Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Çalışanların değerlendirmesiyle otel işletmelerinde örgütsel güven düzeyi
Yaprak Taşkaya
Turizm endüstrisi emek-yoğun yapıda ve genellikle hizmet üretilip hizmet sunulan bir endüstridir. Bu sebeple turizm işletmelerinin karlılığı açısından insan faktörü çok önemli bir rol oynamaktadır. İşletmeler amaç ve hedeflerine ancak çalışanların başarısı ile ulaşabilirler. Çalışanlar ise güven duyduğu ve yüksek düzeyde tatmin sağladığı örgütler de verimli olabilirler. Bu çalışma, otel işletmelerinde görev yapan çalışanların örgütsel güven düzeylerinin, demografik özelliklerle farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç. çerçevesinde, Elazığ ve Tunceli ilinde faaliyet gösteren 4 yıldızlı otel işletmelerinde çalışan 320 kişi üzerinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Anket tekniği ile toplanan araştırma verileri, istatistik paket programları aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Veriler, bilgi formu ve örgütsel güven ölçeği ile toplanmış yüzdelik, Bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testleri ile analiz edilmiştir.Araştırmada yaşa,eğitim düzeyine, çalışılan birime ve gelir durumuna göre örgütsel güven ve alt boyutlarının farklılaşmadığı belirlenmiştir. Buna karşın araştırmada, örgütsel güven düzeyinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmada, çalışanların örgütsel güven düzeylerinin yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Öğretmen algılarına göre okul müdürlerinin vizyoner liderlik yeterlikleri ile mesleki bağlılıkları arasındaki ilişkide örgütsel canlılığın aracılık etkisinin incelenmesi
Mehmet Güder
Günümüzde örgütleri başarısı iyi oluşturulmuş, paylaşılmış, benimsenmiş vizyonlarına bağlıdır. Vizyon;hayal etmeyi, yaratmayı, değer ve inançlar doğrultusunda harekete geçmeyi içeren daha çok bir ikna sözleşmesidir. Vizyon, çalışanlarda coşku ve bağlılık oluşturan bir sözleşmedir. Okul yöneticileri geliştirdikleri okul vizyonu sayesinde öğretmenlerde bağlılık, enerji ve coşku yaratır. Ayrıca vizyoner liderin iletişime açık, takım ruhunu harekete geçiren, astlarına güven duygusu aşılayan yönü beraberinde mesleki ve örgütsel bağlılığı da getirecektir. Örgütün vizyonunu benimseyen, inanan çalışanlar canlı, tutkulu, çoşkuyla ve adanmışlıkla bu vizyonu gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu bağlamda günümüz okul müdürlerinin vizyoner lider olmaları gerekmektedir. Bu sayede okul çalışanlarında mesleki bağlılık ve mesleki canlılık artacak ve başarıya ulaşılabilecektir. Yapılan literatür taramasında bu üç değişkenin bir arada incelendiği araştırmaya rastlanılmamış olup oldukça önemli olan bu kavramlar arasındaki ilişki ve etkileşimin incelenmesinin literatürdeki bu boşluğu doldurmaya katkı sunacağı düşünülmüştür. Bu araştırmada öğretmen görüşlerine göre okul müdürlerinin vizyoner liderlik algıları ile öğretmenlerin mesleki bağlılık düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığı eğer varsa bu ilişkide mesleki canlılığın aracılık rolünün olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda hazırlanan anket ile Tunceli'de görev yapan 171 öğretmende online anket yöntemiyle veriler toplanmış ve istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları; öğretmenlerin okul yöneticilerini "vizyoner bir lider" olarak değerlendiklerini göstermektedir. Aynı şekilde mesleğe olan bağlılıklarının ve mesleki canlılıklarının yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kadın öğretmenlerin mesleki bağlılık ve mesleki canlılık düzeylerinin erkek öğretmenlere nazaran daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğretmenlerinmesleki bağlılık düzeyleri ile vizyoner liderlik algıları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki gösterdikleri tespit edilmiştir. Öğretmenlerin mesleki canlılık düzeyinin,vizyoner liderlik algılarının mesleki bağlılık düzeyleri üzerindeki etkisinde aracılık etkisinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonunda okul yöneticileri ve kanun yapıcıların dikkatleri bu konuya çekilmiş ve daha kaliteli bir eğitim sistemi için bir takım öneriler sunulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Çalışanların sahip oldukları davranış modelleriyle ilgili eczane eczacı görüşlerinin incelenmesi
Murat Bingöl
Bu çalışmanın temel amacını Elazığ ilinde faaliyet gösteren eczanelerde görev yapan çalışanların davranış modellerinin belirlenmesi ve nasıl davranışlar sergilemeleri gerektiği eczane eczacıların görüşlerine göre belirlenmesi oluşturmaktadır. Bu amaçla Elazığ il merkezinde faaliyet gösteren toplam 91eczacıya anket uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS paket programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Eczacılar, eczane çalışanlarının mesleğin saygınlığına önem verme, eczane temizliğine önem verme, saygılı olma, güler yüzlü olma, insanlarla iyi iletişim kurma, sabırlı olma, sorumluluk sahibi olma, dürüst olma, hesap verme sorumluluğuna sahip olma, ekip çalışması yapabilme ve kişisel temizliğine önem gösterme gibi mesleki yetkinliklerine oldukça yüksek katılım gösterirken; mükemmeliyetçi olma ve ısrarcı olma yetkinliklerine ise diğer yetkinliklere oranla daha düşük düzeyde katılım göstermişlerdir. Eczacıların, hızlı olma, düzenli olma ve dikkatli olma yetkinliklerine ilişkin görüşlerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği; dürüst olmalı yetkinliğine ilişkin görüşlerinin medeni durum ve yaşdeğişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği; tarafsız olma yetkinliğine ilişkin görüşlerinin ise sektörde çalışma süresi ve mevcut eczanelerinde çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği, diğer yetkinlik türleri ile çalışanların demografik özellikleri arasında anlamlı düzeyde bir farklılığın bulunmadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda Elazığ ilinde faaliyet gösteren eczacıların, eczanelerindeki destek personellerinin meslek saygınlığına önem göstermelerini, tarafsız, dürüst, özgüvenli, hızlı, saygılı, güler yüzlü ve dikkatli olmalarını, çalışma arkadaşlarıyla ve müşterilerle etkili iletişim kurabilmelerini, sorumluluklarının bilincinde olmalarını ve ekip çalışması yapabilmelerini bekledikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eczane, eczane çalışanları, davranış modelleri, sağlık.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Mekân ve ruh sağlığı sosyolojisi bağlamında ruh sağlığı mekânları: Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği
Ali Eren Demir
Ruh sağlığı mekânları; hasta, mekân, sağlık personelleri, denetim ve disiplinin mekânsal olarak etkileşime geçtiği dinamik mekânlardır. Gündelik rutinlerin belirli bir mekânsal alanda gerçekleştiği ruh sağlığı mekânlarında öznenin deneyimi, akıl hastanelerine ilişkin bilgiler sunar. Ruh sağlığı mekânlarının anlaşılabilmesi için geçmiş kavramsal çerçevelerin bir ''alet çantası'' olarak kullanılması oldukça önemlidir. Bu çalışma mekân kavramsallaştırmaları ve ruh sağlığı sosyolojisine dair geçmiş ve güncel tartışmaların bir özetini içerir. Mekân ve ruh sağlığı sosyolojisi bağlamında bir ruh sağlığı mekânı olarak Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi bu çalışmada örnek alan olarak seçilmiştir. Ruh sağlığı mekânlarının hangi gündelik ritüeller üzerine kurulu olduğuna, ruh sağlığı mekânlarının nasıl bir yer olduğuna ilişkin Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ndeki personeller ile internet üzerinden görüşmeler yapılmış, hastane içerisinde kısıtlı bir süre için dahi olsa gözlem yapılmış ve Bakırköy'e dair belgesel, röportaj ve yazılar incelenmiştir. İnceleme sonucunda ruh sağlığı mekânın kurumda, o mekân ile etkileşime geçen hem hasta hem de sağlık personellerinin benliklerini etkilediği ve mekânın salt bir "tımarhaneden" öte; bir "ev", bir "eğitim mekânı", "dev bir bahçe" ve "huzur alanı" olarak deneyimlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu sonucun mekân içerisindeki hastalar ile iletişime geçilmediğinden mekâna dair gerçekliğin kusurlu bir yansıması olduğu düşünülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Dijital okuryazarlık yeterlik düzeylerinin akademik personel yönünden araştırması (Munzur Üniversitesi örneği)
Okan Genç
Günümüzde hayatın her alanında gerek duyulan ve kullanılan interneti kullanarak doğru verilere ulaşabilme, farklı yazılım teknolojilerini benimseyip bunları eğitimde ve iş hayatında etkin bir biçimde kullanabilmek için dijital okuryazarlık gerekli hatta zorunludur. 2017'de yayınlanan Dijital Rekabet Gücü Raporu'nda ülkelerin ekonomik olarak hangi durumda oldukları "bilgi", "teknoloji" ve "geleceğe hazır olma" olarak üç ana husus ile ele alınmaktadır. Türkiye'nin bu ana hususlardan en zayıf kaldığı yön 60. sıradaki "bilgi" hususundadır. "Bilgi" bileşeninin alt bileşenlerinden "beceri" yönünden Türkiye 49. sırada, "eğitim ve öğretim" açısından 63. yani son sırada ve "bilimsel yoğunluk" bakımından ise 48. sırada yer almaktadır. Sönmez (2018) çalışmasında Türkiye'de dijital rekabetin artması için eğitimde dijitalleşmenin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla tüm eğitim seviyelerinde, bu ana rolü üstlenen akademik personelin dijital okuryazarlık seviyesinin ne düzeyde olduğunun tespiti bu açıdan oldukça önemli bir etmendir. Araştırmanın çalışma grubunu "2019-2020" öğretim yılında Tunceli Munzur Üniversitesi'nde görev yapmakta olan 98 akademik personel oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Munzur Üniversitesi'nde görevli akademik personelin algısına göre dijital okuryazarlık düzeylerini tespit etmek ve çeşitli değişkenler açısından farklılığın anlamlı olup olmadığını incelemektir. Araştırmada var olan durumu olduğu gibi betimlediğinden tarama modelinden, veri toplama bakımından ise nicel yöntemden yararlanılmıştır. Verilerin toplanması için "Dijital Okuryazarlık Düzey Belirleme Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek iki bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm demografik özelliklerle ilgili maddelerden oluşmuştur. İkinci bölüm ise üç alt boyuttan; birinci alt boyut "Öğretim Teknolojileri" (18 madde), ikinci alt boyut "Bilgi ve İletişim" (15 madde) ve üçüncü alt boyut "Teknik Yeterlik" (11 madde) olmak üzere toplam 44 maddeden oluşmuştur. Verilerin analizinde parametrik testler kullanılmış, bunun için gerekli istatistiksel işlemler ve sonuçları belirlenmiştir. Diğer bir ifadeyle ölçekte elde edilen veriler normal dağılım gösterdiğinden ikili karşılaştırmalarda "bağımsız gruplar için t-testi (Independent Sample t-test)", ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında ise "tek yönlü VARYANS analizi (One Way ANOVA)" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre akademik personelin dijital okuryazarlık düzeylerinin yüksek seviyede olduğu (x̄=3,73) ve akademik personelin bu yeterlik alanına büyük oranda hâkim oldukları görülmüştür. Ölçeğin alt boyutlarında ise "Öğretim Teknolojileri" (x̄=2,92), "Bilgi ve İletişim" (x̄=4,14), "Teknik Yeterlik" (x̄=4,13) olarak tespit edilmiş olup, "Bilgi ve İletişim" boyutunun diğer alt boyutlara göre daha yüksek bir oranda olduğu görülmüştür. Akademik personelin dijital okuryazarlık yeterlik seviyelerinin cinsiyet, akademik unvan ve branş değişkenlerine göre yapılan istatistiksel analizler sonucunda anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür (p>0.05). Yaş değişkeninde ise anlamlı farklılığa rastlanmıştır (p<0.05). Buna göre Munzur Üniversitesi akademik personelinin dijital okuryazarlık düzeyinin yüksekliği yanında, bazı demografik değişkenler yönünden dijital okuryazarlık düzeyinin farklılığı için yapılan analizler sonucu, sonucun genel olarak anlamlı çıkmaması olumlu yönde değerlendirilmiştir. Bu durumun daha üst düzeylere çıkabilmesi için üniversite yönetiminin personeli destekleyici yeni tedbirler alması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital okuryazarlık, akademik personel, okuryazarlık, eğitim
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Örgütsel bağlılık ile iş tatmini arasındaki ilişki: Elazığ belediyesi itfaiye müdürlüğü örneği
Ahmet Serdar Kılıç
Örgütsel bağlılık kavramı endüstriyel ve örgütsel psikoloji literatüründe popülerlik kazanmaktadır. Modern toplum organizasyonların karşılaştığı zorluklardan biri, mevcut iş ortamında çalışan bağlılığını sürdürmektir. Günümüzde işyerlerinde çalışanlar günlük faaliyetlerinde daha fazla belirsizlik ve azalan iş güvenliği ile karşı karşıyadır. Bazı alanlarda iş yükünün artması çalışma koşullarının zorluğu ve iş riski, örgüte bağlılığı ve sonucunda iş doyumu azaltıcı sonuçlar vermektedir. Bu iş kollarından biri de itfaiye çalışanlarıdır. Elazığ Belediyesine bünyesinde faaliyet gösteren İtfaiye Müdürlüğü'nde anket yapılmıştır. Bu çalışma ile Elazığ Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren İtfaiye Müdürlüğü'nde görev yapan çalışanların örgütsel bağlılık düzeylerinin iş tatmini üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel yönelimli bir araştırma şeklinde olacaktır. Bu araştırmada gerekli veriler, Elazığ İtfaiye Müdürlüğü'nden sağlanmıştır. Elazığ belediyesinden yasal izin alınarak toplam 116 çalışan oluşmaktadır. Bu analizler SPSS 22.0 paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir Demografik özelliklerini ve araştırma değişkenlerinin puanlarını karşılaştırmak için "Man Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi" ve Temel hipotezi test etmek için regresyon analizi yapılmıştır. Örgütlere Duygusal bağlılık Ölçeği'nde ileri yaş, evli, 20 yıl üstü çalışanların ve önlisans mezunu çalışanların duygusal bağlılıklarını daha yüksek olmuştur. İleri yaş grubu çalışanların ise devam bağlılığı düşük düzeyde kalmış bu sonuç ileri yaş grubunu mesleki yorgunluk olmasına rağmen örgüt bağımlılıklarını yüksek olduğu sonucunu çıkarmıştır. Örgütsel bağlılığın en yüksek olduğu grup ise itfaiye erleri, itfaiye çavuşları ve işçilerdir. İş tatmininde evli, 21+ yaş, ilköğretim mezunu çalışanların iş tatminlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Örgütsel bağlılık, iş tatmini üzerinde pozitif yönde normal düzeyde (%33,8) anlamlı bir etki olmuştur. Çalışma sonucunda çalışanların örgütsel bağlılıkların yüksek olduğu bu duruma bağlı olarak da iş tatminlerinin de yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışanlarda en yüksek bağlılığın duygusal bağlılıkta yaşandığı, en yüksek iş tatmininin ise yönetim şekli boyutunda olduğu görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021TRB1 bölgesi muhasebe meslek mensuplarının mali tablo ve finansal okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Aysun Sandal
Globalleşen dünya ekonomisine ayak uydurmak adına finans kavramına olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Finans ile ilgili terimlere hâkim olup bu terimlerin kullanım alanlarındaki etkilerini analiz edebilme kabiliyeti finansal okuryazar olmaktan geçmektedir. Finansal işlemler ve olaylar neticesinde oluşan mali tablolar ise işletmelerin mali durumu hakkında fikir edinmemize yardımcı olacaktır. İşletmelerin ekonomik durumunu özetleyen mali tabloları yorumlamak için ise mali tablo okuryazarlığına gereksinim duyulmaktadır. Dolayısıyla finansal okuryazarlık ve mali tablo okuryazarlığı farklı terimler gibi görünse de birbirlerinin tamamlayıcısı durumundadırlar. Öte yandan ticari yaşamın içinde yer alan, devlet ile mükellefleri arasında köprü görevi gören muhasebe meslek mensuplarının finansal donanımlarının üst düzeyde olması adeta zorunluluk olarak görülmektedir. Hissedarlar, yatırımcılar, yöneticiler, bankalar ve devlet gibi birçok kesimi kapsayarak verecekleri kararlarda yol gösterici olan muhasebe meslek mensupları geniş kitlelere hitap etmektedir. Meslekleri gereği finansal farkındalıkla oluşturmuş oldukları mali tabloların işletmeler açısından ifade ettiği anlamların doğru şekilde tahlil edilmesi oldukça önem arz etmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma ile birlikte; mali müşavirlerin, finans ve mali tablolar hakkında bilgi dağarcıklarında yer alan kuramların doğru şekilleriyle yüzleşmeleri açısından ehemmiyet taşıyacağı düşünülmektedir. Oluşan finansal bilinçle kendilerini güncelleyerek hem vermiş oldukları hizmetin kalitesini hem de toplumsal refahın artmasını sağlamış olacaklardır. Çalışmamızın amacı; Tunceli, Elazığ, Bingöl, Malatya illerinde bulunan meslek mensuplarının mali tablo ve finansal okuryazarlık düzeylerini karşılaştırarak okuryazarlık düzeylerinin saptanmasını sağlamaktır. Muhasebe meslek mensuplarına demografik, finansal ve mali tablolar hakkında sorular içeren anket çalışması yapılmıştır. Çalışmamız S.P.S.S. paket programında analiz edilmiş olup çoktan seçmeli soruları içermektedir. Araştırma kısıtımız olan illerde yapılan anket çalışması yüz yüze ve pandemi nedeniyle online olarak yapılmıştır. İşlerinin yoğunluğunu sebep göstererek anket çalışmasına katılımdan kaçınılmasına rağmen 200 mali müşavire ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda mali tablo ve finansal okuryazarlık düzeyleri ortalamanın üzerinde yüksek seviyelerde seyretmektedir. Bu çalışmanın daha önce TRB1 bölgesinde hiç yapılmamış olmasına dikkat çekilerek bilimsel çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Finansal Okuryazarlık, Mali Tablo Okuryazarlığı, Muhasebe Meslek Mensubu
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Kadın işgücünün işgücü piyasasına katılımında İŞKUR'un rolü TRB1 bölgesi örneği
Duygu Aydın Çokal
Türkiye İş Kurumu, ülkemizde işgücü ihtiyacı temini noktasında, aktif ve pasif politikaların uygulayıcısı olarak çalışmaktadır. İŞKUR'un uyguladığı genel politikalar, bölgesel olarak uygulama ve destek gerektiren farklı uygulamaları gerektirebilir. Geliştirilen ve geliştirilecek olan politikalarda kadınlara yönelik bileşenler, istihdam edilebilirlik temelinde mesleki eğitim kursları, farklı uygulamalar, kadın işgücünün istihdam edilebilirlik temelinde gerekli kazanımların sağlanması ve İŞKUR'un katkısı konusuna ağırlık verilmelidir. İŞKUR, bölgesel kalkınmışlık düzeyi fark etmeksizin uyguladığı Aktif İşgücü Politikaları(iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, TYP, İEP, MEK) ile istidamın arttırılması, geliştirilmesi ve istihdam edilebilirlik seviyesinin yükseltilmesi amacına hizmet etmekte ve vatandaşların maddi manevi iş arama ve işsizlik sürecine çeşitli hizmetleriyle katkı sunmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada, kadınların işgücü piyasasına katılımında İŞKUR'un TRB1 bölgesi için üstlendiği roller ve uygulanan aktif politikaların etkisi üzerinde durulmuştur. Özellikle bölgesel gelişmişlik düzeyi farklı olan TRB1 bölgesinde, kadın işgücünün işgücü piyasasına katılımında, istihdam edilebilirlik noktasında izlenen politikalar ve kadın istihdamına, kadın işgücünün işgücü piyasasına hazırlanması noktasında İŞKUR'un katkısı üzerinde durulmuş ve bölgesel kalkınmışlık durumuna uygun hizmetlerin çeşitlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Süt ürünleri üretim işletmelerinde faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi - Uygulama, değerlendirme ve muhasebeleştirme
Bahattin Taş
Günümüzde üretim işletmelerinde kullanılmakta olan geleneksel maliyetleme yöntemlerinin artık günümüz şartlarına uygun olmadığı, işletme ihtiyaçlarına cevap veremediği, yeni üretim sistemi ile teknolojilerine uyum sağlayamadığından dolayı yetersiz kaldığı birçok otorite tarafından tartışılmakta ve yöneticileri reform niteliğinde kararlar almaya itmektedir. Alınacak yeni kararlarda yönetici ve ortakların işletmenin varlığını koruması ve işletmenin bu varlığını ileriye taşıması büyük oranda yönetici ve ortakların basiretli davranmalarına bağlıdır. Bu şekilde davranan işletme yönetici ve ortaklarının üretim için en uygun maliyet yöntemine ve bu yöntemden elde edilecek güvenilir bilgilere ihtiyaçları vardır. Buradan hareketle işletmeler ürün ve/veya hizmet üretmek için bazı fedakârlıklara katlanmak zorundadırlar. Bunlardan en önemli ve en büyük paya sahip olan fedakârlık ise ürün ve/veya hizmet için katlanılan maliyettir. Maliyete katlanmanın tek amacı ise işletmelerin dolayısıyla yöneticilerin başarılı olmak istemeleridir. Başka bir ifadeyle kâr elde etme arzusudur. İşletme yönetici ve ortakları için hayati öneme sahip bir noktada bulunan maliyet unsurunun tamamıyla kontrol edilebilir ve çok iyi bir şekilde yönetilebilir bir duruma gelmesi gerekmektedir. Bu durum yöneticileri maliyet odaklı düşünmeye sevk etmekle birlikte işletme için gerekli maliyet hesaplama yöntem ve stratejilerini araştırmaya yönlendirmektedir. Yukarıda sayılan nedenlerle en iyi maliyet verilerini elde etmek için Faaliyet Tabanlı Maliyet yöntemini (FTM) uygulamak işletmeler için doğru bir tercih olacaktır. İşletmeler insanların mal ve hizmet ihtiyacını karşılarken bu ihtiyaçlardan en önemlisi gıdadır. Gıdanın içerisinde tüketimi en fazla olan süt ve süt ürünleridir. Bu amaçla çalışmamız önem kazanmaktadır. Bundan dolayı; çalışma kapsamında süt ürünleri üretimi ile ilgili sütten birden fazla ana, alt ve yan ürün elde edildiği için her bir ürünün maliyetinin de sağlıklı bir şekilde hesaplanması önem arz etmektedir. Çalışma kapsamında bir takım araştırmalar sonucunda süt ürünleri üretim işletmelerinde üretilen ürünlerin hangi maliyetleri taşıdığı ve bu oluşan maliyetleri oluşturan faaliyetlerin neler olduğu ile ilgili bilgilerin işlenmesi ve yönetilmesi araştırılmıştır. Bu nedenlerden dolayı süt üretim işletmelerinde Geleneksel Maliyetleme (GM) yöntemlerini kullanmak yerine modern maliyetleme yöntemlerinden FTM yönteminin kullanılması daha doğru olacaktır. Çalışmamızın amacı; süt ve süt ürünleri üreten firmalarda FTM yönteminin uygulanmasını gösterip bir model önerisi yapmak ve uygulamanın muhasebe kayıtlarını göstererek muhasebe bilimine ve literatürüne katkı sağlamaktır. Uygulama bir firma üzerinden yapılacaktır. Bu uygulama aslında bu tür firmalara FTM yönteminin uygulanmasına yönelik yöneticilere yardımcı olacağı umut edilmektedir. Teorik kısım literatür taraması yöntemi ile düzenlenmiş olup, uygulama kısmında süt ürünleri üretiminde faaliyet gösteren bir işletmeye ait üretim veriler ele alınarak FTM yönteminin uygulanması, Geleneksel Maliyetleme ile karşılaştırılması ve muhasebeleştirilmesi örneğine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faaliyet tabanlı maliyetleme, süt ve süt ürünleri, muhasebe
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021TRB1 bölgesi üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerinin karşılaştırılmasına yönelik bir araştırma
Mehmet Eren Öztürk
Bireylerin gelir, gider, tasarruf, yatırım ve harcamalarının planlanması, ekonomik fırsatların ve paranın etkin bir şekilde kullanılması, zararlardan kaçınılması ve bu konuda gerekli önlemlerin alınması gibi birçok kavramı içine alan girift sürece finansal okuryazarlık denir. Bu süreç; teknoloji, bilim ve finansal piyasalarda değişimler devam ettikçe finansal bilginin de güncellenmesi gerektiğinden hayat boyu devam eden dinamik bir süreç olarak düşünülmelidir. Bireysel finansal okuryazarlık oranları arttıkça toplumsal refah da artar. Çünkü bireyden başlayan tasarruf, inovasyon ve girişimcilik toplumun gelişimine katkı sağlar. Bireysel okuryazarlık ve toplumsal refah ayrı düşünülemez. Bu durum finansal okuryazarlık düzeyinin arttırılması için finansal eğitimin gerekliliğini ortaya çıkarır. Böyle bir eğitimin daha verimli olarak yürütülmesi için çalışmalara finansal okuryazarlık düzeylerinin tespiti ile başlanılmalıdır. Böylece süreç daha hızlı ve verimli ilerler. Bu nedenle birçok kurum ve kuruluşlarda, üniversitelerde ilgili konuda araştırmalar yapılmaya başlanmış, seviye tespiti ve karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir. Yaptığımız bu çalışmada amaç TRB1 bölgesindeki dört üniversitede finansal okuryazarlık oranlarının tespitini sağlamak ve bu oranların karşılaştırılmasını gerçekleştirmektir. Bu amaç doğrultusunda; üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerini artırmak için ne tür eğitimler verilmesi gerektiği noktasında öngörü sahibi olunacaktır. Bu sebeple Tunceli Munzur Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Elazığ Fırat Üniversitesi ve Malatya İnönü Üniversitelerinden tesadüfi örneklem yoluyla 21 fakülte, 2 enstitü ve Meslek Yüksek Okullarından 2574 öğrenciye ulaşılmış, anket uygulanmış, veriler elde edilmiştir. Anketlerde demografik bilgiler, temel düzeyde ekonomi ve finans, bireysel bankacılık, emeklilik ve sigortacılık, finansal tablolar, yatırım, vergi ve mevzuat gibi konularda bilgileri araştıran sorulara yer verilmiştir. Bu sorulara bağlı özel ve genel hipotezler kurulmuş, oluşturulan örneklem gruplarında cinsiyet faktörü, okunulan sınıf seviyesi, eğitim alanı ve internet bankacılığının kullanılıp kullanılmamasıyla finansal okuryazarlık arasında anlamlı ilişkiler aranmıştır. Araştırma ile daha önce hiç çalışma yapılmamış olan TRB1 bölgesi finansal okuryazarlık bilgileri çıkarılarak bilime katkı sağlanmaya çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Yönetimde paradigma değişimlerinin Türk Kamu Yönetimine yansımaları
Merve Akça
Kamu yönetimi statik değil dinamik bir süreçtir ve bu nedenle tarihsel süreç içerisinde sürekli bir değişim geçirmiş ve geçirmektedir. Klan örgütlenmesinden başlayarak, aşiret, krallık, prenslik, beylik, imparatorluk, Weberist ulus devlet ve giderek ulus ötesi küresel devlete doğru yolculuğunda, gelinen bugünkü noktada koruyucu ve müdahaleci devletten minimal devlete dönüşürken, her döneme denk gelen kamu örgütlenmesi ya da devlet yönetimi özellik, görev ve işlevleri bakımından da biri birinden farklılıklar göstermiştir. Özellikle 1970'lerden sonra giderek belirginleşen kamu yönetiminde paradigma, İngiltere merkezli ve ABD destekli olacak şekilde değişimi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın diğer ülke kamu yönetimlerine, bu ara Türk kamu yönetimine de birçok alanda yansımaları olmuştur. Bu çalışmada "yeni kamu yönetimi" nin geçmişten bugüne süregelen "kamu yönetimi" anlayışını nasıl değiştirdiği ve bu değişimde etkili olan faktörlerin neler olduğu ve bunun yanında Türk kamu yönetiminin bundan nasıl etkilendiği değerlendirilmiştir. Çalışmada toplam; yönetim kavramının ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi ile devlet kavramı ve geleneksel kamu yönetiminden post modern kamu yönetimine geçişi, kamu yönetiminin modernleşmesi ile birlikte değişen devlet şekilleri, ve kamu yönetimi örgütlenme türleri, kamu yönetiminde paradigma değişimi ve bu değişimin dünyada ve Türkiye'de kamu yönetimine yansımalarının neler olduğu ve son olarak ise sonuç ve önerilere yer verilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Yaşlanma işleminin aa7075 alüminyum alaşımının mekanik özellikleri üzerine etkileşiminin incelenmesi
Ramazan Ergin
Alüminyum alaşımlarının öz kütle seviyesinin düşüklüğü, yüksek özgül mukavemet, yüksek korozyon direnci ve mekanik niteliklerinin iyileştirilmesi, biçimlendirme ve işleme rahatlığı gibi nitelikler çoğu alanda yararlanmasını sağlamaktadır. Bu alanların başında otomotiv, havacılık-uzay, elektronik, taşımacılık, makine ve imalat sektörleri gelmektedir. Özellikle otomotiv, uzay ve havacılık sektörlerinde hafif olmaları nedeniyle ağırlıklar olabildiğince düşürülerek yakıt tasarrufu sağlanmasında ve hava kirliliğinin önlenmesinde büyük bir öneme sahiptir. Alüminyum alaşımlarının önemli niteliklerinden bir diğeri de mekanik niteliklerinin geliştirilebilir olmasıdır. Bu alaşımların mekanik niteliklerinin geliştirilmesine bağlı olarak birçok sektörde kullanım alanları ortaya çıkmaktadır. Alüminyum alaşımlarının mekanik niteliklerinin geliştirilmesinde yaşlandırma işlemi büyük öneme sahiptir. En çok kullanım alanına sahip Al alaşımlarından birisi de 7075 Alüminyum alaşımlardır. 7075 alüminyum alaşımları Alüminyum-Çinko-Magnezyum-Bakır içermesi nedeniyle çeşitli yaşlandırma işlemleri yapılarak mekanik nitelikleri iyileştirilerek ticari olarak kullanıma sunulmuştur. Mukavemeti artırılan bu alüminyum alaşımı serisi endüstriyel kullanımda herhangi bir termal etkiye maruz kaldığında mekanik niteliklerindeki kaybı deformasyon yaşlanması uygulanarak giderilebilir. Bu çalışmada ısıl işlem uygulanmış halde ticari olarak temin edilen alüminyum alaşımının mekanik özelliklerine deformasyon yaşlanmasının etkisi belirlenmiş ve mekanik özellik mikro yapı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmada, Al alaşımlarında ısıl işlemlerin alaşımın mekanik nitelikleri ve işlenebilirlik özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda farklı sürelerde yaşlandırma işlemi uygulanan numunelerin mekanik özelliklerindeki değişimler ile işlenebilirlik özellikleri ve bunlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Katı atık düzenli depolama tesislerinde hata türü etkileri analizi yöntemiyle iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi-Bingöl örneği
Mehmet Sıddık Baki
Yapılan araştırmalar neticesinde, Dünyada ve Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıkları çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğine yeterince önem verilmemesi, çalışanların genelinde iş sağlığı ve güvenliği bilincinin bulunmaması, uzun çalışma saatleri, yoğun iş temposu, kişisel koruyucu kullanmama, tecrübesizlik ve eğitim/bilgi eksikliği, iş kazaların sebeplerin başında gelmektedir. İşgörenlerin uzun çalışma saatleri, yoğun iş temposu,tecrübesizlik ve eğitim/bilgi eksikliği gibi nedenlerden dolayı iş kazalarının yüksek oranda yaşandığı gözlemlenmiştir. Çalışma bu noktadan hareketle iş yerlerinde karşılaşılabilecek tehlikelerin belirlenerek risk değerlendirmesinin oluşturulması sonucu tehlikelerin kabul edilebilir seviyeye getirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bu bağlamda iş sağlığı ve güvenliğinin kavramsal çerçevesini, iş sağlığı ve güvenliğinin genel prosedürlerini Türkiye'deki uygulamalarını konu alan literatür taraması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Risk Değerleme, Risk Analizi.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Güneş enerji santrali yer seçimi için iki aşamalı bir model önerisi: Tunceli örneği
Yunus Emre Aykaç
With the developing industry over the world and in our country, the need for energy is increasing day by day. The importance of renewable energy sources is increasing day by day due to the great damage caused by fossil fuels to the environment. One of the most important of these is solar energy, which has a very high potential in our country. Due to the high cost of panels and the long return period of the solar power plant investment to be made, the location where the solar power plant will be established is of vital importance for the feasibility of the investment. This study aims to develop a two-stage multi-attribute decision-making (MADM) model for a solar power plant for Tunceli. In this context, initially, by searching the literature and taking expert opinions, the factors affecting the location selection were determined as soil structure and ground, fault line, recreation, landslide, slope, solar radiation, elevation, orientation and distance to power substations. These criteria were weighted by the Best-Worst Method (BWM). Although many MADM methods require a comparison matrix that includes all criteria, fewer comparison matrices are needed in BWM. Since the comparisons in BWM are based on the best and the worst criterion, it enables decision makers to make a more reliable pair wise comparison. Secondly, the most suitable location was selected among eight alternative locations (Tunceli Center, Pülümür, Ovacık, Mazgirt, Hozat, Çemişgezek, Nazımiye, Pertek) according to the weighted criteria. In the second stage, five different MADM methods were used. These are TOPSIS, VIKOR, SAW, GRA and ELECTRE. According to the BWM results; while solar radiation factor was the most important factor with a weight value of 0.334, the fault line factor was determined as the least important factor with a weight value of 0.038. According to the location selection results; Pertek district has been determined as the most suitable location with respect to all five methods. This study is expected to provide a useful guide for neighboring regions in solar power plant location selection and location selection problems in other areas.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Zebra midyesi (Dreissena polymorpha)'nin kadmiyuma karşı bazı biyokimyasal yanıtları
Ahmet Bedrettin Alişer
Bu çalışmada, kadmiyum (Cd)'un farklı konsantrasyonlarına 96 saat süreyle maruz bırakılan zebra midyesi (Dreissena polymorpha)'nde biyokimyasal yanıtının araştırılması amaçlanmıştır. D. polymorpha organizmaları Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği (SKKY)'de su kalite sınıflarında bulunabilirlik oranlarıda göz önüne alınarak biri kontrol (0,00) 10µg/L Cd, 20 µg/L Cd ve 40 µg/L Cd olmak üzere 4 grup oluşturulmuştur. Kontrol grubu dahil 4 grupta süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), Glutatyon Reduktaz (GPx) enzim aktivitelerindeki değişimler ile TBARS ve GSH seviyeleri ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. D. polymorpha'nın SOD enzim aktivitesinde 24. saat uygulamasına bağlı olarak her üç konsantrasyonda da istatistiksel olarak önemli düzeyde azalma olmuştur (p0.05). CAT enzim aktivitesi ise; tüm uygulama konsantrasyonunda anlamlı derecede değişiklik olmamıştır (p>0,05). GPx enzim aktivitesinde ise; Cd uygulaması sonrası kontrole kıyasla önemli bir artış bulunmuştur (p0,05). TBARS ve GSH seviyelerinde hem 24. saat hemde 96. saatte kontrole kıyasla tüm Cd uygulama gruplarında önemli düzeyde artış olmuştur. Cd'a karşı D. polymorpha'da SOD, CAT, GPx enzim aktiviteleri ile TBARS ve GSH seviyelerinde meydana gelen değişikliklere bakıldığında söz konusu biyokimyasal yanıtların alındığı parametrelerin biyobelirteç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Bazı gıda atık maddelerinin boyar madde biyogiderim potansiyelinin optimizasyonu
Hividar Kocakaya
Boyar maddeler; uygulandığı malzemeye kalıcı olarak rengini veren, yoğun renkli ve karmaşık yapılı organik bileşiklerdir. Çeşitli endüstriyel alanlarda kullanılan sentetik boyalar çevreye, özellikle de su alanlarına deşarj edilen ciddi organik kirleticilerdir. Özellikle tekstil, ilaç, kozmetik, plastik, deri, boya, kağıt ve gıda endüstrilerinde kullanılan bu sentetik boyalar, ticari önemleri ve çevreye verilen zararları nedeniyle kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Çevreye salınan bu organik kirleticiler, ekosistemdeki canlı organizmalara zarar verir. Özellikle su fazına boşaltılan sentetik boyalar, toksisiteleri nedeniyle sudaki organizmalara zarar verirler. Bu nedenle, bu boyaların sudan uzaklaştırılması büyük önem taşımaktadır. Membran ayırma, mantar renk giderme, pıhtılaşma, biyosorpsiyon, kimyasal oksidasyon ve adsorpsiyon gibi bazı farklı yöntemler, boyaların endüstriyel kalıntılardan uzaklaştırılması için kullanılabilir, ancak adsorpsiyon tekniği hariç diğer yöntemlerin bazı dezavantajları vardır. Fizikokimyasal yöntemler arasında çevre dostu bir yöntem olan adsorpsiyon tekniği; ucuzluk, esneklik, basitlik ve işlem kolaylığı nedeniyle sentetik boyaların atık sulu ortamdan uzaklaştırılmasında etkilidir. Boyar madde giderimi için portakal kabuğu, böğürtlen, karpuz kabuğu, kavun kabuğu, buğday kepeği, ayçekirdeği, şeker pancarı küspesi, yumurta kabuğu, mantar atıkları gibi birçok atık madde adsorban olarak kullanılmıştır. Ayrıca adsorpsiyon yönteminde temas süresi, çözelti başlangıç konsantrasyonu, sıcaklık, pH ve adsorban miktarı gibi birçok parametre araştırılmaktadır. Bu çalışmada; adsorpsiyon yöntemiyle sulu çözeltideki metilen mavisi ve eriokrom siyahı T boyar maddelerinin biyogideriminde çay atığı, muz kabuğu ve kestane kabuğunun adsorban olarak kullanılabilirliği araştırıldı. Ayrıca bu çalışma, metilen mavisi ve eriokrom siyah T boyalarının adsorpsiyonunda etkili olan temas süresi, çözelti başlangıç konsantrasyonu, sıcaklık, pH ve adsorban miktarı gibi parametrelerin etkisine odaklanmıştır. Deneysel çalışma koşulları merkezi kompozit tasarımı kullanılarak tasarlandı ve bu parametreler optimize edildi. Varyansın yanıtlarını ve analizini (ANOVA) tahmin etmek için merkezi kompozit tasarım kullanılarak bir regresyon modeli elde edildi ve model yeterliliğini kontrol etmek için uyum eksikliği testi kullanıldı. Kontrol edilen ve önerilen kuadratik modelin deneysel tasarım verilerinden kaynaklandığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; parametrelerin hem tek başına hem de ikili etkileşimlerinin adsorpsiyonu etkilediği tespit edildi. Artan pH değeri, sıcaklık, temas süresi ve başlangıç derişimi ve azalan adsorban miktarı ile metilen mavisinin adsorpsiyonun arttığı gözlenirken; artan başlangıç derişimi, sıcaklık, temas süresi, düşük pH değeri ve azalan adsorban miktarı ile kullanılan adsorbanların eriokrom siyahı T boyar maddesi için adsorplama kapasitesinin arttığı tespit edildi. Boyar maddelerin biyogideriminde kullanılan muz kabuğu, kestane kabuğu ve çay atığı adsorban maddelerinin adsorplama kapasitesi; metilen mavisi için kestane kabuğu>çay atığı>muz kabuğu olarak, eriokrom siyahı T için muz kabuğu>çay atığı> kestane kabuğu olarak bulundu.
- Doktora TeziAçık Erişim2020Ultrasonik destekli ekstraksiyon parametrelerinin belirlenerek keçiboynuzundan elde edilen pekmezinin bazı kalite özelliklerinin araştırılması
Zeynep Eroğlu
Keçiboynuzu pekmezi yapımında en önemli basamak şıra elde etme aşamasıdır. Keçiboynuzunda (Harnup) bulunan %60'lık toplam şeker içeriğinin, keçiboynuzunun lifli yapısı nedeniyle şıraya geçirilmesi oldukça zordur. Geleneksel olarak 12 saatten 3 güne kadar değişen sürelerde ekstraksiyon yöntemiyle şıra elde edilmektedir. Şıraya keçiboynuzundaki bileşenlerin daha fazla miktarda ve kısa sürede geçirilmesi amacıyla güncel ekstraksiyon yöntemlerinden olan ultrasonik destekli ekstraksiyon işlemi kullanılmıştır. Ultrasonik destekli ekstraksiyon işlemi için cevap yüzey yöntemi kullanılarak Box-Benkhen metoduna göre desen oluşturulmuştur. Optimizasyonda ekstraksiyon süresi, sıcaklığı, meyve/çözgen oranı, ultrasonik güç bağımsız değişkenler olup; toplam çözünür kuru madde, verim, antioksidan kapasitesi ve toplam fenolik madde miktarı ise yanıt olarak seçilmiştir. Elde edilen optimizasyon sonuçlarına göre optimum çalışma koşulları 40˚C, 21dk, 1/9 oranında, %84 ultrasonik güç olarak belirlenmiştir. Belirlenen optimum koşullarda ultrasonik ekstraksiyon ile şıra elde edilip bu şıradan atmosferik basınçta, 70˚C ve 80˚C vakum altında pekmez üretilmiştir. Geleneksel şıra elde etme yöntemi ile ultrasonik destekli şıra elde etme yöntemleri arasındaki farkları gözlemleyebilmek için geleneksel yöntem ile de şıra elde edilip yine üç farklı yöntemle pekmez üretilmiştir. Keçiboynuzu pekmezlerinin kimyasal bileşimi, renk, toplam antioksidan kapasite ve toplam fenolik madde miktarı açısından geleneksel şıra eldesi ile ultrasonik şıra eldesi bakımından pekmez üretimleri arasında fark olmadığı tespit edilmiştir. Ultrasonik yöntem ile HMF miktarlarının kısmen arttığı ancak bu artışın kabul edilebilir düzeyin altında olduğu görülmüştür. Pekmezlerin şeker dağılımında ultrasonik yöntemde glukoz miktarı azaldığı, sakkaroz miktarı arttığı ve fruktoz miktarlarında önemli bir fark görülmediği belirlenmiştir. Fenolik dağılımına bakıldığında kateşin ve vanilin miktarının ultrasonik ekstraksiyon yöntemiyle arttığı, rutin miktarının ise azaldığı saptanmıştır. Gallik asit, prokateşik asit, klorojenik asit ve trans-p-qumarik asit açısından ultrasonik yöntem ile geleneksel yöntem arasında fark bulunmamıştır. Ayrıca vanilin ve rutinin açık kazanda pişirme ile parçalandığı gözlemlenmiştir. Keçiboynuzu pekmezi geleneksel ve ticari olarak çok farklı ekstraksiyon sıcaklık (50˚C ile 90˚C arasında) ve sürelerinde (4-12 sa arasında hatta 3 güne kadar) üretilmektedir. Çalışmamızda uygulanan ultrasonik ekstraksiyon yöntemi ile sürenin 21dk ve sıcaklığın 40˚C düşürülebildiği görülmektedir. Pekmez üretim yöntemlerinde ekstraksiyon aşamasında ultrasonik destekli ekstraksiyondan faydalanılabileceği düşünülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Bir silindir etrafındaki akışın ince kabuk vasıtasıyla düşük bir Reynolds sayısında kontrolü
Tuğba Südüpak
Bu çalışmada, bir ince kabuğa sahip bir silindir etrafındaki akışın sayısal benzetimi gerçekleştirilmiştir. Çalışılan, silindir çapına (D) dayalı Reynolds sayısı (Re) Re=75'tir. Silindir bir ince kabuk tarafından çevrelenmiştir. İnce kabuğun üç adet açıklığı bulunmaktadır ve 0,005D'lik bir kalınlığa sahiptir. Açıklıklar arasındaki açılar eşittir. Şu muteakip geometrik karakteristiklerin etkileri incelenmiştir: kabuk üzerindeki üç eş-boyutlu açıklığın mesafesi, hücum açısı ve kabuk dış çapının silindir çapına oranı. Tüm sayısal tahminler için ticari hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) paket program olan Fluent® (Ansys®Academic Research CFD, Release 19.1) kullanılmıştır. Kuvvet katsayılarının grafikleri, ince kabukların direnç düşürmede etkili olamadıklarını göstermiştir. Zaman-ortalamalı direnç katsayısında hafif bir düşüş (%4,5) olmaktadır fakat bu önemsizdir. İnce kabuk, KOK kaldırma katsayısını düşürmede oldukça yararlıdır. M03-11-21, KOK kaldırma katsayısını düşürmede en iyi performansı göstermiştir. RMS kaldırma katsayısı, tek silindir durumuna göre %41,5 düşürülmüştür. Bununla birlikte, ince kabuğun çalkantı direnç ve kaldırma katsayılarını eş zamanlı tetiklemede de gayet başarılı oluğu bulunmuştur. M05-11-20'nin KOK direnç ve KOK kaldırma katsayıları, sırasıyla, tek silindirinkilerden 16,3 ve 2,24 kat fazladır. Kabuk ve silindir arası boşluğun, açıklıkların mesafesinin ve hücum açısının art izinde değişiklik açısından oldukça önemli olduğu not edilmelidir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020Dikdörtgen-çentikli plaka ile bir silindir üzerindeki direnci düşürme
Ferzan Fidan
Literatürde önceki araştırmacılar tarafından küt cisim direncini düşürmek için birçok akışa ters yönde konumlanmış küçük parçalar önerilmiş olmasına rağmen, bu araştırmaların hiçbirinde bir akışa ters yöndeki parça ve bir küt cisimden oluşan sistemin direncini düşürmek için üç-boyutlu bir parça kullanılmamıştır. Bu çalışmada, çeşitli dikdörtgen-çentikli plakalı sistemlerin aerodinamik performansı deneysel olarak test edilmiştir. Deneyler kapalı-çevrim rüzgar tünelinde gerçekleştirilmiştir. Tüm zaman-ortalamalı direnç, , ölçümlerinde, silindir çapına (D) bağlı Reynolds sayısı (Re) 12000 civarıdır. Bir dairesel silindir ve onun önündeki çentikli plakalardan meydana gelen sistemlerin (P01, P02, P03 ve P04 durumları) sonuçları, tek silindirinki (TS durumu) ve bir dairesel silindir ve onun önündeki düz plakadan meydana gelen sisteminki (P00 durumu) ile kıyaslanmıştır. Ön kısımdaki plakanın tipine bakılmaksızın, sistemlerin 'leri TS'ninkinden daha düşüktür. İki cisim arasındaki çok düşük boyutsuz mesafelerde, 0 düşürme bakımından en iyi performansı P00 durumu göstermiştir. g/D>0,25 için, P04 durumunun performansı P00'ınkine çok benzemektedir. Bununla birlikte, olası en düşük g/D'de 'yi minimuma düşürmede, P03'ün etkinliği en yüksek durum olduğu tespit edilmiştir. g/D=0,75 olduğu durumda, P03 sisteminin 'si, TS'ninkinden ve P00 sistemininkinden, sırasıyla, %37 ve %11 daha düşüktür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019Alabalık (Oncorhynchus mykiss) juvenillerinde yeni bitkisel anestetik maddelerin etkin konsantrasyonlarının belirlenmesi
Çiğdem Coşansel
Su ürünleri yetiştiriciliğinde 2-fenoksietanol, MS-222 (tricaine) ve benzokain gibi sentetik anestetikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Amerika ve İngiltere'de yemeklik balıklarda kullanılmasına yasal olarak izin verilen tek anestetik madde MS-222'dir. İlaç ve Gıda Örgütü (FDA) tarafından MS-222'nin balık vücudundan atılma süresi 21 gün olarak belirtilmiştir. Bu da balıkların pazarlanmasında gecikme yaşanmasına neden olmaktadır. Sentetik anestetiklere karşı iyi bir alternatif seçeneği olarak düşünülen bitkisel ürünlerden elde edilen değişik yağların kullanımları her geçen gün kullanımları artmakta ve çalışmaları sürmektedir. Yapılan araştırmalarda karanfil yağının anestetik etkileri üzerine birçok çalışma gerçekleştirildiği görülmektedir. Bununla birlikte, okaliptüs ve melisa yağlarının anestetik etkisi hakkında çalışmanın az sayıda olduğu görülmüştür. Çalışmada karanfil yağı; 25, 37.5, 50 µL/L, okaliptüs yağı; 300, 350, 400 µL/L ve melisa yağı; 200, 300, 400 µL/L olarak üçer farklı konsantrasyonda kullanılmış olup gökkuşağı alabalığı yavru bireylerinde uygun anestetik konsantrasyonlar tespit edilmiştir. Her doz için üç ayrı deneme yapılarak en uygun dozlar belirlenmiştir. Karanfil yağında 37,5 µL/L, okaliptüs yağında 400 µL/L, melisa yağında 400 µL/L konsantrasyonları ile kullanımı gökkuşağı alabalığı için uygun bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Karanfil yağı, Okaliptüs yağı, Melisa yağı, Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), Anestetik madde
