Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Sağlıkta şiddetin tıbbi beyin göçüne etkisinin incelenmesi

    Deniz Doğan

    Bu araştırma, sağlık çalışanlarının iş yerinde maruz kaldıkları şiddetin türlerini, sıklığını ve bu olayların sağlık çalışanlarının yurtdışına çıkma eğilimlerini ne derece etkilediğini anlamayı amaçlamaktadır. Çalışma, sağlık sektöründe artan şiddetin yalnızca bireyleri değil, sağlık sistemini ve genel toplum refahını nasıl etkilediğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Sağlık çalışanlarının yurtdışına çıkma eğilimlerinin temel nedenlerinden biri olan şiddet olgusu hem bireysel hem de kurumsal düzeyde ele alınmıştır. Özellikle hasta ve hasta yakınlarından kaynaklanan şiddetin yoğunluğu, sağlık çalışanlarının yurtdışına göç etme eğilimlerini tetiklemektedir. Anket sonuçları, katılımcıların demografik bilgileri, maruz kaldıkları şiddet türleri ve şiddetin sonuçları üzerine kapsamlı bilgiler sunmuştur. Ayrıca yapılan çalışma bu deneyimlerin bireysel psikolojik ve sosyal etkilerine dair derinlemesine veriler sağlamıştır. Bulgular, sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları şiddetin, onların yurtdışına çıkma eğilimlerini artırdığını göstermektedir. Bu durum, özellikle genç sağlık çalışanlarında daha belirgin bir şekilde yurtdışına çıkma eğilimini artırmaktadır. Katılımcılar, yurtdışındaki daha iyi çalışma koşulları ve ekonomik refahın daha yüksek olması gibi nedenlerle göç etmeyi düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çalışma, aynı zamanda mevcut şiddet önleme politikalarının ve uygulamalarının yetersizliğine işaret etmektedir. Sonuçlar, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması için daha kapsamlı ve etkili politikalar geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Öneriler arasında, çalışanların güvenliğini artırmak için daha sıkı yasal düzenlemeler, güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi, toplum farkındalığının artırılması ve sağlık hizmetlerinin sunumunda iletişim becerilerinin geliştirilmesi yer almaktadır. Ayrıca şiddete maruz kalan çalışanlara psikolojik destek sağlanması ve şiddet eğilimlerini azaltmaya yönelik eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Bu tez çalışması, sağlık sektöründe şiddetin sosyolojik ve psikolojik boyutlarını ortaya koyarak, bu durumun bireysel ve toplumsal düzeydeki etkilerini anlamaya katkıda bulunmaktadır. Özellikle sağlık çalışanlarının yurtdışına göç etme nedenlerinin anlaşılması, sağlık sistemini güçlendirmek için önemli ipuçları sunmaktadır. Sağlık sektöründeki şiddetle mücadele, sadece bireyler için değil, toplum sağlığı ve refahı için de hayati bir öneme sahiptir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Sağlık yönetiminde nöroliderlik (Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi örneği)

    Serdar Keleş

    Sağlık hizmetleri, bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve toplum sağlığını korumak amacıyla karmaşık bir yapıda sunulmaktadır. Bu süreçteki etkili liderlik, sağlık yöneticilerinin başarısını ve organizasyonların verimliliğini belirleyen kritik bir öneme sahiptir. Geleneksel liderlik yaklaşımlarının ötesine geçerek, nörobilim ve nöroörgütsel davranış, nöroyönetim gibi disiplinlerin birleşiminden doğan nöroliderlik kavramı her geçen gün daha fazla kişinin dikkatini çekmeye başlamıştır. Nöroliderlik, liderlerin insan davranışlarını ve beyin işleyişini daha iyi anlamalarına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda, sağlık yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin incelenmesi, sağlık hizmetlerinin yönetiminde yeni bir perspektif sunmakta ve liderlik becerilerinin gelişimine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, sağlık yöneticilerinin nöroliderlik becerileri ile liderlik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu becerilerin sağlık hizmetlerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin belirlenmesini inceleyen öncül bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bu amaç doğrultusunda Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan 101 yönetici ile nicel bir alan araştırması yürütülmüştür. Anket formu; demografik sorular ve Reinhardt' ın (2014) geliştirdiği Türkçe'ye uyarlama çalışmasının Aktaş Ercan'ın (2018) yaptığı "Nöroliderlik Ölçeği" nden oluşmuştur. Ölçek 5'li likert tipi derecelendirmeyle hazırlanmış toplamda 50 madde olup "statü", "netlik", "özerklik", "ilişkisellik" ve "adalet" olmak üzere 5 alt boyutu ölçmeyi amaçlamaktadır. Katılımcılardan yüz yüze anket yöntemi kullanılarak veriler toplanmış ve istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma, dikkat çekici sonuçlara ulaştırmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde sağlık yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların nöroliderlik özelliklerinin cinsiyet,yaş, medeni durum, eğitim gibi demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların nöroliderliğin "Statü" alt boyutunda kurumdaki hizmet süresine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Araştırmanın sağlık sektöründeki yöneticileri kapsıyor olması çalışmayı daha da önemli bir konuma getirmektedir. Nöroliderliğin sağlık hizmetlerinde etkili bir yönetim stratejisi ve tarzı olarak kullanılmasının birçok avantajı vardır. İlk olarak nöroliderlik sayesinde liderler, çalışanlarının duygusal ve zihinsel durumlarını daha iyi anlar ve onlara uygun destek sağlayabilir. Bu durum, özellikle yoğun tempolu ve stresli sağlık hizmetlerinde çalışanlar için büyük bir önem taşımaktadır. Çalışanlar, yöneticilerinin empatik yaklaşımları sayesinde iş ortamında daha huzurlu ve motive hissederler. Bu durum sağlık hizmetlerinin genel kalitesini artıran önemli bir faktördür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Ortaöğretim kurumlarındaki pansiyon öğrencilerinin boş zaman engellerinin incelenmesi

    Tuba Tokgöz

    Boş zaman etkinlikleri bireylerin çalıştıkları zamanların bir ödülü olarak değerlendirilmekte ve özellikle gelişme çağındaki bireylerin, fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak gelişmesinde önemli rol oynadığından bu araştırmada ortaöğretim kurumlarındaki pansiyon öğrencilerinin boş zaman engellerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ilindeki ortaöğretim kurumlarına bağlı pansiyonlarda kalan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise Elazığ merkeze bağlı ortaöğretim kurumlarındaki pansiyonlarda kalan 422 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Gürbüz ve arkadaşları tarafından geliştirilen "Boş Zaman Engelleri Ölçeği Kısa Formu" kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların boş zaman engelleri cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi, aile gelir durumu ve düzenli spor yapma durumu değişkenleri açısından incelenmiştir. İstatistiksel incelemede SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve parametrik testler olan İndependent Sample T testi ve One Way Anova testleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, cinsiyet değişkeni açısından kız öğrencilerin, okul türü değişkeni açısından fen lisesi öğrencilerinin ve gelir durumu açısından 10000-15000 TL arası gelir durumuna sahip öğrencilerin anlamlı derecede daha fazla boş zaman engeline sahip oldukları tespit edilmiştir. Sınıf düzeyi ve düzenli spor yapma durumu açısından anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Sonuç olarak, pansiyonda kalan öğrencilerden; fen lisesinin diğer liselerden, gelir düzeyi düşük olanların yüksek olanlardan, kızların ise erkelerden daha fazla boş zaman engeline sahip oldukları bulunmuştur. Çalışma bulguları doğrultusunda çalışmaya katılan ortaöğretim kurumlarındaki pansiyon öğrencilerinin boş zaman engelleri puanlarının 45,57 ile ortalama düzeye sahip oldukları saptanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Ahmet Ümit'in polisiye romanlarında suçun sosyolojik analizi

    Rojbin Erek

    Edebiyat, iyi bir toplum anlatıcısıdır. Edebi eserlerde topluma özgü birçok öğeyi bulmak mümkündür. Bir edebi eser yazıldığı dönemin toplumsal yapısını içinde barındırır. Edebiyatın toplumla olan bu ilişkisi şüphesiz sosyolojinin de edebi eserleri incelemesini gerekli kılmaktadır. Edebiyat eserleri sosyoloji için bir gözlem alanıdır. Edebiyat kendi içinde türlere ayrılmıştır. Bu türler arasında bulunan roman toplumsal öğenin en açık gözlemlendiği alandır. Tarih boyunca her toplumda görülen toplumsal değişime ayak uyduran suç olgusu romanlarda işlenen bir tema olarak karşımıza çıkmaktadır. Suç edebi eserlerde kendine yer edinmiş ve sadece suçun merkezde olduğu bir türün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Suç olgusunu merkezine alan ve suç olgusuna çözülmesi gerekilen bir muamma olarak gören edebi tür polisiye romanlardır. Polisiye romanlar yakın bir geçmişe dayanır. Hızla okunabilen derinliği olmayan bir bilmece aracı olarak algılanan bu tür incelendiğinde toplumsal yapının kodlarını görmek mümkündür. Polisiye roman yazarı Ahmet Ümit eserlerinde cinayet kurgusuyla toplumu, yaşadığı sıkıntıları ve toplumun geçirdiği değişimleri bize yansıtmaktadır. Hem edebiyatın hem de sosyolojinin ilgi alanına giren bu eserlerin sosyolojik bir perspektifle ele alınması önemlidir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Türkiye'de Lions ve Rotary Kulüpleri'nin kuruluşu

    Zeynep Erbek

    Uluslararası İlişkiler sürekli olarak kendini yenileyen bir bilim dalıdır. Bu bağlamda uluslararası ilişkileri oluşturan kavramlar ve faktörlerde sürekli olarak değişiklik göstermektedir. İki ülke arasında askeri bir çatışmanın varlığı durumunda izlenilen politikalar farklı iken askeri çatışmanın olmadığı ancak güç kavramının ön planda olduğu dönemlerde izlenilen politikalar farklıdır. Herhangi bir ülkenin bir diğer ülkeye karşı yürüteceği politikalar ilk etapta bütünlüğünün korunmasına yönelik politikalardan oluşmaktadır. Ancak politikaları belirleyen unsurlar sadece devlet yetkilileri ile sınırlı kalmamaktadır. Toplumda dolaylı yoldan dâhil olduğu bu politikalar uzun vadede şekil almaktadır. Toplumlar birçok kavramı ve kuruluşlar hakkında farklı algılar oluşmasına oldukça müsait yapılardır. Farklı algıların oluşması kavramlar ve kuruluşlar için adeta bir etiket oluşması anlamına gelmektedir. Türkiye'de farklı algıların oluşturduğu etiketi üzerinden koparıp atamayan birçok kavram mevcuttur. Bu kavramlardan bir tanesi de şüphesiz ki "Masonluk" kavramıdır. Masonluğun şeffaf bir yapıda olmadığı düşüncelerinden kaynaklı kolaylıkla kazandığı ve uzun yıllardan beri üzerinde taşıdığı birçok farklı etiket bulunmaktadır. Masonluk ile bütünleştirilmiş birçok kuruluş bulunmaktadır. Uluslararası Lions ve Rotary Kulüpleri de masonluk etiketleri ile bütünleştirilmiş ve toplumda farklı algıların odağı haline gelmiştir. Çalışmada Lions ve Rotary Kulüplerinin kuruluş aşamaları incelenmiş ve masonluk etiketleri ile beraber literatürde bütün olarak ele alınmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Covİd-19 pandemi dönemindeki çalışma modellerinin kamu çalışanları ve yönetim üzerindeki etkisi : Kahramanmaraş örneği

    Alev Akgül

    COVID-19 pandemisi, hızla yayılması ve ölümcül bir salgın olması sebebiyle insanların fiziksel sağlığının yanında ruhsal sağlığını da önemli ölçüde tehdit eden bir salgındır. Salgınla birlikte insanlarda korku, stres, endişe artmış olup, depresyon, anksiyete vb. psikolojik sorunlar ortaya çıkmıştır. COVID-19 pandemisi ile mücadele kapsamında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de online çalışma ve eğitim dönemine geçilmiştir. Tüm çalışanların evden çalışmaya başladığı, yüz yüze etkileşimin ve iletişimin nerdeyse yok olduğu, bütün eğitim sisteminin "online" olduğu zorunlu bir dönüşüm süreci haline gelmiştir. COVID-19 pandemisinin toplumların ve devletlerin mevcut durumlarını kalıcı olarak değiştireceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, kamu çalışanlarının COVID-19 ile ilgili tepki ve korku düzeyleri tetkik edilerek, COVID-19 pandemi döneminde zorunlu olarak uygulanan çalışma modellerinin incelenip, bu modellerin olumlu ve olumsuz etkilerinin kamu çalışanları ve yönetim açısından araştırılmasıdır. Araştırma verileri kolayda örnekleme yöntemiyle Kahramanmaraş'ta görev yapan 385 kamu personelinden yüz yüze anket tekniği ile elde edilmiştir. Parametrik olarak elde edilen veriler normal dağılım göstermiştir. Verilerin analizinde, farklılıkların incelenmesinde iki değişkenliler de Bağımsız Örneklem T testi, ikiden fazla değişkenler arasındaki farklar ise Tek Yönlü Varyans (ANOVA) ile incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki incelemesinde Pearson Korelasyon analizi kullanılmış; ayrıca iki değişkenli ki kare analizi yapılmıştır. Veriler IBM SPSS 23.0 ve AMOS 23.0 istatistik programları ile analiz edilmiştir. Araştırma pandemi sonrası yapılmış olmasına rağmen katılımcıların COVID-19'a karşı olan tepki ve korku algılarının hala orta düzeyde olduğu bulgulanmıştır. Çalışmaya katılan kamu çalışanlarının COVID-19 dönemi uygulanan çalışma modellerinin etkisi çerçevesinde motivasyon algılarının ve iş tatmin algılarının da orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Kamu çalışanlarının algılarına göre COVID-19 korkusu ile tepkisi arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. COVID-19 dönemi uygulanan çalışma modellerinin etkisi çerçevesinde motivasyon ile tepki arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. İş tatmini ile motivasyon değişkenleri arasında yüksek düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu bulgulanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Sıçanlarda deneysel hipertansiyon modelinde Rutin'in Chemerin ve eNOS ekspresyonları üzerine etkisi

    Zafer Talayhan

    Bu çalışma, NG-nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) ile oluşturulan deneysel hipertansiyon modelinde Rutin'in Chemerin (Chemerin chemokine-receptor 1-CMKLR1) ve endotelyal nitrik oksit sentaz (eNOS) ekspresyonları üzerine etkisinin araştırılmasını amaçlamıştır. Araştırmada, erişkin 28 adet Spraque-Dawley erkek sıçan her grupta 7'şer adet olmak üzere seçilip toplam 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; 21 gün boyunca günlük 0.5 ml zeytinyağı oral gavajla verildi. L-NAME grubuna; 21 gün boyunca günlük 50 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. L-NAME+Rutin grubuna; 21 gün boyunca günlük 50 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte ve akabinde 100 mg/kg/BW dozunda Rutin distile suyla süspanse hale getirilerek oral gavajla verildi. Rutin grubuna; 21 gün boyunca günlük 100 mg/kg/BW dozunda Rutin distile suyla süspanse hale getirilerek oral gavajla uygulandı. Tüm sıçanların çalışmanın 0., 7., 14. ve 21. günlerinde ölçülen kan basıncı değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir farklılık belirlendi (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında L-NAME grubu sıçanların sistolik kan basıncı (SKB) değerlerinde önemli bir artış olduğu (p<0.05) tespit edildi. L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda ise SKB değerlerinde anlamlı bir azalış olduğu (p<0.05) belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek ve aorta dokularında belirgin histopatolojik değişiklikler tespit edilirken, L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda bu değişikliklerin hafiflediği belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek ve aorta dokusunda artmış CMKLR1 ve azalmış eNOS immünoreaktiviteleri saptanırken (p<0.05), L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+Rutin grubunda azalmış CMKLR1 ve artmış eNOS immünoreaktiviteleri dikkati çekti (p<0.05). Sonuç olarak, Rutin'in deneysel hipertansiyon modelinde Chemerin ve eNOS immünoreaktiviteleri üzerine düzenleyici etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    L-NAME hipertansif sıçanlarda Naringin'in Apelin ve Nrf-2 ekspresyonları üzerine etkisi

    Mustafa Dündar

    Bu çalışma, NG-nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) ile oluşturulan deneysel hipertansiyon modelinde Naringin'in Apelin ve Nükleer faktör eritroid 2-ilişkili faktör 2 (Nrf-2) ekspresyonları üzerine etkisinin araştırılmasını amaçlamıştır. Araştırmada, 28 adet erişkin Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan her grupta 7'şer adet olmak üzere rastgele seçilip toplam 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; 14 gün boyunca günlük 0.5 ml zeytinyağı oral gavajla verildi. L-NAME grubuna; 14 gün boyunca günlük 40 mg/kg/BW dozunda L-NAME zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. L-NAME+NAR grubuna; 14 gün boyunca günlük 40 mg/kg/BW dozunda L-NAME ve akabinde 80 mg/kg/BW dozunda Naringin (NAR) zeytinyağı ile birlikte oral gavajla verildi. NAR grubuna; 14 gün boyunca günlük 80 mg/kg/BW dozunda Naringin zeytinyağı ile birlikte oral gavajla uygulandı. Tüm sıçanların çalışmanın 0., 7. ve 14. günlerinde ölçülen kan basıncı değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlendi (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında L-NAME grubu sıçanların sistolik kan basıncı (SKB) değerlerinde anlamlı bir artış olduğu (p<0.05) tespit edildi. L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda ise SKB değerlerinde anlamlı bir azalış olduğu (p<0.05) belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek dokularında belirgin histopatolojik değişiklikler tespit edilirken, L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda bu değişikliklerin hafiflediği belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla L-NAME grubu sıçanlara ait böbrek dokusunda azalmış Apelin reseptörü (APLNR) ve Nrf-2 immünoreaktivitesi saptanırken (p<0.05), L-NAME grubuna kıyasla L-NAME+NAR grubunda artmış APLNR ve Nrf-2 immünoreaktivitesi dikkati çekti (p<0.05). Sonuç olarak, Naringin'in deneysel hipertansiyon modelinde APLNR ve Nrf-2 immünoreaktiviteleri üzerine düzenleyici etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Çalışanların proaktif kişilik özellikleri ile iş becerikliliği arasındaki ilişkinin incelenmesi: Munzur Üniversitesi idari personel örneği

    Rıdvan Aslan

    Günümüzün sürekli değişen rekabetçi ve zorlu iş ortamı çalışanların sorumluklarını yerine getirmekten çok daha fazlasını yapmalarını zorunlu kılmıştır. İş tanımının da ötesinde yapılacak işlerde, yüksek performans, öngörülen problemlerin çözülmesi ve fırsatların yaratılması anlamına gelen "proaktif olmak" kavramı önemli hale gelmiştir. Bu sebeple örgüt çalışanlarının inisiyatif almaları ve proaktif davranış sergileyerek proaktif kişilik yapılarını ön plana çıkarmaları bir gereklilik haline gelmiştir. Son yıllarda giderek önemi artan iş becerikliliği davranışı ise, hem örgütler hem de çalışanlar için önemli sonuçlara yol açan bir proaktif davranış biçimi olarak görülmektedir. İş becerikliliği aynı zamanda çalışanların görevlerinde veya işlerinin ilişkisel sınırlarında yaptığı fiziksel ve bilişsel değişikliklerle ilgili bir süreçtir. Dolayısıyla araştırma konusu "proaktif kişilik" ve "iş becerikliliği" kavramları değişen koşullara ayak uydurma açısından yönetim alanında iki önemli davranış biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çalışanların proaktif kişilik özellikleri ile iş becerikliliği arasındaki ilişkiyi belirlemek ve proaktif kişilik ve iş becerikliliği düzeylerini yordamada demografik değişkenlerin rolünü incelemektir. Araştırma verileri kolayda örnekleme yöntemiyle Tunceli ili Munzur Üniversitesi'nde görev yapan 176 idari personelden yüz yüze anket tekniği ile elde edilmiştir. Parametrik açıdan elde edilen veriler normal dağılım göstermediğinden gruplar arası yapılan karşılaştırmalarda anlamlılık düzeyleri, iki seçenekli değişkenlerde Mann Whitney U Testi ile ikiden fazla seçenekli değişkenlerde ise Kruskal Wallis H Testi ile gerçekleştirilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler IBM SPSS 26.0 istatistik programı aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Katılımcıların proaktif kişilik algılarının ve iş becerikliliği algılarının ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bulgular, idari personellerin proaktif kişilik algılarının, iş becerikliliği ve iş becerikliliğin alt boyutları (görev becerikliliği, bilişsel beceriklilik ve ilişkisel beceriklilik) ile istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca idari personellerin proaktif kişilik algılarının görev yapılan idari birime göre, iş becerikliliği algılarının ise yaşa göre, görev yapılan idari birime göre ve toplam hizmet süresine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği de bulgulanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    TRB1 bölgesi kamu hastanelerinde afet yönetimine ilişkin mevcut durumun karşılaştırmalı analizi

    Halise Miray Say

    Afetler, genellikle ani gelişen olaylardır ve önceden tahmin edilmesi ve engellenmesi oldukça zordur. Türkiye, hem doğal hem de insan kaynaklı afetlerin sıklıkla yaşandığı bir ülkedir. Özellikle son 10 yılda büyük afetlerin sayısında önemli bir artış gözlenmektedir. Etkili bir afet yönetimi ile afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması, afet sonrası olaylara hızlı ve etkili müdahale edilmesi ve afetten etkilenen topluluklar için daha güvenli ve gelişmiş bir yaşam ortamı oluşturulması sağlanabilir. Afet sonrası yaraların iyileştirilmesi açısından en etkili kurumlarımız şüphesiz hastanelerdir. Hastaneler, afet sonrası hazırlıklar ve planlamalar yaparak hasarları en aza indirmek için hayati bir rol oynamaktadır. Bu kapsamda, bu çalışmayla, TRB1 bölgesi içinde bulunan Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli illerindeki devlet hastanelerinin afet/kriz anlarında, mevcut durumlarının tespit edilmesi ve birbirleri ile karşılaştırılarak afet yönetimi açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, 1996 yılında Serhat HACIMUSALAR'ın "Felaketlerde Hastanelerin Organizasyonu ve İzmir'deki Hastanelerin Durumu" adlı tez çalışmasında kullanılan 30 sorulu anket formu esas alınmıştır. Bu kapsamda hazırlanan 30 soruluk anket Planlama – Tahliye, Acil Servis, Ambulans ve Güvenlik – İletişim, Eczane ve Yemek Hizmetleri – Jeneratör, Kimyasal ve Radyoaktif Kazalar, Morg olmak üzere 4 ana başlıkta değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, bölgedeki dört hastanenin de mevcut bir afet planına sahip olduğunu, görev tanımlamalarının yapıldığını ve afet anında işbirliği yapılacak kuruluşların belirlendiğini göstermektedir. Ayrıca, bu hastanelerin tatbikat takvimleri hazırladığı ve afet tatbikatları gerçekleştirdiği görülmektedir. Anket sonuçlarına göre, dört kamu hastanesinin de afet anlarında bir kriz odası oluşturduğu, bu kriz odaları için birden fazla iletişim aracının sağlandığı ve afet plan örneklerinin kriz odalarında bulundurulduğu belirtilmektedir. Buna karşın, bazı hastanelerde afete hazırlık konusunda bazı eksikliklerin olduğu görülmüştür. Örneğin, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yetersiz ambulans ve geçici morg yerinin henüz tespit edilmediği ifade edilirken, Bingöl Devlet Hastanesi'nde kimyasal ve radyoaktif kazalar için gerekli tedbirlerin henüz alınmadığı belirtilmiştir. Tunceli Devlet Hastanesi'nde ise görece önemsiz olan yedek aydınlatma cihazı ve ambulanslar için şehir-bölge haritalarının eksikliği dikkat çekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    2-amino-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril sentezi, salisilaldehit türevleri ile kenetlenmesi; Ni(II), Cu(II) ve Zn(II) komplekslerinin sentezi, yapısal karakterizasyonu ve bazı biyolojik aktivitelerinin incelenmesi

    Berna Ağırkaya Oduncu

    Bu çalışmada ilk olarak, bir aminotiyofen türevi olan "2-amino-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril" (I) bileşiği liiteratür yöntemine göre elde edildi. İkinci aşamada, bileşik (I)'in bir salisilaldehit türevi olan "3,5,-dikloro-2-hidroksibenzaldehit" bileşiği ile kondensasyon tepkimesi sonucunda "2-((3,5-dikloro-2) -hidroksibenziliden)amino)-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril" yeni Schiff bazı (L) ligandı elde edildi. Üçüncü adımda, yeni Schiff bazı (L) ligandının orijinal L-Ni(II) L-Cu(II) ve L-Zn(II) kompleksleri sentezlendi. (L) ligandının yapısı FT-IR, 1H NMR, 13C NMR ve elementel analiz metotları ile aydınlatıldı. Komplekslerin kimyasal yapıları ise FT-IR, UV-görünür bölge ve LC-MS kütle analizi gibi spektroskopik yöntemlerin yanı sıra TGA-DTA analizi, magnetik süsseptibilite ve elementel analiz ile karakterize edildi. Schiff bazının (L) tek çekirdekli L-Ni(II) ve L-Zn(II) komplekslerinde iki dişli ligand görevi gördüğü, buna karşın çift çekirdekli L-Cu(II) kompleksinde ise üç dişli ligand görevi gördüğü belirlendi. Buna bağlı olarak, L-Ni(II) ve L-Zn(II) kompleksleri için oktahedral geometri; L-Cu(II) kompleksi için ise kare piramidal geometri önerildi. Son olarak Schiff bazı (L) ligandı ve komplekslerinin antioksidan aktiviteleri ve AChE enzimine karşı inhibitör etkileri incelendi. Enzim inhibisyonu çalışmalarının deneysel sonuçları, ligandın moleküler doking çalışmasıyla desteklendi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Aminotiyofen türevi ligandların ve komplekslerinin sentezi ve elektrokimyasal pestisit sensörü uygulaması

    Abdurrahim Taş

    Bu çalışmada ilk olarak, bir aminotiyofen türevi olan "2-amino-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril" (ATL) ligandı literatür yöntemine göre elde edildi. İkinci aşamada, ATL'nin orijinal ATL-Co(II), ATL-Cu(II) ve ATL-Zn(II) kompleksleri sentezlendi. Kompkslerin kimyasal yapıları FT-IR, UV-görünür bölge ve LC-MS kütle analizi gibi spektroskopik yöntemlerin yanı sıra TGA-DTA analizi, magnetik süsseptibilite ve elementel analiz ile aydınlatıldı. Son olarak ATL'nin ve komplekslerinin elektrokimyasal karakterizasyonu yapıldı. Ayrıca, karbofuran pestisiti için sensör uygulaması gerçekleştirildi ve çalışıldı. Elektrokimyasal davranışları incelendiğinde ATL'nin 1,0 V civarında bir tersinmez yükseltgenme piki sergilediği görüldü. ATL-Co(II), ATL-Cu(II) ve ATL-Zn(II) komplekslerinin de ATL ile benzer davrandığı ve aynı potansiyelde bir tersinmez yükseltgenme piki sergilediği görüldü. Standart ekleme yöntemi ile sensör ortamına karbofuran pestisiti eklenerek, farklı pestisit konsantrasyonlarında pik akımı ve pik potansiyelindeki değişimler kaydedildi. Farklı karbofuran konsantrasyonları ile pik akımında meydana gelen değişimler amperometrik sensör uygulamasının, pik potansiyelindeki değişimler ise voltametrik sensör uygulamasının datalarını oluşturdu ve elde edilen sonuçlar grafiklerle gösterildi. ATL, ATL-Co(II), ATL-Cu(II) ve ATL-Zn(II) kompleksleri kullanılarak çalışılan amperometrik ve voltametrik sensörler için doğrusal çalışma aralıkları, LOD ve LOQ değerleri hesaplandı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Aminotiyofen ve salisilaldehit türevi schiff bazı metal kompleksleri ile işlevselleştirilmiş süperparamanyetit nanoparçacıklarının sentezi, karakterizasyonu ve bakır giderimi için sentetik sulara uygulanması

    İsmail Devrim Demiryürek

    Bu çalışmanın ilk adımında, bir aminotiyofen türevi olan (2-amino-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril) (I) bileşiği literatür yöntemine göre elde edildi. İkinci adımda başka bir çalışmada bir salisilaldehit türevi "3,5,-dikloro-2-hidroksibenzaldehit" bileşiği ile aminotiyofen türevi (I) bileşiğinin kondensasyon tepkimesi sonucu ilk olarak sentezlenen (2-((3,5-dikloro-2-hidroksibenziliden)amino)-6-etil-4,5,6,7-tetrahidrotieno[2,3-c]piridin-3-karbonitril) Schiff bazı (L) ligandı elde edildikten sonra orijinal Fe(II) ve Co(II) kompleksleri sentezlendi. Aminotiyofen (I) bileşiği ile Schiff bazı (L) ligandının yapıları FT-IR, 1H-NMR, 13C-NMR ve elementel analiz metotları ile karakterize edildi. Komplekslerin yapıları ise FT-IR, UV-görünür bölge ve LC-MS kütle analizi gibi spektroskopik yöntemlerin yanı sıra TGA-DTA analizi, magnetik süssebtibilite ve elementel analiz yardımıyla aydınlatıldı. Schiff bazının iki dişli ligand olarak davranması sonucu oluşan her iki kompleksin oktahedral geometriye sahip ve paramagmetik özellikte olduğu belirlendi. Son adımda ise, Fe(II) ve Co(II) kompleskleri katkılanmış nanoparçacıkların sentez ve karakterizasyonu yapılarak sentetik sularda bakır giderimine olan etkileri incelendi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde Diyarbakır kamuoyu, şehit ve gazileri

    Erkan Nazlı

    Japonya'nın Ağustos 1945'te teslim olup II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte yeni bir dünya düzeni ortaya çıkmıştır. Uluslararası çatışmaları engellemek ve iş birliklerini geliştirmek amacıyla Birleşmiş Milletler kurulmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan sonra, SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği) ve ABD (Amerika Birleşik Devletleri) arasında yaşanan soğuk savaştır. Bu savaşların en önemli olanı, Kore yarımadasında meydana gelen Kore Savaşı'dır. Bu savaşın meydana gelmesinin nedeni yarımadanın stratejik konumu olmuştur. Stratejik konumundan dolayı yarımada birçok devlet tarafından işgal edilmiştir. Bu devletlerden biri de Japonya olmuştur. Japonya'nın işgalinde olan Kore yarımadası II. Dünya Savaşı'ndan sonra 38. enlem ile ikiye ayrılmıştır. Kuzeyi SSCB, güneyi ise ABD'nin himayesinde kalmıştır. SSCB'nin bu dönemdeki emperyalist tavrı, diğer dünya devletlerini askeri, siyasi ve ekonomik açıdan işbirliğine götürmüştür. Bunun sonucunda birçok örgüt kurulmuştur. Ekonomik, askeri ve savunma amaçlı antlaşmalar yapılmıştır. Bu antlaşmalardan en önemlisi NATO'dur. (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) Dünya devletleri arasında sömürge ve hammadde arayışı başlamıştır. Sömürge ve hammadde arayışına giren devletler, sürekli gelişmekte olan ülkeleri bu doğrultuda kullanmak istemişlerdir. Türkiye jeopolitik konumundan dolayı çok önemli bir yere sahiptir. SSCB sıcak denizlere inmek için sürekli Türkiye'ye baskı uygulamıştır. SSCB baskısından kurtulmak ve NATO'ya girebilmek için Türkiye, Birleşmiş Milletlerin çağrısına uyarak Güney Kore'ye asker gönderme kararı almıştır. Türk askerinin Kore Savaşı'nda göstermiş olduğu başarı bütün dünya devletlerinin dikkatini çekmiştir. Bu durum Türkiye'nin NATO'ya katılmasında etkili olmuştur. 17 Ekim 1951'de imzalanan protokol ile Türkiye NATO'ya üye olmuştur. Kore Savaşı'ndan sonra, Türkiye'nin uğraştığı en önemli sorun, Kıbrıs sorunu olmuştur. Akdeniz havzasında yer alan Kıbrıs, petrol ve doğalgaz gibi yer altı zenginlikler açısından hayati önem arz etmektedir. Jeopolitik öneminden dolayı Rumlar adada sürekli olaylar çıkarmışlardır. 1955 ve 1974 yılları arasında Rumlar birçok mezalim politikaları sergilemişlerdir. Rumların Kıbrıs adasında Türklere karşı giriştikleri katliamlar sonucunda Türkiye uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak, adadaki soydaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak için 1974 yılında Kıbrıs'a iki defa askerî harekât yapmıştır. Bunun sonucunda adada iki devlet hâkimiyeti ortaya çıkmıştır. Bu harekât ile ilgili 1950 ve 1974 yılları arasında Diyarbakır basınında birçok habere yer verilmiştir. 1974 yılında Diyarbakır'da yirmiye yakın gazete yayınlanmakta idi. Bunlardan bazıları şunlardır: Diyarbakır İç Kale, Şark Postası, Diyarbakır Gazetesi, Diyarbakır Sesi, Demokrasiye Güven, Gayret, Ümmid, Yeni Şark Postası, Yeni Diyarbakır Sesi, Yeni Yurt, Demokrat Yeni Yurt, Demokrat Kale, Sesleniş ve Ufuk. Bu gazetelerin çoğu pazar günleri hariç haftanın her günü yayımlanmıştır. Bu çalışmamızın hazırlanmasında başta Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi'nde yer alan ana kaynaklar, TBMM Kütüphanesi'nde yer alan Tutanak Dergileri, Milli Kütüphanesi'nde bulunan süreli yayınlar, araştırma ve inceleme eserlerinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Kore, Kıbrıs, Diyarbakır Basını, Gaziler, Şehitler,

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Maddi duran varlıkların muhasebe kayıtlarının finansal raporlama standartları ve MSUGT/VUK kapsamında karşılaştırılması üzerine bir araştırma

    Okan Gençer

    Ülkelerin muhasebe ölçütlerindeki farklılıklar finansal olarak raporlarda mevcut olan verilerin karşılaştırılma süreçlerinde zorluklar yaratırken, küreselleşen şirketlerin önüne de bir engel olarak çıkmaktadır. Tüm işletmelerde toplam kalite ve anlaşılabilirlik adına tüm dünya da ortak bir muhasebe standardı ve dili kullanmak artık yadsınamaz bir gerçektir. Dijitalleşen Dünya düzeninde, zaman ve mekân kavramından bağımsız her zaman işlem yapılabilmektedir. Tüm bunlar ışığında Uluslararası Muhasebeciler Birliğinin öncülüğünde tüm Dünya da bir standart yakalanması amacı ile bir çalışma başlatılmış ve Türkiye de bu kapsamda Türkiye Muhasebe Standartları ile Finansal Raporlama Standartlarını hayata geçirerek birliğe üye olmuştur. Bu çalışmaların ardında ülkemizde gelişen ticaret yoğunluğunun, Dünya ile bütünleşmesi sonrası finansal tabloların tüm paydaşlar tarafından doğru okunup değerlendirilmesinin yanında, piyasa koşullarında da rekabet içerinde değerlendirilmesi nedeniyle uygulamalar yapılmıştır. Finansal tabloların biçim ve içeriğinde bir takım farklılıklar bulunmakla birlikte, en fazla farklılık kar veya zarar tablosundadır. TMS/TFRS'de Kapsamlı Gelir Tablosu, BOBİ FRS'de Kar veya Zarar Tablosu'dur. KÜMİ FRS'nin ise, Türk Ticaret Kanunu kapsamında bağımsız denetim kapsamı dışında olan bir raporlama standartlardadır. Vergi Usul Kanunu ile de kapsam bakımından, uyuşan bir sistemin gerek işletmeler, gerekse Maliye Bakanlığı tarafından olumlu gelişmeleri görülmektedir. Özellikle Maddi Varlıkla Standardı bu hususta önem arz etmektedir. Bu çalışmamızda da Türk Muhasebe Sisteminde yer alan bazı konular incelenecektir. Sonuç olarak TMS/TFRS, BOBİ FRS ve KÜMİ FRS uygulamalarının birbirine oldukça yakın olduğu, bazı noktalarda farklılıklarının olduğu görülmektedir. Çünkü BOBİ FRS, TMS/TFRS'nin KÜMİ FRS ise BOBİ FRS'nin sadeleştirilmiş ve basitleştirilmiş halidir. MSUGT/VUK'da özellikle amortisman ve değerleme konusunda ciddi farklılıklar bulunmaktadır. MSUGT aslında gerçeğe uygunluk esasıyla oluşturulmuş bir sistem olmasına rağmen vergi kanunlarının etkisinden kurtulamamıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Akıllı biyo-nanotaşıyıcı sentezi, karakterizasyonu ve ilaç salım davranışının incelenmesi

    Hüseyin Ataş

    Bu çalışma kapsamında; son yıllarda üretilen nanokompozitlerin olağanüstü özellikleri ışığında akıllı bir biyo-nanotaşıyıcı malzeme sentezlenmesi ve bu malzemenin ilaç salım davranışının araştırılması amaçlandı. Başta kanser ilaçları olmak üzere birçok ilacın saç dökülmesi, bulantı ve kusma, ağızda ve dudaklarda yaralar ve konjestif kalp yetmezliğine yol açan kardiyomiyopati gibi yan etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, bu ilaçların kanserli hücrelere ve tümör bölgelerine hedefli ve akıllı bir şekilde verilmesi oldukça önemlidir. Bu problemler, akıllı ilaç dağıtımı için platformlar olarak çoklu uyaranlara duyarlı polimer bazlı nano-sistemlerin geliştirilmesi yoluyla aşılabilir. Bu tür nano-sistemler, dış uyaran tetikleyicilere yanıt olarak terapötik ajanların gerekli alana tam salınımını kontrol edebilir. Kontrollü ilaç verme sistemleri, azaltılmış toksisite ve yan etkiler, arttırılmış geçirgenlik ve dokularda hedeflenen ilacın zenginleştirilmesi gibi avantajlara sahiptir. Bu nano sistemler sentezlenebilir ve bir iç veya dış uyarana yanıt yoluyla hedeflenen tümör bölgesine kontrollü ilaç dağıtımı için kullanılabilir. Bunlar arasında çoklu uyaranlara duyarlı manyetit akıllı nanofilm sistemleri dikkat çekmeyi başarmıştır. Bu nano sistemler, hidrofilik polimerlerin suyla şişmiş üç boyutlu ağlarıdır. Bu amaçla; reyhan bitkisi (Ocimum basilicum) ekstraktından manyetit nanopartiküllerinin biyosentezi gerçekleştirildi. Parasetamol adsorpsiyon ve salım davranışını incelemek için kitosan bütil akrilat kopolimer film sentezlendi. pH-duyarlı akıllı biyo-nano taşıyıcı malzeme UV-GB, TGA ve FT-IR/ATR yöntemlerinden faydalanılarak adsorpsiyon, termal kararlılık ve fonksiyonel grupları bakımından karakterizasyon gerçekleştirildi. Parasetamol ilacının konsantrasyonlarının (mg L-1) ölçümü UV-GB spektrofotometre ile gerçekleştirildi ve kalibrasyon eğrisi yardımıyla hesaplandı. İlaç salım davranışının incelenmesi için sentezlenen pH-duyarlı biyo-nano taşıyıcı malzemenin 240 nm de, pH: 7,4, KPS tampon çözelti ortamında, manyetik ortam varlığında ve oda sıcaklığında parasetamol salım verimliliğinin oldukça iyi olduğu tespit edildi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algısının incelenmesi ve toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlar

    Hilal Taşkaya

    Bireylerin doğuştan gelen biyolojik özellikleri ve farklılıkları çerçevesinde toplum tarafından şekillendirilen bir yapı olan cinsiyet, süregelen bir söylem konusu olmaya devam etmektedir. Toplumsal cinsiyet algısı, biyolojik farklılıkların önem verildiği ancak bireyin biyolojik farklılığından ziyade toplumun tutumlarına göre kadın ve erkek bakış açısını içeren kalıplaşmış yargıları ifade etmektedir. Bu nedenle, çalışmada kişilerin cinsiyet algı ve tutumlarını etkileyen, önemli bir rolü olan öğretmenlerin, toplumsal cinsiyet konusuna karşı algılarının ne düzeyde olduğunu bilmek önemli bir husustur. Araştırma, bu kuramsal çerçeve doğrultusunda öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algılarını araştırmayı ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarını tespit etmeyi ve bu alanda literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır. Konunun kapsamlı bir şekilde araştırılmasını sağlamak için hem niteliksel hem de niceliksel yaklaşımlar birleştirilmiştir. Araştırma 2023-2024 öğretim yılında İzmir ilinde görev almakta olan öğretmenlere uygulanmıştır. Araştırma yüz yüze anket yöntemi ile yapılmış olup, anket sorularının ilk bölümünde katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek için 20 Soru sorulmuştur. İkinci bölümde ise, Zeyneloğlu (2008)' in geliştirdiği "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutum gösterdikleri gözlemlenmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların öğretmenlerin üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda yasa yapıcılara, uygulamacılara ve diğer araştırmacılara bir takım önerilerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Kadın akademisyenlerin görünmeyen emeği üzerine bir araştırma: Munzur Üniversitesi örneği

    Zeynep Döndü Fidan

    Görünmeyen emek, kadının aile içinde ailesi ve yakınları için harcadığı emektir. Bu emeğin kullanım değeri olmasına rağmen mali karşılığı yoktur. Ailesine ve yakınlarına harcadığı bu emek sevgi ve şefkat barındırır. Kadınların, içgüdüsel yapılarından geldiği düşünülerek bu emek doğallaştırılmıştır. Bu da harcanan emeği "görünmez" kılmıştır. Akademisyenlik mesleği, üniversite ve benzeri yükseköğrenim kurumlarında öğretimi gerçekleştiren, araştırma yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına katkıda bulunan kişilerce yürütülmektedir. Akademisyenler toplum tarafından entelektüel, elit, kültürlü, bilgi üreten, uzman, nispeten kişisel geliri ve öz disiplini yüksek kişiler olarak kabul edilir. Bu kişiler yorucu, stresli, rekabetçi bir ortamda yoğun bir şekilde çalışmak zorundadırlar. Akademisyenlik mesleği, sadece mesai saatlerinde yapılan bir meslek olmayıp mesai saatleri dışında, hafta sonlarında hatta yıllık izinlerinde dahi çalışmayı, kendini geliştirmeyi, bilgilerini güncellemeyi gerektiren bir meslektir. Kadın akademisyenler iş hayatının bahsedilen bu zorluklarını yaşarken bir yandan da toplumun ve ailelerinin kendilerinden beklediği ev işi görevleri de birlikte götürmek zorundadırlar. Ev içi faaliyetler toplum tarafından kadınının nitelikleri gözardı edilerek halen kadının sorumluluğu olarak görülmektedir. Çalışma saatlerinin belirli sınırları yoktur. İş ile özel hayat iç içedir. Kadın akademisyenlerin mesleklerinde dezavatajlı olma sebeplerinden biri de ev içi üretimin toplum tarafından kadının yapması gereken doğal görevleri olarak görülmesidir. Toplum 5.0 tartışıldığı bu dönemde kadının ev içi "görünmez emeğinin" "görünür" hale getirilmesi ve kadına bu anlamda bir değer verilmesi gerekmektedir. Kadının görünmez olan ev içi emeğinin, toplumsal değişime en açık olan, eğitimli, donanımlı ve yüksek gelir sınıfındaki kadınlardaki durumunun ortaya koyulması bu açıdan oldukça önemlidir. Bu araştırmada temel amaç, kadın akademisyenlerin profilini ortaya çıkarmak, meslek hayatlarında görünmeyen emek bağlamında karşı karşıya kaldıkları problemleri saptamak, toplumsal cinsiyet kabullerinin mesleklerine etkisini incelemek, bununla birlikte evde yaptıkları ev-içi faaliyetlerinin çeşitliliğini, boyutlarını ve ağırlığını tespit etmektir. Kadın Akademisyenlerin varsa, ortalama olarak kaç saatini ev işine verdikleri, çocukları var ise bakımına ne kadar süre ayırdığı, evde harcadıkları emeklerin görünmezliğinin büyüklüğünü saptamada bu çalışma yardımcı olacaktır. Bu çerçevede Munzur Üniversitesinde 2024 Ocak ayı itibariyle görev yapan 198 kadın akademisyen arasından kolayda örnekleme metodu ile seçilen 119 kişiye anket uygulanmıştır. Verilerin analizinde; Katılımcıların tanıtıcı özelliklerinin frekans ve yüzde dağılımları, kadın akademisyenlerin demografik özellikleri ile akademik görevleri ve iş hayatı dışındaki faaliyetleri arasında ve medeni durumları ile iş hayatı dışındaki faaliyetleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını tespit etmek amacıyla Ki-kare testi uygulanmıştır. Araştırma sonuçları kadın akademisyenlerin ev-içi emeğinin yeterince "görünür" olmadığını göstermektedir. Araştırmaya katılan öğretim elemanlarının tamamı akademik çalışma hayatı içinde kadınların dezavantajlı olduğunu düşünmekle birlikte katılımcıların unvanları arttıkça, akademik çalışma hayatını kadınlar için dezavantajlı görme düzeylerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların akademik unvanları ile temizlik işlerini kimin yaptığı görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş ve doçent ve profesör unvanına sahip akademisyenlerin temizlik işlerini genelde ücret karşılığı yabancı birinden hizmet aldıkları gözlenmiştir. Bununla birlikte araştırma sonucunda, öğretim görevlisi, doktor öğretim üyesi ve doçent olan akademisyenlerin büyük çoğunluğunun çocuklarının bakım işlerini ücret karşılığı yabancı birine yaptırdıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcılardan sadece profesör unvanına sahip akademisyenler evde akademik çalışma için vakit ayırdıkları, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, doktor öğretim üyesi ve doçent unvanına sahip akademisyenler evde akademik çalışma için vakit ayıramadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak kadın akademisyenlerin ev içi üretimlerinin nasıl görünür kılınabileceğine dair önerilerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Iğdır ilinde doğal taştan (andezit) bir evin, enerji ihtiyacını karşılayacak olan PV sisteminin termoekonomik analizi.

    Aydın Atalar

    Fotovoltaik sistemler; güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren sistemler olup, her geçen gün dünya genelinde bu sistemlerin kullanımı artmaktadır. Genellikle düşük verimle çalışan solar panellerin, artan sıcaklık ile verimleri daha da düşmektedir. Bu nedenle kurulacak bir fotovoltaik sistem için verimi arttıracak parametrelerin optimum düzeyde seçilmesi oldukça önemlidir. Bu çerçevede yapılan bu tez çalışmasında; Iğdır ilinde doğal taştan yapılan bir evin ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisini karşılayacak PV sistemin önce analizi ve hesaplamaları ardında da uygulaması gerçekleştirilmiştir. Öncelikle evin ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisi miktarı tespit edilip ardından bu enerjiyi sağlayacak PV sistemin kurulacağı lokasyonun; PV*SOL programının veri tabanında yer alan iklim verilerine göre gölge analizi, panel eğimi ve sistem açısı simülasyonu gerçekleştirilerek optimum parametreler belirlenmiştir. Daha sonra söz konusu evin ihtiyacı olan 500 lt sıcak suyu 50°C'de sağlayacak ve aynı zamanda PV panellerinin, güneş ışınımları neticesinde artan ısılarını düşürerek verimlerini arttıracak ısı pompasının tasarımı ve teorik hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Böylece sistemin Fotovoltaik / Termal sistemine dönüştürülmesinin analizi gerçekleştirilmiştir. Evaporatörü PV paneller ve soğutucu akışkanı R134a olarak seçilen ısı pompasının COP değeri 4.14 olarak hesaplanmıştır. Yapımında; Iğdır yöresinde yer altından çıkarılan doğal taş (Andezit) malzeme kullanılan evin TS 825 standartlarına göre ısı yalıtım hesabı gerçekleştirilmiştir. Bu hesaplamalarda, yeraltında çıkarılan malzemelerin laboratuvar ortamında ölçülen ısı iletkenlik katsayıları kullanılmıştır. Farklı kotlarda çıkarılan taşların ısı iletkenlik katsayıları ve fiziksel özellikleri kıyaslanmıştır. Ayrıca herhangi bir ısı yalıtım malzemesi kullanılmadan sadece bu doğal taşların kullanılmaları durumunda olabilecek en düşük duvar kalınlıkları İZODER TS 825 programı yardımı ile hesaplanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Tek kullanımlık iş güvenliği donanımlarının beton içerisinde değerlendirilerek, oluşturulan beton numunenin termal ve dayanım özelliklerinin incelenmesi

    Aslıhan Yılmaz

    Dünyayı saran COVID-19 pandemisinin ardından, tek kullanımlık malzemelerin (maske, eldiven, vb.) geri dönüşümünün sağlanmasının ve yeniden üretim alanına girmesi gerektiğinin farkına varıldı. Bu fikirle yola çıkarak yalnızca tıbbi atık olan tek kullanımlık materyallerin değil, özellikle iş güvenliği alanında kullanılan tek kullanımlık materyallerin de yeniden değerlendirilmesi gerektiği fikri bilim insanlarını bu konuda araştırma yapmaya sevk etmektedir. Bilindiği gibi, ülkemizde ve dünyada CO2 (Karbondioksit) salınımının yüksek bir miktarına inşaat faaliyetleri sebep olmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda, inşaat faaliyetleri sırasında kullanılan çimento üretimi sebebiyle açığa çıkan CO2 oranını azaltmak için, beton içerisine, betonun mekanik özelliklerini iyileştiren malzemeler konulmuş ve ölçümleri yapılmıştır. Bu çalışmada, beton ve şapta kullanılan agrega miktarını belirli oranlarda azaltarak, azaltılan agrega yerine iş güvenliği ekipmanlarından olan kulak tıkacının hammaddesi (Poliolefin bazlı termoplastik elastomer (SEBS)) eklenmiştir. Beton numunesi ve şap numunesi olarak gruplandırılan numunelerin ısıl iletkenlik değerleri ve beton numunelerin dayanımları ölçülmüştür. 15x15x15 cm'lik beton kalıplarında sırasıyla %5, %10, %15 ve %20 oranlarında agrega azaltılmış ve yerine tek kullanımlık iş güvenliği ekipmanlarından olan kulak tıkacının ham maddesi eklenerek 4 adet numune elde edilmiştir. Ayrıca 15x15x15 cm'lik beton kalıplarında %25, %50 ve %75 oranlarında agrega azaltılmış, yerine kulak tıkacının hammaddesi kullanarak 3 adet şap numunesi elde edilmiştir. Beton ve şap numunelerinin karşılaştırılması için ise birer adet beton ve şap kontrol numunesi yapılmıştır. Beton numunelerin ısıl iletkenlik ve dayanım ölçümleri, şap numunelerinin ise ısıl iletkenlik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Beton kontrol ve şap kontrol numuneleri ile yüzdeleri farklı olan numuneler karşılaştırıldığında; malzemelerin ısı iletim katsayılarında düşüş gözlemlenmiştir. Ayrıca beton numunelerde yapılan dayanım testlerinde, beton kontrol numunesinin basınç dayanımı 50,75 N/mm² ölçülürken, %20 agregası kulak tıkacı ile değiştirilmiş numunenin basınç dayanımı ise 30,04 N/mm² olarak ölçülmüştür. Çalışmanın devamında elde edilen numunelerin ısıl iletkenlik değerleri kullanılarak yapılan hesaplamalarda, beton ve şap kontrol numunesinin kullanıldığı 2 katlı bir bina ile %20 agregası kulak tıkacı ile değiştirilmiş beton ve %75 agregası kulak tıkacı ile değiştirilmiş şap numunesinin kullanıldığı 2 katlı bir bina enerji tasarrufu yönünden karşılaştırılmıştır. Kulak tıkacı katkılı malzemelerin kullanıldığı binada yaklaşık 288,03 MJ'lük bir ısı enerjisi tasarrufunun sağlandığı görülmüştür. Hesap yapılan binanın 495 m³ brüt hacmine karşılık 288,03 MJ'lük ısı tasarrufu miktarı, daha yüksek katlı ve yüksek hacimli binalarda artacaktır. Ayrıca, %20 oranında agregası kulak tıkacı ile değiştirilmiş beton numunesinin ölçülen dayanım değerinin TS 500 Standardı'nda belirtilen değerlere göre C30 beton sınıfına denk geldiği görülmüştür. Bu dayanım sınıfı, günümüzde yapılan binaların dayanım sınıfına eşdeğerdir. Bununla birlikte, bu çalışmada incelenen ısıl değerlerin ve dayanımın yanı sıra, kulak tıkacının kullanım amacını da birlikte değerlendirirsek, şap içerisinde kulak tıkacı katkısının kullanımı, katlar arasında oluşabilecek gürültüye karşı izolasyonu sağlayacak ve daha konforlu bir yaşam alanı sunmaya yardımcı olacaktır. Bu çalışmada elde edilen sonuçlara dayanarak, kulak tıkacının beton ve şap içerisinde kullanımı ısıl iletkenlik özellikleri açısından binalarda ısıl direnci artırdığı tespit edilmiştir. Bu durum kayda değer bir enerji tasarrufu sağlayarak hem ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak hem de karbon salınımı miktarlarını düşürecektir. Ayrıca bu çalışma, tek kullanımlık iş güvenliği malzemelerinin beton ve şap içerisinde değerlendirilmesi sebebiyle de sürdürülebilir bir çevreye katkıda bulunmaktadır.