Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Altı, Aziz(2)
- Gökcan, Özkan(2)
- Akar, Yeliz(1)
- Baykan, Pinar(1)
- Başaran, Erkin(1)
- Cuşa, Hasan(1)
- Danışmaz, Harun(1)
- Delice, H. İbrahim(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Ercan, Berna(1)
- Erdoğan, Göktürk(1)
- Erol, Pelin Önder(1)
- Kara, Huseyin(1)
- Kartal, Kazim(1)
- Korkut, Gizem(1)
- Kılıçaslan, Aydın(1)
- Mengüş, Erkan(1)
- Temizkan, Vedi(1)
- Uz, Özkan(1)
- Yesilyurt, Turkan(1)
- Yildirim, Erdal(1)
- Öztürk, Yüksel(1)
- Şahin, Özgür(1)
- Şentürk, Gamze(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Sosyo-kültürel değişme bağlamında tunceli alevi ocaklarında aile
Erol, Pelin Önder; Baykan, Pinar
Tunceli’de var olan ve halen aktif biçimde devam eden yedi ana Alevi ocağının aile yapısına odaklanan bu çalışmanın amacı, yedi ocağa mensup Alevi dedeleri ve aile üyelerinin aile yapılarını anlama, aile kurumunun ocaklarda ne gibi karşılıklar bulduğunu öğrenme ve böylece toplumsal değişim sürecinde ailede ne gibi bir farklılaşmanın olduğunu gün yüzüne çıkartmaktır. Alan araştırması dâhilinde Alevi dedeleri ve aile üyeleri ile mülakatlar yapılmıştır. Veriler, içerik analizi tekniğine tabi tutularak çözümlenmiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmelerden edilen bulgular hem Alevi dedeleri hem de aile üyelerinin, gerek bulundukları coğrafyada yaşayan Alevi toplumunun gerekse genel olarak tüm Alevi toplumunun aile yapılarının değişime uğradığına işaret etmektedir. Bu değişimi Alevi dedeleri, eskisi gibi Alevi inancına olan bağlılığın kalmadığına ve kentlere olan yoğun göçle birlikte Alevilikte uygulanan ritüellerde, gelenek ve göreneklerde çözülmelerin olmasına bağlarken, aile üyeleri bu durumu genç kuşağın değişime çabuk adapte olmasına, zamanın ve mekânın gerekliliklerine ayak uydurabilmesine bağlamışlardır. Toplumsal değişme ile birlikte kendine has aile yapısına sahip olan Alevi toplumun farklı kültürlerle iç içe girerek Alevi ailesinin bu değişimden etkilendiğini ve bu bağlamda değişim ve dönüşümlere direnç göstermedikleri bulgusuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2024İnsanlıktan uzak: emily için bir gül’de ve atinalı timon’da mizantropinin temsili
Şentürk, Gamze
Bu makale, Amerikalı yazar William Faulkner’ın Emily İçin Bir Gül (1930) adlı kısa öyküsüne ve İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Atinalı Timon (1623) adlı oyununa odaklanarak bu eserlerde tasvir edilen Emily ve Timon adlı iki mizantrop karakterleri incelemeyi amaçlamaktadır. Oxford İngilizce Sözlüğü’nde mizantrop kavramı, “insanlıktan hoşlanmayan ve insan toplumundan kaçınan kişi” (2010, s. 1130) olarak tanımlanmaktadır. Kavram, Yunanca nefret anlamına gelen “misein” ve insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. ‘İnsanlık düşmanı’ olarak ifade edebileceğimiz mizantrop karakterler, William S. Gilbert ve Jonathan Swift gibi çeşitli yazarlarca edebiyatta sıklıkla tasvir edilmiştir. En tanınmış mizantrop karakterlerden biri de Fransız oyun yazarı Moliere’in 1666 tarihli Adamcıl oyunundaki Alceste karakteridir. Bu çalışmanın merkezine koyduğu eserlerden biri olan Emily İçin Bir Gül adlı kısa hikâye, gizemli ve izole bir karakter olan Emily Grierson’ın hikâyesini anlatır. Emily inzivada yaşayan, geçmişine sıkı sıkıya bağlı ve dış dünyayla etkileşimi kısıtlı bir figürdür. Babası, statüsü ve toplumun ondan beklentileri gibi dış faktörlerin etkisiyle içine kapanan Emily, bir mizantrop olarak karşımıza çıkar. Shakespeare’in çok az bilinen ve sahnelenen oyunlarından olan Atinalı Timon oyunu ise Timon adlı bir karakterin trajik yolculuğu etrafında geçer. Başlangıçta cömert olan ve toplum tarafından sevilen Timon, insanlığa ve topluma karşı yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle dünyadan ve insanlardan tamamen uzaklaşır ve bir mizantropa dönüşür. Bu iki eser, farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen, iki insanlık düşmanı karakteri ele alır. Bu çalışmanın amacı da Emily ve Timon’un insan düşmanı kişiliklerini, toplumdan kopuş süreçlerini de ele alarak ve benzerlik ile farklılıklarına değinerek irdelemektir.
- MakaleYalnız künye2022Helal Otel Misafirleri Deneyimlerinin İncelenmesi Üzerine Bir Araştırma
Öztürk, Yüksel; Ercan, Berna
Helal turizm dini hassasiyeti yüksek olan Müslümanların seyahatleri boyunca gerek duydukları ulaşım, konaklama, yeme-içme, eğlence ve diğer ihtiyaçlarını karşıladıkları faaliyetleri dini inançlarına uygun bir şekilde bütün turizm çeşitlerinin yapılmasıdır. Araştırmanın amacı helal otellerde konaklayan yerli misafirlerin helal otel deneyimlerini incelemektir. Bu kapsamda demografik özellikler ile helal otel deneyimleri arasındaki farklılık ve helal otel deneyimi ile müşteri memnuniyeti arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma evreni Türkiye’deki helal sertifikaya sahip helal otellerde konaklayan misafirlerden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak ulusal ve uluslararası literatür taranarak madde havuzu oluşturulmuş ve toplanan maddeler kuramsal çerçeveye uygun şekilde ilgili alanlarda uzman akademisyenler ve ilgili sektör paydaşlarının görüşleri alınarak anket formu hazırlanmıştır. Hazırlanan anket formu çevrimiçi olarak 431 yerli misafir üzerinde uygulanmıştır. Verileri analiz etmek için Cronbach Alpha, faktör analizi, korelasyon t testi ve Anova analizleri uygulanmıştır. Araştırma kapsamında helal otel deneyimleri duyusal, ilişkisel duygusal, davranışsal ve düşünsel boyut olmak üzere beşe ayrılmıştır. Müşteri memnuniyeti iç faktörler ve dış faktörler olmak üzere iki boyuta ayrılmıştır. Veri üzerinde uygulanan korelasyon analizi sonuçlarına göre misafirlerin helal otel deneyimi algılarını içeren tüm boyutlar ile müşteri memnuniyeti boyutları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. En yüksek ilişki duyusal boyut ile memnuniyetin iç faktörleri arasında olduğu görülmüştür. Helal otel deneyimi cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu ve aylık gelir arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Helal otel deneyimi ile meslek ve statü arasından memurlar, işçiler ve ev hanımları serbest meslek çalışanlarına göre daha önem verdikleri ortaya çıkmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2022İç göçler bağlamında trabzon dışında yaşayan trabzonlulara dair karşılaştırmalı bir analiz (2013-2021)
Başaran, Erkin; Kılıçaslan, Aydın
İç göç hareketliliği açısından Karadeniz Bölgesi’nin en önemli illerinden biri olan Trabzon, I. Dünya Savaşı süreci ve 1950’li yıllardan günümüze gelen zaman dilimi olmak üzere 2 ana dönemde ciddi bir göç akışına sahne olmuştur. Trabzon, hem Erzurum, Rize ve Samsun gibi çevre illerle hem de İstanbul, Kocaeli, Ankara ve Bursa gibi metropollerle önemli bir göç alışverişine sahiptir. Kuşkusuz geçmiş yıllardan beri süregelen bu göç akışları, birçok şehirde önemli miktarda Trabzonlu nüfus birikimini beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada Trabzon’un iç göç hareketliliği belirli göstergeler kullanılarak ortaya konulmuş ve Trabzonluların 2013-2021 döneminde en çok ikamet ettikleri iller karşılaştırmalı olarak ilçeler bazında mekansal analize tabi tutulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Genel Nüfus Sayım ve Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerinin temel alındığı çalışmada bulgular tablo, grafik ve haritalarla gösterilmiştir. Araştırmada Trabzonluların Trabzon dışında en çok ikamet ettikleri İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve Samsun illerinin merkezi aksında bulunan ve sosyo-ekonomik gelişmişliği yüksek ilçelerinde yaşadıkları tespit edilmiştir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2022A comparative analysis of plato's and kautilya's approach of the ideal state
Gökcan, Özkan
The works put forward by thinkers, philosophers and statesmen about what qualities the ideal state should have and how it should be managed are among the most important sources of political science. It is possible to evaluate these works, which directly reflect the conditions of the period in which they were written, the experience and worldview of their authors, under two categories. In the works in the first category, a philosophical and sometimes utopian approach has been put forward regarding how the state should be, regardless of whether the ideal state design will be realized or not. In the works in the second category, the most ideal state design, which is likely to be realized, has been tried to be revealed based on the state experiences that have been or are being lived. In this study, the works named The Republic (Plato) and Arthashastra (Kautilya), which are the two closest examples of these two categories chronologically, are examined by subjecting them to a mutual analysis. The subject of the study is the comparative analysis of the similarities and differences between the ideas about the origin of the state, the ideal state, the ideal administrator and the ideal form of government in both works.
- MakaleAçık Erişim2022Tunceli Müzesi’nde Bulunan Bir Grup Mühür
Danışmaz, Harun; Şahin, Özgür
Bu çalışmada Tunceli Arkeoloji Müzesi depolarında yer alan beş mühür değerlendirilecektir. Mühürlerin üçü silindir diğer ikisi ise damga biçimindedir. Keban Barajı Havzası’ndan toplandığı anlaşılan bu mü- hürlerin kesin tarihlemesini yapmak oldukça zordur. Fakat mühürlerin tipolojisi ve motifler üzerinden yapılan karşılaştırmalarda birinin Cemdet Nasr dönemine tarihlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumu Ke- ban Havzası’nda yapılan kazılardan elde edilen veriler de desteklemektedir. En yakın benzerlerinin yine Keban Barajı alanında yer alan Norşuntepe’de bulunması dikkat çekicidir. Kalan iki silindir mühürden biri mö II bin yıla tarihlendiği ve en yakın benzerlerinin Suriye bölgesinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer silindir mühür ise mö I. binyıla tarihlenmektedir. Mühür bezemeleri üzerinde yapılan karşılaştırmalarda bunların Anadolu, Suriye ve Mezopotamya etkileri olduğu görülmektedir. Bu çalışmada değerlendiri- len damga mühürler ise Demir Çağı’na tarihlenmektedir. Özellikle damga mühürlerin birinin üzerinde bulunan kartal figürü Urartu Krallığı’nda mö 7. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaktadır. Formundan hareketle konik biçimli damga mührün de Urartu Dönemine tarihlenebileceği söylenebilir.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2022Women and patriarchy: Tales of males and ghosts
Demir, Ayşegül
Having its roots in faiths such as Judaism and Christianity, the term ‘patriarchy’ refers to a system of authority in which males are regarded as superior to females and wield power over them. While some women have submissively internalized the patriarchal system, others have raised their voices and spoken out against it. Short stories written by women writers are one way to examine this system. However, there is a wide disparity in these authors' attitudes toward women. Some depict brave new women who transform and progress as the narrative goes on, while others feature stereotypical female figures who are submissive. The purpose of this paper is to compare the short stories written by Kate Chopin and Rose Tremain to those by Edith Wharton and Clare Boylan in order to determine whether or how much these authors criticize the patriarchal system. It is argued that Chopin and Tremain are the most critical of patriarchy, whereas Wharton and Boylan represent women within a patriarchal framework. Both Chopin and Tremain provide a comprehensive analysis of human nature, regardless of whether they are discussing men or women, with all of their complexity and inner struggles. Authors such as Wharton and Boylan, on the other hand, depict women in patriarchal societies in their natural state, without offering any solutions or suggestions. In their accounts, societal or sexual injustice is motivated by financial considerations.
- MakaleYalnız künye2021Teoriyi Batı ve Batı-Dışı Ayrımının Ötesinde Düşünmek: Küresel Uluslararası İlişkiler Fikri Üzerine Eleştirel Bir İnceleme
Gökcan, Özkan
Bu makale, 2014 yılında Amitav Acharya tarafından gündeme getirilmiş olan Küresel Uluslararası İlişkiler fikrini, Uluslararası İlişkiler teorileri bağlamında analiz etmektedir. Küresel Uluslararası İlişkiler fikri, disiplininin daha kapsayıcı, çoğulcu ve gerçek manada evrensel bir hale gelebilmesi için Batı/Batı-dışı, Kuzey/Küresel Güney, Batı/Batı Sonrası, Batı/Geriye Kalan gibi ikiliklerin aşılabildiği bir teorik birikimin inşa edilmesi gerektiğini varsaymaktadır. Ancak bu makalede de iddia edildiği gibi özellikle disiplinin mevcut durumu ve Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin daha emekleme aşamasında olan bir fikir olduğu göz önünde bulundurulduğunda bunu başarmak kısa vadede oldukça zordur. Küresel Uluslararası İlişkiler fikri, teoriye evrensel nitelik ve birikim kazandıracak bir çerçeve çizmede başarılı olmasına rağmen pratikte hayata geçirilmesini engelleyen birçok zorluk ile karşı karşıyadır. Bu makalede, öncelikle Küresel Uluslararası İlişkiler fikrine giden yolun taşlarını döşeyen Batı/Batı-dışı teori tartışmasının seyri iki ayrı bölümde ele alınmaktadır. Ardından gelen iki bölümde sırasıyla Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin temel varsayımları ve pratikte uygulanabilirliği eleştirel bir analize tabi tutulmaktadır. Son olarak ise Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin gelişimine katkı sunacağı düşünülen tavsiyelerin yer aldığı genel bir değerlendirme ile makale sonlandırılmaktadır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2021Bread Names in Dîvânu Lugâti't-Turk
Korkut, Gizem
In this study; It was aimed to examine the bread names in Dîvânu Lugâti't-Turk. In the introduction part of the study, studies on bread and bread in Turkish culture were mentioned. The seventh edition of Besim Atalay, who first translated Dîvânu Lugâti't-Turk in Latin letters, was published in 2018 by the Turkish Language Association, and was scanned to determine bread names. Atalay has been given as lexical entry; The publication of Ahmet Bican Ercilasun and Ziyat Akkoyunlu, Robert Dankoff and James Kelly is listed. The detected 26 bread vocabularies were witnessed by looking in the origin information dictionaries, the Screening Dictionary, the Compilation Dictionary and the Turkish Dictionary. Words that differ phonologically were examined. The morphological examination of the words derived in terms of structure has been done. Bread was evaluated according to its cooking method, consumption style and preparation method. The mean change in Turkey in the Turkish and mouth and similarities have been identified. The ways of formation of the words were examined and it was determined that the majority of them consisted of a single word. It has been determined that a word is formed as compound word group. It has been determined that 7 words consisting of word groups are formed as adjective groups. In the naming of the words, the effect of the way it is cooked, the place where it is cooked and the shape of the bread on naming are examined.
AtıfOpenAlex2TR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2021Traces of schrödınger’s cat ın adalet ağaoğlu’s novel hayır
Cuşa, Hasan
Schrödinger’s cat is a theory put forward by Austrian physicist Erwin Schrödinger in 1935. According to this theory based on the thought experiment, it is assumed that there is a cat inside a closed box and a mechanism that becomes active depending on some conditions. This mechanism consists of a radioactive atom with a 50 percent probability of deterioration and a bottle with cyanide in it. If the radioactive atom is broken, the mechanism will be triggered and the bottle will break. Therefore, the poison released from the bottle will cause the death of the cat. If this atom is not broken, the mechanism will not work and therefore the cat will continue its life from where it left off. In the context of parallel universes, the cat will be considered both alive and dead, unless observation is made in the experimental box. This experiment indicates that the impossibility of the third state is possible. In Schrödinger’s cat experiment, what matters is not whether the cat survives, but the realization that the cat is on the fine line between death and life. From this point of view, it can be said that such a similar thought experiment exists in Adalet Ağaoğlu’s novel Hayır. The purpose of this study is to reveal that Schrödinger’s cat experiment carries traces in this novel.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020The copts in nevrekop and razlik according to the tax records in the middle of the 19TH century
Altı, Aziz; Kartal, Kazim
The Ottoman State accommodated communities belonging to different belongings within its borders from its establishment to its collapse. The Ottoman social order is a structure built on diversity, and this mosaic society model is shaped according to differences in belief and is secured by law. This model has a pluralistic character in socio-cultural and religious plan. This pluralism in the Ottoman state was understood and implemented in the form of securing and sustaining differences. Accordingly, different religious and cultural sections of the society could come together in the Ottoman Empire, but they would not cease to be themselves. Each group or congregation maintained and continued its own religious characteristics, language, culture, ideas, and way of living. This multiculturalism in the Ottoman State was the building block of the Ottoman nation system. Copts are also a community within the Ottoman society. In this study, it was tried to make an inference about Muslim / Christian Copts who lived in 19th century in Nevrekop and Razlık districts based on the tax books / records in the Ottoman Archives of the Presidential State Archives Directorate.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020In the novel by tarık buğra of the national ıdeal symbolıc face: küçük ağa
Akar, Yeliz
Changes in socio-cultural structure of nations are reflected in their literary works with all their reflections. Turkish literature includes characteristic examples that symbolize the reflective role of art as well. Especially the Turkish novel of the Republican era witnesses the adventure of being rebuilt with its structure nourished from the recent history and Anatolian people. This situation prepares the ground for the new school like the country literature that started in the 1920s and continues to the present day. After 1950, Tarık Buğra joined this school. Tarık Buğra reflects the impact of national struggle on society's memory from a different perspective. The Küçük Ağa is the symbolic expansion of this situation. Küçük Ağa is the embodied spirit of the culturally changing mindset; the author narrates the person who is strong-willed to reestablish his future against the empire's suicidal situation in the name of Küçük Ağa. In the context of the reflections of the National Struggle on literature, we have examined this study in two main sections with reference to the transformation experienced by the protagonist. In the first part, we discussed the personalized face of the concepts of the sultan and the caliphate, and in the second part, we discussed the will of the Turkish society that fought for existence by clinging to the judgmental side of the national ideal.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2019Scopus SJRQ4Nüfus defterlerine göre pirevi (hacı bektaş veli tekkesi) (1830-1846)
Altı, Aziz
Osmanlı Devleti’nde önemli bir yer edinmiş olan Bektaşilik, Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla eş zamanlı olarak yasaklanmıştır. Bektaşiliğin merkezi olan Hacı Bektaş Veli tekkesi (Pirevi), bu süreçtenetkilenmiş ve bir müddet Nakşilerin yönetimi altında kalmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardadeğişik arşiv vesikalarına dayanılarak Pirevi’nin bu dönemi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızıdiğerlerinden farklı kılan nokta nüfus defterleri verileri ışığında Pirevi’ne bakmak ve bu doğrultudayeni bilgileri ortaya koymak olmuştur. 1830-1846 yılları arasında tutulan 6 adet nüfus defteri, buçalışmanın ana hatlarını oluşturmuştur. Nüfus verilerinden yola çıkarak Pirevi’nin çatısı altında bulunan Babagan Bektaşiler, Çelebiler ve Nakşi şeyh ile ailesi hakkında yeni bilgiler ve görüşler önesürülmüştür. Böylece Pirevi’nde bulunan dervişlerin, Nakşi şeyh ve ailesinin ve Çelebilerin baştademografik özellikleri olmak üzere diğer farklı yönleri izah edilmiştir. Özellikle nüfus defterlerinintemel verilerinden olan eşkâl kayıtları sayesinde Bektaşi dervişlerinin fiziksel görünüşleri hakkındamalumat sahibi olunmuştur. Bazı kayıtlarda dervişlerin hangi bölgeden Pirevi’ne geldiği ayrıntısınındüşülmesi ise Pirevi’ndeki insan kaynağının Osmanlı sınırları içerisindeki dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca nüfus defterlerinden Pirevi vakfına bağlı köyler ve bu köylerde yaşayan kişiler de tespit edilmiştir. Nüfus defterleri haricinde temettuat defterinden de faydalanılarak Pirevi’ndedaha önce şeyhlik yapmış olan Şeyh Veli’nin mal varlığı da ortaya konulmuştur.
AtıfTR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2019Tunceli aleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine bir alan araştırması
Erdoğan, Göktürk; Mengüş, Erkan; Kara, Huseyin
Tunceli’de alevi inancının şekillenmesi ve aktarılmasında müzikpratikleri, sözlü unsurlarla oluşan kültürel belleğe dair inanç vetoplumsal değerler arasında önemli bir köprü kurmaktadır. Nüfusununbüyük bir bölümü Alevi olan ve konumu gereği Alevilerin Anadolu’dayaşadığı diğer bölgelere nazaran daha homojen bir kültürel yapıya sahipolan Tunceli’de, Alevi inanç geleneğinin mistik (içsel) yapısına ilişkinbilgilerin anlaşılabilmesinde başvurulacak belki de en önemli alan hiçşüphesiz müzik kültürüdür. İbadet ve sosyal yaşam içerisindeçoğunlukla bağlama etrafında bütünleşen müzik pratikleri, Tunceli’dekiinanç sisteminin topluluk tarafından ortak bir paydaya dönüşmesi vegeleneğin günümüze dek aktarılmasını da mümkün kılmıştır. Tunceli’yiinanç açısından özel kılan bir diğer özellik ise bölge halkı tarafındankutsal sayılan “Munzur Baba”, “Sultan Hıdır/Hızır Baba” ve “DüzgünBaba” gibi kutsal ziyaret yerlerinin olmasıdır. Bölge halkının çeşitlivesilelerle ziyaret ettiği bu yerler, Tunceli’deki Alevi inancının mistikyönden kuvvetli referanslara sahip olduğunu da göstermektedir. Tarihi,kültürel ve coğrafi yapısı düşünüldüğünde Anadolu kültür havzasındapek çok inanç biçimini içinde barındıran bu bölge, inançla bütünleşenmüzikal pratikler açısından da oldukça zengindir. Bu çalışma TunceliAleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine kurgulanmış bir alanaraştırmasıdır. Bölgenin çok kültürlü yapısı ve geleneksel müzikbiçimleri, tarihsel süreçte Alevilikle birlikte şekillenen bu bölgede müzik ve inanç arasında organik bir ilişkiyi de araştırmaya değer kılmaktadır.Çalışmanın odak noktası ise bölgeye dair mistik ve kültürel söylemlerinve uygulamaların Alevi müzik anlayışında nasıl yer tuttuğu ve TunceliAleviliğinde inancın müzikle olan ilişkisinin düşünsel ve eylemsel boyuttahangi uygulamaları beraberinde getirdiğidir. Nitel araştırma yöntemlerikullanılarak gözlem ve kişisel görüşmelerle araştırılmaya çalışılan konu,sonuçları açısından bölgeye dair geleneksel müzik kültürünü ve bölgeninmüzikal kodlarını inanç üzerinden ortaya koymaktadır.
AtıfTR Dizin5
İncele - MakaleAçık Erişim2019Türkçe-arapça manzum sözlüklerimizden tuhfe-i hâcibî
Uz, Özkan
Genellikle medreselerde ve sıbyan mekteplerinde, okula yenibaşlayan öğrenciler için hazırlanan manzum sözlükler, sözlük bilimi,eğitim bilimleri, çocuk edebiyatı alanları için önemli metinlerdir. Sonzamanlarda manzum sözlük türüyle ilgili yapılan çalışmalar, bu türdekieserlerin bir hayli fazla olduğunu ve edebî zenginlik açısından ne kadarönemli eserler olduklarını göstermektedir. Manzum sözlüklerin TürkçeArapça, Türkçe-Farsça şeklinde iki dilli örnekleri olabildiği gibi TürkçeArapça-Farsça şeklinde üç dilli örnekleri de görülmektedir.Tuhfe-i Hâcibî, elimizdeki bilgilere göre Muhlis Halil Bey tarafındanyazılmış ve H.1223 / M.1808 yılında müstensih İshak b. Halil b. Osmantarafından da istinsah edilmiş Arapça-Türkçe manzum bir sözlüktür.Mesnevî nazım şekliyle yazılan eser, 135 beyitten oluşmaktadır. Manzumsözlükler, genelde Sıbyan mekteplerinde okutulmak üzere Kur’an-ıKerim’i okumak ve anlayabilmek amacıyla hazırlanmıştır. Tuhfe-iHâcibî’nin sözlük kısmında bu amacın dışında, dinî kelimelerden çokgündelik hayata ait kelime ve kelime gruplarına yer verilmiştir. Genelliklehayvan, bitki, renk, kavram gibi isim türünde kelimelere yer verildiği gibisıfat, fiil, fiil mastarı türünden çok sayıda kelimeye de yer verildiğigörülmektedir. 516 Arapça kelimenin Türkçe karşılığının verildiği bueser, diğer manzum sözlükler gibi devrin dil ve eğitim anlayışı hakkındafikir edinme açısından önem taşımaktadır. Bu makalede, manzumsözlükler ve Hâcibî hakkında kısa bilgiler verilecek ve eserin çeviri yazımetni edebiyatımıza kazandırılarak araştırmacıların istifadesinesunulacaktır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2018W. ısaac thomas’ın “durum tanımlanması” kavramı bağlamında alevilerin cemevi meselesi durumunun ortaya konulması
Yildirim, Erdal
Aleviler ve sorunları bazı dönemlerdekamuoyu gündeminin üst sıralarına yerle-şirken, daha sonra bu durum Türkiye’ninyoğun gündemi içerisinde kaybolup git-mektedir. Açılım benzetmesinin de yapıl-dığı çalıştaylar sonrası, Alevilerin beklen-tilerin karşılanmadığı ve bu kesimde hayalkırıklığı yarattığı bilinen bir durumdur. İştebu makale, Alevilerin beklentilerinin ne-den karşılanmadığını, sorunlarının neden çözülmediğini Isaac Thomas’ın “durum tanımlaması” kavramından yola çıkarak açıklamaya çalışmaktadır. Bir anlamda Ale-viliğin ne olduğuna ve nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin problemlerin günümüzdünyasında sadece Alevilere mal edilecekbir konu olmaktan çıkartılıp onların dışın-dakilerin kendi dünya görüşlerine göreAlevileri tanımlamalarının getirdiği çözüm-süzlük problemini konu edinmektedir.
- MakaleYalnız künye2016The theory of anamnesis in plato’s meno
Temizkan, Vedi
In this study, we will try to understand the main theme that constitutes the dialogue Meno as a whole. On this ground, we will assert that there are two scenes that encompass each other in their entirety; that the slave boy experiment is a miniature of the Meno dialogue as a whole; and that Meno also obtains ortha doxa like the slave boy by the hypothesis method in the search that is accompanied by Socrates. This shows that hypothesis method is present there, and that an inquiry based on poion ti questions conducted the hypothesis method is, aside from being contrary, is an indispensable element of this anamnesis process. Therefore, the first phase of the process of anamnesis is a person’s joining to a survey conducted by the method of hypothesis based on poion ti question accompanied by sophos. Considering both the anamnesis theory and its demonstration on the uneducated slave boy, we will defend that the kind of anamnesis that is in question in the Meno dialogue is dianoetic anamnesis. This type of anamnesis explain the process of obtaining ortha doxa. And we will argue that both in the beginning and at the end of the dialogue, it is pointed out to be the noetic anamnesis with two different similes. These two examples which refere to each other in the dialogue, are meant to express episteme as an high order knowledge by making it similar to an example from the real world. In the given examples, namely the one about Meno and the other about the road to Larissa, the description of the episteme as a direct experience of the objects, suggests that the experience of an episteme in these analogies is the noetic anamnesis. This case shows that the type of knowledge that is described as episteme in these samples correspond to noetic anamnesis
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2013Toplumun kadın şaire bakışı
Yesilyurt, Turkan
Türk ve dünya şiirinde kadın şairler dünden bugüne süren edebiyat yolculuklarında farklı engellerle karşılaşmışlardır. Kadınlara dolayısıyla kadın şairlere üniversitelerin kapıları uzun süre açılmamıştır. Virginia Woolf, kadınların üniversite eğitimi görememelerini eleştirir. İnas Darülfünûnunun (Kadınlar Üniversitesi) ilk mezunlarından birisi olan kadın şairlerimizden Şükûfe Nihal da evliliğin devamına engel teşkil ettiği gerekçesiyle Darülfünuna kaydı yapılmadığından ilk eşinden ayrılmıştır. Üst sınıfa mensup Şükûfe Nihali n tersine yoksul bir evde doğan Yaşar Nezihe ise eğitim hayatını ancak bir yıl sürdürebilmiştir. Okul çağına geldiğinde okumasına izin vermeyen babasından gizli olarak okula devam etmiş; ancak bu durumu öğrenen babası kendisini evden kovmuştur. Ahmet Rasim okuyan kadınlara, toplumda, şüpheyle bakıldığını ifade eder. Kuşkusuz okuma-yazması istenmeyen kadınların şiir yazması hiç hoş görülmeyecektir. Trabzonlu Şair Fıtnat Hanımın ilk eşinin kendisini şiir yazmayı yasakladığından yakınır. Leylâ Hanımın şair Feride Hanımla ilgili bir hatırası şiir ve edebiyatla ilgili kadınları yalnız bazı erkekler değil aynı zamanda bazı kadınlar da yadırgadığını gösteren örneklerden biridir. Ne okuması ne de yazması tercih edilen kadınlar aşkı yazmaya kalkınca tehlikeli bir alana girmiş olacaklardır. Gerçekten de aşk konusunda yazan kadın şairler; aile, akraba ve edebiyat çevrelerinin tepkilerine maruz kalmışlardır. Aile ve edebiyat çevrelerinin kadın üzerinde oluşturduğu baskı sebebiyle kadınlar aşk üzerine yazarken dış sansürden daha önce oto sansürleriyle baş etmek zorunda kalmışlardır. Trabzonlu Fıtnat Hanım, şair kadınların aşklarını söylemekten çekindiklerini ifade eder. Kamuoyunun tesirini acı bir biçimde yaşayan şairlerden biri de İranlı şair Furûğ Ferruhzadtır. Bir şiiri yüzünden çıkan dedikodu nedeniyle babaevini terk etmek zorunda kalmıştır. Necati Bey, kendisine nazire yazan Mihri Hatunu edepsizlikle itham etmiştir. Gerçekten de kadın şairler daha baştan erkek edebiyatçılar tarafından görülmek istenmez. Ahmet Rasim de Mihrünnisa Hanımın bir şiirini okuduğunda bu şiiri bir kadının yazmış olabileceğini kabul etmek istemediğini itiraf eder. Ellen Moers edebî hayatın alışverişlerinin edebiyatı nasıl beslediğini, bu alışverişin dışında bırakılan İngiliz ve Amerikan kadın edebiyatçıların nasıl acı çektiklerini dile getirir. İngiltere ve ABDnin tersine XVII. yüzyıla kadar Fransada kadın edebiyat ve toplum yaşamında bir geleneğe yaslanmıştır. Buna rağmen Moliere de Gülünç Kibarlar adlı eserinde bir kadın edebiyat çevresini yergi konusu yapmıştır. Bütün engellere rağmen yazmaktan vazgeçmeyen kadın şairlerin çoğu ise hak ettikleri ilgiyi görememiş; gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Şair Şeref Hanım kadın şairlere yapılan haksızlığı şiirlerinde gözler önüne sermiştir. Aslında sorun kadın ya da erkek değil, şair olmak merkezinde toplanmalıdır. Kuşkusuz bütün ayrımcı yaklaşımlara karşı durmak gerekir. Ancak, kadınların başka alanlarda olduğu gibi şiir dünyasında da açık veya gizli bir biçimde engellendiği tarihsel bir gerçektir.
- MakaleYalnız künye2012Sözcük türleri nasıl tasnif edilmelidir?
Delice, H. İbrahim
Türk dil bilgisinin tartışmalı konularından biri de sözcük türlerinin nasıl tanımlanması ve hangi ilkeler doğrultusunda tasnif edilmesi hususudur. Bu konu, geleneksel dil bilgisinde -genelde- iki farklı yaklaşımla incelenmektedir. Bunlardan birinci yaklaşım, Aristo'nun sözcük türleri hakkındaki 'ad (onoma)', 'eylem (rhéma)', 'edat' (syndesmoi) saptamalarını temel alan yaklaşımdır; ki, bu yaklaşıma göre sözcükler önce 'isim', 'fiil' ve 'edat' olmak üzere üç ayrı kategori olarak ele alınır; sonrasında da 'isim' kendi içinde < ('isim', 'zamir', 'sıfat' ve 'zarf'); 'edat'lar kendi içinde > ('çekim edatı', 'bağlama edatı' ve 'ünlem edatı') olmak üzere çeşitlendirilerek 'isim (ad)', 'zamir' (adıl), 'sıfat' (önad), 'zarf' (belirtec), 'bağlama edatı' (bağlaç), 'çekim edatı' (ilgeç), 'ünlem edatı' (ünlem) ve 'fiil' (eylem) olmak üzere sekiz ayrı grup hâlinde ele alınır. İkinci farklı yaklaşım ise doğrudan 'ad', 'sıfat', 'zamir', 'zarf', 'takı', 'bağlam', 'ünlem' ve 'fiil' şeklinde veya kısmen değişik terimler ile 'ad', 'sıfat', 'belirteç', 'adıl', 'ilgeç', 'bağlaç', 'ünlem', ve 'eylem' şeklinde olmak üzere doğrudan sekize ayrılarak incelenmesi şeklindedir. Bu tasnifler son zamanlarda birtakım eleştirilere tabi tutulmuş ve yeni yeni sözcük türleri sınıflandırılması teklifleri sunulmaktadır. Bu makale de sözcük türlerini, önce 'sözlüksel anlamlı' ve 'dil bilgisel anlamlı' olmak üzere iki ana gruba ayıracak; sonra onları kendi içinde 'isim', 'zamir', 'sıfat', 'zarf', 'asıl fiil'i 'sözlüksel anlamlı sözcükler; 'bağlama edatı', 'çekim edatı', 'ünlem edatı', 'pekiştirme edatı' ve 'yardımcı fiil'i de 'dil bilgisel anlamlı' sözcükler' sınıfında alt başlıklara ayırarak on değişik sözcük türünü esas alan yeni bir sınıflandırma teklifi sunacaktır
AtıfTR Dizin10
İncele



