Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tau-fluvalinat'a maruz kalan Daphnia magna'da oksidatif stres düzeyinin belirlenmesi
Kübra Aydemir
Son yıllarda pestisit kullanımı ciddi oranda artmış ve bu artış pestisitlerin canlılar üzerindeki zararlı etkilerindeki artışı da beraberinde getirmiştir. Sentetik bir piretroid olan Tau-fluvalinat'ın Daphnia magna'daki oksidatif stres düzeyinin tespiti bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla canlı materyalini oluşturan D. magna örnekleri farklı konsantrasyonlar da pestisit içeren ortamlarda ile 24 ve 96 saat süre ile çalışılmıştır. Fluvalinat'ın oksidatif etkilerini belirlemek için süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), Glutatyon S-transferaz (GST) enzim aktiviteleri ve Glutatyon (GSH) ve malondialdehid (MDA) düzeyleri tespit edilmiştir. SOD aktiviteleri 24 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda azalmıştır ve 96 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda artmıştır. Bu azalma 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise SOD seviyesindeki artış ve azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). SOD aktivitesindeki değişimler farklı uygulama sürelerine göre kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). KAT düzeyleri kontrolle kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında azalmıştır. (p<0.05). Bu azalış 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05) C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise KAT seviyesindeki azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri karşılaştırıldığında ise sadece B ve C grubundaki azalış maruz kalma süresine göre anlamlı olarak bulunmuştur (p<0.05). GSH düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). GST düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır. (p<0.05). Kontrolle kıyaslandığında 96 saat sonrasında tüm gruplarda artmıştır. Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). MDA düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). Enzim aktivitelerinin farklı konsantrasyon ve farklı uygulama sürelerine bağlı olarak değişim gösterdiği saptanmıştır. Tau-fluvalinat'a karşı D. magna dokularında SOD, KAT ve GST enzimleri ile GSH ve MDA düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Bir şehrin markalaşması ve pazarlama süreci Çankırı ili örneği
Murat Göktepe
Şehirler; yerleşim yerleri olmalarının yanı sıra toplumların yaşam biçimini de şekil vermişler ve günümüzde önemlerini fazlasıyla arttırmışlardır. Şehir yöneticilerinin ilk amaçları; daha fazla yaşam, iş alanına sahip olmak, daha çok gelir elde ederek refah düzeyini daha da yükseltmek olmuştur. Bir şehrin refah düzeyini yükselterek, daha yaşanılır bir şehir haline getirebilmek demek; daha fazla üretici, yatırımcı, ziyaretçi ve yerleşimci anlamına gelmektedir. Mevcut zaman içerisinde şehirler; dünya üzerindeki diğer şehirlerle, kendilerini rekabet eder durumda bulmaktadırlar. Şehirler küresel rekabet sebebiyle turizm gelirlerini artırmak, , nitelikli insanları şehirde yaşamaya teşvik etmek, yatırımcıları şehre çekmek gibi hedeflere erişebilmek için, pazarlama-markalama teknik ve yöntemlerini benimsemeye ve kullanmaya başlamışlardır. Bu araştırma; Çankırı'ya farklı illerden öğrenime gelen öğrencilerin, Çankırı ilinin şehir markası ve imajının, farklı bakış açısıyla incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kentin marka ve imajının öğrencilerin betimsel özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını öğrenmek de araştırmanın bir diğer amacıdır. Belirlenen bu hedef doğrultusunda oluşturulan anket formları; Çankırı'da eğitim öğretim veren Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde 2020-2021 eğitim öğretim yılında, eğitim öğretim gören fakat memleketi ve ikameti Çankırı dışından olan 370 öğrenci dâhilinde gerçekleştirilmiştir. Anketten elde edilen verilerin analiz edilmiştir. Öğrencilerin betimleyici özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde analizi, Çankırı ilinin imajı ve şehir markasına ilişkin algılarını belirlemek için standart sapma ve ortalama istatistikleri kullanılmıştır. Hipotezlerin test aşamasında t testi, tek yönlü ANOVA ve Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; Çankırı kentinin marka ve imajı öğrencilere göre orta düzeyde (kararsız), Çankırı kentini en çok temsil eden kavramlar; Çankırı'nın tarım şehri olduğu, sonrasında ise iş ve ticaret şehri ile yaşanabilir şehir olmasıdır. Çankırı denilince akla gelen ilk üç kelime ise; kaya tuzu, Ilgaz Dağı ve yaran kültürü olmuştur. Öğrencilerin cinsiyetlerine ve Çankırı hakkındaki bilgilerinin kaynaklarına göre şehir markası ve imajı algılarında değişiklik olmayıp, yaşlarına, Çankırı'da yaşama sürelerine ve ailelerinin ikamet ettikleri bölgelere göre Çankırı ilinin şehir markası ve imajı algılarında farklılıklar olduğu görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Evaluation of physician-patient communication in terms of quality and factors affecting communication in healthcare organizations
Gülşah Bulut
Hekim ve hasta arasındaki iletişim hasta bakımının çok önemli bir bileşenidir. İyi bir hekim-hasta iletişimi, artan hasta memnuniyeti, gelişmiş hekim-hasta ilişkisi, azaltılmış riskler ve davalar gibi sağlık sonuçlarının çeşitli yönleri üzerinde birçok olumlu etkiye sahiptir. Halk arasında tıp mesleğine olan güvensizliğin artması, artan şikayetler, hekimlere yönelik yanlış uygulama iddiaları ve doktorlar ile hastalar arasındaki çatışma vakaları, iyi bir hekim-hasta iletişiminin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Elazığ il merkezindeki kamu hastanelerinde çalışan hekim ile hasta arasındaki iletişimin niteliğini ortaya koymak, iletişimi etkileyen faktörleri saptamak ve çözüm önerileri sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda bu çalışmanın örneklemi, Elazığ il merkezinde bulunan kamu hastanelerinde çalışan 127 doktor ve 255 hasta bireylerle sınırlandırılmıştır. Bu araştırmada hekim ve hastalara yönelik olarak, İş (2019) tarafından geliştirilen ''Hekim-Hasta İletişimi anketi'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, hekimlerin %27'si hasta ile iletişim kurarken zorlandığını, %32.2'sinin hasta ve hekim arasındaki iletişimin yeterli olmadığını, %44.1'inin hasta ile iletişim kurarken olumsuzluk yaşayacağını düşündüğünü, %60'i hekimlerin içinde bulunduğu ortamın hasta ve hasta yakınları tarafında anlaşılmadığını, %76.2'sinin hasta ve hasta yakınları tarafından haksız yere suçlandığını, %42.5'inin ekonomik şartlardan dolayı iletişim problemleri yaşadıklarını, %83.4'ünün hasta ile iletişim kurmada çalışma ortamının engel olduğunu ve %50.3'ünün ise iletişimle ilgili seminer ve konferansın düzenlenmediğini belirtmişlerdir. Hastaların %73.0'ının hekimlerin isimle hitap etmesinin iletişim açısından önemli olduğunu, %32.1'i hekimlerin hastalarla etkili bir iletişim kurmadıklarını, %27.1'i hekimlere anlaşılır bir dille konuşmadıklarını, %14.5'inin hekimlere karşı olumsuz bir düşünceye sahip olduklarını, %52.9'u hekimlerin bazı hastalara ayrıcalıklı davrandıklarını, %22.8'i hekimlerin hastalarına karşı iyi davranmadığını belirtirken, %37.2'si hekimlerin tedavi süreci hakkında yeterli bilgi vermedikleri, %22'si hekimlerin hastalarla karşı yeterli saygıyı göstermediklerini, %24,3'ü hekimlerin hastalara değer vermediğini, %26,3'ü hekimlerin hastalara karşı güler yüzlü olmadığını, %45.6'sı ise hekim muayeneleri için ayrılan süreyi yeterli bulmadıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak hekim-hasta ilişkisinde çift yönlü bir iletişimin olduğu, hasta açısından hekimlerden, hastaya ilgi, güven, zaman ayırma, bilgilendirme ve iyi bir iletişim becerisi beklediklerini, hekimler açısından ise hasta ve hasta yakınlarından hastalığı iyileştirme sürecinin uzun ve kapsamlı bir süreç olduğunu ancak zaman ve imkanlarla sağlanabilirliğinin bilinmesi gerekliliğini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hasta, Hekim, İletişim, İletişim Engelleyen Faktörler
- Doktora TeziAçık Erişim2022Van gölü inci kefali (Alburnus tarichi Güldenstädt, 1814)'nin hidroakustik izleme modelinin oluşturulması ve stok analizi
Ferhat Demirol
Çalışma kapsamında Van Gölü ticari balıkçılığına ait son 4 yılın balıkçılığa bağlı ve balıkçılıktan bağımsız verileri toplanmış ve 2020 yılının Ekim ayında Van Gölü'nde ilk kez uygulanan ve gölün tamamının tarandığı kapsamlı bir hidroakustik sörvey gerçekleştirilmiştir. Akustik verilerin toplanmasında 1 adet splitbeam transduser (Simrad ES 120-7C) ile donatılmış 120 kHz frekanslı Simrad EY60 marka taşınabilir bilimsel yankısayar (echosounder) kullanılmıştır. Sörvey deseni, aralarındaki mesafenin 2,28 nmi olduğu toplam 25 paralel hat şeklindedir. 10 gün süren sörvey esnasında toplam 540 nmi'lik akustik veri toplanmıştır. Hidroakustik sörveyin paralelinde gölde EN 14757 standardı galsama ağlarıyla biyolojik örneklemeler de yapılmıştır. Örneklenen balıkların total boyları; 7,5-25,5 cm, akustik hedef büyüklükleri (TS); -60,54 ile -46,92 dB aralığındadır. Ortalama toplam boy= 18,12 cm, ortalama vücut ağırlığı= 50,93 g ve ortalama TS= -49,99 dB olarak hesaplanmıştır. Sohbahar mevsiminde balıkların Erciş bölgesini neredeyse tamamen terk etmiş oldukları, Van Körfezi, Tatvan Baseni ve Adilcevaz-Ahlat bölgelerinde yoğun olarak bulundukları tespit edilmiştir. Balıkların vertikal dağılımını göldeki sıcaklık tabakalaşmasının doğrudan etkilediği ve buna bağlı olarak inci kefali sürülerinin sonbahar mevsimi itibariyle termoklinin hemen üzerinde bulundukları (18-25 m) ve daha derine inmedikleri gözlemlenmiştir. Gölde toplanan akustik verilerin analizinde, "batimetrik" ve "Geoİstatistiksel" olmak üzere iki farklı yaklaşım kullanılarak balık biyokütlesi hesaplanmıştır. Van Gölü'ndeki inci kefali biyokütlesi batimetrik yaklaşıma göre 17.513 ton; Geoİstatistiksel yaklaşıma göre ise 16.200 ton olmak üzere birbirine oldukça yakın bulunmuştur. Hidroakustik metodun yanında stok değerlendirmede "Yaşa dayalı kohort analizi" metodu kullanılmış olup göldeki toplam balık miktarı yaklaşık 579 milyon adet, biyokütle ise 21.919 ton olarak tahmin edilmiştir. Populasyon için balıkçılık ölüm oranı (F) 0,38; toplam ölüm oranı (Z); 0,58 ve sömürülme oranı (E); 0,657 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü inci kefali popülasyonunun %54,6 dişi, %45,4 erkek bireylerden oluştuğu ve ♀:♂ oranının 1,20:1 olduğu hesaplanmıştır. Popülasyonun 0 ile 7 yaş aralığındaki bireylerden oluştuğu tespit edilmiş olup yaş sınıflarının ortalama total boyları 0 yaş gurubundan başlamak üzere sırasıyla: 7,95; 14,37; 18,92; 21,96; 23,14; 23,97; 24,65; 25,60 cm ortalama ağırlıkları ise yine sırasıyla: 3,38; 22,37; 54,98; 89,07; 105,87; 120,42; 132,02 ve 154,75 g olarak hesaplanmıştır. Total-boy ile ağırlık arasındaki ilişki incelenmiş olup aralarında W= 0,0033TL3,3044 şeklinde üssel bir ilişki olduğu hesaplanmıştır ve bu ilişkiye ait regresyon katsayısı (R2); 0,969 olarak bulunmuştur. Populasyonun geneli için Fulton kondisyon faktörü; 0,790, L∞; 25,9937 cm, Kbrody; 0,4674 yıl-1, t0; -0,7713 yıl, W∞; 156,1708 g; Von Bertalanffy boyca büyüme denklemi Lt=25,9937[1-e(-0,4674(t+0,7713))]; ağırlıkça büyüme denklemi ise Wt= 156,244[1-e(-0,4674(t+0,7713))]3,3044 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü'nde aktif olarak 118 teknenin avcılık yaptığı ve tekne başına ortalama 3500-4500 m uzatma ağı kullanıldığı hesaplanmıştır. Tekne başına sezonluk ortalama 45,8 ton balık avlandığı, toplamda ise son 4 sezonun (2017-2021) ortalaması olarak yıllık 5400 ton balık avlandığı belirlenmiştir. İleriye dönük öngörülerin oluşturulmasında "Yaşa dayalı Thompson ve Bell" modeli kullanılarak yapılan analizde gölde en yüksek ürünü av gücünü %40 oranında azaltarak almanın mümkün olduğu görülse de mevcut filo ve av araçlarıyla 0 ve I yaş kohortlarının tamamen, II yaş kohortunun ise kısmen sömürülmüyor olması nedeniyle stokun aşırı avlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Covid-19 salgınının tüketici satın alma davranışı üzerine etkisinin incelenmesi: Perakende sektöründe bir uygulama
Serap Sabancı
Covid-19 pandemisi genel olarak hayvan kaynaklı olduğu bilinen koronavirüsü grubunun mutasyon geçirerek ölümcül/bulaşıcı hal alması olarak ifade edilmektedir. 21. Yüzyılda bu koronavirüs ailesinin farklı mutasyonları sonucu MERS-CoV ve SARS-CoV gibi vakaları bilinmektedir. Mevcut çalışmanın ana amacı yerel bir marketten COVİD-19 pandemisi öncesi ve sonrası 16 günlük farklı ürün gruplarında müşteri memnuniyetin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu nedenle Covid-19 vakası öncesi ve sonrası 16 günlük ürün gruplarının toplam dağılımı müşteri başına kg/adet bazında değerlendirilmesi tek yönlü varyans analizi kullanılmış ve güven aralığı %95 olarak alınmıştır. Covid 19 vakası ilan edildikten sonra müşteri 16 gün önce toplam müşteri sayısı 70360 adet iken vakanın duyurulduğu tarih itibari ile 16 günlük toplam müşteri sayısı toplam 34507 adet olarak tespit edilmiştir. Özellikle farklı ürün grupları için pandemi sonrası genel dağılım azaldığı belirlense de genellikle pandemi duyurulmasından sonra kişi başına düşen kg/adet bazında ciddi artışlar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca pandemi öncesi ve sonrası tüm ürün grupları için hem toplamda hem kişi başına kg/adet bazında istatistiksel olarak farklı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak farklı ürün grupları için müşteri talebi Covid 19 pandemisine bağlı olarak değiştiği belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gökçe Avcu
Bu çalışmanın amacı, spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim-öğretim yılı Elazığ Kaya Karakaya Spor Lisesi öğrencileri (n=217) ve araştırmanın örneklemini ise bu lise içerisinde herhangi bir spor branşı ile aktif olarak ilgilenen gönüllü öğrenciler (n=126) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği ve On Maddeli Kişilik Ölçeği olmak üzere iki farklı ölçek kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyete göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin Dışa Dönüklük alt boyutunda erkekler lehine anlamlı farklılık tespit edilmiş (p<.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Katılımcıların spor türüne göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiş (p>.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin Sosyal Normlara Uyum ve Kurallar ve Yönetime Saygı alt boyutlarında bireysel spor yapanlar lehine anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<.05). Katılımcıların aile eğitim düzeyine göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Katılımcıların yaşa göre On Maddeli Kişilik Ölçeği'nin Sorumluluk alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilmiş (p<.05) ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği'nin hiçbir alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilememiştir (p>.05). Sonuç olarak, spor lisesi öğrencilerinin kişilik özellikleri ve sportmenlik yönelimleri üzerinde cinsiyet, yaş ve spor türünün etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca spor lisesi öğrencilerinin kişilik özelliklerinin orta ve yüksek düzey olduğu, sportmenlik yönelim düzeylerinin yüksek olduğu ve kişilik özellikleri ile sportmenlik yönelimleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tunceli ilindeki alabalıklarda plazmit kaynaklı kolistin direnç genlerinin multipleks polimeraz zincir reaksiyonu ile saptanması
Esra Toprak
Antimikrobiyal direnç (AMR) küresel bir sağlık sorunudur. Su ekosistemleri AMR`nin yayılmasında ideal bir ortam sağlayabilir. Balık çiftliklerinde terapötik ajanlar olarak yeme ilave edilen antimikrobiyaller su içerisine eklenmektedir. Antibiyotik kalıntıları aquatik ortamlarda kalmakta ve bu atık sular akarsulara karışarak üretim tesislerine taşınabilmekte ve direnç genleri o ortamda bulunan bakterilere aktarılabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de su ürünlerinin antimikrobiyal dirençliliğinin belirlenmesi konusunda yeterli bir çalışma olmamakla birlikte yapılan çalışmalarda sınırlıdır. Bu çalışmada; Tunceli ili Pertek, Çemişgezek, Ovacık, Mazgirt ilçelerindeki ağ kafes ve beton havuzlarda Gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliği yapılan 16 tesisden Haziran, Temmuz, Aralık ayları süresince temin edilen 200 adet yavru veya ergin Gökkuşağı alabalıklarının bağırsak, deri ve solungaç kısımlarından alınan 600 adet numune ve 64 adet su örneğinden konvansiyonel yöntemlerle bakteri izolasyonu ve bakterilerin Matriks Aracılı Lazer Desorbsiyon İyonizasyon-Uçuş Zamanlı-Kütle Spektrometresi (MALDI-TOF MS) analiziyle identifikasyonunu gerçekleştirilmesi, identifiye edilen enterobacteria familyasına ait bakterileri türlerinden ekstrakte edilmiş DNA kullanılarak multipleks PZR yöntemiyle mcr gen varlığınının ortaya konulması, bu familyaya ait bakteri izolatlarının kolistin minimum inhibitör (MİK) konsantrasyonununun sıvı mikrodilüsyon ve antimikrobiyal duyarlılıklarının Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemleriyle tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada; MALDI-TOF MS analiziyle Moraxellaceae, Enterococcaceae, Vibrionaceae, Comamonadaceae, Pseudomonas, Staphylococcaceae, Pseudomonadaceae ve Enterobacteriaceae olmak üzere 8 bakteri familyasına ait ağ kafeslerden 290 (% 59,67), beton havuzlardan ise 196 (% 40,33) olmak üzere toplamda 486 adet bakteri identifikasyonu gerçekleştirildi. 114 adet numunede ise bakteri üremesi görülmedi. Multipleks PZR metoduyla enterobacteria familyasına ait bakterilerde mcr geni tespit edilemedi. MİK konsantrasyonu sıvı mikrodilüsyon testi sonucunda MİK değerinin 2'den küçük olarak bulunmasıyla kolistin duyarlılığı ortaya konuldu. Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemiyle belirlenen antimikrobiyal duyarlıklar sonucunda enterobacteria familyasına ait izolatların kinolon grubu antibiyotiklere karşı direnç geliştirdikleri saptandı. Ülkemizde ve Doğu Anadolu havzasında E. coli, Enterobacter ve Salmonella türlerini içeren enterobacterales'lerde kolistin direnç gen varlığının ilk olarak belirlenmeye çalışılacak olması projenin özgün yönünü ortaya koymaktadır. Konvansiyonel ve moleküler tanımlama yöntemleri ile kıyaslanacak olursa MALDI-TOF MS örnek başı maliyeti ve tanımlama için geçen süre yönünden çok daha etkin görülmektedir. Özellikle enterobacteria familyasına ait bakterilerin tiplendirilmesinde % 100 sonuç alınabilen MALDI-TOF MS analizi moleküler çalışmalarda öne çıkmıştır. Tunceli ilinin Mazgirt, Çemişgezek, Ovacık ve Pertek ilçelerindeki gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliği yapılan işletmeleri kapsayan çalışmamızda plazmid aracılı kolistin direnç potansiyelini ve tehlikesini ortaya koyarak ülkemizin antimikrobiyal direnç önleme stratejilerine katkı sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Antimikrobiyal dirençlilik, Escherichia coli, Kolistin, Multipleks PZR, MALDI-TOF MS Analizi
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Öğretmenlerin sosyal medyadaki benlik sunumları üzerine dramaturjik bir araştırma
Alaattin Uras
Yeni iletişim teknolojilerinin geliştirilmesiyle ortaya çıkan sosyal medya, gündelik yaşamın bir parçası olarak tek yönlü iletişimi değiştirmiş, iletişime katılan herkesin mesaj oluşturup paylaşabildiği zamandan ve mekândan bağımsız yeni bir iletişim biçimi ortaya çıkarmıştır. Geleneksel medyanın tek yönlü iletişimini ortadan kaldıran yeni iletişim teknolojileri; bireylerin, sosyal ağ sitelerinde kendilerine ait profil oluşturarak etkileşime girdiği, hayatlarında olan biteni takipçileriyle paylaşabildikleri bir medya evreni oluşturmuştur. Günümüzde sosyal medya platformları diğerleriyle sıklıkla etkileşim kurmanın bir yolu haline gelmiştir. Özellikle sosyal medya araçlarının çoğunda bireysel mesaj atma özelliği kişilerarası kurulan etkileşimi kolaylaştırmış, sosyalleşmeyi arttırmıştır. Bununla birlikte yeni medya evreninde bireyler, topluluklar oluşturarak etki alanları üretme, kamusal meseleler hakkında görüş paylaşma, belirli temalar, beceriler ve ürünler hakkında bilgi vermek gibi takipçiler üzerinde beğeni ve etki oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışma için sosyal medya platformu İnstagram'da geniş takipçi ve etki alanına sahip öğretmen hesaplarının sosyal medyada kendilerini nasıl göstermeye çalıştıklarına odaklanarak öğretmenlerin sahip oldukları çeşitli özellik, beceri ve niteliklerine ait işaretleri nasıl kullandıkları araştırılmıştır. Bunun için Erving Goffman'ın dramaturji kuramından yararlanılmıştır. Goffman, çalışmalarında ve kuramında insanlar arasında meydana gelen etkileşimleri açıklamaya girişerek insanların kasıtlı ya da kasıtsız bir şekilde benlik sunumu yaptıklarını belirtir. Bireylerin kendilerine ait bilgileri ve durumları kontrol ettiklerini gözlemlemiş ve toplum içinde bireylerin hareketlerini tiyatroya ait kavramlarla açıklamıştır. Goffman'ın insanları toplum içinde bir sahnedeymiş gibi hareket ederler yani bir performans sergilerler. Bu çalışma da sosyal medyadaki etkileşimlerin Goffman'ın dramaturji kuramıyla açıklanabileceğini gösteren bir araştırmadan oluşmaktadır. Bunun için İnstagram'da yer alan 5 öğretmen hesabından 2021 yılı boyunca paylaşılan görsel ve metinsel 609 gönderi içerik analizi tekniğiyle oluşturulmuş Benlik Sunumu Kodlama Cetveline göre incelenmiştir. Elde edilen verilerin frekans ve yüzde değerleri tablolaştırılmış ve analiz edilmiştir. Bununla birlikte öğretmen hesaplarından çekilen 15 içerik de Goffman'ın standart ifade donanımları etrafında öğretmenlerin kullandıkları benlik sunumu taktikleri örneklenmiştir. Bulgulara göre incelenen hesaplarda yapılan paylaşımlar öğretmenlik statüsünü yansıtan izlenimin verilmesi ve bu izlenimin takipçiler üzerinde ki etkisinin sürdürülmesi üzerine kurulmuştur. Sonuç olarak bu araştırmada sosyal medya platformu İnstagram'ın, öğretmenlerin rollerine ve yansıtmaya çalıştıkları kişisel özelliklere uygun performans sergiledikleri sahne olarak işlediği görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tasarım parametreleri değişkenliği ile farklı hesap yöntemlerinin taşıma gücüne etkisi
Kevser Keser
Geoteknik mühendisliğinin temel amacı, yapıların inşasında katmanların fiziksel ve mekanik olarak incelenmesidir. Bu nedenle yapılara temel atılırken farklı yöntemlerle zemin analizleri yapılmaktadır. Zeminin taşıma gücünün belirlenmesi, zemine uygulanacak yükün doğru bir şekilde hesaplanması sonucunda ulaşılmaktadır. Zeminde oluşabilecek gerilmeler, güvenlik sınırı içerisinde olması büyük önem arz etmektedir. Zeminin güvenlik sınırları içerisinde taşıyabileceği yükün hesaplanması işi bu nedenle çok önemlidir. Zeminin taşıma kapasitesi sadece üzerine inşa edilen yapıların yükünü taşımak için tasarlanmamıştır. Toprağın rolü, toprağa sonradan eklenen ek yapıların yüküne dayanması toprağın taşıma gücünü etkilemektedir. Tahmin edilebileceği gibi, özellikle yüksek binaların zemin katlarında ve/veya bodrum katlarında kolon ve kiriş sayılarının azaltılması gibi uygulanamayan önlemlerin sonuçlarının oldukça zor olması beklenmektedir. Bir bina temelinin taşıma gücü kavramını incelerken iki önemli parametre dikkate alınmalıdır. Bunlardan ilki yük kapasitesi limiti, ikincisi ise izin verilen yerleşim miktarıdır. Yapının inşası sırasında yüklenen toprak ortamında sıkışma (oturma) meydana gelir. Oturmaların tamamlanma süresi ve toplam sayısı, katman kategorilerine ve yük tipine bağlıdır. Temel, üst yapı yüklerini taşıyıcı zemin tabakalarına aktarırken zeminde aşırı gerilmeye sebep olmamalıdır. Bu sebeple emniyetli temel tasarımında uygun bir güvenlik sayısı uygulanmalıdır. Geoteknik Mühendisliğinde, çeşitli üst yapı yüklerini güvenli şekilde zemine aktaran temellerin tasarımı son derece önemlidir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için, zemin özelliklerinin derinlemesine incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada taşıma gücü, farklı taşıma gücü yöntemleri ile tasarım parametrelerindeki ve zemindeki arazi çalışması sırasında oluşan belirsizlikler hesaba katılarak incelenecektir. TBDY-2018'de tasarım taşıma gücünün belirlenmesi için önerilen Temel Taşıma Gücü Dayanım katsayısı değeri uygulanmaktadır. Eurocode 8 de, bu katsayıya ilave olarak tasarım parametrelerinde de belirlenen katsayılar ile azaltma yapılmaktadır. Bu çalışmada, TBDY-2018'de önerilen katsayının uygunluğu ve ilave bir azaltmanın gerekli olup olmadığı araştırılacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Yüksek entropili Co20Cr20Fe20Ni20Mn20 alaşımının çift fazlı yüksek entropili Fe50Mn30Co10Cr10 alaşımıyla farklılıklarının mekanik ve mikro yapı özellikleri açısından incelenmesi
Aziz Malkoç
Bu çalışmada yüksek entropili alaşımla, yüksek demir ve Mn içerikli çift fazlı yüksek entropili alaşımın yapısal ve mekanik özelliklerini kıyaslayarak bu alaşımlara nadir toprak element olan Erbiyumun (Er) az oranda ilavesinin etkileri tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında %99 saflıkta metal tozları temin edilerek 30gr olacak şekilde tozlar atomik ve kütlesel olarak oranlanarak hazırlandı. Tozların homojen bir şekilde karışımı sağlanarak, 6 ton basınç altında 10 gramlık bloklar halinde preslenerek ark ergitme işlemine hazır hale getirilmiştir. Vakum altında ark ergitme işlemine tabi tutulan 4 farklı bileşimdeki numuneler SEM, EDS, XRD ve mikro sertlik testleri için küçük metalografik numunelere dönüştürülerek çalışmanın analiz ve görüntüleme kısmına geçilmiştir. Farklı büyütmelerde aldığımız Sem görüntüleri ve bu görüntülerden tespit ettiğimiz farklı yapılardan aldığımız EDS analizleri ve XRD analizleri çalışmanın metalografik olarak farklılıklarını ortaya koymuştur. Numunelerin mekanik olarak değerlendirmek için yaptığımız mikro sertlik ve aşınma testleriyle de çift fazlı yüksek entropili alaşımın (A2) yüksek entropili alaşıma (A1) göre daha sert ve daha az aşındığı, bu alaşımlara Erbiyum elementinin fazla bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Numunelere uygulanan ısıl işlemin ise metalografik yapıyı iyileştirdiği fakat mekanik açıdan olumsuz etki sağladığı görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Fe-Si-B alaşımına ilave edilen Ni-Co-cr elementlerinin mekanik ve mikro yapı özelliklerine etkisinin araştırılması
Fatih Taşar
Fe-Si-B Amorf alaşımlar, cama benzeyen şekilde alaşım oluşturmasından dolayı ticari ismi metalik cam olarak tanımlanır. Toz metalurjusi yöntemiyle, bor, silisyum elementleri ile demir tozları belirli oranlarda alaşımlandırılarak Fe-Si-B Alaşımlı Amorf Metalik Camlar üretilmekte ve çeşitli alaşım tozları katkılarıyla endüstride kullanım yeri bulmaktadır. Malzemenin üretim tekniği ve malzemenin bileşenleri, iç yapıyı ve özelliklerini etkilediği ortaya konulmuştur. Bunun sonucunda daha üstün özelliklere sahip malzeme üretmek için farklı üretim teknikleri ve farklı elementlerin değişik oranlarda kullanılması üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Mühendislikte komponentler inşa etmek için, metalik cam şeritler kumaş olarak dokunabilmekte, boru yapımında örülebilmekte, silindir yapımında sarılabilmekte ve levha yapımında yaprak yaprak biçimlendirilebilmektedir. Yapısal uygulamalar yüksek dayanıklılıkta kontrol kablolarını, elektrik ve optik kabloların blandajlarını, basınçlı kapları, roket gövdelerini, magnetik zırhlama malzemelerini kapsamaktadır. Krom esaslı camlar, korozyona karşı dayanıklı olmaları sebebiyle, denizcilik ve biyotıp alanlarındaki kullanımları bakımından caziptirler. Askeri sistemlerdeki cihazların kabloları, kimyasal filtreler ve reaksiyon kapları, elektrodlar, jiletler, bistüriler ve daha pek çoğu sayılabilir. Yapılan bu çalışmada, Fe-Si-B amorf metalik cam alaşımına Ni-Co-Cr alaşımları toz metalurjusi yöntemiyle belirli oranda ilave edilerek vakumlu art melting yöntemiyle imal edilen 8 adet numunenin (4 adeti ısıl işlemli ve 4 adeti normal) mikro sertliğinin alınması, aşınma deneyi, XRD, SEM ve EDS analizlerinin yapılması ve mikro yapı özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda mekanik özelliklerinde ve yapısal özelliklerindeki farklılıklar kıyaslanarak kullanılan alaşım elementinin malzemenin temel özelliklerini çok farklı seviyelerde değiştirdiği tespit edilmiştir. Daha farklı alaşım elementleri kullanılarak veya kullanıla nalaşım element oranları değiştirilerek yapılacak çalışmaların Fe-Si-B amorf metalik camlarının karakteristiklerini belirlemekte ışık tutacağı düşünülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Farklı su sıcaklıklarında gül ağacı (aniba rosaeodora) esansiyel yağının ve 2-fenoksietanolün japon balığı (Carassius auratus) üzerindeki anestezik etkileri
Barış Şahin
Bu tez çalışmasında, Japon balıklarında (Carassius auratus) gül ağacı (Aniba rosaeodora) esansiyel yağının ve 2-fenoksietanolün farklı su sıcaklıklarında anestezik etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. 14°C ve 20°C su sıcaklıklarında anestezik denemeler gerçekleştirilmiştir. Gülağacı esansiyel yağı (ArEO) için 250, 300 ve 350 µl/lt, 2-fenoksietanol (2-PE) için 600, 700 ve 800 µl/lt konsantrasyonlar denenmiştir. Derin anestezi (AD) ve tam iyileşme (RF) birlikte dikkate alındığında 14°C su sıcaklığında ideal ArEO konsantrasyonu 300 µl/lt, 20°C su sıcaklığında ise 250 µl/lt olarak belirlenmiştir. 2-PE için her iki su sıcaklığında da ideal konsantrasyon 800 µl/lt olarak tespit edilmiştir. ArEO ve 2-PE konsantrasyonları arttıkça AD süreleri kısalmış, RF süreleri ise uzamıştır. Anestezik ajanların konsantrasyonları indüksiyon süreleri ile negatif, iyileşme süreleri ile pozitif korelasyon göstermiştir. 14ºC su sıcaklığında ArEO anestezik ajanında AD ve RF süreleri arasında zayıf negatif bir ilişki (R2=0,3093), 20ºC su sıcaklığında AD ve RF süreleri arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (R2=0,5833). 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında 2-PE anestezik maddesinde AD ve RF süreleri arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla, R2=0,5092 ve R2=0,6357). ArEO AD süreleri ve ArEO konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli negatif bir ilişki (sırasıyla, R2=0,9937 ve R2=0,9615) vardır. 2-PE AD süreleri ve 2-PE konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli negatif bir ilişki (sırasıyla, R2=0,9982 ve R2=0,9996) bulunmuştur. ArEO RF süreleri ve ArEO konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli pozitif ilişki (sırasıyla, R2=0,9941 ve R2=0,8157) vardır. 2-PE RF süreleri ve 2-PE konsantrasyonları arasında 14ºC ve 20ºC su sıcaklıklarında kuvvetli pozitif ilişki (sırasıyla, R2=0,9435 ve R2=0,9807) bulunmuştur. Artan su sıcaklığının bir sonucu olarak her iki anestezik maddede anestezi ve iyileşme sürelerinin kısaldığı görülmüştür. ArEO ve 2-PE için indüksiyon ve iyileşme sürelerinde su sıcaklığı ve anestezik konsantrasyon interaksiyonu önemli bulunmuştur. Japon balıkları üzerinde ArEO ve 2-PE anesteziklerinin herhangi bir yan etkisi gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak, ArEO anestezik ajan özelliklerini her iki su sıcaklığında da Japon balığında sağlamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Neodimyum ile katkılanmış polimer kompozit sentezi ve boyar madde giderimi için kullanılması
Ferhat Demir
Bu çalışmada ilk olarak, serbest radikalik in-sitü polimerizasyon yöntemi ile hidrojel özellik gösteren yeni bir adsorbent olarak kullanılan poli(Aam-co-N-VI)/Nd polimeri sentezlendi. Bu polimerin atıksulardan brilliant yellowu giderim performansı araştırılmıştır. Hidrojelin yapı aydınlatması fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR) ile gerçekleştirildi. Adsorbentin yüzey morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDX) metodu ile atomik ve moleküler yapısı X-ışını kırınımı spektrumu (XRD) ile araştırıldı. Brilliant yellow adsorpsiyon verimliliği adsorbent madde miktarı, başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu, sıcaklık ve temas süresi gibi değişkenler araştırılarak kesikli sistemde incelenmiştir. En yüksek adsorpsiyon kapasitesi 150 mg/L başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu, 0,08 g/100 mL poli (Aam-co-N-VI)/Nd dozajı, çözeltinin doğal pH'ında (9,45) ve 45 °C sıcaklıkta 183,68 mg/g olarak elde edilmiştir. Adsorpsiyon prosesi Langmuir izotermi ve hız belirleme basamaklarından biri olarak iç difüzyon ile birlikte yalancı ikinci mertebe kinetiğini takip etmiştir. Adsorpsiyon prosesinin endootermik ve kendiliğinden olduğu bulunmuştur. Adsorpsiyon prosesi üzerine seçilen parametrelerin etkileşim etkilerini belirlemek ve prosesin adsorpsiyon verimini optimize etmek için yanıt yüzey yöntemi (YYY)'nde bulunan merkezi kompozit tasarım (MKT) kullanılmıştır. Merkezi kompozit tasarım-yanıt yüzey yöntemine (MKT-YYY) dayalı ANOVA analizi, ikinci dereceden model tahmini ile deneysel değerler arasında iyi bir uyum olduğunu göstermiştir ve bunun sonucunda 0,9350'lik R2 değeri elde edilmiştir. Design-Expert yazılımı ile yapılan sayısal optimizasyon sonuçlarına göre, maksimum giderim verimi, 0,08 g/100 mL poli(Aam-co-N-Vl)/Nd miktarı, 81,68 mg/L başlangıç brilliant yellow konsantrasyonu ve 61,73 dk'lık reaksiyon süresi için %99,13 olarak bulunmuştur. Elde edilen deneysel sonuçlar, poli(Aam-co-N-VI)/Nd hidrojelinin sulu ortamdan brilliant yellow boyasını yüksek oranda uzaklaştırmada etkili olduğunu göstermiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Tunceli organize sanayi bölgesi atıksularının elektrokoagülasyon prosesi ile arıtılabilirliğinin incelenmesi
Ecem Oral
Bu çalışmada, Tunceli Organize Sanayi Bölgesi (OSB) atıksularının elektrokoagülasyon prosesi ile arıtılması araştırılmıştır. Araştırmanın temel amacı, elektrokoagülasyon sürecinde en yüksek kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve renk giderim verimlerinin sağlandığı optimum ortam koşullarını belirlemek ve aynı zamanda işletme maliyetini minimize etmektir. Çalışmada, akım yoğunluğu, elektrotlar arası mesafe ve reaksiyon süresi olmak üzere üç bağımsız parametrenin, KOİ ve renk giderimi ile işletme maliyeti üzerindeki etkileri Yanıt Yüzey Yöntemi (YYY) esaslı Merkezi Kompozit Tasarım (MKT) kullanılarak değerlendirilmiştir. Deneysel çalışmalar Design Expert 7.0 yazılımı ile tasarlanmış ve analiz edilmiştir. Modelleme sonuçları, KOİ, renk giderimi ve işletme maliyeti için geliştirilen ikinci dereceden (kuadratik) modellerin istatistiksel olarak anlamlı ve güvenilir olduğunu ortaya koymuştur. Korelasyon katsayıları (R²) sırasıyla 0.9425 (KOİ giderimi), 0.9255 (renk giderimi) ve 0.9899 (işletme maliyeti) olarak bulunmuş, bu da deneysel veriler ile model tahminleri arasında güçlü bir uyum olduğunu göstermiştir. Optimizasyon çalışmaları sonucunda; KOİ giderimi için optimum koşullar 19.86 mA/cm² akım yoğunluğu, 4.84 cm elektrotlar arası mesafe ve 79.49 dakika reaksiyon süresi olarak belirlenmiş ve bu koşullarda %68.07 KOİ giderimi sağlanmıştır. Renk giderimi için optimum koşullar 5.41 mA/cm² akım yoğunluğu, 5.15 cm elektrotlar arası mesafe ve 68.47 dakika reaksiyon süresi ile %99.93 renk giderimi elde edilmiştir. Minimum işletme maliyeti ise 6.82 mA/cm² akım yoğunluğu, 2,58 cm elektrotlar arası mesafe ve 10.29 dakika reaksiyon süresi altında 0,098 USD/m³ olarak bulunmuştur. Ayrıca, %68.07 KOİ giderimi sağlanan ortam şartlarında %98.35'lük bir renk giderimi ve 0.125 USD/m³'lük işletme maliyeti elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, elektrokoagülasyon yönteminin uygun parametrelerle optimize edildiğinde, Tunceli OSB gibi endüstriyel atıksuların etkin bir şekilde arıtılabileceği ve düşük işletme maliyetleriyle sürdürülebilir bir arıtma alternatifi sunabileceği ortaya konmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Ergene Meriç Havzası Çorlu Çayı su kalitesinin bakteriyolojik ve fizikokimyasal açıdan değerlendirilmesi
Birce Büyükdumanlı
Bu çalışmada, Ergene Meriç Havzası Çorlu Çayı'nın fizikokimyasal ve bakteriyolojik su kalitesi değerlendirilmiştir. Araştırma, bölgedeki su kaynaklarının kirliliğini inceleyerek, sanayi, tarım ve yerleşim alanlarının bu kirliliğe olan katkılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. İlkbahar ve sonbahar 2024 tarihlerinde beş farklı istasyondan alınan su örnekleri üzerinde yapılan fizikokimyasal analizler, çözünmüş oksijen, pH, sıcaklık, tuzluluk, bulanıklık, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ), askıda katı madde (AKM), toplam organik karbon (TOK) ve bakteriyolojik analizler (koliform bakteriler ve E. coli) değerlendirilmiştir. Sonuçlar, özellikle organik kirliliğin yüksek olduğu ve bakteriyolojik kirliliğin kontrol altına alınmadığı bir durumu işaret etmektedir. Mevsimsel analizlerde Nisan 2024 için Çözünmüş oksijen değerinin genel olarak düşük KOİ ve BOİ değerlerinin yüksek olması suyun fekal kaynaklı organik kirlilikle yüklü olduğunu göstermektedir. Kasım 2024 tarihinde istasyonlar bakteriyolojik olarak incelendiğinde; kasım döneminde mevsimsel yağışların olması sebebi ile kısmi bir seyrelme gözlemlenmiştir. Buna bağlı olarak organik parametrelerde ve bakteriyolojik kirlilikte bir miktar azalma olduğu görülmüştür. Ancak AKM ve TOK yüksekliği bakteriyel mevcudiyetin devam ettiğini ve fekal kaynaklı kirliliğin tam olarak ortadan kalkmadığını göstermektedir. Çorlu Deresi bakteriyolojik olarak yüzme veya sulama gibi insan teması kullanımlar için uygun olmadığı, mevcut koşullar suyun organik yükler ve fekal açısından sürekli baskı altında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgular ışığında, bölgesel su yönetimi politikalarının güçlendirilmesi, arıtma sistemlerinin modernize edilmesi, tarımsal ve endüstriyel atıkların kontrol altına alınmasının gerekliliği önerilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Ergene nehri su kalitesinin bakteriyolojik ve fizikokimyasal açıdan değerlendirilmesi
Sadiye Yüce Tavukçu
Bu tez çalışmasında, Ergene Nehri'nin Ulaş, Esenler, Yukarı Sevindikli, Aşağı Sevindikli ve Ballı Hoca istasyonlarında 2024 yılının Nisan ve Kasım dönemlerinde gerçekleştirilen su kalitesi izleme çalışmaları kapsamında fizikokimyasal ve bakteriyolojik parametrelerin mekânsal ve mevsimsel değişimi değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, nehrin mevcut su kalitesini güncel veriler ışığında ortaya koymak, organik ve mikrobiyolojik kirliliğin boyutunu incelemek ve havza genelindeki kirlilik baskısını bilimsel olarak ortaya koymaktır. Elde edilen bulgular, Ergene Nehri'nin özellikle orta ve aşağı kesimlerinde yoğun kirletici etkiler altında bulunduğunu göstermiştir. Aşağı Sevindikli, Ballı Hoca ve Esenler istasyonlarında ölçülen yüksek KOİ, BOİ, AKM ve bulanıklık değerleri, bu bölgelerin hem noktasal (endüstriyel ve evsel atıksu deşarjları) hem de yayılı (tarımsal faaliyetler ve yüzey akışı) kirlilik kaynaklarının birleşik etkisi altında olduğunu ortaya koymaktadır. Kasım döneminde KOİ ve BOİ değerlerinde belirgin artış gözlenmiş olup bu durum, düşük debi koşullarında azalan seyreltme kapasitesiyle ilişkilendirilmiştir. Bakteriyolojik analizlerde tüm istasyonlarda >100 CFU/mL düzeyinde fekal indikatör bakterilerin tespit edilmesi, Ergene Nehri'nin rekreasyonel kullanım açısından ciddi hijyenik risk taşıdığını ortaya koymuştur. Genel olarak değerlendirildiğinde, Ergene Nehri'nin su kalitesi Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği (2012) sınıflandırmasına göre büyük ölçüde III. sınıf (kirlenmiş su) seviyesinde bulunmuştur. Bu durum, nehrin hem ekolojik işleyiş hem de halk sağlığı açısından baskı altında olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, havza ölçeğinde kirlilik kontrolünün güçlendirilmesi, ileri arıtma teknolojilerinin yaygınlaştırılması, tarımsal yayılı kaynakların sınırlandırılması ve düzenli izleme çalışmalarının sürdürülmesi önerilmektedir. Çalışma, Ergene Havzası'nın çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir bölge olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Erik marmelatı üretiminde güncel yöntem: Ohmik ısıtma
Şeymanur Ekici
Bu çalışma, ohmik ısıtma yöntemi kullanılarak erik marmelatı üretimini ve bu sürecin ürün kalitesi üzerindeki etkilerini incelemiştir. Öncelikle erik meyvesinin besinsel ve teknolojik özellikleri ile marmelat üretim süreçleri literatür ışığında incelenmiştir. Erik meyvesinin fenolik bileşikler, antioksidanlar ve diyet lifi bakımından zengin olduğu; marmelatların ise sürdürülebilir ve fonksiyonel gıda ürünleri geliştirilmesinde önemli bir potansiyele sahip olduğu belirtilmiştir. Ohmik ısıtma işlemi, ürünün içinden elektrik akımı geçirilerek hızlı, homojen ve enerji verimli bir şekilde ısınma sağladığından, geleneksel ısıl işlemlere kıyasla ürün kalitesinin korunmasında avantajlı bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, farklı voltaj gradyanlarında (30, 35 ve 40 V/cm) ohmik ısıtma uygulanarak erik marmelatı üretilmiş, ayrıca geleneksel yöntemle üretilen marmelatla karşılaştırmalar yapılmıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda, voltaj gradyanının artması ile ısınma ve evaporasyon süresinin önemli ölçüde kısaldığı, buna bağlı olarak toplam fenolik madde içeriği (TPC), antioksidan aktivite (AA) ve C vitamini miktarının daha iyi korunduğu belirlenmiştir. En yüksek TPC ve AA değerleri, 40 V/cm voltaj gradyanında elde edilmiştir. Ayrıca, ohmik ısıtma yöntemiyle üretilen marmelatlarda hidroksimetilfurfural (HMF) oluşumu geleneksel yönteme göre daha düşük bulunmuştur. Renk parametreleri incelendiğinde, yüksek voltaj gradyanlarında toplam renk değişimi (ΔE) değerinin azaldığı ve ürünlerin daha parlak ve homojen renkte kaldığı tespit edilmiştir. Ohmik ısıtmanın hızlı ısınma sağlaması, renk ve besin bileşenlerinin termal degradasyonunu azaltarak ürün kalitesinin korunmasına katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, ohmik ısıtma yönteminin erik marmelatı üretiminde geleneksel yöntemlere kıyasla daha kısa işlem süresi ve daha iyi besin korunumuyla önemli avantajlar sağladığı ortaya konmuştur. Ayrıca, ürünlerin fenolik bileşikler ve antioksidan aktivite gibi fonksiyonel özelliklerinin korunmasında etkili bir alternatif teknolojik yaklaşım olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, ohmik ısıtmanın endüstriyel ölçekte uygulanabilirliğini desteklemektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tunceli ilindeki alabalıklarda Aeromonas türlerinin MALDI-TOF MS yöntemiyle identifikasyonu
Çilem Sevgül Tütmez
Aeromonas cinsi, son 20 yılda bir dizi taksonomik ve terminoloji revizyonlarından geçmiştir ve sürekli olarak yeni (alt) türler ve biyogruplar tanımlanmıştır.Aeromonas cinsi, çoğunlukla fırsatçı mikroorganizmalar olarak işlev gören otuzdan fazla Gram-negatif bakteri türünü içerir.Bu bakteriler, balık ve kabuklular gibi hayvanlardan kolayca izole edildikleri çeşitli su ekosistemlerinde doğal olarak dağılmıştır.Biyokimyasal karakterizasyon gibi standart tanımlama yöntemlerinin eksiklikleri vardır ve taksonomik konumun netleştirilmesine izin vermez.Bu çalışma, klinik ve çevresel Aeromonas izolatlarının hızlı bir şekilde tanımlanması için bir matris destekli lazer desorpsiyon/iyonizasyon-uçuş süresi kütle spektrometresi (MALDI-TOF MS) tanımlama veri tabanının geliştirilmesini açıklamaktadır. Bu çalışmada Nisan, Mayıs, Aralık, Ocak aylarında Tunceli ili Mazgirt, Ovacık, Çemişgezek ve Pertek ilçelerinde ağ kafesler ve beton havuzlarda bulunan 16 tesisten temin edilen 200 adet Gökkuşağı alabalığının karaciğer, bağırsak, dalak ve böbreklerinden alınan doku örnekleri, 64 adet su numunesi analiz edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Tunceli ilindeki tatlı su balık çiftliklerinde Aeromonas türlerinin prevalansını ve prevalansını etkileyen faktörleri belirlemektir.Ayrıca Aeromonas'ın tür sınıf tayini için kullanılan MALDI-TOF MS, 16S rDNA dizileme ve housekeeping gen dizileme (gyrB) gibi farklı yöntemlerin karşılaştırılması amaçlanmıştır.Geleneksel yöntemle izole edilen 526 şüpheli izolatın MALDI TOF-MS ile analizi sonucunda; Basillaceae, Comamonadaceae, Enterobacteriaceae, Enterococcaceae, Erwiniaceae, Moraxellaceae, Nocardiaceae, Pseudomonadaceae, Sthaphylococcaceae, Streptococcaceae, Xanthomonadaceaea, Yersiniaceae ve Aeromonadaceae olmak üzere 13 familyaya ait 526 bakteri tanımlanmıştır.Tunceli ili Mazgirt, Ovacık, Çemişgezek ve Pertek ilçelerinde ağ kafeslerde ve beton göletlerde yetiştirilen dört ilçedeki 16 çiftlikte yapılan kesitsel çalışmada, Aeromonas'ın 5 türü 16S rDNA ve gyrB sekanslama ile teşhis edildi.Balık çiftliklerinde beş Aeromonas türü daha yaygındı, A. sobria %47,52) en yüksekti, bunu A. veronii (%26,95), A. media (%12,06) ve A. hydrophila (%7,80) izledi. Daha az yaygın olan tür ise A. salmonicida (%5,67) idi. Aeromonas türlerinin prevalansında mekansal varyasyon gözlendi. Çalışmamızda, Aeromonas türü olarak identifiye edilen 141 adet izolatın MALDI-TOF MS sonucunun doğruluk saptama oranı, cins düzeyinde tanımlamada %100 (141 izolat) ve tür düzeyinde tanımlamada %92,2 (130 izolat) olduğu tespit edildi.MALDI-TOF MS yönteminin moleküler analizlerde doğru ve hızlı sonuç vermesi nedeniyle kullanılması önerilmektedir. Ancak, Aeromonas cinsinin filogenetik çalışmalarında türler arasında ayrım yapmak için daha yüksek kapasite göstermeleri nedeniyle tür düzeyinde tanımlamada ayrım yapılamadığı noktada 16S rDNA ve gyrB gen dizileme yöntemlerinin daha güvenilir yöntemlerolduğu kanısına varılmıştır. Ülkemizde, Yukarı Fırat havzasında ve Tunceli ilinde gökkuşağı alabalıklarında MALDI-TOF MS yöntemiyle Aeromonas türlerinin tanımlanmasına yönelik yapılan bu çalışma, konusu itibariyle öncü çalışmalardan biri olma niteliğini taşımaktadır.Çalışmamız bu alanda ileride yapılacak araştırmalar için yol gösterici olacaktır.Bu, tatlı su balık çiftliklerinde Aeromonas türlerinin prevalansını belirleyen ve prevalansını etkileyen faktörleri belirleyen ilk çalışmadır.Bu bilgi, balıklardaki Aeromonas enfeksiyonunun ve bunların halk sağlığı üzerindeki risklerinin yönetilmesinde faydalı olacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Tunceli ilindeki alabalıklarda yersinia ruckeri infeksiyonunun maldı-TOF MS yöntemiyle identifikasyonu ve sekans analizi
Gökçe Gürbüz Elgün
Ülkemizde gökkuşağı alabalıklarında yaygın olarak görülen Yersinia ruckeri'n sebep olduğu Enterik Kızıl Ağız Hastalığıdır. Enterobacteriaceae familyasının bir üyesi olan Yersinia ruckeri, insanlarda ve balıklarda enjeksiyona neden olan bir patojendir. Bu hastalık özellikle yavru alabalıklarda yüksek değerde mortaliteye sebep olmaktadır. Salgınlar tüm dünyadaki balık çiftliklerinde ve ülkemizde yaygın bir şekilde görülmekte ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında Tunceli ilindeki Mazgirt, Çemişgezek, Ovacık ve Pertek ilçelerindeki ağ kafeslerde ve beton havuzlarda alabalık yetiştiriciliği yapılan işletmelerden hastalık belirtisi gösteren 200 adet yavru veya ergin gökkuşağı alabalığı ve alabalıkların bulunduğu havuz suyu örneklerinden Yersinia ruckeri'nin varlığını konvansiyonel yöntemlerle tespit etmek, söz konusu etkenin bölgedeki yaygınlığı ve dağılımı ile ilgili verilerin toplanması, MALDI-TOF MS yöntemi ile etkenin tanımlanmasının yapılması, Yersinia ruckeri`nin tanımlanmasında kullanılan MALDI-TOF MS ve 16S rDNA dizi analizi yöntemlerini karşılaştırmaktır. Analiz sonucunda; Enterobacteriaceae, Enterococcaceae, Moraxellaceae, Bacillaceae, Aeromonadaceae, Staphylococcaceae, Streptococcaceae, Comamonadaceae, Pseudomonadaceae olmak üzere 9 familya grubuna ait 401 (%66, 83) adet bakteri tanımlanmıştır. Tunceli ili ve ilçelerindeki tesislerden % 0,5 (3/600) oranında Yersinia ruckeri, MALDI-TOF MS ile tespit edildi. Yersinia ruckeri olarak tanımlanan izolatlar PCR tekniğiyle teyit edilmesinde spesifik primer kullanıldı. 16S rDNA dizi analizine tabi tutulup başarılı sonuçlar alınarak doğruluğu kanıtlanmıştır. Su örneklerinde ise Yersinia ruckeri tespit edilemedi. Sonuç olarak; bu çalışmada Tunceli ilinde gökkuşağı alabalıklarında MALDI-TOF MS yöntemiyle Yersinia ruckeri teşhisi doğru ve kesin olarak tanımlandı. Bu yönüyle çalışmamız Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Havzası'nda yer alan Tunceli ilinde yapılan ilk çalışma olma niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, bilimsel anlamda katkı sağlayacak ve ileri düzeyde yapılacak olan çalışmalar için yol gösterici olacaktır. Bakterilerin hızlı ve güvenilir bir şekilde identifikasyonu için kullanılan MALDI-TOF MS yöntemi ile akuakültürde enfeksiyöz hastalıkların yayılması ve ekonomik kayıplar önlenebilecektir. Balık hastalıklarında etkenin tanımlanması, etkili tedavi ve eradikasyon stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Karbon elyaf takviyeli polietilenin mekanik, termal vefiziksel özelliklerine nadir toprak elementlerinin etkileri
Pamuk Ayikurt
Bu çalıĢmada termoplastiklerin önemli bir üyesi olan polietilenin mekanik, termal ve morfolojik özellikleri üzerine karbon elyaf tozu ve nadir toprak elementlerinin etkileri incelenmiĢtir. Polietilen olarak alçak yoğunluklu (AYPE) ve yüksek yoğunluklu (YYPE) polietilenler ayrı ayrı çalıĢılmıĢtır. Nadir toprak elementi olarak ise %90 ve üzeri saflıkta lantan ve seryum oksitler kullanılmıĢtır. Öncelikle bu elementler saf suda ayrı ayrı çözüldükten sonra karbon elyaf tozu bu çözeltilere karıĢtırıldı. Lantan ve seryumun karbon elyafa emilimi sağlandıktan sonra bu karıĢımlar hazırlanan alçak yoğunluklu polietilen çözeltisi içerisine dökülerek termoplastik karakterde takviye elemanı geliĢtirildi. Lantan ve seryum esaslı olarak ayrı ayrı elde edilen bu takviye elemanları kurutulup granül hale getirildikten sonra çalıĢmada kullanılacak olan matris malzemeler (AYPE ve YYPE) ile ayrı ayrı ağırlıkça %5, %10, %20 ve %30 oranlarında önce mekanik olarak daha sonrada uygun sıcaklıklarda ekstrüzyonda homojen olarak karıĢtırıldı. Ekstrüzyonda homojen hale getirilen bu karıĢımlar ekstrüzyon çıkıĢında soğutuldu ve akabinde kırıcıdan geçirilerek granül hale getirildi. Elde edilen bu granüller plastik enjeksiyon makinası ile kalıplara basılarak standart çekme çubukları üretildi. Üretilen bu çekme çubuklarının mekanik olarak çekme, eğilme, izod darbe ve sertlik analizleri gerçekleĢtirildi. Elde edilen karıĢımların camsı geçiĢ sıcaklıkları, erime sıcaklıkları ve kütle kayıplarının belirlenmesi için ise TGA/DTA analizi yapıldı. Aynı zamanda matris ve dolgu arasında ki bağlanma mekanizmasının belirlenmesi için ise numunelerin kesit görüntüleri elektron mikroskobu ile incelendi. Hem AYPE hem de YYPE içerisinde artan takviye elemanı miktarına bağlı olarak değiĢimler grafiklerle gösterilerek tartıĢıldı.
