Koleksiyon/r/munzur/10

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Triklorfon'a maruz kalan Gammarus pulex'de antioksidan yanıtın araştırılması

    Dilan Tulpar

    Bu çalıĢmada, pestisit ve endokrin bozucu bir mikro kirletici olan triklorfona maruz bırakılan G. pulex'in antioksidan yanıtlarının araĢtırılması amaçlanmıĢtır. ÇalıĢmamızda kullanılan canlı materyal G. pulex örnekleri, Munzur Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi AraĢtırma Laboratuvarında kültüre alınmıĢ canlılardan temin edildi. Farklı konsantrasyonlara sahip ve 24 ve 96 saatlik uygulama süresinde triklorfon uygulanan üç ayrı grup (A, B, C) ve kontrol grubunda enzimatik aktivitelerden asetilkolinesteraz (AChE), sitokrom P450 (CYP1A1) ile glutatyon S-transferaz (GST) seviyelerindeki değiĢimler izlendi. Sözkonusu biyokimyasal biyobelirteçler, ELISA metodu kullanılarak mikroplate okuyucuda ölçüldü. AChE enzim aktivitesini kontrol ile kıyasladığımızda 24 saatlik uygulama süresinde tüm gruplarda arttı (p>0.05), 96 saatlik uygulama süresinde ise azaldı (p<0.05). Maruz kalma süreleri istatistiksel olarak karĢılaĢtırıldığında sadece 96 saatlik uygulamanın sonunda A ve B gruplarındaki azalıĢ anlamlı olarak bulundu (p<0.05). CYP1A1 enzim aktivitesi kontrol ile kıyaslandığında her iki uygulama süresinde de tüm gruplarda azaldı (p>0.05). GST enzim aktivitesi kontrol ile kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında arttı (p<0.05). Triklorfona karĢı G. pulex dokularında AChE, CYP1A1 ve GST enzim aktivitelerinde meydana gelen değiĢikliklere bakıldığında bu enzimlerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ayrıca, G. pulex'in su kalitesi açısından triklorfon kirliliğini yansıtacak etkili bir biyoindikatör olduğu da kanıtlandı. Biyokimyasal biyobelirteçlerin farklı sonuçları, olası metabolik süreçlerin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir ve G. pulex'in biyokimyasal tepkisi, daha çok tarımsal alanlardan yüzey sularına karıĢan triklorfon kirliliğinin çevresel sonuçlarını büyük ölçüde ortaya koyabilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Şeftali çekirdeğinden elde edilen aktif karbonun brıllıant green boyar maddesinin giderimine uygulanması

    Rahime Kayar

    Günümüzde su kaynaklarının çeşitli kirleticilerle kirlenmesi global bir çevre sorunu oluşturmaktadır. Boyar maddelerin birçok endüstride kullanımının artması ile de kirleticiler içerisinde büyük bir grubu oluşturmaktadır. Aktif karbon en yaygın kullanılan adsorbenttir. Yüksek yüzey alanı ve gözenek hacmi sayesinde ağır metallerin, organik bileşiklerin, boyar maddelerin sulu çözeltilerden giderilmesinde kullanılmaktadır. Ancak aktif karbonun fiyatı yüksektir. Fiyatın yüksek olması kullanımını sınırlamakta ve düşük maliyetli adsorbent arayışına yol açmaktadır. Bu çalışmada, bazik özellikteki boyar madde olan Brilliant Green'in, sulu ortamdan giderimi incelenecektir. Boyar madde içeren atıksudan düşük maliyetli adsorbent olarak şeftali çekirdeği kullanılarak farklı deneysel şartlarda kesikli çalışan bir sistemde adsorpsiyon yöntemiyle renk giderimi yapılması amaçlanmıştır. Farklı zaman, sıcaklık, pH, adsorbent miktarı, boyar madde konsantrasyonu parametreleri denenerek optimum koşullar belirlenmiş ve en yüksek giderim verimi elde edilmeye çalışılmıştır. Yapılan deneyler sonucunda en iyi boyar madde adsorpsiyonun pH=9, 25 mg/L, 150 rpm, 2 gr/L ve 60ºC'de uygun şartlar altında % 98,27'lik verim elde edilmiştir. Elde edilen deneysel verilerden, çeşitli denge izoterm modellerinin (Langmuir, Freundlich) ve kinetik modellerinin (yalancı birinci derece, yalancı ikinci derece) adsorpsiyon sürecine uygunluğu araştırılmıştır. Denge izotermleri, en iyi Langmuir denge izoterm eşitliği tarafından tanımlanmıştır. Adsorpsiyon kinetiğinin, en iyi yalancı ikinci dereceden kinetik modeline uyduğu görülmüştür. Termodinamik parametreler (ΔHº, ΔSº, ΔGº) hesaplanmıştır. Pozitif entalpi değeri (ΔHº) adsorpsiyon sürecinin endotermik olduğunu, negatif Gibbs serbest enerji değeri (ΔGº) adsorpsiyon işleminin kendiliğinden gerçekleştiğini ve entropi değeri (ΔSº) çözelti-adsorbent ara yüzeyindeki rastlantısallığın artışını göstermektedir. Sonuçlara göre, hazırlanan aktif karbonun sulu çözeltilerden Brilliant Green giderimi için düşük maliyetli bir adsorbent olarak kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Aktif Karbon, Boyar Madde, İzoterm, Kinetik

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Di-(2-etilhekzil) fitalat'ın Gammarus pulex'de oluşturduğu toksisitenin histopatolojik ve biyokimyasal olarak incelenmesi

    Ömer Şamasas

    Fitalatlar, plastik malzemelerin sertliğini azaltmak, malzemelere esneklik ve yumuşaklık kazandırmak için katılan kimyasal maddelerdir. Günümüzde birçok kozmetik üründe, deterjan, oyuncak ve kişisel bakım ürünleri gibi günlük hayatta kullanılan ürünlerde de kalıcı koku ve renklendirme amacıyla kullanılmaktadır. Yapılan bu tez çalışması ile Di-(2-Etilhekzil) Fitalat (DEHP)'in farklı dozlarına maruz kalan Gammarus pulex'de biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikler incelenerek DEHP'in neden olduğu toksisistenin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Öncelikli olarak DEHP'in LC50 (letal konsantrasyon 50) değeri statik bir test kullanılrak belirlenmiştir. DEHP LC değeri 0,079±0,01 ppm olarak tespit edilmiş ve sonra üç subletal dozda DEHP (LC değerinin 1/4; 1/8 ve 1/16 oranında ) 24 ve 96 saat boyunca G. Pulex'e uygulanmıştır. ELISA kiti kullanılarak Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (KAT), Sitokrom p450 (CYP1A1), Glutatyon S-transferaz (GST) aktiviteleri ölçülmüştür. Gammarus pulex'de meydana gelen apoptozisi belirlemek için immunohistokimyasal (IHC) analiz yöntemi olan Kaspaz (Caspase) metodu kullanıldı. Farklı DEHP dozlarına maruz bırakılan gruplarda CYP1A1 aktivitelerinin azaldığı ancak bu değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. KAT aktivitesinin DEHP uygulamasına bağlı olarak 24 ve 96 saatler sonrasında genel bir artış gösterdiği gözlenmiştir. SOD ve GST aktivitelerinin ise 96.saat sonrasında arttığı saptanmıştır. Model canlının ışık mikroskobu incelemesinde ise; DEHP uygulamasının özellikle de Gammarus pulex solungaçlarında vakuolizasyon, anormal çekirdek pigmentasyonu, sütunların yokluğu, hemolenfatik kanallarda azalma veya yokluk ve hemolenf ile dolu hemolenfatik lakuna gözlenmiştir. 96. saat sonrasında ise solungaç kollapsı ve hiperplazi belirlenmiştir. Sonuç olarak, SOD, KAT ve GST'deki değişikliklerin potansiyel olarak çevre içindeki risk değerlendirmesi için hassas biyolojik belirteç olarak kullanılabileceği ve DEHP' in Gammarus pulex'de uygulama dozları ve uygulama sürelerindeki artışa bağlı olarak artan immunoreaktiviteye neden olduğu saptanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çift beslemeli asenkron generatör tabanlı değişken hızlı rüzgâr türbinlerinin kontrolü, tasarımı ve analizi

    İrfan Erdem

    Son yıllarda dünya üzerinde yaşanan enerji krizi, enerji fiyatlarında meydana gelen artış, giderek artan enerji talebi ve bu talebi karşılayacak yenilenemeyen enerji kaynaklarındaki azalıştan dolayı alternatif enerji kaynaklarının araştırılması ve geliştirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Dünyanın artan enerji ihtiyacının temiz, ekonomik ve güvenli bir şekilde karşılanmasında yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi artmıştır. Bu kaynaklardan biride, elektrik üretiminde en yüksek büyüme oranına sahip olan rüzgâr enerjisidir. Rüzgâr tarafından üretilen kinetik enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülebilmesi için rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır. Rüzgâr türbinleri sabit hızlı ve değişken hızlı olmak üzere iki farklı şeklinde kullanılmaktadır. Rüzgâr tarafından üretilen kinetik enerji genellikle değişkendir. Bu değişimi daha verimli bir şekilde kullanmak ve türbin verimini arttırmak için günümüzde çoğunlukla değişken hızlı rüzgâr türbinlerinin üretimi tercih edilmektedir. Değişken hızlı rüzgâr türbin sistemlerinde genellikle doğrudan sürülen senkron generatörler ve çift beslemeli asenkron generatörler tercih edilmektedir. Çift beslemeli asenkron generatörler (ÇBAG)'lerde aktif ve reaktif güç ayrı ayrı kontrol edilebilmektedir. Güç elektroniği dönüştürücü gücünün sistem gücünden küçük olması nedeniyle maliyetleri azdır. Bozucu etkilere karşı dayanıklı ve kararlıdırlar. Bu gibi avantajlarından dolayı son yıllarda kullanımı artmıştır. Ancak karmaşık modele ve çok sayıda parametreye sahip olmalarından dolayı kontrol edilmeleri oldukça zordur. Bu tez çalışmasında çift beslemeli asenkron generatör tabanlı değişken hızlı rüzgâr türbinlerinin yapısı ve kontrolü incelenmiştir. Çift beslemeli asenkron generatör tabanlı değişken hızlı rüzgâr türbin sisteminin kontrolü için vektör kontrol algoritması uygulanmıştır. ÇBAG'ler çift taraflı enerji akışı sağlayabilmesinden dolayı, arka arkaya bağlı iki adet çift yönlü güç elektroniği dönüştürücüsünden oluşur. Rotor tarafına bağlanan dönüştürücü devresi ile değişken hız kontrolü amaçlanmıştır. Tüm sistemin parametreleri belirlenip matematiksel modeli oluşturulmuştur. Değişken hızlı rüzgâr türbinlerinde kullanıma yönelik, dayanıklı ve uygulanabilir yüksek performanslı, çift beslemeli bir asenkron generatör kontrol sistemi oluşturulmuştur. Ayrıca ÇBAG'nin kontrolü için sürücü devre kartı tasarlanmıştır. ÇBAG'nin kontrol algoritmasını tasarlamak için MATLAB/Simulink paket programı kullanılmıştır. Sürücü devre kartının tasarlanmasında AUTODESK/Eagle bilgisayar paket programı kullanılmıştır. Tasarlanan sistem kontrolü ve sürücü devre kartının değişken hızlı rüzgâr türbin sistemlerine uygulanabilirliği başarılı bir şekilde kanıtlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Web kütük dosyaları kullanılarak makina öğrenmesi tabanlı saldırı tespit sistemi geliştirilmesi

    Cemile İnce

    Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte insanlar arasındaki iletişim ve etkileşim büyük bir ivme kazanmıştır. Adeta mesafeler kısalmış, alışveriş gibi birçok işlem farklı bir boyuta taşınarak şekil değiştirmeye başlamıştır. Sosyal hayat dahi çevrimiçi olan sanal ortamlarda gerçekleştirilir olmuştur. Gün geçtikçe insanlar daha fazla bilişim altyapısı içeren sistemler kullanmaya başlamıştır. Kullanılan her türlü araç gibi bilişim sistemlerinde de, iyi niyetli insanlar olduğu gibi, sistemi bozmaya veya farklı bir amaç için kullanmaya çalışan insanlar sürekli olmuştur. Bu sebepten ötürü, bilgisayar sistemlerinin yaygınlaşması, bu sistemleri kullanan insanların yaptıkları işlemlerin, kişisel bilgilere girmeden kaydedilmesini zorunlu hale getirmiştir. Günümüzde internetin büyük bölümünü farklı amaçlar doğrultusunda hazırlanmış ve insanların kullanımına sunulmuş web sayfaları oluşturmaktadır. Gerek sınırlı erişim gerek halka açık erişimli sayfalar olsun, bütün sunucu sistemleri kullanıcıların erişim kütüklerini (log) tutmaktadır. Bu kütük dosyalarında, kişisel olmayan erişim bilgileri tutulmaktadır. Bu tez çalışmasında, sunucu sistemlerinde tutulan kütük dosyaları üzerinden, ilgili sistem için saldırı tespit uygulaması geliştirilmiştir. Uygulama, İnönü Üniversitesi web sayfası kütükleri kullanılarak makina öğrenmesi tabanlı yapay sinir ağları yöntemiyle geliştirilmiştir. Yapay sinir ağları ile yapılan çalışmada %99.4 lük başarı elde edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Probiyotik-prebiyotik ile zenginleştirilmiş zarrouk besin ortamında kültüre alınan Spirulina platensis'in farklı ortam koşullarında protein içeriğinin incelenmesi

    Elif Seyhaneyıldız

    Bu çalışma, içerisinde probiyotik bakterilerden Bifidobacterium infantis, Bifidobacterium thermophilum ve Leuconostoc mesenteroides'in, prebiyotik olarak ise betaglukan ve oligosakkarid karışımının bulunduğu probiyotik-prebiyotik (P-P) bir ürünün Spirulina platensis'e etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada, biri kontrol olmak üzere 4 farklı grup kullanılmıştır. 1. gruba 0.01, 2. gruba 0.05 ve 3. gruba 0.1 ml/L P-P ilave edilmiştir. Her bir besin ortamı ile oluşturulan deneme iki farklı sıcaklık (20 ve 40 ºC) ve iki farklı aydınlatma (1600 ve 3200 lux) kullanılarak yapılmıştır. Biyomas açısından bakıldığında P-P ürünü, farklı sıcaklıklarda farklı tepkiler verse de protein oranı bakımından bütün gruplarda sonuçları olumlu olmuştur. Hem biyomasa hem de protein içeriğine en olumlu etki ise %68.71 protein içeriği ve ortalama 0.727 OD ile 40 ºC'de ve 3200 aydınlatmada 0.1 ml/L P-P ürünün ilave edildiği grupta olmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Lipopolisakkarit (LPS) ile uyarılmış gökkuşağı alabalığı gonad hücrelerinde (RTG-2) Inula viscosa L.'nın etkilerinin araştırılması

    Tülay Metin Korkmaz

    Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığından izole edilmiş gonad hücre hattı (RTG-2) LPS ile enfekte edilmiş I. viscosa'nın anti-proliferatif ve anti-inflamatuar etkileri incelenmiştir. Ön çalışmalarla farklı konsantrasyonlarda LPS (1, 5, 10 ve 20 µM/ml) ve I. viscosa (IV) (1, 5, 10 ve 20 µg/ml)'nın etkin ve hücreler için toksik doz tespitleri viabilite testleriyle çalışılmıştır. Elde edilen verilere göre, 5 µM/ml LPS konsantrasyonunun kontrol grubuna göre % 2 proliferasyon gösterdiği, 10 ve 20 µM/ml'de sırasıyla %4 ve %27 oranında azalmalar kaydedildiği saptanmıştır. Bu nedenle deneysel enfeksiyon için 20 µM/ml LPS etkin konsantrasyon olarak seçilmiştir. I. viscosa ise 1µg/ml konsantrasyonda kontrol grubuna göre % 1,1'lik hücre proliferasyonu göstermiş, artan konsantrasyonlarla (5, 10 ve 20 µg/ml) hücre canlılığını üzerinde sırasıyla % 1.7, %19 ve % 36 düzeylerinde azaltıcı etkiler kaydedilmiştir. Antisitotoksik etkinliğine sahip I. viscosa'nın1µg/ml konsantrasyonu deneme için kullanılmıştır. Daha sonrasında dört deneysel düzenek kurgulanmıştır. İlk grup kontrol grubu olarak değerlendirilmiş (C), ikinci grup LPS ile enfekte edilmiştir (LPS). Üçüncü grup yalnızca I. viscosa ile muamele edilmiş (IV), son grup LPS ile enfekte edilen gonad hücreleri üzerinde I. viscosa'nın maruziyeti (LPS+IV) ile oluşturulmuştur. I. viscosa esansiyel uçucu yağı su destilasyonu yöntemi kullanılarak temin edilmiştir. Antiinflamatuar etki için hedeflenen IL-1β, IL-8 ve TNF-α genlerinin ekspresyonları qRT-PCR metodu ile belirlenmiştir. IL-6 protein düzeyi tespiti için ELISA yöntemi uygulanmıştır. LPS ile enfekte edilen RTG-2 hücrelerinde araştırılan tüm pro-enflamatuar parametreler up regülasyonlar sergilemiş, en fazla TNF-α gen ekspresyon düzeyinde artış görülmüştür (11.3 kat). LPS maruziyeti sonunda İV eklenen grupta ise down regülasyonlar izlenerek, en fazla etkiyi %96 ile IL-1β göstermiştir. IL-6 protein düzeyi için veriler değerlendirildiğinde, tersi bir durum görülmüş, kontrol grubuna göre LPS tarafından % 4 oranında azalma, LPS maruziyeti sonunda İV eklenen grupta ise yaklaşık %9 oranında artma olduğunu belirlenmiştir. Pro-enflamatuar sitokinler üzerinde I. viscosa'nın etkinliği bu çalışma ile ortaya konularak, LPS inhibisyonu ve LPS'ye karşı IV'nın anti-enflamatuar etkileri olduğu belirlenmiştir. Fakat daha ileriki çalışmalarla I. viscosa'nın farmakoloik etkinliği birçok yönden daha detaylı olarak çalışılmalıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Mardin ili Kızıltepe ilçesi ileri biyolojik atıksu arıtma tesisinin işletme verimliliği, işletme problemleri ve çözüm önerileri

    Mehmet Nedim Sağlam

    Son yıllarda kentleşme oranının artmasıyla beraber evsel nitelikli atıksular, çevre kirliliğinin ortaya çıkmasında rol oynayan önemli sebeplerden biri haline gelmiştir. Kentsel atıksu arıtma tesisleri bu kirliliği engellemek için yapılmış olan, evsel nitelikli atıksularının aktarılacağı alıcı ortama varmadan önce zararlı etkilerini engelleyen veya olabilecek en düşük seviyeye indiren tesislerdir. Bu çalışmada Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtım Tesisi'nde 8 ay boyunca günlük tesis giriş ve çıkışından alınan 24 saatlik kompozit numuneler ile KOİ (Kimyasal Okisjen İhtiyacı), BOİ (Biyolojik Okisjen İhtiyacı), pH, AKM (Askıda Katı Madde), TN (Toplam Azot), TP (Toplam Fosfor), NH+4-N (Amonyum Azotu) ve NO-3-N (Nitrat azotu) analiz edilip verimliliği gözlemlenmiştir. Havalandırma havuzdan alınan anlık numuneler ile MLSS (Karışık Sıvıda Askıda Katı Madde), MLVSS (Karışık Sıvıda Uçucu Askıda Katı Madde), ÇÇH (Çökelebilen Çamur Hacmi), ÇHİ (Çamur Hacim İndeksi) ve çamur çürütücü tankından alınan numuneler ile CaCO3 (Kalsiyum Karbonat), organik asit analiz edilip değerlendirilmiştir. Mardin Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kontrolündeki Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisleri'nin deşarj limitleri Kentsel Atıksu Arıtma Yönetmeliği'ne göre değerlendirilmektedir. Atıksu kirletici parametreleri ve tesis performansı bu yönetmelik ve proje raporundaki hedefler baz alınarak yapılmıştır. Her bir parametre için aylık ortalama değer alınarak tablo ve grafiklerle desteklenmiş olup Kentsel Atıksu Arıtma Yönetmeliği'ne uygunluğuna bakılarak işletme verimliliği incelenmiştir. Günlük yapılan analiz verileri tablolar halinde çalışmanın son kısımda yer alan Ekler bölümünde sunulmuştur. Kızıltepe İleri Biyolojik Atıksu Arıtım Tesisi'nde karşılaşılan işletme problemleri araştırılıp tespit edilerek çözüm önerileri ile birlikte belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atıksu, Atıksu Arıtma Tesisi, Arıtma Verimliliği, İşletme Problemleri, Fiziksel Arıtma, Kimyasal Arıtma, Biyolojik Arıtma, İleri Arıtma

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tunceli-Cumhuriyet Mahallesi zemin araştırmalarının irdelenmesi ve zemin özelliklerinin belirlenmesi

    Çağdaş Turan

    Tunceli Doğu Anadolu bölgesinin batısında, Yukarı Fırat bölümünde yer almakta olup, sınırları 38°19' ve 40°26' doğu boylamları ile 39°36' ve 38°46' kuzey enlemleri arasında kalır. İlin toplam alanı 7.774 km² olup kuzeyden ve batıdan Erzincan, güneyden Elazığ, doğudan Bingöl illeriyle çevrilidir. Tunceli ilinin Rakımı 914 metre olup, Yeni Mahalle, Cumhuriyet, Esentepe, Moğultay, Alibaba, İsmet İnönü, Aktuluk belli başlı mahalleleridir. Bu tez kapsamında; çalışma alanı olan Tunceli ili Cumhuriyet Mahallesi'ne ait gerek özel mühendislik bürolarınca yapılan gerekse Tunceli Belediyesi adına İller Bankası tarafından yapılan imara esas jeolojik ve jeoteknik etüd raporu bir araya getirilerek derlenmiş ve Cumhuriyet Mahallesi'nin zemin özellikleri değerlendirilmiştir. Tez kapsamında arazi deneylerinden standart penetrasyon, inklonometre, presiyometre deneyleri ile örselenmemiş numuneler ve karot numuneleri üzerinde laboratuarda yapılan su muhtevası, elek analizi, hidrometre, atterberg limitleri, konsolidasyon, şişme basıncı, özgül ağırlık, doğal birim hacim ağırlık, üç eksenli basınç deneyi, nokta yükleme ve tek eksenli basınç vb. laboratuvar deney sonuçları değerlendirilerek çalışılan alandaki farklı formasyonların zemin özellikleri belirlenmiştir. Çalışma alanının zemin özelliklerinin belirlenmesinde 14 parselde toplam 36 sondaj kuyusu açılmıştır. Bu sondaj kuyuları 15 m'ye varan sığ sondajlar olup bu sondaj kuyularında toplamda 490 m ilerlenmiştir. Sondaj kuyularında geçilen zeminler: Karşılar Formasyonu, Tunceli Formasyonu birimleri, Tunceli Formasyonuna ait rezüdüeller ve güncel çökellerdir. Çalışma alanında geçilen birimler strartigrafik olarak sıralanacak olunursa en altta Üst Palezoyik-Erken Mesozoyik Karşılar Formasyonuna ait birimler, Karşılar Formasyonu üzerine Tunceli Formasyonuna ait Geyiksuyu Üyesinden (Ttg) Hozat Üyesine (Tth) kadar dört farklı üyeye ait birimler ve rezüdüelleri gelmekte olup en üstte ise güncel çökeller bulunmaktadır. Çalışma alanında açılan sondaj kuyularında geçilen birimlerin yaklaşık % 98'i kil zemindir. Çalışma alanında geçilen formasyonlara ait sahada gözlemlenen litolojik özellikler incelenenecek olunursa: Tunceli Formasyonu; kötü dereceli konglomera, kırmızı renkli çamurtaşı, kiltaşı ve kırık-çatlaklı kumtaşı birimlerinden oluşurken, Tunceli Formasyonu rezüdüelleri ve güncel çökeller değişik plasite derecesindeki kil zeminden, Karşılar Formasyonuna ait birimler ise mermerden oluşmaktadır. Tunceli Formasyonu içerisinde yer alan kil zeminler, kıvamlılık indeksine göre büyük oranda çok katı formdayken; likitlilik indeksine göre plastik-katı ve kırılgan katı formda olduğu görülmektedir. Plastisite derecesine göre ise genelde yüksek plastisiteli olduğu görülmektedir. Taraça birimleri içerisinde yer alan kil zeminlerin kıvamlılık indeksine göre çok büyük oranda çok katı formda olduğu, likitlilik indeksine göre çok büyük oranda plastik-katı formda ve plastisite derecesine göre ise yüksek plastisiteli olduğu görülmektedir. Çalışma alanındaki zeminlerde gerçekleşebilecek oturmalar kabul edilebilir sınırdadır. Kaya zeminlerde taşıma gücü değerleri Tunceli Formasyonuna ait birimlerde 13.30 -37.13 kg/cm2 olup, Karşılar Formasyonuna ait mermerde taşıma gücü değeri 5.68 kg/cm2'dir. Anahtar Kelimeler: Tunceli, Cumhuriyet Mahallesi, Zemin, İndex Özellikler, Taşıma Gücü.

  • Doktora TeziAçık Erişim2019
    Bakır ve bakır oksit nanopartiküllerinin Artemia salina'daki birikim, eliminasyon ve oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması

    Işıl Canan Çiçek Çimen

    Nanopartikül (NP) (<100 nm) içeren ürünlerin kullanımının artmasıyla birlikte, sucul sistemler ve besin zincirini oluşturan organizmaların antropojenik faaliyetler sonucu salınan NP'lerin etkisiyle risk altında olmalarından dolayı, bu çalışmada, deniz suyu ortamında yaşayan birincil tüketici zooplankton türlerinden Artemia salina'nın metal bazlı bakır (Cu) ve bakır oksit (CuO) NP'lere maruz bırakılmasiyla nanotoksisite testleri gerçekleştirilmiştir. Denemede, toplam 7 grup (Kontrol, 0,2 ppm, 1 ppm, 5 ppm, 10 ppm, 25 ppm ve 50 ppm) oluşturulmuş ve üç tekerrür ile çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan Cu ve CuO NP'lerine karakterizasyonu; Transmisyon/Geçirimli Elektron Mikroskop (TEM), Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Zeta Potansiyeli, X-ışını Difraksiyon (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşüm Kızılötesi (FT-IR) ve UV-Görünür Spektroskopisi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Organizmalarda NP'lere bağlı birikim ve eliminasyon oranının belirlenmesi Endüktif Eşleşmiş Plazma-Kütle Spektrometresi (ICP-MS) analiziyle yapılmıştır. Zooplanktonlarda NP etkileri faz kontrast mikroskobuyla görüntülenmiştir. Zooplanktonlardaki toksik etkiler, mortalite ve oksidatif stres belirteçlerinden olan glutatyon (GSH) ve tiyobarbitürik asit reaktif maddeler (TBARS) testleriyle incelenmiştir. Çalışmanın 24., 48. ve 72. saatlerinde Cu NP'lerin GSH seviyelerinde kısmi artışlara neden olduğu belirlenmiştir. Cu (60-80 nm) NP'ne maruz bırakılan A. salina'da artan konsantrasyon oranlarıyla paralel olarak TBARS değeri artmış ve en yüksek artış 5 ppm grubunun 24. saatinde gözlenmiştir. Sonuçlar, NP'lerin organizmalar üzerindeki farklı etkilerini göstermekle birlikte, NP'lerin birikim ve eliminasyon oranlarında farklılıklar olduğunu göstermistir. Organizmadaki birikim oranı, NP konsantrasyonuyla paralel bir artış göstermiştir. Cu NP'lerinde birikim oranları, 0,2 ve 1 ppm konsantrasyonlarında 48. saatte artış ve 72. saatte düşüş eğilimi göstermiş olup, tüm diğer konsantrasyonlarda ise süre artışına paralel olarak bir artış eğiliminin olduğu saptanmıştır. CuO (40 nm) NP'lerinde ise 10 ppm konsantrasyonu hariç, 48. saatte düşüş ve 72. saatte artış eğilimleri görülmüş olup, 10 ppm konsantrasyonunda ise zaman ortalamaları arasındaki farkın önemli olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Cu (60-80 nm) NP'lerin LC50 değeri 52,37 mg/L; CuO (40nm) NP'lerin LC50 değeri 55,39 mg/L olarak bulunmuştur. NP'lerin metal iyon salınımlarının ise, her bir NP'de farklılık gösterdiği gözlenmiştir. NP'lere maruz bırakılan zooplanktonların yüzeylerinin NP'ler ile sarıldığı gözlemlenmiştir. Çalışmada çok yönlü yapılan analizler sonucunda, Cu ve CuO NP'lerin organizmada birikim yapmakla birlikte, deney organizmasında toksik etkilerinin olduğu ve aynı paralellikle oksidatif stres oluşturduğu da görülmektedir. Bu nano boyuttaki malzemelerin artan kullanım alanları ile birlikte, çevre için büyük bir problem olarak karşımıza çıkabileceği belirlenmiştir. Buna bağlı olarak besin zincirinde yer alan organizmalar tarafından alınan NP'ler, dokuda birikim yaptığında daha üst tüketici organizmalar için tehlike oluşturabilecektir. Bu partiküllerin kullanımı ve doğaya bulaşması ile ilgili bir kontrol mekanizması oluşturulmalı ve etkileri üzerinde daha geniş çalışmalar da yürütülmelidir. Antahtar Kelimeler: Nanopartikül, Cu, CuO, Karakterizasyon, Zooplankton, Nanotoksisite, Birikim, Oksidatif stres.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Radyatörlerde nanoakışkan kullanımının ısıl performansa etkisinin sayısal ve deneysel analizi

    Volkan Tuğan

    Bu yüksek lisans tez çalışmasında, otomobil soğutma sistemlerinde geleneksel ısı transfer akışkanı yerine nanoakışkan kullanarak otomobil radyatörünün ısıl performansı deneysel ve sayısal olarak araştırılmıştır. Analizlerde soğutucu akışkan olarak %1 hacimsel konsantrasyona sahip Al2O3, CuO, MgO içeren su ve etilen glikol bazlı nanoakışkanlar kullanılmıştır. Analizler üç farklı hacimsel debide (0.232, 0.260, 0.282 L/s) ve üç farklı hava hızında (1.6, 2.3, 2.9 m/s) gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışma için bir otomobil soğutma sistemi deney düzeneği kurulmuş ve dört farklı soğutucu akışkan için analizler gerçekleştirilmiştir. Sayısal analiz için ise Ansys 14.5 programı kullanılarak bir otomobil radyatörü tasarlanmış ve Fluent yazılımıyla otomobil radyatörünün akış analizi gerçekleştirilmiştir. Hem deneysel hem de sayısal çalışma için farklı debi ve farklı hava hızları ile gerçekleştirilen analizler sonucunda, soğutucu akışkanların sistemden çıkış sıcaklıkları elde edilmiştir. Elde edilen sıcaklıklara göre her bir akışkan için ısı taşınım katsayısı ve Nusselt sayısı hesaplanmıştır. Soğutucu akışkanların ısı taşınım katsayıları ve Nusselt sayıları karşılaştırıldığında, nanoakışkanların ısıl performansının baz akışkana göre daha iyi olduğu anlaşılmıştır. Deneysel ve sayısal analiz için Nusselt sayısındaki en yüksek artış Al2O3 içeren nanoakışkan için bulunmuş ve sırasıyla %69.33 ve %58.09 olarak hesaplanmıştır. Tüm soğutucu akışkanlar için hacimsel debinin ve hava hızının artmasıyla soğutucu akışkanların ısı taşınım katsayısının ve Nusselt sayısının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sayısal ve deneysel analizlerin sonuçları kıyaslanmış ve sonuçların literatürle uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çalışanların iş tatminleri ile mesleki motivasyonları arasındaki ilişkinin sosyo-demografik özelikler açısından istatistiksel analizi: Bir kamu üniversitesi örneği

    Namık Kemal Öndaş

    Ülkemizde devlet ve vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla birlikte, üniversiteler sundukları hizmetin kalitesini yükselterek tercih edilebilir bir konumda olmayı hedefleri arasında ön sıralara almışlardır. İnsan kaynağının bu hedefe ulaşmada en önemli faktör olması, motivasyon ve iş tatminine önem verilmesini gerektirmiştir. Bu çalışma ile Fırat Üniversitesinde çalışan idari personelin motivasyon ve iş tatmini düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmış, demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediklerini belirlemek için alt hipotezler oluşturulmuştur. Yüz yüze anket metodu uygulanarak, 228 anket formunun değerlendirmesi yapılmıştır. Kolmogorov-Smirnov Testi sonuçlarına göre ölçekler ve alt boyutları bazında değişkenlerin normal gösterdikleri belirlenmiş ve parametrik yöntemler seçilmiştir. Bu amaçla analiz bölümünde uygulanan ölçeklerin güvenirliği Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı ile test edilmiş, tüm ölçekler ve alt boyutları için elde edilen katsayılara göre güvenilir oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, çalışanların motivayon ve iş tatmini düzeyleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde istatiksel anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (Balıbey M., Öndaş N.K.). Fırat Üniversitesi'nde, motivasyon ve iş tatmini düzeylerinin bilinmesinin, karar alıcı mekanizmalar tarafından önemli olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İş Tatmini, Mesleki Motivasyon, Parametrik İstatistiksel Testler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tunceli ilinin farklı noktalarından alınan kum numunelerinin XRF spektrometresi ile kimyasal analizi

    Ali Güzelçiçek

    Bu çalışma, Tunceli ilinin farklı noktalarından alınan kırma ve dere kumu numunelerinin X-ışını floresans (XRF) spektrometresi ile kimyasal analizlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. İncelenen kum numuneleri Tunceli merkez ilçe ve Ovacık, Pertek, Hozat ilçelerinden alınmıştır. Dere kumu numuneleri Pertek, Hozat ilçeleri ile Merkez ilçenin Harçik bölgesinden, kırma kumlar ise Ovacık ve Hozat ilçelerinden alınmıştır. Analiz sonuçları alınırken XRF spektrometresi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarında MgO, Al2O3, SiO2, P2O5, SO3, Cl, K2O, CaO, TiO2, V2O5, Cr2O3, MnO, Fe2O3, CoO, NiO, CuO, ZnO bileşikleri ve Mg, Al, Si, P, S, Cl, K, Ca, Ti, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn gibi elementlerin yüzdelik(%) değerleri tespit edilmiştir. Ayrıca alınan kum numunelerinin lokasyonları harita üzerinde noktasal olarak gösterilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Si ve SiO2 değerleri en yüksek numune Pertek dere kumu numunesidir. Ca ve CaO değerleri en yüksek numune Hozat kırma 2 numunesidir. Ayrıca diğer element ve bileşiklere ait kıyaslamalarda yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çiriş (Asphodelus aestivus) ve kenger (Gundelia tournefortii) bitki ekstraktından altın ve gümüş nanopartiküllerin biyosentezi, in-vitro sitotoksisitesi ve HUVEC hücresi üzerinde etkilerinindeğerlendirilmesi.

    Muhammed Erbay

    Nano yapılı malzemeler (<100 nm) üzerine yapılan araştırmalar teknolojik gelişmeler doğrultusunda hızla artmaktadır. Nanopartiküllerin (NP'lerin) sentezinde biyosentez yönteminin gelişimi nanoteknolojinin önemli bir dalı haline gelmiştir. Bunun nedeni, NP'lerin biyomedikal ve farmakoloji dahil olmak üzere birçok alanda potansiyel uygulamalara sahip olmasıdır. Örnek olarak, NP'lerin benzersiz özellikleri ve biyolojik etkileri, potansiyel olarak çeşitli hastalıkların tedavisinde alternatif olarak kullanılabileceklerini göstermektedir. Metal bazlı NP'lerden özellikle Altın (Au) ve Gümüş (Ag), nanoteknoloji sektöründe en hızlı büyüyen ürün kategorilerinden biri haline gelerek ticarileştirilmede ilk sıralarda yer alan malzemeler olmuştur. Dolayısıyla, son yıllarda NP'lerin biyosentezi üzerine yapılan çalışmalarda artış görülmüştür. Bu çalışmada, çiriş (Asphodelus aestivus) ve kenger (Gundelia tournefortii) bitki ekstraktları kullanılarak biyosentez yöntemiyle AuNP'leri ve AgNP'lerin elde edilmesi ve bu NP'lerin toksik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen NP'lerin karakterizasyonu için, ultraviyole görünür spektroskopisi (UV-GB) ile nano boyuttaki partikül oluşumu doğrulandı. Sentezlenen AuNP'leri ve AgNP'lerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve geçirimli elektron mikroskobu (TEM) analizleriyle morfolojileri, boyut ve boyut dağılımları belirlendi. Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ile partikülün indirgenmesinde sorumlu olan fotokimyasalların fonksiyonel grupları ve X-ışını difraktometrisi (XRD) ile de kristal yapısı belirlendi. Sıvı ortamdaki NP'lerin hidrodinamik çapları dinamik ışık saçılımı (DLS) analiziyle ve zeta potansiyeli ile de yüzey yükleri belirlendi. Her iki NP'lerin sitotoksik etkisini belirlemek için insan umbilikal ven endotel hücreleri (HUVEC) üzerinde 3-[4,5-Dimethylthiazol-2-yl]-2,5-dipHenyltetrazoluim bromide (MTT) analizleri yapılarak değerlendirildi. Sonuç olarak, her iki bitki ekstraktından AuNP'lerin ve AgNP'lerin biyosentez yöntem için uygun olduğu görülmüştür. Ancak elde edilen hem AuNP'leri ve hem de AgNP'lerin konsantrasyon ve süre artışına paralel olarak HUVEC hücresi üzerinde sitotoksik etki göstermektedirler.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Bisfenol A'ya maruz kalan Gammarus pulex'de antioksidan yanıtın araştırılması

    Yener Türkmenoğlu

    Mikro kirleticiler dünya üzerindeki en önemli çevresel sorunlardan biridir. Bu çalışmada, endokrin bozucu bir mikro kirletici olan Bisfenol A (BPA)'ya maruz bırakılan Gammarus pulex'in antioksidan yanıtlarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla canlı materyalini oluşturan G. pulex örnekleri, Munzur Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Araştırma Laboratuvarında kültüre alınmış canlılardan temin edildi. Farklı konsantrasyonlarda ve 24 ve 96 saat uygulama süresinde BPA uygulanan üç ayrı grup (A, B, C) ve kontrol grubunda enzimatik antioksidanlar süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) ile glutatyon (GSH) ve tiobarbitürik asit reaktif maddesi (TBARS) seviyeleri belirlendi. Biyokimyasal biyobelirteçler, ELISA metodu kullanılarak mikroplaka okuyucuda ölçüldü. SOD enzim aktivitesini kontrol ile kıyasladığımızda her iki uygulama süresinde de tüm gruplarda artmıştır. Bu artış 24 saat sonrasında istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0.05), 96 saat sonunda anlamsız (p>0.05) bulunmuştur. CAT enzim aktivitesi kontrol ile kıyaslandığında her iki uygulama süresinde de tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). GSH düzeyleri kontrol ile kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında artmıştır (p<0.05). TBARS düzeyleri kontrol grubu ile kıyaslandığında tüm gruplarda artış göstermiştir (p<0.05). BPA'ya karşı Gammarus pulex dokularında SOD, CAT enzimleri ile GSH ve TBARS düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, G. pulex'in su kalitesi açısından BPA kirliliğini yansıtacak etkili bir biyoindikatör olduğu da kanıtlanmıştır. Biyokimyasal biyobelirteçlerin farklı sonuçları, olası metabolik süreçlerin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir ve G. pulex'in biyokimyasal tepkisi, daha çok endüstriyel sulardan kaynaklanan BPA kirliliğinin çevresel sonuçlarını bir dereceye kadar ortaya koyabilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Çıkık kutuplu senkron generatörün sonlu elemanlar yöntemiyle incelenmesi

    Ahmet Kemal Geyik

    Elektrik enerjisi üretim sistemlerinin ana teçhizatlarından biri senkron generatörlerdir. Enerji üretiminde kullanılan bu donanımların iyi analiz edilmesi hem ekonomik hem de işletme anlamında büyük önem taşımaktadır. Son dönemde süper hızlı bilgisayarlar ve benzetim programlarındaki gelişmeler, imalattan önce generatöre ait verilerin doğrulukla analiz edilmesi, parametrelerin hesaplanması, sanal ortamda daha gerçekçi benzetimler ile imalatından önce generarörün görülmesine imkân sağlamaktadır. Bu benzetimler ile generatörlerin istenilen değerlere ulaşma durumları, negatif yanlarının görülmesi anlamında büyük kolaylık sağlanmaktadır. Çıkık kutuplu senkron generatör analizinde değişik bilgisayar yazılımlarından faydalanılmaktadır. Bu yazılımlar generatörlerin kararlı durum, geçici durum parametreleri, akı değişimi, manyetik alanın değişimlerinin, elektrik alan değişimi, moment değişimleri, demir kayıpları vb. durumların daha erkenden görülmesi, analiz edilmesine imkân vermektedir. Bu tez çalışmasında halen işletmede olan kırk kutuplu, üç fazlı çıkık kutuplu senkron generatör, Maxwell programında iki boyutlu ve üç boyutlu tasarım yöntemi kullanılarak modellenmiş, sonlu elemanlar yöntemi (SEY) ile analiz edilmiş, elde edilen sonuçlar ile generatör katalog ve işletme değerleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada, öncelikle Türkiye'deki enerji sektörü durumu, senkron makinaların genel yapısı, çalışma prensipleri, sonlu elemanlar yöntemi ve Maxwell programı incelenmiş, daha sonra Seyrantepe Hidroelektrik Santralinde kullanılan senkron generatör bilgisayar ortamında modellenmiştir. Analiz sonucunda geçici ve kalıcı durum, moment, akım, gerilim, manyetik akı dağılımları ortaya konmuştur. Sonuç olarak işletmede olan, çıkık kutuplu senkron generatörün benzetim sonuçları ile işletmede sağlanan veriler karşılaştırılmış ve sonuçların benzeştiği gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Malathion insektisitinin Gammarus pulex (L., 1758) üzerine akut toksisitesinin belirlenmesi

    Feza Şahinkuşu

    Bu çalışmada malathion içerikli bir ticari insektisitinin farklı konsantrasyonlarına maruz bırakılan Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki akut toksisitesinin (LC50) incelenmesi amaçlanmıştır. Bilinen standart toksikoloji yöntemlerinden yararlanılarak G. pulex örnekleri farklı konsantrasyonlardaki malathiona maruz bırakılmıştır. Çalışma boyunca su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen gibi parametreleri sürekli kontrol edilerek mümkün olduğu kadar değişmemesi sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmada 6 adet deney grubu oluşturulmuştur. Deneyler 1 litrelik cam akvaryumlarda 0,5 litre su konularak gerçekleştirilmiştir. Her bir konsantrasyon grubu için 10 adet G. pulex bireyi kullanılmıştır. LC50 değerinin belirlenmesi için 24 saatlik periyotlarla canlıların hareketlik durumları gözlemlenerek kaydedilmiştir. Hareketini kaybetmiş G. pulex'ler akvaryum içerisinden alınıp çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma 3 tekerrürlü yürütülmüş olup, ortalama LC50 değerleri 1,58 ± 0,56 mg/L, alt bant seviye değeri 0,47 ± 0,17 mg/L, üst bant seviye değeri ise 5,46 ± 2,18 mg/L olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gammarus pulex, malathion, pestisit, akut toksisite

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    İklimlendirme sistemlerinde hastane uygulamaları ve örnek uygulama

    Anıl Sözen

    İklimlendirme sistemleri, kapalı mekanlarda yaşanabilirliğin konfor ve sağlık standartları içerisinde daim ettirilebilmesi için insan hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu sistemler kapalı mekanların kullanım amacına göre farklılık göstermekle birlikte mekanın kullanım amacına göre daha dikkatli ve hassasiyet kazandırarak oluşturulmalıdır. Çalışmada kapalı mekanlar içerisinden insan hayatı için en kritik ve önem düzeyi en yüksek olan hastane mahallerinin nasıl iklimlendirilmesi gerektiğini anlatılmaktadır. Sağlık ve konfor iklimlendirilmesi hastaneler için steril şartlar göz önünde bulundurularak yapılır. Oda içerisinde hava resirkülasyonuna izin verilmeyen özel alanlarda (Ameliyathane, yoğun bakım) klima santrali ile tüm havalı sistemlerin psikometrik diyagrama göre yapılması gerektiği anlatılmıştır.Hijyen kavramının mekanı nasıl sterilleştirdiğini, HVAC (Heating Ventilation and Air Conditioning) sistemlerinin steril ve hijyen kavramlarının geçtiği mahallerde nasıl uygulanması gerektiğine yer verilerek detaylandırılmıştır. HVAC (Heating Ventilation and Air Conditioning) sistemlerinin geliştirilmesi sonucunda iç hava kalitesi kavramı da gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Hastanelerde validasyon ölçümlerini direkt etkileyecek olan iklimlendirme ekipmanlarındaki bakım hijyen ve sterilliğin korunmasında son derece önemlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Munzur Üniversitesi ısıtma merkezi enerji ve ekserji analizi

    Taner Aydın

    Dünya birincil enerji tüketiminin artmasına neden olan temel etkenlerin başında nüfus ve gelir artışı gelmektedir. Nüfus artışının gelişmekte olan sanayi ve kentleşmelere bağlı olarak küresel enerji talep artışına önemli miktarda etki edeceği öngörülmektedir. Yapılan senaryolara göre, 2040 yılına kadar olan dönemde fosil yakıtların paylarının nispeten azalmasına rağmen bu yakıtlar hâkim kaynaklar olmaya devam edecektir. Kullanılan temel enerji kaynakları fosil yakıtlar olduğundan önemli çevresel problemlerde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlar enerji kullanımında verimliliği, ekonomikliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını gündeme getirmektedir. Bu bilgiler ışığında enerjinin verimli kullanılması ön plana çıkmaktadır. Enerjinin en çok tüketildiği yerlerden olan konutlarda yaşam standardı ve hizmet kalitesinin düşüşüne yol açmadan, enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Uzun yıllardan beri termal sistemlerin verimlilik analizi ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar önemli bir yer tutmaktadır. Termal sistemlerin analizinde termodinamiğin birinci ve ikinci kanunu kullanılmaktadır. Bu kanunlara dayalı analiz yöntemine ise ekserji adı verilmektedir. Enerji tüketiminin yaklaşık %25'i konutların ısıtılması için harcandığından, ısıtma sistemlerinin enerji ve ekserji analizlerinin yapılması oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, üç kazan, on bir eşanjör dairesi bulunan ve yaklaşık olarak yılda 500 ton özel kalorifer yakıtı tüketen Munzur Üniversitesi Isı Merkezinin enerji ve ekserji analizi yapılmıştır. Çalışmada öncelikli olarak kazandaki yanma olayı incelenmiştir. Yanma olayında hava fazlalık katsayısının (HFK) ve baca gazı sıcaklıklarının enerji ve ekserji verimleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Analiz sonucunda kazan enerji verimi %94 ve kazan ekserji verimi %19,3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, sistemin otomasyonunda, Hava fazlalık katsayısı ve baca gazı sıcaklıklarındaki iyileştirmelerle yılda yaklaşık olarak %1,5-2 civarında yakıt tasarrufu sağlanacağı tespit edilmiştir. Bu oran, tüm sistemdeki iyileştirmeler göz önüne alındığında (örneğin bina ısı yalıtım kalınlığının Tunceli ili için 7 cm olması gerektiği, çatı yalıtımlarının yapılması, bina mimarilerinin bölgeye uygun olarak projelendirilmesi gibi) çok ciddi ekonomik tasarruflar sağlanmış olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Sulu çözeltilerden brillant yeşili gideriminin poli (akrilonitril-ko-N-vinil pirolidon) / zeolit kompoziti kullanılarak araştırılması

    Nevroz Kavak

    Bu tez çalışmasında katyonik bir boyar madde olan brillant yeşilinin (BY) kesikli sistemde adsorpsiyonu, yerinde polimerizasyon metodu ile seztezlenen poli(akrilonitril-ko-N-vinil pirolidon)/zeolit (poli(AN-ko-VP)/zeolit) kompoziti kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon üzerine pH, başlangıç BY konsantrasyonu, adsorbent miktarı ve sıcaklığın etkisi belirlenmiştir. En yüksek giderim verimi 25 mg/L başlangıç BY konsantrasyonu, 0,2 g/50 mL adsorbent miktarı, pH 4,5'te ve 40 °C sıcaklıkta %97,60 olarak belirlenmiştir. Kompozitin yapısal ve termal özellikleri FT-IR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi), SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu), XRD (X-ışını Kırınım Difraktometresi), TGA (Termogravimetrik Analiz) ve DSC (Diferansiyel Taramalı Kalorimetri) ile belirlenmiştir ve karakterizasyon sonuçları, kompozitin homojen ve üç boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Bozunma sıcaklığı ve camsı geçiş sıcaklığı sırasıyla 410 oC ve 152 oC olarak bulunmuştur. Adsorpsiyonun izotermleri, kinetiği ve termodinamiği çalışılmıştır ve sonuçlar denge verilerinin Langmuir izoterm modeli ile daha iyi uyum sağladığını göstermiştir. Kinetik sonuçlar adsorpsiyon prosesinin hız belirleme basamaklarından biri olarak dış taraf kütle transferi ve iç difüzyon ile birlikte pseudo ikinci derece kinetiği ile tanımlanabileceğini göstermiştir. Termodinamik özelliklere göre, çalışılan sıcaklıklarda adsorpsiyon prosesi kendiliğinden gerçekleşmekte ve endotermiktir. Başlangıç BY konsantrasyonu, adsorbent miktarı ve zamanın adsorpsiyon üzerine etkileşim etkilerini belirlemek için yanıt yüzey yönteminde yer alan merkezi kompozit tasarım kullanılmıştır. Modelin varyans analizinden (ANOVA), verilerin model uyumunun oldukça önemli olduğu bulunmuştur (R2=0,95). Sonuç olarak sentezlenen kopolimerin sulu çözeltilerden BY gideriminde etkili bir adsorbent olduğu bulunmuştur.