Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Tarihi Yapıların Korunması Kapsamında Taşıma Yöntemini Tunceli İlindeki Çelebiağa ve Sungurbey Camileri Üzerinden Yeniden Düşünmek

    Dalkılıç, Neslihan; Güngör, Gizem Nur

    Tarihi yapıların taşınması, koruma biliminin fiziksel ve bağlamsal bütünlük ilkeleri çerçevesinde tartışılan ve uygulanan önemli bir yöntemdir. Bu çalışma, Keban Barajı kurtarma projesi kapsamında 1960’lar ve 70’lerde taşınan taşınan Pertek Çelebiağa ve Sungurbey Camileri’ni, koruma ve restorasyon ilkeleri çerçevesinde ele alarak incelemektedir. Çalışmada, yapıların taşınma süreçleri detaylı arşiv araştırmaları, saha gözlemleri ve malzeme analizleri yoluyla değerlendirilmiş; taşınma sonrasında özgünlük, bütünlük ve bağlam kavramlarının nasıl etkilendiği analiz edilmiştir. Her iki caminin taşınmasında, temel mimari unsurlar büyük ölçüde korunmuş, özgün malzemelerin yeniden kullanımı öncelikli hedef olmuştur. Bununla birlikte, taşıma sırasında zarar gören veya eksik olan bölümlerde yeni malzeme kullanımına başvurulması, malzeme kaybının minimize edilmesi ve özgün yapım tekniklerine uygun restorasyon uygulamalarının gerekliliğini ortaya koymuştur. Taşıma öncesinde gerçekleştirilen detaylı belgeleme çalışmaları ve malzeme numaralandırma süreçleri, yapıların yeniden inşasında büyük önem taşımış, bu süreçte bağlam ve mekânsal yerleşim ilkelerine uygunluk sağlanmıştır. Yapıların taşınmalarının üzerinden geçen yarım asırlık süreçte, özgün işlevlerini koruyarak kent dokusuna entegrasyonu, taşınma uygulamalarının koruma bilimindeki çok yönlü etkilerini ortaya koymaktadır. Çalışma, taşımaların yalnızca son çare olarak başvurulması gerektiği ilkesini desteklerken, bu süreçlerin planlama, belgeleme ve uygulama aşamalarında koruma ve sürdürülebilirlik ilkelerine bağlı kalınmasının önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Çelebiağa ve Sungurbey Camileri’nin taşınma süreci, kültürel mirasın korunmasına yönelik bilimsel ve teknik yaklaşımlara değerli bir katkı sunmaktadır.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Kökenbilim ve toponomi ışığında çemişgezek

    Koç, Ali

    Çemişgezek, Türkiye'nin doğusunda yer almakta olup, idari bakımdan Tunceli iline bağlı bir ilçedir. Tarihi derinliklere uzanan bu bölge, geçmişten günümüze birçok medeniyetin ve kültürel yapının etkisi altında şekillenmiştir. Farklı uygarlıkların izlerini taşıyan Çemişgezek, tarihsel süreç içerisinde önemli bir yerleşim alanı olarak dikkat çekmektedir. Çemişgezek, Osmanlı döneminde önemli bir yerleşim yeri ve yönetim merkezi olmuştur. Cumhuriyet dönemiyle birlikte de Tunceli'nin ilçesi haline gelmiştir. Bu araştırma, Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinin adının tarihsel kökenini, dilsel evrimini ve kültürel etkileşimlerle şekillenen toponomik yapısını disiplinlerarası bir yaklaşımla incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın temel amacı, Çemişgezek adının antik çağlardan günümüze uzanan süreçteki dilsel adaptasyonlarını, kökenbilimsel katmanlarını ve bölgenin çok kültürlü tarihsel mirasını ortaya çıkarmaktır. Disiplinlerarası bir yaklaşımla, Hitit, Urartu, Pers, Bizans ve Osmanlı gibi medeniyetlerin dilsel katmanlaşması ile Türkçenin bu katmanlarla etkileşimini analiz eden araştırma, arkeolojik bulgular, tarihsel belgeler ve dilbilimsel veriler ışığında ilerlemiştir. Çemişgezek'in tarihsel arka planına göz atarak, zaman içindeki değişimlerin bu toprakların adlarını nasıl biçimlendirdiği aktarılmış, daha sonra, bu adın etimolojik kökenlerine ve farklı dillerde nasıl çeşitlendiğine odaklanılmıştır. Tarih boyunca, her adlandırmada saklı olan hikâyelerin Çemişgezek adında da hangi tarihsel ve dilsel zenginliklerle oluştuğu kökenbilim ve toponomi disiplinleriyle gösterilmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Hatuniye Medresesi Cephelerinde Meydana Gelen Taş Bozunmalarının Analizleri

    Dal, Murat; Ergin, Şefika; Ay, İlhami; Çelik, Ayşe Biçen

    Geleneksel yapılarda doğal taşın dayanıklılığı, yapıların günümüze kadar ayakta kalabilmesi için önemlidir. Dış çevre faktörlerinin doğal taş malzemeler üzerinde olumsuz etkileri vardır. Malzeme olumsuz etkenlere maruz kaldığında taşta bozulmalar meydana gelmektedir. Bu bozulmaların ve nedenlerinin doğru tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin sunulması yapıların gelecek nesillere aktarılması için önemlidir. Bozulmaya neden olan etkenlerin tespit edilememesi hasarların büyümesine ve yeni hasar oluşumlarına yol açmaktadır. Çalışmada Hatuniye Medresesi’nin yüzeylerindeki bozulmaların ve nedenlerinin tespit edilmesi, sorunların önlenmesi ve doğru müdahalelerin yapılması açısından faydalı olacaktır. Yapılan analizler sonucunda yapının cephelerinde meydana gelen bozulma türleri ve XRF kimyasal analiz sonuçlarına göre taşın kimyasal özelliklerindeki değişimler tespit edilmiştir.

    AtıfOpenAlex7TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    Bizans İmparatoru II. Nikephoros Phokas ve Doğu Seferleri (Kilikya, Antakya, Halep)

    Korunur, Harun

    Bizans İmparatorluğu için Doğu’da hâkimiyet sağlamak her zaman önemli oldu. Bizans imparatorları Kilikya, Antakya ve Suriye bölgelerinin Bizans hâkimiyetinde olmasını, bölge kontrolü açısından zaruri gördüler ve doğu politikalarını bu çerçevede planladılar. Bizans, yaşadığı coğrafya bakı-mından Hıristiyan ve Müslüman dünyasında önemli bir yer teşkil etti. Bizans İmparatorluğu kuruluşundan itibaren Anadolu’da hâkimiyet sağlamak için mücadelelerde bulundu. II. Nikephoros Phokas da bu amaç ile mücadelelerine devam etti. Soylu bir aileye mensup, başarılı bir asker olan II. Nikephoros Phokas, faaliyetleri ile Bizans’ı daha güçlü hale getirmek istedi. Bölge tarihi bakımından önemli bir yer tutan Bizans’ın, II. Nikephoros Phokas devri, araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır. II. Nikephoros Phokas’ın imparatorluğu dönemi doğuda sınır güvenliğini sağlama amacı ile yaptığı mücadeleleri detayları ile aktarmak, yorumlamak ve bölge tarihine ışık tutmak amaçlanmıştır. Çalışmada ana kaynaklar ve araştırma eserlerden istifade edilmiştir. II. Nikephoros Phokas’ın tahta çıkışı, Kilikya bölgesinde hâkimiyet sağlaması, Antakya’nın ele geçirilişi ve son olarak Halep’in vassallık haline getirilişi işlenmiştir. II. Nikephoros Phokas’ın ölümü ile araştırma sonlandırılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2023
    A Graphical Ontology-Based Method for Rapid Damage Assessment of Stone Cultural Heritage Structures After an Earthquake: A Case Study of Mor Petrus and Mor Paulus Church, Adıyaman/Türkiye

    Dal, Murat; Karataş, Lale

    To prevent further damage to historical structures and elements after an earthquake, it is important to implement temporary interventions that aim to stabilize and support the affected area. Within this scope, it is crucial to promptly identify the areas in historical buildings that require urgent intervention. The aim of this study is to design a standardized assessment method that provides an objective evaluation for post-earthquake damage detection in stone cultural heritage structures, independent of subjective assessments, and can be easily and quickly implemented in the field. For the proposed method, the heavily damaged Mor Petrus and Mor Pavlus Church in Adıyaman, which was affected by the 2023 earthquakes centered in Kahramanmaraş, is used as a case analysis. The results of the study demonstrate that the presented method is beneficial for detecting damages in masonry church structures after an earthquake. The graphical ontology-based method followed in the study allows for the identification of damages at the level of structural elements and focuses on areas with urgent damage.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    An Ethnobotanical Research on Plants Used for Food Purposes in Bigadiç (Balıkesir-Turkey)

    Cakilcioglu, Ugur; Satıl, Fatih; Tanaydın, Gökhan

    In this study, the ethnobotanical properties of the plants used by the local people for food in Bigadiç province were investigated. The study was carried out in fifteen rural neighborhoods and two district markets. A total of 104 resource persons, 76 men and 28 women, were interviewed. These plants, which are used among the people, were also identified and collected in their natural environments and their herbariums were made. As a result of the research, it was determined that a total of 51 taxa belonging to 26 families in the region were used for food purposes. The first five families of plants used as food are as follows: Rosaceae (18%), Lamiaceae (12%), Cucurbitaceae (7%), Fabaceae (7%), Moraceae (7%) and others (%41). The first five genera, which are most commonly used by the public, are listed as follows: Triticum (21), Sesamum (19), Origanum (17), Portulaca (14) and Vitis (14). Mostly fruit/seed (32), leaf (17) and root/stem (3) parts of these plants are used by the public. In the study, the plants that people use as food mostly; eating in the kitchen (22), fruit and fruit juice (21), spice (7), medicinal tea (5), oil (4) and molasses/jam (3). As a result of the study, more diversity was observed in the use of wild plants as food, especially in rural.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex7TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Arşiv Belgelerine Göre Atatürk Döneminde Mahalli İdareler ve İmar Faaliyetleri

    Yedek, Şahin

    Cumhuriyet döneminde harap halde bulunan kentlerin modern görünüme kavuşturulası, vatandaşların çevre ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için her alanda çalışma başlatılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde Avrupa ülkelerinden örnek alınarak kurulan belediye teşkilatları ve il özel idareleri gibi kurumlaraCumhuriyet döneminde çeşitli hukuki ve idari düzenlemeler yapılarak işlerlik kazandırılmış, imar faaliyetlerinin başat kurumları haline getirilmişlerdir. Anayasal düzenlemelerle kentlere ve köylere tüzel kişilik kazandırılarak, oluşturulan belediye, il ve köy meclisleriyle yerel mekanizmalar oluşturulmuş ve özellikle mahalli idareler vasıtasıyla imar faaliyetleri gerçekleştirilerek ülkenin bayındır hale getirilmesine çalışılmıştır. Bu dönem kapsamında, yapılan çalışmalar ve kazanımlara dair faaliyet raporları bazı kurumlarca kısmen yayımlanmıştır. Fakat tüm mahalli idare teşkilatlarının ülke genelinde yaptığı çalışmalara dair kapsamlı bir kaynak oluşturulamamıştır. Bu çalışma, Cumhuriyet Arşivi kayıtlarına göre yerel yönetim birimlerinin çalışmalarına odaklanacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde il özel idareleri, belediyeler ve köy idareleri hakkında bilgiler verilip, yapılan çalışmalardan elde edilen kazanımlar detaylı olarak sunulacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Tunceli Müzesi’nde Bulunan Bir Grup Mühür

    Danışmaz, Harun; Şahin, Özgür

    Bu çalışmada Tunceli Arkeoloji Müzesi depolarında yer alan beş mühür değerlendirilecektir. Mühürlerin üçü silindir diğer ikisi ise damga biçimindedir. Keban Barajı Havzası’ndan toplandığı anlaşılan bu mü- hürlerin kesin tarihlemesini yapmak oldukça zordur. Fakat mühürlerin tipolojisi ve motifler üzerinden yapılan karşılaştırmalarda birinin Cemdet Nasr dönemine tarihlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumu Ke- ban Havzası’nda yapılan kazılardan elde edilen veriler de desteklemektedir. En yakın benzerlerinin yine Keban Barajı alanında yer alan Norşuntepe’de bulunması dikkat çekicidir. Kalan iki silindir mühürden biri mö II bin yıla tarihlendiği ve en yakın benzerlerinin Suriye bölgesinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer silindir mühür ise mö I. binyıla tarihlenmektedir. Mühür bezemeleri üzerinde yapılan karşılaştırmalarda bunların Anadolu, Suriye ve Mezopotamya etkileri olduğu görülmektedir. Bu çalışmada değerlendiri- len damga mühürler ise Demir Çağı’na tarihlenmektedir. Özellikle damga mühürlerin birinin üzerinde bulunan kartal figürü Urartu Krallığı’nda mö 7. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaktadır. Formundan hareketle konik biçimli damga mührün de Urartu Dönemine tarihlenebileceği söylenebilir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2022
    Urartu kentleri’nden kırsala yansımalar: bingöl- murat höyük ve murat tepe’den çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömlekler

    Özdemir, Abdulkadir; Danışmaz, Harun

    Bu çalışmada Doğu Anadolu bölgesindeki Murat Höyük ve Murat Tepe’de yapılan kazılarda elde edilmiş, daha önce yayınlanmamış kırmızı perdahlı Urartu çanak çömleği ile çömlekçi işaretleri değerlendirilmiştir. Bu sayede Urartu kentlerinden kırsal bölgelere olan kültürel etki hakkında daha tutarlı bilgiler edinilmiştir. Murat Höyük ve Murat Tepe adını aldığı Murat Nehri’nin kuzeydoğu kıyısında nehrin doğuya doğru menderes yaptığı noktada yer alır. Burada iki yerleşme yan yana bulunmaktadır. Murat Tepe’de yapılan kazılarda Ortaçağ ve Orta Demir Çağı’na tarihlenen iki yapı katı ortaya çıkarılmıştır. Bitişiğindeki Murat Höyükte ise Ortaçağ, Orta Demir, Erken Demir ve İlk Tunç Çağı’na tarihlenen tabakalar belgelenmiştir. Her iki yerleşmede az miktarda çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömlek malzemesi ortaya çıkarılmıştır. Araştırmalar çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömleğin çoğunlukla Urartu kentlerindeki elit/saraylı kısım tarafından kullandığını ortaya çıkarmaktadır. Benzer malzemenin Urartu kentlerinin uzağında kırsal bir bölgede yer alan Murat Höyük ve Murat Tepe’de ortaya çıkarılması, krallığın kültürel etkisi hakkında önemli bilgi sağlamaktadır.

  • MakaleYalnız künye2021
    16.YÜZYILDAN 20.YÜZYILA çorum eşençay köyü tarihi (nüfus, yerleşim, vergi)

    Dıvrak, Uysal

    Anadolu, Osmanlının doğudan gelen Türkmenleri yerleştirdiği ve kuracakları devletlerinin temelini attıkları topraklardır. Anadolu’nun tamamen kazanılması sayesinde Osmanlı Devleti, çok büyük bir coğrafyada uzun süre hâkim olmuştur. Tarihte Anadolu’nun değişik yerlerinde aynı aidiyete mensup topluluklar bir araya gelerek yerleşim birimleri oluşturmuşlardır. Çorum’da kır yerleşmesi olarak görülen ve günümüzde üç parçaya ayrılan Eşençay Köyü’nün tarihi gelişimi, nüfusu ve geçmişte ödediği vergiler inceleme konusu yapıldı. Köyün bu üç bölümünün son nüfus sayımlarında toplam 576 kişiden oluştuğu görülmektedir. Köyün ekonomik ve sosyal durumu tahlil edilerek geçimlerini nasıl sağladıkları ortaya konuldu. Ayrıca kadı mahkemesine, köy halkının ne tür sıklıkla ve hangi şikâyetlerle gittikleri ortaya çıkarıldı. İlk olarak 1570 yıllarında köyün ismi ile ilgili kayıtlara tesadüf edildi. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti, vergi almak ve gelir mülklerini tespit etmek için tahrirler ve sayımlar yapmıştır. Eşençay Köyü de bu sayımlara tabi oldu. Köy’de üretilen tarımsal ürünlerin neler olduğu görüldü. Geçmişten günümüze köyün nüfus durumu da ortaya konuldu. Özellikle Osmanlı Arşivi belgelerinden faydalanılarak hazırlanan bu çalışmada köyün tarihi ile alakalı tahrir, nüfus, temettuat ve şer’iyye sicil defterlerinden istifade edildi. Çalışmanın, yerel tarih çalışması yapacaklara katkı sunması, özelde ise Eşençay Köyü kütüğüne kayıtlı olanların köylerinin geçmişini öğrenebilmelerini hedeflemektedir. Ayrıca, Osmanlı belgelerinden köyün tarihsel gelişimi, sosyo-ekonomik durumu ve çevre köyler ile farklılıkları ortaya çıkarıldı.

  • MakaleYalnız künye2021
    Neo-assyrıan materıal culture remaıns at murat höyük: an amulet and a dımpled goblet

    Özdemir, Abdulkadir; Danışmaz, Harun

    Murat Höyük is located on the bank of the Murat River in Solhan district of modern Bingöl province in Eastern Anatolia. This study presents two archaeological finds of the Middle Iron Age – an amulet bearing divine symbols and a “dimpled goblet” – from the second settlement phase of the site. Threatened by the construction of Aşağı Kaleköy hydroelectric dam, Murat Höyük was registered by Erzurum Regional Board of Cultural Heritage Preservation in 2018 and immediate action was taken for salvage excavations. Murat Höyük Excavations were conducted by a team of specialists under the directorship of Elazığ Museum during a single, long and intensive field season in 2019 prior to the inundation of the mound. Four main settlement phases (I-IV) were documented at Murat Höyük, where Phase II dates to the 9th – 6th centuries BC. The two unique finds presented in this study provide evidence for the inhabitants’ interactions with neighboring cultures during a period when the site was under the domination of the Urartian Kingdom.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Ballakayati’nin (Erbil - Kuzey Irak) Yabani Gıda Bitkileri HakkındaGeleneksel Bilgiler

    Çakılcıoğlu, Uğur; Behçet, Lütfi; Kawarty, Awara Mohammed A.m.a.

    Bu çalışma, Ballakayati (Kuzey Irak - Erbil) ilçesinde yöre halkı tarafından gıda amaçlı kullanılan yabani bitkileri tespit etmeyi ve bu bitkilerin yerel adlarını ve kullanımlarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma 2016-2018 yılları arasında yaklaşık üç yıl boyunca gerçekleştirildi. Bu süre zarfında 62 bitki taksonu örneği toplandı. Bu çalışmada kullanılan bitkilerin literatür incelemesinde 59 taksonunun gıda amaçlı kullanıldığı tespit edilirken, literatür kayıtlarında üç bitkiye rastlanmamıştır. Yerel bitki isimleri, Kuzey Irak'taki yerel lehçelere göre farklılık gösterir. Yerel halk, ilçelerinde yetişen yabani bitkilerden yararlanmaktadır. Bu alanda yöre halkının 23 familyaya ait 62 taksonun gıda amaçlı kullandığı tespit edildi. En önemli gıda bitkileri Juglans regia L., Allium ampeloprasum L., Prunus dulcis (Mill.) D.A.Webb. Ayrıca gıda amaçlı kullanılan bitkiler kurutulup kış aylarında kullanılmak üzere depolanmaktadır. Bu alanda tespit ettiğimiz Carduus pycnocephalus L., Smyrnium cordifolium Boiss., Epilobium hirsutum L. gıda kullanımı ilk kez kayıt altına alındı. Bu çalışmada bu bitkilerin farklı kullanım şekilleri gözlemlenmiştir. Irak'ta etnobotanik çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Ancak, birçok yabani gıda bitkisinin geleneksel kullanımları henüz kaydedilmemiştir. Gıda güvenliği açısından yabani bitki taksonlarının yeterli bilgi olmadan kullanılmasından kaynaklanabilecek olumsuz etkilerin yerel halka bildirilmesi gerekmektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Hunter Bird Breeding / Bâzdârânlık in the Ottoman Empire (Western Anatolia Example)

    İnbaşı, Mehmet; Hazirbulan, Tahsin

    Hunting, which emerged as a means of subsistence, turned into a military training, sport and entertainment for the state and dynasties in parallel with the development of human-centered civilization. In the social and cultural lives of the Turkish States and their communities, which have a steppe tradition, hunting and hunting cult have a greater fluence as a philosophy of life. Sultans, princes, and high-level bureaucrats have continued the old hunting tradition since the founding years of the Ottoman Empire. Changes in the palace administration in the classical age also affected the hunting establishment. Organization: In the Birun part of the palace, "Shikar Agaligi" and in Enderun "Dogancibasi" reached a structure closest to Sultan in groups of cakirci, sahinci, atmacaci and doganci. In the countryside, the people who feed hunters and game birds for the palace are called “bazdaran”. The provincial organization consists of separate units under the leadership of “Ser Bazdaran”, namely sayyâd, seer, taker, trapper, poultry, nest-maker, tulle, and puppy. Each member of the organization was assigned by the administration with a certificate and saved timar (fief) for their services. Bâzdârâns were exempted from customary and religious taxes and wars in return for their services. Independent detailed and icmal tahrir registers were kept for the bazdaran timar, which were given throughout the imperial geography. In these registers, the bazdaran fiefs given in districts, townships, and villages and by whom these fiefs were appointed for which duty were recorded. In our article, it will be revealed that the bazdaran timar found in Biga, Karesi, Saruhan, Karahisar-ı Sahib, Sultanönü, Mentese, Kastamonu and Hüdavendigâr, by whom these fiefs were saved, and which hunting birds were. In addition, the organization's structuring in Western Anatolia will be revealed

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Readıng the perceptıon of relıgıon durıng fatih sultan mehmet’s reıgn ın the lıght of saltuk-nâme

    Çakmak, Yalçın

    Saltuk-Nâmewas penned down by Ebû’l Hayr-ı Rûmî at the request of Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’s (Mehmet II) son. In the centre of it, as a product of a field work that lasted for seven years between 1473-1480, lies Sarı Saltık/Saltuk who lived in Anatolia and the Balkans in the 13th century.The work that covers the period from Gıyaseddin Keyhüsrev II on to the beylik of Osmanoğulları focuses on the gaza and jihad ideology in the light of Sarı Saltık. Besides, the activities of Sarı Saltık, as the main character,in the name of Islam and the islamic community are included. At the same time, Saltuk-Nâmereveals significant traces of the Ottoman official ideology, perception of religion and social anticipations. For this reason, it not only reflects the 13th century; it mirrors the change, transformation and aspirations in the perception of state and society till Fatih’s rule as well.This paper aims to analyze a-) the portrayal of Sarı Saltık, a cult in Alevism and Bektashism primarily in the Balkans,and b-) in conjuction with it, the role of the narratives referred to in Saltuk-Nâme as an epic-legend genre in the consolidation of the aforementioned perception as well as the perception of religion during the Fatih period.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Elazığ-Ağın İlçesi Bademli Nekropolü

    Danışmaz, Harun; Demir, Bülent

    Çalışmamızda Elazığ İli, Ağın İlçesi, Bademli Köyü sınırları içinde kalan 14 adet kaya mezarı ile cephesikabartmalı khamosorion tipi mezar tanıtılacak, dönemleri hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır. Uzmanlık ve işçilik gerektirdiği anlaşılan kaya mezarları anakaya üzerinde bir giriş kapısıyla ulaşılanodaların yontulmasıyla oluşturulmuştur. Anadolu’da bu gelenek MÖ 1. binyıldan başlayarak MS 7.yüzyıla kadar süren geniş bir zaman aralığında karşımıza çıkmaktadır. Konumuzu oluşturan BademliNekropolü’nde yer alan 14 adet kaya mezarı ile khamosorion tipi lahit mezar önceki dönemlerdedefineciler tarafından soyulmuştur. Dolayısıyla mezar içi buluntulardan nekropolü tarihlemek mümkün değildir. Çoğunluğu tonozlu ve ölü yatağı/kline'li şeklinde yapılan mezar odalarının bazılarındakırmızı kök boya kullanılarak yapılmış çizgisel şeritler ve geometrik süslemeler vardır. Ayrıca nekropolalanında bulunan khamosorion tipi lahit ve üzerinde bulunan kabartmalar tarihleme hakkında bazıipuçları vermektedir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019Scopus SJRQ4
    Nüfus defterlerine göre pirevi (hacı bektaş veli tekkesi) (1830-1846)

    Altı, Aziz

    Osmanlı Devleti’nde önemli bir yer edinmiş olan Bektaşilik, Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla eş zamanlı olarak yasaklanmıştır. Bektaşiliğin merkezi olan Hacı Bektaş Veli tekkesi (Pirevi), bu süreçtenetkilenmiş ve bir müddet Nakşilerin yönetimi altında kalmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardadeğişik arşiv vesikalarına dayanılarak Pirevi’nin bu dönemi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızıdiğerlerinden farklı kılan nokta nüfus defterleri verileri ışığında Pirevi’ne bakmak ve bu doğrultudayeni bilgileri ortaya koymak olmuştur. 1830-1846 yılları arasında tutulan 6 adet nüfus defteri, buçalışmanın ana hatlarını oluşturmuştur. Nüfus verilerinden yola çıkarak Pirevi’nin çatısı altında bulunan Babagan Bektaşiler, Çelebiler ve Nakşi şeyh ile ailesi hakkında yeni bilgiler ve görüşler önesürülmüştür. Böylece Pirevi’nde bulunan dervişlerin, Nakşi şeyh ve ailesinin ve Çelebilerin baştademografik özellikleri olmak üzere diğer farklı yönleri izah edilmiştir. Özellikle nüfus defterlerinintemel verilerinden olan eşkâl kayıtları sayesinde Bektaşi dervişlerinin fiziksel görünüşleri hakkındamalumat sahibi olunmuştur. Bazı kayıtlarda dervişlerin hangi bölgeden Pirevi’ne geldiği ayrıntısınındüşülmesi ise Pirevi’ndeki insan kaynağının Osmanlı sınırları içerisindeki dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca nüfus defterlerinden Pirevi vakfına bağlı köyler ve bu köylerde yaşayan kişiler de tespit edilmiştir. Nüfus defterleri haricinde temettuat defterinden de faydalanılarak Pirevi’ndedaha önce şeyhlik yapmış olan Şeyh Veli’nin mal varlığı da ortaya konulmuştur.

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Diyarbakır Surlarında ve Ulu Camii'de bulunan geyik figürleri üzerine

    Arslan, Rabiha; Ergin Oruç, Şefika; Kanay, Zeki

    Kadim bir Mezopotamya şehri olan Diyarbakır'da, etkileyici uzunluktaki 2000 yıllık şehir surları ve daha birçok tarihî yapı adeta bir kitabeler, semboller ve figürler müzesi oluşturmaktadır. Farklı medeniyetlere ait olan bu eserler hakkında pek çok araştırma yapılmış ve konuyla ilgili kitaplar yazılmış olmasına rağmen, bazı temel bilgilerde dahi görüş birliği sağlanamamıştır. Kale duvarlarında ve tarihî mekânlarda çok sayıda ve farklı özelliklerde hayvan figürleri bulunmaktadır. Bunlar arasından geyik figürleri ya da "geyik" olarak tanımlanmış olan bazı figürler bu çalışmada ele alınmıştır. Diyarbakır surlarının çeşitli yerlerinde ve Ulu Cami'de bulunan bu figürlerden bazıları, detaylı çalışmalarda dahi yanlış şekilde tanımlanmış olma olasılığı vardır. Örneğin dağ keçisi, geyik; Geyik ise gergedan olarak adlandırıldığını düşünmekteyiz. Yöredeki arkeolojik alanlarda rastlanan geyik ile ilgili çeşitli bulgular da değerlendirilmiştir. Diyarbakır tarihî mekânlarındaki hayvan figürlerine ilişkin bir envanter çalışması henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada, hayvan figürleri ile ilgili, yapılan tespitleri tablolaştırılmış ve tespit dilen olası tanımlama farklılıkları karşılaştırılmıştır. Olası, hatalı tanımlama sebepleri üzerinde durulmuştur. Bundan sonra yapılacak benzeri çalışmalara da katkı sağalmak amaçlanmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    The orıgın, structure and meanıngs of places ın tunceli

    Tosun, İbrahim; Koç, Ali

    Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the western geographers. Later, Armenians adopted and changed this word into their language as Daranati (salt mine). During Akkoyunlu and Karakoyunlu periods, the old names such as Daranis / Daranalis / Daranati was persianized as der-i sim (silver gate) as a result of the migration of Shiit

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele