Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2026Scopus SJRQ3Characteristics of the growth rate, fatty acid profile, and shell content of the freshwater snail Viviparus contectus (Millet, 1813)
Kocabaş, Filiz Kutluyer; Kizak, Volkan; Özçiçek, Esin; Kocabaş, Mehmet; Yilmaz, Ökkeş
Freshwater snails are a nutritious food source, providing vital amino acids, minerals, and protein with low lipid levels. Hence, the adaptation ability, growth rate, fatty acid (FA) profile, and shell content of Viviparus contectus were determined. Biometric measurements were recorded for 6 months. Over the 6-month cultivation period, specific growth rates were recorded as 0.32% · day-1 for shell length and 0.92% · day-1 for body weight. The FA profile of the freshwater snail included a total of 32 compounds with saturated, monounsaturated, and polyunsaturated FAs represented by 13, 10, and 9 types, respectively. Monounsaturated fatty acids (MUFAs) exhibited the highest concentration, followed by saturated fatty acids (SFAs) s at 35.14% and polyunsaturated fatty acids (PUFAs) at 14.57%. Stearic acid (C18:0), erucic acid (C22:1 n-9), and arachidonic acid (C20:4 n-6) were determined as the most abundant FAs within the saturated, monounsaturated, and polyunsaturated FAs classes, respectively. The energy-dispersive X-ray spectroscopy spectra analysis revealed that the shell powder composition consisted of the elements, such as carbon, oxygen, calcium, iron, manganese, and silicium. Overall, V. contectus showed a clear increase in growth over the cultivation period, and future studies are needed to obtain the best culture conditions and intensive production of the species.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Dijitalleşme ile kültür ve sanat ilişkisini ele alan ulusal lisansüstü tezlerin bibliyografik analizi
Alperen Kalkan
Bu çalışma, dijital dönüşümün kültür ve sanat üzerindeki etkilerini ele alan akademik literatürün kapsamlı bir bibliyografik analizini sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi, mevcut literatürün tematik dağılımını, yöntemsel yaklaşımlarını, coğrafi kapsamını ve yayın eğilimlerini sistematik bir şekilde inceleyerek alana bütüncül bir perspektif kazandırmaktır. Yaşamın kolaylaşmasında ve şekillenmesinde büyük etkisi olan teknoloji, dijital dönüşüm; kültür-sanat alanlarında da geleneksel paradigmaları köklü biçimde sarsmış; sanatsal üretimden kültürel mirasın dijitalleştirilmesine, estetik anlayışlardan sanatsal ifade biçimlerine kadar geniş bir yelpazede dönüşümlere yol açmıştır. Bu değişimlerin toplumsal, ekonomik ve estetik boyutlarını derinlemesine anlamak, teorik ve uygulamalı araştırmalarla mümkün hale gelecektir. Kültür ve sanat alanındaki dijitalleşme süreçleri, toplumların geçmişi, bugünü ve geleceğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda, dijital ortamda kültür ve sanat pratiklerinin geliştirilmesi, çağın gereksinimlerini bütünsel bir şekilde kavrayarak iyi planlanmış yaklaşımlar ortaya koyduğunda, şimdiye kadar erişilmemiş bir değer düzeyine ulaşma potansiyeline sahiptir. Ancak, literatürde bu dönüşüm süreçlerini tematik ve yöntemsel açıdan kapsamlı bir şekilde ele alan sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada, bibliyografik analiz yöntemi kullanılarak elde edilecek bulgular, dijital dönüşüm ve kültür-sanat ilişkisine dair gelecekte yapılacak araştırmalara yön verici bir kaynak oluşturmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, mevcut literatürün kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesiyle, alan yazında mevcut boşluklar tespit edilecek ve araştırmaların daha sistematik bir biçimde ilerlemesine katkı sağlanacaktır. Dijital dönüşümün kültürel ve sanatsal değerler üzerindeki etkilerini anlamak, yalnızca kültür-sanat alanının değil, toplumsal yapıların ve toplumdaki bireylerin estetik deneyimlerinin dönüşümünü de anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda çalışma, dijitalleşmenin getirdiği fırsatları ve zorlukları vurgulayarak, hem akademik çevrelere hem de kültür-sanat politikalarının oluşturulmasında rol oynayan karar vericilere yol gösterici bir kaynak sunacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Afganistan'ın ötekileri: Bölgesel tarihi ve toplumsal tezahürleri ile Afganistan Hazaralarının Türkiye'ye göçü
Dilan Bilen
Afganistan, bölgesel olarak keşfinden bugüne dek hem coğrafi ve siyasi açıdan, hem de sahip olduğu yer altı kaynakları bakımından gözde bir yer olarak tarihte yerini almıştır. Böylesine göze çarpan bir bölge olması ülkede dinmeyen bir savaş sürecini başlatmış ve bu da beraberinde birçok sosyal problemi doğurmuştur. Bu sosyal sorunlar, günümüzde Afganistan'ın gelişmişlik düzeyinin düşük olmasına etki eden önemli faktörler arasındadır. Uzun yıllar boyunca iç nedenli mezhepsel ayrılıklar sonucu ortaya çıkan kargaşalar ile gündemde olan Afganistan bölgesi, aynı zamanda dış ülkelerin stratejik hedef noktası olarak çeşitli darbe ve işgal girişimlerine maruz kalmıştır. Bugün çoğunluğunun Sünni mezhebini benimsediği bu bölgede, Şiiler azınlık olarak kalmıştır. Afganistan'ın Şii toplulukları arasında sayıca en fazla olan Hazaralardır. Hazara halkı, özellikle de 1880 Abdul Rahman Han'ın siyasi politikalarından sonra devamlı bir öteki olma durumu ile karşı karşıya kalmıştır. Artan mezhepsel çatışmalar ve dinmeyen ötekileştirme pratikleri, Hazara halkını yerinden etmiş ve başta komşu ülkeler olmak üzere daha birçok ülkeye göç etmek zorunda bırakmıştır. Bu çalışmada Hazaraların Afganistan'daki bölgesel tarihi, İslamiyet'i ne zaman kabul edip Şia'yı benimsedikleri ve Afgan toplumu içerisinde sosyal, siyasal, ekonomik vb. kurumlarda ne derece görünür oldukları anlatılmaya çalışılmıştır. Hazara halkının sosyo-kültürel özelliklerine değindiğimiz bu çalışmada ayrıca eğitime verilen önemin sosyal konumlarını nasıl etkilediği, siyasette ne derece etkin oldukları ve Radikal İslam örgütlerinin gerçekleştirdikleri eylemler neticesinde yaşadıkları göç deneyimlerinin sonuçlarının neler olduğu aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Hazara, Peştun, İslamiyet, Din, Etnik Kimlik, Kültür, Şii, Sünni, Sovyetler Birliği, Taliban, Mezhepsel Çatışmalar, Göç Pratikleri
- MakaleYalnız künye2016Scopus SJRQ1Cultural perceptions and clinical experiences of nursing students in Eastern Turkey
Karatay, G.; Bowers, B.; Karadag, E. B.; Demir, M. C.
Aim: This study explored Turkish nursing students' perceptions of providing care to patients culturally different from themselves. Background: Increasing migration will increase the need for nurses to provide care across cultural groups. Methods: Twenty one students in the second year of a 4-year nursing programme participated in 3 focus groups. Data were analysed using directed content analysis. Research questions were based on Campinha-Bacote's model. Results: Three themes were identified: perceived cultural barriers, perceived cultural facilitators and identifying culturally sensitive actions. Generally, students were able to define culture but were unable to say how culture would affect nursing practice. Discussion: Students were unprepared to practice in a multicultural setting. Cultural awareness is insufficient for determining how to respond to cultural differences. Limitations: The study is limited by its restriction to a single school of nursing and a single curriculum. Conclusions: The multiple, ongoing political, religious and ethnic conflicts will require nurses to provide care to patients from other cultural groups, in some instances to people identified as adversaries to the group the nurse may represent. Understanding cultural differences is insufficient to do this effectively. Implications for nursing education: Learning culturally competent care requires opportunities to provide, be guided through and reflect on care to individuals from different cultural groups. Implications for organizational and public policies: Standards for culturally competent care should be adopted by all care delivery settings. Public and organizational policies openly declaring healthcare settings as cultural safe zones, and explicit organizational commitment to culturally safe care, would set clear expectations for providers and help ensure a positive patient experience.
AtıfWoS17OpenAlex20İncele
- MakaleAçık Erişim2012Scopus SJRQ2Investigation of Yersinia ruckeri Infection in Rainbow Trout (Oncorhynchus mykiss Walbaum 1792) Farms by Polymerase Chain Reaction (PCR) and Bacteriological Culture
Seker, Engin; Karahan, Murat; Ispir, Unal; Çetinkaya, Burhan; Saglam, Naim; Sarieyyüpoglu, Mustafa
This study has been carried out to investigate the presence of Yersinia ruckeri, the causative agent of Enteric Red Mouth (ERM) disease, in rainbow trout fish breeding farms located in Elazig and Malatya provinces in Eastern Turkey. For this purpose, bacteriological culture and a specific polymerase chain reaction (PCR) have been compare with examine blood and intestine samples collected from adult and young rainbow trout fish as well as water samples collected from all the farms. Y. ruckeri was isolated and identified from eight of the 17 fish farms giving a proportion of 52.9% at fish farm. The disease was noted in five of the rainbow trout farms located in Elazig and three of the 11 rainbow trout farms located in Malatya. The agent was detected in five of the six young fish breeding farms. The isolation percentages of the causative agent at fish level were calculated as 25.7% (131/510) in adult and 31.7% (19/60) in young fish, giving an overall proportion of 26.3% (150/570). All the isolates have been successfully identified as Y ruckeri by species-specific PCR. No isolation could be made from water samples. It is therefore concluded that Y. ruckeri infection poses a significant threat to the fish farms in the study area and necessary precautions should urgently be taken in order to minimize economical losses due to ERM disease. A specific PCR can be utilized successfully in aquaculture for rapid identification of bacterial agents which will help to prevent spread of infectious diseases and will therefore contribute to the productivity of fishery sector.
AtıfWoS6OpenAlex7İncele




