Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Bu dergideki yayınlar

9 →
  • MakaleYalnız künye2023
    Emergency remote teaching: EFL instructors’ satisfaction with teaching online

    Alagozlu, Nuray; Tayşı, Eda

    The purpose of this study was to investigate English language instructors’ satisfaction with teaching online in an emergency remote teaching context. A mixed-method approach was used for data collection in which both quantitative and qualitative methods were used. While the quantitative data of this study were collected through the Online Faculty Satisfaction Survey (OFSS) with the participation of 205 instructors, semi-structured interviews were conducted with 16 instructors to collect qualitative data. The quantitative data were analysed through descriptive statistics. The qualitative data from semi-structured interviews were analysed through content analysis. The findings indicated that the instructors were not satisfied with teaching online. Although the convenience and flexibility of online education created a sense of satisfaction among the instructors, students’ low levels of motivation, participation and attendance in online classes, the lack of face-to face contact and interaction with the students, and students’ lack of technological equipment and internet connection problems were the most significant causes of the instructors' dissatisfaction with online teaching.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2023
    A semiological analysis of Exodus (1960)

    Hamarat, Abdulkadir

    This paper aims to present a semiological analysis of the film Exodus (1960). The representation of Arabs in the twentieth century, especially in the second half, is very much in parallel with the political developments of the period. After the First World War, the Ottoman Empire, which had ruled the region for centuries without any significant turmoil, lost its lands in the Middle East where different races had co-existed in peace for generations. The Western powers quickly filled the power vacuum, redesigned the Middle East and created new mandates. The British Government promised the Jews to create their own state in one such mandate, Palestine, in 1917. Conflicts arose between Arabs and Jews when the latter began to purchase lands and settle in Palestine in increasing numbers. The founding of the state of Israel after the Second World War only contributed to the bloodshed. The image of Arabs as bloodthirsty terrorists begins to appear in the Western media and especially in the Hollywood films in this period. The present study undertakes to explore one such film, Exodus (1960), in terms of its treatment of Arabs. The film relates the incidents that take place not long before the founding of the state of Israel in 1948.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Savunma metni olarak menakıpnameler: Menâkıbu’l-Kudsiyye Fî Menâsıbi’l-Ünsiyye ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı

    Akdemir, Fatma Şen

    Menakıpnamelerin yazılış amacı, menakıba konu olan veliyi tanıtmak ve sahip olduğu üstün özellikleri ortaya koyarak onu yüceltmektir. Bu durum Elvan Çelebi’nin yazdığı Menâkıbu’l-Kudsiyye (14. yy) ile Halil bin İsmail’in yazdığı Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı (15. yy) için de geçerlidir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’de Babai isyanı, Elvan Çelebi’nin dedesi ve aynı zamanda isyanın lideri olarak bilinen Baba İlyas konu edinilmiştir. Eserde ayrıca Baba İlyas’ın oğullarının da hayat hikâyeleri ve menkıbeleri anlatılmıştır. Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nda da aynı şekilde Halil bin İsmail’in dedesi olan Şeyh Bedreddin, Şeyh’in çocukları ve silsilesi, ayrıca ona isnat edilen ayaklanma hakkında bilgiler verilmiştir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’nin ile Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nın konu edinilen kişilerin torunları tarafından yazılmış olmaları bu yazının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Her iki eserde de resmî tarih anlayışı çerçevesinde “isyancı” olarak tanımlanan Baba İlyas ve Şeyh Bedreddin, merkeze alınarak olaylar anlatılmış, torunları tarafından aklanmaya çalışılmış; dedeleri hakkında söylenen iddiaların iftira ve yalandan ibaret olduğu iddiası ilginç bir şekilde, birbirine benzeyen yapısal özellikler içerisinde ortak menkıbevi unsurlar ve motiflerle süslenerek işlenmiştir. Bu durum; klasik bir menakıpnamede görülen ele alınan veliyi övme ve onun kutsiyetini abartarak anlatma amacının dışına çıkarak bu eserleri birer savunma metni haline getirmiştir. Bu çalışmada söz konusu iki eser karşılaştırmalı biçimde incelenmiş, aynı amaçla yazılmış olmalarının zemin hazırladığı benzerlikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Unpublished verse Uşşâki Silsile-names of Sheikh Süleyman Rüşdi from Karacasu

    Kayaokay, Ilyas

    In general, verse silsile-names are texts in which the sheikhs of a sect are told in at least one couplet, in order of ratification. In our literature, this tradition has found popularity especially among Halveti poets. The subject of this study is two verse sect silsile-names in which the sheikhs of the Uşşâkî sect, which is another branch of Halvetism, are listed. These two poetic Uşşâkî silsile-names, which had been overlooked before, belong to Yemez-zâde Süleyman Rüşdî (1770-1834), one of the sheikhs of the aforementioned order in the Aydın region. The reason why these silsile-names are not known until today; This is due to the fact that the poet's diwan was published based on a single copy and other copies were not taken into account. In the two copies of Rüşdî’s Dîvân, which were found in the Ankara National Library and the Istanbul University Rare Works Library, it was understood that the poet had two more silsile-names. In Rüşdîs two odes with long aruz patterns and without redifs, a chronological list of 44 sheikhs in total, ranging from the Hz. Prophet to himself, is given. In our article, after giving information about silsile-name, Uşşâkî silsile-names and Rüşdî, the form and content of two silsile-names will be analyzed. Then, transcription of the texts from Arabic letters to Latin alphabet will be made and facsimiles will be included. It is expected that the unearthing of these two new texts will contribute to the genre literature and new studies on Rüşdî.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Reşat Nuri Güntekin’in “Bekçi” adlı hikâyesinin latin harflerine aktarımı ve tahlili

    Cuşa, Hasan

    Reşat Nuri Güntekin (25 Kasım 1889- 7 Aralık 1956) Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı alanında kaleme aldığı hikâye, roman ve tiyatro türündeki eserleriyle adından söz ettiren yazarlardan biridir. Hikâyelerinde genel olarak toplumun aksayan yönlerini eleştiren ve bireyin ahlaki eylemlerini sorgulayan Reşat Nuri, mizahî unsurlardan yararlanarak olup bitenleri ironik bir dille anlatmaya çalışmıştır. “Yıldız Böceği” müstear adıyla Kelebek dergisinde “Bekçi” adlı hikâyeyi yayımlayan Reşat Nuri, bu hikâyede genç yaşında dul kalan Nadide Hanım’ın, evini hırsızlardan korumaya çalıştığı sırada içine düştüğü komik durumu gözler önüne sermiştir. Hikâyede toplumsal bir mesele olan hırsızlığı önlemek için çaba sarf eden bireyin, sosyal normlara aykırı olan ve etik açıdan doğru bulunmayan davranışı eleştirilmiştir. Toplumal ve bireysel değer yargılarını konu edinen bu hikâye, bireyin gayri ahlaki eylemini komik bir biçimde yansıtması bakımından önem taşımaktadır. Bu çalışmada Reşat Nuri’nin hikâye kitapları arasında yer almayan Bekçi hikâyesinin Latin harflerine çevrilmesi ve tahlil edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda inceleme nesnesi olan “Bekçi” hikâyesi; olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân, bakış açısı, dil ve üslup gibi unsurlar göz önünde bulundurularak tematik ve yapısal açıdan çözümlenmiştir. Bunun yanı sıra hikâyenin hangi tür tekniklerle inşa edildiği ve kurgusal düzlemde anlatıcının nasıl bir rol oynadığı ortaya konulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Çetin Altan’ın Yedinci Köpek ile Henrik Ibsen’in Bir Halk Düşmanı adlı piyeslerinin karşılaştırılması

    Akdemir, Fatma Şen

    Henrik Ibsen (1828-1906), ünü yalnız Norveç’le sınırlı kalmamış, tüm dünyaya yayılmış önde gelen tiyatro yazarlarından biridir. Peer Gynt, Hedda Gabler, Yaban Ördeği, Nora, Yapı Ustası Solness; Ibsen’in tüm dünyaya mâl olmuş piyesleri arasında yer almaktadır. Modern dramın öncülerinden addedilen Ibsen, aynı zamanda gerçekçilik akımının da dünya tiyatrosundaki önemli temsilcilerinden sayılmaktadır. Tanzimat’la beraber batılılaşmanın devletin resmî politikası haline gelmesiyle, batı tarzı bir tiyatro yaratma yolunda, batının seçkin tiyatro eserleri Türkçeye aktarılmaya başlamıştır. Bu anlayış doğrultusunda, Ibsen’in de piyeslerinin Türkçeye kazandırılmasına ve sahnelenmesine gayret edilmiştir. Bu durum doğal olarak Türk tiyatro yazarlarının Ibsen’den etkilenmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu yazarlardan biri de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden Çetin Altan’dır. Çetin Altan (1927-2015) roman, şiir, deneme, polisiye gibi birçok edebî türde eser vermiş, edebiyat dünyasında adını, ilk olarak piyesleriyle duyurmuştur. Toplam on bir piyes yazan Altan’ın hemen hemen bütün oyunları sahnelenme imkânı bulmuştur. Tıpkı gazete yazılarında olduğu gibi oyunlarında da genel olarak toplumsal sorunları irdeleyen Altan, farkındalık yaratma yolunda tiyatroyu etkili bir araç olarak değerlendirmiştir. Altan’ın yine böyle bir saikle yazdığı Yedinci Köpek (1964) adlı oyununun, Henrik Ibsen’in Bir Halk Düşmanı (1882) adlı piyesinden izler taşıdığı görülmektedir. Nitekim Altan’ın ve Ibsen’in anılan oyunları karşılaştırıldığında, her iki eser arasında konu, başkişilerin özellikleri ve yaşam serüvenleri gibi açılardan önemli benzerlikler bulunduğuna tanıklık edilmektedir. Bu çalışmada, anılan iki oyun arasındaki benzerlikler tespit edilmeye çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Klâsik Türk edebiyatında Esmâü’l-Hüsnâ şerhleri ve müellifi bilinmeyen mensur bir örneği

    Kayaokay, Ilyas

    Esmâü’l-hüsnâ tabiri, kültür ve inancımızda özel bir ad olarak Allah’ın doksan dokuz ismini kapsamaktadır. Kur’ân’da dört âyette de vurgulandığı üzere şüphesiz en güzel isimler onundur. Arap, Fars ve Türk-İslam edebiyatında, Allah’ın doksan dokuz ism-i şerîfinin manalarının izah edildiği, onları sayıp ezberlemenin meziyet ve değerlerinden söz eden manzum yahut mensur şekilde tertip edilmiş esmâü’l-hüsnâ şerhleri vardır. Türk edebiyatındaki esmâü’l-hüsnâ şerhleri tevhid ve münâcâtlardan sonra Allah’ı konu edinen en önemli edebî tür olup dört şekilde karşımıza çıkar. Bunlar; isimleri yalnızca sayıp sıralayanlar, şerh edenler, muamma ve havass türündedir. Bu makalede, genel olarak esmâü’l-hüsnâlar hakkında bilgi verildikten sonra Türk edebiyatında tespit edilebilen bu türdeki manzum ve mensur eserlerin kronolojik listesi verilerek kısaca tanıtımı yapılmıştır. Bu sayede türle alakalı yıllardır tekrar eden bilgi yanlışları da tashih edilmiştir. Ardından, daha evvel bilinmeyen ve İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde kayıtlı, müellifi ve ne zaman yazıldığı meçhul mensur bir esmâü’l-hüsnâ şerhinin tanıtımı ve Arap harflerinden Latin alfabesine transkripsiyonlu aktarımı yapılarak tür literatürüne katkı sağlanmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Women and patriarchy: Tales of males and ghosts

    Demir, Ayşegül

    Having its roots in faiths such as Judaism and Christianity, the term ‘patriarchy’ refers to a system of authority in which males are regarded as superior to females and wield power over them. While some women have submissively internalized the patriarchal system, others have raised their voices and spoken out against it. Short stories written by women writers are one way to examine this system. However, there is a wide disparity in these authors' attitudes toward women. Some depict brave new women who transform and progress as the narrative goes on, while others feature stereotypical female figures who are submissive. The purpose of this paper is to compare the short stories written by Kate Chopin and Rose Tremain to those by Edith Wharton and Clare Boylan in order to determine whether or how much these authors criticize the patriarchal system. It is argued that Chopin and Tremain are the most critical of patriarchy, whereas Wharton and Boylan represent women within a patriarchal framework. Both Chopin and Tremain provide a comprehensive analysis of human nature, regardless of whether they are discussing men or women, with all of their complexity and inner struggles. Authors such as Wharton and Boylan, on the other hand, depict women in patriarchal societies in their natural state, without offering any solutions or suggestions. In their accounts, societal or sexual injustice is motivated by financial considerations.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleYalnız künye2021
    Tiyatro ve psikolojik gerçekçilik: “Kafana Tiyatro” (In-Yer-Head Theatre)

    Şentürk, Gamze

    Küçücük bir beden içine hapsolan insan için, yaşadığı dünya bir yandan sürprizlere gebe hoş bir yer bir yandan da içinde gizem ve korku yüklü büyük, tehlikeli ve kaotik bir yerdir. İçinde paradokslar barındıran dünyada yaşam serüvenine başlayan insanın hayatını devam ettirmesi hiç de kolay değildir. İnsan hem dünyadaki her türlü dış etmene hem de bu dış etmenlerin iç dünyasında yarattığı psikolojik faktörlere karşı mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. İnsan için yaşam dış dünya ve iç dünya arasında denge kurmakla rayında devam edebilir gibi görünmekte iken her insanın kişisel özelliklerinin farklı olması nedeniyle durum karmaşık bir hal almaktadır. Bu noktada dış dünyadan gelen her türlü tehlikeye karşı insanın yapması gereken ise hem beden sağlığını hem de ruh sağlığını korumaktır. Bu korunmayı sağlayan insan için hayat serüveni biraz daha seyrinde devam edecekken aynı korunmayı sağlayamayan veya dış dünyadan gelen tehlikelere karşı kendini koruyamayacak kadar güçsüz kalanlar için hayat daha da zorlaşmaktadır. Dış bir gerçekliğe sahip insanın tüm yaşananlar karşısında ürettiği iç gerçekliği de edebiyatın ve tiyatronun temel konularından biridir. Bu noktada tiyatroda travma, melankoli, histeri ve nostalji gibi insanın iç gerçekliği veya bilinçdışı ile ilintili tatsız anlatılar üretilmiştir ve üretilmeye de devam etmektedir. Sorbonne Üniversitesi öğretim üyelerinden Solange Ayache, 2017’de yaptığı “‘In-Yer-Head’ Theatre: Staging the Mind in Contemporary British Drama Towards a Quantum Psychopoetics of the Stage” başlıklı doktora tez çalışmasında 2000’li yıllarda İngiliz tiyatrosunda ön plana çıkan bu tatsız anlatıları, Aleks Sierz’in ‘Suratına Tiyatro’ (In-Yer-Face Theatre) kavramına gönderme yaparak ‘Kafana Tiyatro’ (In-Yer-Head Theatre) veya “Akıl Uzamı Tiyatrosu’ (Theatre of Mental Space) örnekleri olarak tanımlamaktadır. Bu çalışma, psikolojik gerçekçilik ve travma konularını merkeze koyarak ‘Kafana Tiyatro’ kavramını açıklamayı ve İngiliz tiyatrosunun deneysel ve yenilikçi oyun yazarlarından Sarah Kane (1971-1999), Sarah Daniels (1956-) ve Anthony Neilson’dan (1967-) seçilmiş örnek oyunlar üzerinden travma temelli tatsız anlatıları örneklendirmeyi amaçlamaktadır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn2148-7782
creativeworkseries.issn2148-9599
dc.date.accessioned2026-10-28T15:10:57.362992926Z
dc.date.available2026-10-28T15:10:57.362992926Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/munzur/5778
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleRumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi