Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Araştırmacılar(4)

Birim yayınları

39 →
  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ1
    The effectiveness of AgNPs synthesized using Aspergillus floccosus for controlling Phoma herbarum and Aphis Pomi de Geer

    Aker, Onur; Bektaş, İdris; Yazdıç, Ferit Can

    This study was conducted to synthesise silver nanoparticles (AgNPs) using Aspergillus floccosus fungal extract and to evaluate the pesticidal efficacy of the resulting nanopesticide product against two harmful organisms (pathogenic fungus and pest) affecting apples. The synthesised AgNPs were subjected to a series of characterisation tests (UV-Vis, FTIR, XRD, SEM, TEM, EDX, Zeta Potential) and, based on the results obtained, the AgNPs synthesis was successfully completed. Within the scope of this study, the first registration process has been carried out for the fungal pathogen (Phoma herbarum) that causes rot disease in apple fruits. The fungicidal efficacy of five concentrations of AgNPs (10, 25, 50, 100, and 200 mg L⁻¹) was evaluated against this pathogen under both in vitro and in vivo conditions. The results showed that AgNPs exhibited a significant inhibition on the mycelial growth of Phoma herbarum in vitro. The 200 mg L⁻¹ concentration showed the highest inhibition percentage (81.5%). Concerning in vivo test, the effect of AgNPs on disease severity index of Phoma herbarum in apple fruits was evaluated. The result of this part showed that the concentration 200 mg L⁻¹ of AgNPs exhibits highest fungicidal efficacy disease reduction rates (100%), Following by 67% for AgNPs 100 mg L⁻¹. The insecticidal effects of AgNPs on fourth-stage nymphs and adults of the pest (Aphis pomi) were evaluated in laboratory and field applications. For this purpose, AgNPs prepared at five different concentrations (30, 60, 90, 120, and 150 mg L⁻¹) were sprayed on the pests. The results showed that the insecticidal efficacy of AgNPs against Aphis pomi was directly related to both the dose and the exposure time. Specifically, the lethal concentration required to kill adults (LC50: 48.9 mg L⁻¹ for laboratory application and 68.4 mg L⁻¹ for orchard application) was higher than the dose required for nymphs (LC50: 32.3 mg L⁻¹ for laboratory and 52.1 mg L⁻¹ for orchard application). A similar trend was observed for lethal time, with adults exhibiting longer required exposure times (LT50: 51.2 h in the lab and 58.4 h in the orchard) compared to nymphs (LT50: 42.0 h in the lab and 45.1 h in the orchard). According to the results obtained, AgNPs synthesised using Aspergillus floccosus fungus have been proven to be highly effective at low doses against two major harmful organisms that cause qualitative and quantitative losses in apples. In conclusion, it has been proven that this silver-based nano pesticide product can be used as an alternative and innovative product in combating factors that cause agricultural damage to protect apple health.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfScopus1WoS1
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Süne zararına uğramış buğday unlarına ait hamurun yapısal özelliklerinin incelenmesi

    Servet Boran

    Buğday günlük besin öğelerini karşılamasının yanısıra içerdiği öğelerin işlenebilirlik kapasitelerinden dolayı tarih boyunca hem tüketicilerin hem de araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu bağlamda mevcut çalışmada 2024 hasat dönemine ait Tunceli İlinde ekimi yapılmış Bayraktar-2000 ve Selenivka Odeska (S. Odeska) ekmeklik buğday çeşitlerinin fizikokimyasal, teknolojik ve reolojik kalite parametreleri incelenmiştir. Gluten indeksi, sedimantasyon, beklemeli sedimantasyon gibi teknolojik kalite parametrelerinin undaki emgili tane oranındaki artışa bağlı olarak azaldığı belirlenmiştir. Her iki buğday çeşidine %3, 4.5 ve 6 oranında süneli tane ilave edilerek elde edilen unlardan üretilen hamurların tekstürel parametreleri (yapışkanlık, sertlik, uzayabilirlik), reolojik özellikleri (elastiklik modülüs, akışkanlık modülüs, kompleks modülüs, kompleks viskozite), ATR-FTIR (Zayıflatılmış toplam yansıma Fourier dönüşüm kızılötesi) spektrum görüntüleri ve kapsamlı bir CIELab renk değerlendirmesi yapılmıştır. Bayraktar-2000 ve S.Odeska buğdaylarının bin tane ağırlıkları sırasıyla 43.32±0.64 ve 32.6±1.65 g olarak belirlenmiştir. Bayraktar-2000 ve S. Odeska çeşitlerinin yaş gluten değerinin sırasıyla %23.3±1.69 ve %36.4±2.21 olduğu tespit edilmiştir. Hamur örneklerine ait yapışkanlık değerlerinin süneli tane oranındaki artışla birlikte yükseldiği belirlenmiştir. Hamur işlemede önemli bir özellik olan uzamaya karşı direnç parametresine ait en yüksek değerin S. Odeska çeşidinin kontrol (1.19N±0.05) grubunda elde edildiği ve süneli tane ilavesindeki artışla birlikte bu değerin azaldığı görülmüştür. Dinamik osilasyon testi sonucunda hamur örneklerine ait elastiklik modülüsünün akışkanlık modülüsünden yüksek olduğu ve frekans tarama testi boyunca elastiklik, akışkanlık ve kompleks modülüs değerinin yükseldiği fakat kompleks viskozite değerinin düştüğü belirlenmiştir. Örneklerin hamur ve glutenlerine ait FT-IR spektrumları incelendiğinde hem 1635 cm-1 civarındaki amid-I bandına hem de 1537 cm-1'deki amid-II bandına ait pik şiddetlerinin gluten örneklerinde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yine FT-IR grafiği incelendiğinde süne emgi oranı arttıkça amid-I ve amid-II'ye ait pik şiddetinin arttığı görülmüştür. Her iki buğday örneğinin tane, un ve hamuruna ait renk değerleri inclendiğinde en yüksek L* parlaklık değeri Bayraktar-2000 hamurunda, en yüksek sarılık indeksi değeri S. Odeska hamurunda ve en yüksek beyazlık indeksi değerinin Bayraktar-2000 un örneklerinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca süne emgili tanelere ait L* parlaklık değerinin sağlam buğday tanelerinden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Tüm değerler incelendiğinde buğdaylara ait yaş gluten, gluten indeksi, sedimantasyon ve beklemeli sedimantasyon değerlerinin hamur yapışkanlığı, sertliği ve uzamaya karşı direnç gibi gluten içeriği ve gluten kalitesini yansıtan parametrelerle ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Hamurun hem tekstür hem de reolojik parametrelerinde gluten miktarı ve kalitesinin önem arz ettiği ve pek çok parametrenin Bayraktar-2000 buğday çeşidinde daha zayıf bir durum sergilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak sünenin hamurda meydana getirdiği zararın etkileri farklı parametrelerle ortaya konulmuş ve hamur yapışkanlık, sertlik ve uzayabilirlik gibi parametreleri açık bir şekilde bozduğu tespit edilmiştir. Tekstür değerlerindeki bu eğilimin incelenen reolojik parametrelerin sonuçlarıyla örtüştüğü anlaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Anaerobik gut funguslarının yapay zeka algoritmalarıyla morfolojik tanımlanması ve sınıflandırılması

    Emine Aksoy Özer

    Bu tez çalışmasında öncelikle anaerobik gut funguslarının sınıflandırılması ve morfolojik olarak tanımlanmasında yapay zekâ algoritmaları kullanıldı. Yapay zekâ, mikroorganizmaların sınıflandırılmasında, özellikle makine öğrenimi (ML) ve derin öğrenme (DL) algoritmalarının kullanımını içerdi. Bu algoritmalar, mikroorganizmaların özelliklerini (genetik, morfolojik, biyokimyasal, vb.) analiz ederek doğru sınıflandırmalar yapabilmesi için kullanıldı. Özellikle genom verilerinin (DNA, RNA dizileri) analizi, mikroorganizmaların türlerini belirlemede önemli bir yöntem olarak kullanıldı. Konvolüsyonel Sinir Ağları (Convolutional Neural Networks - CNN) na bağlı mimarilerden olan; AlexNet, ResNet ve GoogLeNet ile derin öğrenme alanında, özellikle görüntü tanıma ve sınıflandırma alanında önemli potansiyele sahiptir. Bu çalışmada da Caecomyces isimli anaerobik gut fungus türünden 1.129 görüntü, Neocallimastix isimli anaerobik gut fungus türünden 1.253 görüntü, Orpinomyces isimli anaerobik gut fungus türünden 1.126 görüntü ve Promyces isimli anaerobik gut fungus türünden 426 görüntü olmak üzere toplam 3.934 görüntüden oluşan veri seti verildi. Bu veri setleri önemli yapay zekâ mimarileri olan Alexnet, googlenet ve resnet-101 mimarilerine verilmiş olup ve her birinin ayrı ayrı 3 adet özellik matrisi elde edilmiştir. Alexnet mimarisinden elde edilen özellik matrisi kullandığımız matlab programında cllasification layer da bulunan tüm sınıflandırma algoritmalarında ayrı ayrı çalıştırılıp çıkan sonuçlar karşılaştırılarak en yüksek oranda sınıflandırmayı doğru yapan 6 adet sınıflanndırma algoritması tespit edildi. Bu sınıflanndırma algoritmaları Quadratic SVM, Fine KNN, Wide Neural Network, Cubic SVM, Supspace KNN ve SVM Kernel algoritmalarıdır. 3 Farklı mimariden alınan 3 farklı özellik matrisi 6 farklı sınıflanndırma algoritmasıyla çalışılmış ve toplamda 18 sonuç elde edilmiştir. Özellikle Resnet-101 mimarisi ve Cubic SVM algoritmasıyla elde edilen %94 doğruluk oranın da oldukça yüksek bir oran ve çalışma sonucu elde edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2
    Localization of phoenixin-14 and nesfatin-1, known as pleiotropic peptides, in some central and peripheral organs of female and male rats

    Esen, Engin; Parlak Ak, Tuba; Yaman, Mine

    Neuropeptides are diverse neuronal signaling molecules that regulate cellular and physiological functions. Phoenixin (PNX) and Nucleobindin 2 (NUCB2)/nesfatin-1, which are known to co-localize and interact in some hypothalamic nuclei such as arcuate nucleus (ARC) and paraventricular nucleus (PVN), have important pleiotropic roles. The aim of this study was to investigate the immunohistochemical distribution of these neuropeptides in biological tissues of adult female and male rats. For this purpose, a total of 12 Spraque-Dawley rats, 6 female and 6 male, aged 3–4 months, were sacrificed and hypothalamus, pituitary, brain, cerebellum, adrenal gland, ovary and testis tissues were taken. Serum gonadotropin-releasing hormone (GnRH), plasma PNX-14, and NUCB2/nesfatin-1 concentrations showed no statistically differences between sexes. PNX-14 immunoreactivity was more prominent in the ARC of male rats, whereas NUCB2/nesfatin-1 immunoreactivity was markedly higher in the PVN of females. In the anterior pituitary, PNX-14 and NUCB2/nesfatin-1 staining was more intense in females relative to males. PNX-14 immunoreactivity in the brain was quite high in female and male rats, and this immunoreactivity in the cerebellum was low in both sexes. NUCB2/nesfatin-1 exhibited moderate immunoreactivity in these organs in both sexes. In the adrenal cortex of both sexes, PNX-14 immunoreactivity was quite intense, while NUCB2/nesfatin-1 was a moderate intensity. PNX-14 immunoreactivity was more intense in the ovary, whereas NUCB2/nesfatin-1 immunoreactivity was more prominent in the testis. In conclusion, we demonstrated the immunohistochemical localization of PNX-14 and NUCB2/nesfatin-1 neuropeptides, in conjunction with serum GnRH levels, in organs associated with the hypothalamic-pituitary-gonadal (HPG) and hypothalamic-pituitary-adrenal (HPA) axes of adult male and female rats.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfScopus1WoS1OpenAlex1
    ScopusWeb of SciencePubMedİncele
  • MakaleYalnız künye2025Scopus SJRQ2
    Evaluation of Nano-Zinc Borate Effects on Thermal Properties, Morphology, Antibacterial Activity, and Drug Release Behavior of Starch/Gelatin Hydrogel Films for Biomedical Applications

    Koçak, Berna; Gürler, Nedim; İpek, Yeliz; Yazdıç, Ferit Can; Karaman, Altuğ

    Starch and gelatin offer opportunities for use due to their non-toxicity, biocompatibility, physical and functional properties. In this study, different amounts of nano-zinc borate were added to starch/gelatin composition for biological applications and their properties were studied. The structure of the films was investigated by various techniques. Nanostructured zinc borate was synthesized using a chemical method and particle sizes were determined as 196 nm. The atenolol drug was doped into the polymer composite. The atenolol release was performed at pH 7.4 and in phosphate-buffered saline solution medium. Cumulative drug release was 76% with the inclusion of nano-zinc borate in the polymer mixture. The atenolol release was approximately 50%–70% in films with nano-zinc borate added after 300 min. Furthermore, thermal resistance of the films improved with the addition of nano-zinc borate. The investigated chemical compound exhibited pronounced antibacterial activity against Gram-positive bacteria (Bacillus subtilis and Staphylococcus aureus), with significantly greater potency compared to Gram-negative bacteria (E. coli and Pseudomonas aeruginosa). Notably, the formulation containing 1.5% starch, 0.5% gelatin, and 1% nano-zinc borate demonstrated broad-spectrum efficacy against all tested pathogens, highlighting its potential as a promising antibacterial agent. The observed differential activity against bacterial strains suggests that fine-tuning the concentrations of starch, gelatin, and nano-zinc borate may optimize antibacterial efficacy and broaden the spectrum. The results showed us that non-toxic and biocompatible polymer films can be realized in pharmaceutical industry systems and biomedical applications.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2025Scopus SJRQ3
    Production and Partial Characterisation of Bifunctional Cellulase Genes of Anaerobic Gut Fungus Orpinomyces sp. GMLF19

    Yazdic, F.C.; Akyol, I.; Ozkose, E.

    Abstract: Fiber-degrading properties of anaerobic gut fungus, Orpinomyces sp. GMLF19, were investigated when it was grown on various carbon sources, namely carboxymethylcellulose, barley, oat, corncob and wheat straw. Fungi were developed under anaerobic conditions, and carboxymethylcellulase (CMCase), lichenase, and xylanase activities were determined by using DNS method. Meanwhile, the decreasing order of the enzyme activity of Orpinomyces sp. GMLF19 was observed to be lichenase > CMCase > xylanase. Relative activities of these enzymes in the isolate GMLF19 were found to be the highest when the culture was grown for 5 days. Cellulase gene domain was reproduced from chromosomal DNA and transferred into Escherichia coli with the aid of pCT plasmid vector and CMCase, lichenase and xylanase activities were determined using DNS method. The gene showed relatively higher CMCase activity and moderate lichenase activity while no xylanase activity was observed suggesting that the gene is bi-functional. The cell-associated activity of overexpressed Cel19 enzyme (E. coli cells containing this transferred gene were designated as C19) was relatively higher than extracellular activity. It was also recorded that this gene has 2 dockerin domains and 1 catalytic domain with the length of 1.585 bp, and it coded 50.59 kDa size of the protein which belongs to glycosyl hydrolase family 6.

    AtıfOpenAlex1
    ScopusWeb of Scienceİncele
  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Ticari kefir örneklerinin bazı fizikokimyasal, reolojik ve duyusal özelliklerinin belirlenmesi

    Rabia Güngen

    Bu çalışmada ülkemizde ulusal düzeyde satılan sade kefir örnekleri fiziksel kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerinin yanısıra örneklerin reolojik özellikleri ve 5-hidroksimetilfurfural (5-HMF) içeriği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda kefir örneklerine ait su tutma kapasiteleri, toplam kurumadde, pH, titrasyon asitliği, yağ asidi ve renk içeriklerinin yanısıra mikrobiyolojik olarak toplam mezofilik aerobik bakteri sayımı, laktobasillus sayımı ve toplam maya küf sayımının yanısıra örneklere ait reolojik ölçümlerden elde edilen kayma hızına karşı kayma gerilimi ait deneysel değerleri tespit edilmiştir. Bu deneysel veriler kullanılarak kefir örneklerinin bilinen bazı reolojik modelleere uygunluğu tespit edilmiştir. Ayrıca kefir örneklerin tüketici üzerindeki beğenisini incelemek adına 35 panelistle duyusal değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Kefir örneklerine ait % kurumadde miktarı 8.93 ile 11.11 arasında olduğu tespit edilmiştir. Kefir örneklerinin su tutma kapasiteleri incelendiğinde en yüksek değerin %39.44 olduğu tespit edilmiştir. Kefir örneklerinin 5-HMF değerleri incelendiğinde en yüksek değerin 6.673 mg/L olduğu analiz edilmiştir. Mikrobiyolojik olarak 7.90-8.81 log kob/mL Toplam mezofilik aerobik bakteri, 7.52-8.40 log kob/mL laktobasil ve 3.41-5.59 log kob/mL aralığında ise toplam maya- küf sayılmıştır. Örneklerin L*, a* ve b* ortalama değerleri sırasıyla 85.94, -3.62 ve 5.62 olarak belirlenmiştir. Kefir örnekleri Bingham, Üssel ve Herschel-Bulkley gibi reolojik modellere uygunluğu incelendiğinde istatistiksel değerlendirme kriterlerinde en yüksek R2 ile en düşük hata karaleri bakımından en uygun modelin Herschel-Bulkley olduğu tespit edilmiştir. Farklı sıcaklıklarda örneklerin hepsinin Newton olmayan psödoplastik akış davranışı gösterdiği belirlenmiştir. Duyusal değerlendirme incelendiğinde ise tat ve koku açısından beğeninin düşük değerlerde kaldığı görülmüştür. İncelenen kefirlerin yağ içeriği ve titrasyon asitliği bakımından fermente süt tebliğine uygun olduğu ayrıca nihai üründe mikrobiyolojik kriter olarak belirlenen toplam mezofilik aerobik bakteri sayısı, laktobasil sayısı ve maya-küf sayısı açısından da uygun olduğu görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Sıçanlarda deneysel hipertansiyon modelinde Rutin'in Chemerin ve eNOS ekspresyonları üzerine etkisi

    Zafer Talayhan

    Bu çalışma, NG-nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) ile oluşturulan deneysel hipertansiyon modelinde Rutin'in Chemerin (Chemerin chemokine-receptor 1-CMKLR1) ve endotelyal nitrik oksit sentaz (eNOS) ekspresyonları üzerine etkisinin araştırılmasını amaçlamıştır. Araştırmada, erişkin 28 adet Spraque-Dawley erkek sıçan her grupta 7'şer adet olmak üzere seçilip toplam 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; 21 gün boyunca günlük 0.5 ml zeytinyağı oral gavajla verildi. L-NAME grubuna; 21 gün boyunca günlük 50 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. L-NAME+Rutin grubuna; 21 gün boyunca günlük 50 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte ve akabinde 100 mg/kg/BW dozunda Rutin distile suyla süspanse hale getirilerek oral gavajla verildi. Rutin grubuna; 21 gün boyunca günlük 100 mg/kg/BW dozunda Rutin distile suyla süspanse hale getirilerek oral gavajla uygulandı. Tüm sıçanların çalışmanın 0., 7., 14. ve 21. günlerinde ölçülen kan basıncı değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir farklılık belirlendi (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında L-NAME grubu sıçanların sistolik kan basıncı (SKB) değerlerinde önemli bir artış olduğu (p<0.05) tespit edildi. L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda ise SKB değerlerinde anlamlı bir azalış olduğu (p<0.05) belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek ve aorta dokularında belirgin histopatolojik değişiklikler tespit edilirken, L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda bu değişikliklerin hafiflediği belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek ve aorta dokusunda artmış CMKLR1 ve azalmış eNOS immünoreaktiviteleri saptanırken (p<0.05), L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda azalmış CMKLR1 ve artmış eNOS immünoreaktiviteleri dikkati çekti (p<0.05). Sonuç olarak, Rutin'in deneysel hipertansiyon modelinde Chemerin ve eNOS immünoreaktiviteleri üzerine düzenleyici etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    L-NAME hipertansif sıçanlarda Naringin'in Apelin ve Nrf-2 ekspresyonları üzerine etkisi

    Mustafa Dündar

    Bu çalışma, NG-nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) ile oluşturulan deneysel hipertansiyon modelinde Naringin'in Apelin ve Nükleer faktör eritroid 2-ilişkili faktör 2 (Nrf-2) ekspresyonları üzerine etkisinin araştırılmasını amaçlamıştır. Araştırmada, 28 adet erişkin Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan her grupta 7'şer adet olmak üzere rastgele seçilip toplam 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; 14 gün boyunca günlük 0.5 ml zeytinyağı oral gavajla verildi. L-NAME grubuna; 14 gün boyunca günlük 40 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. L-NAME+NAR grubuna; 14 gün boyunca günlük 40 mg/kg/BW dozunda L-NAME ve akabinde 80 mg/kg/BW dozunda Naringin (NAR) zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. NAR grubuna; 14 gün boyunca günlük 80 mg/kg/BW dozunda Naringin zeytinyağı ile birlikte oral gavajla uygulandı. Tüm sıçanların çalışmanın 0., 7. ve 14. günlerinde ölçülen kan basıncı değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlendi (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında L-NAME grubu sıçanların sistolik kan basıncı (SKB) değerlerinde anlamlı bir artış olduğu (p<0.05) tespit edildi. L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda ise SKB değerlerinde anlamlı bir azalış olduğu (p<0.05) belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek dokularında belirgin histopatolojik değişiklikler tespit edilirken, L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda bu değişikliklerin hafiflediği belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek dokusunda azalmış Apelin reseptörü (APLNR) ve Nrf-2 immünoreaktivitesi saptanırken (p<0.05), L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda artmış APLNR ve Nrf-2 immünoreaktivitesi dikkati çekti (p<0.05). Sonuç olarak, Naringin'in deneysel hipertansiyon modelinde APLNR ve Nrf-2 immünoreaktiviteleri üzerine düzenleyici etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Şavak Akkaraman koyunlarında mastitise dirençle ilgili LAP3, MASP2 ve SIRT1 genlerinin moleküler analizi

    Gamze Dalğa

    Koyunlar, dünya genelindeki tarımsal endüstrilerde et, süt ve yün üretimi için besi hayvanı olarak kullanılan geviş getiren memelilerdir. Genetik ve genomik bilgiler, büyüme hızı, et, süt, yün verimi ve hastalık direnci de dahil olmak üzere birçok üretim özelliklerini iyileştirmek için kullanılabilir. Ancak koyun genomundaki genlerin fonksiyonları hakkında önemli bilgiler hala eksiktir. Mastitis, büyük ekonomik kayıplara yol açan, hayvanın refahını etkileyen, süt koyunlarındaki en yaygın hastalıklardan birisidir. Hijyenik veya daha farklı yöntemler uygulanmasına rağmen hastalık tüm süt koyunu üretim sistemlerinde devam etmektedir. Genetik yaklaşımların çiftlik hayvanlarında sağlıkla ilgili özelliklerin ıslahında önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bu açıdan, bu tez çalışmasında, LAP3-intron-12, LAP3-ekzon-13, MASP2-ekzon-11, MASP2-ekzon-2&3 ve SIRT1-promotor gen bölgeleri polimorfizmleri Şavak Akkaraman koyun ırkında belirlenmiştir. Genomik DNA 150 baş Şavak Akkaraman koyun ırkına ait kan numunelerinden elde edilmiştir. Hedef gen bölgeleri için tüm örnekler, TasI, HindII, NmuCI, PstI, TaqI, HhaI, BstUI, BsrDI, BsrI, BsaJI, VspI, SmaI enzimleri kullanılarak Polimeraz Zincir Reaksiyon-Restriksiyon Parça Uzunluk Polimorfizm yöntemi ile genotiplendirilmiştir. LAP3-intron-12 bölgesi en yüksek heterozigotluğu sergilemiş ve orta düzeyde genetik çeşitliliğe sahip alellerin (C ve T) dengeli bir dağılımını ortaya koymuştur. LAP3-ekzon-13 tam homozigotluk göstererek genetik çeşitlilik olmadığını göstermiştir. MASP2-ekzon-11, AA genotipinin baskın olduğu yüksek genetik çeşitlilik sergilemiştir. MASP2-ekzon-2&3, çoğunluğu TT genotipine sahip olmak üzere orta düzeyde genetik çeşitlilik göstermiştir. SIRT1-promoteri orta düzeyde heterozigotluk sergilemiş ve bir C>G SNP lokusu polimorfik modeller ortaya koymuştur. Hardy-Weinberg Denge analizi, LAP3-intron-12 ve MASP2-ekzon-11 için sapmalar göstermiş, bu da rastgele olmayan çiftleşme veya genetik sürüklenmenin potansiyel etkilerini düşündürmüştür. Şavak Akkaraman koyunlarında genotipler ve süt verimi arasındaki korelasyon analizleri, LAP3-intron-12 CC genotipi ve daha yüksek süt üretimi için önemli pozitif ilişkiler ortaya koyarken, MASP2-ekzon-11 BB genotipi daha düşük süt verimi ile önemli bir negatif korelasyon göstermiştir. Bu bulgular, Şavak Akkaraman koyunlarında süt üretim özelliklerinin genetik temeline ilişkin bilgiler sağlamaktadır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-28T14:33:31.896818234Z
dc.date.available2026-10-28T14:33:31.896818234Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/munzur/152
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleBiyoteknoloji Anabilim Dalıtr
dc.titleDepartment of Biotechnologyen
organization.identifier.codemunzur-lisansustu-egitim-biyoteknoloji
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\bbiyoteknoloji anabilim dali\b
rdl.unit.alias\bbiotechnol