toksik etkilerinin araştırılması

    Bülent Çimen

    Dünyada en fazla kullanılan tarımsal mücadele yöntemleri, kimyasal yöntemlerdir. Kimyasal mücadelenin temelinde pestisit olan sentetik zirai maddeler vardır. Bu projede A. leptodactylus'un strobilurinler grubu insektisitlerden Trifloksistrobin'in ticari formunun toksik etkilerinin çeşitli biyokimyasal belirteçler (malondialdehit (MDA), süperoksit düsmütaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve glutatyon (GSH)) kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Fenantren ve fluoranten poliaromatik hidrokarbonlarının tek ve kombine toksik etkilerinin Gammarus pulex'de belirlenmesi

    Taner Derman

    Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH'lar) havada, suda ve toprakta yaygın olarak bulunan organik bileşiklerdir. Günümüzde petrol türevi yakıtlardan ve tamamlanmamış yanma işlemlerinden elde edilen PAH'ların çevre üzerindeki miktarı giderek artmaktadır. Sucul ortamda omurgasızlar dahil suda yaşayan organizmalarda PAH toksisiteleri, biyobirikim özellikleri, endokrin bozulması ve dokuya özgü toksisite dahil olmak üzere PAH'ların toksisitesinin önemi ortaya çıkmıştır. Bu yönlerle ilgili olarak PAH'ların toksisitesinin belirlenmesi amacıyla Florantenler (Flu) ve Fenantren (Phe) PAH maddelerinin tek tek ve birlikte etkisinin sucul indikatör bir organizma olan Gammarus pulex üzerindeki nörotoksik, oksidatif stres ve maruz kalma etkisi nicel olarak belirlenmiştir. Bu amaçla öncelikle Flu, Phe ve Flu + Phe akut toksite (LC50) değeri sırasıyla 5,88 ± 0,23, 8,31 ± 0,57 ve 7,00 ± 0,33 mg/L olarak belirlenmiştir. G. pulex organizma bireyleri belirlenen LC50 değerine oranla sublethal konsantrasyonlarına 14 gün süreyle maruz bırakılarak nörotoksik (Asetilkolinesteraz), oksidatif stres (Glutatyon S-Transferaz) ve maruz kalma etkisi (Sitokrom P450) belirlenmiştir. G. pulex model canlısında asetilkolinesteraz (AChE) enzim düzeyleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 günün sonunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde inhibisyon gözlenmiştir. Sitokrom P450 (CYP1A1) maruz kalma etkisi kontrol grubu ile kıyaslandığında ise 7. günün sonunda tüm uygulama gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir değişim gözlenmemiş olup 14. günün sonunda ise kontrol grubu ile kıyaslandığında CYP1A1 enzim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu saptanmıştır. Glutatyon S-Transferaz (GST) enzim aktiviteleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 gün maruz bırakma sonucunda gruplar arasında anlamlı düzeyde bir inhibisyon gözlenmiştir. Yapılan bu çalışma ile Phe ve Flu PAH'larına farklı konsantrasyonlarına tek tek ve kombine olarak maruz bırakılan G. pulex'te biyotransformasyon enzimleri olan (CYP1A1, GST) ve nörotoksisitenin bir biyobelirteçi olan (AChE) enzim seviyelerinde istatistiksel olarak önemli değişikliklere yol açtığı, kullanılan biyobelirteçlerden CYP1A1, GST ve AChE'nın yararlı birer biyobelirteç olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Şavak Akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin real-time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyesinin belirlenmesi

    Bahar Öz

    Dünyada giderek artan nüfus artışı ve zorlaşan yaşam şartları nedeniyle, kişi başına tüketilen kırmızı etin yetersiz olması önemli sorunlardan biridir. Sürekli gelişen dünyada yeterli ve dengeli beslenme insanoğlu için önemli olup, kişi başına tüketilen kırmızı et miktarı ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden biridir. Son yıllarda hayvansal gıda üretimiyle ilgili birçok çalışmalar yapılmıştır ve yapılan bu çalışmalar sayısal olarak incelendiğinde; ülkemizin özellikle 2010 yılından sonra küçükbaştan elde edilen hayvansal gıdalar alanında giderek güçlendiği görülmektedir. İlerleyen zaman dilimlerinde de bu sorunla karşılaşmamak için bu sayısal artışın tüketime yansıması gerekmektedir. Ayrıca bu açığın kapatılması için yerli ırkların ve kültür ırklarının genetiksel özelliklerinin bilinmesi önem arz etmektedir. Genetiksel özellikler bilinirse süt veya et verimi için yetiştirilen hayvanlar erken dönemde belirlenerek hayvansal ürünlerin verim ve kalitesi artırılarak tüketim açığının kapatılması sağlanacaktır. Bu çalışmanın asıl amacı, hayvansal ürünlerin verim ve kalite özelliklerini etkileyen genleri ve genetik çeşitliliğe sebep olan mutasyonları belirlemek, genomun görev ve yapıları ile genlerin birbirleri ve çevresel etkileşimlerini açıklayabilmektir. Yapılan araştırmalarla metabolik süreçleri etkileyen genleri yapı ve işlevleri açısından moleküler düzeyde değerlendirerek, seleksiyon programlarının daha başarılı uygulanmasına katkı sağlanması öngörülmektedir. Bu açıdan yerli koyun ırklarımızdan olan şavak akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin Real-Time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyelerini belirlemek amaçlanmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2021
    Işık stresine maruz kalan kerevitlerde (astacus leptodactylus eschscholtz, 1823) çörek otu katkılı yemlerin antioksidan parametrelere etkisi

    Murat Akpınar

    Olgun kerevitler (Astacus leptodactylus) Keban Baraj Çemişgezek ve Pertek Avlak Sahalarından pinterlerle avlandı. Daha sonra laboratuvara getirilen kerevitler denemeler için tanklara bırakıldı. Çörek otu bitkisinden soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen yağların pelet yemlere % 1 ve % 2 oranlarında eklenmesiyle rasyonlar oluşturuldu. Deneme gruplarında tam aydınlatmalı tanklarda tutulan kerevitler bu yemlerle beslendi. Tam karanlık, tam aydınlık ve normal gün işiği alan ortamlarda tutulan diğer üç gruptaki kerevitler ise çörek otu yemi eklenilmeden sadece alabalık pelet yemi ile beslenildi. Deneme sonunda hepatopankreas ve kas dokularındaki antioksidan değerleri belirlendi. En düşük MDA seviyesi hem kas ve hem hepatopankreas için 7 numaralı katkısız yemle beslenen fakat üstü açık olup, gece karanlık gündüz ise gün ışığı alan grupta gözlemlenirken, en kötü sonuç ise tamamen aydınlatılan ve çörek otu katısı verilmeyen yemle beslenen tam aydınlık grupta gerçekleşti. Lipid peroksidasyon seviyelerini düşürme açısından katkılı yemlerin ise olumlu sonuçlar verdiği ve özellikle %2'lik karışımlarda en etkili sonuçların alındığı görüldü. Yağlar arasındaki farka baktığımızda ise soğuk sıkım çörek otu yağı ile beslenen grubun değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. SOD, GSH ve GSH-Px değerleri hem kas ve hem de hepatopankreas için en yüksek değerleri 7. Numaralı deneme grubunda görülürken, bu grubu çörek otu katkılı yemlerin verildiği gruplar izledi. CAT hepatopankreas değerlerinde 2 numaralı deneme grubunda en yüksek değerler elde edilir iken, CAT kas değerlerinde ise diğer sonuçlarda olduğu gibi 7 numaralı grup değerleri en yüksek çıktı ve 1, 2, 3, 4 numaralı ve katkılı yemlerin verildiği deneme grupları bu grubu takip etti. Analiz sonuçlarına göre kerevitlerin karanlık ortam canlıları olmadığı, gece avlansalar bile normal fotoperiyoda ve gün ışığına da ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Çörek otu yağının oksidatif stresin giderilmesinde kerevitler üzerinde de önemli rolünün olduğu ve soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen çörek otu yağlarının hemen hemen aynı etkilere sahip olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Foucault'da söylemler çatışması bağlamında Pierre Riviere dosyası

    Hasan Gürkan Günay

    Riviere dosyası, Modern Çağ'ın başlarında ortaya çıkmaktadır. Dosyada, Riviere'in bir hukuk öznesi mi yoksa bir deli mi olduğu sorunsalı etrafında, hukukun ve psikiyatrinin söylemleri ekseninde birincil katmanda söylemsel çatışmalar oluşmaktadır. Bu söylemler çatışması, ikincil katmanda yer alan dosyadaki tanık ifadelerini, gazete haberlerini, Riviere'in sorgularını ve yazdığı metni de içermektedir. Psikiyatri, tıbbi gelenekten ve Modern Çağ'a geçiş sürecinde tıbbi algıdaki değişimden beslenerek deliliği nesneleştirmekte ve onu tımarhanelere kapatmaya başlamakta; hukuk ise Klasik Çağ'ın sonlarına doğru, deliliğin, toplumsal yardım, acıma duygusu, kamusal rezalet vb. konularda, kendi içindeki tartışmalarla hukuk öznesi olup olmadığını sorgulamaktadır. Modern Çağ ile beraber, bu tartışmaların yarattığı boşluğa, pozitif bilgi üretme motivasyonu ve tıbbi statüsü bulunan psikiyatrinin söylemleri yerleşmeye başlamakta; psikiyatri, deliliğin izlerine rastlanılan davalarda bilirkişi haline gelmektedir. Böylece psikiyatrinin söylemleri etkinlik kazanmaya başlamaktadır. Ancak deliliğin izlerini taşıyan davalarda, failin hukuk öznesi olup olmaması sorunsalı devam etmektedir. Riviere dosyası da bu sorunsalla şekillenmekte; birincil katmanda, psikiyatrinin söylemleri Riviere'i akıl hastası olarak nitelemektedir. Hukukun söylemleri ise Riviere'i önce bir suçlu olarak tasvir etmekte; sonrasında, psikiyatrinin ve diğer unsurların söylemlerinin etkisiyle Riviere'in hukuk öznesi mi yoksa deli mi olduğu sorunsalında geri adım atmaktadır. Nihayetinde, Riviere'in cezası indirime tabi tutulmaktadır. Böylece, Riviere dosyasında, psikiyatrinin söylemlerinin birincil katmanda önemli derecede etkili olduğu, delilik ve suçluluk sorunsalındaki boşluğa büyük oranda yerleştiği açığa çıkmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Muz lifi takviyeli poliolefinlerin mekanik termal ve morfolojik özelliklerinin incelenmesi

    Çetin Aşam

    Polimerler günlük yaşantımızda önemli bir yer tutmaktadır. Zaman içerisinde polimer bilimi alanında sağlanan gelişmelerle birlikte, ileri teknolojiye yönelik, nitelikli, üstün özelliklere sahip malzemeler geliştirilmiştir. Bu gelişmeler polimer matrisli kompozitlerin yaygın olarak kullanılmasına olanak sağlamıştır. Ergime sıcaklıklarının diğer malzeme gruplarına göre düşük olması polimer malzemelerinin işlene bilirliği açısından önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Birçok üretim tekniği kullanılarak polimer ve polimer matrisli kompozitler üretilmekte olup, sıklıkla ısı ve basınç yardımıyla yeni malzeme üretimin teknikleri tercih edilmektedir. Bu yöntemler içerisinde "ısı ile şekillendirme yöntemi" geniş bir uygulama alanına sahiptir. Otomotiv, elektrik, elektronik, sağlık ve özellikle ambalaj sektöründe çok sık kullanılan bir üretim metodudur. Bu çalışmada, önemli bir polimer çeşiti olan termoplastiklerin en yaygın kullanımına sahip poliolefinler grubunun iki üyesi polietilen ve polipropilen matris malzeme olarak kullanılmıştır. Bu matris malzemelere ağırlıkça farklı oranlarda organik muz lifi takviye edilerek standart çekme numuneleri üretilmiş ve üretilen bu numunelerin mekanik, termal ve morfolojik özellikleri incelenmiştir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kamu bütçesi ve işletme bütçesinin karşılaştırılması

    Murat Ünlü

    Bu tez çalışmasındaki amaç bütçe tanımlandıktan ve açıklandıktan sonra sırasıyla devlet bütçesi ve işletme bütçesini birer örnek uygulamayla anlatmak ve arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmaktır. İşletme bütçesinde yapmış olduğum N İşletmesi (gerçek bir kişiliği olmayan sadece tezimiz için oluşturulmuş sembolik bir işletmedir). İşletme bütçesi ile işletme bütçelerinin nasıl yapılacağı ve hangi aşamalar ile yıllık bir bütçe oluşturulacağı açıklanmıştır. İşletme bütçesinde yapmış olduğumuz örnek uygulamada bazı sapmalar meydana gelmiştir. Ancak bazı sapmalar olsa da bir sonraki yıl veya diğer dönemlerde bütçeleme yapmanın işletmelerin kar, borç ödeme, stok devir hızı, direkt işçilik maliyeti, satın alma hesaplamalarını daha gerçekçi ve doğru bir şekilde yapmasını ve işletmenin birimleri arasındaki otokontrolünde bütçe sayesinde daha uyumlu bir şekilde yürütülmesini sağlar. Devlet bütçesinde vermiş olduğumuz Munzur Üniversitesine ait örnek bütçe uygulamasında ise kamuda ki bir kurumda bütçe işlemlerinin nasıl uygulandığı bütçeleme işleminin nasıl oluşturulduğu hangi aşamalardan geçtiği anlatılmıştır. Üniversite örneğinde öncelikle gider tahminlerinin yapılmış ve sonra yıl içerinde ne kadar bir giderin olacağı belirlenmiştir. Sonrada uygun ekonomik kodlara belirlenen tutarlar talep edilmiş ve tertiplere Kurumsal Başlangıç Ödeneği olarak eklenmiştir. Kurum yıl içerisinde gelen bu tutarları kullanmış kalan tutarlar ise tablo sonlarında olduğu gibi kalan ödenek olarak belirtmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Özel güvenlik görevlilerinin iş stresi ve tükenmişlik ilişkisi: Tunceli ili örneği

    Mehmet Karamanoğlu

    Bu araştırmada özel güvenlik görevlilerinin hissettikleri iş stresi ile tükenmişlik durumları arasındaki bağlantının belirlenmesi amaçlanmıştır. Belirtilen amaca ulaşabilmek için çalışmada anket metodu uygulanmıştır. Anket formunda, Tunceli ilinde görev yapan özel güvenlik görevlilerinin demografik değişkenlerini belirleyen sorular "İş Stresi Ölçeği" ve "Tükenmişlik Ölçeği" yer almaktadır. Elde edilen anket verilerine göre, tükenmişlik puanları ile iş stresi puanları arasında paralel yönlü birbirleri ile ilişkili bir bağlantı ortaya çıkmıştır. İş stresi tükenmişlik olgusunu tetiklemektedir. Kadın çalışanların kişisel başarı alt boyut tükenmişlik ve iş stresi puanları, erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Çalışanların toplam mesleki çalışma sürelerine bakıldığında 20 yıldan fazla toplam mesleki hizmeti bulunanların duyarsızlaşma alt boyut puanları en yüksektir. Yani çalışma yılı yükseldikçe iş stresi ve tükenmişlik sendromu doğru orantılı olarak yukarı ivmelenmektedir. Ayrıca 20 yıldan fazla toplam mesleki hizmeti bulunanların kişisel başarı alt boyut puanları en düşüktür. Cinsiyete göre iş stresi puan ortalamaları erkeklerin kadın çalışanlara oranla daha olumsuz gözükmektedir. Bu çalışmada demografik olarak medeni durumu, bireyin yaşı, cinsiyeti, maddi gelir durumu ve çalışanların meslekteki toplam çalışma süreleri incelendiğinde tükenmişlik ve iş stresi ölçekleri ve alt boyutlarında önemli derece farklılıklar saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Özel güvenlik, iş stresi, tükenmişlik

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hastanelerde iş sağlığı ve güvenliği: Bayburt ili örneği

    Serhat Can

    Çalışanlar iş hayatları boyunca birbirinden farklı olarak birçok tehlike ile yüz yüze gelebilmektedir. Meslek hayatı boyunca bu tehlikeler olası olmakla birlikte, kişinin içinde bulunduğu iş koşulları ile fiziksel ortam ve çalışanın kendisiyle ilgili olan faktörler olarak belirlenmektedir. Çalışma hayatında karşılaşılan bu durumlarda, oluşabilecek riskleri en aza indirmek adına bu tehlikeleri ortadan kaldıracak önlemler almak birinci öncelik olmalıdır. Şayet alınmayan önlemler nedeniyle çalışanların karşılaşabilecekleri iş kazaları ve meslek hastalıkları, ilk derecede onları etkiliyor gözükse de çerçeveyi genişlettiğimizde bu durumdan gerek işverenler ve iş hayatı gerekse toplumunda olumsuz etkilendiğini söylenebilir.Her sektörün çalışanlara sunduğu fiziksel ortam farklı olmakla birlikte, çalışanların uğradıkları iş kazaları ve yakalandıkları meslek hastalıkları farklılık göstermektedir. Bu nedenle iş kazalarını ve mesleki hastalıkları içinde bulunulan sektöre ve erbabı olunan meslek grubuna göre farklı olarak değerlendirmek ve ele almak dikkat edilmesi gereken hususlardır. Çünkü her mesleğin kendine has özelliklerinin bulunmasının yanında farklılıkları da bulunmaktadır. Sağlık sektörü düşünüldüğünde, sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları meslek hastalıkları ve iş kazaları karşılaşılabilecek en tehlikelileri arasında sayılabilir. Bu anlamda sağlık çalışanların karşılaşabilecekleri meslek hastalıkları ve iş kazalarının minimum seviyeye indirilmesi onlarla birlikte toplumsal olarak büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanları için hayata geçirilen İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarının sektörün her alanında tam anlamıyla ve tüm şartlarının gerektiği gibi uygulanması gerekmektedir. Bu çalışmada hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve iş güvenliği düzeylerinin belirlenmesi amacıyla Bayburt ili yönünden bir değerlendirme yapılmıştır. Bu kapsamda Bayburt ilinde faaliyet gösteren hastanelerde çalışan sağlık personelleri ile saha anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği alanında bazı önerilerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Davranışsal finans açısından COVID-19 etkileri

    Tuba Akpınar

    Geleneksel finans, bireysel yatırımcıların rasyonel olduklarını varsaymaktadır. Yatırımcıları; mevcut bilgileri tarafsız bir şekilde işleyen ve riskten kaçınan, kendi çıkarlarını gözeten ve yararını maksimize eden kişiler olarak tanımlamaktadır. Davranışsal finans, bellekteki karar verme mekanizmalarının sosyal ve duygusal önyargılardan nasıl etkilendiğini irdelemektedir. Bireylerin karar alırken psikolojik ve duygusal faktörlerden etkilendiğini savunan davranışsal finans, bireylerin daima kendi faydalarını gözeterek rasyonel karar almadıklarını varsaymaktadır. Davranışsal finans tüm Dünya'yı etkileyen krizler açısından önemlidir. Çünkü bireylerin kriz karşısında sergiledikleri davranışlar farklılık göstermektedir. Bu çalışma, Covid-19 krizinde ortaya çıkan vaka sayılarının, ölüm sayılarının, Finansal Korku Endeksi ve Panik Endeksinin Borsa İstanbul 100 endeksini, altın, kripto para birimlerinin ve hisse senetlerinin pandemi riskinden korunma etkinliğini araştırmaktadır. 11 Mart 2020 – 18 Mayıs 2021 dönemini kapsayan verilerle ARDL modelleri test edilmiştir. Kısa dönemde güvenli liman olarak nitelendirilen altının Türk yatırımcılar açısından tercih edilen yatırım aracı olduğu saptanmıştır. Uzun dönemde pandemi riskinden korunmak isteyen Türk yatırımcılara BİST100 endeksi daha etkin bir yatırım aracı olmaktadır. Çalışmanın sonuçları, pandemi sonrasında Türk yatırımcıların kripto paralara yönelerek daha fazla getiri elde edebileceklerini ortaya koymuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Atıksu arıtma tesisinde bazı stratejik hammaddelerin gideriminin araştırılması

    Yılmaz Koçiyit

    Bu tez çalışmasında, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinde bazı stratejik hammaddeler belirlendi ve giderim verimleri hesaplandı. Bu kapsamda, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin farklı ünitelerinden farklı zaman aralıklarında atıksu örnekleri alındı. Atıksu örneklerinde baryum (Ba), bizmut (Bi), seryum (Ce), kobalt (Co), galyum (Ga), lantan (La), lityum (Li), neodimyum (Nd), fosfor (P), praseodim (Pr), stronsiyum (Sr), titanyum (Ti), vanadyum (V) ve itriyum (Y) tespit edildi. Elde edilen verilere göre, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin 1. haftada en yüksek giderim verimi Ti için %50, 2. haftada Bi için %64,29, 3. haftada Ti için %50, 4. haftada Bi için %50, 5. haftada Ti için %52,17 ve 6. haftada Ti için %60 olarak hesaplandı. Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi oksidasyon havuzunda 1. haftada stratejik hammaddeler için elde edilen en yüksek giderim verimi Y için %58,33, 2. haftada Pr için %75, 3. haftada Pr için %60, 4.haftada P için %61,43, 5. haftada Ce için %59,17, 6. haftada Ti için %56 olmuştur. Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi son çökeltme havuzunda 1. haftada en yüksek giderim verimi Nd için %69,57, 2. haftada Ce için %67,21, 3. haftada La için %71,05, 4. haftada Nd için %68,18, 5. haftada Nd için %69,57, 6. haftada Nd için %77,78 olmuştur. Sonuç olarak, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin bazı stratejik hammaddelerin gideriminde etkili olduğu belirlendi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Ekolojik krize çözüm olarak ekososyalizm

    Fatih Ağırman

    1960'li yıllardan itibaren kimi öncü bilimsel çalışmalar aracılığıyla varlığı kanıtlanan ve ardından 1970'li yıllarla birlikte verimli bir düşünsel tartışma konusu haline gelen ekolojik kriz, günümüz siyasal düşüncesinin yeniden yapılandırılmasını gerektirecek çapta hararetli tartışmalara konu olmaktadır. Marksist gelenek bünyesinde değerlendirebileceğimiz çeşitli düşünsel yaklaşımlar, ekolojik krizin aciliyetini dikkate alan yeni bir siyasal söylem oluşturma ve buna uygun olarak bir kavram dağarcığı geliştirme gayreti içindedirler. Bu yaklaşımlardan biri olan ekososyalizm, ekolojik krizin aşılıp toplumsal yaşamın yeniden düzenlemesi söz konusu olduğunda en önemli alternatiflerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda, öncelikle politik ekolojinin temel kavramlarını tartışmaya açacak, ardından da bu kavramsal temel üzerine ekolojik krizin tarihsel nedenlerini tespit etmeye çalışacağız. Son olarak ise, ekolojik krizin aşılmasında bir çözüm alternatifi olarak ekososyalizmin sunduğu toplumsal projeyi alanın temel referanslarını kullanarak inceleyeceğiz.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Bingöl'de tüketilen bazı balıklarda ağır metal düzeylerinin araştırılması

    Murat Gültürk

    Bu araştırmada Bingöl balık halinden temin edilen; deniz ve tatlısu balıklarından oluşan 8 farklı balık türünden [gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), levrek (Dicentrarchus labrax), hamsi (Engraulis encrasicolus), istavrit (Trachurus mediterraneus), çipura (Sparusaurata), mercan (Sparus pagrus), Çinekop (Pomatomus saltatrix) ve barbun (Mullus barbatus)]5'er adet satın alınarak, örneklerin kas dokusunda 11 elementin (Al, As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn) konsantrasyonları saptanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, en yüksek ortalama Al konsantrasyonu çipurada(1,53 mg/kg), en yüksek ortalama As konsantrasyonu barbunda(50,40 mg/kg), en yüksek ortalama Cd (0,0098 mg/kg) ve Co 0,105 mg/kg) konsantrasyonu istavrit balığında, en yüksek ortalama Cr (0,077 mg/kg), Cu (0,9 mg/kg), Fe (21,43 mg/kg), Mn (2,026 mg/kg) ve Zn (39,56 mg/kg) konsantrasyonu ise hamside bulunmuştur. En yüksek ortalama Ni (0,256 mg/kg) ve Pb (0,075 mg/kg) konsantrasyonları ise barbun balığında tespit edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada balık türlerinde belirlenen metal düzeyleri ile ilgili olarak insan sağlığı risk tayin metotları kullanılmıştır. Bunun için metallerin tahmini günlük alım (EDI) değerleri hesaplanarak, tolere edilebilir günlük alım (TDI) değerleri veya referans doz değerleri (RfD) ile karşılaştırılmıştır. Metallerin kanser dışı sağlık risklerini belirlemek için hedef tehlike katsayısı (THQ) ve tehlike indeksi (HI) değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca kanser eğim faktörü kullanılarak inorganik arsenik için kanser riski (CR) hesaplanmıştır. İncelenen balık türlerinin yenilmesi sonucu insan vücuduna giren 11 metale ait EDI değerlerinin TDI veya RfD değerlerini geçmediği belirlenmiştir. Çalışmada balık türlerinde belirlenen metallerin THQ ve HI değerleri eşik değer olan 1'den düşük bulunmuştur. Bu durum, kanser dışı sağlık risklerinin olmadığını göstermektedir. Barbun hariç diğer balık türlerine ait CR değerleri kabul edilebilir aralıkta bulunmuştur. Dolayısıyla CR sonuçlarına göre, barbun balığının tüketilmesi sonucu inorganik arseniğe maruz kalan insanların kansere yakalanma riski bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Balık, Arsenik, İnsan Sağlığı Risk Değerlendirmesi, Ağır Metaller

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Salgın parametrelerinin makine öğrenmesi yöntemleriyle tahmin edilmesi

    Adnan Keçe

    Tarih boyunca farklı zamanlarda, çeşitli sebeplerle salgın hastalıklar meydana gelmiştir. Salgın hastalıklar can kaybı, sosyal ve ekonomik yapı bozulması gibi türlü sonuçlar doğurabilmektedirler. Bu nedenle, ülkeler salgının etkisini azaltmak için bir takım önlemler alırlar. Salgınla mücadelede alınan önlemlerin, potansiyel maliyetlerini ve faydalarını ölçmek için salgın modelleme yöntemleri ve optimizasyon algoritmaları kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında da günümüzde dünyayı etkisi altına almış olan COVID-19 salgınının modellenmesi ve parametrelerinin tahmin edilmesine yönelik çalışmalar yapıldı. Çalışmalarda Mısır ve Güney Kore'deki COVID-19 salgınına ait veriler kullanıldı. Deneysel uygulamalarda, ilk önce salgın modelleme yöntemi olarak yaygın bir kullanıma sahip olan SEIR modeli üzerinden, L-BFGS-B, Powell, CG, COBYLA ve SLSQP yöntemleri ile optimizasyonlar gerçekleştirildi. Ardından, hesaplanan R0 değeri, ölüm oranı ve salgın parametreleri arasındaki geçiş oranları gibi değerler kullanılarak tahminler yapıldı. Aynı veri setleri kullanılarak makine öğrenmesi yöntemlerinden LSTM ve DVM yöntemleriyle de tahminler yapıldı. SEIR, LSTM ve DVM yöntemlerinden elde edilen sonuçların hem MAPE metriği kullanılarak tahmin başarıları karşılaştırıldı hem de grafiklerle desteklenerek sonuçları değerlendirildi. Yapılan 24 farklı tahmin sonucunun %79'unun MAPE değeri 10'nun altında çıkmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Alternatif girişim sermayesi olarak melek sermaye ve muhasebe süreci

    Tarkan Gülmez

    Melek Sermaye Yöntemi büyüme potansiyeli yüksek, yeni ve yaratıcı fikirlerle ortaya çıkan girişimlere finansman desteğiyle birlikte Melek Yatırımcının tecrübelerini ve birikimlerini aktardığı bir finansman yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında uzun süredir ABD'de var olmasına rağmen son dönemlerde teknolojideki hızlı yükseliş ile birlikte teknoloji odaklı girişim şirketlerine yönelen Melek Sermaye Yöntemi, melek ağları ve melek grupları sayesinde daha organize ve koordineli hale gelmiştir. Melek Yatırımcıların genellikle çekirdek ve erken evrede yatırım yaptıkları girişimlerden, şirket belirli bir büyüklüğe ulaştığında çıkış yaptıkları gözlenmektedir. Türkiye'de Melek Sermaye ile ilgili olarak farklı bir tanım kullanarak Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği adı altında yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2013 yılının başlarında çıkarılan bu yönetmelik ile Bireysel Katılım Yatırımcılarına (Melek Yatırımcılara) vergi avantajı şeklinde teşvikler sunulmuştur. Bireysel Katılım Yatırımcılarının girişimlere yaptıkları yatırımlar, kendilerine sunulan vergi teşvikleri ve yürürlükteki yönetmeliğin getirdiği sınırlamalar bu işlemlerin muhasebeleştirilmesinde bazı hususların dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Melek Sermayenin işleyiş yapısı, yapılan yatırımlar ve yatırımdan çıkış gibi hususlar Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ve Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) kapsamında değerlendirilerek muhasebe ile ilgili uygulama önerilerinde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Nadir toprak elementi seryum'un toksisitesinin değerlendirilmesinde model canlı olarak Phanerochaete chrysosporium'un kullanılabilirliğinin araştırılması

    Abdulhamit Han Çelik

    Nadir toprak elementleri günümüzde birçok teknolojik alanda geniş çaplı olarak kullanılmaktadır. Yaptığımız çalışmada kullandığımız nadir elementlerden olan seyum ise nadir toprak elementleri arasında ilk olarak keşfedilen metaldir. Bu elementlerin kullanımının yaygınlaşmasından ötürü çevre ve canlılar üzerinde oluşabilecek olumsuzlukların da araştırılmasına bir kapı açmıştır. Bu çalışmada nadir toprak elementi olan seryumun farklı dozlarına maruz kalan Phanerochaete chrysosporium'un Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (KAT), Glutatyon S-Transferaz (GST) aktiviteleri ile Glutatyon (GSH) ve Tiyobarbitürat reaktif maddeler (TBARS) seviyeleri belirlenmiştir. SOD aktivitesinin kontrol ile kıyaslandığında 24. ve 48. Saatlerde tüm uygulama gruplarında istatsistiksel olarak önemli düzeyde azalmıştır. (p 0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında farklı dozlarına Seryum 'a maruz kalan tüm gruplarda KAT aktiviteleri 24. saat sonrasında tüm uygulama gruplarında anlamlı oranda azalmış (p <0.05), ancak 48. Saat sonrasında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p > 0.05). Farklı Seryum dozlarına maruz bırakılan tüm gruplarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında GST aktiviteleri 24. Saatte istatistiksel olarak analamlı düzeyde artmış ancak 48 saat uygulama sonrasında ise genel olarak önemli düzeyde azalmıştır. GSH düzeyleri kontrol ile kıyaslandığında 24. ve 48. saat sonrasında tüm uygulama gruplarında gruplarında azalmıştır. TBARS düzeyleri 48. Saat sonrasında tüm uygulama gruplarında kontrol grubuna kıyasla artmış saptanmıştır (p <0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlar seryumun toksik etkisinin çalışılmasında Phanerochaete chrysosporium'un model canlı olarak kullanılabileceğini göstermiştir.