Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Akbaş, Avşin(1)
- Avci, Mehmet Alpertunga(1)
- Aydin, Nursen(1)
- Baykara, Muhammet(1)
- Boyali, Handan(1)
- Buz, Sema(1)
- Ceyhan, Muhammed(1)
- Ciğer, Mehmet(1)
- Dagtas, Erdal(1)
- Doğanay, Ülkü(1)
- Gün, Servet(1)
- Gündoğdu, Serkan(1)
- Kenes, Hatice(1)
- Keneş Çoban, Hatice(1)
- Narter, Sami(1)
- Ozek, Fatih(1)
- Taşır, Ahmet(1)
- Yazğılı, Enver(1)
- Yıldırım, Onur(1)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2026Türk Adalet Sembolü: Töreana Türk Adalet Düşüncesinde Töre Düzeni ve Sembolik Temsil
Narter, Sami
Bu çalışma, Türk töre sisteminin tarihsel ve normatif yapısından hareketle geliştirilen “Töreana” modelini hukuk teorisi, siyasal meşruiyet ve sembolik temsil bağlamında incelemektedir. Araştırmanın amacı, Türk adalet düşüncesinin dayandığı temel ilkeleri ortaya koymak ve bu düşünsel mirasın sembolik düzeyde nasıl temsil edilebileceğini değerlendirmektir. Çalışmada tarihsel inceleme, kavramsal analiz ve sembolik çözümleme yöntemleri birlikte kullanılmış; Orhun Yazıtları, Türk devlet geleneğine ilişkin kaynaklar ve töre literatürü karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda, törenin yalnızca geleneksel davranış kuralları bütünü olmadığı; siyasal meşruiyetin, toplumsal düzenin ve normatif üstünlüğün temel unsurlarından biri olarak işlev gördüğü tespit edilmiştir. Türk adalet anlayışının kişileştirilmiş kutsal figürlerden ziyade töre merkezli normatif düzen anlayışı üzerinden şekillendiği görülmüştür. Bu çerçevede geliştirilen Töreana modeli; açık göz, töre asası, boş terazi ve kurultay merkezli yapı gibi semboller aracılığıyla adalet, meşruiyet ve hukukun üstünlüğü ilkelerini görünür kılan analitik bir temsil olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Türk adalet düşüncesinin sembolik temsil kapasitesine dikkat çekmekte ve Töreana modelini bu düşünsel mirasın çağdaş bir sembolik hukuk modeli olarak önermektedir.
- MakaleYalnız künye2025Oy Verme Kutularından Sınır Kapılarına: Türkiye’nin Seçimleri ve Suriyeli Mültecilere Yönelik AKP’nin Değişen Tutumuna Medyadan Bakmak
Kenes, Hatice
Bu makale, son 13 yıldır Türkiye’de ırkçı, ayrımcı söylemlerin düğüm noktalarından birini oluşturan Suriyelilere yönelik söylemi, kritik son seçimleri içine alan dönemde incelemektedir. Bu dönemin özellikle ele alınmasında iki gerekçe öne çıkmıştır: İlki, muhalefet partileri tarafından sıkça gündeme getirilen, özellikle seçim dönemlerinde bir seçim vaadi olarak sunulan ve toplumda ırkçı, ayrımcı düşünceleri besleyerek zaman zaman linçlere yol açan Suriyelilerin “gönderilmesi gereken bir fazlalık” olduğu söylemine, 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan başkanlık seçimlerine 11 gün kala, 3 Mayıs 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) de “onurlu geri dönüş” söylemiyle eklemlenmesidir. Böylece AKP tarafından açık kapı politikasıyla içeri alınan, Müslümanlar olarak ensar olunması gereken, vatandaşlık vaat edilen milyonlarca Suriyeli mültecinin 12. yılın sonunda ülke dışına çıkarılacağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçmenlere duyurulmuştur. Oysa aynı Erdoğan, 15 Mart 2022 tarihli konuşmasında muhalefet partilerinin söylemlerinin aksine “Biz görevde olduğumuz sürece göndermeyeceğiz” diyerek muhalefete “sert” bir şekilde karşılık vermişti. Kısa sürede her iki ifadenin AKP’nin Suriyeli politikasıyla ilgili olarak kamusal dolaşıma sokulmuş olması, AKP’nin Suriyelilere yönelik politikalarını belirleyen asıl faktörün hümanizm, insan hakları vs. değil de iktidarı kaybetme riskinin güçlü bir şekilde açığa çıkması ve oy hesapları olduğunun görünürleşmesidir. İlkiyle bağlantılı ikinci gelişme ise, 20 yıllık kesintisiz bir şekilde iktidarda olan Erdoğan’ın ve AKP’nin ilk defa oy ve iktidar kaybetme riskinin güçlü olarak belirdiği iki kritik seçim atmosferinin yaşanmış olmasıdır. Nitekim Erdoğan, 14 Mayıs 2023 başkanlık seçimlerini ikinci turda kazanabilmiş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ise AKP, elindeki 15 şehir belediyesini daha kaybetmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı genel seçim ve ardından yerel seçim sürecini içine alan 1 Mart 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’de en fazla tıklanma sayısına sahip Sabah, Hürriyet ve Sözcü’nün çevrimiçi platformlarında yayımlanan haberlerinde iktidarın da değişen söyleminin etkisinde Suriyeli sığınmacıların hangi bağlamda nasıl yer aldığını, medyanın mültecilerin “geri gönderilmesi gereken fazlalık” olarak gören politik söyleme nasıl eklemlenmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, ana akım medyanın haber yapma pratiği ve sığınmacılara yönelik politik ve toplumsal tartışmaları nasıl haberleştirdikleri betimsel olarak analiz edilerek öne çıkan temalar ve alt temalar yorumlanacaktır. Araştırmanın temel tezi, medyanın, sığınmacıların toplumsal entegrasyon veya dışlanma süreçlerine etkisinin, seçim döneminin dinamiklerinde daha belirgin hale geldiği yönündedir.
- MakaleAçık Erişim2024Hangisi Daha Zorlayıcı? HIV ile Yaşamak Mı Yoksa İnsan Hakları İhlalleri Mi? HIV ile Yaşayan Kişilerin Maruz Bırakıldıkları İnsan Hakları İhlallerine Sosyal Hizmet Perspektifiyle Bir Bakış
Buz, Sema; Akbaş, Avşin
HIV, ürettiği damgalama, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleriyle sadece viral bir enfeksiyon olmadığını aynı zamanda biyopsikososyal bir sağlık problemi olduğunu ortaya çıktığı günden bu yana yaklaşık 40 yıl içerisinde bizlere göstermiştir. HIV ile yaşayan kişiler bir yandan tıbbi tedaviyle uğraşırken diğer yandan HIV tanısının neden olduğu insan hakları ihlalleri, ayrımcılık ve damgalanma ile mücadele etmek durumunda kalmaktadır ve bu nedenle daha zorlu bir süreci deneyimlemektedir. Çalışmada Türkiye’de yayınlanmış olan HIV/AIDS alanına ilişkin insan hakları ihlalleri raporları üzerinden sosyal hizmet perspektifi ile bir değerlendirme yapmak ve insan hakları ihlallerine karşı çözüm yolları geliştirebilmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi metodu kullanılarak Türkiye’de HIV ile yaşayan kişiler tarafından kurulan ilk dernek olan Pozitif Yaşam Derneği’nin yayınlamış olduğu on dokuz rapor değerlendirilmiştir. Raporlardan insan hakları ihlallerinin sırasıyla en çok sağlık kuruluşları, işyerleri, kamu kurum ve kuruluşları, aile/sosyal çevre ve medyada gerçekleştiği ve çoklu insan hakları ihlallerinin yaşandığı ve raporların yayınlandığı tarihlerden günümüze gelindikçe insan hakları ihlallerine karşı daha fazla aksiyon alındığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sosyal eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele eden sosyal hizmet uzmanlarının HIV ile yaşayanlara yönelik gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine karşı mikro, mezzo ve makro boyutlarda uygulamalar gerçekleştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Denetimden Politika Oluşturmaya: Kamu Politikası Sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Aktör Rolü
Boyali, Handan
Küresel gelişmelere bağlı olarak toplumsal hayatın her alanında köklü değişimler olduğu gibi kamu yönetimi alanında da yeni değişimler meydana gelmiştir. Bu çerçevede hükümetlerin kamu yararı ve milli çıkarları doğrultusunda kamu politikaları oluşturulmuştur. Kamu politikası birçok aktörü ve süreçleri kapsamaktadır ve genellikle sorunun tespiti ile başlayıp, söz konusu sorunlara dair politika oluşturma süreçlerini kapsamaktadır. Kamu politikasında yer alan aktörler resmi, gayri resmi ve uluslararası aktörler olmak üzere üç kategoride ele alınmaktadır. Resmi oyuncu kategorisinde; yasama, yürütme (hükümet ve bürokrasi) ve yargı. Resmi olmayan oyuncu kategorisinde; vatandaşlar (seçmenler), siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, medya, üniversiteler ve düşünce kuruluşları. Uluslararası aktörler küresel ölçekte devletler veya uluslararası kuruluşlardır. Bunun yanı sıra oluşturulan politikaların yasalaşması, uygulanması ve değerlendirilmesi gibi süreçlerle de devam etmektedir. Bu bağlamda Kamu Denetçiliği Kurumu kamu politikası sürecine katılım noktasında faaliyetleri bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle parlamentoya sunmak üzere hazırlamış oldukları yıllık faaliyet raporlarıyla kamu politikalarına ne denli katkı sağladığı görülmektedir. Sunulan raporlardaki tavsiye kararları yoluyla kamu politikasına etki etmektedir. Kamu politikasında aktör rolünün yanı sıra, tavsiye kararlarına uymayan kurumlara yer vermesi ve bu kurumların parlamento tarafından bilinmesi, Kamu Denetçiliği Kurumu’nu etkili bir denetim mekanizması da yapmaktadır. Bu çalışmayla denetimden politika oluşturma süreçlerine değin kamu politikası sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun aktör rolü ele alınmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Uluslararası politikada bir etki aracı olarak siber güvenlik ve türkiye’nin siber güvenlik politikası uygulaması: ulusal siber olaylara müdahale merkezi (usom)
Gündoğdu, Serkan
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak internetin kullanımı gündelik hayatın her alanında etkin bir şekilde yer almaya başlamıştır. Bu süreç insanların hayatını birçok alanda kolaylaştırdığı gibi bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan önemli bir tanesi de güvenlik olmuştur. Uluslararası politika bakımından da yeni güvenlik önemlerine ihtiyaç duyulmuş, uluslararası ilişkiler disiplininde güvenlik kavramının önemli bir kavramı haline gelen siber güvenlik sorunun ortaya çıktığı görülmüştür. Gerek ulusal gerekse uluslararası bir önem taşımaya başlayan siber güvenlik konusunda, devletlerin önlemler alması zorunluluk haline gelmiştir. Bu çerçevede siber tehditlere karşı koyabilmek için savunma sistemlerini içeren siber güvenlik politikaları oluşturulmaya başlanmıştır. Çalışma kapsamında Türkiye’nin siber uzaydaki varlığı ve bu alanda kamu hizmetlerinin nasıl sağlandığı, siber güvenlik politikalarına ilişkin çalışmalarını nasıl planladığı incelenmiştir. Türkiye’nin siber güvenliği sağlama adına yapmış olduğu; politika, strateji ve eylem planları ile araştırma konusu sınırlandırılmıştır. Siber tehditleri azaltmak ve bertaraf etmek amacıyla, Türkiye’nin ulusal siber güvenlik stratejisi açısından önemli olan yapılar çalışma kapsamında verilmiştir. Bu bağlamda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun bir yapısı olan Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’nin siber güvenlik stratejisine ve uluslararası politikada bir etki aracı olması noktasında ne denli bir etkiye sahip olduğu üzerinde durulmuştur.
AtıfOpenAlex7TR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2022İşçi Sınıfı ve Mücadelesinin Post-modernist Reddinin Medyadaki Yansıması: THY Grevi ve Cerattepe Direnişi Örneklerinin Karşılaştırılması
Dagtas, Erdal; Aydin, Nursen
Kapitalist üretim sisteminin her yeniden yapılanma süreci, işçi sınıfı aleyhine sonuçlanan değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte, Sovyet sosyalist düzenin dağılmasının ardından kapitalist sistemin alternatifsiz mutlak gücünü ilan etmesi, sınıfların ortadan kalktığını savunan post-modern görüşlere dayanak oluşturmuştur. Sözü edilen görüşler, Marksizmin sınıf mücadelelerine atfettiği ayrıcalıklı konumun post-kapitalist toplumlarda geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiğini ve çoğulcu kimlikler temelindeki sorunların siyaset alanının gündemini oluşturduğunu savunmaktadır. Kuramsal anlamda sınıf hareketlerinin yok sayılması gerek sanayi gerekse hizmet sektöründeki işçi sınıfının sermayeye karşı devam eden mücadelesinin somut varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Toplumsal bir gerçeklik olan sınıf mücadelelerinin inkâr edildiği kuramsal görüşlerin yaygınlık kazanmasında neo-liberalizmin hegemonya alanlarından biri olarak medyanın ideolojik işlevi yadsınamaz. Bu çalışma, işçi sınıfı ve mücadelesinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşlerin egemen hale gelmesinde medyanın işlevini sorgulamaktadır. Bu doğrultuda, sınıf temelli toplumsal hareket örneği olan THY grevi ile yeni toplumsal hareket örneği olan Cerattepe direnişinin basılı gazetelerdeki (Evrensel, Hürriyet, Yeni Şafak) ve alternatif haber sitelerindeki (Bianet, Sendika.org, T24) sunumu eleştirel ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. Temsil ettikleri ideolojiler temelinde belirlenen medya kuruluşlarının THY grevi ve Cerattepe direnişi özelinde, işçi sınıfı ve çevre hareketleri konusunda nasıl bir tutuma sahip oldukları ortaya konulmuştur. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, verilerin toplanmasında metin çözümlemesi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın çözümleme nesnesi basılı gazetelerde ve alternatif haber sitelerinde yer alan THY grevi (15 Mayıs-21 Aralık 2013) ve Cerattepe direnişi (21 Haziran 2015-29 Şubat 2016) ile ilgili köşe yazıları çözümlenmiştir. Böylece, kuramsal alanda işçi sınıfını ve mücadelesini görmezden gelen görüşlerin ve neo-liberal bakış açısının taşıyıcısı olarak medyanın rolüne dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte, işçi sınıfı ve çevre hareketleri söz konusu olduğunda, basılı gazetelerin ve alternatif haber sitelerinin tutumunda farklılık olup olmadığı sorusuna yanıtlar aranmıştır. Sonuç olarak, sınıf hareketlerinin yeni toplumsal hareketler karşısında ideolojik açıdan ayrımcılığa uğradığı gözlenmiştir. Sınıf mücadelelerinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşler, ana akım medya aracılığıyla yeniden üretilerek egemen hale getirilmektedir. Bu noktada, özellikle sosyalist sol basın ve alternatif haber siteleri, işçi sınıfının ve sınıf temelli hareketlerin toplumsal gerçekliğinin kamuoyuna doğru yansıtılması bakımından önem taşımaktadır.
- MakaleAçık Erişim2022Türkçe metinlerde makine öğrenmesi yöntemleri ile siber zorbalık tespiti
Baykara, Muhammet; Yazğılı, Enver
İnternet kullanımının yaygınlaşması ve sosyal medya platformlarının popülaritesinin artması siber zorbalık olarak adlandırılan eylemlerin hızla yayılmasına neden olmuştur. Dünya genelinde siber zorbalığa maruz kalan kişilerin sayısı her geçen gün artmaktadır ve bu da mağdurlar üzerinde büyük etkiler yaratmaktadır. Bu eylemin tespit edilmesi, yeni mağdurların ortaya çıkmaması ve mevcut mağdurların daha fazla bu eyleme maruz kalmaması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu noktada literatürde siber zorbalık tespitine yönelik birçok çalışmanın gerçekleştirildiği görülmüş ancak Türkçe metinlerde yapılan çalışma sayısının çok az olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada kaggle adlı paylaşım sitesinden elde edilmiş ve manuel olarak oluşturulan 3000 cümlelik hazır Türkçe bir veri seti üzerinde doğal dil işleme yöntemleri kullanılarak siber zorbalık tespiti gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan veri setinin yeni olması ve bildiğimiz kadarıyla bu kadar çok sayıda algoritmanın literatürde test edilmemiş olması nedeniyle bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmada bu veri seti üzerinde Bagging, Boosting, C4.5, Gradient Boosting, K-Means, KNN, LR, NB, ANN, RO, DVM, Stokastik Gradient Descent ve XGBoost algoritmaları karşılaştırmalı olarak ilk kez kullanılmıştır.
AtıfOpenAlex4TR Dizin3
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2021İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk: Dostane Çözüm mü? (Sahadan Notlar)
Gün, Servet
2018 yılının ilk gününden başlayarak yürürlüğe giren işuyuşmazlıklarında arabuluculuk, bugün alternatif mecrada yayılarakyerleşik yargısal bir konum işgal etmek üzeredir. İş uyuşmazlıklarındaarabuluculuğun zorunlu (dava şartı) oluşu, iş hukukunun kamusalniteliği gereği ciddi itirazlara konu olmuş ve önemli tartışmalarıtetiklemiştir. Nitekim zorunlu arabuluculuğa yöneltilen eleştiriler;‘emredici kuralların bertaraf edileceği’, ‘içtihat hukukununişlevsizleşeceği’ ve ‘adalete erişim hakkının engelleneceği’ yönünde veçoğunlukla hukuki gerekçelere vurgu yapan bir eksen üzerindenşekillenmiştir. Bu çalışma, hukuki gerekçeler çerçevesinde yürütülen butartışmalara katkı olabileceği düşüncesiyle ve tartışmanın perspektifinigenişletmek üzere ekonomi-politik bir pencere açmayı hedeflemiştir.Zira hukuki süreçlere de yön veren ekonomi-politik işleyiş izlenerek vesahanın açıklayıcı bilgisine müracaat edilerek, zorunlu arabuluculuğunbaşka bir açıdan görünümü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece işçiile işveren açısından aynı anlama gelebilecek bir arabuluculuğunolanaksızlığı, sınıf kuramı hatırlatılarak, somut veriler aracılığıylatartışılmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2021An Example Of Kânûnî Period Codes: Âsafnâme
Ozek, Fatih; Yıldırım, Onur
Ottoman Turkish is the period of Western Turkish that existed from the 16th to the 20th century. In this period besides literary texts, texts that were far from literary concern were written. In the period of Ottoman Empire, the rulings, orders and prohibitions put forward by the sultans in order to find solutions to the problems faced by the society in religion, state and social issues are called code. Codes, which are very rich sources in terms of both Ottoman history and legal system and the historical vocabulary of Turkish, are texts written without any literary concern. In the study, the Âsafnâme written by Lütfi Pasha during the period of Kânûnî, who prepared the most laws among the sultans and therefore had the title of Kânûnî, will be examined. Lütfi Pasha, who was the grand vizier during the period of Kânûnî, is not only a statesman with his works, but also a writer. Âsafnâme, in which he told his experience to others after him due to the fact that Lütfi Pasha found the state organization complicated and the laws were applied differently from the previous periods has not previously been addressed with language features. In terms of language studies, considering that works written for different purposes other than literary works should be scanned and examined and it is a source for different studies to be carried out and how the palace language is formed and thus it was thought that an original study could be done on the work and the subject of the study was determined. The work in question, the texts with Arabic letters in the copy registered in Istanbul University Library TY.No: 786 will written with transcription signs by reading based on Ahmet Akgündüz's work titled Osmanlı Kânûnnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri “Kânûnî Devri Kânûnnâmeleri, 1. Kısım Merkezî Ve Umumî Kânûnnâmeler” (4th book). While writing it down, Ahmet Akgündüz's readings will be taken as basis, and after the texts of the study are composed, the phonetic and morphological information of the work will be examined.
- MakaleYalnız künye2020A Comperative Study on History of Law: Comperation of Property Approches Between Roman and Ottoman
Ceyhan, Muhammed
Roman Empire and the Ottoman State have an importance because of their place in the historical timeline. Though both states emerged in different places and spaces under different historical circumstances, they share a lot in common. Their certain institutions and their change and transformation in time have similarities. During their long histories, their social, economic, military and legal structures shifted as a result of changing global conditions. The very characteristics of these shifts, developments and changes in the laws of the Roman and the Ottoman State resemble each other. However, when the topic is scrutinized more closely, the differences can easily be spotted due to differences in time, space and belief. The main aim of this study is to compare the two grand states that had deeply affected the history as political, military, legally, social, in terms of similarities and differences. In this context, using comparative history method with a specific focus of the property law, the differences and similarities between the Roman Empire and the Ottoman State will be examined considering geography, time, religion and requirements. To this end, the literature and archive records of the Ottoman and Roman States in the field of property law have been made use of. After revealing the similarities and the differences between two political administration regarding their understanding of property law as much as possible, the results reached about the shifts and transformations will be put forward within an academic framework.
- MakaleYalnız künye2020İnsan hakları andlaşmalarının yorumu ışığında türkiye’de idam cezasını yeniden tesis imkânı
Ciğer, Mehmet
Bu makale, Türkiye’de yapılan idam cezası tartışmalarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, idam cezasının iç hukuk temelli ahlaki, toplumsal ve ceza hukuku boyutu reddedilmeden uluslararası hukuk boyutunu ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu nedenle, idam cezasını yaşam hakkı çerçevesinde düzenleyen ve Türkiye’nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi belgeleri temel metinler olarak alınmaktadır. Çalışmaya temel teşkil eden bu belgeler, devletlerin uluslararası andlaşmalar kapsamında hak ve yükümlülüklerini değiştiren veya sonlandıran çekince koyma, fesih ve çekilme kavramları ekseninde incelenecek ve Türkiye’nin bu kavramlar dahilinde idam cezasını yeniden tesis etmesinin mümkün olup olmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Kavramlar incelenirken ilgili andlaşmaları değerlendirme yetkisine sahip olan organların yorumlarından ve Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun raporlarından birincil, literatürdeki diğer çalışmalardan ise ikincil kaynak olarak yararlanılacaktır. Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları andlaşmalarına rağmen idam cezasını yeniden tesis etmesi, Türkiye'nin genel uluslararası hukuk düzenindeki ve onun alt rejimi olan uluslararası insan hakları hukuku düzenindeki konumunu olumsuz etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda, Türkiye'nin insan hakları sisteminden çıkarılmasına ve dolayısıyla insan hakları andlaşmalarının bireylere sağladığı yaşam hakkı dışındaki diğer hak ve özgürlüklerin de kaybedilmesine yol açacaktır.
- MakaleYalnız künye2016Syrian 'Refugees' In Printed Press: Construction Of Rational And Emotinal Justifications Of Discriminatory Discourses
Doğanay, Ülkü; Keneş Çoban, Hatice
This study problematizes the role of mainstream media in dissemination and justification of dicriminatory discourses against Syrian refugees in Turkey. Within the scope of the study, news stories and columns published in three mainstream newspapers (Zaman, Posta and Hürriyet), which have been selected according to their circulation number, in the period from 2011 April, when the first asylum seekers began to seek aylum in Turkey until the end of 2014, when the total number of Syrian asylum seekers exceeded two million. The fundamental supposition of the study is that the mainstream media operated within similar frameworks during the reproduction of discriminatory discourses against asylum seekers. Within the scope of the study, the news stories and columns published in these newspapers have been classified according to their topics, themes and how Syrian asylum seekers are portrayed in these stories and columns in order to have a better understanding of how the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is problematized in the newspapers. In the second part of the study, the discouses in the news stories are analysed to reveal which words are used to describe the asylum seekers and on what grounds the content in these newspapers that reproduce the discriminatory opinions and judgments about asylum seekers is justified. In an endeavour to answer these questions, the study follows van Dijk's critical discourse analysis method to focus on the macro and micro structure of news stories and to analyse the interpretive framework of the discriminatory discourses against asylum seekers. The main findings of the study are that the presence of Syrian asylum seekers in Turkey are "problematized" on four main discursive domains oriented at constructing the rational justifications, emotional justifications of discrimination as well as rationalisation of emotions: In the news stories portraying Syrian asylum seekers as a "threat", this portrayal is used to criticize the foreign policy of the government, the asylum seekers, on the other hand, are associated with their economic burden and problems related to security. Secondly, the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is "objectified" through an emphasis on how much Money has been spent, how much aid has been provided and how many asylum seekers are in Turkey without any regard to violation of rights and/or human consequences the issue. Thirdly, a discursive framework which "sentimentalize" the reactions against the presence of asylum seekers in Turkey, their conditions and their "excessive visibility" in cities.
AtıfTR Dizin72
İncele - MakaleYalnız künye2015Hukuk devleti ilkesi ve âdil yargılanma hakkı çerçevesinde kamu ihale işlemlerinde idarî başvuru yolları
Taşır, Ahmet; Avci, Mehmet Alpertunga
Türkiye‟de, farklı fiilî uygulamaların hukuk devleti ilkesiyle bağdaşıklığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Kamu ihalelerinde uyuşmazlığa konu idarî başvuru yolları, bu tartışmaların bir ayağını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk ihale mevzuatında öngörülen, uyuşmazlığa yönelik idarî başvuru yollarını mercek altına almaktır. Bu çerçevede, öncelikli olarak, şikâyet ve itirazen şikâyet yolları meri mevzuat ışığında açıklanmıştır. Sonrasında, söz konusu başvuru yolları, hukuk devleti genelinde ve yargı denetimi, âdil yargılanma hakkı özelinde eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmiş ve hukuk devleti bağlamında farklı perspektiflerde önerilerde bulunulmuştur.
AtıfTR Dizin2
İncele




