Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Mardin ili Kızıltepe ilçesi ileri biyolojik atıksu arıtma tesisinin işletme verimliliği, işletme problemleri ve çözüm önerileri

    Mehmet Nedim Sağlam

    Son yıllarda kentleşme oranının artmasıyla beraber evsel nitelikli atıksular, çevre kirliliğinin ortaya çıkmasında rol oynayan önemli sebeplerden biri haline gelmiştir. Kentsel atıksu arıtma tesisleri bu kirliliği engellemek için yapılmış olan, evsel nitelikli atıksularının aktarılacağı alıcı ortama varmadan önce zararlı etkilerini engelleyen veya olabilecek en düşük seviyeye indiren tesislerdir. Bu çalışmada Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtım Tesisi'nde 8 ay boyunca günlük tesis giriş ve çıkışından alınan 24 saatlik kompozit numuneler ile KOİ (Kimyasal Okisjen İhtiyacı), BOİ (Biyolojik Okisjen İhtiyacı), pH, AKM (Askıda Katı Madde), TN (Toplam Azot), TP (Toplam Fosfor), NH+4-N (Amonyum Azotu) ve NO-3-N (Nitrat azotu) analiz edilip verimliliği gözlemlenmiştir. Havalandırma havuzdan alınan anlık numuneler ile MLSS (Karışık Sıvıda Askıda Katı Madde), MLVSS (Karışık Sıvıda Uçucu Askıda Katı Madde), ÇÇH (Çökelebilen Çamur Hacmi), ÇHİ (Çamur Hacim İndeksi) ve çamur çürütücü tankından alınan numuneler ile CaCO3 (Kalsiyum Karbonat), organik asit analiz edilip değerlendirilmiştir. Mardin Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kontrolündeki Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisleri'nin deşarj limitleri Kentsel Atıksu Arıtma Yönetmeliği'ne göre değerlendirilmektedir. Atıksu kirletici parametreleri ve tesis performansı bu yönetmelik ve proje raporundaki hedefler baz alınarak yapılmıştır. Her bir parametre için aylık ortalama değer alınarak tablo ve grafiklerle desteklenmiş olup Kentsel Atıksu Arıtma Yönetmeliği'ne uygunluğuna bakılarak işletme verimliliği incelenmiştir. Günlük yapılan analiz verileri tablolar halinde çalışmanın son kısımda yer alan Ekler bölümünde sunulmuştur. Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtım Tesisi'nde karşılaşılan işletme problemleri araştırılıp tespit edilerek çözüm önerileri ile birlikte belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atıksu, Atıksu Arıtma Tesisi, Arıtma Verimliliği, İşletme Problemleri, Fiziksel Arıtma, Kimyasal Arıtma, Biyolojik Arıtma, İleri Arıtma

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tunceli-Cumhuriyet Mahallesi zemin araştırmalarının irdelenmesi ve zemin özelliklerinin belirlenmesi

    Çağdaş Turan

    Tunceli Doğu Anadolu bölgesinin batısında, Yukarı Fırat bölümünde yer almakta olup, sınırları 38°19' ve 40°26' doğu boylamları ile 39°36' ve 38°46' kuzey enlemleri arasında kalır. İlin toplam alanı 7.774 km² olup kuzeyden ve batıdan Erzincan, güneyden Elazığ, doğudan Bingöl illeriyle çevrilidir. Tunceli ilinin Rakımı 914 metre olup, Yeni Mahalle, Cumhuriyet, Esentepe, Moğultay, Alibaba, İsmet İnönü, Aktuluk belli başlı mahalleleridir. Bu tez kapsamında; çalışma alanı olan Tunceli ili Cumhuriyet Mahallesi'ne ait gerek özel mühendislik bürolarınca yapılan gerekse Tunceli Belediyesi adına İller Bankası tarafından yapılan imara esas jeolojik ve jeoteknik etüd raporu bir araya getirilerek derlenmiş ve Cumhuriyet Mahallesi'nin zemin özellikleri değerlendirilmiştir. Tez kapsamında arazi deneylerinden standart penetrasyon, inklonometre, presiyometre deneyleri ile örselenmemiş numuneler ve karot numuneleri üzerinde laboratuarda yapılan su muhtevası, elek analizi, hidrometre, atterberg limitleri, konsolidasyon, şişme basıncı, özgül ağırlık, doğal birim hacim ağırlık, üç eksenli basınç deneyi, nokta yükleme ve tek eksenli basınç vb. laboratuvar deney sonuçları değerlendirilerek çalışılan alandaki farklı formasyonların zemin özellikleri belirlenmiştir. Çalışma alanının zemin özelliklerinin belirlenmesinde 14 parselde toplam 36 sondaj kuyusu açılmıştır. Bu sondaj kuyuları 15 m'ye varan sığ sondajlar olup bu sondaj kuyularında toplamda 490 m ilerlenmiştir. Sondaj kuyularında geçilen zeminler: Karşılar Formasyonu, Tunceli Formasyonu birimleri, Tunceli Formasyonuna ait rezüdüeller ve güncel çökellerdir. Çalışma alanında geçilen birimler strartigrafik olarak sıralanacak olunursa en altta Üst Palezoyik-Erken Mesozoyik Karşılar Formasyonuna ait birimler, Karşılar Formasyonu üzerine Tunceli Formasyonuna ait Geyiksuyu Üyesinden (Ttg) Hozat Üyesine (Tth) kadar dört farklı üyeye ait birimler ve rezüdüelleri gelmekte olup en üstte ise güncel çökeller bulunmaktadır. Çalışma alanında açılan sondaj kuyularında geçilen birimlerin yaklaşık % 98'i kil zemindir. Çalışma alanında geçilen formasyonlara ait sahada gözlemlenen litolojik özellikler incelenenecek olunursa: Tunceli Formasyonu; kötü dereceli konglomera, kırmızı renkli çamurtaşı, kiltaşı ve kırık-çatlaklı kumtaşı birimlerinden oluşurken, Tunceli Formasyonu rezüdüelleri ve güncel çökeller değişik plasite derecesindeki kil zeminden, Karşılar Formasyonuna ait birimler ise mermerden oluşmaktadır. Tunceli Formasyonu içerisinde yer alan kil zeminler, kıvamlılık indeksine göre büyük oranda çok katı formdayken; likitlilik indeksine göre plastik-katı ve kırılgan katı formda olduğu görülmektedir. Plastisite derecesine göre ise genelde yüksek plastisiteli olduğu görülmektedir. Taraça birimleri içerisinde yer alan kil zeminlerin kıvamlılık indeksine göre çok büyük oranda çok katı formda olduğu, likitlilik indeksine göre çok büyük oranda plastik-katı formda ve plastisite derecesine göre ise yüksek plastisiteli olduğu görülmektedir. Çalışma alanındaki zeminlerde gerçekleşebilecek oturmalar kabul edilebilir sınırdadır. Kaya zeminlerde taşıma gücü değerleri Tunceli Formasyonuna ait birimlerde 13.30 -37.13 kg/cm2 olup, Karşılar Formasyonuna ait mermerde taşıma gücü değeri 5.68 kg/cm2'dir. Anahtar Kelimeler: Tunceli, Cumhuriyet Mahallesi, Zemin, İndex Özellikler, Taşıma Gücü.

  • Doktora TeziAçık Erişim2019
    Bakır ve bakır oksit nanopartiküllerinin Artemia salina'daki birikim, eliminasyon ve oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması

    Işıl Canan Çiçek Çimen

    Nanopartikül (NP) (<100 nm) içeren ürünlerin kullanımının artmasıyla birlikte, sucul sistemler ve besin zincirini oluşturan organizmaların antropojenik faaliyetler sonucu salınan NP'lerin etkisiyle risk altında olmalarından dolayı, bu çalışmada, deniz suyu ortamında yaşayan birincil tüketici zooplankton türlerinden Artemia salina'nın metal bazlı bakır (Cu) ve bakır oksit (CuO) NP'lere maruz bırakılmasiyla nanotoksisite testleri gerçekleştirilmiştir. Denemede, toplam 7 grup (Kontrol, 0,2 ppm, 1 ppm, 5 ppm, 10 ppm, 25 ppm ve 50 ppm) oluşturulmuş ve üç tekerrür ile çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan Cu ve CuO NP'lerine karakterizasyonu; Transmisyon/Geçirimli Elektron Mikroskop (TEM), Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Zeta Potansiyeli, X-ışını Difraksiyon (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşüm Kızılötesi (FT-IR) ve UV-Görünür Spektroskopisi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Organizmalarda NP'lere bağlı birikim ve eliminasyon oranının belirlenmesi Endüktif Eşleşmiş Plazma-Kütle Spektrometresi (ICP-MS) analiziyle yapılmıştır. Zooplanktonlarda NP etkileri faz kontrast mikroskobuyla görüntülenmiştir. Zooplanktonlardaki toksik etkiler, mortalite ve oksidatif stres belirteçlerinden olan glutatyon (GSH) ve tiyobarbitürik asit reaktif maddeler (TBARS) testleriyle incelenmiştir. Çalışmanın 24., 48. ve 72. saatlerinde Cu NP'lerin GSH seviyelerinde kısmi artışlara neden olduğu belirlenmiştir. Cu (60-80 nm) NP'ne maruz bırakılan A. salina'da artan konsantrasyon oranlarıyla paralel olarak TBARS değeri artmış ve en yüksek artış 5 ppm grubunun 24. saatinde gözlenmiştir. Sonuçlar, NP'lerin organizmalar üzerindeki farklı etkilerini göstermekle birlikte, NP'lerin birikim ve eliminasyon oranlarında farklılıklar olduğunu göstermistir. Organizmadaki birikim oranı, NP konsantrasyonuyla paralel bir artış göstermiştir. Cu NP'lerinde birikim oranları, 0,2 ve 1 ppm konsantrasyonlarında 48. saatte artış ve 72. saatte düşüş eğilimi göstermiş olup, tüm diğer konsantrasyonlarda ise süre artışına paralel olarak bir artış eğiliminin olduğu saptanmıştır. CuO (40 nm) NP'lerinde ise 10 ppm konsantrasyonu hariç, 48. saatte düşüş ve 72. saatte artış eğilimleri görülmüş olup, 10 ppm konsantrasyonunda ise zaman ortalamaları arasındaki farkın önemli olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Cu (60-80 nm) NP'lerin LC50 değeri 52,37 mg/L; CuO (40nm) NP'lerin LC50 değeri 55,39 mg/L olarak bulunmuştur. NP'lerin metal iyon salınımlarının ise, her bir NP'de farklılık gösterdiği gözlenmiştir. NP'lere maruz bırakılan zooplanktonların yüzeylerinin NP'ler ile sarıldığı gözlemlenmiştir. Çalışmada çok yönlü yapılan analizler sonucunda, Cu ve CuO NP'lerin organizmada birikim yapmakla birlikte, deney organizmasında toksik etkilerinin olduğu ve aynı paralellikle oksidatif stres oluşturduğu da görülmektedir. Bu nano boyuttaki malzemelerin artan kullanım alanları ile birlikte, çevre için büyük bir problem olarak karşımıza çıkabileceği belirlenmiştir. Buna bağlı olarak besin zincirinde yer alan organizmalar tarafından alınan NP'ler, dokuda birikim yaptığında daha üst tüketici organizmalar için tehlike oluşturabilecektir. Bu partiküllerin kullanımı ve doğaya bulaşması ile ilgili bir kontrol mekanizması oluşturulmalı ve etkileri üzerinde daha geniş çalışmalar da yürütülmelidir. Antahtar Kelimeler: Nanopartikül, Cu, CuO, Karakterizasyon, Zooplankton, Nanotoksisite, Birikim, Oksidatif stres.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Radyatörlerde nanoakışkan kullanımının ısıl performansa etkisinin sayısal ve deneysel analizi

    Volkan Tuğan

    Bu yüksek lisans tez çalışmasında, otomobil soğutma sistemlerinde geleneksel ısı transfer akışkanı yerine nanoakışkan kullanarak otomobil radyatörünün ısıl performansı deneysel ve sayısal olarak araştırılmıştır. Analizlerde soğutucu akışkan olarak %1 hacimsel konsantrasyona sahip Al2O3, CuO, MgO içeren su ve etilen glikol bazlı nanoakışkanlar kullanılmıştır. Analizler üç farklı hacimsel debide (0.232, 0.260, 0.282 L/s) ve üç farklı hava hızında (1.6, 2.3, 2.9 m/s) gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışma için bir otomobil soğutma sistemi deney düzeneği kurulmuş ve dört farklı soğutucu akışkan için analizler gerçekleştirilmiştir. Sayısal analiz için ise Ansys 14.5 programı kullanılarak bir otomobil radyatörü tasarlanmış ve Fluent yazılımıyla otomobil radyatörünün akış analizi gerçekleştirilmiştir. Hem deneysel hem de sayısal çalışma için farklı debi ve farklı hava hızları ile gerçekleştirilen analizler sonucunda, soğutucu akışkanların sistemden çıkış sıcaklıkları elde edilmiştir. Elde edilen sıcaklıklara göre her bir akışkan için ısı taşınım katsayısı ve Nusselt sayısı hesaplanmıştır. Soğutucu akışkanların ısı taşınım katsayıları ve Nusselt sayıları karşılaştırıldığında, nanoakışkanların ısıl performansının baz akışkana göre daha iyi olduğu anlaşılmıştır. Deneysel ve sayısal analiz için Nusselt sayısındaki en yüksek artış Al2O3 içeren nanoakışkan için bulunmuş ve sırasıyla %69.33 ve %58.09 olarak hesaplanmıştır. Tüm soğutucu akışkanlar için hacimsel debinin ve hava hızının artmasıyla soğutucu akışkanların ısı taşınım katsayısının ve Nusselt sayısının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sayısal ve deneysel analizlerin sonuçları kıyaslanmış ve sonuçların literatürle uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çalışanların iş tatminleri ile mesleki motivasyonları arasındaki ilişkinin sosyo-demografik özelikler açısından istatistiksel analizi: Bir kamu üniversitesi örneği

    Namık Kemal Öndaş

    Ülkemizde devlet ve vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla birlikte, üniversiteler sundukları hizmetin kalitesini yükselterek tercih edilebilir bir konumda olmayı hedefleri arasında ön sıralara almışlardır. İnsan kaynağının bu hedefe ulaşmada en önemli faktör olması, motivasyon ve iş tatminine önem verilmesini gerektirmiştir. Bu çalışma ile Fırat Üniversitesinde çalışan idari personelin motivasyon ve iş tatmini düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmış, demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediklerini belirlemek için alt hipotezler oluşturulmuştur. Yüz yüze anket metodu uygulanarak, 228 anket formunun değerlendirmesi yapılmıştır. Kolmogorov-Smirnov Testi sonuçlarına göre ölçekler ve alt boyutları bazında değişkenlerin normal gösterdikleri belirlenmiş ve parametrik yöntemler seçilmiştir. Bu amaçla analiz bölümünde uygulanan ölçeklerin güvenirliği Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı ile test edilmiş, tüm ölçekler ve alt boyutları için elde edilen katsayılara göre güvenilir oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, çalışanların motivayon ve iş tatmini düzeyleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde istatiksel anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (Balıbey M., Öndaş N.K.). Fırat Üniversitesi'nde, motivasyon ve iş tatmini düzeylerinin bilinmesinin, karar alıcı mekanizmalar tarafından önemli olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İş Tatmini, Mesleki Motivasyon, Parametrik İstatistiksel Testler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tunceli ilinin farklı noktalarından alınan kum numunelerinin XRF spektrometresi ile kimyasal analizi

    Ali Güzelçiçek

    Bu çalışma, Tunceli ilinin farklı noktalarından alınan kırma ve dere kumu numunelerinin X-ışını floresans (XRF) spektrometresi ile kimyasal analizlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. İncelenen kum numuneleri Tunceli merkez ilçe ve Ovacık, Pertek, Hozat ilçelerinden alınmıştır. Dere kumu numuneleri Pertek, Hozat ilçeleri ile Merkez ilçenin Harçik bölgesinden, kırma kumlar ise Ovacık ve Hozat ilçelerinden alınmıştır. Analiz sonuçları alınırken XRF spektrometresi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarında MgO, Al2O3, SiO2, P2O5, SO3, Cl, K2O, CaO, TiO2, V2O5, Cr2O3, MnO, Fe2O3, CoO, NiO, CuO, ZnO bileşikleri ve Mg, Al, Si, P, S, Cl, K, Ca, Ti, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn gibi elementlerin yüzdelik(%) değerleri tespit edilmiştir. Ayrıca alınan kum numunelerinin lokasyonları harita üzerinde noktasal olarak gösterilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Si ve SiO2 değerleri en yüksek numune Pertek dere kumu numunesidir. Ca ve CaO değerleri en yüksek numune Hozat kırma 2 numunesidir. Ayrıca diğer element ve bileşiklere ait kıyaslamalarda yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çiriş (Asphodelus aestivus) ve kenger (Gundelia tournefortii) bitki ekstraktından altın ve gümüş nanopartiküllerin biyosentezi, in-vitro sitotoksisitesi ve HUVEC hücresi üzerinde etkilerinindeğerlendirilmesi.

    Muhammed Erbay

    Nano yapılı malzemeler (<100 nm) üzerine yapılan araştırmalar teknolojik gelişmeler doğrultusunda hızla artmaktadır. Nanopartiküllerin (NP'lerin) sentezinde biyosentez yönteminin gelişimi nanoteknolojinin önemli bir dalı haline gelmiştir. Bunun nedeni, NP'lerin biyomedikal ve farmakoloji dahil olmak üzere birçok alanda potansiyel uygulamalara sahip olmasıdır. Örnek olarak, NP'lerin benzersiz özellikleri ve biyolojik etkileri, potansiyel olarak çeşitli hastalıkların tedavisinde alternatif olarak kullanılabileceklerini göstermektedir. Metal bazlı NP'lerden özellikle Altın (Au) ve Gümüş (Ag), nanoteknoloji sektöründe en hızlı büyüyen ürün kategorilerinden biri haline gelerek ticarileştirilmede ilk sıralarda yer alan malzemeler olmuştur. Dolayısıyla, son yıllarda NP'lerin biyosentezi üzerine yapılan çalışmalarda artış görülmüştür. Bu çalışmada, çiriş (Asphodelus aestivus) ve kenger (Gundelia tournefortii) bitki ekstraktları kullanılarak biyosentez yöntemiyle AuNP'leri ve AgNP'lerin elde edilmesi ve bu NP'lerin toksik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen NP'lerin karakterizasyonu için, ultraviyole görünür spektroskopisi (UV-GB) ile nano boyuttaki partikül oluşumu doğrulandı. Sentezlenen AuNP'leri ve AgNP'lerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve geçirimli elektron mikroskobu (TEM) analizleriyle morfolojileri, boyut ve boyut dağılımları belirlendi. Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ile partikülün indirgenmesinde sorumlu olan fotokimyasalların fonksiyonel grupları ve X-ışını difraktometrisi (XRD) ile de kristal yapısı belirlendi. Sıvı ortamdaki NP'lerin hidrodinamik çapları dinamik ışık saçılımı (DLS) analiziyle ve zeta potansiyeli ile de yüzey yükleri belirlendi. Her iki NP'lerin sitotoksik etkisini belirlemek için insan umbilikal ven endotel hücreleri (HUVEC) üzerinde 3-[4,5-Dimethylthiazol-2-yl]-2,5-dipHenyltetrazoluim bromide (MTT) analizleri yapılarak değerlendirildi. Sonuç olarak, her iki bitki ekstraktından AuNP'lerin ve AgNP'lerin biyosentez yöntem için uygun olduğu görülmüştür. Ancak elde edilen hem AuNP'leri ve hem de AgNP'lerin konsantrasyon ve süre artışına paralel olarak HUVEC hücresi üzerinde sitotoksik etki göstermektedirler.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Endüstriyel hammadde olan kalsitin boya sektöründe kullanımı

    Onur Yılmaz

    Bu çalışma çeşitli sektörlerde endüstriyel bir hammadde olarak kullanılan kalsit mineralinin boya sektöründe kullanıma ilişkin bilgileri içermektedir. Genellikle canlıların kalsiyum ve karbonattan oluşan kabuk ve iskelet kalıntılarının deniz tabanına çökmesi ve milyonlarca yıl süren sedimantasyonu sonucu kireçtaşları oluşur, kireçtaşlarını oluşturan ana bileşen kalsit mineralidir. Kimyasal bileşimi kalsiyum karbonattır (CaCO3). Mohs sertlik skalasına göre sertliği 3 olup özgül ağırlığı 2,7-2,9 gr/cm3'tür. Endüstriyel hammadde olarak çeşitli sektörlerde kullanılmakta olup TÜİK verilerine göre 2017 yılı itibari ile tüvenan olarak üretilen kalsit miktarı yaklaşık 3.5 milyon ton, ayıklanmış olarak üretilen kalsit miktarı ise yaklaşık 3.2 milyon tondur. Ocaktan çıkartılan iri kireçtaşı blokları kırıcılardan ve eleklerden geçirilerek ortalama 130 mm ebatlarına getirilip buradan tesislere gönderilip öğütme işlemine tabii tutulur. Kullanılacağı sektöre göre istenilen boyutta üretilen bu iri kalsit malzemesi bir takım testlerden sonra uygun olması halinde paketlenerek ticari ürün haline getirilir. Bu çalışmada öğütülen kalsit numunesi üzerinde "tane boyutu ve dağılım analizi, renk (beyazlık) analizi, kimyasal (kalsiyum karbonat) analizi" yapılarak farklı iki tane boyutunda kalsit numunesinden dolgu malzemesinden iki adet su bazlı plastik iç cephe boyası yapılarak performans açısından karşılaştırılmış, dolgu malzemesi olarak kullanılan kalsitin boyaya kazandırdığı etkiler açıklanmıştır. 3 ve 30 mikron boyutunda öğütülmüş 2 kalsit numunesinden elde edilen iç cephe boyaları siyah bir zemin üzerine uygulanmış örtücülük performansları karşılaştırılmış, 3 mikron boyutundaki kalsit dolgu malzemesi ile elde edilen boyanın örtücülüğünün daha iyi olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca ince taneli dolgu malzemesinin boyaya kazandırdığı bir diğer avantaj ise satensi bir doku elde edilebilmesidir. İri taneli malzemeyle elde edilen boya yüzeye uygulandığında daha pütürlü bir yüzey oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Kalsit, Boya, Endüstriyel Hammadde

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Uzunçayır baraj gölündeki tatlısu kefali (Squalius cephalus L., 1758) populasyonunda otolit morfometrisi

    Selçuk Türkay

    Tatlısu kefali (Squalius cephalus L., 1758) Uzunçayır Baraj Gölü'ndeki ekonomik öneme sahip balık türlerinden biridir. Ticari olarak av verebilecek potansiyele sahiptir. Gerek Türkiye'de ve gerekse yurtdışında bu türün farklı populasyonları üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Fakat Uzunçayır Baraj Gölü'nde yaşayan tatlısu kefalinin otolit biyometrisi üzerine bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle, yapılan bu çalışma ile tatlısu kefalinin Uzunçayır Baraj Gölü populasyonunda otolit biyometrisinin tespit edilerek, ilerde yapılacak olan çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında Uzunçayır Baraj Gölü'nden yakalanan 49 dişi (%46,23) ve 57 erkek (%53,77) olmak üzere toplam 106 adet S. cephallus bireyi incelenmiştir. Balıklar III-IX yaş grupları arasında dağılım göstermiştir. Dişi/Erkek oranı tüm yaş gruplarında 1:1,16 olarak tespit edilmiş olup, bu oranın istatistiki olarak 1:1 oranından farklı olmadığı görülmüştür. Araştırma süresince incelenen toplam 106 adet S. cephallus bireyinin total boyları 16,5 cm ile 33 cm, otolit genişlikleri 0,07 mm ile 0,23 mm, otolit uzunlukları 0,1 mm ile 0,27 mm, otolit ağırlıkları 0,008 g ile 0,0228 g arasında değişiklik göstermiştir. Ortalama total boy 25,49 cm, ortalama otolit genişliği 0,1461 mm, ortalama otolit uzunluğu 0,1707 mm ve ortalama otolit ağırlığı 0,0173 g olarak tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Şebekeden bağımsız sinüzoidal darbe genişlik ile uzay vektör darbe genişlik modülasyonlarının karşılaştırmalı performans analizi

    İbrahim Arslanoğlu

    Alternatif akım, günümüzde birçok sistemde ve endüstriyel uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yüzden doğru akım giriş gerilimin istenilen genlikte ve frekansta simetrik bir alternatif akım çıkış gerilimine dönüştürülmesi istenmektedir. Bu dönüşümü gerçekleştiren devrelere eviriciler denir. Eviricilerin yüksek güç uygulamalarında anahtarlama kayıplarının artmasından dolayı çok seviyeli evirici olarak adlandırılan devre yapıları ortaya çıkmıştır. Çok seviyeli evirici devreleri, çıkış gerilimi daha az bozunuma uğramış, düşük anahtarlama frekanslı ve yüksek verimli olarak karşımıza çıkmaktadır. Evirici devre yapılarında meydana gelen bu gelişimlerle beraber evirici çıkışındaki gerilim ve frekansın kontrolüne ilişkin de birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde çeşitli darbe genişlik modülasyon teknikleri geliştirilmiştir. Bu teknikler içerisinde en çok kullanılan tekniklerin başında Sinüzoidal Darbe Genişlik Modülasyon tekniği ve Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyon tekniği gelmektedir. Bu tez çalışmasında ilk olarak eviriciler ve çok seviyeli eviriciler hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ardından darbe genişlik modülasyon teknikleri hakkında genel bilgiler verilerek Sinüzoidal Darbe Genişlik Modülasyon tekniği ile Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyon tekniği ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Son olarak da şebekeden bağımsız iki seviyeli Sinüzoidal Darbe Genişlik ile üç seviyeli Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyon yöntemlerinin R ve R-L yüklü bir evirici devresi üzerindeki benzetimlerinin kıyası yapılarak darbe genişlik modülasyon yöntemlerinin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eviriciler, Çok Seviyeli Eviriciler, Harmonikler, Sinüzoidal Darbe Genişlik Modülasyonu, Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyonu

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Munzur Üniversitesi Aktuluk Yerleşkesinin elektromanyetik alan haritasının çıkarılması ve değerlendirilmesi

    Aziz Eren Öztürk

    Bu tez çalışmasının amacı Munzur Üniversitesi Aktuluk Yerleşkesi'nin elektromanyetik alan kirliliği konusu ile ilgili bilgi edinmektir. Bu kapsamda yerleşke içerisinde belirli noktalarda elektromanyetik alan ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler sırasında 10 Mhz - 8 Ghz bant aralığında çalışan yüksek frekanslı elektromanyetik alan ölçüm cihazı kullanılmıştır. Yapılan ölçümler neticesinde elde edilen değerler Uluslararası İyonlaştırmayan Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICNIRP) ve ulusal kuruluş olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından belirlenen limit değerlerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın devamında elde edilen ölçüm değerleri harita üzerinde renkli olarak belirtilerek yerleşke içerisindeki elektromanyetik alan kirlilik düzeyleri görsel olarak sunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Mezbaha atıksularının elektrokoagülasyon prosesi kullanılarak arıtılması

    Servet Tevkur

    Bu tez çalışmasında, Tunceli ilinde bulunan mezbahadan temin edilen atıksuyun elektrokoagülasyon prosesi ile arıtımı laboratuvar koşullarında oluşturulan bir reaktör içerisinde araştırılmıştır. Proseste; akım yoğunluğu, pH, elektrotlar arası mesafe ve işletme süresi gibi farklı parametrelerin arıtım verimine etkisi kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve toplam organik karbon (TOK) giderimi esaslı olarak incelenmiştir. KOİ giderimi klasik optimizasyon ile incelenmiş ve parametrelerin tek başına proses üzerindeki etkileri belirlenmiştir. En yüksek KOİ giderimi (%90,63) pH 7,47, akım yoğunluğu 15 mA/m2, elektrotlar arası mesafe 16 mm ve işletme süresi 60 dakikada olduğu zaman elde edilmiştir. Bu şartlarda arıtımdan sonra, yağ ve gres, toplam katı madde(TKM), uçucu katı madde (UKM), amonyak azotu (NH3-N), nitrat azotu (NO3--N), nitrit azotu (NO2--N), toplam kjeldahl azotu (TKN), ortofosfat (PO4-3), bulanıklık ve renk giderim verimleri sırasıyla %92,22, %42,94, %75,38, %51,37, %71,69, %77,18, %79,64, %96,84, %99,81, %98,41 olarak elde edilmiştir. Optimum koşullarda işletme maliyeti ve tüketilen elektrot miktarı 9,15 TL/kg KOİ ve 0,79 kg/kg KOİ, enerji tüketimi ise 0,08 kWh/kg KOİ olarak bulunmuştur. TOK giderimi cevap yüzey yönteminde (CYY) yer alan merkezi kompozit tasarım kullanılarak incelenmiştir ve parametrelerin proses üzerindeki etkileşim etkileri belirlenmiştir. Varyans analizi (ANOVA) ve merkezi kompozit tasarım kullanılarak ikinci dereceden bir model geliştirilmiştir. Maksimum TOK giderimini (%94,77) veren bağımsız proses değişkenleri değerleri, akım yoğunluğu 22,97 mA/m2, elektrotlar arası mesafe 12,03 mm ve işletme süresi 78,95 dakika olarak elde edilmiştir. Optimum şartlarda arıtımdan sonra yağ ve gres, KOİ, TKM, UKM, NH3-N, NO3--N, NO2--N, TKN, PO4-3, bulanıklık ve renk giderim verimleri sırasıyla %91,86, %84,55, %66,05, %87,18, %68,97, %61,17, %78,37, %95,58, %98,55, %98,41 olmuştur. Optimum koşullarda işletme maliyeti ve tüketilen elektrot miktarı 24,40 TL/kg TOK ve 2,11 kg/kg TOK ve enerji tüketimi ise 0,03 kWh/kg TOK olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar elektrokoagülasyonun mezbaha atıksuyunun etkin bir şekilde arıtılması için etkili bir yöntem olduğunu doğrulamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Sentezlenmiş polimer ile indigo karmin gideriminin araştırılması

    Zeynep Meşe

    Bu çalışma kapsamında atıksulardan çok zehirli bir indigoid boyar madde sınıfında olan indigo karminin (İK) giderimi adsorpsiyon prosesi kullanılarak araştırılmıştır. Bu amaçla yeni bir adsorbent, başlatıcı olarak 2,2'-azobisizobutironitril (AIBN) kullanılarak 2-(dimetilamino) etil metakrilat (DMAEMA) ve akrilonitrilin (AN)'in serbest radikal kopolimerizasyonu yoluyla hazırlanmıştır. Sentezlenen adsorbent poli (2-(dimetilamino) etil metakrilat)-ko-akrilonitril) kısaca poli (DMAEMA-ko-AN); Fourier dönüşümlü infrared spektrofotometresi (FT-IR), proton NMR spektroskopisi (1H-NMR) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak karakterize edilmiştir. Adsorbentin termal özellikleri termogravimetrik analiz (TGA) ve diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ile belirlenmiştir. Adsorpsiyon üzerine pH (3-9), sıcaklık (25-45 °C), adsorbent dozajı (0,05-2,5 g/100 mL), başlangıç İK konsantrasyonu (25-100 mg/L) gibi parametrelerin etkileri kesikli sistemde araştırılmıştır. En yüksek giderim verimi pH 7, 25 °C sıcaklık ve 0,1 g/100 mL adsorbent dozajı ve 25 mg/L başlangıç İK konsantrasyonu için %99,50 olarak bulunmuştur. Adsorpsiyon dengesi Freundlich and Langmuir izoterm modelleri kullanılarak analiz edilmiştir ve adsorpsiyonun Langmuir izotermi ile daha iyi uyum sağladığı (R2=0,99) tespit edilmiştir. Maksimum adsorpsiyon kapasitesi 188,67 mg/g olarak bulunmuştur. Kütle transferi ve kinetik modeller adsorpsiyon mekanizmasını ve reaksiyon hızını kontrol eden potansiyel adımları belirlemek için uygulanmıştır. Hem dış kütle transferi hem de parçacık içi difüzyon İK'nin adsorpsiyon mekanizması üzerinde önemli bir rol oynamıştır ve adsorpsiyon kinetikleri sözde ikinci derece tip kinetiği izlemiştir. İK adsorpsiyonunun kendiliğinden ve ekzotermik doğada meydana geldiğini ortaya koyan termodinamik parametreler (ΔH°, ΔG°, ΔS°) belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, laboratuvar ortamında sentezlenen poli (DMAEMA-ko-AN)'nin sulu çözeltilerden İK gideriminde etkili bir adsorbent olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Türkiye'nin katı atık enerji potansiyelinin incelenmesi: Eskişehir ili örneği

    Sezen Gamze Göker

    Bu tez çalışmasında, Türkiye'deki katı atıkların işlenmesinden elde edilebilecek elektrik enerjisi miktarı için bir öngürüsel hesap yapılmıştır. Tahmini hesap Eskişehir İli Katı Atık İşleme Tesisinden elde edilen verilerin yanı sıra, ilin nüfus bilgilerine ve katı atık miktarına da dayanmakta olup ayrıca ulusal ölçeğede genişletilmiştir. Daha sonra, Türkiye İstatistik Kurumu'ndan alınan yakın tarihli nüfus verileri kullanılarak Aritmetik Artış Metodu (A.A.M.), Geometrik Artış Metodu (G.A.M.), Bileşik Faiz Metodu (B.F.M.) ve İller Bankası Metodu (I.B.M.) kullanılarak nüfus projeksiyonları hesaplanmıştır. 2019 yılı itibariyle, Eskişehir ili verilerine göre Türkiye'nin katı atıklarının işlenmesinden elde edeceği elektrik enerjisi üretim değerinin 4 743 796 megawatt saat ( ya da 4 743 gigawatt saat ) olacağı öngörülmüştür. 2017 yılına ait Türkiye geneli TÜİK verileri ile Eskişehir ilinin katı atıklardan elektrik enerjisi üretim değerleri kullanılarak yapılan oranlamalar sonucu katı atıkların Türkiye enerjisinin %1,52'lik kısmını oluşturacağı öngürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Enerji, Nüfus Projeksiyonu, Katı Atık

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Power quality analyzing of electric public transport vehicles's charge stations: Example of Elazig municipality

    Soner Ak

    In this thesis study, Elazığ Municipality of 100% chargeable electricty busses charging station was monitored aspect of power quality. After that with about power qulity describing was passed on to theoritical knowledge. Afterwards givens the reasons of power quality distortions and that may occur problem don't provided power quality in electrical systems. Definitions of harmonics affecting that power quality to negatively effect to electrical systems of harmonics and harmonics causses were given in it. Current and voltage harmonics of limited values was given according to The International Electrotechnical Commission (IEC) standarts. The graphs reveal the stuation of system's power quality and especially aspect of harmonics.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Pisagor bulanık küme tabanlı Topsıs ile risk değerlendirme: doğal gaz boru hattında bir uygulama

    Nurdan Ece Öz

    Ülkelerin kalkınma ve gelişmesindeki en önemli faktörlerden biri olan enerji, yaşamın devamı için temel gereksinimlerden biridir. Ülkeler de bu devamlılığı sağlamak adına enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olmak için, birbirleriyle siyasi ve ekonomik boyutta büyük bir mücadele içindedirler. Doğal gaz boru hattı projesi, doğal gazın çıkarıldığı ülkeden diğer ülkelere taşınmasını sağlayan sistemlerin yapımını hedefleyen geniş çapta büyük projelerdir. Bu tür büyük ve karmaşık projelerde temel amaç, işçi ve işveren sağlığını korumak, çalışanlara güvenli çalışma ortamı yaratmak, yapılan işten ve çalışma ortamından kaynaklı ortaya çıkan riskleri en aza indirmektir. Ortaya çıkan bu riskleri mümkünse bertaraf etmek için değilse riskleri en asgari seviyeye indirecek belirli iş sağlığı ve güvenliği standartlarına ve yapılacak işe uygun risk değerlendirmeleri yapılmalıdır. Bu çalışmada, geçmişten günümüze alışıla gelmiş geleneksel risk değerlendirme metotlarından farklı olarak yeni bir metot geliştirilmesi amaçlanmıştır. Başlangıçta iki boyutlu (2B) risk matris yöntemi uygulanmış ve risk değerlendirmesinin ilk adımında tanımlanan tehlikeleri öncelikli olarak sıralamak için Pisagor bulanık küme tabanlı TOPSIS yöntemi uygulanmıştır. Bulanık model doğal gaz boru hattı yapım projesinin temizleme ve tesviye faaliyeti için kullanılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Farklı amaçlar için hazırlanan kompozitlerin ısıl analizi

    Hasan Kaan Berent

    Son yıllarda, hızla gelişen bilim ve teknoloji, polimer ve farklı amaçlar için hazırlanan kompozitlerin araştırılmasını ve kullanımını yaygınlaştırmıştır. Polimer esaslı kompozit malzemeler otomotiv, inşaat, elektronik, mobilya, medikal ve paketleme gibi farklı endüstrilerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çağımızın gereği ve hızla gelişen üretim zincirinin bir halkası olarak, yüksek ısıl performans istenen uygulamalarda uygun malzeme tedarik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Giderek artan bu ihtiyacı karşılayabilmek için daha etkin ısı transferi sağlayan malzemelere gereksinim duyulmaktadır. Bu gelişmeler doğrultusunda, malzemelerin enerji verimliliği ve ısı transferini iyileştirme açısından çalışmalar hız kazanmaktadır. Bu sebeple, bu tür malzemeler üzerinde çalışılarak daha etkin bir ısı transferi sağlanıp, optimum enerji verimliliği hakkında veri elde edilmesi öngörülmektedir. Son yıllarda, ilgi çeken konulardan bir tanesi olan, polimer veya polimer esaslı kompozit malzemeler, diğer malzemelerle mukayese edildiğinde daha yüksek ısıl iletkenlik ve daha uygun fiziksel özelliklere sahip oldukları için ısıl verimi iyileştirmek amacıyla sektörde daha etken malzemeler olarak kullanımları düşünülmektedir. Bu çalışma kapsamında, yukarıda sayılan etkenler birlikte değerlendirildiğinde, %20-30-40-50-60 Polipropilen (PP), %20-30 Alçak yoğunluklu polietilen (AYPE) ve %20-30 yüksek yoğunluklu polietilen (YYPE) kompozit üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretilen bütün kompozitlerin kararlı rejim yöntemiyle ısı iletim katsayıları belirlenmiş ve sonuçlar literatürde bulunan seri, paralel, geometrik ortalama, Russel ve Maxwell metotlarıyla kıyaslanmıştır. Yapılan deneysel analizler sonucu kompozitlerin fiziksel özellikleri belirlenmiş ve Ansys R19 programında kompozitlerin termal analizleri yapılmıştır. Son olarak deneysel ve nümerik analiz sonuçları karşılaştırılmış ve üretilen kompozitler için kullanım alanları önerilmiştir. Temin edilen saf polipropilen malzemesinin 0.12 W/mK olan ısı iletim katsayısının, deney numuneleri arasında takviye fazı %60 olan polipropilen kompozitinde 0.054 W/mK değerine kadar kademeli olarak azaldığı gözlemlenmiştir. Takviye işlemi AYPE ve YYPE malzemeleri içinde uygulanmış ve elde edilen kompozitlerin aynı şekilde ısı iletim katsayıları belirlenmiştir. Deney sonuçlarından elde edilen verilere göre Ansys programında yapılan analizlerin, sonuçlarla uyumlu olduğu gözlemlenmiştir. Tez aşamasında yapılan bu çalışmaların, malzemelerin ısıl karakteristiklerinin belirlenmesi adına bilime, uygulamaya ve topluma yarar sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    İnce dikdörtgen plakaların bir crossover taşıtın aerodinamik direnci üzerine etkileri

    Zeynep Lizge Evcin

    Daha verimli yolcu taşıma araçlarına yönelik çabalar otomotiv endüstrisinin en zorlu görevlerinden biri olmuştur. SUV ve crossover tip taşıtlar tipik olarak küt bir arka bitiş şekline sahiptirler (tasarım ve kullanılabilirlik için), fakat bu durum aerodinamik direnç açısından uygun değildir. Direnç, model arka kısmı içerisine üfleme, pasif çevri üreteçleri ve yavaşça daralma gibi bir dizi pasif ve aktif metotlarla azaltılabilir. 1:10 ölçekli bir crossover tip geometrinin direncini azaltabilmek adına, bu geometrinin arka alt ve üst kısımlarına çeşitli plakalar yerleştirilecektir. Bu tez çalışması, Munzur Üniversitesi'nin kapalı çevrim rüzgar tünelinde 1:10 ölçekli crossover tip model araç kullanılarak gerçekleştirilecektir. Plaka yüksekliğinin (h), plakayı tutan destek parçasının uzunluğunun (saplama boyu, g) ve saplamanın yerden yüksekliğinin (y) belirli bir aralığının temel aerodinamik etkileri, -6°, -5°, -4°, -3°, -2°, -1°, 0°, +1°, +2°, +3°, +4°, +5° ve +6° sapma açıları (γ) için değerlendirilecektir. Bu aerodinamik etkiler, birçok konfigrasyon için direnç ölçümlerini kapsamaktadır. Sonuç olarak arka plakalar rüzgar ortalamalı direnci %6,1 düşürebilmektedir. En uygun geometri h=30 mm yüksekliğindeki bir düz plakanın modelden geriye doğru 30 mm'ye (g/l=0,5) yerleştirilmesiyle elde edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Gammarus pulex'in farklı ilaçlara karşı biyokimyasal yanıtının araştırılması

    Şenay Başaran

    Bu çalışmada, farklı (sertralin, ibuprofen ve propranolol) ilaçların sucul bir organizma olan Gammarus pulex'teki biyokimyasal yanıtının araştırılması amaçlanmıştır. G. pulex 96 saat süreyle farklı konsantrasyonlarda ilaçlara maruz bırakılarak LC50 değerleri belirlenmiştir. Probit analizi sonucunda sertralin, ibuprofen ve propranolol LC50 değerleri sırasıyla 0,0087 ± 0,002 µgL-1, 3,18 ± 0,3 µgL-1 ve 0,72 ± 0,08 µgL-1 olarak belirlenmiştir. G. pulex organizmaları her bir ilaç için, belirlenen LC değerlerinin 1/4 (A), 1/8 (B) ve 1/16 (C) oranlarında sertralin, ibuprofen ve propranolola maruz bırakılmıştır. Kontrol grubu dahil 4 grupta süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT) ve asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktivitelerindeki değişimler ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. Sertraline maruz bırakılan G. pulex'in SOD enzim aktivitesinde 24. saat uygulamasına bağlı olarak her üç konsantrasyonda da istatistiksel olarak önemli düzeyde azalma olmuştur (p0.05). KAT enzim aktivitesi ise; 24. saat ve 96. saat sonunda da her uygulama konsantrasyonunda anlamlı derecede artmıştır (p0.05). AChE enzim aktivitesinde ise; sertralin uygulaması sonrası genel olarak önemli bir artış bulunmuştur (p0.05). İbuprofen uygulamasına bağlı olarak SOD enzim aktivitesinde 24. saat sonunda her bir uygulama konsantrasyonunda da anlamlı bir azalma görülmüştür (p0.05). 96. saat sonunda ise SOD enzim aktivitesi artmıştır ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildir (p0.05). KAT enzim aktivitesi ise; 24 ve 96. saatlerin sonrasında her üç uygulama grubunda da kontrol ile kıyaslandığında anlamlı derecede artmıştır (p0.05). AChE enzim aktivitesi ise; 24. saat sonrasında genel anlamda azalma gösterirken, 96. saat sonunda artmıştır (p0.05). Propranolol uygulamasına bağlı olarak 24. saat sonunda SOD enzim aktivitesi istastistiksel olarak anlamlı olmayan bir azalma gösterirken (p0.05), 96. saatte anlamlı düzeyde artmıştır (p0.05). KAT enzim aktivitesi ise; 24.saat sonrasında genel olarak artmıştır. 96. saatte ise; azalma göstermiştir (p0.05). AChE enzim aktivitesi ise; propanol uygulamasına bağlı olarak 24. saat sonrasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma varken 96. saat sonundaki azalış anlamlı bulunmamıştır (p0.05). Sertralin, ibuprofen ve propranolol ilaçlarına karşı G. pulex' te SOD, KAT ve AChE enzim aktivitelerinde meydana gelen değişikliklere bakıldığında bu enzimlerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Otobüs direncini düşürmek için bir yöntem

    Seval Yiğit

    Enerji tasarrufu, günümüzde insanoğlunun başlıca zorlu görevlerinden birisi olmuştur. Enerji tüketenler içerisinden, ulaşım, özellikle de kara ulaşımı, önemli bir kısmı temsil etmektedir. Akış kontrolü, direnci düşürerek yakıt tüketimini azaltmak için en iyi yoldur. Mevcut tezde, ince, otobüse göre akışa ters yönde yerleştirilen ince düz plakanın uygulanmaya başlamasıyla, yaklaşık olarak 1:25 ölçekli otobüs modellerinin direncini azaltan bir yöntem incelenmiştir. Araştırma, Munzur Üniversitesi'nin kapalı çevrim rüzgar tüneli içerisinde gerçekleştirilmiştir. Plaka uzunluğunun belirli bir aralığı (l), otobüs ile plaka arasındaki boşluğun belirli bir aralığı (g) ve Reynolds sayısının belirli bir aralığının temel aerodinamik etkileri, sapmanın olmadığı durum için değerlendirilmiştir. Otobüs modellerini ve plakaları inşa etmek için birleştirmeli yığma modelleme (BYM) teknolojisinden faydalanan bir üç-boyutlu yazıcı kullanılmıştır. Plakalar ve otobüs modelleri arasındaki akışın detayları, duman-tel akış görselleştirme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Tünel, tek-eksenli bir kuvvet ölçüm sistemi ile donatılmış ve bu sistem direncin doğrudan ölçümü için kullanılmıştır. Bu tezin temel amacı, tam ölçekli bir otobüs üzerine etkiyen direnç kuvvetini azaltabilmek için bu tarz dışa yerleştirilebilen parçaları kullanmanın uygulanabilirliğini kontrol etmektir. Otobüs modellerinin direnç katsayılarında maksimum düşüş elde edebilmek için, boyutsuz plaka uzunluğu l*=0,7 olan düz plakanın otobüsün g*=0,1 olacak şekilde ön tarafına yerleştirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Model-1 için, Re=200000'de, bu metot sadece Model-1'e etkiyen direncin %84,1'i kadarlık bir sistem direnci üretmiştir. Model-2 için, Re=200000'de, bu metot sadece Model-2'ye etkiyen direncin %98,9'u kadarlık bir sistem direnci üretmiştir.