Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Munzur Üniversitesi öğrencilerinin egzersiz bağımlılığının incelenmesi
Revan Demirtaş
Egzersiz bağımlılığı diğer bağımlılık çeşitlerinde görüldüğü gibi kişinin bedensel ve ruhsal sağlığı üzerinde negatif sağlık durumlarına neden olabilmektedir. Başta Munzur üniversitesinden okuyan öğrenciler olmak üzere ülkemizde öğrenim gören ve öğrenime devam etmeyen gençlerin egzersiz bağımlılık seviyelerinin öğrenilmesi, egzersiz bağımlılığının olumsuz yol açtığı durumların önüne geçilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda bilinç oluşturması yönünden yararlı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Munzur üniversitesi öğrencilerinin egzersiz bağımlılığı seviyelerini çeşitli dinamikler açısından incelemektir. Çalışmanın evrenini Munzur üniversitesinde ön lisans ve lisans olarak eğitimini sürdüren 5727 öğrenci, örneklemi ise gönüllü olarak çalışmaya katılan 328 öğrenci (180 kadın ve 148 erkek) oluşturmaktadır. Veri elde etme yöntemi olarak; gönüllü katılımcıların kişisel bilgilerinin sorulduğu anket formla birlikte bir de Hausenblas ve Symons Downs (2002) tarafından geliştirilen "Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-21'' kullanılmıştır. Anketin Türkçeye uyarlanma, güvenirlik ve geçerlilik çalışması Yeltepe ve İkizler (2007) tarafından yapılmıştır. Verilerin incelenmesinde SPSS-25 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada Öğrenciler için yaş, boy ve kilo, kadın-erkek farklılaşmasına göre egzersiz bağımlılığı arasında anlamlı bir fark çıkmamıştır(p>0.05). Fakat Araştırmada Öğrenciler için kronik hastalık, spor türü, eğitim durumu gibi değişkenler ile egzersiz bağımlılığı ile anlamlı bir fark çıkmıştır (p<0.05). Sonuç olarak Munzur üniversitesi öğrencilerinde egzersiz bağımlılığının yaygın olmadığı görülmüştür. Egzersiz bağımlılığı konusunda öğrencilerin konu ile ilgili bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve ihtiyaç duyulan önlemlerin alınmasının, egzersiz bağımlılığı rizikosu düşürmesi açısından yararlı olacağı düşünülmektedir. Benzer çalışmaların farklı farklı üniversite öğrencilere uygulanmasının genel durumun iyi izah edilmesi açısından yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bağımlılık, spor, egzersiz
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Çevresel kirlilik gideriminde nanokil takviyeli polimerik kompozit kullanımı
Burak Nail Taşkın
Bu tez çalışmasında, nanokil takviyeli kompozit malzeme doğal aljinat polimeri kullanılarak sentezlendi. Nanokil takviyeli polimerik kompozit malzemenin karakterizasyonu FT-IR, XRD ve SEM-EDS kullanılarak gerçekleştirildi. Sentezlenen aljinat-nanokil takviyeli nanokompozit malzemesi batch çalışmasıyla çevresel kirlilikler olan Cu2+, Cd2+ iyonlarının yanı sıra eriokrom siyahı T (EST) ve metilen mavisinin (MM) adsorpsiyonu ve desorpsiyonu yanıt yüzey metodolojisi (YYM) ile kombine edilmiş bir merkezi kompozit tasarım (MKT) yaklaşımı kullanılarak kontrollü desorpsiyonu incelendi. Cu2+, Cd2+ iyonlarının yanı sıra EST ve MM'nin nanokil takviyeli polimerik kompozit malzeme üzerine adsorpsiyonu için adsorpsiyon prosesine etki eden pH, sıcaklık ve adsorban miktarı gibi değişkenlerin optimum koşulları çalışılan her bir kirlilik için tespit edildi. Varyans analizi sonuçları sentezlenen kompozit malzemenin çalışılan çevresel kirliliklerin giderimi için kullanılmasındaki belirleme katsayılarının yüksek olduğunu tespit edildi. Ayrıca kullanılan metotların validasyonları Fisher testi, t-testi gibi çeşitli testlerle gerçekleştirildi. Adsorpsiyon işleminin denge davranışı, Langmuir, Freundlich ve Temkin izoterm modelleri uygulanarak test edildi. Langmuir izoterm modelinin Cu2+ ve Cd2+ iyonları için deneysel verilere en yakın uyumu sağlarken, EST için Temkin modelinin, MM için ise Freundlich Langmuir izoterm modelinin deneysel verilere en yakın uyumu sağladığı gözlendi. En iyi uyumun sağlandığı modele göre, Cu2+ ve Cd2+ iyonlarının yanı sıra EST ve MM boyar maddelerinin sırasıyla maksimum adsorpsiyon kapasiteleri 19.2 mg g-1,14.1 mg g-1, 7.8 mg g-1 ve 3.38 mg g-1 olarak hesaplandı. Ayrıca, kinetik verileri değerlendirmek için yalancı birinci dereceden, yalancı ikinci dereceden ve ayrıca parçacık içi difüzyon denklemi dahil olmak üzere farklı kinetik modeller uygulandı. Bu kirliliklerin gideriminde kinetik veriler ile yalancı ikinci-mertebeden denklem arasında önemli bir uyum olduğu tespir edildi. Termodinamik çalışmalar, adsorpsiyon işleminin doğasının kendiliğinden ve endotermik olduğunu gösterdi. Desorpsiyon çalışmaları ve sentezlenen kompozit malzemenin tekrar kullanılabilirliği 0.5 M HCl kullanılarak gerçekleştirildi. Sentezlenen kompozit malzeme, sentetik çözeltilerden çevresel kirliliklerin giderimine başarıyla uygulandı.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum Kollman) masere yağlarının yoğun stoklanmış Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823'da antioksidan parametrelere etkisi
Fatih Efendioğlu
Bu çalışmada da Tunceli sarımsağının (Allium tuncelianum Kollman) yoğunluk stresi altındaki kerevitler üzerinde (Astacus leptodactylus) antioksidan etkisinin incelenmesi amaç edinilmiştir. Kas analiz sonuçlarında iki deneme grubuda birbirine çok yakın D1 23,176±0,112 U/ml ve D2 23,384±0,370 U/ml rakamsal değerlerde bulundu. Kontrol grubunun değeri ise 21,056±0,209 U/ml rakamsal olarak daha düşük seviyelerde bulundu. İki deneme grubu arasında istatistiksel bir farklılık bulunmazken (P>0,05), deneme grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark vardı (P<0,05). Hepatopankreas analiz sonuçlarında da kasta elde edilen değerlerde olduğu gibi, deneme grupları arasında rakamsal olarak birbirine yakın (D1 30,804±0,110 ve D2 30,502±0,757U/ml), kontrol grubu daha düşük değerde (26,422±0,600 U/ml) tespit edildi. Gene kas grubunda olduğu gibi deneme grupları arasında istatistiki fark yoktu (P>0,05) fakat deneme grupları ile aralarındaki fark anlamlıydı (P<0,05). Katalaz (CAT) analizleri de kasda ve hepatopankreasda ayrı ayrı yapıldı. Kas analiz sonuçlarında deneme grupları sonuçlarının birbirine rakamsal olarak çok yakın olduğu (D1; 15,556±0,349 ve D2; 15,266±0,178 nmol/dk/m), kontrol grubu değerinin (16,268±0,722 nmol/dk/m) ise daha yüksek olduğu gözlemlendi. Bununla birlikte gruplar arasındaki istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (P>0,05). Hepatopankreas analiz sonuçlarında da hem kontrol ve hemde deneme grupları rakamsal olarak birbirine çok yakın (K; 23,694±0,455 nmol/dk/m, D1; 23,296±0,383 nmol/dk/m ve D2; 22,822±0,419 nmol/dk/m) olarak bulundu ve aralarında istatistiksel olarak da bir fark tespit edilmedi (P>0,05). Glutatyon peroksidaz sonuçları SOD sonuçlarına benzer bir durum sergilemiştir. Kas analiz sonuçlarına bakıldığında, deneme gruplarının rakamsal olarak kontrol grubundan (K; 6,728±0,403 U/mg) daha yüksek ve birbirine çok yakın olduğu (D1; 8,560±0,167 U/mg ve D2; 8,950±0,086 U/mg) tespit edildi. Deneme grupları arasında istatistiksel olarak bir farka rastlanılmazken (P>0,05), kontrol grubu ile aralarındaki farkın anlamlı olduğu görüldü (P<0,05). Kas analizine benzer sonuçlar hepatopankreas sonuçlarında görüldü. Deneme grupları rakamsal olarak birbirine çok yakın (D1; 7,182±0,094 U/mg ve D2; 7,110±0,220 U/mg) ve kontrol grubu değerinden (K; 5,898±0,331 U/mg) yüksek oldukları tespit edildi. Dene grupları arasında istatistiki bir fark yoktu (P>0,05) ve deneme grupları kontrol grubundan istatistiksel olarak farklıydı (P<0,05). MDA kas analizlerine bakıldığında en düşük değerin D2 grubunda (2,088±0,089 µM) olduğu, onu D1 grubunun takip ettiği (2,434±0,110 µM) ve en yüksek değerin kontrol grubunda (3,376±0,213 µM) olduğu görüldü. Deneme grupları arasında istatistiksel olarak farkın olmadığı, control grubundan ise istatistiksel olarak farklı oldukları tespit edildi. Hepatopankreas sonuçlarında da kas grubuna benzer durum görüldü. En düşük MDA değeri D2 grubunda (4,354±0,143 µM), ikinci olarak D1 grubunda (4,696±0,192 µM) ve en yüksek değerin kontrol grubunda (6,768±0,112 µM) olduğu gözlemlendi. Deneme grupları arasında istatistiki olarak bir fark olmazken, deneme grupları ile kontrol grubu arasında istatistiki bir farkın olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Tunceli sarımsağı, Allium tuncelianum, Astacus leptodactylus, antioksidan
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Masere sarımsak (Allium sativum Limne) ve Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum Kollman) yağlarının yoğun stoklanmış sazan balıklarının (Cyprinus carpio) bazı kan ve antioksidan parametrelerine etkileri
Anıl Polat
Bu çalışmada da Tunceli sarımsağının (Allium tuncelianum Kollman) diğer sarımsaklara (Allium sativum L.) göre olabilecek farklı etkilerini tespit etmek için, yem katkı maddesi olarak verilen sarımsakların sazan balıklarının (Cyprinius carpio) kan ve antioksidan parametrelerine etkisinin incelenmesi amaç edinilmiştir. Balıkların ilk tanklara bırakıldıkları günden sonra her 15 günde bir ölçümler alınmıştır. Rakamsal olarak en fazla ağırlık artışının masere Tunceli sarımsağı katkılı yemlerle beslenen grupta olduğu (20g), ikinci olarak onu kontrol grubunun (17 g), üçüncü olarak masere sarımsak yağı katkılı yem grubunun (15 g) ve son olarak da ayçiçeği yağı katkılı kontrol grubunun (12 g) sırasıyla takip ettiği belirlenmiştir. Gruplar arasında ağırlık artışında rakamsal olarak farklılıklar gözlenmiş olmakla beraber, istatistiksel olarak bir fark tespit edilememiştir (P>0,05). FCR (yem dönüşüm oranı) değerlerinde de benzer şekilde 1.16 ile en yüksek değer Tunceli sarımsağı, 1,38 ile ikinci olarak kontrol, 1,67 ile üçüncü olarak sarımsak ve son olarak 2,13 ile ayçiçeği kontrol grubunda bulunmuştur. Kan analizleri sonuçlarında, deneme grupları arasında LYM %, MID %, MID %, HGB, MCV, MCH, RDW-SD ve MPV değerlerinde istatistiksel olarak bir fark tespit edilememiştir (P>0.05). WBC, LYM #, MID #, GRAN #, RBC, HCT, MCHC, RDW-CV, PLT, PDW, PCTY ve P-LCR değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür (P<0,05). Süperoksit Dismutaz (SOD) analiz sonuçları incelendiğinde, en yüksek değerin sarımsak grubunda 0,639±0,057 U/ml olduğu, bu grubu 0,527±0,024 U/ml değeri ile Tunceli sarımsağının ikinci sırada, 0,520±0,059 U/ml değeri ile kontrol ayçiçeği yağının üçüncü sırada ve en düşük 0,456±0,047 U/ml değeriyle de kontrol grubunun son sırada izlediği görüldü. Kontrol ayçiçeği grubu ile Tunceli sarımsak grubu arasında istatistiksel bir fark görülmezken (P>0,05), diğer gruplar arasında istatistiksel bir farkın olduğu belirlendi (P<0,05). Katalaz (CAT) analiz sonuçlarına bakıldığında, en yüksek değerin 0,758±0,055 nmol/dk/ml ile Tunceli sarımsağı grubunun olduğu, sarımsak grubunun 0,625±0,032 nmol/dk/ml değeri ile ikinci, kontrol ayçiçeği grubunun 0,609±0,031 nmol/dk/ml değeri ile üçüncü ve kontrol grubunun 0,453±0,015 nmol/dk/ml değeri ile son sırada yer aldığı tespit edildi. Ayçiçeği yağı kontrol grubu ile sarımsak grubu arasında istatistiksel bir fark ortaya çıkmazken (P>0,05), diğer gruplar arasında önemli bir farkın olduğu tespit edildi (P<0,05). Malondialdehit (MDA) analiz sonuçlarında ise en düşük değerin 0,770±0,017 µM ile Tunceli sarımsağında olduğu, onu 1,133±0,046 µM değeri ile sarımsak grubunun ikinci sırada, 1,190±0,025 µM değeriyle ayçiçeği kontrol grubunun üçüncü sırada ve 1,351±0,031 µM değeri ile de kontrol grubunun son sırada takip ettiği görüldü. Ayçiçeği kontrol grubu ile sarımsak grupları arasında istatistiksel bir fark bulunmaz iken (P>0,05), diğer tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlemlendi (P<0,05). Anahtar Kelimeler : Tunceli sarımsağı, Cyprinius carpio, FCR, kan analiz, antioksidan
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tunceli'deki dağ keçilerinden izole edilen Neocallimastix sp.'lere ait Ksilanaz enziminin karakterizasyon
Berat Torcan
Doğadan, çeşitli endüstriler için suş mühendisliğini ve biyolojik işlemeyi yürütmeye devam eden çok sayıda mantar enzimi tanımlanmıştır. Bununla birlikte, bir dizi dal araştırılmış olsa da, mantar krallığının büyük çoğunluğu endüstriyel uygulamalar için keşfedilmemiş durumda. Neocallimastigomycota gibi anaerobik mantarlar, son zamanlarda mantar krallığı arasında biyokütleyi bozan enzimlerin en büyük çeşitliliğini barındırdığı tespit edilmiştir. Anaerobik funguslar (AF), doğada yenilenebilir enerji kaynağı olarak bulunan lignoselülozik biyokütlenin sindirilmesinde rol oynayan, genellikle herbivor hayvanların, son çalışmalarla deniz hayvanları ve sürüngenlerin de sindirim sisteminde bulundukları belirlenen, şimdiye kadar bilinen tek zorunlu AF grubunu oluşturan ender canlılardır. Biyoteknolojik uygulamalar açısından önemli olan rumen fungusları, Tunceli'de yayılış gösteren Anadolu Yaban Keçilerine (Bezoar-Capra aegagrus) ait dışkı örneklerinden izole edilmiş, morfolojik olarak cins düzeyinde Neocallimastix spp. olarak tanımlanmıştır. Bu izolatlardan yüksek enzim aktivitesine sahip olanlar seçilerek (DAF1, DAF2 ve DAF3) diğer analizlerde kullanılmıştır. Ksilanaz, likenaz ve karboksimetil selülaz enzimlerinin çalıştığı optimum pH, sıcaklık, inkübasyon süreleriyle enzimlerin termal stabilitesi belirlenmiştir. Enzim aktiviteleri yüksek oranda ekstraselüler olarak bulunmuştur. Enzim aktivitesi için optimum pH ve sıcaklık, ksilanı kullanılan izolatlarda sırasıyla 6 ve 50°C olarak belirlenmiştir. Samanlı besiyerinde geliştirilen izolatların (DAF1,DAF2 ve DAF3) ksilanazları için spesifik aktivite için sırasıyla 499±19,29, 560,42±9,39 ve 513,01±29,22 μmol/dk/ml olarak bulunmuştur. Ayrıca çalışmada kullanılan metal iyonlarının 1 mM konsantrasyonları enzim aktivitesi üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tunceli'de yayılış gösteren ruminant hayvanlardaki anaerobik fungusların moleküler tanımlanması
Murat Üstüntaş
Anaerobik Gut Funguslar (AGF) herbivor hayvanların sindirim kanalının bir parçası olan rumen içerisinde bulunan mikroorganizmalar arasında sahip olduğu fibrolitik enzim aktivitesi ve biyoteknolojik potansiyeli oldukça yüksek bazı enzimlerinden dolayı oldukça önemli bir gruptur. Aynı zamanda AGF'ların zorunlu anaerobik özelliği bu mikroorganizmaların kültüre alınma çalışmalarını da değerli olduğunu göstermiştir. Günümüzde AGF'ların cins düzeyinde yeni keşifleri devam ederken bu mikroorganizmaların bazı endsüstriyel alanlarda da çalışma sahaları genişlemektedir. Bu çalışmada Türkiye'de bulunan kültür koleksiyonuna ek olarak bugüne kadar çalışmamış bazı coğrafi bölgelerden olan Tunceli iline ait kırsal alanlardan elde edilen rumen dışkı örneklerinden AGF izolasyonu ve tanımlanması yapılmıştır. Bu tanımlama işlemi hem morfolojik hem de moleküler düzeyde gerçekleştirilmiştir. Moleküler düzeyde tanımlama yapılırken bu mikroorganizmaların internal transcribed spacer (ITS) bölgesi tercih edilmiştir. Elde edilen ITS agaroz jel görüntülemesinden sonra polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ürünlerinin dizi analizi yapılmıştır.Sekans analizi ve morfolojik gözlemler sonucu AGF'ların MUBAM_AGF 1,2,3,4,5,6,11 ve 12 stok numarası verilerekNeocallimastix sp.,MUBAM_AGF 7,8 ve 10 stok numaralı Orpinomyces sp. ve MUBAM_AGF 9 stok numarası verilerek kültüre alınmıştır. Sonuç olarak Tunceli bölgesinde ilk defa yapılan bu çalışma ile hem fungus kültür koleksiyonu hem de bu canlılarla ait DNA kütüphanesi oluşturulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Batı Anadolu Beylikleri'nde yönetim anlayışı ve hükümdarlık alâmetleri (Germiyanoğulları, Karesioğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları)
Ayşe Meryem Gençaban
Anadolu Selçuklu Devleti'nin son dönemlerinde ortaya çıkmaya başlayan ve uç beyliklerinin öncülüğünde kurulan Anadolu Beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı arasında geçiş dönemini kapsamaktadır. Bilhassa XIII. yüzyıl ve XIV. yüzyıllar arasında aktiflikleri görülen beylikler arasında Batı Anadolu'da konumlanan ve hakimiyet alanlarını oluşturan beylikler arasında Germiyanoğulları, Karesioğulları, Aydınoğulları, Saruhanoğulları ve Menteşeoğulları çalışmamızın odak noktası olmuştur. Batı Anadolu Beylikleri'nin yönetim anlayışları incelendiği zaman Selçukluların mirasçısı ve devamı niteliğinde olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Konumlandıkları mevki açısından da denizcilik ve kıyı faaliyetlerinde gelişim yaşamış, diğer devletler ve kendi aralarında da etkileşim halinde olmuşlardır. Hükümdarlık alâmetleri bakımından da ele aldığımız beş beylikte alâmetlerin birçoğuna rastlanmıştır. Büyük Selçuklu Devleti ile resmileşen alâmetler, hükümdarın en önemli sembolleri arasında yer almıştır. Mirasçı niteliğinde olan beyliklere kadar gelen süreçte de bu geleneğin devam ettiği göz çarpmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Pandemi sürecinde yaşlıların fiziksel aktivite düzeylerinin incelenmesi
Gözde Üçgül
Covid-19 pandemisi, dünya genelinde insanların yaşamları ve fiziksel sağlığı için ciddi tehditler yaratmakta , aynı zamanda keder, kayıp, panik bozukluk, anksiyete bozukluğu ve depresyon gibi çok çeşitli psikolojik sorunların oluşumunu da tetiklemektedir.Pandemi döneminde yaşanan sorunlar ilerleyen zamanlarda yaşlılarda daha büyük sağlık sorunlarına neden olması açısından önemlidir. Bu araştırma 50+ yaş bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ili 50-75 yaş grubu oluştururken, örneklemi ise Elazığ Sivrice ilçesinde ikamet eder 348 yaşlı birey oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Covid-19 pandemi dönemi 2021 yılı Haziran ayında Elazığ'da ikamet eden katılımcılar ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın evrenine uygun olarak incelenen çalışmalarda fiziksel aktivite eksikliğinin özellikle yaşlı bireylerde sağlık sorunlarına sebep olacağı varsayılmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesinde Türkçe versiyon çalışması, geçerliği ve güvenilirliği yapılmış olan Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi kısa formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Toplam fiziksel aktivite ortalaması (603,74±519,19) olarak ölçülmüştür. Bu sonuç şiddetli, orta şiddetli ve yürüme aktivitesi kategorilerinde katılımcıların düşük aktiveye sahip olduğunu göstermektedir. Şiddetli fiziksel aktivite ortalama (206,43±147,90MET-dk/hafta), orta şiddetli fiziksel aktivite ortalama (198,84±111,39MET-dk/hafta), yürüme fiziksel aktivite ortalama (491,46±415,15MET-dk/hafta) ile inaktivite düzeyine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların, evli, ideal kilolu, spor yapan, 50-55 ve 56-60 yaş grubu, çiftçi ve ev hanımı, ilkokul ve ortaokul mezunu katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak pandemi döneminde yaşlı bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin oldukça düşük seviyede kaldığı, kısıtlama kapsamında kalan çiftçilerin, fiziksel aktivite düzeylerinin toplumsal sorumluluk çerçevesinde kalan ev hanımlarından biraz daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hareketsiz yaşamdan kaynaklı sağlık sorunlarının yaşlı bireyler üzerinde olumsuz etkiler oluşturacağına yönelik endişeler oluşmuştur. Bu alanda uygulamalı ve bilgilendirici çalışmalarıın yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Yaşlı bireyler, Covid19, Pandemi Dönemi
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Bourdieu sosyolojisi bağlamında yüz yüze/çevrim içi eğitimde eşitsizliğin yeniden üretilmesi: Ankara ili örneği
Seycan Uçuk Cirit
Kaliteli eğitime erişme hakkı ve fırsat eşitsizliği 20'nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren pedagojik çerçevede tartışılan önemli konular arasında bulunmaktadır. Günümüzdeki tartışmalarda ise kişilerin kimliğine ve imkânlarına bakmadan okulların gerçekten açık bir toplum mu oluşturduğu yoksa sınıfsal ayrımları mı pekiştirdiği soruları güncelliğini korumaktadır. Çalışmamızda esas olarak üzerinde çalışılan ve gösterilmek istenilen sav; farklı sosyal, kültürel ve ekonomik sermayelere sahip olan öğrencilerin akademik başarılarının da buna göre şekillendiği ve çevrim içi eğitim döneminde akademik başarı durumunun etkilendiğidir. Bu ilişkiyi keşfetmek üzere Ankara ilindeki Ankara Fen Lisesi, Süleyman Demirel Anadolu Lisesi, Gülveren Anadolu Lisesi ve Şehit Yasin Bahadır Yüce Anadolu İmam Hatip Lisesi seçilmiştir. Lise öğrencilerine ulaşılarak öğrencilerin ve ailelerinin sosyal, kültürel ve ekonomik sermaye seviyeleri ölçülmüştür. Ayrıca çevrim içi eğitime katılan öğrencilerin bu eğitim esnasında yaşadıkları sorunları ve eğitimin kalite durumunu ortaya koymaya yönelik tespitlerde bulunulmuştur. Sahadan bizzat veri toplamak için öncelikle literatür taranmış ve yapılan çalışma neticesinde çevrim içi anket soruları hazırlanmıştır. 408 öğrenciye ait yanıtların SPSS istatistik programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikleri, açımlayıcı faktör analizleri, t testleri, ki kare testleri, korelasyon testleri ve regresyon testleri yapılmıştır. Çalışmamızda bir araştırma sorusu temelinde; (12) hipotez test edilmiştir. (10) hipotez doğrulanmış, 2'si ise doğrulanmamıştır. Bu çerçevede sosyal, kültürel ve ekonomik sermayenin akademik başarıya önemli ölçüde etkileri tespit edilmiştir. Çevrim içi eğitim ile birlikte var olan eşitsizliğin daha da derinleştiğine dair bulgulara ulaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Bilgi ifşası (Whistleblowing) davranışı ile örgütsel sessizlik davranışı arasındaki ilişki: Bir kamu üniversitesi örneği
Yusuf Gündüz
Bilgi ifşası (whistleblowing) bir örgütte yaşanan etik dışı davranış ve olayların ortaya çıkarılması olarak tanımlanabilir. Örgütler, işletmeler ve bireyler arasında son yıllarda gerek ekonomik gerek pretsij gerekse de sosyal anlamda rekabet gittikçe artan bir konu haline gelmiştir. Hal böyle iken kazanç ya da menfaat sağlamak adına ne yazık ki bireyler arasında ve örgütlerde etik kurallara uymayan davranışların görülmesi sıkça görülmektedir. Toplumun, örgütlerin ve bireylerin zarar görmesi muhtemel olan yaşanılan bu durumları engellemek için kimi yöneticiler bilgi ifşasına önem vermekte, kimi yöneticiler ise olayın daha da büyük zararlar doğuracağı düşüncesi ile olayı örtbas etmek istemektedir. Örgütler için durum böyle iken bireyler için ise tamamen gönüllülük esasına dayanan, barındırdığı riskler nedeni ile tehlikeli görünen ancak vicdani ve erdemli bir davranış olarak görülmektedir. Bu çalışmada, Munzur Üniversitesi çalışanlarının bilgi ifşası(whistleblowing) davranışı ile örgütsel sessizlik davranışı arasındaki ilişkileri incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Munzur Üniversitesi'nde 78'i akademik personel, 94'ü idari personel, 25'i güvenlik personeli ve 26'sı temizlik personeli olmak üzere 223 kişiye 2 farklı ölçekten oluşan bir anket uygulandı. Belirlenen 11 hipotez için SPSS programından faydalanarak anket sonuçlarında regresyon, korelasyon ve ANOVA ve t testleri analizleri yapıldı. Araştırmanın sonucunda, yapılan farklılık testlerine göre, çalışanların İfşa (Whistleblowing) düzeyleri; cinsiyete, yaşa, medeni duruma ve çalışma yılına göre anlamlı farklılıklar göstermediği, cinsiyet, yaş, medeni durum ve çalışma yılı açısından sessizlik ve ifşa algıları birbirine benzer olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Yine çalışmaya katılanlar idari görev, eğitim durumu ve gelir durumu bakımından incelenmiş bilgi ifşasının alt boyutları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Öte yandan içsel whistleblowing ile savunma amaçlı sessizlik ve örgüt yararına sessizlik boyutları arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu; dışsal whistleblowing boyutunun örgütsel sessizlik alt boyutlarından kabul edilmiş sessizlik ile arasında negatif ancak örgüt yararına sessizlik boyutları arasında ise pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bilgi İfşası alt boyutlarından kayıtsız/nötr kalmak boyutunun kabul edilmiş sessizlik boyutu ile negatif, savunma amaçlı sessizlik boyutu ile negatif ve örgüt yararına sessizlik boyutları arasında ise pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır. son olarak örgütsel sessizlik alt boyutlarından kabul edilmiş sessizlik boyutunun dışsal whistleblowing düzeyini etkilediği yine savunma amaçlı sessizlik ve örgüt yararına sessizlik boyutlarının kayıtsız/nötr kalmak düzeyini etkilediği de ortaya çıkan sonuçlar olmuştur. Anahtar Kelimeler: Etik, Bilgi İfşası, Örgütsel Sessizlik
- Doktora TeziAçık Erişim2022Probiyotiklerin zebra midye (Dreissena polymorpha)'de malathion toksisitesi üzerindeki iyileştirici etkisinin bazı biyokimyasal parametreler ile belirlenmesi
Neşe Akçanal Ödün
Probiyotikler, konakçı olduğu organizmaların sağlığı açısından yararlı sindirim kanalı mikroorganizmaları olarak tanımlanabilirler. Artan nüfusun gıda gereksinimlerini karşılamak amacıyla birim alandan daha fazla ürün elde etmek için zararlılarla mücadelede kullanılan pestisitler, sentetik veya doğal ürünlerdir. Pestisit kullanımının ekosistem üzerinde doğrudan ve dolaylı birtakım zararları bulunmaktadır. Sunulan bu çalışmada, malathion etken maddeli pestisitin hedef dışı sucul bir organizma olan zebra midye (Dreissena polymorpha) üzerindeki etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi, probiyotik kullanımı esnasındaki koruyucu etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha'da LC50 değeri 120,11 ± 19,32 mg/l olarak hesaplanmıştır. Probiyotik ile muamele edilen D. polymorpha bireyleri ve doğrudan D. polymorpha bireyleri malathion etken maddeli pestisite LC50 değerine oranla (1/5, 1/10 ve 1/20) sublethal konsantrasyonlarına 24 ve 96 saatlik zaman zarfında maruziyet sağlanmıştır. Deneme gruplarından alınan doku supernatantlarında, tiobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS) ve redükteglutatyon (GSH) düzeyleri ile superoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx), enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Ayrıca deneme gruplarından alınan örneklerde histopatolojik yanıt değerlendirilmiştir. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha bireylerinde TBARS seviyelerinde artışa, GSH seviyesinde azalışa, SOD enzim aktivesinde azalışa, CAT enzim aktivesinde azalışa, GPx enzim aktivitesinde azalışa sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Histopatolojik yanıtın araştırıldığı gruplarda artan konsantrasyona bağlı olarak uygulama gruplarında probiyotik kullanılmayan gruba kıyaslandığında probiyotik kullanılmayan gruplarda şiddetli lezyonlar tespit edilmiştir Koruyucu olarak uygulanan probiyotik ile muamele edilen grupların hepsinde doğrudan maruziyete kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı farklar bulunmuştur. Probiyotik ile muamele edilen grupların histopatolojik yanıtları doğrudan uygulama gruplarına kıyasla hafif ve orta şiddetli lezyonlar olarak koruyucu etkisi gösterdiği belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmada D. polymorpha'da malathion uygulamasında kullanılan biyobelirteçlerin faydalı olduğu biyokimyasal ve histopatolojik analizlerle belirlenmiştir. Sucul organizmalarda probiyotik kullanımının iyileştirici etkisinin olduğu hem biyokimyasal hem de histopatolojik biyobelirteçlerle teyit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Susuz ortamda elektrokimyasal olarak antibakteriyel cu-ag kompozit kaplamaların üretimi ve karakterizasyonu
Gülistan Açar
Çelik en basit anlamda dayanıklı malzeme grubunun temel bileşeni olup medikal uygulamalardan gıda üretim taşınım sistemlerine kadar her alanda kullanılmaktadır ancak farklı alaşım elementlerinden oluşan çelikler birçok yüzey gibi bakteri oluşumuna üremesine ortam hazırlayabilmektedir. Bu yüzden antibakteriyel teknolojiler üzerine araştırmalar önem arzetmektedir. Son zamanlarda antibakteriyel metal alaşımları üzerine yapılan araştırmalarda, Cu ve Ag içeren metal alaşımlarının antibakteriyel etkiye sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın amacı yeşil sıvılar olarak literatürde yer bulmuş derin ötektik sıvılar içinde elektrokimyasal kaplama ile antibakteriyel Cu-Ag alaşımı elde etmek ve elde edilen kaplamaların antibakteriyel özelliklerinin bir kısmını incelemektir. Bu çalışmada kaplanacak altlık malzeme AISI 430 serisi olarak seçilmiştir. Hazırlanan çözeltilerin elektrokimyasal analizleri potantiyostat cihazı ile elde edilen kaplamaların yüzey morfolojisi yüksek çözünürlüklü optik mikroskop, SEM-EDS cihazları ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda 20 µm üzerinde Cu-Ag alaşımları çelik altlık malzeme üzerinde elde edilmiş olup anti bakteriyel analizler de Salmonella bakterisinin konsantrasyonunun gümüş oranı azalmasından negatif etkilendiği ancak Pilisteria monocytogenes bakterisine karşı bu etkinin varlığı gözlemlenmemiştir. Genel olarak antibakteriyel testler sonucunda farklı gümüş oranlarının kaplama yüzeylerinde farklı bakteri çeşidine göre farklı etki meydana getirdiği görülmüştür. Genel anlamda Ag ve Cu ile kaplanan metallerin antibakteriyel etkiye sahip olduğu ortaya konmuş olup medikal uygulamalardan gıda sektörüne kadar kullanılmakta olan çelik yüzeylerde bu kaplamaların uygulanmasının faydalı olacağı görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Müzik sosyolojisi bağlamında popüler kültür ve Harput musikisi
Tolgahan Bay
İnsanların ve toplumların tarihsel süreç içerisindeki yaşantıları ve etkileşimleri kültürün ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Kültürün gelişim sürecinde hep var olan müzik, insanlık tarihi ile var olmuş, bireylerin ve toplumların yaşantılarına bağlı olarak şekillenmiş, birey ve toplumların değişen ihtiyaçlarına bağlı olarak değişmiştir. Kültürü oluşturan temel öğeler olan din, siyaset, ekonomi gibi birçok unsurla birlikte var olan müziğin türleri, biçimleri ve sorunları kültürel değişimlere bağlı olarak şekillenmiştir. Toplumlarda meydana gelen ekonomik, teknolojik, siyasal vb. değişimler, kültürel değişimleri meydana getirmiş ve bu değişimler müzik alanında da etkisini göstermiştir. Bu çalışmada popüler kültürün Elazığ halkının tarihsel süreçteki sosyo-kültürel yapısını aktaran Harput musikisi üzerindeki etkisinin müzik sosyolojisi bağlamında belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Elazığ Kaya Karaya Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü ve Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda öğrenim gören öğrenim gören 118 öğrenciye anket formları uygulanarak, popüler kültürün Harput musikisi üzerindeki etkisine yönelik görüşleri alınmıştır. Görüşme formlarından elde edilen veriler SPSS paket programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada genel olarak Harput musikisinin öğrenciler tarafından bilinirlik düzeyinin oldukça düşük düzeyde olduğu, popüler kültürün etkisiyle genç kitlenin büyük bir çoğunluğunun popüler müzik eserlerini dinledikleri, Harput musikisi ve kürsübaşı geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde zaman içerisinde yok olup gidebileceği sonucuna ulaşılmıştır. İnsanların ve toplumların tarihsel süreç içerisindeki yaşantıları ve etkileşimleri kültürün ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Kültürün gelişim sürecinde hep var olan müzik, insanlık tarihi ile var olmuş, bireylerin ve toplumların yaşantılarına bağlı olarak şekillenmiş, birey ve toplumların değişen ihtiyaçlarına bağlı olarak değişmiştir. Kültürü oluşturan temel öğeler olan din, siyaset, ekonomi gibi birçok unsurla birlikte var olan müziğin türleri, biçimleri ve sorunları kültürel değişimlere bağlı olarak şekillenmiştir. Toplumlarda meydana gelen ekonomik, teknolojik, siyasal vb. değişimler, kültürel değişimleri meydana getirmiş ve bu değişimler müzik alanında da etkisini göstermiştir. Bu çalışmada popüler kültürün Elazığ halkının tarihsel süreçteki sosyo-kültürel yapısını aktaran Harput musikisi üzerindeki etkisinin müzik sosyolojisi bağlamında belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Elazığ Kaya Karaya Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü ve Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda öğrenim gören öğrenim gören 118 öğrenciye anket formları uygulanarak, popüler kültürün Harput musikisi üzerindeki etkisine yönelik görüşleri alınmıştır. Görüşme formlarından elde edilen veriler SPSS paket programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada genel olarak Harput musikisinin öğrenciler tarafından bilinirlik düzeyinin oldukça düşük düzeyde olduğu, popüler kültürün etkisiyle genç kitlenin büyük bir çoğunluğunun popüler müzik eserlerini dinledikleri, Harput musikisi ve kürsübaşı geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde zaman içerisinde yok olup gidebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Beyaz çürükçül mantar Phanerochaete chrysosporium ile sulu çözeltiden Herbisit Dikuat Dibromür'ün biyoıslahı
Emine Çiftçi
Pestisitler toksik ve biyosidal maddeler olup çevre açısından önemli bir kirleticidir. Pestisitlerin kontrolsüz ve aşırı bir şekilde kullanımı ile depolanmaları, bertaraf edilmeleri esnasında yapılan yanlışlıklar çevre kirliliğine yol açmaktadır. Düşük konsantrasyonlarda bile uygulama alanlarından taşınabilir ve toprak hava, su ortamlarına geçerek ciddi çevre sorunlarına neden olabilmektedirler. Çalışmada sulu çözeltiden yabancı ve istenmeyen otlarla mücadelede kullanılan bir pestisit türü olan dikuat dibromür (DD) herbisitinin biyoıslahı (biyoiyileştirme) ve iyileştirme sonrası ortamın toksisitesi araştırılmıştır. Dikuat dibromürün biyoıslahı için bir beyaz çürükçül mantar türü olan Phanerochaete chrysosporium fungusu kullanılmıştır. 10, 20 ve 50 ppm konsantrasyonlarda hazırlanan ortamlardan 1, 3, 5 ve 7 günlük sürelerde örnekler alınmış, bu ortamlarda kimyasal oksijen ihtiyacı, toplam organik karbon ve mortalite değerleri incelenmiştir. Mortalite deneyinde su ortamında her türlü kimyasal değişime duyarlı olan Daphnia magna indikatör canlısı kullanılmıştır. Mortalite deneyinde 24, 48 ve 72 saatlik sürelerde D. magna bireylerinin hazırlanan deney ortamlarındaki ölüm oranları incelenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda P. chrysosporium fungusunun sulu çözeltilerden dikuat dibromürün biyoiyileştirmesinde etkili olduğu ve giderim sonrası uygulanan toksisite deneyinde P. chrysosporium'un herbisit dikuat dibromürü daha toksik ürünlere çevirmeden verimli bir şekilde iyileştirilebildiği ortaya konmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Sağlık çalışanlarının mobbing ve örgütsel sinizme yönelik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dilek Özdoğan
Bu araştırmanın amacı, sağlık çalışanlarının mobbing ve örgütsel sinizme yönelik algıları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de bir kamu hastanesinde görev yapan 624 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Sağlık çalışanlarının oluşturduğu evren sayısı dikkate alındığında %5'lik hata payı ve %95'lik güvenirlik seviyesi ile araştırmanın örneklemi 238 kişiden oluşmuştur. Araştırma için ilgili kurumdaki tüm sağlık çalışanları dâhil edilmiştir. Sağlık çalışanlarından veri toplamak için anket tekniği kullanılmıştır. Anketlerin uygulanabilmesi için de kamu hastanesinin bulunduğu İl Sağlık Müdürlüğünden gerekli izinler alınmıştır. İl Sağlık Müdürlüğündeki komisyonun aldığı karar, sağlık çalışanlarına anketlerin e-anket şeklinde uygulanması ve araştırmanın yapıldığı sağlık kurumunun isminin sözlü veya yazılı bir şekilde zikredilmemesi yönünde olduğundan dolayı bu doğrultuda hareket edilmiştir. Bu bağlamda hazırlanan anketler elektronik ortamda kurumdaki sağlık çalışanlarına gönüllü katılımları esas alınmak kaydı ile sunulmuştur. Araştırmada sağlık çalışanlarına Heinz Leymann'ın 1990'lı yılların başında geliştirdiği 45 mobbing (psikolojik şiddet) davranışını kapsayan ve LIPT (Leymann's Inventory of Psychological Terror) adını taşıyan ölçek ile Pamela Brandes'in 1997'de tanımladığı ve üç alt başlıkta (bilişsel, duyuşsal, davranışsal) toplam on dört maddeden oluşan, "Örgütsel Sinizm" ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre sağlık çalışanlarının "Mobbing" ile "Örgütsel Sinizm" algıları arasında istatistiksel açıdan anlamlı, doğru yönlü ve orta düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık çalışanlarından oluşan katılımcıların mobbing algıları ile örgütsel sinizm ölçeğinin alt boyutları arasında istatistiki bağlamda anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Katılımcılarını sağlık çalışanlarının oluşturduğu araştırmada örgütsel sinizm algıları ile mobbing ölçeği alt boyutları arasında da istatistiki bağlamda anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Örgütsel Sinizm, Sağlık Çalışanları
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Platon'un Devlet, Devlet Adamı ve Yasalar diyaloglarında politik realizmin yeri
Burak Alperen Bahçeci
Bu çalışmanın amacı Platon'un Politeia (Devlet), Politikos (Devlet Adamı) ve Nomoi (Yasalar) eserlerinde adaletin nasıl ele alındığı ve reel politik açıdan nasıl kuşatıldığının tespitine yöneliktir. Çalışmamızda, ideal devletin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin, gerçekleşemezse ne yapılması gerektiğinin, buna bağlı olarak Platon'da adaletin nasıl algılanması gerektiğinin, bahse konu eserlerde çelişkili ve kaotik benzer durumların olup olmadığının tespitleri yapıldı. Adalet güçlünün işine gelen midir? sorusu etrafında şekillendirdiğimiz çalışmamız, adaletin bir neden sonuç ilişkisine bağlı olup olmadığı, herhangi bir şart ve durumda değişiklik gösterip göstermediğinin tespitine yöneliktir. Yönetim ve adaletin temel ilkesi, ideal devlet özelinde yöneten yönetilen ilişkileri, yöneticinin seçilebilirliğinde kura, liyakat ya da ehliyetin bir kıstas olup olmadığı, bahse konu devletlerde organizmacı devlet anlayışı, yönetici ve konsey ilişkileri, ideal devlet ya da ikinci en iyi devletin bir devrimin ürünü olup olmadığı, yöneticinin meşruiyetinin olup olmadığı ve rüştünü nasıl ispat etmesi gerektiği, bahse konu devletlerin yozlaşmaya mahkûm olup olmadığı, Platon'un ortaya koyduğu devlet sistemlerinin hayal ürünü olup olmadığı, Politeia, Politikos ve Nomoi eserlerinin bütününü dikkate alınarak incelendi. Metinlerde değindiğimiz konuların hedefi, bireyleri görünür olanın tuzağından görünmeyenin vehminden kurtarmaktır. Bunlardan kurtulabilen kişiyi, adaletin işaret edilebilir hali olarak tanıttık. Çünkü bu rehber görünür dünyanın tuzak ve prangalarından philosophia faaliyetinin sonlanması ile kurtulmuş, görünmeyen dünyanın yığınlarca anlaşılamayan şifrelerini yorumlayarak anlaşılabilir kılmıştır. Çalışmamızda bahse konu rehberin, bu yeteneğiyle bütün bir kaotik hali ahenge kavuşturacağının tespitine vardık. Çalışmamızda, dramatik yaklaşımla birlikte platonik jestlere dikkat ederek, Platon'un değişim, dönüşüm ya da bir evrimini değil aksine değişik sorunlara yönelik farklı çözümler ürettiğini çıkarsadık. Çalışmamız Platon'un ileri sürdüğü ideal ve ikinci en iyi devlet sistemlerini kimin, nasıl ve hangi şartlar altında uygulanabilir kılacağını ortaya koyması, Politeia, Politikos ve Nomoi eserlerinin birlikte incelenmesi açısından önemlidir. Bahse konu üç eser, birlikte değerlendirilip reel politik açıdan nasıl ele alındığı ve bir dönüşüm geçirip geçirmediği, eğer bir dönüşüm var ise nasıl değerlendirilmesi gerektiği açısından da önem arz etmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022COVİD 19 pandemi döneminde öğretmenlerin teknostres düzeylerinin belirlemesi
Yasemin Kızıltoprak
Son yıllarda insanların anlamlandırmakta bile zorlandığı çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Endüstri 4.0 ve toplum 5.0 olarak adlandırılan teknolojide ve toplumsal hayatta yaşanılan bu hızlı değişimi içinde bulunduğumuz Covid 19 pandemisi sürecinde daha da artmıştır. Sürekli değişen, gelişen teknoloji karşında çalışanlar öğrenmede ve uyum sağlamada zorluklar yaşamaktadır. Değişen teknolojiyi öğrenmeye çalışırken çalışanlar kendilerini yetersiz hissetmekte, bir bilgi açığı içinde olduklarını düşünerek rakip olarak gördükleri meslektaşları karşısında kendilerini bilgisiz ve tecrübesiz hissedebilmektedirler. Hatta bu durum örgütsel olarak da yaşanılabilmektedir. Teknolojinin devamlı değişmesi ve gelişmesi nedeniyle çalışanlar örgütte kullandıkları teknolojileri yeniden öğrenmek, güncel tutmak için sürekli öğrenmeye çaba harcadıklarında, gereğinden fazla yüksek performans kaygısı oluştuğunda büyük bir baskı ve gerginlik yaşamaya başlarlar. Bu durum çalışanlarda teknostres adını verilen bir tür strese yol açmaktadır. Bilişim teknolojilerinin çalışanlar üzerindeki etkilerinden belki de en önemlisi; yeni teknolojilere uyum sağlayamamaktan kaynaklanan bir uyum sorunu veya hastalığı şeklinde tanımlanan teknostrestir. 2000'lerin başından bu yana dijitalleşmeye başlayan eğitim sistemi pandemi sürecinde zorunlu olarak daha da fazla bilişim teknolojilerini kullanmak zorunda kalmıştır. Yeni teknolojik değişim öğretmenlerin alışık olduğu geleneksel öğrenme metotlarında büyük değişimlere yol açmış ve zorunlu uzaktan eğitim için farklı teknolojik donanımları, yazılımları ve uygulamaları kullanmayı zorunlu hale getirmiştir. Teknoloji öğretmenler üzerinde Pandemi sürecinde eskisinden çok daha fazla stres yaratarak, öğretmenlerin teknostres yaşamalarına yol açmıştır. Eğitimin çıktısının öğrenci yani gelecek nesiller olduğunu düşündüğümüzde eğitimi bu denli çok etkileyen teknostresin öğretmenler üzerindeki etkisinin ayrıntılı olarak ele alınması, neden ve sonuçlarının ortaya konulması ve çözüm önerileri sunulması oldukça önemlidir. Okul yöneticilerinin ve eğitim uzmanlarının bu konuya ilgilerini uyandırmak, konuya dair bir farkındalık oluşturarak çözüm bulma noktasında katkıda bulunmanın amaçlandığı bu çalışmada öğretmenlerin teknostres düzeyleri belirlenmeye ve öğretmenlerin demografik özellikleri teknostres düzeyleri arasındaki ilişki incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 324 öğretmenden anket yöntemiyle elde edilen veriler paket istatistik programı ile analize tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Tunceli ili merkezindeki okullarda görev yapan öğretmenlerin, Covid 19 döneminde teknostres algılarının "orta düzeyde" olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin cinsiyetleri, medeni durumları, eğitim düzeyleri, mesleki kıdemleri açısından ele alındığında teknostres algılarında farklılık olmadığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin yaşları, branşları ve pandemi döneminde bilişim teknolojileri ile ilgili eğitim alıp almadıkları açısından ele alındığında ise teknostres algılarında bazı farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Teknostresi azaltabilmek ve yönetebilmek için bireysel ve örgütsel bir takım öneriler sunulmuş ve konuya özellikle yetkililerin dikkatinin çekilmesine ve farkındalık oluşturulmasına çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Faizsiz finans muhasebe standartlarının mali müşavirler üzerindeki algısının değerlendirilmesi: TRB 1 bölgesine yönelik bir araştırma
Burcu Karlıdağ
Yakın zamanda özellikle İslam Hukukuna uygun yönetimlerin olduğu ülkelerde Faizsiz Finans Muhasebe işlemleri geliştirilmiştir. Bu standartlar uygulama aşamasında normal finans ve muhasebe sisteminin dışına çıkarak yeni bir uygulama sunmaktadır. Ancak bu yeni sistem uygulama aşamasında tüm ülkelerde uygulanması önerilen Uluslararası Muhasebe Standartları ile bazı yönleri ile ayrışmaktadır. Bu durum Uluslararası Muhasebe Standartları ile uyumlaştırma sürecinin başlamasına sebep olmuştur. Böylece Faizsiz Muhasebe Standartları geliştirilmiştir. Çalışmamız bu noktada önem kazanmaktadır. Çalışmamızın amacı; Faizsiz Muhasebe Standartları ile Uluslararası Muhasebe Standartlarının karşılaştırmasını yaparak Mali Müşavirlerin bu standartları tanıma noktasında algısını ölçmek ve çözüm önerileri getirmektir. Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankaları bu standartları uygulamakta daha fazla ön plana çıkmaktadır. Özellikle İslami Finansal Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Organizasyonu Kurumu (AAOIFI = Accounting and Auditing Organization of Islamic Financial Institutions) muhasebe standartları, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurumu'nun (IASB = International Accounting Standards Board) hem Faizsiz Bankacılık Standartları hem de Uluslararası Muhasebe Standartlarının uyumlaştırılması için çabalar sarf etmiştir. Çalışmamızda önceden hazırlanmış anket soruları ile İslami ilkelere uygun olarak hazırlanmış olan Faizsiz Finans Muhasebe Standartlarının TRB1 Bölgesinde (Malatya, Elâzığ, Bingöl ve Tunceli) faaliyet gösteren S.M.M.M. ve Y.M.M.'lerin Faizsiz Finans Muhasebe Standartları üzerindeki algısını değerlendirip var olan bilgilerin korunması, güncel tutulabilmesi için eksiklerin tespitini yapıp bu eksiklerin giderilmesine katkı sağlayacak bilgilere ulaşmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın Muhasebe literatürüne, finans literatürüne ve muhasebe eğitimlerine katkı sunacağı umut edilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Banka sektöründe pazarlama karması ve pazarlama stratejileri uygulamaları: Tunceli ili örneği
Dilşah Mak
Bankacılık hizmetleri tarihsel süreci boyunca tüm devletler için ekonomik ve sosyal gündemi belirleyen ana unsurların başında gelmektedir. Bankacılık hizmetleri toplumun kazançlarının güvende tutabilecekleri ve ihtiyaç halinde anında ulaşabilecekleri en güvenli limandır. Gelişen bilgi ve teknoloji ile finansal kuruluşlar arasında rekabet ortamı artmış ve müşterileri kazanmak için bankalar günümüzde rekabet koşullarının inanılmaz derecede hızlı ve değişken olması ile müşterilere yeni pazarlama yaklaşımları geliştirmelerine ihtiyaç duyulmuştur. Toplumlar daha önce mevduatlarını güvende tutabilmek adına aracı olarak bankacılık hizmetlerinden yararlanmaktaydı. Bankacılık hizmetlerinde rekabet ortamı olmadığı için müşterilerin banka tercihleri çok kısıtlıydı. Ancak rekabet ortamı ile farklı finansal kurumlar ortaya çıkmış ve müşterilerin banka tercihlerinde değişiklikler meydana gelmiştir. Banka ve diğer finansal kurumlar daha fazla müşteriye ulaşabilmek için yeni pazarlama stratejileri geliştirmiş ve bankacılık sektöründe satış ve pazarlama birimleri ile satış hedefleri olan operasyon birimleri banka işletmesinin kârlılığını artırmak için çalışmalara hız vermiştir. Çalışmamız bu noktada önem kazanmaktadır. Banka çalışanları ile banka müşterilerinin gözünde pazarlama karmasının işleyişi ve öncelikleri çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızın amacı Tunceli İlinde faaliyet gösteren bankaların uygulamış oldukları pazarlama karması ve pazarlama stratejilerinin banka çalışanları ile banka müşterileri açısından önceliklerinin belirlenmesi ve bu önceliklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu çalışma Tunceli ilinde faaliyet gösteren Denizbank, İş Bankası, Vakıf Bank, Garanti Bank, Ziraat Bankası ve Halk Bankası olmak üzere üç kamu bankası ile üç özel bankada toplam 26 banka çalışanı ve 136 banka müşterisi ile görüşme yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada pazarlama karması kıstaslarının önem derecelerinin belirlenmesi için AHP yöntemi kullanılarak; Tunceli ili bölgesinde 6 adet özel ve kamu bankaları üzerindeki etkilerini, bu bankaların pazarlama stratejilerini ve banka müşterileri ile Banka çalışanları gözünden bankacılık sektörü için uygun pazarlama karmasını belirlemek için pazarlama karması elemanlarının önem derecelerinin belirlenmesi araştırılmıştır. Çalışmanın pazarlama bilimine ve literatürüne katkı sunması umut edilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Diyarbakır ceza infaz kurumları personellerinin finansal ve mali tablo okur yazarlık düzeylerinin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Abdullatif Akçakaya
Globalleşen dünya ekonomisine ayak uydurmak adına finans kavramına olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Finans ile ilgili terimlere hâkim olup bu terimlerin kullanım alanlarındaki etkilerini analiz edebilme kabiliyeti finansal okuryazar olmaktan geçmektedir. Finansal işlemler ve olaylar neticesinde oluşan mali tablolar ise işletmelerin mali durumu hakkında fikir edinmemize yardımcı olacaktır. İşletmelerin ekonomik durumunu özetleyen mali tabloları yorumlamak için ise mali tablo okuryazarlığına gereksinim duyulmaktadır. Dolayısıyla finansal okuryazarlık ve mali tablo okuryazarlığı farklı terimler gibi görünse de birbirlerinin tamamlayıcısı durumundadır. Diyarbakır Ceza İnfaz Kurumları yerleşkesinde yaklaşık 1500 personel görev yapmaktadır. Kampüs Ceza İnfaz Kurumlarında başta İnfaz ve Koruma Memurları olmak üzere, yönetim, denetim, iş yurdu servisi, eğitim, sağlık, teknik ve yardımcı hizmet sınıflarında görev yapan personeller bulunmaktadır. Kamu görevlisi olan memur ve hizmetliler yarısı kadarı lise ve önlisans mezunu iken geriye kalan yarısı lisans ve yüksek lisans mezunudur. Bu çalışmada ceza infaz kurumları personellerinin eğitim düzeyleri ile finansal ve mali tablo okuryazarlığı arasındaki ilişki araştırılmıştır.
