Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Hibrit biyonanokompozit malzemelerin sentezlenmesi ve sulu çözeltilerden neodimyum gideriminde kullanımının modellenmesi
Hakan Andiçi
Bu tez çalışmasında aljinat ve kitosan kaplı manyetik demir oksit (Fe3O4) nanopartiküllerin (aljinat-Fe3O4, kitosan-Fe3O4), biyosentez tekniği ile sentezlendi. Sentezlenen aljinat- Fe3O4 ve kitosan-Fe3O4 hibrit biyonanokompozitlere sabit bir kolon içerisinde Nd3+'nın adsorpsiyonu ve desorpsiyonu yanıt yüzey metodolojisi (YYM) ile kombine edilmiş bir merkezi kompozit tasarım yaklaşımı (MKT) kullanılarak ve kontrollü desorpsiyonu incelendi. Aljinat-Fe3O4 ve kitosan-Fe3O4 nanokompozitlerin karakterizasyonu UV-GB, FT-IR, TGA-DTA, XRD ve SEM-EDS kullanılarak gerçekleştirildi. Sentezlenen ve karakterize edilen söz konusu biyokompozite malzemelere, Nd3+ iyonlarının adsorpsiyonu, çözelti pH'ı, çözeltinin kolondan akış hızı ve başlangıç Nd3+ iyonları konsantrasyonunun bir fonksiyonu olarak incelendi. Nd3+'nın hem aljinat-Fe3O4 hem de kitosan-Fe3O4 hibrit biyo-nanokompozit üzerine adsorpsiyonu sabit yataklı bir kolon sistemi kullanılarak optimum koşullar pH 5.4, çözeltinin kolondan akış hızı 4.0 mL dk-1 ve Nd3+ iyonları başlangıç konsantrasyonunun 120 mg L-1 olarak belirlendi. Aljinat-Fe3O4 ve kitosan-Fe3O4 biyo-nanokompozitlerin maksimum adsorpsiyon kapasitesi ve verimliliği sırasıyla 125.01 mg g-1, %99.8; 99.99 mg g-1, % 99.8 olarak hesaplandı. Deneysel parametrelerin optimizasyonu MKT yaklaşımı ile gerçekleştirildi ve önerilen kuadratik modelden hem aljinat-Fe3O4 hem de kitosan-Fe3O4 Nd3+ iyonlarının adsorpsiyonu için birer matematiksel model elde edilerek sunuldu. Varyans analizi sonuçları sentezlenen her iki kompozit malzemenin Nd3+ iyonlarının gideriminde kullanılmasındaki belirleme katsayılarının yüksek olduğunu gösterdi.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Fotovoltaik (PV) panellerde verim artırma yöntemlerinin incelenmesi
Nuriye Eryılmaz
Dünya üzerindeki nüfusun hızla artması ve teknolojideki hızlı gelişmelere bağlı olarak yeryüzündeki enerji kaynakların hızla tükenmesi ayrıca fosil yakıtların insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri alternatif enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu kılmaktadır. İşte bu noktada doğal enerji kaynakları içerisinde dünya için en önemlisi olan güneş enerjisinden maksimum düzeyde faydalanmak için fotovoltaik paneller dediğimiz teknolojik sistemler geliştirilmekte ve bu sistemlerden en iyi şekilde faydalanmak için çalışmalar yapılmaktadır. Fotovoltaik sistemler güneş enerjisini doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren güneş enerjisi ile çalışan pillerden oluşur. Enerji tasarrufu ve çevresel kaygılar nedeniyle PV ve PV/T sistemleri büyük öneme sahip olmuştur. Bu sistemlerdeki gelişmelerin enerji tasarrufu, daha temiz yaşanılabilir bir çevre için büyük öneme sahip olacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada genel olarak PV panellerin verimlerinin artırılması ile ilgili denenen yöntemler üzerinde geniş kapsamlı bir araştırma yapılmış olup verim artırma yöntemlerinin neler olduğu, hangi yöntemler üzerinde durulduğu uygulama teknikleri ve sonuçları derlenip sunulacaktır. Böylece PV panellerde verim artırma yöntemlerini genel hatlarıyla açıklayan bir tez çalışması oluşturulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Flubendiamide etken maddeli yeni nesil insektisitin farklı sıcaklıklarda Gammarus pulex'teki nörotoksik etkisinin belirlenmesi
Hilal Söylemez
Bu çalışmada, yeni nesil Flubendiamide etken maddeli insektisitin hedef dışı sucul bir organizma olan Gammarus pulex (L., 1758)'teki nörotoksitesinin sıcaklıkla değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Öncelikle G. pulex organizmalarının belirlenen (16, 18 ve 20 °C) sıcaklıklardaki flubendiamide etken maddeli insektisite olan akut toksisite değerlerinden 96 saat süredeki LC50 değerleri probit analizi ile belirlenmiştir. Flubendiamide etken maddeli insektisitin 16, 18 ve 20 °C sıcaklıktaki LC50 değerleri sırasıyla 256,83 ± 19,59 µgL-1, 169,38 ± 34,17 µgL-1 ve 155,84 ± 17,22 µgL-1 olarak belirlenmiştir. Test organizmasının artan sıcaklıkla flubendiamide etken maddeli pestisite olan akut toksisite hassasiyeti de artmıştır. Her bir sıcaklıklığa ait flubendiamide pestisitinin G. pulex'teki LC50 değerlerinin ortalamasının 1/20, 1/10 ve 1/5 oranında sublethal konsantrasyonlar belirlenmiştir. G. pulex organizmaları belirlenen söz konusu sublethal konsatrasyonlara 96 saat süreyle maruz bırakılmıştır. Kontrol grubu dahil 10 grupta her sıcaklık için asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktivitelerindeki değişimler ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, tüm gruplarda konsantrasyon arttıkça AChE enzin aktivitesinin inhibe edildiği tespit edilmiştir (p˂0,05). Aynı sıcaklıktaki 24 ve 96. Saatler arasındaki maruziyet süresi istatistiksel açıdan önemsiz olduğu belirlenmiştir (p˃0,05). Sıcaklık artışına bağlı olarak flubendiamide etken maddeli pestisitin test organizması üzerinde AChE enzim aktiviteisini inhibe değerinin arttığı tespit edilmiştir. Flubendiamide insektisitine karşı farklı sıcaklıklarda G. pulex' te AChE enzim aktivitelerinde meydana gelen değişikliklere bakıldığında yararlı biyobelirteç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Modifiye atmosfer paketleme işleminin yöresel olarak tüketilen kunkor mantarı (Pleurotus eryngii var. ferulae) ve Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum)'nın kalite özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Hatice Pınar Yüksel
Günümüzde insanlar sağlıklı gıda tüketmek ve bu gıdalara kolaylıkla ulaşabilmek istemektedirler. Minimum işlenmiş gıdalar ise sağlıklı ve besin değeri yüksek gıda grubunun başında gelmektedir. Modifiye atmosfer paketleme minimum işlenmiş gıdaların raf ömrünü uzatmak ve gıda güvenliğini sağlamak için kullanılan bir gıda muhafa yöntemidir. Bu çalışma, buzdolabı koşullarında kunkor mantarı ve Tunceli sarımsağının gıda kalitesini ve gıda güvenliğini koruyabilmek için modifiye atmosfer paketlemenin uygulanabilirliğini araştırmak için yapılmıştır. Yapılan bu tez çalışmasında 2019 yılında Tunceli-Ovacık bölgesinden temin edilen Pleurotus familyasına ait olan kunkor mantarı (Pleurotus eryngii var. ferulae) ve Alliaceae familyasına ait olan Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum ) örnekleri kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan örneklere %5 O2 - %5 CO2, %3 O2 - %8 CO2 ve %3 O2 - %5 CO2 içeren gaz karışımları ile üç farklı koşulda modifiye atmosfer paketleme yapılmıştır. MAP yapılan örnekler ve paketleme yapılmayan kontrol örnekleri; mantar için 4 oC'de 12 gün, sarımsak için 4 oC'de 12 hafta depolanmıştır. Depolanan mantar ve sarımsak örneklerinde depolamaya bağlı kalite değişimleri incelenmiştir. Depolama boyunca çalışmada kullanılan örneklerde; ağırlık kaybı, tekstür profil analizi, titrasyon asitliği, pH, su aktivitesi, toplam kuru madde miktarı, toplam kül miktarı, renk ve toplam fenolik madde miktarı belirlenmiştir. Ayrıca örneklerin fenolik profilleri belirlenmiş ve mikrobiyolojik analizler de yapılmıştır. Çalışmanın başlangıcında taze mantarların su aktivitesi değeri 0,96, kuru madde içeriği %11,90, kül miktarı %1,51, titrasyon asitliği %0,28, pH değeri 6,35 ve toplam fenolik asit miktarı 541,83 mgGAE/kg yaş ağırlık olarak tespit edilmiştir. Renk değerleri ise L*, a* ve b* için sırasıyla 93,66, -0,39 ve 10,77 olarak belirlenmiştir. Tekstür analizi sonucu elde edilen değerler ise sertlik için 2222,22 g, elastikiyet 0,92, sakızımsılık 1646,13, çiğnenebilirlik 1441,83 şeklindedir. Depolamanın sonunda ağırlık kaybı %1,63 ile en fazla %5 O2-%5 CO2 içeren gaz ile paketlenen örneklerde görülmüştür. Mikrobiyolojik analizler sonucunda mantar örneklerinin başlangıç yükleri mezofilik aerobik bakteri sayısı, psikrofilik aerobik bakteri sayısı ve küf-maya sayısı için sırasıyla 6,40 log kob/g, 6,25 log kob/g ve 4,68 log kob/g olarak bulunmuştur. Depolamanın sonunda modifiye atmosfer paketleme yapılan örneklerde en düşük toplam mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri, maya ve küf sayısı %3 O2-%8 CO2 ile paketlenen örneklerde tespit edilmiştir. Yapılan bu tez çalışmasında %3 O2-%5 CO2 ile paketlenen mantar örneklerinin depolama sonunda başlangıç kalite özelliklerini, diğer gazlarla paketlenen örneklere göre daha iyi koruduğu belirlenmiştir. Buna rağmen, depolamanın sonunda mantarların meyve eti sertliğinin modifiye atmosfer ile paketlenen bütün gruplarda (%5 O2 - %5 CO2, %3 O2 - %8 CO2, %3 O2 - %5 CO2) azaldığı gözlenmiştir. Mantar örneklerinde tespit edilebilen fenolik bileşiklerden kateşinin 180,22 mg/kg ile en yüksek miktara sahip olduğu kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan taze sarımsak örneklerinin su aktivitesi değeri 0,93, kuru madde içeriği %44,45, kül miktarı %1,25, titrasyon asitliği %0,28, pH değeri 7,21 ve fenolik asit miktarı 327,84 mgGAE/kg olarak tespit edilmiştir. Renk değerleri ise L*, a* ve b* için sırasıyla 77,98, -2,11 ve 12,58 olarak belirlenmiştir. Tekstür analizi sonucu elde edilen değerler ise sertlik için 4483,35 g, elastikiyet 0,73, sakızımsılık 0,66, çiğnenebilirlik 2254,33 şeklindedir. Depolamanın sonunda en fazla ağırlık kaybı %8,08 değeri ile %5 O2-%5 CO2 içeren gaz ile paketlenen örneklerde görülmüştür. Sarımsak örneklerinde tespit edilebilen en yüksek fenolik bileşikler13,08 mg/kg ile kateşin ve 10,42 mg/kg ile vanilin olmuştur. Mikrobiyolojik analizler sonucunda sarimsak örneklerinin başlangıç yükleri mezofilik aerobik bakteri sayısı, psikrofilik aerobik bakteri sayısı ve küf-maya sayısı için sırasıyla 2,37l log kob/g, 2,35 log kob/g ve <2 log kob/g olarak bulunmuştur. Depolamanın sonunda modifiye atmosfer paketleme yapılan örneklerde en düşük toplam mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısı %3 O2-%5 CO2 ile paketlenen örneklerde tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda kunkor mantarı örnekleri için paketleme için kullanılan tüm gaz karışımlarında maksimum depolama süresi 9 gün olarak belirlenmiştir. Tunceli sarımsağı örnekleri için ise en uygun paketleme koşulu %5 O2 - %5 CO2 içeren gaz karışımı ve en uygun depolama süresi 6 hafta olarak tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Ohmik ısıtma işlemi kullanılarak portakal kabuğu tozundan fenolik madde ekstraksiyonunun incelenmesi
Halime Okyay
Bu tez çalışmasında ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon (OIDE) yöntemin kullanılarak farklı üretim koşullarında portakal kabuğu tozu örneğinden toplam fenolik madde (TFM) ekstrakte edilmiştir. Maksimum TFM ekstraksiyonu belirlemek amacıyla maserasyon (MS) uygulanmış ve OIDE yöntemiyle elde edilen toplam fenolik madde miktarının verimi belirlenmiştir. OIDE işlemi kullanılarak portakal kabuğu örneğinden TFM ekstraksiyon işlemi süresince elektriksel ve performans özellikleri (enerji, akım, zaman, sıcaklık) belirlenmiş ve istatiksel olarak incelenmiştir. OIDE yöntemi üç farklı katı: sıvı oranında, üç ayrı voltaj gradyanında (20, 25 ve 30 V/cm) ve dört ayrı sıcaklık (45, 60, 75 ve 90˚C) aralığında uygulanmıştır. Ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işlemi, güç ünitesi, test hücresi, mikroişlemci, bağlantı elemanları ve bilgisayardan oluşmaktadır. OIDE işleminde tüm katı sıvı oranları için 3 farklı voltaj gradyanı için 20 °C'den hedef ekstraksiyon sıcaklıklarına kadar (45, 60, 75 ve 90˚C) sıcaklık zaman ilişkisinin doğrusal bir artış olduğu tespit edilmiştir. Bütün katı: sıvı oranlarında ve voltaj gradyanlarında hedef ekstraksiyon sıcaklığı arttıkça işlem süreleri artmıştır (p<0.05). En kısa işlem süresi 1:20 konsantrasyonda, 90˚C sıcaklıktaki 30 V/cm voltaj gradyanında elde edilmiştir. Isınma süresinin üzerinde hedef ekstraksiyon sıcaklığının ve voltaj gradyanın olumlu etkisinin olduğu fakat katı: sıvı oranın etken olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ayrıca akım ve sıcaklık ilişkisinde 20˚C ile 90˚C doğrusal bir artış olduğu, R² değerinin 0.98 üzerinde olduğu belirlenmiştir. OIDE işleminde toplam harcanan enerji ve ortalama güç değerleri üzerinde ekstraksiyon sıcaklığının, voltaj gradyanının ve kat: sıvı oranın etkisi olduğu belirlenmiştir. Özellikle voltaj gradyanı değeri arttıkça harcanan enerji miktarının da azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca aynı voltaj gradyanlarında tüm katı: sıvı oranları için artan ekstraksiyon sıcaklığına bağlı olarak ortalama güç değerinin arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). OIDE işlemini portakal kabuğunun toplam fenolik madde miktarı üzerine ilişkisi incelendiğinde tüm voltaj gradyanı ve ekstraksiyon sıcaklıkları ile katı: sıvı oranları arasında en yüksek TFM miktarının 1:20 katı: sıvı oranında bulunması ve en düşük 1:60 katı: sıvı oranında bulunmuştur. Farklı üretim koşulları kullanılarak ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işlemi ile TFM miktarının değişimi incelendiğinde, istatiksel olarak katı: sıvı oranı ve ekstraksiyon sıcaklığının bireysel etkisi olduğu (p<0.05), ancak voltaj gradyanının etkisi olmadığı (p>0.05) tespit edilmiştir. OIDE yöntem kullanılarak yapılan ekstraksiyon işlemi için ekstraksiyon verimi tüm katı: sıvı oranlarında (1:20, 1:40 ve 1:60 g/ml), 25 V/cm voltaj gradyanı değerlerinde daha yüksek ekstraksiyon verimi tespit edilmiştir. Ayrıca dört farklı sıcaklık (45, 60, 75 ve 90˚C) değerleri arasında ve tüm koşullar içinde en yüksek ekstraksiyon verimine 90˚C' de ulaşılmıştır. En yüksek sıcaklık değerlerinde en fazla ekstraksiyon verimi elde edildiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon işleminde TFM elde edilmesi için sıcaklığın önemli bir etken olduğu, işlem süresi ve performans değerleri üzerine ise hem uygulanan voltaj gradyanın hem de uygulanan sıcaklık değerinin önemli bir etken olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kullanılan katı: sıvı oranın ekstraksiyon işlemi için önemli bir koşul olduğu bu yüzden çalışmalarda dikkate alınması gereken önemli bir uygulama olduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Fenantren ve fluoranten poliaromatik hidrokarbonlarının tek ve kombine toksik etkilerinin Gammarus pulex'de belirlenmesi
Taner Derman
Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH'lar) havada, suda ve toprakta yaygın olarak bulunan organik bileşiklerdir. Günümüzde petrol türevi yakıtlardan ve tamamlanmamış yanma işlemlerinden elde edilen PAH'ların çevre üzerindeki miktarı giderek artmaktadır. Sucul ortamda omurgasızlar dahil suda yaşayan organizmalarda PAH toksisiteleri, biyobirikim özellikleri, endokrin bozulması ve dokuya özgü toksisite dahil olmak üzere PAH'ların toksisitesinin önemi ortaya çıkmıştır. Bu yönlerle ilgili olarak PAH'ların toksisitesinin belirlenmesi amacıyla Florantenler (Flu) ve Fenantren (Phe) PAH maddelerinin tek tek ve birlikte etkisinin sucul indikatör bir organizma olan Gammarus pulex üzerindeki nörotoksik, oksidatif stres ve maruz kalma etkisi nicel olarak belirlenmiştir. Bu amaçla öncelikle Flu, Phe ve Flu + Phe akut toksite (LC50) değeri sırasıyla 5,88 ± 0,23, 8,31 ± 0,57 ve 7,00 ± 0,33 mg/L olarak belirlenmiştir. G. pulex organizma bireyleri belirlenen LC50 değerine oranla sublethal konsantrasyonlarına 14 gün süreyle maruz bırakılarak nörotoksik (Asetilkolinesteraz), oksidatif stres (Glutatyon S-Transferaz) ve maruz kalma etkisi (Sitokrom P450) belirlenmiştir. G. pulex model canlısında asetilkolinesteraz (AChE) enzim düzeyleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 günün sonunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde inhibisyon gözlenmiştir. Sitokrom P450 (CYP1A1) maruz kalma etkisi kontrol grubu ile kıyaslandığında ise 7. günün sonunda tüm uygulama gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir değişim gözlenmemiş olup 14. günün sonunda ise kontrol grubu ile kıyaslandığında CYP1A1 enzim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu saptanmıştır. Glutatyon S-Transferaz (GST) enzim aktiviteleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 gün maruz bırakma sonucunda gruplar arasında anlamlı düzeyde bir inhibisyon gözlenmiştir. Yapılan bu çalışma ile Phe ve Flu PAH'larına farklı konsantrasyonlarına tek tek ve kombine olarak maruz bırakılan G. pulex'te biyotransformasyon enzimleri olan (CYP1A1, GST) ve nörotoksisitenin bir biyobelirteçi olan (AChE) enzim seviyelerinde istatistiksel olarak önemli değişikliklere yol açtığı, kullanılan biyobelirteçlerden CYP1A1, GST ve AChE'nın yararlı birer biyobelirteç olduğu sonucuna varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Şavak Akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin real-time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyesinin belirlenmesi
Bahar Öz
Dünyada giderek artan nüfus artışı ve zorlaşan yaşam şartları nedeniyle, kişi başına tüketilen kırmızı etin yetersiz olması önemli sorunlardan biridir. Sürekli gelişen dünyada yeterli ve dengeli beslenme insanoğlu için önemli olup, kişi başına tüketilen kırmızı et miktarı ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden biridir. Son yıllarda hayvansal gıda üretimiyle ilgili birçok çalışmalar yapılmıştır ve yapılan bu çalışmalar sayısal olarak incelendiğinde; ülkemizin özellikle 2010 yılından sonra küçükbaştan elde edilen hayvansal gıdalar alanında giderek güçlendiği görülmektedir. İlerleyen zaman dilimlerinde de bu sorunla karşılaşmamak için bu sayısal artışın tüketime yansıması gerekmektedir. Ayrıca bu açığın kapatılması için yerli ırkların ve kültür ırklarının genetiksel özelliklerinin bilinmesi önem arz etmektedir. Genetiksel özellikler bilinirse süt veya et verimi için yetiştirilen hayvanlar erken dönemde belirlenerek hayvansal ürünlerin verim ve kalitesi artırılarak tüketim açığının kapatılması sağlanacaktır. Bu çalışmanın asıl amacı, hayvansal ürünlerin verim ve kalite özelliklerini etkileyen genleri ve genetik çeşitliliğe sebep olan mutasyonları belirlemek, genomun görev ve yapıları ile genlerin birbirleri ve çevresel etkileşimlerini açıklayabilmektir. Yapılan araştırmalarla metabolik süreçleri etkileyen genleri yapı ve işlevleri açısından moleküler düzeyde değerlendirerek, seleksiyon programlarının daha başarılı uygulanmasına katkı sağlanması öngörülmektedir. Bu açıdan yerli koyun ırklarımızdan olan şavak akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin Real-Time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyelerini belirlemek amaçlanmaktadır.
- Doktora TeziAçık Erişim2021Işık stresine maruz kalan kerevitlerde (astacus leptodactylus eschscholtz, 1823) çörek otu katkılı yemlerin antioksidan parametrelere etkisi
Murat Akpınar
Olgun kerevitler (Astacus leptodactylus) Keban Baraj Çemişgezek ve Pertek Avlak Sahalarından pinterlerle avlandı. Daha sonra laboratuvara getirilen kerevitler denemeler için tanklara bırakıldı. Çörek otu bitkisinden soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen yağların pelet yemlere % 1 ve % 2 oranlarında eklenmesiyle rasyonlar oluşturuldu. Deneme gruplarında tam aydınlatmalı tanklarda tutulan kerevitler bu yemlerle beslendi. Tam karanlık, tam aydınlık ve normal gün işiği alan ortamlarda tutulan diğer üç gruptaki kerevitler ise çörek otu yemi eklenilmeden sadece alabalık pelet yemi ile beslenildi. Deneme sonunda hepatopankreas ve kas dokularındaki antioksidan değerleri belirlendi. En düşük MDA seviyesi hem kas ve hem hepatopankreas için 7 numaralı katkısız yemle beslenen fakat üstü açık olup, gece karanlık gündüz ise gün ışığı alan grupta gözlemlenirken, en kötü sonuç ise tamamen aydınlatılan ve çörek otu katısı verilmeyen yemle beslenen tam aydınlık grupta gerçekleşti. Lipid peroksidasyon seviyelerini düşürme açısından katkılı yemlerin ise olumlu sonuçlar verdiği ve özellikle %2'lik karışımlarda en etkili sonuçların alındığı görüldü. Yağlar arasındaki farka baktığımızda ise soğuk sıkım çörek otu yağı ile beslenen grubun değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. SOD, GSH ve GSH-Px değerleri hem kas ve hem de hepatopankreas için en yüksek değerleri 7. Numaralı deneme grubunda görülürken, bu grubu çörek otu katkılı yemlerin verildiği gruplar izledi. CAT hepatopankreas değerlerinde 2 numaralı deneme grubunda en yüksek değerler elde edilir iken, CAT kas değerlerinde ise diğer sonuçlarda olduğu gibi 7 numaralı grup değerleri en yüksek çıktı ve 1, 2, 3, 4 numaralı ve katkılı yemlerin verildiği deneme grupları bu grubu takip etti. Analiz sonuçlarına göre kerevitlerin karanlık ortam canlıları olmadığı, gece avlansalar bile normal fotoperiyoda ve gün ışığına da ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Çörek otu yağının oksidatif stresin giderilmesinde kerevitler üzerinde de önemli rolünün olduğu ve soğuk sıkım ve masere yöntemleriyle elde edilen çörek otu yağlarının hemen hemen aynı etkilere sahip olduğu belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Foucault'da söylemler çatışması bağlamında Pierre Riviere dosyası
Hasan Gürkan Günay
Riviere dosyası, Modern Çağ'ın başlarında ortaya çıkmaktadır. Dosyada, Riviere'in bir hukuk öznesi mi yoksa bir deli mi olduğu sorunsalı etrafında, hukukun ve psikiyatrinin söylemleri ekseninde birincil katmanda söylemsel çatışmalar oluşmaktadır. Bu söylemler çatışması, ikincil katmanda yer alan dosyadaki tanık ifadelerini, gazete haberlerini, Riviere'in sorgularını ve yazdığı metni de içermektedir. Psikiyatri, tıbbi gelenekten ve Modern Çağ'a geçiş sürecinde tıbbi algıdaki değişimden beslenerek deliliği nesneleştirmekte ve onu tımarhanelere kapatmaya başlamakta; hukuk ise Klasik Çağ'ın sonlarına doğru, deliliğin, toplumsal yardım, acıma duygusu, kamusal rezalet vb. konularda, kendi içindeki tartışmalarla hukuk öznesi olup olmadığını sorgulamaktadır. Modern Çağ ile beraber, bu tartışmaların yarattığı boşluğa, pozitif bilgi üretme motivasyonu ve tıbbi statüsü bulunan psikiyatrinin söylemleri yerleşmeye başlamakta; psikiyatri, deliliğin izlerine rastlanılan davalarda bilirkişi haline gelmektedir. Böylece psikiyatrinin söylemleri etkinlik kazanmaya başlamaktadır. Ancak deliliğin izlerini taşıyan davalarda, failin hukuk öznesi olup olmaması sorunsalı devam etmektedir. Riviere dosyası da bu sorunsalla şekillenmekte; birincil katmanda, psikiyatrinin söylemleri Riviere'i akıl hastası olarak nitelemektedir. Hukukun söylemleri ise Riviere'i önce bir suçlu olarak tasvir etmekte; sonrasında, psikiyatrinin ve diğer unsurların söylemlerinin etkisiyle Riviere'in hukuk öznesi mi yoksa deli mi olduğu sorunsalında geri adım atmaktadır. Nihayetinde, Riviere'in cezası indirime tabi tutulmaktadır. Böylece, Riviere dosyasında, psikiyatrinin söylemlerinin birincil katmanda önemli derecede etkili olduğu, delilik ve suçluluk sorunsalındaki boşluğa büyük oranda yerleştiği açığa çıkmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Muz lifi takviyeli poliolefinlerin mekanik termal ve morfolojik özelliklerinin incelenmesi
Çetin Aşam
Polimerler günlük yaşantımızda önemli bir yer tutmaktadır. Zaman içerisinde polimer bilimi alanında sağlanan gelişmelerle birlikte, ileri teknolojiye yönelik, nitelikli, üstün özelliklere sahip malzemeler geliştirilmiştir. Bu gelişmeler polimer matrisli kompozitlerin yaygın olarak kullanılmasına olanak sağlamıştır. Ergime sıcaklıklarının diğer malzeme gruplarına göre düşük olması polimer malzemelerinin işlene bilirliği açısından önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Birçok üretim tekniği kullanılarak polimer ve polimer matrisli kompozitler üretilmekte olup, sıklıkla ısı ve basınç yardımıyla yeni malzeme üretimin teknikleri tercih edilmektedir. Bu yöntemler içerisinde "ısı ile şekillendirme yöntemi" geniş bir uygulama alanına sahiptir. Otomotiv, elektrik, elektronik, sağlık ve özellikle ambalaj sektöründe çok sık kullanılan bir üretim metodudur. Bu çalışmada, önemli bir polimer çeşiti olan termoplastiklerin en yaygın kullanımına sahip poliolefinler grubunun iki üyesi polietilen ve polipropilen matris malzeme olarak kullanılmıştır. Bu matris malzemelere ağırlıkça farklı oranlarda organik muz lifi takviye edilerek standart çekme numuneleri üretilmiş ve üretilen bu numunelerin mekanik, termal ve morfolojik özellikleri incelenmiştir
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Kamu bütçesi ve işletme bütçesinin karşılaştırılması
Murat Ünlü
Bu tez çalışmasındaki amaç bütçe tanımlandıktan ve açıklandıktan sonra sırasıyla devlet bütçesi ve işletme bütçesini birer örnek uygulamayla anlatmak ve arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmaktır. İşletme bütçesinde yapmış olduğum N İşletmesi (gerçek bir kişiliği olmayan sadece tezimiz için oluşturulmuş sembolik bir işletmedir). İşletme bütçesi ile işletme bütçelerinin nasıl yapılacağı ve hangi aşamalar ile yıllık bir bütçe oluşturulacağı açıklanmıştır. İşletme bütçesinde yapmış olduğumuz örnek uygulamada bazı sapmalar meydana gelmiştir. Ancak bazı sapmalar olsa da bir sonraki yıl veya diğer dönemlerde bütçeleme yapmanın işletmelerin kar, borç ödeme, stok devir hızı, direkt işçilik maliyeti, satın alma hesaplamalarını daha gerçekçi ve doğru bir şekilde yapmasını ve işletmenin birimleri arasındaki otokontrolünde bütçe sayesinde daha uyumlu bir şekilde yürütülmesini sağlar. Devlet bütçesinde vermiş olduğumuz Munzur Üniversitesine ait örnek bütçe uygulamasında ise kamuda ki bir kurumda bütçe işlemlerinin nasıl uygulandığı bütçeleme işleminin nasıl oluşturulduğu hangi aşamalardan geçtiği anlatılmıştır. Üniversite örneğinde öncelikle gider tahminlerinin yapılmış ve sonra yıl içerinde ne kadar bir giderin olacağı belirlenmiştir. Sonrada uygun ekonomik kodlara belirlenen tutarlar talep edilmiş ve tertiplere Kurumsal Başlangıç Ödeneği olarak eklenmiştir. Kurum yıl içerisinde gelen bu tutarları kullanmış kalan tutarlar ise tablo sonlarında olduğu gibi kalan ödenek olarak belirtmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Özel güvenlik görevlilerinin iş stresi ve tükenmişlik ilişkisi: Tunceli ili örneği
Mehmet Karamanoğlu
Bu araştırmada özel güvenlik görevlilerinin hissettikleri iş stresi ile tükenmişlik durumları arasındaki bağlantının belirlenmesi amaçlanmıştır. Belirtilen amaca ulaşabilmek için çalışmada anket metodu uygulanmıştır. Anket formunda, Tunceli ilinde görev yapan özel güvenlik görevlilerinin demografik değişkenlerini belirleyen sorular "İş Stresi Ölçeği" ve "Tükenmişlik Ölçeği" yer almaktadır. Elde edilen anket verilerine göre, tükenmişlik puanları ile iş stresi puanları arasında paralel yönlü birbirleri ile ilişkili bir bağlantı ortaya çıkmıştır. İş stresi tükenmişlik olgusunu tetiklemektedir. Kadın çalışanların kişisel başarı alt boyut tükenmişlik ve iş stresi puanları, erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Çalışanların toplam mesleki çalışma sürelerine bakıldığında 20 yıldan fazla toplam mesleki hizmeti bulunanların duyarsızlaşma alt boyut puanları en yüksektir. Yani çalışma yılı yükseldikçe iş stresi ve tükenmişlik sendromu doğru orantılı olarak yukarı ivmelenmektedir. Ayrıca 20 yıldan fazla toplam mesleki hizmeti bulunanların kişisel başarı alt boyut puanları en düşüktür. Cinsiyete göre iş stresi puan ortalamaları erkeklerin kadın çalışanlara oranla daha olumsuz gözükmektedir. Bu çalışmada demografik olarak medeni durumu, bireyin yaşı, cinsiyeti, maddi gelir durumu ve çalışanların meslekteki toplam çalışma süreleri incelendiğinde tükenmişlik ve iş stresi ölçekleri ve alt boyutlarında önemli derece farklılıklar saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Özel güvenlik, iş stresi, tükenmişlik
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Hastanelerde iş sağlığı ve güvenliği: Bayburt ili örneği
Serhat Can
Çalışanlar iş hayatları boyunca birbirinden farklı olarak birçok tehlike ile yüz yüze gelebilmektedir. Meslek hayatı boyunca bu tehlikeler olası olmakla birlikte, kişinin içinde bulunduğu iş koşulları ile fiziksel ortam ve çalışanın kendisiyle ilgili olan faktörler olarak belirlenmektedir. Çalışma hayatında karşılaşılan bu durumlarda, oluşabilecek riskleri en aza indirmek adına bu tehlikeleri ortadan kaldıracak önlemler almak birinci öncelik olmalıdır. Şayet alınmayan önlemler nedeniyle çalışanların karşılaşabilecekleri iş kazaları ve meslek hastalıkları, ilk derecede onları etkiliyor gözükse de çerçeveyi genişlettiğimizde bu durumdan gerek işverenler ve iş hayatı gerekse toplumunda olumsuz etkilendiğini söylenebilir.Her sektörün çalışanlara sunduğu fiziksel ortam farklı olmakla birlikte, çalışanların uğradıkları iş kazaları ve yakalandıkları meslek hastalıkları farklılık göstermektedir. Bu nedenle iş kazalarını ve mesleki hastalıkları içinde bulunulan sektöre ve erbabı olunan meslek grubuna göre farklı olarak değerlendirmek ve ele almak dikkat edilmesi gereken hususlardır. Çünkü her mesleğin kendine has özelliklerinin bulunmasının yanında farklılıkları da bulunmaktadır. Sağlık sektörü düşünüldüğünde, sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları meslek hastalıkları ve iş kazaları karşılaşılabilecek en tehlikelileri arasında sayılabilir. Bu anlamda sağlık çalışanların karşılaşabilecekleri meslek hastalıkları ve iş kazalarının minimum seviyeye indirilmesi onlarla birlikte toplumsal olarak büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanları için hayata geçirilen İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarının sektörün her alanında tam anlamıyla ve tüm şartlarının gerektiği gibi uygulanması gerekmektedir. Bu çalışmada hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve iş güvenliği düzeylerinin belirlenmesi amacıyla Bayburt ili yönünden bir değerlendirme yapılmıştır. Bu kapsamda Bayburt ilinde faaliyet gösteren hastanelerde çalışan sağlık personelleri ile saha anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği alanında bazı önerilerde bulunulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Davranışsal finans açısından COVID-19 etkileri
Tuba Akpınar
Geleneksel finans, bireysel yatırımcıların rasyonel olduklarını varsaymaktadır. Yatırımcıları; mevcut bilgileri tarafsız bir şekilde işleyen ve riskten kaçınan, kendi çıkarlarını gözeten ve yararını maksimize eden kişiler olarak tanımlamaktadır. Davranışsal finans, bellekteki karar verme mekanizmalarının sosyal ve duygusal önyargılardan nasıl etkilendiğini irdelemektedir. Bireylerin karar alırken psikolojik ve duygusal faktörlerden etkilendiğini savunan davranışsal finans, bireylerin daima kendi faydalarını gözeterek rasyonel karar almadıklarını varsaymaktadır. Davranışsal finans tüm Dünya'yı etkileyen krizler açısından önemlidir. Çünkü bireylerin kriz karşısında sergiledikleri davranışlar farklılık göstermektedir. Bu çalışma, Covid-19 krizinde ortaya çıkan vaka sayılarının, ölüm sayılarının, Finansal Korku Endeksi ve Panik Endeksinin Borsa İstanbul 100 endeksini, altın, kripto para birimlerinin ve hisse senetlerinin pandemi riskinden korunma etkinliğini araştırmaktadır. 11 Mart 2020 – 18 Mayıs 2021 dönemini kapsayan verilerle ARDL modelleri test edilmiştir. Kısa dönemde güvenli liman olarak nitelendirilen altının Türk yatırımcılar açısından tercih edilen yatırım aracı olduğu saptanmıştır. Uzun dönemde pandemi riskinden korunmak isteyen Türk yatırımcılara BİST100 endeksi daha etkin bir yatırım aracı olmaktadır. Çalışmanın sonuçları, pandemi sonrasında Türk yatırımcıların kripto paralara yönelerek daha fazla getiri elde edebileceklerini ortaya koymuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Atıksu arıtma tesisinde bazı stratejik hammaddelerin gideriminin araştırılması
Yılmaz Koçiyit
Bu tez çalışmasında, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinde bazı stratejik hammaddeler belirlendi ve giderim verimleri hesaplandı. Bu kapsamda, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin farklı ünitelerinden farklı zaman aralıklarında atıksu örnekleri alındı. Atıksu örneklerinde baryum (Ba), bizmut (Bi), seryum (Ce), kobalt (Co), galyum (Ga), lantan (La), lityum (Li), neodimyum (Nd), fosfor (P), praseodim (Pr), stronsiyum (Sr), titanyum (Ti), vanadyum (V) ve itriyum (Y) tespit edildi. Elde edilen verilere göre, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin 1. haftada en yüksek giderim verimi Ti için %50, 2. haftada Bi için %64,29, 3. haftada Ti için %50, 4. haftada Bi için %50, 5. haftada Ti için %52,17 ve 6. haftada Ti için %60 olarak hesaplandı. Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi oksidasyon havuzunda 1. haftada stratejik hammaddeler için elde edilen en yüksek giderim verimi Y için %58,33, 2. haftada Pr için %75, 3. haftada Pr için %60, 4.haftada P için %61,43, 5. haftada Ce için %59,17, 6. haftada Ti için %56 olmuştur. Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi son çökeltme havuzunda 1. haftada en yüksek giderim verimi Nd için %69,57, 2. haftada Ce için %67,21, 3. haftada La için %71,05, 4. haftada Nd için %68,18, 5. haftada Nd için %69,57, 6. haftada Nd için %77,78 olmuştur. Sonuç olarak, Tunceli Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin bazı stratejik hammaddelerin gideriminde etkili olduğu belirlendi.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Ekolojik krize çözüm olarak ekososyalizm
Fatih Ağırman
1960'li yıllardan itibaren kimi öncü bilimsel çalışmalar aracılığıyla varlığı kanıtlanan ve ardından 1970'li yıllarla birlikte verimli bir düşünsel tartışma konusu haline gelen ekolojik kriz, günümüz siyasal düşüncesinin yeniden yapılandırılmasını gerektirecek çapta hararetli tartışmalara konu olmaktadır. Marksist gelenek bünyesinde değerlendirebileceğimiz çeşitli düşünsel yaklaşımlar, ekolojik krizin aciliyetini dikkate alan yeni bir siyasal söylem oluşturma ve buna uygun olarak bir kavram dağarcığı geliştirme gayreti içindedirler. Bu yaklaşımlardan biri olan ekososyalizm, ekolojik krizin aşılıp toplumsal yaşamın yeniden düzenlemesi söz konusu olduğunda en önemli alternatiflerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda, öncelikle politik ekolojinin temel kavramlarını tartışmaya açacak, ardından da bu kavramsal temel üzerine ekolojik krizin tarihsel nedenlerini tespit etmeye çalışacağız. Son olarak ise, ekolojik krizin aşılmasında bir çözüm alternatifi olarak ekososyalizmin sunduğu toplumsal projeyi alanın temel referanslarını kullanarak inceleyeceğiz.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Bingöl'de tüketilen bazı balıklarda ağır metal düzeylerinin araştırılması
Murat Gültürk
Bu araştırmada Bingöl balık halinden temin edilen; deniz ve tatlısu balıklarından oluşan 8 farklı balık türünden [gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), levrek (Dicentrarchus labrax), hamsi (Engraulis encrasicolus), istavrit (Trachurus mediterraneus), çipura (Sparusaurata), mercan (Sparus pagrus), Çinekop (Pomatomus saltatrix) ve barbun (Mullus barbatus)]5'er adet satın alınarak, örneklerin kas dokusunda 11 elementin (Al, As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn) konsantrasyonları saptanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, en yüksek ortalama Al konsantrasyonu çipurada(1,53 mg/kg), en yüksek ortalama As konsantrasyonu barbunda(50,40 mg/kg), en yüksek ortalama Cd (0,0098 mg/kg) ve Co 0,105 mg/kg) konsantrasyonu istavrit balığında, en yüksek ortalama Cr (0,077 mg/kg), Cu (0,9 mg/kg), Fe (21,43 mg/kg), Mn (2,026 mg/kg) ve Zn (39,56 mg/kg) konsantrasyonu ise hamside bulunmuştur. En yüksek ortalama Ni (0,256 mg/kg) ve Pb (0,075 mg/kg) konsantrasyonları ise barbun balığında tespit edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada balık türlerinde belirlenen metal düzeyleri ile ilgili olarak insan sağlığı risk tayin metotları kullanılmıştır. Bunun için metallerin tahmini günlük alım (EDI) değerleri hesaplanarak, tolere edilebilir günlük alım (TDI) değerleri veya referans doz değerleri (RfD) ile karşılaştırılmıştır. Metallerin kanser dışı sağlık risklerini belirlemek için hedef tehlike katsayısı (THQ) ve tehlike indeksi (HI) değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca kanser eğim faktörü kullanılarak inorganik arsenik için kanser riski (CR) hesaplanmıştır. İncelenen balık türlerinin yenilmesi sonucu insan vücuduna giren 11 metale ait EDI değerlerinin TDI veya RfD değerlerini geçmediği belirlenmiştir. Çalışmada balık türlerinde belirlenen metallerin THQ ve HI değerleri eşik değer olan 1'den düşük bulunmuştur. Bu durum, kanser dışı sağlık risklerinin olmadığını göstermektedir. Barbun hariç diğer balık türlerine ait CR değerleri kabul edilebilir aralıkta bulunmuştur. Dolayısıyla CR sonuçlarına göre, barbun balığının tüketilmesi sonucu inorganik arseniğe maruz kalan insanların kansere yakalanma riski bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Balık, Arsenik, İnsan Sağlığı Risk Değerlendirmesi, Ağır Metaller
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Salgın parametrelerinin makine öğrenmesi yöntemleriyle tahmin edilmesi
Adnan Keçe
Tarih boyunca farklı zamanlarda, çeşitli sebeplerle salgın hastalıklar meydana gelmiştir. Salgın hastalıklar can kaybı, sosyal ve ekonomik yapı bozulması gibi türlü sonuçlar doğurabilmektedirler. Bu nedenle, ülkeler salgının etkisini azaltmak için bir takım önlemler alırlar. Salgınla mücadelede alınan önlemlerin, potansiyel maliyetlerini ve faydalarını ölçmek için salgın modelleme yöntemleri ve optimizasyon algoritmaları kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında da günümüzde dünyayı etkisi altına almış olan COVID-19 salgınının modellenmesi ve parametrelerinin tahmin edilmesine yönelik çalışmalar yapıldı. Çalışmalarda Mısır ve Güney Kore'deki COVID-19 salgınına ait veriler kullanıldı. Deneysel uygulamalarda, ilk önce salgın modelleme yöntemi olarak yaygın bir kullanıma sahip olan SEIR modeli üzerinden, L-BFGS-B, Powell, CG, COBYLA ve SLSQP yöntemleri ile optimizasyonlar gerçekleştirildi. Ardından, hesaplanan R0 değeri, ölüm oranı ve salgın parametreleri arasındaki geçiş oranları gibi değerler kullanılarak tahminler yapıldı. Aynı veri setleri kullanılarak makine öğrenmesi yöntemlerinden LSTM ve DVM yöntemleriyle de tahminler yapıldı. SEIR, LSTM ve DVM yöntemlerinden elde edilen sonuçların hem MAPE metriği kullanılarak tahmin başarıları karşılaştırıldı hem de grafiklerle desteklenerek sonuçları değerlendirildi. Yapılan 24 farklı tahmin sonucunun %79'unun MAPE değeri 10'nun altında çıkmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Alternatif girişim sermayesi olarak melek sermaye ve muhasebe süreci
Tarkan Gülmez
Melek Sermaye Yöntemi büyüme potansiyeli yüksek, yeni ve yaratıcı fikirlerle ortaya çıkan girişimlere finansman desteğiyle birlikte Melek Yatırımcının tecrübelerini ve birikimlerini aktardığı bir finansman yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında uzun süredir ABD'de var olmasına rağmen son dönemlerde teknolojideki hızlı yükseliş ile birlikte teknoloji odaklı girişim şirketlerine yönelen Melek Sermaye Yöntemi, melek ağları ve melek grupları sayesinde daha organize ve koordineli hale gelmiştir. Melek Yatırımcıların genellikle çekirdek ve erken evrede yatırım yaptıkları girişimlerden, şirket belirli bir büyüklüğe ulaştığında çıkış yaptıkları gözlenmektedir. Türkiye'de Melek Sermaye ile ilgili olarak farklı bir tanım kullanarak Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği adı altında yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2013 yılının başlarında çıkarılan bu yönetmelik ile Bireysel Katılım Yatırımcılarına (Melek Yatırımcılara) vergi avantajı şeklinde teşvikler sunulmuştur. Bireysel Katılım Yatırımcılarının girişimlere yaptıkları yatırımlar, kendilerine sunulan vergi teşvikleri ve yürürlükteki yönetmeliğin getirdiği sınırlamalar bu işlemlerin muhasebeleştirilmesinde bazı hususların dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Melek Sermayenin işleyiş yapısı, yapılan yatırımlar ve yatırımdan çıkış gibi hususlar Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ve Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) kapsamında değerlendirilerek muhasebe ile ilgili uygulama önerilerinde bulunulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Nadir toprak elementi seryum'un toksisitesinin değerlendirilmesinde model canlı olarak Phanerochaete chrysosporium'un kullanılabilirliğinin araştırılması
Abdulhamit Han Çelik
Nadir toprak elementleri günümüzde birçok teknolojik alanda geniş çaplı olarak kullanılmaktadır. Yaptığımız çalışmada kullandığımız nadir elementlerden olan seyum ise nadir toprak elementleri arasında ilk olarak keşfedilen metaldir. Bu elementlerin kullanımının yaygınlaşmasından ötürü çevre ve canlılar üzerinde oluşabilecek olumsuzlukların da araştırılmasına bir kapı açmıştır. Bu çalışmada nadir toprak elementi olan seryumun farklı dozlarına maruz kalan Phanerochaete chrysosporium'un Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (KAT), Glutatyon S-Transferaz (GST) aktiviteleri ile Glutatyon (GSH) ve Tiyobarbitürat reaktif maddeler (TBARS) seviyeleri belirlenmiştir. SOD aktivitesinin kontrol ile kıyaslandığında 24. ve 48. Saatlerde tüm uygulama gruplarında istatsistiksel olarak önemli düzeyde azalmıştır. (p 0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında farklı dozlarına Seryum 'a maruz kalan tüm gruplarda KAT aktiviteleri 24. saat sonrasında tüm uygulama gruplarında anlamlı oranda azalmış (p <0.05), ancak 48. Saat sonrasında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p > 0.05). Farklı Seryum dozlarına maruz bırakılan tüm gruplarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında GST aktiviteleri 24. Saatte istatistiksel olarak analamlı düzeyde artmış ancak 48 saat uygulama sonrasında ise genel olarak önemli düzeyde azalmıştır. GSH düzeyleri kontrol ile kıyaslandığında 24. ve 48. saat sonrasında tüm uygulama gruplarında gruplarında azalmıştır. TBARS düzeyleri 48. Saat sonrasında tüm uygulama gruplarında kontrol grubuna kıyasla artmış saptanmıştır (p <0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlar seryumun toksik etkisinin çalışılmasında Phanerochaete chrysosporium'un model canlı olarak kullanılabileceğini göstermiştir.
