Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Bazı esansiyel yağların balık patojen bakterileri üzerine antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi

    Hayrettin Ata

    Tıbbi ve aromatik bitkilerin antimikrobiyal aktivitesi, alternatif tıp açısından oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu bitkilerin kedine has kokuları, aromaları uzun yıllardır hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu tezde, infeksiyöz etkenlerin başında gelen bakteriyel kökenli hastalıklara karşı yeni tedavi stratejisi olarak değerlendirilebilme potansiyeli yüksek bitkisel uçucu yağların antibakteriyel etkinliği üzerinde durulmuştur. Bu amaçla, zahter (Thymbra spicata L.), karabaş (Lavandula stoechas L.) ve defne (Lauris nobilis L.) bitkilerinden elde edilen uçucu yağların gram negatif (P. aeruginosa ve K. pneumoniae) ve gram pozitif (Enterococcus faecalis ve Staphylococcus aureus) bakteriler üzerindeki antibakteriyel etkinliği disk difüzyon ve mikrodilüsyon broth yöntemleri ile araştırılmıştır. Bu çalışmada, defne uçucu yağı K. pneumoniae hariç P. aureginosa, E. faecalis üzerinde 10.3±0.3 mm, S. aureus'da 8.6±0.3 mm inhibisyon zon çapı ile dar etki spektrumu gösterdi. S. aureus, P. aureginosa ve E. faecalis, K. pneumoniae üzerinde zahter uçucu yağı elde edilen zon çapları sırasıyla 12,3 mm; 10,3 mm; 10,3 mm ve 8,6 mm olarak saptanmıştır. Karabaş uçucu yağının K. pneumonie dışındaki bakterilerin üremesini durduran inhibisyon zon çapı ile antibakteriyel etkiye sahip olduğu tespit edilmiş, zon çap aralıkları 10,3-8,6 mm inhibisyonzon çapı-1 olarak incelenmiştir. Standart antibiyotik ile kıyaslandığında P. aureginosa üzerinde defne uçucu yağı inhibitör etki açısından ampisilinsulbaktama benzer dar bir etki spektrumu göstermiş, E. faecalis ve S. aureus üzerinde ise düşük (p<0.01) yâda etkisiz (p>0.05) olduğu incelenmiştir. Zahter ve karabaş uçucu yağları ise P. aureginosa üzerinde aynı etkiyi göstermiş; diğerlerinde ise daha düşük etki incelenmiştir. Mikrodilüsyon broth yöntemi sonuçlarına göstermiştir ki defne uçucu yağının P. aureginosa üzerinde 100 µL, E. faecalis ve S. aureus da 50 µL konsantrasyonunda bakteri üremesinin gerçekleştiği fakat etkili olmadığı tespit edilmiştir. Zahter uçucu yağının MİK değerleri P. aureginosa (üreme engellenmedi) hariç K. pneumoniae, E. faecalis için 50 µL; S. aureus için 25 µL olarak izlenmiştir. Karabaş bitkisi ise K. pneumonie dışındaki mikrorganizmaların büyümesini 25-50 µL de inhibe ettiği saptanmıştır. Çalışmamızda defne ve karabaş uçucu yağları K. pneumoniae için antimikrobiyal etki göstermemişken; diğerleri (P. aureginosae, E. faecalis ve S. aureus) üzerinde bakteriyostatik etki göstermiştir. Zahter uçucu yağı P. aureginosa ve E. faecalis, K. pneumoniae üzerinde inhibitör, S. aureus'da ise bakterisid etki belirlenmiştir. Çalışma bulgularımız gösteriyor ki bitki uçucu yağları patojen bakterilerin üremelerini durduracak inhibitör konsantrasyonlarda, hastalıklar üzerinde etkili bir tedavi şekli oluşturabilecek profil özelliği taşımaktaysa da konu üzerinde daha kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Munzur çayı'nın yüzey sedimentinin klorofil bozunma ürünleri, organik karbon seviyelerinin belirlenmesi

    Ali Sarıgül

    Günümüzde önemleri daha iyi anlaşılmaya başlayan sulak alanlar, nüfus artışı, düzensiz kentleşme, tarımsal faaliyetler sonucu hızla kirlenmektedir. Bu durumdan bu ekosistemlerde bulunan canlılar kadar çeşitli faaliyetlerinde suyu kullanan insanlar da zarar görmektedir. Tunceli ili Munzur Çayı üzerinde sanayi kaynaklı olmasa bile insan ve tarım kaynaklı atıkların su ve sedimentin üzerinde etkilerini gözlemlemek için farklı çayın doğduğu noktadan Tunceli İli 'ne kadar mesafeden belirlenen istasyonlardan alınan su ve kimyasal örnekleri laboratuar koşullarında incelenmesi amaçlanmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Yarıklı bir E387 kanat profilinin aerodinamik karakteristiklerinin sayısal incelenmesi

    Seyfettin Kalay

    Çalışmada, yarıklı ve yarıksız (düz) E387 kanat profili etrafındaki üç-boyutlu akış sayısal olarak çalışılmıştır. Bu amaçla, tiraci bir hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) paket programının, Ansys Fluent (Ansys 2021 R1 Academic), öğrenci sürümü kullanılmıştır. Hem daimi hem daimi olmayan benzetimler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, bir pasif akış kontrol yöntemi (yarık) kullanmanın bir düşük Reynolds sayılı kanat profilininin aerodinamik karakteristikleri (direnç katsayısı, kaldırma katsayısı, yunuslama momenti) üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. Sayısal çalışma, vetere (c) dayalı Reynolds sayısının 200000 değerinde gerçekleştirilmiştir. Tasarlanan yalnızca bir yarık geometrisi kullanılmıştır. Bu, Munzur Üniversitesi'ndeki hesaplama kaynaklarının ve gerekli yazılımın yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Çıkış yarığı ile hücum kenarı arasındaki boyutsuz mesafe a/c=0,005, giriş yarığı ile hücum kenarı arasındaki boyutsuz mesafe b/c=0,014, giriş yarığının veter çizgisine göre açısı 15°, çıkış yarığının veter çizgisine göre açısı 90° ve giriş yarığı genişliğinin çıkış yarığı genişliğine oranı 1,56'dır. Düz kanat profiline kıyasla, mevcut yarıklı kanat yalnızca α=16° hücum açısında zaman-ortalamalı kaldırma katsayısını, , arttırmada kabiliyetlidir. Çıkış yarığında oluşturulan jet üst yüzeyde gelişen sınır tabaka ile etkileşime girmiştir. Bu da üst yüzeyden ayrılan kayma tabakalarının yeniden yarıklı kanat yüzeyine tutunmasına sebep olmuştur. Bu, kanat üst yüzeyindeki basınçta azalmaya ve artışa sebep olmuştur. Genel olarak, mevcut tasarımlı yarığa sahip kanat profili düz kanat profiline kıyasla kanat aerodinamik performansını, /, arttırmada daha az etkilidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Türkiye'de madencilik faaliyetleri

    Ayşe Ersoy

    Maden, yaşamın olmazsa olmazlarındandır. Yeraltında bulunan bu elementler birçok sektörde kullanılmakla birlikte, neredeyse bütün iş kollarında vardır. Bu tezin amacı ülkemizin Osmanlı Devleti'nden beri gelen madencilik çalışmaları ile değerli topraklarımızın altında bulunan zengin cevherleri ve gelecekte bu cevherlerin ülkemize sağlayacağı katkılar hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamız madenlerin tarih sahnesine çıkması ve kullanım alanları ile Osmanlı Devleti'nden, Cumhuriyete kadar günümüze gelen madenler hakkında bilgiler sunmaktadır. Ayrıca coğrafi bölgeler baz alınarak ülkemizde ki madenler hakkında da bilgi verilmiştir. Ülkemizdeki yer altı kaynaklarının zenginliği hakkında bilgiler verilmiştir. Yine ülkemizin madenlerinin ihracatı ve gelecekte madenlerin durumu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Maden, Madencilik, Yer Altı Kaynakları, Türkiye, Yer Altı Zenginliği, Cevher

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    1990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleriyle olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisi

    Ergin Zaman

    Orta Asya özellikle 18.yüzyıldan itibaren büyük devletlerin ilgi alanına girmeye başlamıştır. Bunun en önemli nedeni bölgenin yer altı kaynakları bakımından çok zengin olmasıdır. Bu bölge özellikle 18.yüzyıldan itibaren Rus ve Çin işgallerine maruz kalmıştır. 19.yüzyılın başlarında İngiltere ve Çarlık Rusya arasında yapılan müzakereler neticesinde bu bölge Rusların hâkimiyetine bırakılmıştır. Uzun yıllar Sovyet hâkimiyetinde kalan Orta Asya devletleri, 1991 yılında SSCB'nin dağılması ile beraber bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bağımsızlıklarını kazanmaları sonrası, bu devletleri ilk tanıyan, ilk elçilikler açan, ilk üst düzey ziyaretler gerçekleştiren, ilk ekonomik ve sosyal- kültürel konularda destek veren devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Ancak bu yoğun ilişki süreci Rusya da Vladimir Putin'in devlet başkanlığıyla birlikte gerilemeye başlamış hatta bazı devletlerle durma noktasına gelmiştir. Rusya; Türkiye ile olan ezeli rekabetinde Orta Asya devletlerini her koşulda kendi yanına çekmeye zorlamıştır. Orta Asya devletleri bu durumdan her ne kadar memnun olmasa da ekonomik ve diğer çeşitli nedenlerden dolayı Rusya'yı Türkiye'ye tercih etmeye mecbur bırakılmışlardır. Fakat değişen dünya ile beraber Orta Asya devletleri de eskiden olduğu gibi Rusya'ya bağımlı kalmamak için Batı, Çin, ABD, Türkiye ve daha birçok dünya devletleri ile iletişim kurmaya, yakınlaşmaya ve işbirliği kurmaya çalışmaktadırlar. Bu tez çalışmasıyla, ana hatlarıyla Orta Asya devletleri hakkında bilgiler verilmiş, ekonomik, sosyo- kültürel yapısı, iç ve dış sorunları, yer altı, yer üstü zenginlikleri ve bağımsızlık sonrası mücadeleleri incelenmiştir. SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkelerinin kuruluş süreçleri ve uluslararası arenadaki durumu üzerinde durulmuş, özellikle 1990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleri ile olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisinin ne denli olduğu araştırılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde Prens Muhammed bin Selman Dönemi

    Barış Canver Ağar

    Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin günümüzdeki seyrinin ele alındığı bu çalışmada ikili ilişkilere konu olan sorunlar başlıklar halinde incelenmiştir. Yapılan bütün analizlerde iki ülkenin söz konusu sorunlara bakış açıları, sahip oldukları kimliksel özelliklere (devletin ve hükümetin yapısı, tarihsel geçmişi ve tarih boyunca geçirdiği dönüşümlerin dış politika icrasına yansıması vs.) temellendirilmiş ve meseleler arasındaki bağlantılar irdelenmeye çalışılmıştır. Hepsinden önce ise, yapılan analizler açısından temel dayanak noktası teşkil ettiğinden mütevellit, iki ülkenin geçtiğimiz yüzyılda geçirdiği dönüşümler ve ikili ilişkilerin aynı dönemde nasıl bir çizgide seyrettiğinin izahına ihtiyaç duyulmuştur. Sonuç olarak, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın söz sahibi olduğu Suudi Arabistan'ın bölgesel ve Türkiye siyasetinin karakteristik özellikleri hakkında önemli sonuçlar elde edilmiş ve ikili ilişkilerin son yıllarda geçirdiği dönüşüm anlamlandırılmaya çalışılmıştır. En nihayetinde, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin hem geçmişte hem de günümüzde ekonomik çıkarlar ile kimliksel çıkarlar arasında zemin bulan çelişkilere sahne olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Suriye bağlamında Türkiye ve Rusya ilişkileri (2010-2020)

    Bahtiyar Özcan

    Türkiye Rusya ilişkilerinin 2010-2020 yılları arasındaki döneminin Suriye bağlamında ele alındığı bu tezde; ilişkileri belirleyici üç aktör devletin tarihsel süreçleri okuyucuya anlatılmış ve 2010 yılına gelinen süreçte ne gibi değişimlerin hangi dinamiklerle şekillendiği belirlenmek istenilmiştir. Tarihsel süreçte ikili ilişkilerin değişiminin neden ve sonuçları anlatıldıktan sonra 2011 yılı ile birlikte Suriye'de başlayan Arap Baharı dalgasıyla birlikte iç savaşa sürüklenen bu coğrafyadaki güç dengeleri, terör örgütleri tehdidi, düzensiz göç gibi birçok etmenin Türkiye Rusya ilişkilerine getirdiği sebep ve sonuçlar analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırma yapılırken konu ile ilgili yazılmış kitaplar, dergiler, makaleler, tezler, internet kaynakları ve basının yaklaşımı gibi kaynaklar kullanılmıştır. Özellikle tezin ana temasının anlatıldığı 2010-2020 yılları arasında yaşanan gelişmeler yararlanılan kaynakların yanı sıra yerli ve yabancı basının olayları ele alış şekilleri ile anlamak ve anlatılmak istenilmiştir. Bunu yaparken de daha çok basında tirajı yüksek ve birbirlerine muhalif yazıları ile bilinen gazetelerin seçimi tercih edilmiştir. Yerel basının çok yönlü bir şekilde ele alınıp yorumlanması sonrası olaylar dış basın çerçevesinde de değerlendirilmiş ve dünyanın yaşanan olayla bakışı sorgulanarak çıkarımlar yapma gayreti içerisinde olunmuştur. Belirlenen dönemin anlatımı sonrasında çıkarım yapılırken tarihsel süreçteki ilişkilere de dayanarak ortaya tez atılmak istenmiş ve atılan tezin bundan sonraki süreçte de taraflar arasındaki ikili ilişkilerde de belirleyici unsur olacağı noktasında bir kanaate varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Tau-fluvalinat'a maruz kalan Daphnia magna'da oksidatif stres düzeyinin belirlenmesi

    Kübra Aydemir

    Son yıllarda pestisit kullanımı ciddi oranda artmış ve bu artış pestisitlerin canlılar üzerindeki zararlı etkilerindeki artışı da beraberinde getirmiştir. Sentetik bir piretroid olan Tau-fluvalinat'ın Daphnia magna'daki oksidatif stres düzeyinin tespiti bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla canlı materyalini oluşturan D. magna örnekleri farklı konsantrasyonlar da pestisit içeren ortamlarda ile 24 ve 96 saat süre ile çalışılmıştır. Fluvalinat'ın oksidatif etkilerini belirlemek için süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), Glutatyon S-transferaz (GST) enzim aktiviteleri ve Glutatyon (GSH) ve malondialdehid (MDA) düzeyleri tespit edilmiştir. SOD aktiviteleri 24 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda azalmıştır ve 96 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda artmıştır. Bu azalma 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise SOD seviyesindeki artış ve azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). SOD aktivitesindeki değişimler farklı uygulama sürelerine göre kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). KAT düzeyleri kontrolle kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında azalmıştır. (p<0.05). Bu azalış 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05) C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise KAT seviyesindeki azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri karşılaştırıldığında ise sadece B ve C grubundaki azalış maruz kalma süresine göre anlamlı olarak bulunmuştur (p<0.05). GSH düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). GST düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır. (p<0.05). Kontrolle kıyaslandığında 96 saat sonrasında tüm gruplarda artmıştır. Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). MDA düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). Enzim aktivitelerinin farklı konsantrasyon ve farklı uygulama sürelerine bağlı olarak değişim gösterdiği saptanmıştır. Tau-fluvalinat'a karşı D. magna dokularında SOD, KAT ve GST enzimleri ile GSH ve MDA düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Bir şehrin markalaşması ve pazarlama süreci Çankırı ili örneği

    Murat Göktepe

    Şehirler; yerleşim yerleri olmalarının yanı sıra toplumların yaşam biçimini de şekil vermişler ve günümüzde önemlerini fazlasıyla arttırmışlardır. Şehir yöneticilerinin ilk amaçları; daha fazla yaşam, iş alanına sahip olmak, daha çok gelir elde ederek refah düzeyini daha da yükseltmek olmuştur. Bir şehrin refah düzeyini yükselterek, daha yaşanılır bir şehir haline getirebilmek demek; daha fazla üretici, yatırımcı, ziyaretçi ve yerleşimci anlamına gelmektedir. Mevcut zaman içerisinde şehirler; dünya üzerindeki diğer şehirlerle, kendilerini rekabet eder durumda bulmaktadırlar. Şehirler küresel rekabet sebebiyle turizm gelirlerini artırmak, , nitelikli insanları şehirde yaşamaya teşvik etmek, yatırımcıları şehre çekmek gibi hedeflere erişebilmek için, pazarlama-markalama teknik ve yöntemlerini benimsemeye ve kullanmaya başlamışlardır. Bu araştırma; Çankırı'ya farklı illerden öğrenime gelen öğrencilerin, Çankırı ilinin şehir markası ve imajının, farklı bakış açısıyla incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kentin marka ve imajının öğrencilerin betimsel özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını öğrenmek de araştırmanın bir diğer amacıdır. Belirlenen bu hedef doğrultusunda oluşturulan anket formları; Çankırı'da eğitim öğretim veren Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde 2020-2021 eğitim öğretim yılında, eğitim öğretim gören fakat memleketi ve ikameti Çankırı dışından olan 370 öğrenci dâhilinde gerçekleştirilmiştir. Anketten elde edilen verilerin analiz edilmiştir. Öğrencilerin betimleyici özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde analizi, Çankırı ilinin imajı ve şehir markasına ilişkin algılarını belirlemek için standart sapma ve ortalama istatistikleri kullanılmıştır. Hipotezlerin test aşamasında t testi, tek yönlü ANOVA ve Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; Çankırı kentinin marka ve imajı öğrencilere göre orta düzeyde (kararsız), Çankırı kentini en çok temsil eden kavramlar; Çankırı'nın tarım şehri olduğu, sonrasında ise iş ve ticaret şehri ile yaşanabilir şehir olmasıdır. Çankırı denilince akla gelen ilk üç kelime ise; kaya tuzu, Ilgaz Dağı ve yaran kültürü olmuştur. Öğrencilerin cinsiyetlerine ve Çankırı hakkındaki bilgilerinin kaynaklarına göre şehir markası ve imajı algılarında değişiklik olmayıp, yaşlarına, Çankırı'da yaşama sürelerine ve ailelerinin ikamet ettikleri bölgelere göre Çankırı ilinin şehir markası ve imajı algılarında farklılıklar olduğu görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Evaluation of physician-patient communication in terms of quality and factors affecting communication in healthcare organizations

    Gülşah Bulut

    Hekim ve hasta arasındaki iletişim hasta bakımının çok önemli bir bileşenidir. İyi bir hekim-hasta iletişimi, artan hasta memnuniyeti, gelişmiş hekim-hasta ilişkisi, azaltılmış riskler ve davalar gibi sağlık sonuçlarının çeşitli yönleri üzerinde birçok olumlu etkiye sahiptir. Halk arasında tıp mesleğine olan güvensizliğin artması, artan şikayetler, hekimlere yönelik yanlış uygulama iddiaları ve doktorlar ile hastalar arasındaki çatışma vakaları, iyi bir hekim-hasta iletişiminin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Elazığ il merkezindeki kamu hastanelerinde çalışan hekim ile hasta arasındaki iletişimin niteliğini ortaya koymak, iletişimi etkileyen faktörleri saptamak ve çözüm önerileri sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda bu çalışmanın örneklemi, Elazığ il merkezinde bulunan kamu hastanelerinde çalışan 127 doktor ve 255 hasta bireylerle sınırlandırılmıştır. Bu araştırmada hekim ve hastalara yönelik olarak, İş (2019) tarafından geliştirilen ''Hekim-Hasta İletişimi anketi'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, hekimlerin %27'si hasta ile iletişim kurarken zorlandığını, %32.2'sinin hasta ve hekim arasındaki iletişimin yeterli olmadığını, %44.1'inin hasta ile iletişim kurarken olumsuzluk yaşayacağını düşündüğünü, %60'i hekimlerin içinde bulunduğu ortamın hasta ve hasta yakınları tarafında anlaşılmadığını, %76.2'sinin hasta ve hasta yakınları tarafından haksız yere suçlandığını, %42.5'inin ekonomik şartlardan dolayı iletişim problemleri yaşadıklarını, %83.4'ünün hasta ile iletişim kurmada çalışma ortamının engel olduğunu ve %50.3'ünün ise iletişimle ilgili seminer ve konferansın düzenlenmediğini belirtmişlerdir. Hastaların %73.0'ının hekimlerin isimle hitap etmesinin iletişim açısından önemli olduğunu, %32.1'i hekimlerin hastalarla etkili bir iletişim kurmadıklarını, %27.1'i hekimlere anlaşılır bir dille konuşmadıklarını, %14.5'inin hekimlere karşı olumsuz bir düşünceye sahip olduklarını, %52.9'u hekimlerin bazı hastalara ayrıcalıklı davrandıklarını, %22.8'i hekimlerin hastalarına karşı iyi davranmadığını belirtirken, %37.2'si hekimlerin tedavi süreci hakkında yeterli bilgi vermedikleri, %22'si hekimlerin hastalarla karşı yeterli saygıyı göstermediklerini, %24,3'ü hekimlerin hastalara değer vermediğini, %26,3'ü hekimlerin hastalara karşı güler yüzlü olmadığını, %45.6'sı ise hekim muayeneleri için ayrılan süreyi yeterli bulmadıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak hekim-hasta ilişkisinde çift yönlü bir iletişimin olduğu, hasta açısından hekimlerden, hastaya ilgi, güven, zaman ayırma, bilgilendirme ve iyi bir iletişim becerisi beklediklerini, hekimler açısından ise hasta ve hasta yakınlarından hastalığı iyileştirme sürecinin uzun ve kapsamlı bir süreç olduğunu ancak zaman ve imkanlarla sağlanabilirliğinin bilinmesi gerekliliğini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hasta, Hekim, İletişim, İletişim Engelleyen Faktörler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Covid-19 salgınının tüketici satın alma davranışı üzerine etkisinin incelenmesi: Perakende sektöründe bir uygulama

    Serap Sabancı

    Covid-19 pandemisi genel olarak hayvan kaynaklı olduğu bilinen koronavirüsü grubunun mutasyon geçirerek ölümcül/bulaşıcı hal alması olarak ifade edilmektedir. 21. Yüzyılda bu koronavirüs ailesinin farklı mutasyonları sonucu MERS-CoV ve SARS-CoV gibi vakaları bilinmektedir. Mevcut çalışmanın ana amacı yerel bir marketten COVİD-19 pandemisi öncesi ve sonrası 16 günlük farklı ürün gruplarında müşteri memnuniyetin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu nedenle Covid-19 vakası öncesi ve sonrası 16 günlük ürün gruplarının toplam dağılımı müşteri başına kg/adet bazında değerlendirilmesi tek yönlü varyans analizi kullanılmış ve güven aralığı %95 olarak alınmıştır. Covid 19 vakası ilan edildikten sonra müşteri 16 gün önce toplam müşteri sayısı 70360 adet iken vakanın duyurulduğu tarih itibari ile 16 günlük toplam müşteri sayısı toplam 34507 adet olarak tespit edilmiştir. Özellikle farklı ürün grupları için pandemi sonrası genel dağılım azaldığı belirlense de genellikle pandemi duyurulmasından sonra kişi başına düşen kg/adet bazında ciddi artışlar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca pandemi öncesi ve sonrası tüm ürün grupları için hem toplamda hem kişi başına kg/adet bazında istatistiksel olarak farklı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak farklı ürün grupları için müşteri talebi Covid 19 pandemisine bağlı olarak değiştiği belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Hafif metal alaşımlara (Al-Si-Cu-Ni-Mg) farklı oranlarda zirkonyum (Zr) ilavesinin mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkisinin incelenmesi

    Mehmet Gök

    Birçok alanda kullanım imkanı sağlayan Alüminyum alaşımlarının yapısal ve mekanik özelliklerini daha iyi hale getirmek için yaptığımız bu çalışmada; sünek bir malzeme olan Al alaşımına farklı oranlarda Zirkonyum ilave ederek daha güçlü bir malzeme elde etmeyi amaçladık. Zirkonyum elementinin alaşım bir malzemeye sertleştiricilik kazandırarak mukavemetinin artmasına, bağ yapılarında mükemmel uyum sağlayarak alaşım elementi olarak eklenebilir olması, ergime sıcaklığının yükselmesine katkı sağlaması bu elementin farklı sektörlerde kullanılması sonucu insan hayatını kolaylaştırmada referans bir model olacaktır. Tezimizde Alüminyum esaslı Si-Cu-Ni-Mg takviyeli alaşım bir malzemeye Zirkonyum (Zr) elementinin farklı oranlardaki takviyesiyle toz metalurjisinde preslenerek, vakumlu ark egitme yöntemiyle dökerek (4 faklı numune olması şartıyla birincisi %81 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg), (ikincisi %80 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, % 1 Zr), (üçüncüsü %79.5 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, %1.5 Zr), (dördüncüsü %79 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, %2 Zr) oluşturulan Al-Si-Cu-Ni-Mg-Zr alaşımının üzerindeki mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkisini inceledik.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Yüzme sporunun öğrencilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisine dair veli görüşleri

    İrem Kaya

    Çalışmanın amacı; yüzme sporunun öğrencilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisine dair veli görüşleri belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Diyarbakır ilinde yüzme spor eğitimi alan 779 öğrenci yaşları 7-11 aralığında olan 208 çocuk velisi örneklem grubunu oluşturmaktadır. Bu araştırma betimsel tarama modeli ile yapılmıştır. Bu çalışmanın verileri için "Beden Eğitimi Dersinin Sosyalleşmeye Etkisi Anketi" kullanılmıştır. Verilerin analizi, SPSS 22 programı kullanılarak %95 güven aralığında istatistiksel analiz yapılmıştır. Sonuç olarak gerek literatürde daha önce yapılan çalışmalar gerekse bu araştırma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde birçok spor dalında olduğu gibi yüzme sporunun da çocuklara sosyal ve bilişsel katkılar sağladığı, çocukların düzenli ve uyumlu bir yaşam sürmesinde etkili olduğu, aile ve çevre iletişimini olumlu yönde geliştirdiği, mücadele ruhunu aşıladığı, rakibi tebrik etme duygusunu kazandırdığı, aynı zamanda takım arkadaşlarıyla kolektif yaşam becerisini kazandırdığı, kazanmanın hazzını ve kaybetmenin üzüntüsünü hissettirdiği bir spor dalı olduğu veli görüşlerine göre belirlenmiştir. Sonuç itibariyle çocukların yüzme sporuyla daha fazla sosyalleştiği ve yaşamına olumlu katkılar sağladığı görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Çeşitli derin ötektik sıvılarda elektrokimyasal analiz yöntemi ile katkı kimyasallarının etkisinin çinko ve nikel metalleri için incelenmesi

    Mücahit Oflaz

    Bu tez çalışmasında derin ötektik sıvı (DES) kullanılarak saf nikel ve çinko kaplamaları üretilmiş olup, üretilen saf kaplamalar katkı kimyasalı ile üretilen nikel ve çinko kaplamalar ile karşılaştırılarak fiziksel ve morfolojik özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu tez çalışmasında temel amaç saf nikel ve çinko kaplamaların fiziksel ve morfolojik özelliklerini kaplama banyolarına eklenen katkı kimyasallarının pozitif etkisi ile iyileştirmektir. Tez çalışmasında kaplama işleminin gerçekleşeceği 50mL'lik beherler içerisinde iki ana DES hazırlanmıştır. Birincisi ikili bileşim komponent karışımı ile oluşturulan, molar olarak 1:4 karışımından meydana gelen ZnCl2:EG ve ikincisi üçlü komponent karışımı ile hazırlanan molar olarak 1:4:0,4 karışımından meydana gelen ChCl:EG:NiCl26H2O DES çözeltisidir. Üretilen DES'lerin içerisine potasyum hidrojen tartarat (PHT), sodyum sitrat tribazik (SCT) ve amonyum klorür (NH4Cl) katkı maddeleri eklenerek toplamda sekiz adet DES üretilmiş olup üretilen DES'lerin iletkenlik ve pH gibi fiziksel özellikleri incelendi. Elektrokimyasal özelliklerinin incelenmesinde dönüşümlü voltametri ve kronoamperometri teknikleri kullanıldı. Her iki teknikte de analizler üç elektrotlu sistem kullanılarak gerçekleştirildi. Fiziksel ve elektrokimyasal özellikleri incelenen DES çözeltilerini kullanılarak yumuşak çelik üzerine çinko ve nikel kaplaması yapıldı. Elde edilen kaplamaların yüzey pürüzlülük ve kalınlık ölçümü, sertlik ölçümü, SEM-EDS analizi ve XRD analizleri yapıldı. Yapılan analizler sonrasında katkı maddeleri eklenerek yapılan kaplamaların katkı kimyasalı içermeyen sistemler sistemler ile karşılaştırması yapılarak incelendi. Yapılan analizler sonucunda elde edilen verilere göre NH₄Cl katkı kimyasalının kaplamanın sertliğini, kalınlığını ve pürüzlülüğü arttırdığı, tane yönlenmelerini ve boyutunu değiştirdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında kullanılan tüm katkı maddelerinin kaplama özellikleri incelenerek kaplama yapısına avantaj ve dezavantaj sağlayan özellikleri verilmiştir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Ernst Eduard Hirsch'in ticaret hukukuna katkıları ve Türk Ticaret Hukukuna etkilerinin incelenmesi

    Murat Bankur

    Günümüzde, Türkiye'nin mali sistemi, Ticari sistemi, sosyalleşme ve küreselleşmeye uyumu gerektiren pek çok kanunun temelleri cumhuriyetin ilk yıllarında atılmıştır. Genç Cumhuriyet bu kanunların hazırlanmasında özellikle Avrupa devletlerinin kanunları incelemesi ve Türkiye'ye uyarlamasının önünde tarihsel ve yapısal pek çok engeller bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve özellikle Almanya'da savaş karşıtı pek çok akademisyen ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Bunlardan en önemlilerinden biride akademiysen Prof. Hirsch'tür. Hirsch Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edilmiştir. Alanındaki en iyi Ticaret Hukuku akademisyenlerindendir. Prof. Hirsch Türkiye'ye çok çabuk adapte olmuş ve kısa sürede Türkçeyi öğrenmiştir. Yeni Cumhuriyetin sosyal, siyasal ve sosyal hayatı ile hukuk düzenine ilişkin çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Cumhuriyet rejiminin gereklerini karşılayacak üniversitelerin kurulmasına, Türk bilim adamlarının yetiştirilmesine ve özellikle hukuk eğitiminin inşasına da ışık tutmaktadır. Türkiye'de tarım ve sanayinin gelişmesi ve gerekli altyapının inşası için görevler üstlenmişler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yürüttüğü tarım ve sanayi politika ve faaliyetlerin yurtdışında tanıtılması için çalışmışlardır. Prof. Hirsch, modern Türk hukuk sisteminin kurulması ve geliştirilmesi için birçok projede yer almış ve birçok yasa tasarısı hazırlamıştır. Türkiye'nin demografik yapısı, siyasi durumu, üniversite reformu, Özdil hareketi ve Soyadı Kanunu gibi Atatürk devrimlerinin etkinliği üzerine yapılan çalışmalara öncülük etmiştir. Türk hukuk sisteminin gelişmesine yaptığı katkıların başında 1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlanması gelmektedir. Bu kanun 2011 yılına kadar yürürlüğe kalmıştır. Türk fikir ürünlerinin şekillenmesinde etkili olan 1951 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Marka Patent, Sanayi ve Faydalı Modeller Kanunu ve 1946 Üniversiteler Kanunu'nun hazırlanmasında da Hirsch'in büyük katkıları olmuştur. Sonuç olarak maliye ve Dış ticaret ile ilgili en önemli sorunlardan birisi olan gelirlerinin azlığı, gelir kaynaklarının sağlanmayışının önündeki engelleri belirlemesi günümüze kadar varlığını koruyan konular arasında olduğu belirtmek mümkündür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Sentetik olarak hazırlanmış evsel atıksuyun Phanerochaete chrysosporium ile biyoiyileştirilmesi

    Gözde Ergüven

    Bu çalışma ile P. Chrysosporium beyaz çürükçül mantarı kullanılarak sentetik olarak hazırlanmış evsel atıksudaki kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), Toplam Organik Karbon (TOK), Toplam Azot (TN), Toplam Fosfor (TP) gibi önemli bazı çevresel parametreler bazında elde edilen giderim verimleri araştırılmış ve Kentsel Atıksu Arıtım Yönetmeliği' ne göre biyoremediasyon sonuçlarının uygun olup olmadığı belirlenmiştir. Çalışma statik 1/1, 1/5 ve Dinamik 1/1, 1/5 seyreltme oranlarında yürütülmüş olup toplmda 11 gün sürmüştür. Çalışma sonucunda en yüksek giderim verimleri 1/5' lik dinamik ortamda KOİ, TOK, TN ve TP için sırasıyla %84, 81, 73 ve 56 olarak bulunurken, en düşük giderim verimleri ise %48, 33, 31 ve 45 olarak statik 1/1' lik ortamda saptanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre P. Chrysosporium beyaz çürükçül mantarının sentetik evsel atıksu üzerinde 11 gün gibi makul bir sürede etkin bir biyoremediasyon verimi gerçekleştirdiği ve elde edilen nihai değerlerin de Kentsel Atıksu Arıtım Yönetmeliği' nde belirtilen limit değerlere uygun olduğu gözlemlenmiştir. Bu veriler ışığında, P. chrysosporium beyaz çürükçül mantarının, kenstel atıksuların biyolojik arıtım kademelerinde etkin bir mantar türü olduğu saptanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Örgütsel imajın motivasyon üzerine etkisinin üniversite idari personel yönünden incelenmesi

    Murat Buğday

    İmaj, imgeleme yoluyla zihinde canlandırılmış olan nesne, kavram ve sembollerdir. Aynı zamanda "bireyin; doğal ilişkiler, reklamlar, içinde yaşanan kültürel ortam ve sahip olduğu önyargılar gibi kanallar aracılığıyla elde ettiği verilere yönelik yorumu, değerlendirmesi veya her bireyin zihninde yavaşça ve birikimsel olarak biçimlenen imgeler bütünü" dür. Motivasyon ise, belirli bir amaca yönelik istenilen bir davranışın gösterilmesinde, bireylerin harekete geçmesini sağlayacak olan güdünün de ötesinde, davranış sürecini de kapsayan geniş bir anlam içerir. Motivasyon "bir bireyin örgüt içerisindeki verimli davranışının sebebini izah eden hem iç ve hem de dış enerji güçleri toplamı"dır. Araştırmalar örgütsel imajın motivasyon üzerine önemli derecede etkisinin olduğunu göstermektedir. Bu nedenle iç ve dış paydaşlar nezdinde örgütlerin olumlu bir imaj oluşturması, beklenti ve amaçlarını gerçekleştirmeleri açısından da oldukça önemlidir. Nitekim çalışanlar nezdinde oluşmuş olumlu bir imajın örgüt çalışanlarının örgütsel bağlılıklarına, örgüt iklimi ve havasına olduğu gibi, motivasyonlarına da olumlu yönde etkisinin olması beklenir. Özel ve kamu ayrımı yapmaksızın tüm örgütler için geçerli olan bu durum, kamu üniversiteleri idari personeli içinde geçerlidir. Dolayısıyla çalışanların çalıştıkları örgüt ya da kurumların imaj algılarının tespiti, örgüt ya da kuruma yönelik tutum ve davranışları hakkında önemli ipuçları vermesi yönüyle de oldukça önemlidir. Bu araştırmanın amacı, bir kamu üniversitesinin örgütsel imajının, idari personelin motivasyonunu ne düzeyde etkilediğine dikkat çekmektir. Araştırma nicel araştırma kapsamında ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini 2021-2022 öğretim yılı Fırat Üniversitesinde görev yapmakta olan 2000 idari personel, örneklemini ise tesadüfi (random) örnekleme yöntemle seçilen 322 idari personel oluşturmuştur. Araştırmanın verileri iki ayrı ölçek aracılığı ile toplanmıştır. Bunlardan birincisi Uluçay tarafından geliştirilen ve çalışanların örgütsel imaj algılarını tespite yönelik "Örgütsel İmaj Ölçeği", ikincisi ise Kaçer tarafından idari personelin motivasyon düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik geliştirdiği "Motivasyon Ölçeği" dir. Her iki ölçeğin yapılan analiz sonucu geçerli ve güvenilir oldukları görülmüştür. SPSS 26.0 paket programı kullanılarak yapılan analizler sonucunda her iki ölçekten elde edilen puanların normal dağılım gösterdiğinden testlerde istatistiksel olarak parametrik testler kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; üniversitedeki idari personelin örgütsel imaj algı düzeyleriX=3.306 ortalamayla orta düzeyde olduğu, motivasyon algı düzeyleriX=3.231 ile orta düzeyde olduğu görülmüştür. Seçilmiş bazı demografik özelliklere göre örgütsel imaj ve motivasyon algıları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığına ilişkin yapılan analiz sonucu ise; örgütsel imaj ile boyutları ve motivasyon ile boyutları arasında cinsiyet ve hizmet süresi bağlamında anlamlı bir farklılık görülmez iken(p>0.05), unvanlarına göre yönetici personel ile daha alt düzey statüdeki personelin algıları arasında imaj ve motivasyon algıları arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür(p<0.05). Örgütsel imaj algı puanları ile motivasyon algı puanları arasında 0.76 düzeyinde pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki (korelasyon) bulunmuştur. Örgütsel imaj algısının motivasyonu ne düzeyde yordadığına ilişkin yapılan regresyon analiz sonucu, örgütsel imaj algısının motivasyonun anlamlı bir yor dayıcısı olduğu görülmüştür. Araştırma bulgularına göre, idari personelin örgütsel imaj algı düzeyleri ne kadar yüksek oranda olursa, motivasyon algı düzeyleri de o düzeyde artış göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Küreselleşmenin yerelleşmeye olan etkisinin belediyeler yönünden değerlendirilmesi

    Tülay Gündüz

    Küreselleşme kavramı pek çok anlam ifade eden kaotik bir kavramdır. Kavramın tanımı üzerinde bu nedenle uzlaşıldığı söylenemez. Ancak genel bir tanımı yapılmak istenirse, küreselleşme, dünya ölçeğindeki karşılıklı bağımlılıkları ve mübadeleleri meydana getiren, çoğaltan, yaygınlaştıran toplumsal süreçlerin çok boyutlu bir kümesi şeklinde tanımlanabilir. Küreselleşme sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarda hayatın her alanında hissedilir bir şekilde kendisini gösterirken, aynı zamanda ülke kamu yönetimlerinde paradigma değişimine giderek daha fazla etki etmektedir. Bu durum, 1980'lerle birlikte kamu yönetiminde geleneksellikten yeni kamu yönetimine bir evrimleşme ve dönüşümü de ifade etmekte, hâla da devam ede gelen süreç olma özelliğini taşımaktadır. Küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan ve liberalizmin neoliberalizme evrimleşmesi olarak da okunan yeni kamu yönetiminin temel ve belirleyici özelliği; devletin minimize edilerek iktisadi alandaki inisiyatifini özel sektöre devretmek, siyasi alandaki gücünü ise yerel aktörlerle paylaşmaktır. Diğer bir değişle küreselleşmenin getirdiği liberalizmden neoliberalizme evrimle, devlet ya da kamu yönetimi yönünden iktisadi gücünü özel sektöre, siyasi gücünü ise yerel aktörlere, yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarına, tamamı olmasa da önemli bir kısmını aktarmış olmasıdır. Küreselleşme bağlamında yaşanan bu değişim aynı zamanda kamu yönetimi yönünden yerelleşme olarak değerlendirilmektedir. Yerelleşme böylece küreselleşmeyle ilişkilendirildiğinde tezat gibi görünse de esasında kamu yönetiminin yerel birimleri olarak en alt kümesinin, kürenin en tepesine dolaylı bağlılıktan doğrudan bağlılığa terfi etmesi şeklinde de okunabilir. Ancak dünya ölçeğinde yaşanan bu değişim ve dönüşüm, tüm ülkelerde, ülkelerin kamu yönetimleri için aynı ve benzer bir şekilde gerçekleştiği hususu söylenemez. Nitekim, 1980 yılı baz alındığında, küreselleşme ve bu sürece bağlı yaşananlar gelişmiş sanayi ülkeleri yönünden sistematik bir şekilde devam ederken, diğer çokça ülke kamu yönetimleri yönünden farklı amaç ve uygulamalarına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırmada, genel olarak dünyadaki gelişim ve kamu yönetimleri üzerine etkileri yanında, özel olarak küreselleşmenin Türk kamu yönetimine yerelleşme kapsamında belediyelere olan etkisi tartışılmıştır. Literatür taramasına dayalı gerçekleştirilen bu tezin bulgularına göre; küreselleşmenin etkisiyle Batı Avrupa ülkelerinde yerelleşme, tüm yönleriyle eş zamanlı olacak şekilde önemli derecede gerçekleşirken, Türkiye yönünden önemli derecede 1980'den sonra başlayan özelleştirmelerle ile iktisadi anlamda yerelleşme sağlanmış, ancak siyasal anlamda, bu ara özellikle de belediyeler yönünden beklenen bir yerelleşme ise gerçekleşemediği kanısına varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Makine öğrenme yöntemleri ile Kahramanmaraş ilindeki trafik kazası sonuçlarının analizi ve tahmin edilmesi

    Hüseyin Bolat

    Trafik kazaları insan yaralanmaları ve ölümlerinin en büyük nedenlerindendir. Dünya üzerinde her yıl 1 milyonun üzerinde ölümlü, 50 milyona yakın yaralanmalı trafik kazası meydana gelmektedir. Bu kazalarda ortalama her 2 saniyede bir trafik kazası yaşanırken her 50 saniyede bir ölümcül kaza ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada, 2017 ile 2020 yılları arasında Kahramanmaraş il merkezi ve ilçelerinde gerçekleşen 28 adet öznitelikten oluşan 7929 adet trafik kazası WEKA aracında makine öğrenme teknikleri ile analiz edildi. Trafik kazalarının analizinde sınıflandırma, kümeleme, birliktelik kuralı ve görsel karşılaştırma yöntemleri kullanılmaktadır. Sınıflandırma yönteminde Naive Bayes, Destek Vektör Makinesi, K En Yakın Komşu, PART, AdaboostM1, J48 ve Rastgele Orman algoritmaları kullanıldı. Kümeleme yönteminde SimpleKMeans ve EM kümeleme algoritmaları kullanıldı. Birliktelik yönteminde Apriori algoritmaları kullanıldı. Sonuç olarak trafik kazalarının tahmininde sınıflandırma algoritmaların performans ölçütlerine bakıldığında karar ağaçlarından J48 algoritması en başarılı sonuçları elde ederken, NB algoritmasının başarı düzeyi kötü olmasa da diğer algoritmalara oranla daha düşük kalmıştır. Tüm yöntemlerin ortak sonucu gelecekte yaşanabilecek ölümle ve yaralanmalı potansiyel kazaların daha çok sabah saat 04:00 ile 08:00 ve akşam saat 16:00 ile 20:00 arasında, Kahramanmaraş il merkezi ve Onikişubat ilçesinde yerleşim yeri içerisinde, Göksun ilçesindeki yerleşim yeri dışındaki eğimli ve virajlı yollarda ve Pazarcık ilçesindeki yerleşim yeri dışındaki bölünmüş yollarda yaşanma riskinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca meydana gelen kazalarda sürücülerin trafik ve hız kurallarına uymadığı, trafik lambası, trafik levhası, yaya yolu, emniyet şeridi ve banket gibi yol, çevre ve güvenlik ekipmanlarının yetersiz kaldığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Diyarbakırlı bir aydın: Dr. Yusuf Azizoğlu

    Edip Özbek

    Diyarbakır'ın önemli şahsiyetlerinden biri olan Dr. Yusuf Azizoğlu 1917 yılında Diyarbakır'ın Silvan İlçesinde dünya'ya gelmiştir. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra halkına hizmet etmek için memleketi Diyarbakır'ın Silvan İlçesine gelmiş ve Silvan Belediye Hastanesi Başhekimi olarak görev yapmıştır. 1946 yılında yapılan belediye başkanlığı seçimini kazanarak Silvan Belediye Başkanı olmuştur. Burada yaptığı büyük hizmetlerle adından söz ettiren Yusuf Azizoğlu, Diyarbakır'da siyasal açıdan en saygın değerlerden biri olmuştur. 1950 yılında ülke genelinde gerçekleşen 9. Dönem milletvekili seçimlerine katılan Azizoğlu, yapılan seçim sonucunda Demokrat Parti Diyarbakır milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girmiştir. 1954 tarihinde yapılan 10. Dönem milletvekili genel seçimlerinde Demokrat Parti'den tekrar milletvekili olan Azizoğlu, daha sonra Yeni Türkiye Partisine geçerek 1961, 1965 ve 1969 yıllarında yapılan milletvekili genel seçimlerinde YTP'den Diyarbakır Milletvekili olmuştur. Mecliste çalışkanlığıyla tanınan Azizoğlu, milletvekilliği yaptığı süre boyunca çeşitli konuşmalar yapmış ve önergeler vermiştir. Yeni Türkiye Partisi'nin kurucularından biri olan Azizoğlu, bir dönem de bu partinin genel başkanlık görevini yapmıştır. İsmet İnönü başkanlığında kurulan 27. hükümetin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı görevini yapan Azizoğlu, yaptığı hizmetlerle adından söz ettirmiştir. Tıp doktoru olmasından dolayı Türkiye'deki sağlık sorunları hakkında bilgi sahibi olan Azizoğlu, Sağlık Bakanlığı döneminde özellikle halk sağlığı ile ilgili girişimlerde bulunmuştur. Bucak ve köylere sağlık ocaklarının açılmasını sağlayarak buralarda hekim bulundurma şartlarını sağlamıştır. Birçok hastane ve Sağlık Koleji'nin kurulmasını sağlamış, sağlık sigortası konusunu da meclis'te gündeme getirerek onunla ilgili çalışmalar başlatmıştır. Diyarbakırlı bir aydın ve hizmet adamı olarak tarih sayfalarında yer alan Dr. Yusuf Azizoğlu, milletvekili iken 1 Mayıs 1970 yılında Ankara'da vefat etmiştir. Bu çalışmanın hazırlanmasında başta Cumhurbaşkanlığı cumhuriyet arşivinde yer alan ana kaynaklar, TBMM Kütüphanesinde yer alan zabıt cerideleri, Ankara Milli Kütüphanede bulunan süreli yayınlar ve araştırma/inceleme eserlerden istifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dr. Yusuf Azizoğlu, Diyarbakır, Demokrat Parti, Yeni Türkiye Partisi, Milletvekili, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı