Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yayınları

11 →
  • MakaleAçık Erişim2024
    İnsanlıktan uzak: emily için bir gül’de ve atinalı timon’da mizantropinin temsili

    Şentürk, Gamze

    Bu makale, Amerikalı yazar William Faulkner’ın Emily İçin Bir Gül (1930) adlı kısa öyküsüne ve İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Atinalı Timon (1623) adlı oyununa odaklanarak bu eserlerde tasvir edilen Emily ve Timon adlı iki mizantrop karakterleri incelemeyi amaçlamaktadır. Oxford İngilizce Sözlüğü’nde mizantrop kavramı, “insanlıktan hoşlanmayan ve insan toplumundan kaçınan kişi” (2010, s. 1130) olarak tanımlanmaktadır. Kavram, Yunanca nefret anlamına gelen “misein” ve insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. ‘İnsanlık düşmanı’ olarak ifade edebileceğimiz mizantrop karakterler, William S. Gilbert ve Jonathan Swift gibi çeşitli yazarlarca edebiyatta sıklıkla tasvir edilmiştir. En tanınmış mizantrop karakterlerden biri de Fransız oyun yazarı Moliere’in 1666 tarihli Adamcıl oyunundaki Alceste karakteridir. Bu çalışmanın merkezine koyduğu eserlerden biri olan Emily İçin Bir Gül adlı kısa hikâye, gizemli ve izole bir karakter olan Emily Grierson’ın hikâyesini anlatır. Emily inzivada yaşayan, geçmişine sıkı sıkıya bağlı ve dış dünyayla etkileşimi kısıtlı bir figürdür. Babası, statüsü ve toplumun ondan beklentileri gibi dış faktörlerin etkisiyle içine kapanan Emily, bir mizantrop olarak karşımıza çıkar. Shakespeare’in çok az bilinen ve sahnelenen oyunlarından olan Atinalı Timon oyunu ise Timon adlı bir karakterin trajik yolculuğu etrafında geçer. Başlangıçta cömert olan ve toplum tarafından sevilen Timon, insanlığa ve topluma karşı yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle dünyadan ve insanlardan tamamen uzaklaşır ve bir mizantropa dönüşür. Bu iki eser, farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen, iki insanlık düşmanı karakteri ele alır. Bu çalışmanın amacı da Emily ve Timon’un insan düşmanı kişiliklerini, toplumdan kopuş süreçlerini de ele alarak ve benzerlik ile farklılıklarına değinerek irdelemektir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    In Search of Scent in Theatre

    Şentürk, Gamze

    Theatre is an art form that brings together visual, auditory, and physical elements, establishing a strong connection between the audience and the performance. This synesthetic art employs an aesthetic language that engages all the senses, creating a unique experience for the audience, where the amalgamation of scent, sound, and visuals offers a multi-sensory journey. The audience experience plays as a holistic bodily encounter, ensuring active engagement. In theatre, the sense of smell is often overlooked. However, in recent years, experimental, innovative, and avant-garde theatrical works have opened up new possibilities for using scents on stage. Surprisingly, the use of scent in theatre can be traced back to ancient times. This study aims to explore the history of the sense of smell, its origin and its use in theatre. Furthermore, it traces how scent has influenced the theatrical experience and evolved into a fundamental element from the ancient era to the early modern period.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tiyatronun Rönesansı: Pandemi Döneminde Dijitalleşme ve Britanya Tiyatrosu

    Şentürk, Gamze

    2019 yılında ortaya çıkıp dünyayı etkisi altına alan ve insanları evlerine hapseden pandemi süreci, tiyatro başta olmak üzere sahne sanatları üzerinde benzersiz bir etki yaratarak sahneyi bir dönüşüme uğratmıştır. Bu süreçte sahne sanatları alanında gelişen yeni duruma uygun olarak önlemler alınmaya çalışılmış ve sahne adeta yeniden şekillenmeye başlamıştır. Tiyatroda köklü değişikliklerin olduğu bu dönemde Britanya tiyatrosu da önerdiği yenilikçi ve deneysel uygulamalarla pandemi sürecini yönetmeye çalışmıştır. Kuşkusuz bu noktada teknolojinin sunduğu katkı göz ardı edilemez. Pandemi sürecinde dijitalleşen tiyatro, seyircisine yeni deneyimler yaşatmıştır. Sanatın evrensel gücünün bir kez daha anlaşıldığı bu süreçte teknoloji, biçim, içerik ve uygulama açısından tiyatroyu destekleyici bir unsur olarak ortaya çıkmıştır. Seyircisini oyunla buluşturan ve yenilikçi biçimlerin kullanılmasına büyük olanaklar tanıyan teknolojinin tiyatroda bir dönüşüm yaratması söz konusu olmuştur ve adeta tiyatroda bir rönesans yaşanmıştır. Bu çalışma, Britanya tiyatrosunun pandemi sürecini teknolojinin verdiği imkânlarla nasıl aştığını ortaya koymayı ve pandemi sürecinde tiyatro-teknoloji etkileşimini açığa çıkararak teknoloji çağında tiyatro endüstrisinin geleceğini tartışmayı amaçlamaktadır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2024
    Charlotte Jones’un Havada Yüzmek Adlı Oyununda Derin Sularda Yüzmek: Bir Akıl Hastanesinde Kadın Deliliğini ve Kadın Dayanışmasını Keşfetmek

    Şentürk, Gamze

    Yüzyıllar boyunca delilik, kadın direncine, gücüne ve özgürlüğüne dair tarihsel bir etiket olarak değerlendirilmiştir. Elaine Showalter, Jane M. Ussher, Phyllis Chesler ve Shoshana Felman gibi feminist düşüncenin öncü sesleri, kadın deliliğinin tarihsel süreçte nasıl şekillendiğini ve toplumsal normlarla nasıl ilişkilendirildiğini irdelemişler ve kadınların yaşadığı deneyimlerin toplumsal bağlamda nasıl anlam kazandığını göstermeye çalışmışlardır. Onlara göre, erkek egemen toplumda delilik olgusu, kadınlık bağlamında sıkça vurgulanmış ve bu ilişki çeşitli söylemlerle pekiştirilmiştir. Yaşam biçimleriyle ataerkil ideolojiye meydan okuyan kadınların zaman zaman deli olarak damgalanarak akıl hastanelerine kapatıldıkları sıklıkla dile getirilmiştir. Bu kurumlar, ataerkil sistem tarafından kadınların özgürlüklerini ve kişisel gelişimlerini kısıtlamak için kullanılan araçlar olarak görülmüştür. Feminist hareketin güç kazandığı yirminci yüzyılda, birçok feminist oyun yazarı, kadınlara yönelik eril baskının bir aracı olarak akıl hastalığını ve akıl hastanelerini incelemeye ve bu konu üzerine yazmaya yönelmiştir. Bu yazarların temel motivasyonu ise kadınları deli olarak etiketleyen ve akıl hastanelerine kapatan sosyal ve tarihsel dinamikleri sorgulamak olmuştur. Britanya tiyatrosunun yükselen isimlerinden biri olan ödüllü oyun yazarı Charlotte Jones (1968-), 1997 yılında yazdığı ilk oyunu Havada Yüzmek te St. Dymphna s Hospital adlı bir akıl hastanesine kapatılan iki kadına odaklanır. Jones, ‘ataerkil hegemonya kurbanı’ olarak akıl hastanelerini hapsedildiğini düşündüğü kadınları ve ataerkil baskıya karşı direnişte 'kadın dayanışmasının' önemini vurgulamak için onların akıl hastanelerindeki deneyimlerini ve zor yaşam koşullarını ortaya koyar. Bu makale, Havada Yüzmek oyunundaki deli kadın imgesine odaklanarak Dora ve Persephone adlı karakterler üzerinden Jones un sorunsallaştırdığı akıl hastanesinde kadınların karşılaştıkları sistematik baskıyı ve bu baskıya karşı bir çözüm olarak sunduğu kadın dayanışmasını açığa çıkarmayı amaçlar.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • MakaleAçık Erişim2024
    Cross-dressing in contemporary british feminist theatre

    Şentürk, Gamze

    Sex and gender are two concepts that are often unconsciously used interchangeably, but they have distinct meanings. They are crucial in understanding the gender hierarchy or the distinction between man and woman created by the patriarchal order. While sex refers to a biological difference or an innate existence based on signs such as chromosomes and genitals, gender is a socio-cultural identity subsequently acquired through social interaction. While the biology-oriented approach reduces femininity and masculinity to the body based on an essentialist approach, the socio-culturally oriented approach underlines that femininity and masculinity are culturally constructed, fluid, and changeable. The gender roles assigned to man and woman in patriarchal society bring along certain expectations based on their sexes and their society’s values and beliefs about gender. The fact that both woman and man are expected to wear appropriate dress for their gender roles is the reflection of this expectation. When a man wears clothing traditionally associated with women or when a woman wears clothing traditionally associated with men, they might face ridicule or criticism because these clothing choices challenge established gender norms, and because the clothes are reminders of roles or symbols that favour social roles. Contrary to this, cross-dressing is described as an act of wearing clothes and accessories that belong to the opposite sex, and it is possible to see its examples as a deconstructive strategy in contemporary British feminist theatre. This article aims at discussing the functions of cross-dressing as a body memory in contemporary British feminist theatre over selected plays such as Caryl Churchill’s plays Cloud Nine (1979) and Top Girls (1982), Timberlake Wertenbaker’s New Anatomies (1984), and Moira Buffini’s Silence (1999).

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Sözün Büyüsü: Tiyatro ve Hikâye Anlatıcılığı

    Şentürk, Gamze

    Tiyatronun kökenleri hakkında birçok kuram ortaya atılmıştır. Bu kuramlar arasında, tiyatro ile ritüeller arasındaki yapısal benzerliklere odaklanarak tiyatronun Bereket Tanrısı Dionysus adına düzenlenen dini törenlerden, yani ritüelden türediğini savunan Ritüel Köken Kuramı en bilinenlerden biridir. Topluluklar bu törenlerde ritüeller yoluyla tanrılara olan bağlılıklarını gösterirken tiyatronun drama, müzik, hareket ve dans gibi temel bileşenleri bu ritüellerin ayrılmaz birer parçası olarak ortaya çıkar. Ritüel Köken Kuramı dışında, tiyatronun hareket, dans ve müzik gibi alanlarda yetenekli olan Antik Yunan insanının bilinçli bir şekilde geliştirdiği bir etkinlik olarak ortaya çıktığını ileri süren Büyük Adam Kuramı’ndan bahsetmek mümkündür. Bu kurama göre, tiyatro, yaratıcı yeteneklerle donatılmış Antik Yunan insanın hem sanatını icra etmek hem de toplulukları eğlendirmek amacıyla geliştirdiği bir formdur. Bu yaklaşım, aslında tiyatronun sanatsal ve bireysel yaratıcılığın bir ürünü olduğu düşüncesinin altını çizer. Tiyatronun kökenine dair öne sürülen bir diğer kuram ise Hikâye Anlatma Kuramı’dır. Bu kurama göre, tiyatro hikâye anlatıcılığından türemiştir. Hikâye anlatıcıları, sesleri ve hareketleri kullanarak çeşitli karakterleri kişileştirme ve hikâyelerini anlatma pratikleriyle tiyatronun doğuşuna katkıda bulunmuşlardır. Tiyatronun kökenlerine dair birçok farklı görüş olmasına rağmen, genel olarak tiyatronun hareket, eylem, dans ve müzik gibi unsurları içeren bir hikâye anlatıcılığı olduğu düşünülmektedir. Tiyatro, sadece bir eğlence formu olmaktan öte, toplumsal değerlerin, kültürel normların ve dini inançların da yansıtıldığı bir alan olmuştur. Bu çalışma, Antik Yunan tiyatrosundan başlayarak özelde Britanya tiyatrosunu merkeze alarak çağdaş dönem tiyatrosuna kadar tiyatro ve hikâye anlatıcılığı arasındaki sıkı ilişkiyi ve hikâye anlatıcılığının tiyatroda bir anlatım aracı olarak nasıl ortaya çıktığını açıklamayı amaçlar.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Tiyatro ve ortamlararasılık/medyalararasılık: süper iyi günler

    Şentürk, Gamze

    Sahne, dekor, ışık, ses, oyuncu, seyirci, yönetmen ve tasarımcı gibi çeşitli unsurları bünyesinden barındıran tiyatro, çeşitli ortamların/medyaların etkileşime girdiği ortamlararası/medyalararası bir sanattır. İlk ortaya çıktığından bugüne içinde geliştiği çağın olanaklarını kullanarak anlatmak istediği hikâyesini seyircisine sunmaya çalışan bu sanat, on dokuzuncu yüzyılda elektriğin bulunmasıyla birlikte geliştirilen teknolojileri aşamalı olarak sahnesine dahil etmiştir. Yeni teknolojik uygulamalarla işitsel-görsel açıdan son derece zengin, deneysel ve yenilikçi üretimlere imza atılmıştır. Tiyatronun ortamlararasılığı/medyalararasılığı ise on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. Teknolojinin tiyatroda kullanımını destekleyenlerin yanı sıra desteklemeyenlerin de içinde bulunduğu bu tartışmalar, modern teknolojinin tiyatronun aurasını değiştirmeye başladığı 2000’li yıllarda daha şiddetlenmiştir. Bu dönemde tiyatro ve teknoloji etkileşimi sıcak bir tartışma konusu haline gelmiştir. Her ne kadar konuyla ilgili bir uzlaşı olmasa da modern teknolojinin tiyatronun sahne diline yenilikler kattığı ve bu sayede yeni bir kitleye hitap ettiği açıktır. Günümüzde tiyatronun teknoloji çağına nasıl ayak uydurduğunu açığa çıkarmayı amaçlayan bu çalışma, tiyatro- teknoloji ilişkisini öncelikle Türk ve Batı tiyatrolarındaki gelişmelere karşılaştırmalı olarak değinerek sonrasında da hem İngiliz hem de Türk sahnelerinde seyirci karşısına çıkarılan Süper İyi Günler [The Curious Incident of the Dog in the Night-Time, 2003] oyununu çözümleyerek irdelemeyi amaçlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Anthony Neilson’ın Realism ve Narrative Adlı Oyunlarında Melezlik

    Şentürk, Gamze

    Yazar, yönetmen, oyuncular, dekor ve kostüm sanatçıları, müzisyenler, dansçılar, ışıklandırma uzmanı; kısaca sahne önü ve sahne arkası teknik ekibin ortak çabalarının bir ürünü olan tiyatro, özü gereği melez bir sanattır. Tiyatro, doğuşundan bugüne türler ve sanatlar arası alışverişlerde bulunarak ve her çağın teknolojisinden faydalanarak medyalar arası ve melez bir sanat olma özelliğini korumaktadır. Ancak tiyatronun melezliği neredeyse yirminci yüzyıla kadar ciddi bir araştırma ve tartışma konusu yapılmamıştır. Son on beş yılda ise Hans-Thies Lehmann, Patrice Pavis, Gerda Poschmann, Andy Lavender, Jean Pierre Sarrazac ve Erika Fischer-Lichte gibi isimlerin öncülüğünde tiyatronun melezliğinin ve üretimlerde öne çıkan melezlemelerin tiyatro ve performans çalışmalarında kuramsal olarak çalışılmaya ve tartışılmaya başlandığı görülmektedir. Bu çalışma tiyatronun melez doğasını geçmiş ve günümüz perspektifinden İngiliz tiyatrosunda önemli bir yere sahip olan oyun yazarı Anthony Neilson’ın Realism/Gerçekçilik (2006) ve Narrative/Anlatı (2013) adlı iki oyunu üzerinden örneklerle açıklanmayı amaçlamaktadır.

  • Kitap BölümüYalnız künye2022
    The Language of Silence in Timberlake Wertenbaker's The Love of The Nightingale

    Sentürk, Gamze

  • MakaleYalnız künye2021
    Tiyatro ve psikolojik gerçekçilik: “Kafana Tiyatro” (In-Yer-Head Theatre)

    Şentürk, Gamze

    Küçücük bir beden içine hapsolan insan için, yaşadığı dünya bir yandan sürprizlere gebe hoş bir yer bir yandan da içinde gizem ve korku yüklü büyük, tehlikeli ve kaotik bir yerdir. İçinde paradokslar barındıran dünyada yaşam serüvenine başlayan insanın hayatını devam ettirmesi hiç de kolay değildir. İnsan hem dünyadaki her türlü dış etmene hem de bu dış etmenlerin iç dünyasında yarattığı psikolojik faktörlere karşı mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. İnsan için yaşam dış dünya ve iç dünya arasında denge kurmakla rayında devam edebilir gibi görünmekte iken her insanın kişisel özelliklerinin farklı olması nedeniyle durum karmaşık bir hal almaktadır. Bu noktada dış dünyadan gelen her türlü tehlikeye karşı insanın yapması gereken ise hem beden sağlığını hem de ruh sağlığını korumaktır. Bu korunmayı sağlayan insan için hayat serüveni biraz daha seyrinde devam edecekken aynı korunmayı sağlayamayan veya dış dünyadan gelen tehlikelere karşı kendini koruyamayacak kadar güçsüz kalanlar için hayat daha da zorlaşmaktadır. Dış bir gerçekliğe sahip insanın tüm yaşananlar karşısında ürettiği iç gerçekliği de edebiyatın ve tiyatronun temel konularından biridir. Bu noktada tiyatroda travma, melankoli, histeri ve nostalji gibi insanın iç gerçekliği veya bilinçdışı ile ilintili tatsız anlatılar üretilmiştir ve üretilmeye de devam etmektedir. Sorbonne Üniversitesi öğretim üyelerinden Solange Ayache, 2017’de yaptığı “‘In-Yer-Head’ Theatre: Staging the Mind in Contemporary British Drama Towards a Quantum Psychopoetics of the Stage” başlıklı doktora tez çalışmasında 2000’li yıllarda İngiliz tiyatrosunda ön plana çıkan bu tatsız anlatıları, Aleks Sierz’in ‘Suratına Tiyatro’ (In-Yer-Face Theatre) kavramına gönderme yaparak ‘Kafana Tiyatro’ (In-Yer-Head Theatre) veya “Akıl Uzamı Tiyatrosu’ (Theatre of Mental Space) örnekleri olarak tanımlamaktadır. Bu çalışma, psikolojik gerçekçilik ve travma konularını merkeze koyarak ‘Kafana Tiyatro’ kavramını açıklamayı ve İngiliz tiyatrosunun deneysel ve yenilikçi oyun yazarlarından Sarah Kane (1971-1999), Sarah Daniels (1956-) ve Anthony Neilson’dan (1967-) seçilmiş örnek oyunlar üzerinden travma temelli tatsız anlatıları örneklendirmeyi amaçlamaktadır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-28T15:03:48.600986544Z
dc.date.available2026-10-28T15:03:48.600986544Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/munzur/4834
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleSentürk, Gamze
person.affiliation.nameMunzur Univ, Fac Letters, Dept Western Languages & Literatures, Tunceli, Turkiye
person.familyNameSentürk
person.givenNameGamze
person.statusunverified