Koleksiyon/r/munzur/2

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • MakaleAçık Erişim2023
    Analysis of Deterioration on Stone Surfaces: The Case of Kasimiye Madrasah

    Dal, Murat; Ergin, Şefika; Ay, İlhami; Çelik, Ayşe Biçen

    The durability of stone is important for traditional buildings to survive today. However, as a result of environmental and atmospheric factors, physical, chemical, biological and anthropogenic degradation occurs on stone surfaces. Detecting, classifying and taking appropriate measures against these degradations on stone surfaces is one of the factors that play a role in the survival of stone structures for a longer period. In this study, the deterioration of the facades of Kasımiye Madrasah in Mardin was analyzed. The deterioration of the building was classified and analyzed. Visual, mapping, and X-Ray Fluorescence Spectroscopy (XRF chemical analysis method) were used as analysis methods. The deterioration of the building was analyzed and classified by visual analysis. The type of deterioration and its ratio to the façade were examined using the mapping method. With the XRF analysis method on the deteriorated stone surfaces, the chemical components on the stone surface were examined and the effect causing the deterioration was examined. The study aims to determine the types and causes of deterioration in the building, to offer solutions, and to ensure that the building is transferred to future generations without losing its originality for many years in the light of this information.

    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Doğal Elyaf Takviyeli (Jüt-Keten-Kenevir) Kompozit Malzemelerin Mekanik ve Metalografik Olarak İncelenmesi

    Taşgın, Yahya; Kandemir, Seçkin

    Teknolojinin gelişmesiyle birlikte özellikle polimer esaslı saf haldeki malzemelerin yetersiz kalmasından dolayı kompozit malzemeler geliştirilmiş ve zamanla kullanım alanları çoğalmıştır. Son yıllarda artan çevre bilincinin getirdiği üretimde sürdürülebilirlik ve yenilenebilir, çevre dostu kompozitlerin kullanımını giderek yaygınlaşmaktadır. İçeriğindeki malzemelerden en az birisinin doğal olması ile tanımlanan biyokompozitlerin, alternatiflerine kıyasla çok daha çevre dostu olmalarına karşın, hidrofilik yapıda olmaları ve mekanik özelliklerinin zayıf olması sebebiyle sanayide kısıtlı alanda kullanılmaktadır. Bu çalışmada takviye malzemesi olarak kullanıla bilirliğini ortaya koymak için jüt, keten ve kenevir den oluşan doğal lif takviyeli epoksi kompozitlerin (NFRC) mekanik ve metalografik açıdan ortaya koyduğu farkındalıklar incelenmiştir. Üretim yöntemi olarak vakum destekli reçine transfer kalıplama (VDRTK) metodu kullanılmıştır. Metalografik olarak incelediğimizde; doğal liflerin yapı içerisinde yer alması ve epoksinin ara yüzeylere nüfuziyeti açısından problem oluşturmadığı görülmüştür. Çekme testleri, kompozitler arasında farklı mekanik davranışları ortaya çıkarmıştır; keten kompoziti en yüksek çekme mukavemetini (75,56 MPa) jüt ve kenevirin ise ketene kıyasla düşük çekme mukavetine sahip olduğu görülmektedir. Endüstriyel olarak üretilen yapay elyaflara (Cam elyafı) kıyasla mekanik ve mikro yapı açısından zayıf görünse de özellikle karmaşık yapılı parçaların üretiminde nüfuziyet ve ara bölgelere yerleşebilecek olmasından kaynaklı daha kullanışlı olduğu ortaya çıkmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    An integrated Bayesian Best-Worst Method and GIS-based approach for offshore wind power plant site selection: A case study in North Aegean and Marmara Sea (Türkiye)

    Gul, Muhammet; Yucesan, Melih; Konurhan, Zekeriya

    In today’s world, renewable energy sources are in great demand due to the negative ef- fects of fossil fuels on the environment. Wind power plants are an important renewable energy source alternative to fossil fuel consumption. Offshore wind farms established in coastal areas and seas are used effectively in many parts of the world. The wind power plants, especially in the Northwest region of Turkey and the Aegean coasts, constitute an important potential. This study selects suitable sites for offshore wind farms in the Marmara Sea and North Aegean Coasts of Turkey by integrating the Bayesian Best-Worst method (BWM) and GIS. Bayesian BWM improves the traditional BWM integrating the preferences of multiple experts. In the study, 17 sub-criteria were determined under four main criteria of “technical”, “socio-economic”, “environment,” and “location”. Ex- perts’ judgments through the filled enabled the criterion weights to be obtained. The criteria weights found using the Bayesian-BWM model were integrated into the GIS, and suitable locations for the offshore wind farm were determined. Accordingly, the study area off the coasts of Aliağa, Bozcaada, and Gökçeada on the North Aegean coast, and the part south of the Marmara Sea and the area around Kapıdağ Peninsula are sugges- ted as suitable areas for wind power plants.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfOpenAlex7
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Geyik Dağı güncel buzulları ve morfometrik özellikleri

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Bozdoğan, Mahsum; Keserci, Ferhat; Güngör, Gülan

    Geyik Dağları, Geç Kuvaterner boyunca yoğun ve tekrarlanan buzullaşmalara maruz kalmıştır. Güncel bir buzulun varlığı bölgede yapılan daha önceki çalışmalarda doğrulanmamış veya tespit edilememiştir. Bölgede yerel gezgin olan Hasan Hüseyin Kahrıman’nın 27 Ekim 2023 tarihinde buzul varlığını sosyal medya aracılığı ile aktarması üzerine buzulları tanımlamak ve yerlerini belir- lemek için uzaktan algılama yöntemleri kullanılmış ve Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. Belirlenen yayılış alanları üze- rinden buzul modellemesi, ELA (Equilibrium Line Al titude) hesaplama araçları, bakı ve eğim in- tersect (kesiştirme) analizleri ile sirk morfometrisi yöntemleri kullanılarak buzulların ve içerisinde yer aldıkları sirkler ile yakın çevresinin özellikleri nicel verilerle ortaya konulmuştur. Buzul model- lemesi neticesinde Geyik Orta Buzulu’nun toplam 6000 (±300) m2, Doğu Buzulu’nun 2030 (±100) m2 toplamda ise Geyik Dağı’ndaki buzulların 8030 (±480) m2 alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Buzulların ortalama olarak uzunlukları 98 m (metre), ELA değeri ise 2619 m olarak hesaplanmıştır. Buzulların 12-30 ̊ eğim değerleri arasında ve tamamen kuzey bakılı alanlarda bulundukları tespit edilmiştir. Buzullar ve sirklerin morfolojik özellikleri, yüksek rakım, bakı özellikleri ve yüksek kar birikimi Geyik Dağı’ndaki buzulların bu kesimlerde korunmasına pozitif olarak etki etmiştir. Bu- zullar üzerinde yapılan karşılaştırmalı uydu görüntülerinde 06.09.2010 tarihinden günümüze kadar buzulların alansal olarak %50’sinden fazlasının eridiği ve önümüzdeki yıllarda etkisini giderek arttı- ran küresel ısınma ile beraber 5 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.

    AtıfOpenAlex11TR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Ebelik Öğrencilerinin Evliliğe Yönelik Tutumları ve Doğum Korkuları Arasındaki İlişki

    Aksoy Derya, Yeşim; Benli, Tuba Enise; Yetişmiş, Habibe Yaşar

    Amaç: Bu araştırma ebelik öğrencilerinin evliliğe yönelik tutumları ve doğum korkuları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma Türkiye’nin doğusunda bulunan iki üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmada örneklem hesabına gidilmeyip her iki üniversitede öğrenim gören tüm ebelik öğrencilerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Gönüllülük esasına dayanarak araştırmaya katılan 372 ebelik öğrencisi ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri “Kişisel Bilgi Formu”, “İnönü Evlilik Tutum Ölçeği (İETÖ)” ve “Kadın Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği (KGÖ-DKÖ)” ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde SPSS (25.0) istatistik paket programında sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma, Independent t-test, One-Way Anova, Tukey ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 20,71±1,55’tir. Öğrencilerin %80,1’i çekirdek aile yapısına sahip, %54,3’ü il merkezinde yaşamakta, %96.8’i çalışmamakta ve %56.7’sinin geliri giderine eşittir. Öğrencilerin İET ve KGÖ-DKÖ’den aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla; 69.73±20.01 ve 36.37±12.00’dır. Öğrencilerin evliliğe yönelik tutumları ve doğum korkuları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Bu araştırmada öğrencilerin gebelik öncesi doğum korkuları arttıkça evliliğe yönelik tutumlarının azaldığı saptandı. Bu sonuç doğrultusunda öğrencilerin gebelik öncesi doğum korkuları dikkate alınarak gelecekteki evlilik düşüncelerinin desteklenmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Comparison of Characteristics and Antimicrobial Activity of Synthesized Zinc Oxide And Magnetite Iron Oxide Nanoparticles Using Four Different Plant Extracts

    Aytar, Mehmet; Aydogdu, Burcu; Unal, Ilkay

    The aim of this study was to synthesize Zinc oxide (ZnO) and magnetite ıron oxide (Fe3O4) nanoparticles utilizing a precipitation method, employing plant extracts from Ocimum basilica(1), Cinnamomum zeylanicum(2), Lactarius salmonicolor(3) and Paeonia kesrouanensis(4) as reduction and stabilizing agents. Additionally, the antimicrobial activity of these nanoparticles against both gram-positive (S. aureus, ATCC 25923) and gram-negative (E. coli, ATCC 25922; P. aeroginosa, PAO1), bacteria as well as fungus (C. albicans 90028) was evaluated. The nanoparticles (NPs) were characterised by various analyses, including TEM, SEM, XRD, FTIR, DSL, and zeta potential. Based on the TEM image, the ZnONPs exhibited a cluster of flower-like structures, whereas the Fe3O4NPs displayed a spherical shape with a varying size distribution. The zeta potential values for ZnO NPs ranged from -5.35 to -16.9, while for Fe3O4NPs ranged from -7.43 to -20.7. All ZnO nanoparticles exhibited antimicrobial activity exclusively against the S. aureus strain, whereas Fe3O4NPs did not demonstrate any antibacterial effect.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Birleşik Krallık’ta Alevi Mekanları: Görünüyorum, Öyleyse Varım!

    Çobanoğlu, Yavuz

    Kültürel kimliklerin damga vurduğu bir çağın içerisindeyiz. Siyasal alan neredeyse tamamen kimlik politikalarının egemenliğine geçmiş görünüyor. Kültür ile ona ait kimliklerin insan etkinliklerinin en önemli unsuru hâline geldiği bu dönemde artık tüm talepler de kimlikler aracılığıyla sunuluyor. Kültürel kimlikler aidiyetlerle de yakın ilişki içerisinde ve bir topluluğa “ait olma” duygusunu destekliyor. Bununla birlikte görünür olmanın da fazlasıyla kıymetli olduğu bu çağda, bir aidiyet bağı ile kurulan kimliksel köprü kendisini bir takım semboller üzerinden ifade ediyor. Semboller (/sembolizm) artık, topluluğun ötekilere karşı varlığının bir ispatı biçiminde ortaya çıkıyor. Keza bu olgu, anayurttan herhangi bir sebeple göç etmiş kültürel toplulukları da kapsamaktadır. Nitekim bir yıl süren bir saha araştırmasına dayanan bu makalenin amacı da İngiltere’deki Alevi topluluğunun kimlik, aidiyet ve sembolizmler etrafında kurduğu bazı ilişkileri anlamlandırmak olacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    NVC-EMA Kopolimerinin ve Grafit ile Kompozitlerinin Hazırlanması, Karakterizasyonu, Termal ve Dielektrik Özellikleri

    Barım, Esra

    Bu çalışmada, işlenilebilirlik ve termal kararlılık gerektiren uygulamalar için polimer kompozit malzemeler çalışılmıştır. Aynı zamanda, enerji depolama uygulamaları için dielektrik özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla poli(N-vinil karbazol-ko-etil metakrilat), P(NVC-ko-EMA), kopolimeri serbest radikal polimerizasyonu yoluyla sentezlenmiş, termal ve dielektrik özelliklerini geliştirmek için grafit (GR) ile kompozitleri hazırlanmıştır. Kopolimerin bileşimi 1H-NMR spektroskopisi ile belirlenmiş, yapılan hesaplamalar bileşiminde %56 NVC ile %44 EMA birimlerinin olduğunu ortaya koymuştur. P(NVC0.56-ko-EMA) ve kompozitlerinin DSC analizleri, polimerin 119.98 oC olan camsı geçiş sıcaklığının, grafit eklenmesi ile düştüğünü göstermiştir. TGA analizlerinde, polimere kıyasla grafit katkılı kompozitlerin termal kararlılıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Hem kopolimerin hem de ağırlıkça %10 grafit içeren kompozitinin termal bozunma kinetiği Flynn-Wall-Ozawa (FWO) ve Kissinger-Akahira-Sunose (KAS) yöntemleriyle incelenmiştir. Hesaplamalar, GR katkılamasının kopolimerin termal ayrışma aktivasyon enerjisi değerini düşürdüğünü göstermiştir. Yapılan dielektrik ölçümlerinde, kompozitlerde artan GR konsantrasyonu ile dielektrik sabiti (Ɛ') ve dielektrik kayıp (Ɛ'') değerlerinin arttığı belirlenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    Kadınlarda sigara ve alkol kullanımı ölüm kaygısını etkiler mi? kesitsel bir araştırma

    Orhan, Ilksen; Ünal, Esra

    Bu çalışmada kadınların sigara ve alkol tüketiminin ölüm kaygısı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırmanın örneklemini Mayıs-Ağustos 2024 tarihleri arasında bir Devlet Hastanesinin Kadın Doğum Kliniğine başvuran 590 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve Türkçe Ölüm Kaygısı Ölçeği kullanıldı. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 30.66±12.7 olarak belirlendi. Araştırmadaki kadınların %20.2’si sigara kullanmakta, %14.1’i alkol kullanmakta ve %9.2’si her ikisini de kullanmaktadır. Sigara kullanan kadınların ölüm kaygısı düzeylerinin, sigara kullanmayan kadınlara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu. Sigara ve alkol kullanan kadınlarda "Ölümün Belirsizliği" ve "Acı Çekme" ölçek alt boyutlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi. Bu çalışma ile sigara ve alkol kullanımının kadınlarda ölüm kaygısını artırdığı sonucuna ulaşıldı. Elde edilen bu bulgular doğrultusunda, hemşirelerin kadın hastalarda sigara ve alkol kullanım durumlarını sistematik olarak değerlendirmeleri ve bu kullanımın ölüm kaygısını artırabileceği konusunda farkındalık oluşturmaları önem arz etmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Spor Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinin Hedonik ve Faydacı Tüketim Yönelimlerinin İncelenmesi

    Simsek, Abdullah; Devecioglu, Sebahattin

    Bu araştırmanın amacı üniversitede öğrenim gören öğrencilerin hedonik ve faydacı tüketim yönelimlerinin bazı demografik değişkenler açısından incelemektir. Araştırma kapsamında veri toplama aracı iki kısımdan oluşmaktadır; ilk kısımda Demografik Bilgiler Formu yer alırken ikinci kısımda 22 madde ve 6 alt boyuttan oluşan Hedonik ve Faydacı Tüketim Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 1761 öğrenci, örneklemini ise 437 öğrenci oluşturmaktadır. Verilere ait istatistiki değerlerde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım göstermesinden dolayı araştırmada Bağımsız Örneklem T-Testi ve ANOVA kullanılmış olup, ölçek alt boyutlarının aralarındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Analiz neticesinde öğrencilerin bölüm, yaş, cinsiyet, bireysel gelir; planlamadan, ani kararlar vererek alışveriş yapma, satın almaktan haz duyulacak ürün için ihtiyaçtan vazgeçme ve ortalama alışveriş sıklıkları açıdan anlamlı sonuçlar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yapılan pearson korelasyon analizine göre hedonik tüketim ölçeği alt boyutları arasında pozitif yönlü; orta ve güçlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Differences in Quality Between Canned and Pouched Yellowfin Tuna (Thunnus albacares) Packed with Various Media

    Erol, Nida Demirtaş

    Canned and pouched tuna products are available in the markets in different liquid media such as brine, different oils and sauces. Limited information is provided about the pouched tuna products in different liquid media available in the Turkish market and the differences between them. The main purpose of this study is to evaluate the differences between two different tuna packaging methods using different packaging media. The pH values of CW (canned tuna in water) and PW (pouched tuna in water) were found to be lower than the others ((CO (canned tuna in olive oil), CS (canned tuna in sunflower oil), PO (pouched tuna in olive oil,) PS (pouched in sunflower oil)). It was observed that the TBA values of all groups were below the limits of developing objectionable odor/taste. The n-6/n-3 ratio was determined to be quite high in CS and PS. On the other hand, higher eicosapentaenoic acid (EPA) and docosahexaenoic acid (DHA) contents were found in CW and PW compared to the others (CO, CS, PO, PS). It was determined that the tuna products were safe according to the heavy metal contents of arsenic, mercury, lead and cadmium levels. The L* values of all canned tuna (CO, CS, CW) were found to be significantly higher than those of pouched tuna (PO, PS, PW). The b* values of both CW and PW was found to be lower than the other groups. CW had the lowest overall quality, color and taste scores compared to the others. In this regard, pouched tuna products, especially PW, were recommended for health reasons.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleYalnız künye2025
    Oy Verme Kutularından Sınır Kapılarına: Türkiye’nin Seçimleri ve Suriyeli Mültecilere Yönelik AKP’nin Değişen Tutumuna Medyadan Bakmak

    Kenes, Hatice

    Bu makale, son 13 yıldır Türkiye’de ırkçı, ayrımcı söylemlerin düğüm noktalarından birini oluşturan Suriyelilere yönelik söylemi, kritik son seçimleri içine alan dönemde incelemektedir. Bu dönemin özellikle ele alınmasında iki gerekçe öne çıkmıştır: İlki, muhalefet partileri tarafından sıkça gündeme getirilen, özellikle seçim dönemlerinde bir seçim vaadi olarak sunulan ve toplumda ırkçı, ayrımcı düşünceleri besleyerek zaman zaman linçlere yol açan Suriyelilerin “gönderilmesi gereken bir fazlalık” olduğu söylemine, 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan başkanlık seçimlerine 11 gün kala, 3 Mayıs 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) de “onurlu geri dönüş” söylemiyle eklemlenmesidir. Böylece AKP tarafından açık kapı politikasıyla içeri alınan, Müslümanlar olarak ensar olunması gereken, vatandaşlık vaat edilen milyonlarca Suriyeli mültecinin 12. yılın sonunda ülke dışına çıkarılacağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçmenlere duyurulmuştur. Oysa aynı Erdoğan, 15 Mart 2022 tarihli konuşmasında muhalefet partilerinin söylemlerinin aksine “Biz görevde olduğumuz sürece göndermeyeceğiz” diyerek muhalefete “sert” bir şekilde karşılık vermişti. Kısa sürede her iki ifadenin AKP’nin Suriyeli politikasıyla ilgili olarak kamusal dolaşıma sokulmuş olması, AKP’nin Suriyelilere yönelik politikalarını belirleyen asıl faktörün hümanizm, insan hakları vs. değil de iktidarı kaybetme riskinin güçlü bir şekilde açığa çıkması ve oy hesapları olduğunun görünürleşmesidir. İlkiyle bağlantılı ikinci gelişme ise, 20 yıllık kesintisiz bir şekilde iktidarda olan Erdoğan’ın ve AKP’nin ilk defa oy ve iktidar kaybetme riskinin güçlü olarak belirdiği iki kritik seçim atmosferinin yaşanmış olmasıdır. Nitekim Erdoğan, 14 Mayıs 2023 başkanlık seçimlerini ikinci turda kazanabilmiş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ise AKP, elindeki 15 şehir belediyesini daha kaybetmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı genel seçim ve ardından yerel seçim sürecini içine alan 1 Mart 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’de en fazla tıklanma sayısına sahip Sabah, Hürriyet ve Sözcü’nün çevrimiçi platformlarında yayımlanan haberlerinde iktidarın da değişen söyleminin etkisinde Suriyeli sığınmacıların hangi bağlamda nasıl yer aldığını, medyanın mültecilerin “geri gönderilmesi gereken fazlalık” olarak gören politik söyleme nasıl eklemlenmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, ana akım medyanın haber yapma pratiği ve sığınmacılara yönelik politik ve toplumsal tartışmaları nasıl haberleştirdikleri betimsel olarak analiz edilerek öne çıkan temalar ve alt temalar yorumlanacaktır. Araştırmanın temel tezi, medyanın, sığınmacıların toplumsal entegrasyon veya dışlanma süreçlerine etkisinin, seçim döneminin dinamiklerinde daha belirgin hale geldiği yönündedir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Belediyelerin Sosyal Hizmet Fonksiyonu Üzerine Bir Araştırma: Sahadan İzlenimler

    Akgül, Ceylan Sülü

    Çalışma dünyada bilhassa sosyal hizmet alanında birçok ülkede işlevsel olarak faaliyet sürdüren belediyelerin, Türkiye’deki işlevselliğini vurgulamak ve bu alanda hizmet sunan sosyal hizmet uzmanlarının hizmete yönelik kapsamlı değerlendirmelerine (alan, sosyal hizmet uzmanları ve müracaatçılar açısından) yer vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu bağlamda Antalya, Kocaeli, İstanbul, İzmir, Mersin, Sakarya ve Tunceli Belediyelerinde çalışan dokuz sosyal hizmet uzmanı ile derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen bulgular ve görseller Maxqda 2024 programı kullanılarak tematik analiz yoluyla yorumlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre yerel yönetimler içerisinde belediyelerin; hızlı, kolay, erişilebilir, bölgenin dinamiklerine hakim, ulaşılabilir bir hizmet modeli sunduğu anlaşılmaktadır. Yine Türkiye’deki belediyelerin hizmetlerinin ekseriyetle sosyal yardımlar niteliğinde olduğu, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki müdahalelerinin apolitik düzlemde değerlendirilmediği, bu hizmetlerin halkın ihtiyacı, belediyenin bütçesi, ilin nüfusu, belediyenin büyükşehir-il-ilçe belediyesi olma durumuna göre değişkenlik gösterdiği, yaşanılan sorunların daha yapısal çözümlerle; yeni sosyal politikalar, tüm belediyelerin kullandığı entegre bir sistem ve ortak projelerle kapsayıcı boyutta geliştirilebileceği vurgusu sosyal hizmet uzmanlarının sahadan aktardıkları deneyimleri sonucunda ortaya konmuştur.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Polikronisiteden Çalışan Yaratıcılığına İşe Adanmışlığın Aracılığıyla Yolculuk: Otel Çalışanlarının Deneyimlerine Dayalı Bir Çıkarım

    Sezgin, Eray Ekin

    Bu çalışma, konaklama sektöründe çalışanların yaratıcılığını ve işe adanmışlıklarını etkileyen polikronisiteye ilişkin örgütsel araştırmalardaki kritik endişelerden birine ışık tutmaktadır. Kişi-iş uyumu teorisini temel alan çalışma, işe adanmışlığın aracılık rolüne odaklanarak, polikronistenin çalışan yaratıcılığını nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Kesitsel bir tasarımın kullanıldığı bu çalışmada veriler, konaklama sektöründe çalışan 172 kişiden yapılandırılmış bir anket kullanılarak toplanmış ve veri analizi orijinal SPSS-26 ve AMOS-24 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak için Polikronisite Ölçeği, Çalışan Yaratıcılığı Ölçeği ve İşe Adanmışlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, polikronisitenin, çalışan yaratıcılığı ve işe adanmışlık üzerinde pozitif bir etkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Benzer şekilde, işe adanmışlık çalışan yaratıcılığı üzerinde pozitif bir etki sergilemiştir. Ayrıca, işe adanmışlık, polikronisitenin çalışan yaratıcılığı üzerindeki etkisinde kısmi aracı rol üstlendiği görülmüştür. Bu çalışmanın vurgusu, çalışanların önemli davranışsal sonuçları olarak bilinen işe adanmışlık ve çalışan yaratıcılığı üzerinedir; bu nedenle konaklama sektöründeki uygulayıcılar, bu çalışmanın bulgularını kullanabilirler. Benzer şekilde, polikronisite konusuna ilgi duyan araştırmacılar da bu araştırmayı bir kılavuz olarak değerlendirebilirler. Ayrıca, önerilen modelin açıklayıcı kapasitesini artırmak için, gelecekteki çalışmalar farklı değişkenler ile yapılabilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2025
    OECD ülkelerinin iş yapma kolaylığı açısından değerlendirilmesi

    Veysikarani, Dilek; Özel, Sibel Örk

    Teknolojik gelişmeler hızlı bir şekilde ilerledikçe ülkeler hem kendi ülkeleri için koşulları araştırmaya ve geliştirmeye çalışmakta hem de daha uygun koşullarda yatırım yapabilecekleri, daha kolay iş yapabilecekleri ülkelerin ve ortamların uygunluğunu araştırmaktadırlar. Bundan hareketle farklı kurumlar tarafından çeşitli endeksler geliştirilmiştir. Çalışmada bu endekslerden biri olan İş Yapma Kolaylığı Endeksi ele alınarak OECD ülkelerinde iş yapma kolaylığı değerlendirilmek istenmiştir. Bu amaçla OECD ülkelerine ait 2021 yılı İş Yapma Kolaylığı Endeksi verileri kullanılarak kümeleme analizi ve diskriminant analizi uygulanmıştır. Kümeleme analizinde hem hiyerarşik hem de hiyerarşik olmayan kümeleme analizi kullanılmıştır. Hiyerarşik kümeleme analizi sonucunda bahsi geçen ülkelerin 3 kümeye ayrıldığı, hiyerarşik olmayan kümeleme analizi ile de bu kümelerde yer alan ülkeler tespit edilmiştir. Ardından yapılan diskriminant analizi ile kümeleme analizi sonucunda elde edilen kümeler ve küme üyeliklerinin hangi oranda doğru sınıflandırıldığı araştırılmıştır. Yapılan analiz sonucunda elde edilen 3 kümede yer alan ülkelerin %100 oranla doğru bir şekilde bu kümelere yerleştiği sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yüksek Şiddetli İnterval Antrenmanların Futbolcuların Anaerobik Güç ve Spirometrik Değerlerine Etkisinin İncelenmesi

    Çelikel, Baha Engin; Tokgöz, Gürkan

    Yüksek şiddetli interval antrenman (HIIT) metodu son yıllarda sporcu performansını artırmada uygulanan etkili bir antrenman yöntemidir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yüksek şiddetli interval antrenman (HIIT) metodunun futbolcuların anaerobik güç ve spirometrik değerlerine etkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmaya bölgesel amatör ligde futbol oynayan 23 futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar denek grubu (HGM, n=12) ve kontrol grubu (GAG, n=11) olarak iki gruba ayrılmıştır. Araştırmada denek grubu 6 hafta süresince haftada 2 gün rutin antrenmanlarına ek olarak HIIT metodu uygularken, kontrol grubu 6 hafta süresince haftada 2 gün rutin antrenmanlarına ek olarak geleneksel antrenman metodu uygulamışlardır. Antrenmanlar öncesinde ve sonrasında katılımcılara anaerobik güç testi ve spirometrik ölçümler uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Grup içi ön test-son test karşılaştırmasında Paired Sample T testi, gruplar arası karşılaştırmalarda Ancova testi uygulanmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda her iki grubun peak power, avarage power ve minumum power ölçümlerinde anlamlı artış tespit edilirken, iki grup karşılaştırmasında HIIT metodunun geleneksel metoda göre daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Fvc, fev1 ve pef ölçümlerinde her iki grupta anlamlı artış tespit edilirken, gruplar arası karşılaştırmada fvc ve fev1 değerinde HIIT metodunun anlamlı derecede daha etkili olduğu tespit edilirken, pef ölçümünde iki grup arasında etki farkı tespit edilmemiştir. Sonuç olarak; 6 hafta süresince uygulanan HIIT metodunun geleneksel metoda göre futbolcuların anaerobik güç ve spirometrik değerlerine etkisinin anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    İdeoloji Kavramının Spinoza’daki Kökenleri Üzerine Bir Deneme

    Palanci, Cihan

    Spinoza ideoloji kavramının yaratıcısı ya da isim babası değildir. Bununla birlikte o, kavram ortaya çıkmadan çok önce ideolojinin iktidarlar tarafından nasıl pratikleştirildiğini ayrıntılarıyla ortaya koymuştur. Makalenin temel sorunsalı da bu anlamıyla bu praksisin izini sürmektir. Etika’da Spinoza, insan ontolojisi üzerine bir serimleme yaparak onun bilişsel kudretinin eksiklikleri ile ilgili görüşlerini paylaşır. Spinozaya göre insanlar kozmosun düzeninin işleyişiyle ilgili eksik bir bilgiye sahiptirler ve bu eksik bilgi ile öncelikle gündelik yaşamlarının akışını gerekçelendirmeye çalışırlar. Onlar olayların nedenselliklerini tersinir bir biçimde inşa edip ereğe dönüşen şeyleri arzulamayı bu zincirlenişin merkezine koyarlar. Bu ereksellik yanılsaması bir süre sonra genelleşir ve insanda “olana gaye arama” güdüsünün biricik sebebi haline gelir. İnsan artık tüm evrenin merkezindedir ve etrafındaki her şey onun için yaratılmıştır. İnsan bununla da yetinmez ve kendi kudretini aşan, kendi suretinden bir Tanrı yaratır ve eksik kudretiyle anlam veremediği her şeyin sebebi olarak Tanrı’yı işaret eder. Sonuçta korku duygusuna eşlik eden tüm bu imgeselllikler iktidarlar için bulunmaz bir fırsattır. Spinoza bu aşamada özellikle Teolojik-Politik İnceleme eserinde ideolojik işleyişin tüm veçhelerini somutlar ve önümüze ideolojinin çok katmanlı bir haritasını koyar.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Makroekonomik Değişkenlerin Finansal Piyasalar Üzerindeki Etkisi: Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir Uygulama

    Sarı, Sacit; Çoban, Mustafa Necati

    Bu çalışma, Türkiye ekonomisinde makroekonomik değişkenler ile finansal piyasalar arasındaki ilişkiyi 2003:Q1-2023:Q4 döneminde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel amacı, BİST-100 getiri endeksinin belirleyicilerini tespit etmek ve makroekonomik değişkenlerin finansal piyasalara etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada bağımlı değişken olarak BİST-100 getiri endeksi, açıklayıcı değişkenler olarak ise nominal döviz kuru, mevduat faiz oranı, enflasyon oranı, reel GSYH ve Brent petrol fiyatları değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmada genişletilmiş otoregresif dağıtılmış gecikmeler (A-ARDL) eşbütünleşme analizi ve Hacker ve Hatemi-J Bootstrap nedensellik testi yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, döviz kuru, enflasyon oranı ve reel GSYH’nin borsa getirileri üzerinde uzun dönemde pozitif etkiler oluşturduğunu, faiz oranlarının ise uzun dönemde negatif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. A-ARDL eşbütünleşme analizi, açıklayıcı değişkenlerin borsa getirileri ile uzun dönemli ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Hacker ve Hatemi-J Bootstrap nedensellik testi, döviz kurundan borsa getirisine, enflasyon oranından borsa getirisine ve reel GSYH’den borsa getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, makroekonomik değişkenlerin Türkiye’nin finansal piyasalarındaki belirleyici rolünü ve yatırım kararları üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Sonuçlar, politika yapıcılar için finansal piyasalardaki dalgalanmaları öngörme ve yönetme noktasında önemli bilgiler sunmaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2
    Kültürel hafıza ve kent belleği aktarımında tunceli alevi ocakları ve ovacık aktaş babaları

    Senol, Sengül

    Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasının yarattığı iletişim araçları ve dijital kültür, özellikle belirli kültürel mirasların yeni nesillere aktarılmasında yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda tarih ve doğa okumalarının dijitalleşmesi hafıza kaybının önüne geçememektedir. Alevi kültürü, kültürel çeşitliliği ve bütünleştirici tavrı açısından barışçıl söylemler hazinesidir. Bu kültürün yaşatılamaması, barışçıl söylemlerin gelecek nesillere aktarılamaması anlamına gelmektedir. Alevi mekân ve merkezleri, geçmiş değerlerin ve kültürel birikimin aktarılması açısından kentsel belleğin kurumsallaşmış en önemli yapı taşlarıdır. Bu sorumluluğun bilinciyle Alevi toplumsal hafızasının ve somut olmayan kültürel mirasının canlı tutulması ve derinleşen toplumsal hafıza kaybına karşı mücadele etmektedir. Bu mekanlarda icra edilen ritüeller, otantik anlatılar, kaybolmaya yüz tutmuş Alevi kültürel mirasının ve belleğinin aktarımında geçmişi bugüne bağlayan bir işlevi görmektedir. Tarihsel geçmişteki eski adının sırasıyla Çemişgezek, Hozat, Dersim ve Tunceli adını alan bu ilde Alevilik kent belleğinin aktarımında önemli bir yere sahiptir. Alevi inancının temeli olan Ocak sistemindeki rıza- ikrar kurallarının toplumsal refahın ve sosyal adaletin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bireyin olgunlaşması açısından bir okul özelliği taşıyan Ocaklar ve onun temsilcileri kültürel hafıza olan 4 kapı 40 makam öğretisini 16 yaşına kadar yeni kuşaklara aktarırlar. Alevi ocağına mensup bir Baba (rehber, pir, mürşit) en az yılda bir kez sorumlu olduğu Alevi Canları ziyaret eder ve Gülbenk (dua) verir. Baba ve Ana’nın da yanında yer aldığı Cem İnanç Ritüeli’nde yapılan ‘Özünü Dara Çekme’ hizmetiyle topluluğun sorunları çözüme bağlanırken, semah ve felsefi deyişlerle birey ruhen arındırılmaktadır. Bu çalışma, Tunceli’deki somut kültürel miras rolü nedeniyle Şı/Şâh Ahmet (Şeyh Ahmet) Mürşit Ocağına bağlı olan Ovacık Aktaş Babaları’nın türbe/ ziyaretgahlarını da kapsamaktadır. Çalışmanın metodolojisinde Teun A. Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi kullanılarak Alevi inanç ve felsefesinin yeni nesillere aktarımı ve günümüzde geçirdiği dönüşümler tarihsel aktarım ve kentsel bellek ilişkisi üzerinden değerlendirilmiştir

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkçenin Yol Ayrımları: Sevük ve Levend’in Dil Sorunsalına Yönelik Yaklaşımları

    Cuşa, Hasan

    Cumhuriyet dönemi, Türkçenin modernleşmesi ve ulusal kimlik inşası bağlamında önemli bir dönüşüm sürecine sahne olmuştur. Bu dönemde dil reformu, toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesi ve ulusal bir bilinç inşa edilmesinde kilit bir araç olarak konumlanmıştır. İsmail Habib Sevük ve Agâh Sırrı Levend, Türkçenin sadeleşmesi ve modernleşmesi üzerine geliştirdikleri kuramsal yaklaşımlarla bu sürecin entelektüel çerçevesini oluşturmuşlardır. Sevük, dilin sadeleşmesini, halkın konuşma dili ile aydınların yazı dili arasındaki mesafenin kapanması ve toplumsal uyumun sağlanması açısından değerlendirirken, Levend, bu dönüşümün dilin tarihsel ve kültürel köklerine dayalı bir yapılandırma ile gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Sevük'ün pragmatik ve evrimsel yaklaşımı, dil reformlarının hızla toplumsal tabana yayılmasını hedeflerken; Levend’in sistematik ve radikal önerileri, dilin bilimsel ve entelektüel bir kimlik kazanmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma, Sevük ve Levend’in Türkçenin sadeleşmesi ve modernleşmesi konusundaki teorik yaklaşımlarını sistematik bir biçimde gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. İki düşünürün dilin evrimine dair önerileri, dönemin sosyo-politik ve kültürel dinamikleri çerçevesinde ele alınmıştır. Sevük’ün doğal evrimi önceleyen yaklaşımı ile Levend’in radikal reformları savunan görüşü, Türkçenin ulusal kimliğin korunması ve uluslararası düzeyde etkili bir dil haline gelmesi için iki farklı yol haritası sunmaktadır. Sevük’ün bakışı, dilin toplumsal tabanını genişleterek daha geniş kitlelerce benimsenmesini hedeflerken, Levend’in görüşü, dilin entelektüel ve akademik düzeyde derinleşmesine ve yetkinleşmesine odaklanır. Çalışmanın sonuç kısmı, iki düşünürün dil sorunsalına yönelik görüşlerini karşılaştırmakla birlikte, aynı zamanda her iki yaklaşımın güçlü ve zayıf yönlerini de ortaya koymaktadır. Çalışma, bu iki yaklaşımın hangi koşullarda daha sürdürülebilir olabileceğini ve Türkçenin hem ulusal hem de küresel ihtiyaçlara nasıl daha iyi yanıt verebileceği konusunda bir perspektif sunmaktadır.