Yayınlar
Koleksiyondaki öğeler
- MakaleYalnız künye2016Metaforun Ayrımcı Hegemonyanın İnşasındaki Rolü: Suriyelilerin Haberleştirilmesinde Metafor Kullanımı
Çoban Keneş, Hatice
Retorik çalışmaları ekseninde gelişen eleştirel üretimler ve özellikle bilişsel semantik çalışmalar etrafında örgütlenen eleştirel yaklaşımlarla birlikte metafor, bir dil, anlam veya süsleme aracı değil, hayatı anlamanın ve ifade etmenin bir yolu, bir düşünme biçimi olarak görülür. Bu çalışmalar; dil, söylem ve anlam ilişkisinde metaforun hegemonik olan anlamların inşasında ve sürdürülmesinde nasıl ideolojik bir rol oynadığına, oynayabileceğine dair bir perspektif sunar. Aynı çalışmalar metaforlar aracılığıyla bir söylemin ideolojik yapısının sistematik bir şekilde nasıl okunabileceğine ilişkin fikir verir. Eleştirel çalışmaların ortaya koyduğu bilgiden yola çıkan bu çalışmada da gazete haberlerinde sığınmacılara, söylemlerin inşasındaki rolünü sorunlaştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında mültecilerin 2011 Nisan ayı itibariyle Türkiye'ye toplu giriş yapmalarını; Türkiye'de kalış sürelerinin uzaması ve yeni mülteci girişleri ile birlikte özellikle 2015 yılında ekonomiye maliyetlerini; 2 Eylül 2015 tarihinde Bodrum sahiline vuran cansız bedeniyle mültecilerin 'ölüm yolculuğunu' görünür kılan üç yaşındaki Suriyeli mülteci Ayan Kurdi'nin ölümünü konu edinen haberlerden seçilen örnekler analiz edilmiştir. Bu kapsamda ideolojik konumlanışları ve yayıncılık anlayışları birbirinden farklı olan Sabah, Posta,Hürriyet, Zaman ve Cumhuriyet gazetelerinde olayla ilişkili haberlerde Lakoff ve Johnson'un metafor üzerine geliştirdikleri kavramsal çerçeve ile van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi bir arada ele alınarak mültecilere yönelik ayrımcılığın üretilmesine ve yaygınlaştırılmasına aracılık eden söylemlerin metaforları kullanma biçimi üzerine odaklanılmıştır
AtıfTR Dizin18
İncele - MakaleYalnız künye2016Protective Effect of Ginkgo Biloba Extract 761 on Di-(2-ethylhexyl) Phthalate-Induced Testicular Toxicity in Prepubertal Rats
Parlak Ak, Tuba; Yaman, Mine
Bu çalışmada, ratlara farklı sürelerde aynı dozda di-(2-etilhekzil) fitalat (DEHP) verilerek oluşturulan testiküler hasar üzerine ginkgo biloba ekstrakt 761 (EGb 761)'in koruyucu etkisi incelendi. Yetmiş iki adet 28 günlük Wistar Albino cinsi rat; kontrol, DEHP, DEHP + EGb 761 ve EGb 761 gruplarına ayrıldı. Çalışmanın 7., 14., ve 28. günlerinde hayvanlar dekapite edildi. DEHP uygulamasının kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; malondialdehit (MDA), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (CAT) seviyelerinde, testiküler dokuda dejenerasyon, nekroz, atrofi, disorganizasyon, Leydig hücre hiperplazisi ve bazal membran kalınlaşması ile birlikte apoptotik indekslerde belirgin artışlara sebep olmasına karşın, testislerin ağırlıklarında, seminifer tubüllerin çaplarında, germinal hücre tabakası kalınlıklarında, serum testosteron ve glutatyon (GSH) seviyelerinde belirgin azalışlara neden olduğu belirlendi. DEHP uygulanan ratlara EGb 761 verilmesi ile bozulmuş oksidan/antioksidan dengesinde, azalmış testosteron konsantrasyonunda, indüklenmiş testiküler apoptoziste belirgin gelişme ve testiküler dokunun histopatolojik görünümünde kademeli olarak düzelme sağlandığı gözlendi. DEHP' ın uygulanan süre ve dozda testis dokusu için son derece toksik olduğu ve ciddi yapısal hasara sebep olduğu; antioksidan etkiye sahip olan EGb 761'in ise büyük ölçüde bu hasarın önüne geçtiği tespit edildi
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2016Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinin Uyku Alışkanları ve Etkileyen Etmenlerin İncelenmesi
Aldemir, Hamza; Akay, Miyase; Bayır, Münevver; Onayli, Erol; Karatay, Gülnaz; Gürarslan Baş, Nazan
Amaç: Çalışma, Tunceli Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin uyku alışkanlıklarını ve etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışma 05-24 Şubat 2015 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya Tunceli Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü'nde öğrenim gören tüm öğrenciler alınmıştır. Araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan anket formu hemşirelik öğrencilerine sınıf ortamında uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında, sayı, yüzde, ki-kare ve t test ve F testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: yaş ortalaması 21.1±1.6 olup, %55.1'i kız öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin aylık ortalama gelirleri 473.5±163.9 TL'dir ve %25.4'ü sigara kullanmaktadır. PUKI puan ortalaması 6.39±3.82 ve %56.7'si 6 puanın üstünde olan öğrencilerin, % 45.8'i günde 6-7 saat, %28.8'i ise günde 8-9 saat uyuduğu saptanmıştır. PUKİ puan ortalamaları sigara içenlerde içmeyenlere göre (7.96±4.11; 5.86±3.59), okul başarısını kötü olarak algılayanlarda çok iyi olarak algılayanlara göre (9.42±1.87; 5.26±1.33 ) birinci sınıflarda dördüncü sınıflara göre (8.35±3.08; 5.04±3.18), yatmadan önce yeme içme alışkanlığı olanlarda olmayanlara göre (7.21±3.86; 5.36±3.55) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Sonuç: Öğrencilerin önemli ölçüde uyku sorunlarının olduğu; sigara içme, akademik başarı, yatmadan önce yeme-içme, sınıf derecesi ile uyku kalitesinin ilişkili olduğu görülmüştür. Öğrencilerin uykunun önemi ve uyku kalitesi ile ilişkili faktörler konusunda bilgilendirilmesi önerilmektedir.
AtıfTR Dizin12
İncele - MakaleYalnız künye2016Scopus SJRQ4Kırsal kesimde yaşlılık: yaşam kalitesi ve ilişkilı faktörler, sivas/turkey
Özsel, Doğancan; Güler, Zuhal; Güler, Nuran
Introduction: This study aimed to identify the Quality of Life (QOL) and associated factorsamong rural elders. They represent a growing percentage in the national population today andhave become increasingly isolated in villages that are being drained due to migration flows fromrural to urban areas. Materials and Method: The universe of the present cross-sectional study consists of people of and over the age of 65 living in villages of the Zara district in Sivas Province. The study sample is composed of 20 villages and 577 elderly individuals living in these villages. The data werecollected with the use of a personal information form, the WHOQOL-Bref QOL scale, the Geriatric Depression scale, and the Barthel Index of Activities of Daily Living through face-to-face interviews. The data thus obtained were evaluated on the SPSS software through the implementation of the distribution measures, Mann-Whitney U test, and Kruskall-Wallis Variance test. Results: Twenty-five per cent of the elderly individuals included in the study perceive theirhealth status as being poor. The difference between gender, age, education, economic status,health perception, dependency information, and score averages in all subfield scores of QOLamong the elderly was found to be statistically significant (p<0.05). Conclusion: Advanced age, female gender, chronic disease, depression, perception of health as poor, dependency, and constantly living in a village were determined to be among thenegative factors that affect the elderly's QOL
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2016Some Population Parameters of Mirror Carp (Cyprinus carpio L., 1758) Inhabiting Atatürk Dam Lake
Yüce, Songül; Şen, Dursun; Çoban, M. Zülfü; Alpaslan, Kenan; Çelik, Burcu; Aydin, Rahmi; Demirol, Ferhat; Gündüz, Fatih
This study was conducted at Atatürk Dam Lake between April 2011-March 2012. In this study, a total of 231 (106 female, 125 male) Cyprinus carpio L., 1758 samples were analyzed. It was determined that samples were ranged between I-X age groups and male/female ratio was determined as 1.18:1 Total length values were ranged between 13.5-59.2 cm for males, 14.6-59.3 cm for females; weight values were ranged between 53.2-4662.5 g for males, 56.4-4668.0 g for females; condition factor values were ranged between 1.182-4.175 for males and 1.251-3.514 for females. Length-weight relationship for males W=0.0346*TL2.807(R2=0.95), female W=0.0246*TL2.8922 (R2=0.96) and in general population W=0.0295*TL2. 8472 (R2=0.95) were detected. VBBD (von Bertalanffy growth equation) for all population parameters L?=111.01, K=0.06, t=-1.48, W?=19746.57 and natural mortality (M) is determined as 0.1671. The highest average Gonadosomatic index values were determined in April for both sexes. Egg diameter values were measured between 0.60-1.33 mm, and the highest average value was found in April (1.27 mm). Reproduction period was determined between April-July. Fecundity values was calculated between 13468-885762. The first maturation was determined to be in age group III (30.848 cm in total length) for males and in age group IV (32.099 cm in total length) for females
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2016Activity of Apoptotic and Antiinilammation on Rainbow Trout (Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792) Infection-Induced Experimentally
Küçükgül, Altuğ; Küçükgül, Azime; Kubulay, Banu
In this study investigated thymol effects on gene expressions relative to pro-inflammatory and apoptosis in tissue fish infected four different trials were formed. All fish were infected with E. coli LPS (25 pg ml'l) expect control and only thymol (THY) supplementation (100 pg ml'1 diet) group fish. The last group was the infected fish fed with thymol supplementation diet (+THY). Kidney and liver tissues were removed day after the experiment period. The gene expression levels of interleukin-1B (IL-1B) and interferon gamma (INF-y) from pro-inflammatory cytokines; caspase (Cas 3) and caspase (Cas 8) from apoptotic cytokines were investigated by Real-Time PCR analyses. Decreases recorded on gene levels of IL—lB and IFNy by LPS treatment, however it was observed that returned to the control level. The comparative results ofLPS and +THY treatment showed that all gene levels significantly stimulated by up regulation. The expression levels of Cas and following LPS caused the increases in liver, no in kidney. However, any change was not observed in only diet application (THY). +THY application showed about 3-fold up-regulations on all gene expressions including apoptosis. It was determined to be effective by showing changes on gene levels including pro-inflammatory and apoptosis. However, further studies are required to better understand immune modulatory effect of diet supplementation feeding on the virulence mechanism offish-infected.
- MakaleYalnız künye2016Geçmişten günümüze lise tarih ders kitaplarında ittihatçılık algısı
Sungur, Hasan
Modern Türkiye'nin oluşum sürecinde önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ve bu kadronun gerçekleştirmiş olduğu siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerin Cumhuriyet döneminde ele alınışı son derece sorunlu ve kısıtlı olmuştur. Baskın olan tarih yazımı ve öğretiminde, bu dönemler Türkiye Tarihi'nin karanlık evreleri olarak sunulmakta ve vurgu her zaman Atatürk'ün kurdugu Cumhuriyet rejiminin önceki dönemlerden farklı ve özgün oldugu yönündedir. Resmi tarih eleştirilerinin odağında yer alan temel sorunsallardan biri de Cumhuriyet'in kronolojik olarak da mecazen de hemen arkasında duran 1908'in yok sayılması yer almaktadır. I. Dünya Savaşı ile Cumhuriyet arasındaki dönemin yalnızca Osmanlı'nın kopuş sürecine dâhil edilmesi, Cumhuriyet'i hazırlayıcı yönlerine değinilmemesi kavramsal olarak resmi tarih ile tarihin kendiliği arasındaki farkın somut örneklerinden biri olarak gösterilir Cumhuriyet Dönemi iktidar kadrosu, kurulan yeni rejimin eskisinden örgütlenme ve yapı açısından temelden farklı olduğu söylemekte ve bu bağlamda incelenen her tarihsel olay ve olgu yeniden kurgulanarak aktarılmaktadır. Bu durumun en kestirmeden ve etkili bir şekilde aktarımı ders kitapları aracılığıyla yapılmaktadır. Ders kitapları salt olguları aktarmanın ötesinde hakim olan ideolojiin aktarımı ve meşrulaştırmasında da kilit bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemde İttihatçı algının geçmişten günümüze liselerde okutulan tarih ders kitaplarındaki yansımalarını incelemektedir
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2016Gifted students’ attitudes towards history lessons based on gender and grade level
Köse, Meliha; Sungur, Hasan
The field of gifted education has a long history. It is also a very crucial issue for the development of societies. Many educators and researchers have been interested in analyzing the high ability students’ world. There are many studies conducted to understand gifted students’ needs. These students need special programs; and educators should take into consideration their learning styles and abilities when they establish programs and create materials. Conducting attitudes studies provide a good starting point for educators who wish to introduce suitable programs or lessons to students. The purpose of this quantitative study is to investigate the differences on gifted students’ attitudes toward history lessons taught in high schools in Turkey based on gender and grade level. The sample consisted of 133 gifted students in grades prep–12 (approximately 14–18 years of age) in TEV Inanç Turkeş High School. It is a boarding school in Turkey that accepts only gifted students for enrollment. Likert attitude scale was designed and used to measure the attitudes towards the study of history in high school students. Before applying this scale on the main target group, a pilot study was carried out in order to test the reliability and validation of the scale. For the statistical analysis of the data, SPSS Statistics 23 (IBM) and SPSS AMOS 23 (IBM) were used. The results of this study indicated that there are no significant differences between gifted female and male students’ attitudes towards history lessons. But the grade level of students had a significant effect on attitudes towards history lessons. This study showed that 10thgrade students show more positive attitudes toward history lessons than the other grades
- MakaleYalnız künye2016Vocalisation from k- into g- from old turkish to turkish of turkey
Tosun, İbrahim; Koç, Ali
Language is a structure in which sounds, formed by people’s speech organs, are turned into meaningful units systematically, which have always been changing and developing. When we look at the historical process of languages, they have been in change, and in development as a consequence during the written history. It is possible to see that one language is divided into dialects, even into different languages according to the levels of the changes. There are limited sounds in languages because the sounds, formed by people, are limited. These limited sounds, which form the raw material of languages, are grouped according to how they are shaped. Durind this shaping, sounds dissociate from each other, as vowels and consonants according to whether or not they meet an obstacle in sound path. Consonants which are shaped as a result of meeting an obstacle in sound path gain voiced or unvoiced quality as a result of vibration of vocal cords or vice versa. Unvoiced quality in vowels is related to the fact that the vocal cords do not vibrate during pronunciation. In that case, unvoiced consonants are vocalised by more dominant, audible breath. This causes the speaker to make a great effort. It is common that unvoiced consonants turn into voiced consonants because of least-effort principle in langauages. We look at the historical development of Turkish, it is possible to see that some unvoiced consonants turned into voiced counterparts. From the first written texts in Old Anatolian Turkish until today, the event of vocalisation has continued especially at the beginning of words as a general and common quality in Eastern and Northen Turkish. It began to give the first written examples in the thirteeenth century, and the point is that Old Anatolian Turkish based on ghuzz language accepted vocalisation as a general rule from beginning until today. This study deals with the historical developments of the change from k into g, that is one of the most common examples of vocalisation in Turkish. Vocabularies of the Works, which inherited to us from different historical periods dated from the appearence of Turkish as a literal written language, are examined, and data related to this matter are subject to evaluate as a result of this examination. In the wake of this evaluation, we try to determine when and how this change began, and which stages it was subject to, and how it came down. STRUCTURED ABSTRACT
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2016Latifi tezkiresine göre xvı. yüzyıl osmanlı türkçesinde düzlük-yuvarlaklık uyumu
Tosun, İbrahim
Türkçenin yazılı tarihi incelendiğinde, ünlü dizimi bakımından iki önemli kuralın etkili olduğu görülmektedir. Sözcük kök ve gövdelerinde yer alan ünlüler bu iki kurala göre dizilmektedirler. Bunlardan biri kalınlık-incelik ya da önlük-artlık uyumu olarak adlandırılan, ilk edebi metinlerden bugüne kadar kurallaşmış olarak gelen, sözcük ünlülerinin ya tamamen kalın ya da tamamen ince olmasına dayanan uyumdur. İkincisi ise düzlük-yuvarlaklık veya dudak uyumu denilen, Eski Anadolu Türkçesi döneminden sonra kurallaşmaya başlamış, sözcüğün ilk hece ünlüsünün düzlüğü ve yuvarlaklığına göre takip eden hece ünlülerinin nasıl olması gerektiğini belirleyen uyumdur. Ünlülere dayalı, daha çok Batı Türkçesinde genelleşmiş görünen ikinci kurala göre Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlü varsa diğer hecelerin ünlüleri de düz; ilk hecede yuvarlak ünlü varsa takip eden hecenin ünlüsü ya düz-geniş ya da dar-yuvarlak olmak zorundadır. Genel kanı olarak düzlük-yuvarlaklık uyumunun varlığından söz etmek ancak XVII. yüzyılda yazılmış bazı batılı dilcilerin eserlerine bakılarak mümkün görünmekte ve bu uyumun Türkçede oluşmaya başlama tarihi XVII. yüzyıl olarak belirtilmektedir. Bu çalışmada XVI. yüzyılda yazılmış olan Latifi Tezkiresi incelenmiş ve düzlük-yuvarlaklık uyumunun XVI. yüzyılda yazıya aksedecek boyutta olduğu, uyumun konuşma dilinde daha erken bir dönemde başladığı ve eserin yazıldığı dönemde daha ileri bir merhalede bulunduğu ispatlanmaya çalışılmıştır.. Düzlük-yuvarlaklık uyumu bakımından değerlendirmeye tabii tuttuğumuz metin, Rıdvan CANIM tarafından Latin harflerine aktarılmıştır. CANIM, bu metni Latifi'nin 1546'da tamamladığı eserinin beş nüshasını karşılaştırarak oluşturmuştur. Büyük bir emeğin ve titiz bir çalışmanın ürünü olan CANIM'ın "LAtîfî Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ (İnceleme-Metinler)" adlı eseri taranarak düzlükyuvarlaklık uyumuna aykırı bütün biçim birimleri ayıklanmış, ayrıca bu biçim birimlerinin seyrek olarak uyuma girmiş şekilleri varsa onlar da çıkarılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında bu eserde ve eserin yazıldığı dönemde düzlük-yuvarlaklık uyumunun hangi aşamada olduğuyla ilgili bazı sonuçlara varılmıştır
- MakaleYalnız künye2016The theory of anamnesis in plato’s meno
Temizkan, Vedi
In this study, we will try to understand the main theme that constitutes the dialogue Meno as a whole. On this ground, we will assert that there are two scenes that encompass each other in their entirety; that the slave boy experiment is a miniature of the Meno dialogue as a whole; and that Meno also obtains ortha doxa like the slave boy by the hypothesis method in the search that is accompanied by Socrates. This shows that hypothesis method is present there, and that an inquiry based on poion ti questions conducted the hypothesis method is, aside from being contrary, is an indispensable element of this anamnesis process. Therefore, the first phase of the process of anamnesis is a person’s joining to a survey conducted by the method of hypothesis based on poion ti question accompanied by sophos. Considering both the anamnesis theory and its demonstration on the uneducated slave boy, we will defend that the kind of anamnesis that is in question in the Meno dialogue is dianoetic anamnesis. This type of anamnesis explain the process of obtaining ortha doxa. And we will argue that both in the beginning and at the end of the dialogue, it is pointed out to be the noetic anamnesis with two different similes. These two examples which refere to each other in the dialogue, are meant to express episteme as an high order knowledge by making it similar to an example from the real world. In the given examples, namely the one about Meno and the other about the road to Larissa, the description of the episteme as a direct experience of the objects, suggests that the experience of an episteme in these analogies is the noetic anamnesis. This case shows that the type of knowledge that is described as episteme in these samples correspond to noetic anamnesis
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2016Elizabeth Sahnesi’nin içinde/dışında İdam ve Adalet Shakespeare’in İlk Dörtlemesi
Öğütcü, Murat
Geç Elizabeth Döneminde sosyo-politik çatışmalar görülmüştür. Bu çatışmalar başta bölük pörçük olmasına rağmen, yavaş yavaş Elizabeth rejimine karşı duyulan toptan bir muhalefet tavrını oluşturmuştur. Ancak, sansür mekanizmasının varlığı ile hukuk sisteminin devletin baskı araçları olarak kullanılmasından dolayı bunlar bastırılmıştır. Bu bağlamda, haklı gerekçelerle yapılan kamuya açık idamlar toplumu rahatlatabilirdi. Ne var ki, teatral olan kamuya açık idamlardaki yargılamaların baştan sağma olmaları, Elizabeth sahnesinin içinde/dışında toplumsal rahatlama sağlayamamıştır. Bu durum, özellikle, Shakespeare’in İlk Dörtlemesi’nde (1589-1594 civarı) kendini göstermiştir. Bundan dolayı, bu makalenin amacı yürütme erki uygulaması olarak kamuya açık idamların politika ve poetika’sını incelemek ve tiyatrolarda bununla ilgili gösterilen sahnelerin gelişigüzel yargılamalardan dolayı oluşan toplum gerginliğini azaltmadığını, aksine, Geç Elizabeth Dönemi’ndeki bu gerginliği arttırdığını örneklemektir.
- MakaleYalnız künye2017Malahit Cevherinin Perklorik Asit Çözeltilerindeki Çözünürlüğünün İncelenmesi
Karacahan, Mehmet Kayra; Demirkiran, Nizamettin
Hidrometalurji sulu çözeltilerde kimyasal reaksiyonlar vasıtasıyla metal, metal tuzları ve bileşiklerinin üretimini kapsar. Oksitli bakır cevherlerindeki bakır, hidrometalurjik yöntemler yardımıyla kazanılabilir. Sözü edilen metodun ilk aşaması katı-sıvı kütle transferini içeren liç prosesidir. Bu proseste katı cevher uygun bir çözücü ile çözündürülür ve metal değerler çözelti ortamına transfer edilir. Mevcut çalışmada, oksitli bir bakır cevheri olan malahitin sulu perklorik asit çözeltilerindeki çözünürlüğü incelenmiştir. Malahit cevherindeki bakır, çinko ve demirin çözünme davranışı belirlenmiştir. Cevherdeki bakırın çözünürlüğü üzerine asit derişimi, reaksiyon sıcaklığı, ortalama katı tanecik boyutu, katı/sıvı oranı ve karıştırma hızının etkileri araştırılmıştır. Bütün deneysel parametrelerin bakırın çözünmesi üzerinde önemli bir etkiye sahip oldukları gözlenmiştir. Asit derişimi, reaksiyon sıcaklığı ve karıştırma hızının artmasıyla, katı/sıvı oranı ve katı tanecik boyutunun ise azalmasıyla cevherdeki bakır liçinin arttığı tespit edilmiştir. Cevherdeki demirin çözünürlüğünün asit derişiminden oldukça etkilendiği gözlenmiştir. Reaksiyon koşullarının kontrol edilmesiyle çözelti ortamına geçen bakır miktarının yüksek, demir miktarının ise düşük seviyelerde tutulabileceği belirlenmiştir. Liç prosesi ile ilgili kinetik analiz yapılmış ve reaksiyon hızının karışık kinetik kontrollü modele uyduğu belirlenmiştir. Liç prosesinin aktivasyon enerjisi 30,94 kJ/mol olarak hesaplanmıştır
- MakaleYalnız künye2018Mersin Körfezinde Avlanan Mavi Yengecin (Callinectes sapidus Rathbun, 1896) Mikrobiyolojik Kalitesinin Araştırılması
Yalçın, Halil; Kurt Kaya, Gülderen
Bu çalışmada, Mersin körfezinde avlanan mavi yengecin (Callinectes sapidus Rathbun,1896) mikrobiyolojik kalite bakımdan incelenmesi amaçlanmıştır. Örnekler, MersinMerkez (1. İstasyon), Erdemli (2. İstasyon) ve Silifke (3. İstasyon) ilçelerinde avlananbalıkçılardan temin edilmiş ve Mersin Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü’nde analizealınmıştır. Çalışmada 180 adet örnek kullanılmış olup, analizler Ocak - Aralık 2014tarihleri arasında aylık periyotlar şeklinde yapılmıştır. Araştırmada Salmonella spp.,Koagulaz pozitif Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Listeria monocytogenes,Vibrio choleraee, Vibrio parahaemolyticus, ve koliform grubu bakteriler araştırılmıştır.Çalışmada elde edilen sonuçlar göre; Salmonella spp., Listeria monocytogenes, Vibrioparahaemolyticus ve Vibrio cholerae her üç istasyonda da yıl boyunca tespitedilmemiştir. Koagulaz pozitif Staphylococcus aureus, Escherichia coli ve koliformgrubu bakteriler ise üç çalışma istasyonunda tespit edilmiş ve sıcaklığa bağlı olarak artışgösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak; çevresel kökenli faktörlerin taze yakalanmışyengeçlerin bakteriyel florası üzerinde etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2018Water Quality Chance and The Variation of the Algal Flora of The Munzur River (Tunceli-Turkey)
Kutlu, Banu; Demir, Burcu
Phytoplankton distribution and physico-chemical parameters in two stations in Munzur River were determined in the study carried out monthly between February 2015 and January 2016. According to water quality regulation of the supreme, while quality of water is first class property for temperature, pH, oxygen, ammonium nitrate. It is class feature. Also II. The station is in danger of organic pollution due to domestic waste. When the phytoplankton distribution in the region is examined; 84 taxa belonging phytoplankton Chlorophyta (6), Bacillariophyta (54), Cyanobacteria (15), Rhodophyta (1), Ochrophyta (1), Euglenophyta (2), Charophyta (3), Miozoa (2) were detected. In terms of organisms in the phytoplankton Bacillariophyta division was dominant and Cyanobacteria division was subdominant in the two stations. In the phytoplankton, Ulnaria ulna from Bacillariophyta, Nitzschia palea, Bacillaria paradoxa ,Encyonema sp., Navicula sp. and Nitzschia acicularis were mostly found. Lyngbya sp., Spirulina labyrinthiformis, Oscillatoria labyrinthiformis and Oscillatoria mougeotii species beloning to cyanobacteria match to second place in the terms of importance. Chlorophyta, Charophyta and Euglenophyta have not reached important numbers.
- MakaleYalnız künye2017Taguchi Tekniği Kullanılarak SAE 1021/ Dillidur 400 / Dillimax 500 Çeliklerinin Sürtünme Kaynağı için İşlem Parametrelerinin Optimizasyonu
Celik, Ertugrul; Eski, Özkan; Uzun, Arif
Bu çalışmanın amacı sürtünme kaynağı ile birleştirilen SAE 1021 karbonlu çelikler ile aşınma direnci yüksek Dilludur 400 ve yüksek dayanıma sahip Dillimax 500 çeliklerin mekanik özellikleri üzerine etki eden parametrelerin optimizasyonunu Taguchi analiz yöntemi ile sağlamaktır. Taguchi analizi, yığma basıncı ve sürtünme devir hızı gibi kaynak parametreleri ile birleştirilen malzeme türlerini optimize etmek için istatiksel deneysel tasarım olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla çelikler 1250, 1500 ve 1750 dev/dak sürtünme devirlerinde ve 4, 6 ve 8 MPa yığma basınçlarında birleştirilmiştir. Bağlantının mekanik özelliklerini belirlemek için çekme testi ve mikro sertlik ölçümleri uygulanmıştır. Analiz sonuçlara göre malzeme çifti olarak Dillidur 400-Dilimax 500, sürtünme devri olarak 1500 dev/dak ve yığma basıncının 6 MPa seçilebileceği tespit edilmiştir. Ayrıca deneysel sonuçlara göre maksimum çekme dayanımı 651 MPa ile Dillidur 400- Dillidmax 500 çiftinde elde edilmiştir. Aynı malzeme çiftinde kaynak ara yüzeyi sertlik değeri 353 HV'dir
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017The relationships between length-weight, and meat yield of freshwater crayfish (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823) of Aktaş Lake
Aksu, Önder; Kurt Kaya, Gülderen
In this study, determination of morphometric analysis and meat yields were aimed in male and female crayfish caught from Aktaş Lake, where commercial crayfish hunting is prohibited. The length distribution of 157 crayfish (nmale= 81 and nfemale= 76) was examined in the study. It was determined that there was a strong linear relationship between carapace length and weight of both male and female crayfish (r ♂ = 0.962, r ♀= 0.976, r ♂ + ♀ = 0.9712). The "b values" obtained as a result of regression analysis showed that male crayfish had positive weight gain, and female crayfish had negative weight gain, and all individuals had positive allometric weight gain (b♂= 3.041, b♀= 2.954 ve b♂+♀=3.0167). It was shown that there was a linear relationship between abdominal meat quantities and carapace lengths of male and female crayfish. Abdominal meat yield, chelae meat yield and total meat yield in male crayfish was 10.03%, 4.60% and 14.63%, respectively, abdominal meat yield, chelae meat yield and total meat yield in female crayfish was 11.59%, 2.73% and 14.32%, respectively
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2017Tanacetum zahlbrucknerı (náb.) grıerson' nun sekonder metabolitleri ve antioksidanetkileri*
Paksoy, Mehmet Yavuz; Gürbüz, Perihan; Karatoprak, Gökçe Şeker; Koşar, Müberra; Eroğlu, Duygu; Doğan, Şengül
Bu çalışma kapsamında Asteraceae familyasına dahilendemik bir tür olan Tanacetum zahlbruckneri (Náb.)Grierson bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlananmetanol ekstresinin DPPH?, ABTS?+süpürücü aktivitesi ve ?-karoten-linoleik asitle oksidasyon yöntemi ile antioksidan aktiviteleri, Folin- Ciocalteuyöntemiyle toplam fenol, flavonit ve flavonol içeriğiincelenmiştir. Metanol ekstresinden sıvı-sıvı partisyonyöntemiyle n-hekzan, dietil eter, diklorometan ve nbutanol ekstreleri hazırlanmış, n-butanol ekstresindençeşitli kromatografik yöntemler kullanılarak, klorojenikasit (1), rutin (2) ve konduritol F (3) izole edilmiştir.Elde edilen bileşiklerin yapıları spektroskopik yöntemler (IR,1H-NMR,13C-NMR, 2D-NMR, IR, MS) kullanılarakaydınlatılmıştır. Bu çalışma ile Konduritol F Tanacetumtürlerinden ilk defa izole edilmiştir. Klorojenik asit verutinin bitkinin metanol ekstresindeki kantitatif tayiniYüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi ile gerçekleştirilmiştir. İzole edilen bileşiklerin antioksidan aktiviteleri ölçülmüş ve klorojenik asitin aktivitesi, rutin vemetanol ekstresinden daha yüksek bulunmuştur.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2015Removal of basic red 46 from the aqueous solution by using modified sugar beet bagasse with formaldehyde in batch system
Tümen, Fikret; Altundoğan, H. Soner; Bahar, Nurdan; Arasan, Tülay
In this study, firstly, sugar beet bagasse (ŞPK) was treated with sodium hydroxide solution andsecondly, saponified sugar beet bagasse obtained from first stage was modified with formaldehyde. Themodified product from sugar beet bagasse with formaldehyde (ŞPKF) was used for removal of basic red46 (BK46) from aqueous solution. The effective dose for removal was found to be 2 g/L. At 25 °C, 100mL of 0.5 mM concentration solution of BK46 with 2 g/L of ŞPKF was contacted in batch containersfor 360 minutes and it was determined that 80.8% of BK46 was removed under these conditions. Furthermore, the effects of pH and sorbent dose on removal of BK46 were investigated. Thesorption capacities data that obtained against time were applied pseudo-first-order, pseudo-second- order, Elovich, intra-particle diffusion, modified Freundlich ve Banghman kinetic models and the bestkinetic model for BK46 removal was determined to be the pseudo second order kinetic model. TheBK46 solutions that a range from 0.10 mmol/L to 2.50 mmol/L of initial concentration were contactedwith 2 g/L dose of sorbent and equilibrium data were obtained. These equilibrium data were analyzedby using Langmuir, Freundlich, Dubinin-Radushkevich, Frumkin, Temkin ve Elovich isotherms and itwas determined that best-fit models for data are Langmuir and Dubinin-Radushkevich isotherms
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2018Scopus SJRQ1Doğu Anadolu’daki Geç Miyosen volkanizmasının örneklerinden biri olan Yamadağ Volkanitleri Malatya ili
GuRBuZ, Meltem; Önal, Ayten Öztüfekçi; Basıbüyük, Zeynel; Akbudak, Ilkay Kaydu; İşler, Fikret
Yamadağ Volcanics which is one of the examples of the Late Miocene volcanism in Eastern Anatolia covers largeareas within the boundaries of Arguvan county of Malatya. The gemstones, subject of this research range from afew centimeters to about 30-40 cm in size and are formed in the cavities of the basalts beonging to Yamadağvolcanics. These gemstones seem to have formed as veins extending in east-west direction and consist of opal (opal-CT) and chrysocolla. Opal formations have various colours such as white, brown, yellow and greenish, while chrysocolla formations are bluish-greenish in color. both opal and chrysocolla are of massive type and their freshsurfaces display waxy luster. Mineral paragenesis and formation conditions of gemstones and are determined byapplying XRD, SEM, FT-IR techniques. ICP-MS technique is used for the determination of the geochemicalcompositions. The gemological characteristics are identified via cabochon and facet cut techniques by usingdiamond coating blade, sintered diamond abrasive discs and polishing machine. Opals are usually composed oftridymite minerals, also in some cases quartz and cristobalite minerals accompany the tridymite minerals. The EDXmeasurements reveal, enrichment of Fe and Al in opals, and of Cu in chrysocolla. The ICP-MS measurements, in chrysocollas reveal, enrichments in LIL elements such as Ba, Sr and in HFS elements such as U. Consequently,gemological studies show that the chrysocolla and opals in study area, which have waxy luster and massivestructure, are suitable for utilization as a gemstone due to its color, hardness, durability, homogeneous distributionof color and processability
AtıfTR Dizin1
İncele
