Yazarlar
- Ayşe Nur Aydın(2)
- Serap Sabancı(2)
- Çağdaş Güneş(2)
- Abdulhamit Han Çelik(1)
- Abdullah Genç(1)
- Abdullah Tekçe(1)
- Abdullatif Akçakaya(1)
- Abdulselam Gün(1)
- Abdurrahim Taş(1)
- Adem Soysal(1)
- Adnan Karadağ(1)
- Adnan Keçe(1)
- Adıgüzel Güllükopar(1)
- Ahmet Bedrettin Alişer(1)
- Ahmet Emin Gençaban(1)
- Ahmet Kemal Geyik(1)
- Ahmet Koçyiğit(1)
- Ahmet Onur Taşdemir(1)
- Ahmet Serdar Kılıç(1)
- Ahmet Sesli(1)
- Ahmet Turan Gümüşbaş(1)
- Alaattin Uras(1)
- Alev Akgül(1)
- Ali Atlı(1)
- Ali Bal(1)
- Ali Bozkaya(1)
- Ali Eren Demir(1)
- Ali Gökkoruk(1)
- Ali Güzelçiçek(1)
- Ali Keçeci(1)
- Ali Sarıgül(1)
- Ali Ziver Bilge(1)
- Alişir Çakmaz(1)
- Alperen Kalkan(1)
- Anıl Polat(1)
- Anıl Sözen(1)
- Arzu Açar(1)
- Arzu Dağlı(1)
- Arzu Doğan(1)
- Aslı Eymir(1)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Okul sporlarının ortaokul öğrencilerinin fiziksel gelişimlerine etkisi: Elazığ ili örneği
Ömer Çiftçioğlu
Bu çalışmamızın amacı okul sporlarına katılan ve katılmayan ortaokul öğrencileri arasındaki fiziksel farkları belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan fiziksel ölçüm formu içinde yer alan değişkenler doğrultusunda öğrenciler arasındaki farklar belirlenecektir. Elde edilen sonuçların incelenmesi ile öğrencileri spora yönlendirmek, spor yapmalarını teşvik etmek, belirli spor dallarında başarılı olabilecekleri bilincini yerleştirmek ve spor yapmaları durumunda fizyolojik farklılıkların oluştuğunu göstermek hedeflenmiştir. Çalışma, SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılan istatistiksel analizlerle, öğrencilerin fiziksel performansları ve bu performansların demografik faktörlere göre farklılıkları incelenmiştir. İkili karşılaştırmalar için Mann-Whitney U testi, normal dağılım için Kolmogorov-Smirnov testi ve Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Ayrıca, cinsiyet ve okul sporlarına katılma durumu gibi faktörlerin etkisini belirlemek amacıyla yapılan T testi ve MANOVA testi sonuçları da değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, öğrencilerin fiziksel test performansları üzerinde okul sporlarına katılma durumunun önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin, okul sporlarına katılan öğrenciler şınav, mekik, dikey sıçrama ve kol kuvveti gibi testlerde okul sporlarına katılmayan öğrencilere kıyasla anlamlı derecede daha iyi performans sergilemiştir. Ayrıca, kilo gibi parametrelerde de farklar gözlemlenmiştir. Cinsiyet bazında yapılan analizlerde, erkek öğrencilerin genellikle kadınlara göre daha yüksek fiziksel performans gösterdiği bulunmuştur. Şınav ve mekik testlerinde erkekler daha yüksek ortalamalarla başarılı olmuştur. 20 metre koşu testinde de erkek öğrenciler daha hızlı koşmuşlardır. Ancak, boy ve çeviklik gibi bazı parametrelerde cinsiyetler arasında anlamlı fark gözlemlenmemiştir. Kol kuvveti testinde ise erkeklerin daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, spor yapma durumu ve cinsiyet, öğrencilerin fiziksel test sonuçları üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. MANOVA testi ve T testleri bu etkileşimi doğrulamış, spor yapan öğrencilerin fiziksel olarak daha iyi bir duruma sahip olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, fiziksel aktivitelerin öğrencilerin genel fiziksel gelişimleri üzerinde önemli bir rol oynadığını ve spor yapmanın bu gelişimleri iyileştirme potansiyeline sahip olduğunu vurgulamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde görev yapan personelinspor tesislerinin yeterliliğine ilişkin görüşlerinin incelenmesi (Tunceli ili örneği)
Selim Zehir
Araştırmanın temel amacı, Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde görev yapan personelin, hizmet verdikleri spor tesislerinin fiziki, teknik, personel ve işlevsel yeterliliğine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda; mevcut tesislerin altyapısı, ekipman donanımı, bakım-onarım süreçleri, kullanım verimliliği ve hizmet kalitesine yönelik algılar analiz edilerek, mevcut durumun güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, spor tesislerinin daha etkin kullanımı ve geliştirilmesine yönelik öneriler sunulması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı spor tesislerinde görev yapan tüm personel oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise gönüllülük esasına göre belirlenen, 27'si kadın ve 23'ü erkek olmak üzere toplam 50 personel oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Nacar (2011) tarafından geliştirilen "Spor Tesislerinin Yeterlilik Düzeylerinin Belirlenmesi Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 istatistik paket programından yararlanılmış; betimleyici istatistiklerin yanı sıra, gruplar arası farklılıkları belirlemek amacıyla Bağımsız Örneklem t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, müdürler spor tesislerini genel olarak yeterli bulurken, diğer personel bu görüşe katılmamaktadır. Bu durum, kurumdaki görev ve sorumluluklara bağlı olarak tesis yeterliliğine ilişkin algıların farklılık gösterebildiğini ortaya koymaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Tunceli'de yetiştirilen assaf koyun ırkında bulunan BMP15 ve GDH9 doğurganlık gen polimorfizmlerinin moleküler karakterizasyonu
İlkay İnci Yerlikaya
Koyun (Ovisaries) dünya genelinde yaygın olarak kullanılan çiftlik hayvanıdır. Süt, et, yün gibi yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini kolaylaştıran ürünlere kaynak oluşturmaktadır. Assaf koyunları ivesi ve doğu friz koyunlarının melezlemesi bir ırk olarak f-Filistinde ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı Assaf ırkında BMP15 (FecXG ve FecXI-bone morphogenetic protein 15) ve GDF9 (G1 ve G4-growth differentiationfactor9) genlerinin polimorfizmini ve genotipler ile yavru sayısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Toplam 100 koyundan kan örnekleri alındı. Genomik DNA tam kandan elde edildi. Araştırılan genlerin polimorfizmlerini belirlemek için PCR-RFLP tekniği kullanıldı. Bu çalışmada doğurganlık genleri olan GDF9 ve BMP15 genlerinin Tunceli'de yayılış gösteren Assaf koyunlarında genotip araştırılmıştır. Buna karşılık BMP15 ve GDF9 E1'de belirlenen BB-AA genotipleri diğer genotiplere göre doğurganlıkla ilişkili olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (P<0.05). GDF9 E2 de ise doğurganlıkla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Tunceli bölgesinde yetiştirilen Assaf koyunlarında belirlenen BMP15 veGDF9 belirlenen genetik farklılıkların koyunlarda doğurganlıkla ilişkili olabileceği elde edilen sonuçlarla belirlenmiştir. Koyun ıslah çalışmalarında BMP15 ve GDF9 genlerinde belirlenen bu farklılıkların yerel koyun ırklarının genetik ilerlemeleri için potansiyeli bulunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin fiziksel aktiviteye katılım motivasyonuna etkisinin incelenmesi
İbrahim Halil Cihantimur
Bu çalışma, lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin fiziksel aktiviteye katılım motivasyonuna etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Tunceli ilinde 2024-2024 eğitim ve öğretim yılında öğrenim gören 1350 lise öğrencilerinden oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, 231 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama amacı ile 6 soruluk kişisel bilgi formu, fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu ölçeği ve ergenler için sosyal medya bağımlılığı ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde lisanslı SPSS 26 programı kullanılmıştır. İstatistiksel analize başlamadan önce verilerin normallik dağılımları incelenmiş ve verilerin normallik varsayımını sağladığı görülmüştür. Bu nedenle kişisel bilgi formunda yer alan ikili değişkenlerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, ikiden fazla değişkenlerin analizinde Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır.İki ölçek arasında ki ilişkinin tespit edilmesi amacıyla ilse Pearson Kolerasyon analizi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farkların belirlenmesinde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak esas alınmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu ile sınıf ve gelir düzeyi değişkenleri arasında anlamlı farklılık görülmektedir. Bu kapsamda katılımcıların sınıf düzeyleri fazlalaştıkça fiziksel aktiviteye katılım motivasyonunun düştüğü görülmektedir. Aynı zamanda aile gelir düzeyinin nispeten orta seviye olan katılımcıların en düşük ortalama puana sahip oldukları görülmektedir. Çalışmanın bir diğer veri toplama aracı olan Ergenler için sosyal medya bağımlılığı ölçeği ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı farklılığın olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu bağlamda kadınların erkek öğrencilerden daha fazla sosyal medya bağımlılığına sahip oldukları söylenebilir. Fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu ile sosyal medya bağımlılığı ölçeği arasında negatif yönde düşük seviyede bir ilişki olduğu söylenebilir. Aynı zamanda sosyal medya platformlarından en çok kullanılan sosyal medya platformunun Whatsapp olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, lise öğrencilerinin fiziksel aktiviteye katılım motivasyonlarının orta düzeyin üzerinde olduğu ve sosyal medya bağımlılıklarının da orta düzeyde olduğu görülmektedir. Bu bağlamda lise öğrencileri ile en fazla ilişki içinde olan öğretmenlerin öğrencilerine fiziksel aktiviteye katılımlarını arttırması ve sosyal medyayı olması gerektiği gibi kullanması gerektiği konusunda bilinçlendirmesi gerektiği söylenebilir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Lise düzeyindeki öğrencilerin müzik kültürleri üzerine biraraştırma; Tunceli ili merkez ilçesi örneğinde
Nihal Can
Bu tez kapsamında, Tunceli ilindeki lise öğrencilerinin müzik kültürlerini anlamak ve analiz etmek amacıyla, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Tunceli merkez ilçedeki beş farklı okulda 9., 10., 11., ve 12. sınıftan 507 öğrenci ile bir anket çalışması gerçekleştirmiştir. Bu okullar Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Tunceli Anadolu Lisesi, Tunceli Türk Telekom Fen Lisesi, Spor Lisesi ve Tunceli Güzel Sanatlar Lisesi'dir. Bu anket kapsamında öğrencilere cinsiyetleri, anne ve baba meslekleri, ailelerinin gelir düzeyleri, Tuncelili olup olmadıkları, dinledikleri müzik türleri, dinledikleri müzik türlerini ne sıklıkla dinledikleri, müzik etkinliklerine katılma sıklıkları, ailelerinin müzik tercihlerindeki etkisi, arkadaşlarının ve sosyal medyanın müzik tercihleri üzerindeki etkisi, müzik dinlerken kullandıkları araçlar, müziği dinleme dilleri, Tunceli yöresine ait deyişleri dinleme sıklıkları, çaldıkları enstrümanlar ve ailelerinde bağlama çalan olup olmadığı ile ilgili sorular sorulmuştur. Böylece, öğrencilerin müzik kültürlerine dair geniş bir fotoğraf elde edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada veri toplamak için nicel temelli yapılandırılmış bir anket kullanılmıştır. Daha sonra bu anket ile elde edilen öğrencilere ait veriler SPSS veri analiz programı kullanılarak Ki-Kare, frekans analizi, çapraz tablolar ve karşılaştırmalı değerlendirmeler gibi araçlarla analiz edilmiştir. Sonuçlar, öğrencilerin hayatlarının önemli bir parçasının müzik olduğunu göstermektedir. Müzik türü tercihleri üzerine yapılan değerlendirme sonucuna göre en çok ilgi duyulan üç müzik türü rap, pop ve yabancı pop müziği olmuştur. Buna karşılık, klasik Batı müziği ve Türk sanat müziğine yönelik belirgin bir ilgi eksikliği söz konusudur. Halk müziği ve özellikle Tunceli'ye özgü yöresel müzikler yine de hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip görünmektedir. Bu durumun da gösterdiği gibi, yerel kültürel unsurlar gençlerin müzik kültüründe önemli bir rol oynamaya devam etmektedir. Öğrencilerin Zazaca ve Kürtçe müziğe olan ilgisi de araştırmanın bir diğer ilginç bulgusudur. Çalışmada ayrıca Kürtçe, Zazaca ve Türkçe müzik dinleme sıklığı ile Tunceli yöresine ait deyişlerin dinleme sıklığı arasında oldukça anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tunceli'nin çok dilli yapısı ile öğrencilerin Alevi deyişlerini dinlemeleri arasında güçlü bir bağlantının olması kültürel mirasın öğrenciler arasında müzik aracılığıyla nesiller boyunca aktarıldığını göstermektedir. Ayrıca öğrencilerin çoğunun müziği; akıllı telefonlar, tablet ya da bilgisayarlarını kullanarak büyük ölçüde dijital platformlar aracılığıyla dinlediği belirlenmiştir. Radyo gibi daha geleneksel yöntemlerle dinleyenlerin sayısı çok azdır. Bir diğer önemli bulgu da öğrencilerin müzik seçimlerinin aile, arkadaşlar ya da müzik dersleri tarafından değil, en çok sosyal medya tarafından şekillendirildiğidir. Öğrenciler ayrıca hem sınıf içi hem de sınıf dışı müzik etkinliklerine çok az ilgi göstermektedir. Bu durum, öğrencilerin bu etkinliklere pek ilgi duymadıklarını veya bu etkinliklerin içeriklerinin öğrencilerin müzik tercihlerine pek uymadığı sonucunu göstermektedir. Buna ek bu durum öğrencilerin müzikle kurduğu ilişkinin büyük ölçüde bireysel olduğunu göstermektedir. Tunceli özelinde bu konuda yapılan ilk çalışma olan tezimiz sonuç olarak Tunceli'deki lise öğrencilerinin müzik kültürünün hem evrensel popüler eğilimlerden hem de yerel, dilsel ve inançsal faktörlerden beslendiğini göstermektedir. Kültürel açıdan bakıldığında, müziğin gençlerin kendilerini ifade etmelerine, başkalarıyla bağlantı kurmalarına ve kültürlerini aktarmalarına yardımcı olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar müziğin gençlerin yaşamları üzerinde daha büyük bir etkiye sahip olması için, müzik politikalarının hem yerel hem de küresel müzik kültürlerini içerecek şekilde yeniden düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Olasılık dağılımlarının Riemann geometrisi
Merve Yaprak Onat
Bu tezde, olasılık dağılımlarının geometrik modellenmesi ve Fisher bilgi metriği kullanılarak Riemann geometrisi araçlarının bu geometrik modeller üzerinde çalıştırılması araştırılmıştır. Tez çalışması bilgi geometrisine bir giriş niteliğinde olup, olasılık teorisi ve Riemann geometrisinin temel araçlarını içermektedir. İstatistik modeller üzerinde metrik kavramı, koneksiyonlar ve eğrilikler incelenmiştir. Özel bir dağılım olarak Rayleigh dağılımı üzerinde elde edilen neticeler irdelenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Parçacık dolgu takviyeli termoplastiklerin mekanik, termal ve morfolojik özelliklerine gama ışımasının etkileri
Zeynep Pekcan
Bu çalışmasında, doğal ve sentetik dolgu maddeleriyle takviye edilen termoplastik matrisli kompozit numuneler gama ışımasına maruz bırakıldı ve daha sonra bu numunelerin mekanik, termal ve morfolojik özelliklerindeki değişimleri araştırıldı. Elde edilen sonuçlar ışıma öncesi mevcut sonuçlar ile mukayese edilerek gama ışımasının matris ve takviye elemanının bağlanma mekanizması üzerindeki etkileri tartışıldı. Kompozitlerde, matris malzemesi olarak farklı yapısal özelliklere sahip alçak yoğunluklu polietilen (AYPE), yüksek yoğunluklu polietilen (YYPE), polipropilen (PP) ve polistiren (PS) gibi yaygın kullanılan termoplastikler tercih edilmiştir. Bu matris malzemelerine, doğal kaynaklı muz lifi, deniz yosunu ve saman ile sentetik kökenli toz boya atıkları farklı oranlarda ilave edilerek önce ekstrüzyon makinasında homojen hale getirilmiş ve daha sonra plastik enjeksiyon makinası ile kalıplanarak standart çekme numuneleri üretilmiştir. Hazırlanan bu kompozit numuneler, 45 kGy dozunda gama ışınına maruz bırakılmış ve ardından mekanik performanslarını belirlemek üzere çekme ve eğilme testlerine tabi tutulmuştur. Termal özelliklerinin değerlendirilmesi amacıyla termogravimetrik analiz (TGA) uygulanmış, yüzey morfolojileri ise taramalı elektron eikroskobu (SEM) ve enerji dağılımlı spektroskopi (EDS) ile detaylı olarak incelenmiştir. Yapılan bu kapsamlı analizler sonucunda, hem kullanılan dolgu türünün hem de gama ışını uygulamasının kompozit malzemelerin genel özellikleri üzerinde belirleyici rol oynadığı gözlemlenmiştir. Gama ışını sonrası elde edilen veriler, dolgu türü ile matris arasındaki bağlanma mekanizmalarında, yapısal bütünlükte değişimler meydana geldiğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Öğütülmüş barit agregası kullanılarak üretilen kendiliğinden yerleşen ağır harçların mekanik ve durabilite özellikleri
Hamza Çiçek
Bu yüksek lisans tez çalışmasında, 3 farklı gradasyonda (0-4mm,0-2mm ve 45-75µ) barit agregası kullanılmıştır. Agreganın yanı sıra bağlayıcı olarak portland çimentosu (PÇ), puzolanik malzeme olarak uçucu kül (UK) ve kimyasal olarak süper akışkanlaştırıcı (SA) kullanılarak kendiliğinden yerleşen ağır harç (KYAH) üretilmiştir. Bu amaçla farklı oranlarda barit agregaları ve uçucu kül içeren karışımlar imal edilmiştir. Tüm bu karışımlarda su ve süper akışkanlaştırıcı miktarları sabit tutularak PÇ miktarı azaltılmıştır. PÇ'nin azaltıldığı oranda barit tozu ve uçucu kül ilave edilerek farklı karışımların incelenmesi sağlanmıştır. H0 kontrol karışımı ve H1-H12 karışımları olmak üzere toplam 13 farklı karışım hazırlanarak numuneler üretilmiştir. İmal edilen her bir karışımda CEM I 42,5 R sınıfı portland çimento kullanılmıştır. Su/çimento oranı kontrol numunesi karışımında 0,40 oranında belirlendi. Kontrol numunesi dışındaki numunelerde PÇ miktarı azaltılıp aynı oranlarda UK ve barit tozu (BT) ilave edilerek su/bağlayıcı oranının 0.40 olması sağlanmıştır. Hazırlanan taze harç karışımları yayılma çapı deneyleri yapıldıktan sonra kalıplara yerleştirildi. 24 saat sonra kalıptan alınan numuneler 3, 28 ve 90 gün boyunca laboratuvar ortamında kür tanklarında bekletildi. Üretilen numuneler belirlenen yaşlarda, basınç, eğilme, yüksek sıcaklık sonrası dayanımı, ultrases geçiş hızı, kılcal su emme ve donma çözülme testlerine tabi tutuldu. Bu testeler için 195 adet 40x40x160 mm boyutlarında kiriş numune 78 adet 50x50x50 mm boyutlarına küp numune üretilmiştir. Deneyler sonucunda yalnız BA+PÇ içeren kontrol numunesi olan H0 neredeyse diğer karışımların tamamından daha yüksek dayanıma sahip olduğu anlaşılmıştır. İçeriğinde BA+BT+PÇ bulunan numunelerin BA+BT+UK katkılı karışımlara kıyasla daha yüksek dayanımlara sahip olduğu belirlenmiştir. Tüm deney sonuçları topluca değerlendirildiğinde, içeriğinde BA+ 5 BT +95 PÇ bulunan H1 numunesi en ideal oranlara sahip karışım olduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Belgesel fotoğraflarla Tunceli Müzesini hafıza mekânı olarak okumak
Serpil Polat
Bu tez çalışması, Tunceli Müzesi'nin—eski adıyla Dersim Kışlası'nın—tarihsel ve toplumsal-kültürel hafızasını belgesel fotoğraf çalışması aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Kışla olarak inşa edilen ve kullanılan bu yapı, geçmişten günümüze uzanan çok katmanlı bir tarih ve hafıza barındırmaktadır. Çalışma, binanın kuruluşundan itibaren geçirdiği evrimi ele alarak, özellikle lojman olarak kullanıldığı dönemlerde burada yaşamış ailelerin günlük yaşam pratiklerini, kültürel etkileşimlerini ve tarihî olayların mekâna yansımalarını göstergebilim yöntemiyle incelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda, fotoğrafçılık metodolojisini temel alan analiz, müzenin yapım sürecinden itibaren üretilmiş olan fotoğrafların temsilleri tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde analiz ile incelemeyi ve bunları dönemlere ayırarak toplumsal ve politik bağlamda yorumlamayı amaçlamaktadır. Yapılan bu tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde analiz, mekânın hafızasını ve geçmişe dair anlatıları, bilimsel bir araştırma çerçevesinde değerlendirmektedir. Ayrıca, fotografik anlatıların yeniden kurgulanması yoluyla, söz konusu mekânın toplumsal bellek üzerindeki etkileri ve tarihî anlamları hem görsel hem de yazılı olarak ortaya konacak; böylece kapsamlı bir belgesel fotoğraf çalışması oluşturulmasına katkı sağlanacaktır. Bu çalışma, Tunceli Müzesi'nin yalnızca bir sergileme alanı olmanın ötesinde; kentin, halkın ve hafızanın nasıl şekillendiğini; tarihî olayların bireyler ve topluluklar üzerindeki etkilerini belgesel bir perspektiften sunmayı hedeflemektedir. Böylece, yazılı tarihin yanı sıra görsel ve somut belgeler aracılığıyla da kent hafızasının nasıl inşa edildiği vurgulanmakta; Tunceli'nin kentsel belleğinin çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik kapsamlı bir çerçeve sunulmaktadır. Bu çalışma, geçmişin izlerini görünür kılarken, bu hikâyelerin günümüzdeki yansımalarını da ortaya koymayı amaçlamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Neodimyum ile katkılanmış polimer kompozit sentezi ve boyar madde giderimi için kullanılması
Ferhat Demir
Bu çalışmada ilk olarak, serbest radikalik in-sitü polimerizasyon yöntemi ile hidrojel özellik gösteren yeni bir adsorbent olarak kullanılan poli(Aam-co-N-VI)/Nd polimeri sentezlendi. Bu polimerin atıksulardan brilliant yellowu giderim performansı araştırılmıştır. Hidrojelin yapı aydınlatması fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR) ile gerçekleştirildi. Adsorbentin yüzey morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDX) metodu ile atomik ve moleküler yapısı X-ışını kırınımı spektrumu (XRD) ile araştırıldı. Brilliant yellow adsorpsiyon verimliliği adsorbent madde miktarı, başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu, sıcaklık ve temas süresi gibi değişkenler araştırılarak kesikli sistemde incelenmiştir. En yüksek adsorpsiyon kapasitesi 150 mg/L başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu, 0,08 g/100 mL poli (Aam-co-N-VI)/Nd dozajı, çözeltinin doğal pH'ında (9,45) ve 45 °C sıcaklıkta 183,68 mg/g olarak elde edilmiştir. Adsorpsiyon prosesi Langmuir izotermi ve hız belirleme basamaklarından biri olarak iç difüzyon ile birlikte yalancı ikinci mertebe kinetiğini takip etmiştir. Adsorpsiyon prosesinin endootermik ve kendiliğinden olduğu bulunmuştur. Adsorpsiyon prosesi üzerine seçilen parametrelerin etkileşim etkilerini belirlemek ve prosesin adsorpsiyon verimini optimize etmek için yanıt yüzey yöntemi (YYY)'nde bulunan merkezi kompozit tasarım (MKT) kullanılmıştır. Merkezi kompozit tasarım-yanıt yüzey yöntemine (MKT-YYY) dayalı ANOVA analizi, ikinci dereceden model tahmini ile deneysel değerler arasında iyi bir uyum olduğunu göstermiştir ve bunun sonucunda 0,9350'lik R2 değeri elde edilmiştir. Design-Expert yazılımı ile yapılan sayısal optimizasyon sonuçlarına göre, maksimum giderim verimi, 0,08 g/100 mL poli(Aam-co-N-Vl)/Nd miktarı, 81,68 mg/L başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu ve 61,73 dk'lık reaksiyon süresi için %99,13 olarak bulunmuştur. Elde edilen deneysel sonuçlar, poli(Aam-co-N-VI)/Nd hidrojelinin sulu ortamdan brilliant yellow boyasını yüksek oranda uzaklaştırmada etkili olduğunu göstermiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Tunceli organize sanayi bölgesi atıksularının elektrokoagülasyon prosesi ile arıtılabilirliğinin incelenmesi
Ecem Oral
Bu çalışmada, Tunceli Organize Sanayi Bölgesi (OSB) atıksularının elektrokoagülasyon prosesi ile arıtılması araştırılmıştır. Araştırmanın temel amacı, elektrokoagülasyon sürecinde en yüksek kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve renk giderim verimlerinin sağlandığı optimum ortam koşullarını belirlemek ve aynı zamanda işletme maliyetini minimize etmektir. Çalışmada, akım yoğunluğu, elektrotlar arası mesafe ve reaksiyon süresi olmak üzere üç bağımsız parametrenin, KOİ ve renk giderimi ile işletme maliyeti üzerindeki etkileri Yanıt Yüzey Yöntemi (YYY) esaslı Merkezi Kompozit Tasarım (MKT) kullanılarak değerlendirilmiştir. Deneysel çalışmalar Design Expert 7.0 yazılımı ile tasarlanmış ve analiz edilmiştir. Modelleme sonuçları, KOİ, renk giderimi ve işletme maliyeti için geliştirilen ikinci dereceden (kuadratik) modellerin istatistiksel olarak anlamlı ve güvenilir olduğunu ortaya koymuştur. Korelasyon katsayıları (R²) sırasıyla 0.9425 (KOİ giderimi), 0.9255 (renk giderimi) ve 0.9899 (işletme maliyeti) olarak bulunmuş, bu da deneysel veriler ile model tahminleri arasında güçlü bir uyum olduğunu göstermiştir. Optimizasyon çalışmaları sonucunda; KOİ giderimi için optimum koşullar 19.86 mA/cm² akım yoğunluğu, 4.84 cm elektrotlar arası mesafe ve 79.49 dakika reaksiyon süresi olarak belirlenmiş ve bu koşullarda %68.07 KOİ giderimi sağlanmıştır. Renk giderimi için optimum koşullar 5.41 mA/cm² akım yoğunluğu, 5.15 cm elektrotlar arası mesafe ve 68.47 dakika reaksiyon süresi ile %99.93 renk giderimi elde edilmiştir. Minimum işletme maliyeti ise 6.82 mA/cm² akım yoğunluğu, 2,58 cm elektrotlar arası mesafe ve 10.29 dakika reaksiyon süresi altında 0,098 USD/m³ olarak bulunmuştur. Ayrıca, %68.07 KOİ giderimi sağlanan ortam şartlarında %98.35'lük bir renk giderimi ve 0.125 USD/m³'lük işletme maliyeti elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, elektrokoagülasyon yönteminin uygun parametrelerle optimize edildiğinde, Tunceli OSB gibi endüstriyel atıksuların etkin bir şekilde arıtılabileceği ve düşük işletme maliyetleriyle sürdürülebilir bir arıtma alternatifi sunabileceği ortaya konmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Ergene Meriç Havzası Çorlu Çayı su kalitesinin bakteriyolojik ve fizikokimyasal açıdan değerlendirilmesi
Birce Büyükdumanlı
Bu çalışmada, Ergene Meriç Havzası Çorlu Çayı'nın fizikokimyasal ve bakteriyolojik su kalitesi değerlendirilmiştir. Araştırma, bölgedeki su kaynaklarının kirliliğini inceleyerek, sanayi, tarım ve yerleşim alanlarının bu kirliliğe olan katkılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. İlkbahar ve sonbahar 2024 tarihlerinde beş farklı istasyondan alınan su örnekleri üzerinde yapılan fizikokimyasal analizler, çözünmüş oksijen, pH, sıcaklık, tuzluluk, bulanıklık, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ), askıda katı madde (AKM), toplam organik karbon (TOK) ve bakteriyolojik analizler (koliform bakteriler ve E. coli) değerlendirilmiştir. Sonuçlar, özellikle organik kirliliğin yüksek olduğu ve bakteriyolojik kirliliğin kontrol altına alınmadığı bir durumu işaret etmektedir. Mevsimsel analizlerde Nisan 2024 için Çözünmüş oksijen değerinin genel olarak düşük KOİ ve BOİ değerlerinin yüksek olması suyun fekal kaynaklı organik kirlilikle yüklü olduğunu göstermektedir. Kasım 2024 tarihinde istasyonlar bakteriyolojik olarak incelendiğinde; kasım döneminde mevsimsel yağışların olması sebebi ile kısmi bir seyrelme gözlemlenmiştir. Buna bağlı olarak organik parametrelerde ve bakteriyolojik kirlilikte bir miktar azalma olduğu görülmüştür. Ancak AKM ve TOK yüksekliği bakteriyel mevcudiyetin devam ettiğini ve fekal kaynaklı kirliliğin tam olarak ortadan kalkmadığını göstermektedir. Çorlu Deresi bakteriyolojik olarak yüzme veya sulama gibi insan teması kullanımlar için uygun olmadığı, mevcut koşullar suyun organik yükler ve fekal açısından sürekli baskı altında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgular ışığında, bölgesel su yönetimi politikalarının güçlendirilmesi, arıtma sistemlerinin modernize edilmesi, tarımsal ve endüstriyel atıkların kontrol altına alınmasının gerekliliği önerilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Ergene nehri su kalitesinin bakteriyolojik ve fizikokimyasal açıdan değerlendirilmesi
Sadiye Yüce Tavukçu
Bu tez çalışmasında, Ergene Nehri'nin Ulaş, Esenler, Yukarı Sevindikli, Aşağı Sevindikli ve Ballı Hoca istasyonlarında 2024 yılının Nisan ve Kasım dönemlerinde gerçekleştirilen su kalitesi izleme çalışmaları kapsamında fizikokimyasal ve bakteriyolojik parametrelerin mekânsal ve mevsimsel değişimi değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, nehrin mevcut su kalitesini güncel veriler ışığında ortaya koymak, organik ve mikrobiyolojik kirliliğin boyutunu incelemek ve havza genelindeki kirlilik baskısını bilimsel olarak ortaya koymaktır. Elde edilen bulgular, Ergene Nehri'nin özellikle orta ve aşağı kesimlerinde yoğun kirletici etkiler altında bulunduğunu göstermiştir. Aşağı Sevindikli, Ballı Hoca ve Esenler istasyonlarında ölçülen yüksek KOİ, BOİ, AKM ve bulanıklık değerleri, bu bölgelerin hem noktasal (endüstriyel ve evsel atıksu deşarjları) hem de yayılı (tarımsal faaliyetler ve yüzey akışı) kirlilik kaynaklarının birleşik etkisi altında olduğunu ortaya koymaktadır. Kasım döneminde KOİ ve BOİ değerlerinde belirgin artış gözlenmiş olup bu durum, düşük debi koşullarında azalan seyreltme kapasitesiyle ilişkilendirilmiştir. Bakteriyolojik analizlerde tüm istasyonlarda >100 CFU/mL düzeyinde fekal indikatör bakterilerin tespit edilmesi, Ergene Nehri'nin rekreasyonel kullanım açısından ciddi hijyenik risk taşıdığını ortaya koymuştur. Genel olarak değerlendirildiğinde, Ergene Nehri'nin su kalitesi Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği (2012) sınıflandırmasına göre büyük ölçüde III. sınıf (kirlenmiş su) seviyesinde bulunmuştur. Bu durum, nehrin hem ekolojik işleyiş hem de halk sağlığı açısından baskı altında olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, havza ölçeğinde kirlilik kontrolünün güçlendirilmesi, ileri arıtma teknolojilerinin yaygınlaştırılması, tarımsal yayılı kaynakların sınırlandırılması ve düzenli izleme çalışmalarının sürdürülmesi önerilmektedir. Çalışma, Ergene Havzası'nın çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir bölge olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Erik marmelatı üretiminde güncel yöntem: Ohmik ısıtma
Şeymanur Ekici
Bu çalışma, ohmik ısıtma yöntemi kullanılarak erik marmelatı üretimini ve bu sürecin ürün kalitesi üzerindeki etkilerini incelemiştir. Öncelikle erik meyvesinin besinsel ve teknolojik özellikleri ile marmelat üretim süreçleri literatür ışığında incelenmiştir. Erik meyvesinin fenolik bileşikler, antioksidanlar ve diyet lifi bakımından zengin olduğu; marmelatların ise sürdürülebilir ve fonksiyonel gıda ürünleri geliştirilmesinde önemli bir potansiyele sahip olduğu belirtilmiştir. Ohmik ısıtma işlemi, ürünün içinden elektrik akımı geçirilerek hızlı, homojen ve enerji verimli bir şekilde ısınma sağladığından, geleneksel ısıl işlemlere kıyasla ürün kalitesinin korunmasında avantajlı bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, farklı voltaj gradyanlarında (30, 35 ve 40 V/cm) ohmik ısıtma uygulanarak erik marmelatı üretilmiş, ayrıca geleneksel yöntemle üretilen marmelatla karşılaştırmalar yapılmıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda, voltaj gradyanının artması ile ısınma ve evaporasyon süresinin önemli ölçüde kısaldığı, buna bağlı olarak toplam fenolik madde içeriği (TPC), antioksidan aktivite (AA) ve C vitamini miktarının daha iyi korunduğu belirlenmiştir. En yüksek TPC ve AA değerleri, 40 V/cm voltaj gradyanında elde edilmiştir. Ayrıca, ohmik ısıtma yöntemiyle üretilen marmelatlarda hidroksimetilfurfural (HMF) oluşumu geleneksel yönteme göre daha düşük bulunmuştur. Renk parametreleri incelendiğinde, yüksek voltaj gradyanlarında toplam renk değişimi (ΔE) değerinin azaldığı ve ürünlerin daha parlak ve homojen renkte kaldığı tespit edilmiştir. Ohmik ısıtmanın hızlı ısınma sağlaması, renk ve besin bileşenlerinin termal degradasyonunu azaltarak ürün kalitesinin korunmasına katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, ohmik ısıtma yönteminin erik marmelatı üretiminde geleneksel yöntemlere kıyasla daha kısa işlem süresi ve daha iyi besin korunumuyla önemli avantajlar sağladığı ortaya konmuştur. Ayrıca, ürünlerin fenolik bileşikler ve antioksidan aktivite gibi fonksiyonel özelliklerinin korunmasında etkili bir alternatif teknolojik yaklaşım olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, ohmik ısıtmanın endüstriyel ölçekte uygulanabilirliğini desteklemektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Seryum (CE) Katkılı Biyoseramik Kaplamalı Skaffold Yapıların Morfolojik, Yapısal, İn-Vitro Korozyon ve Biyoaktivite Özelliklerinin Araştırılması
Berfin Tosun
Bu çalışma, Ti64 alaşım tozu ve küresel karbamit boşluk yapıcı partiküller kullanılarak Toz Metalurjisi yöntemiyle gözenekli Ti64 skaffold alaşımları üretilmesi ve sol-jel daldırma kaplama yöntemi kullanılarak üzerinde CeO2-HAp esaslı biyoseramik kaplamaların geliştirilmesine odaklanmıştır. Kaplamalar sadece HAp ve farklı ağırlık yüzdelerinde (%1, 5 ve 10) CeO2 katkılı HAp ile yapılmıştır. Referans ve kaplanmış numunelerin morfolojik, yapısal, korozyon direnci, in-vitro degredasyon, iyon salınımı ve biyoaktivite özellikleri incelenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile yapılan analizlerde sol-jel daldırma kaplama tekniği ile başarılı kaplamalar elde edilmiştir. Bununla birlikte, yüzeylerin yüksek porozitesi nedeniyle mikro çatlaklar gözlenmiştir. Üç boyutlu optik profilometre analizlerinde, HAp kaplama uygulaması ile yüzey pürüzlülüğü azalmıştır. Yine enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX) dedektörü ve X-ışını kırınımı dağılımı (XRD) cihazı ile yapılan karakterizasyonlarda, mevcut elementlerin varlığı, kristal dağılımı ve fazlarının homojen olduğu görülmüştür. Kaplanmamış ve kaplanmış skaffold yapıların mikro sertlik değerleri ölçülmüş, CeO2 katkılı HAp kaplamaların sadece HAp kaplanmış numunelere kıyasla daha yüksek sertlik değerleri göstermiştir. İn-vitro korozyon analizlerinde, gözenekliliğin Ti64 alaşımının korozyon eğilimini azaltmıştır. Bununla birlikte, CeO2 katkılı HAp kaplamaların korozyon direncini artırırken, %10 CeO2 seviyesinin yüksek katkı nedeniyle korozyon direncini düşürdüğü belirlenmiştir. Dört haftalık simüle edilmiş vucüt sıvısı (SBF) içerisinde bekletilen numunelerde, CeO2 katkısının degredasyonu doğrudan etkilememiştir. İndüksiyonla birleşmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) cihazı ile yapılan iyon salınımı analizlerinde, CeO2 katkı oranı ile iyon salınımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamış ve düşük iyon salınım seviyelerinin daha uzun süreli bekletme testlerinde netleştirilebileceği anlaşılmıştır. Biyoaktivite öncesi ve sonrası yapılan SEM-EDS analizlerinde ise, kaplamasız gözenekli Ti64 yüzeyinin bulk Ti64'e kıyasla biyoaktiviteyi arttırmıştır. Ek olarak, HAp kaplama ile belirgin bir biyoaktivite avantajı sağlandığını ve CeO2 katkısının özellikle %10 seviyesinde biyoaktiviteyi olumsuz etkilediği ortaya konmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Limon uçucu yağı uygulanan tavuk etinde mikrobiyal değişimin değerlendirilmesi
Elif Parıltı
Tavuk eti mikroorganizmalar tarafından kolayca kontamine olabilmektedir. Dolayısıyla tavuk eti çabuk bozulabilen bir gıda olduğu için üretimden tüketime kadar olan süreçte çok dikkatli davranılması gereken bir üründür. Et ve et ürünlerini zararlı mikroorganizmalardan koruyabilmek için birçok yöntem uygulanmaktadır. Ancak günümüzde sağlık açısından daha güvenilir olarak kabul edilen doğal koruyuculara olan eğilim artmıştır. Bu çalışmada da doğal olarak elde edilen limon uçucu yağının antimikrobiyal özelliğinden yararlanılması ve limon uçucu yağının tavuk etinin depolanma süresi boyunca mikrobiyal değişimine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde limon uçucu yağının 5 farklı gıda kaynaklı patojen mikroorganizmaya karşı antimikrobiyal etkisi incelenmiştir. Limon uçucu yağının daha az etkili olduğu E. coli ATCC 25922, tavuk göğüs ve but etlerine kontamine edilecek mikroorganizma olarak seçilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde 150, 200, 250, 500, 1000 ve 2500μL miktarlarındaki limon uçucu yağının 240 μL E. coli ATCC 25922 üzerine depolama süresince inhibe edici aktivitesi değerlendirilmiştir. E. coli ATCC 25922 üzerine en fazla inhibitör aktivite gösteren limon uçucu yağı miktarı 1000 ve 2500 μL olarak belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde 150 ve 2500 μL limon uçucu yağının tavuk göğüs ve but eti üzerinde depolama süresince toplam bakteri açısından mikrobiyal değişime etkisi incelenmiştir. Limon uçucu yağının her iki miktarının da mikroorganizma gelişimini yavaşlattığı ve bu etkinin miktar fazlalığından dolayı 2500 μL için daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde 240 μL E. coli ATCC 25922 ile farklı miktarlardaki (150, 200, 250, 500, 1000 ve 2500 μL) limon uçucu yağı karışımı, mikrobiyal yükünden temizlenmiş tavuk göğüs ve but etleri üzerine sürülerek depolama süresi boyunca limon uçucu yağının inhibitör etkisi incelenmiştir. Çalışmanın sonunda E. coli ATCC 25922 üzerinde limon uçucu yağının bütün miktarlarında inhibitör etki tespit edilirken en yüksek inhibitör etkinin 1000 ve 2500 μL limon uçucu yağı miktarlarında olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Limon uçucu yağı, antimikrobiyal madde, tavuk göğüs eti, tavuk but eti, E. coli ATCC 25922
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Tek ve çift yönlü güneş panellerinin ve güneş enerji santrallerinin karşılaştırılmalı incelemesi
Talha Yücel
Dünya nüfusu hızla artmaktadır. Artan dünya nüfusunun gerek gıda olsun gerekse barınma faaliyetlerinden olan ısınma, iklimlendirme ve aydınlanma gibi temel ihtiyaçlarda gün geçtikçe hızla artmaktadır. Günümüzde bu enerji ihtiyaçlarının büyük bir bölümü fosil tabanlı yakıtlardan sağlanmaktadır. Mevcut enerji talebinin karşılanması ve fosil kaynakların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması artık kaçınılmaz olmuştur.Fosil tabanlı kaynakların çevreye vermiş olduğu zararları minimum seviyeye indirmek için bu sistemler yerine çevreye daha az zararlı ve düşük maliyetli sistemlerden olan hem de yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına olanak sağlayan sistemler ve enerji üretim yolları seçilmelidir. Gerek bireysel ve gerekse endüstriyel enerji üretimine uygun olan fotovoltaik panel sistemleri bunların başında gelmektedir. Bu tez çalışmasında aktif olarak çalışmakta olan iki güneş enerji santrallerinde alınan bilgiler doğrultusunda proje değerlendirme yöntemlerinde net bugünkü değer yöntemi ve karlılık endeksi yöntemi ile projeler değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme ve hesaplamalar sonucunda % 20 iskonto ile net bugünkü değer yöntemi kullanılarak çift yönlü paneller ile kurulumu gerçekleştirilen GES'in beşinci yılında sonunda proje maliyetinin tamamına yaklaştığı belirlenmiş, tek yönlü panelde ise bu süre altıncı geçtiği belirlenmiştir. Karlılık endeksi yöntemi de net bu günkü değer yöntemini doğrulamaktadır. Sonuç olarak güneş enerji paneli uygulamalarında tek yönlü panellerin maliyetleri çift yönlü panellere nazaran daha düşük olmasına karşın, çift yönlü panellerin enerji üretme kapasitesi yüksek olması nedeniyle tek yönlü panellere nazaran daha kısa zamanda maliyetleri karşılamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Türkiye'de istilacı bir balık türü olan Gambusia holbrooki'nin Ilgın gölü (Ilgın, Konya) populasyonunun bazı biyolojik özelliklerinin araştırılması
Gülşen Müge Kahraman
Gambusia holbrooki (Girard, 1859), Poeciliidae familyasına ait bir balık türüdür ve dünya çapında yerli türlere zarar veren istilacı bir tür olarak bilinmektedir. Küresel dağılımı büyük ölçüde çok sayıda sucul yaşam alanına sivrisinek kontrolü için kasıtlı olarak getirilmesine atfedilmektedir. Bu çalışmada, G. holbrooki örnekleri Mayıs 2024 ile Nisan 2025 arasında belirlenen alandan örneklenmiştir. G. holbrooki'nin boy-ağırlık ilişkisi ve kondisyon faktörü incelenmiştir. Örnekleme alanından 103 erkek ve 215 dişi olmak üzere toplam 318 birey yakalanmıştır. Örneklenen örneklerin boy, ağırlık ve kondisyon faktörü ortalamaları sırasıyla 5,44±0,87 cm, 1,66±0,86 g, 1,00±0,35'tir. Popülasyon yapısının analizi, erkek-dişi oranının 1,00:2,08 olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma, türlerin çeşitli içsu kütlelerindeki biyolojisi ve fenotipik adaptasyonu hakkında bilgi sunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Çapakçur Çayı'nın (Bingöl) karakterizasyonuna etki eden bazı fizikokimyasal parametrelerin tatlı su salyangozu (Viviparus contectus) ve elektrokimyasal prosesler uygulanarak arıtımının değerlendirilmesi
Hayrullah Öğedey
Sürdürülebilir çevre koruması için uygun ve finansal olarak uygulanabilir bir arıtma yöntemi belirlemek kritik öneme sahiptir. Çalışmada, Çapakçur Deresi'ne uygulanan elektrokoagülasyon (EK) ile tatlı su salyangozu bazlı biyolojik arıtmayı birleştiren çift aşamalı bir arıtma yaklaşımı değerlendirilmiştir. Elektrokoagülasyon, Viviparus contectus'u içeren ilk aşamanın ardından ikincil arıtma olarak uygulanmıştır. Doğrudan deşarj yönetmeliklerine uymak için, Çapakçur Deresi'ndeki KOİ konsantrasyonunu (204,5 mg L⁻¹) azaltmak için elektrokoagülasyon (EK) kullanılmıştır. Elektrokoagülasyon koşullarının optimizasyonu, akım yoğunluklarının (0,5, 1, 1,5 ve 2 mA cm⁻²), başlangıç pH'ının 5 olması ve 5 ila 20 dakika arasında değişen reaksiyon sürelerinin değerlendirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Arıtma ve işletme giderlerinin değerlendirilmesi, optimum proses parametreleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. V. contectus tarafından optimum KOİ giderim performansı (%86,71), 20 dakikalık işletme süresiyle pH 5'te gerçekleşmiştir. V. contectus'un alüminyum elektrotlarla optimum koşullar altında 1,25 $/kg COD işletme maliyet etkinliği elde edilmiştir. Sonuç olarak, hibrit bir arıtma prosesi kullanmak atık sudan hem organik hem de inorganik maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Kültür ve sanat yönetimi bağlamında yaşam boyu öğrenme ile iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Sosyal bilgiler öğretmenleri örneklemi
Birgül Yılmaz
Bu araştırmanın amacı, kültür ve sanat yönetimi bağlamında sosyal bilgiler dersi öğretmenleri örneklemi üzerinden yaşam boyu öğrenme ile iletişim becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı çalışmaya, Türkiye genelindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan 401 sosyal bilgiler öğretmeni katılmıştır. Veriler, "Yaşam Boyu Öğrenme Ölçeği", "İletişim Becerileri Ölçeği" ve demografik bilgi formu ile toplanmıştır. Analizler sonucunda, öğretmenlerin hem iletişim becerileri hem de yaşam boyu öğrenme düzeylerinin genel olarak olumlu olduğu bulunmuştur. İletişim becerilerinin yaşa göre farklılaştığı; yaşam boyu öğrenme düzeylerinin ise cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve yaşa göre anlamlı farklılıklar gösterdiği saptanmıştır. İki değişken arasında pozitif yönde, çok güçlü ve anlamlı bir ilişki (r=0,708) tespit edilmiştir. Ayrıca, iletişim becerilerinin yaşam boyu öğrenme düzeyini anlamlı bir şekilde yordadığı (β=0,708) ve varyansın %50'sini açıkladığı görülmüştür. Bulgular, öğretmenlerin iletişim becerilerinin geliştirilmesinin, yaşam boyu öğrenme eğilimlerini de olumlu yönde destekleyebileceğini göstermektedir.
