Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Cuşa, Hasan(7)
- Akar, Yeliz(5)
- Öğütcü, Murat(5)
- Uz, Özkan(4)
- Şentürk, Gamze(3)
- Civelek, Deniz(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Dogan, Pelin(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Gökcan, Özkan(1)
- Hamarat, Abdulkadir(1)
- Karabulut, Demet(1)
- Karakaş, Tahir(1)
- Keneş Çoban, Hatice(1)
- Tosun, İbrahim(1)
- Yesilyurt, Turkan(1)
- Yeşilyurt, Türkan(1)
- Yildiz, Enes(1)
- Öner, Haluk(1)
- Özpolat, Gürhan(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Aziz Nesin'in Çizgi Romanları Üzerine Bazı Değerlendirmeler
Cuşa, Hasan
Aziz Nesin, kaleme aldığı çizgi romanlarda toplumun aksayan yönlerini eleştirel bir üslupla dile getirir. Nesin, çizgi romanı edebiyat ile görselliğin birleştiği bir alan olarak görmüş; bu alanı özellikle bürokrasi, toplumsal adaletsizlik, sınıf farklılıkları ve gündelik hayatın çelişkilerini eleştirmek için kullanmıştır. Onun çizgi romanlarında mizah, basit bir eğlence unsuru değil; aksine düşündüren, eleştiren ve okuru toplumsal gerçeklerle yüzleştiren bir işleve sahiptir. Bu bağlamda Aziz Nesin’in çizgi roman anlayışı, mizah ile toplumsal eleştiriyi birleştiren ve görsel anlatıyı edebî bir ifade biçimine dönüştüren özgün bir anlatı türü olarak değerlendirilebilir. Bu çalışma Aziz Nesin’in çizgi romanlarını modern toplumun aksayan yönlerini görünür kılan eleştirel anlatılar olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Makalede, yazarın farklı mahlaslarla kaleme aldığı çizgi romanlarda bürokrasi, iktidar ilişkileri, medya söylemi, tüketim kültürü, ahlaki değerler ve liyakat gibi kavramların nasıl temsil edildiği ortaya konulmaktadır. Bu çerçevede çalışma, “Baba Mirası”, “Berber Nonoş”, “Deniz Aslanı” ve “Bilmem Ne Adası” adlı çizgi romanlarla sınırlandırılmış; söz konusu eserler üzerinden Aziz Nesin’in toplumsal eleştiri anlayışı değerlendirilmiştir. Çizgi romanlar, yalnızca olay örgüsü bakımından değil; görsel düzenleme, karakterlerin konumlandırılması, beden dili, mekân kullanımı ve mizahın işlevi açısından da incelenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2026Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye Romanında Günah Keçisi Mekanizmasının Görünümü
Cuşa, Hasan
Bu makale, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye romanını René Girard’ın “günah keçisi mekanizması” kuramı çerçevesinde yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel savı, romanın Millî Mücadele dönemini konu alan anlatısının, toplumsal kriz anlarında ortaya çıkan kolektif şiddet pratiklerini belirgin biçimde görünür kıldığıdır. Bu doğrultuda Girard’ın taklitçi arzu, farklılıkların silinmesi, kurban figürünün seçimi ve kolektif arınma gibi temel kavramları kuramsal dayanak olarak ele alınmıştır. Yöntemsel açıdan metin merkezli çözümleme ile kuramsal çerçeve birlikte kullanılmış; Aliye karakterinin roman boyunca geçirdiği dönüşüm tematik ve söylemsel boyutlarıyla incelenmiştir. İnceleme bulguları, Aliye’nin modern, bağımsız ve aydın bir kadın olarak kasaba toplumunda bastırılmış gerilimlerin odağına yerleştirildiğini ve bu nedenle “öteki”leştirildiğini göstermektedir. Dinî söylemin araçsallaştırılması, cinsiyetçi toplumsal yapı ve savaşın yarattığı psikolojik ortam, bu ötekileştirmeyi giderek bir kurbanlaştırma sürecine dönüştürmektedir. Sonuç olarak çalışma, Vurun Kahpeye’nin Girard’ın kuramsal çerçevesini edebî düzlemde somutlaştıran güçlü bir toplumsal şiddet anlatısı sunduğunu ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2024İnsanlıktan uzak: emily için bir gül’de ve atinalı timon’da mizantropinin temsili
Şentürk, Gamze
Bu makale, Amerikalı yazar William Faulkner’ın Emily İçin Bir Gül (1930) adlı kısa öyküsüne ve İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Atinalı Timon (1623) adlı oyununa odaklanarak bu eserlerde tasvir edilen Emily ve Timon adlı iki mizantrop karakterleri incelemeyi amaçlamaktadır. Oxford İngilizce Sözlüğü’nde mizantrop kavramı, “insanlıktan hoşlanmayan ve insan toplumundan kaçınan kişi” (2010, s. 1130) olarak tanımlanmaktadır. Kavram, Yunanca nefret anlamına gelen “misein” ve insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. ‘İnsanlık düşmanı’ olarak ifade edebileceğimiz mizantrop karakterler, William S. Gilbert ve Jonathan Swift gibi çeşitli yazarlarca edebiyatta sıklıkla tasvir edilmiştir. En tanınmış mizantrop karakterlerden biri de Fransız oyun yazarı Moliere’in 1666 tarihli Adamcıl oyunundaki Alceste karakteridir. Bu çalışmanın merkezine koyduğu eserlerden biri olan Emily İçin Bir Gül adlı kısa hikâye, gizemli ve izole bir karakter olan Emily Grierson’ın hikâyesini anlatır. Emily inzivada yaşayan, geçmişine sıkı sıkıya bağlı ve dış dünyayla etkileşimi kısıtlı bir figürdür. Babası, statüsü ve toplumun ondan beklentileri gibi dış faktörlerin etkisiyle içine kapanan Emily, bir mizantrop olarak karşımıza çıkar. Shakespeare’in çok az bilinen ve sahnelenen oyunlarından olan Atinalı Timon oyunu ise Timon adlı bir karakterin trajik yolculuğu etrafında geçer. Başlangıçta cömert olan ve toplum tarafından sevilen Timon, insanlığa ve topluma karşı yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle dünyadan ve insanlardan tamamen uzaklaşır ve bir mizantropa dönüşür. Bu iki eser, farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen, iki insanlık düşmanı karakteri ele alır. Bu çalışmanın amacı da Emily ve Timon’un insan düşmanı kişiliklerini, toplumdan kopuş süreçlerini de ele alarak ve benzerlik ile farklılıklarına değinerek irdelemektir.
- MakaleAçık Erişim2023The border-ballad reimagined: liminality in the strange undoing of prudencia hart
Demir, Ayşegül
David Greig’in Prudencia Hart ve Bir Tuhaf Dibe Vurma Öyküsü oyunu, İskoçya’nın bir sınır kasabasında kış gündönümünde geçerken, eşiksellik (liminality) konseptini merkezine alır. Geleneksel bir sınır baladı olan “Tam Lin”e dayanan bu oyun, karnavalesk ve ironik bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmıştır ve çeşitli sınırların kesişme noktaları üzerine, özellikle de geçmiş ile günümüz, geleneksel ile modern, gerçeklik ile fantezi, ve yaşayanlar ile ölüler arasındaki sınırlar üzerine kuruludur. Ana karakter Prudencia, eski dünyanın gelenekleri ile modern dünyanın gereklilikleri arasında bocalayan geleneksel bir akademisyendir. Nick ise, insan formunda beliren bir Şeytan’dır. Bu makale, Arnold van Gennep’in eşiksel mekân (liminal space) kavramına dayanarak, oyunun eşiksellik ve eşikte bulunan karakter (liminal personae) konularını incelemektedir. Makale, oyunun mekânsal, zamansal ve toplumsal sınırları nasıl işlediğini analiz eder ve karakterlerin bu eşiksel deneyimlerin nasıl bir dönüşüm yarattığını açığa çıkarır. Ayrıca, bu analiz, oyunun geniş kültürel ve toplumsal temalarını daha iyi anlamaya yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştır. Ek olarak, makale, Greig’in eserinin sınır baladı türünün geleneklerini nasıl ele aldığını, nasıl yeniden yorumladığını ve bu yeniden yorumlamanın eserin kendine özgü estetik ve tematik özelliklerini nasıl zenginleştirdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, Greig’in eserinin geleneksel ve modern öğeleri nasıl bir araya getirerek, eşiksel deneyimlerin ve dönüşümlerin anlatılmasında yeni ve özgün bir yol bulduğunu göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2023Victor hugo’nun “sefiller” romanı üzerine bir okuma
Akar, Yeliz
18.yüzyılın sonu, 19. yüzyılın başında tarihi, kültürel ve sosyal boyuttaki olaylar ekseninde zevk ve estetik anlayışını oluşturan romantizm, klasisizme karşı tepkinin ürünü olarak doğar. Jean Jack Rousseau, Schiller, Goethe, Lamartine, Montesguieu ve Voltaire gibi çok sayıda sanatçının yer aldığı romantizm, Victor Hugo’nun yazınlarıyla başarılı bir ivme kazanır. Cromwell’in Önsözü adlı eseriyle romantizm akımına katılan Victor Hugo, edebi serüveninde de yeni bir başlangıç yapar. Bu akımın izlerini taşıyan birkaç denemeden sonra büyük başarı yakalar. Sefiller, bu bağlamda değerlendirebileceğimiz en iyi örneklerden biridir. Sefiller, imkânsızlıklarla kuşatılan bir insanın trajik sürecini ve bu sürecin yarattığı çok yönlü değişimi anlatır. Roman, değer duygusu silinerek insanı somut bir nesne olarak gösteren sisteme karşı edebi düzeyde tepki olarak düşünülebilir. Başkişi Jean Valjean’ın şahsında yansıtılan bu tepki, Jean Valjean’ın değişim sürecine paralel düzlemde verilir. Zamana yayılan, anlık gelişmeyen, çok sayıda soruyu beraberinde getiren değişim; kişiler ve kavramlar açısından vermek istediği mesajı da destekleyen bir nitelik taşır. Değişimle beraber hayatla ilişkisini vicdan, sevgi, vefa ve adalet gibi değerler üzerine kuran Jean Valjean, ideal insanı sembolize eder. Bu çalışmada suç-ceza kavramına sıkıştırılarak güvensiz, huzursuz ve yalnız Jean Valjean’ın değişimine yönelik tespitler yapılacak; karakterin kendini tanıma ve keşfetme serüveni üzerinde durulacaktır.
- MakaleAçık Erişim2022Edgar Allan Poe’nun 'the Black Cat' Adlı Eserinin Biçembilimsel Açıdan Ayrıntılı Analizi
Civelek, Deniz
Hem dil hem de edebi çalışmaları kapsayan bir disiplin olarak biçembilim birçok çalışmanın odak noktası olmuştur. Kökeni retoriğe dayanan biçembilim, edebi eserlerin incelenmesinde farklı bakış açılarına sahip olmanın yolunu açmıştır. En geniş anlamıyla, Biçembilim edebi bir figürün tarzının dilbilimsel çerçevede analizini gerçekleştiren bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu alanının içinde yeralan bu çalışma, ünlü yazar Edgar Allan Poe’nun “The Black Cat” adlı kısa hikâyesinde yansıtılan tarzını incelemeyi hedeflemiştir. Çalışmada takip edilen yöntem, edebi eserlerdeki kelime, dilbilgisi, söz sanatları, bağlam ve tutarlılık yönlerine odaklanan Leech and Short (1981)’un yöntemidir. Metinlerin titiz bir şekilde analizi ile elde edilen bulgular, Edgar Allan Poe’nun edebi bir figür olarak tarzının anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Buna göre, noktalama işaretlerindeki kasıtlı seçimi, yazı yazmadaki hünerini sergileyen kelime seçimleri, okuyucuda korku ve dehşet uyandıran kelimerin tekrarını kullanması ve söz sanatlarını yetenekli bir şekide kullanması, Poe’nun biçeminin kendine özgü özellikleri arasında sayılabilir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleYalnız künye2021Teoriyi Batı ve Batı-Dışı Ayrımının Ötesinde Düşünmek: Küresel Uluslararası İlişkiler Fikri Üzerine Eleştirel Bir İnceleme
Gökcan, Özkan
Bu makale, 2014 yılında Amitav Acharya tarafından gündeme getirilmiş olan Küresel Uluslararası İlişkiler fikrini, Uluslararası İlişkiler teorileri bağlamında analiz etmektedir. Küresel Uluslararası İlişkiler fikri, disiplininin daha kapsayıcı, çoğulcu ve gerçek manada evrensel bir hale gelebilmesi için Batı/Batı-dışı, Kuzey/Küresel Güney, Batı/Batı Sonrası, Batı/Geriye Kalan gibi ikiliklerin aşılabildiği bir teorik birikimin inşa edilmesi gerektiğini varsaymaktadır. Ancak bu makalede de iddia edildiği gibi özellikle disiplinin mevcut durumu ve Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin daha emekleme aşamasında olan bir fikir olduğu göz önünde bulundurulduğunda bunu başarmak kısa vadede oldukça zordur. Küresel Uluslararası İlişkiler fikri, teoriye evrensel nitelik ve birikim kazandıracak bir çerçeve çizmede başarılı olmasına rağmen pratikte hayata geçirilmesini engelleyen birçok zorluk ile karşı karşıyadır. Bu makalede, öncelikle Küresel Uluslararası İlişkiler fikrine giden yolun taşlarını döşeyen Batı/Batı-dışı teori tartışmasının seyri iki ayrı bölümde ele alınmaktadır. Ardından gelen iki bölümde sırasıyla Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin temel varsayımları ve pratikte uygulanabilirliği eleştirel bir analize tabi tutulmaktadır. Son olarak ise Küresel Uluslararası İlişkiler fikrinin gelişimine katkı sunacağı düşünülen tavsiyelerin yer aldığı genel bir değerlendirme ile makale sonlandırılmaktadır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2021The Uncanny as the Intrasubjectivity in the (m)Other: Edgar Allan Poe’s “Morella”
Dogan, Pelin
This study investigates the contribution of the sense of the uncanny to the intensification of mystery in EdgarAllan Poe’s short story titled “Morella” using Freudian ideas as a backcloth. This paper aims to look at howPoe makes use of the psychodynamics of the characters at the intersection of the (m)other, death and theuncanny. In this sense, typical of Poesque literature is that his work is marked by tales of horror, mystery, themacabre, and morbid imagery; the sense of the uncanny is an indispensable part of a plotline which includessemantic loopholes and narrative ruptures. The unnamed male narrator of the story offers a retrospectiveaccount of his past memories from his marriage to Morella up to the death of his daughter, which reveals thatthis unreliable narrator suffers from a psychic regression by establishing intrasubjectivity with his wife. UsingFreudian epistemology, this paper will also discuss the ways in which how the mysterious bond establishedbetween this couple generates its uncanny effect. Such a reading of the short story is especially useful becausealthough much has been written on Poe’s representation of women and death, this paper aims to open up adiscursive space to discuss the operations of the psychodynamics of characters within the framework of theFreudian uncanny, which has not received adequate scholarly attention from psychoanalytic circles.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2021Traces of schrödınger’s cat ın adalet ağaoğlu’s novel hayır
Cuşa, Hasan
Schrödinger’s cat is a theory put forward by Austrian physicist Erwin Schrödinger in 1935. According to this theory based on the thought experiment, it is assumed that there is a cat inside a closed box and a mechanism that becomes active depending on some conditions. This mechanism consists of a radioactive atom with a 50 percent probability of deterioration and a bottle with cyanide in it. If the radioactive atom is broken, the mechanism will be triggered and the bottle will break. Therefore, the poison released from the bottle will cause the death of the cat. If this atom is not broken, the mechanism will not work and therefore the cat will continue its life from where it left off. In the context of parallel universes, the cat will be considered both alive and dead, unless observation is made in the experimental box. This experiment indicates that the impossibility of the third state is possible. In Schrödinger’s cat experiment, what matters is not whether the cat survives, but the realization that the cat is on the fine line between death and life. From this point of view, it can be said that such a similar thought experiment exists in Adalet Ağaoğlu’s novel Hayır. The purpose of this study is to reveal that Schrödinger’s cat experiment carries traces in this novel.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2021The unrest of I ın Necip Fazıl Kısakürek's of work Bir Adam Yaratmak
Akar, Yeliz
Necip Fazıl Kısakürek, is one of the important writers who influenced both the artists of his time and who came after him. Although he is prominent in the genre of poetry, it is known that he also produced works in different fields of literature. Among these genres, theater takes an important place. In particular, Bir Adam Yaratmak is regarded as a work that proves the success of the author both for its period and beyond. Necip Fazıl Kısakürek, reflects the inner world of Husrev who questions the boundaries of his existence in his play named Bir Adam Yaratmak. Husrev, who emulates God, thinks that he can create new possibilities of existence in his own world based on his artistic identity. This role he assumes, sometimes by envy of God and sometimes by opposing him, is strengthened by his desire for immortality. Husrev, who is mistaken that he can realize this desire by relying on his artistic creativity qualification, goes beyond the boundaries of existence. Because man is mortal; Husrev, who loses his mental and mental health when he realizes the fact that he is mortal, becomes uneasy due to the dead end waiting for him. The fact that he has to wait desperately in the face of this situation that he cannot solve or cope with creates a great uneasiness in his mind. State of restlessness; the violation of the intimate sphere increases due to reasons such as insecurity in social relationships, failure and loneliness syndrome, and it turns into a deep trauma that forces Husrev's limits of endurance. In this study, which we dealt with in the context of Husrev's existential unrest, we evaluated the limits of the human capable of creating, the terror of death in our inner world and the consequences of border violations.
- MakaleYalnız künye2021Tiyatro ve psikolojik gerçekçilik: “Kafana Tiyatro” (In-Yer-Head Theatre)
Şentürk, Gamze
Küçücük bir beden içine hapsolan insan için, yaşadığı dünya bir yandan sürprizlere gebe hoş bir yer bir yandan da içinde gizem ve korku yüklü büyük, tehlikeli ve kaotik bir yerdir. İçinde paradokslar barındıran dünyada yaşam serüvenine başlayan insanın hayatını devam ettirmesi hiç de kolay değildir. İnsan hem dünyadaki her türlü dış etmene hem de bu dış etmenlerin iç dünyasında yarattığı psikolojik faktörlere karşı mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. İnsan için yaşam dış dünya ve iç dünya arasında denge kurmakla rayında devam edebilir gibi görünmekte iken her insanın kişisel özelliklerinin farklı olması nedeniyle durum karmaşık bir hal almaktadır. Bu noktada dış dünyadan gelen her türlü tehlikeye karşı insanın yapması gereken ise hem beden sağlığını hem de ruh sağlığını korumaktır. Bu korunmayı sağlayan insan için hayat serüveni biraz daha seyrinde devam edecekken aynı korunmayı sağlayamayan veya dış dünyadan gelen tehlikelere karşı kendini koruyamayacak kadar güçsüz kalanlar için hayat daha da zorlaşmaktadır. Dış bir gerçekliğe sahip insanın tüm yaşananlar karşısında ürettiği iç gerçekliği de edebiyatın ve tiyatronun temel konularından biridir. Bu noktada tiyatroda travma, melankoli, histeri ve nostalji gibi insanın iç gerçekliği veya bilinçdışı ile ilintili tatsız anlatılar üretilmiştir ve üretilmeye de devam etmektedir. Sorbonne Üniversitesi öğretim üyelerinden Solange Ayache, 2017’de yaptığı “‘In-Yer-Head’ Theatre: Staging the Mind in Contemporary British Drama Towards a Quantum Psychopoetics of the Stage” başlıklı doktora tez çalışmasında 2000’li yıllarda İngiliz tiyatrosunda ön plana çıkan bu tatsız anlatıları, Aleks Sierz’in ‘Suratına Tiyatro’ (In-Yer-Face Theatre) kavramına gönderme yaparak ‘Kafana Tiyatro’ (In-Yer-Head Theatre) veya “Akıl Uzamı Tiyatrosu’ (Theatre of Mental Space) örnekleri olarak tanımlamaktadır. Bu çalışma, psikolojik gerçekçilik ve travma konularını merkeze koyarak ‘Kafana Tiyatro’ kavramını açıklamayı ve İngiliz tiyatrosunun deneysel ve yenilikçi oyun yazarlarından Sarah Kane (1971-1999), Sarah Daniels (1956-) ve Anthony Neilson’dan (1967-) seçilmiş örnek oyunlar üzerinden travma temelli tatsız anlatıları örneklendirmeyi amaçlamaktadır.
- MakaleYalnız künye2020Çağdaş ingiliz tiyatrosu’nda başvurulan feminist stratejiler
Şentürk, Gamze
Erkek egemen dünyada kadınların başta toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik alanlar olmak üzere pek çok alanda yaşadıkları her türlü eşitsizliğe karşı başlattıkları feminist hareket; yirminci yüzyılın son çeyreğinde etkisini bir hayli arttırmıştır. Erkeklerle eşit statüye ve eşit haklara sahip olmak isteyen ve bu haklı mücadelelerini dünyaya duyurmaya çalışan kadınlar, sadece politik mecralarda değil kültürel mecralarda da büyük bir mücadele vermişlerdir. Üç dalga halinde yayılan kadınların bu özgürlük hareketi, yazın ve tiyatro alanlarında özellikle 1960 sonrasında İkinci Dalga Feminizm hareketiyle kendini daha etkili bir şekilde göstermiştir. Bu dönemde İngiliz kadın oyun yazarları, ataerkil düzenin geri planda tuttuğu kadınların seslerini tiyatro çalışmalarında içeriğe, biçime ve uygulamaya dayalı birtakım feminist stratejilere başvurarak duyurmaya çalışmışlardır. Bu anlamda İngiliz tiyatrosunda uygulama alanı bulmuş feminist stratejiler bu çalışma dahilinde İngiliz feminist tiyatrosunun önde gelen oyun yazarlarından Pam Gems (1925-2011), Caryl Churchill (1938-) ve Timberlake Wertenbaker’ın (1951-) tiyatro oyunları üzerinden açığa çıkartılmaya çalışılacaktır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020Remzî Baba ve Âyîne-i İbret Adlı Eseri
Uz, Özkan
Bu çalışmanın konusu, 19. yüzyıl Divan şairlerinden Remzî Baba ve Âyîne-i İbret adlı manzumesidir.Çalışmanın giriş bölümünde biyografik kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Remzî Baba’nınhayatı ve eserleri anlatılmıştır. Şairin eski yazılı üç eseri de matbudur. Çalışmamıza konu olan Âyîne-i İbretdışındaki diğer eserleri hakkında künye ve içerik bilgisi verilmiştir. Bu bölümün devamında, edebiyatımızdasıkça kullanılan öğüt, nasihat, ibret nitelikli eserlerden söz edilmiş ve klasik Türk edebiyatı sahasında Âyîne-iİbret ile içerik yönünden aynı türde yazılan manzumeler kısaca tanıtılmıştır. Manzumeler tanıtılırken konuylailgili yayınlar temel alınmıştır. Son bölümde ise Âyîne-i İbret’in şekil ve içerik incelemesi yapıldıktan sonraeserin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Hacim olarak büyük sayılmasa da Remzî Baba’nın eserlerini Türkedebiyatına tanıtarak ve Âyîne-i İbret manzumesini araştırmacıların istifadesine sunarak ilim dünyasına katkısağlamayı ümit ediyoruz.
- MakaleAçık Erişim2020İsmet özel’in amentü şiiri üzerine sembolik birokuma
Akar, Yeliz
İsmet Özel, Cumhuriyet dönemi Türk şiirine biçim ve içerik açısından yön veren şairler arasında yer alır. İkinci Yeni şiirinin benimsediği değerlerle Türk edebiyatına katılan İsmet Özel, 1965’ten sonra bu ekolden ayrılır ve toplumcu gerçekçi şiire yönelir. Marksist estetiğin temellendirdiği toplumcu gerçekçilik, 1970’lere kadar Özel’in şiirlerine izleksel ve sembolik açıdan yön verir. 1970’lerden sonra değerler dünyasında büyük çatışmalar yaşayan Özel, Marksist dünya görüşünden uzaklaşır. Zihnini meşgul eden sorulara cevap bulmak ve kendi ben’inin hezeyanlarını dindirmek için mutlak bir sığınak arar. Arayışını, İslami tefekkürde neticelendiren Özel, isyan, kavga ve başkaldırıya matuf ruhunun huzursuzluğunu sağaltmak, kendine ve yaşama güven duymak arzusundadır. Amentü, bu arzunun sembolik yansımalarını içerir. Amentü’de yaşamın bütün evrelerini sorgulayan Özel, dönemin ruhuna sinen bozulmayı, yabancılaşmayı ve çürümeyi, hem şahsında hem de yozlaşmış toplumun yapısında yansıtır. Bu çalışmada, İsmet Özel’in modernite bağlamında irdelediği dönemini ve İslami söylemi referans alarak değişen ben ’ini, semboller aracılığıyla incelemeye çalıştık.
AtıfOpenAlex3
İncele - MakaleAçık Erişim2020Function of Intertextual Relations in Araba Sevdası
Cuşa, Hasan
Intertextuality means that a text is related to other texts and these relationships are created based on different methods. Psychoanalyst Julia Kristeva believes that no text is created from scratch and also a text carries traces from preceding texts, each text directly or indirectly affects each other from different perspectives, and therefore there is no pure text in her concept of intertextuality which she put forward and based on Mihail Bahtin's theory of speech. This view, adopted by literary theorists, forms the theoretical framework of intertextual relations. In this study, Araba sevdası, written by Recaizade Mahmut Ekrem, will be examined in terms of intertexual studies. The aims of this study is to put forward which techniques were used in this novel and how they were fictionalized in the perspective of intertextual relations. It is possible to say that intertextual relations have been shown in Araba Sevdası. These kinds of relationships emerge with references to the names of writers and works and are also expressed with quotations created by copying a few sentences exactly. Besides these references, when the novel is examined in the context of intertextual relations it is clear that the pastiche technique was used in order to copy some style of other works.
- MakaleYalnız künye2020Sabahattin Ali’nin Hikâyelerinde Kaygı ve Korkunun İzdüşümü
Cuşa, Hasan
Felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji ve edebiyat gibi farklı disiplinlerin ortak konusu olan kaygı ve korku insanın temel duyguları arasında yer alır. Kaygı, kişinin kendi benliğinde veya içinde yaşadığı toplumsal çevrede varlığını tehdit eden bir uyaranla karşılaştığında hissettiği bir duygudur. Korku ise bireyin algıladığı tehlike karşısında kendini savunmaya yönelik gösterdiği bir tepkidir. Kaygı ile korku her ne kadar birbirinin yerine kullanılan kavramlar olsa da bunların farklı anlamlara sahip olduğunu söylemek mümkündür. Korkuyu kaygıdan ayıran fark, tehdit olarak algılanan veya tehlike olarak görülen bir şeyin varlığıdır. Yani korkuya neden olan şey belliyken kaygının kaynağı belirsizdir. Sabahattin Ali, genellikle hikâyelerinde farklı nedenlere bağlı olarak kaygı duyan bireyin yaşadığı korkuları anlatır. Kaleme aldığı hikâyeleriyle bireyin kaygılı yaşamını eserlerinde odak noktası haline getiren yazar, kahramanların bazı durum ve olaylar karşısında içten içe hissettikleri korku dolu anları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Bu çalışmanın amacı kaygı ve korku perspektifinden Sabahattin Ali’nin hikâyelerini incelemektir. Araştırma konusu olan hikâyelerde kaygılanan bireyin korkuya kapılmasına neden olan unsurların yalnızlık, çaresizlik, ölüm, hastalık ve belirsizlik olduğu sonucuna varılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2020The Understanding of “Willful People” in Namık Kemal’s Poems
Akar, Yeliz
The changes taking place throughout the world in the 19th century with the advance of the enlightenment movement had its repercussions in the Turkish literature. Westernization efforts were underway ever since the reforms of the Tanzimat of 1839 and had their impact especially on the genre of poetry, which as a result broke with the traditional structure of the Classical period and led the way to a new literature in its thematic dimension. Namık Kemal was among the poets shaping this new intellectual and literary phenomenon. He was a modernist poet who contributed a broad perspective to Turkish poetry in terms of its conceptual content and, giving a new human profile a central place in his poetry, he challenged the traditional assumptions of classical poetry in a thematic context. This new type of human was not the object in a heavenly conversation, but instead was the subject of a life they fought to establish with their own choices, decisions, and work. A human of free will who had the courage and power to self-realization was the main theme of Namık Kemal’s poetry. On the other hand, it directs our perspective to people who are free, face-to-face, who can add meaning and value to the world and what they do, and who have the power to destroy the domination; despite all the conditioning, conditioning and limitations, the life move of this human who will realize the rebirth has an inevitable and unstoppable nature. Namık Kemal, who has the courage and the power of self-realization, to direct worldly relationships and events, not by shallow and customary voices and words, but by making them the main trail of his poems, to realize social awakening want.In this study on the Concept of a Human with Free Will in Namık Kemal’s Poetry, we examine the human who faces life to succeed against all odds with reference to his poems Hürriyet Kasidesi (Ode to Freedom), Vatan Şarkısı (Song for the Motherland), Kıtalar (Continents), Vatan Türküsü (Ballad of Motherland), and Murabba (Quartet).
- MakaleYalnız künye2020In the novel by tarık buğra of the national ıdeal symbolıc face: küçük ağa
Akar, Yeliz
Changes in socio-cultural structure of nations are reflected in their literary works with all their reflections. Turkish literature includes characteristic examples that symbolize the reflective role of art as well. Especially the Turkish novel of the Republican era witnesses the adventure of being rebuilt with its structure nourished from the recent history and Anatolian people. This situation prepares the ground for the new school like the country literature that started in the 1920s and continues to the present day. After 1950, Tarık Buğra joined this school. Tarık Buğra reflects the impact of national struggle on society's memory from a different perspective. The Küçük Ağa is the symbolic expansion of this situation. Küçük Ağa is the embodied spirit of the culturally changing mindset; the author narrates the person who is strong-willed to reestablish his future against the empire's suicidal situation in the name of Küçük Ağa. In the context of the reflections of the National Struggle on literature, we have examined this study in two main sections with reference to the transformation experienced by the protagonist. In the first part, we discussed the personalized face of the concepts of the sultan and the caliphate, and in the second part, we discussed the will of the Turkish society that fought for existence by clinging to the judgmental side of the national ideal.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2020Labyrinth of Possibilities in the Context of the Theoretical Reader Model in Bilge Karasu's Kısmet Büfesi
Cuşa, Hasan
The approaches text-oriented and author used in the study of works have been losing their influence since the second half of the 20th century. Reader-centered readings acquire importance among literary criticism and theories. Modern and postmodern writers create some emptiness in their texts. Completion of such emptiness from the terms of contextual and formal lefts to the reader's power of interpretation Bilge Karasu, one of the important writers of modern Turkish literature is one of the writers who put the reader into the center of her works. Kısmet Büfesi reflects the reader's perspective and imagination therefore this work has an important place in reader-centered readings. This work researches the theoretical reader model and how the author interprets the text he narrates as a reader. The theoretical reader can have a condition that interprets every possible situation in the maze of possibilities. The aim of this research constitutes to reveal that the author is undermining the role of the theoretical reader and that are constructed depending on the possibilities of the stories in Kısmet Büfesi. In examined stories, it is concluded that anything which is shown and narrated by the author has the possibility of existence or impossibility also the fragility of absolute reality in fictional texts was concluded.
- MakaleAçık Erişim2019Dostlar ve Hizipler Üzerine: Shakespeare’in Tarih Oyunları
Öğütcü, Murat
Geç Elizabeth Dönemi’nde hizipçilik, özellikle erkekler arası dostluk kavramını karmaşık hale getirmiştir. Kraliyet hazinesinin azalması, hazine gelirlerinin dağıtımındaki gelişigüzellik ve tabandan gelen baskılar, hami ve himaye altında olanlar ile dostlar arasındaki sağlıklı ilişkileri daha da sorunsallaştırmıştır. Yatay ve dikey toplumsal ilişkiler, teatral üsluplarla yürütülürdü; belli bir toplumsal rolü icra edip, kendine ait gerçek düşünceleri olabildiğince mahrem bırakarak. Hile ve takiye, özellikle itibarı hedef alan hizipçiliğin sözlü ve sözsüz araçlarına karşı hayatta kalabilmek için gereklilerdi. Fakat bu, gerçekliğin ve toplumsal davranışların algısını sorunsallaştırmaktaydı. Dostluk, dürüstlükle ilgili olmalıydı. Ancak bu dürüstlük, öz ve biçim arasında ayırt edilebilir bir çizgisi olmayan Geç Elizabeth Dönemi teatral davranışların genel yapısında mevcut değildi. Bundan dolayı basılı ve basılı olmayan nasihatnameler, dostların davranışlarını iyice çözümlemek ve bunları kendi çıkarları için kullanmak için insanları teşvik ediyorlardı. Destek ve nasihat verebilecek dostların seçiminde dikkatli olunmalıydı. Ayrıca iki taraflı oynayanları ve dalkavukları geri çevirirken de dikkatli olunmalıydı. Söylemle eylemi birleştirmedeki sorunlar, ittifaklar arası geçişlere, iki taraflı oynamalara ve nasihat ile dalkavukluğu ayırt edememeye yol açıyordu. Shakespeare’in Elizabeth Dönemi tarih oyunlarında, vakayınamelerde bulunabilen Kral John dönemi, Yüzyıl Savaşları ve Güller Savaşı birbiriyle çatışan ve Elizabeth Dönemi’nin olgularına uyarlanan dostluk kavramları sunmuşlardır. Gerek izlenen gerekse okunan bu oyunlar, dostluğun özden çok biçimsel bir eylem olduğu algısını pekiştirmişlerdir. Bundan dolayı bu çalışma Geç Elizabeth Dönemi’ndeki dostluk kavramlarını inceleyip, hizipçiliğin bu kavramları nasıl sorunsallaştırdığını örneklendirecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele

