Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2018
    Serik ağzında ünsüzler

    Bölük, Ramazan

    Bir dilin yaşayan en küçük varyantları olan ağızlar dilin anlaşılmayan bazınoktalarını aydınlatmada önemli bir unsurdur. 1940 yılından sonra yerliaraştırmacılar tarafından incelenmeye başlayan Türkiye Türkçesi ağızları,bünyesinde taşıdığı önemli kültür öğeleri hasebiyle Türkçenin gelişimininseyri acısından büyük öneme sahiptir. Ağızların derlenmesi ve kayıt altınaalınması ile dil incelemeleri daha rahat yapılabilmektedir.Çalışmamız kapsamında Antalya ilinin doğusunda yer alan Serik ilçesininmerkezi ve tüm mahallelerinden toplamda 60’tan fazla kaynak kişidenkayıt alınmıştır. Bu çalışmada deşifre edilen metinlerdeki ünsüzler ve buünsüzlerin özellikleri metinlerden alınan örneklerin de yardımıyla tek tekaçıklanacaktır. Devamında bu ünsüzlerin diğer seslerle girdiği etkileşimsonucu meydana gelen birtakım ses olayları açıklanarak örnekleriyleverilecektir. Maddeler halinde verilen sonuç bölümünde ise çalışmanınsonuçları araştırmacıların istifadesine sunulacaktır.Çalışmanın temel amacı yöre ağzındaki ünsüzleri tespit etmek ve buünsüzlerde meydana gelen birtakım ses olaylarını açıklamaktır. Bununneticesinde Serik ağzının Türkiye Türkçesi ağızları içindeki yerininbelirlenmesine katkı sunmaktır.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Arapçadan türkiye türkçesine geçmiş sözcüklerde görülen ünsüzlerle ilgili ses olayları

    Tosun, İbrahim

    İnsanın bir yetisi sonucunda birer iletişim aracı olarak ortaya çıkmış diller gelişim tarihleri boyunca sürekli etkileşim içinde olmuşlardır. Boyutları dilden dile farklılıklar gösteren bu etkilenmeler kültürel etkileşimin de bir sonucu olarak genellikle sözcük alış verişi düzeyinde meydana gelmiştir. Kültürel etkileşim yoluyla birçok dilde olduğu gibi Türkiye Türkçesine de, çeşitli dönemlerde, farklı dillerden sözcükler yerleşmiş ve bu ödünç sözcükler zamanla dilimizin söz varlığının bir parçası olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Türkçenin ilk yazılı örneklerinden bugüne, çeşitli dönemlerde farklı dillerden Türkçeye dâhil olmuş alıntı sözcükler, o dönemde geçerli olan Türkçe kurallar doğrultusunda değişmelere uğramıştır. Bu değişmeler genellikle ünlüler ya da ünsüzler düzeyinde meydana gelen fonetik değişmelerdir. Alıntı sözcüklerde görülen fonetik değişmeler aslında her dilin kendi ses dizimsel dinamiklerinin ve kurallarının bir sonucu olarak, çoğunlukla en az çaba yasasının etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Daha kolay söyleme yönünde gelişen bu fonetik değişmeler hem o dilin asıl sözcüklerinde hem de başka dillerden o dile yerleşmiş alıntı sözcüklerde meydana gelmektedir. Dil kurallarının alıntı sözcükleri de kapsayacak şekilde genelleşmesi dillerin alıntı sözcükleri de kendi söz varlığı içine alabilme çabasından kaynaklanmaktadır. Kültürel gelişme ve değişmeler sonucunda dile giren yeni kavramlara her an yeni karşılıklar türetmenin zorluğu, başka dillerden sözcük almayı gerektirmiş ve sözcük alımı daha çok etkilenilen kültürü taşıyan dillerde olmuştur. Bu nedenle de Türkiye Türkçesi, çoğunlukla İslamî değerlerin taşıyıcısı konumunda olan Arapçadan sözcük ödünçlemiştir. X. yüzyılda Arapçadan Türkçeye girmeye başlayan ve XIII. yüzyıldan itibaren de sayısı artarak daha geniş bir kullanım alanı bulan alıntı sözcükler günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu uzun süreçte ana dilin kuralları çerçevesinde değişmelere ve bir ölçüde Türkçeleşme yolunda fonetik farklılaşmalara uğramışlardır. Oğuzcaya dayalı olarak Anadolu'da, XIII. yüzyıldan itibaren gelişen edebî yazı dili bugün yaygın bir biçimde Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırılmaktadır. XV. yüzyılın sonlarından itibaren yerini Osmanlı Türkçesine bırakan bu edebî Türkçe günümüzde Türkiye Türkçesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin resmî dilidir. Türkiye Türkçesi gelişim süreci boyunca bazı dillere sözcük verirken bazı dillerden de çeşitli oranlarda sözcük almıştır. Şu anda dilimizin söz varlığı içinde değerlendirilen ödünç sözcüklerin büyük bir kısmı Arapçadan ödünçlenmiş olanlardır. Bu sözcüklerin çoğunun Türkiye Türkçesinin doğal dil kurallarına ve imlasına uyumlu olarak kullanıldıkları, temel dilin etkisi altında, seslik düzeyde, çeşitli değişmelere uğradıkları görülmektedir. Arapçadan ödünçlenmiş sözcüklerde ünsüzlerle ilgili olarak meydana gelen ses olaylarının büyük bir kısmı Türkiye Türkçesinin kendi iç ve dış dinamiklerine göre açıklanabilmektedir. Türkiye Türkçesinin ünsüz diziminde diğer dillerde olmayan bazı kurallar söz konusudur. Bunlardan en önemlileri ikiz ünsüz kullanılmaması, bulunmaması, sözcüklerin bazı ünsüz çiftleriyle bitmemesi ve bazı ünsüzlerle sözcüklerin başlamamasıdır. Türkçeye özgü bu özelliklerin alıntı sözcüklerde de etkili olduklarını ve bazı fonetik değişmeleri tetiklerini görmek mümkündür. Bu çalışmada dilimize Arapçadan girmiş ödünç sözcüklerin, ünsüz düzeyinde ne tür değişimler geçirdikleri ele alınmış, ünsüzlerle ilgili bu değişmelerin hangi eğilimlerden kaynaklandığı ve genelleşme düzeyleri Türkçe Sözlükten elde edilmiş verilerle ispatlanmaya çalışılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2016
    Metaforun Ayrımcı Hegemonyanın İnşasındaki Rolü: Suriyelilerin Haberleştirilmesinde Metafor Kullanımı

    Çoban Keneş, Hatice

    Retorik çalışmaları ekseninde gelişen eleştirel üretimler ve özellikle bilişsel semantik çalışmalar etrafında örgütlenen eleştirel yaklaşımlarla birlikte metafor, bir dil, anlam veya süsleme aracı değil, hayatı anlamanın ve ifade etmenin bir yolu, bir düşünme biçimi olarak görülür. Bu çalışmalar; dil, söylem ve anlam ilişkisinde metaforun hegemonik olan anlamların inşasında ve sürdürülmesinde nasıl ideolojik bir rol oynadığına, oynayabileceğine dair bir perspektif sunar. Aynı çalışmalar metaforlar aracılığıyla bir söylemin ideolojik yapısının sistematik bir şekilde nasıl okunabileceğine ilişkin fikir verir. Eleştirel çalışmaların ortaya koyduğu bilgiden yola çıkan bu çalışmada da gazete haberlerinde sığınmacılara, söylemlerin inşasındaki rolünü sorunlaştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında mültecilerin 2011 Nisan ayı itibariyle Türkiye'ye toplu giriş yapmalarını; Türkiye'de kalış sürelerinin uzaması ve yeni mülteci girişleri ile birlikte özellikle 2015 yılında ekonomiye maliyetlerini; 2 Eylül 2015 tarihinde Bodrum sahiline vuran cansız bedeniyle mültecilerin 'ölüm yolculuğunu' görünür kılan üç yaşındaki Suriyeli mülteci Ayan Kurdi'nin ölümünü konu edinen haberlerden seçilen örnekler analiz edilmiştir. Bu kapsamda ideolojik konumlanışları ve yayıncılık anlayışları birbirinden farklı olan Sabah, Posta,Hürriyet, Zaman ve Cumhuriyet gazetelerinde olayla ilişkili haberlerde Lakoff ve Johnson'un metafor üzerine geliştirdikleri kavramsal çerçeve ile van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi bir arada ele alınarak mültecilere yönelik ayrımcılığın üretilmesine ve yaygınlaştırılmasına aracılık eden söylemlerin metaforları kullanma biçimi üzerine odaklanılmıştır

    AtıfTR Dizin18
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Vocalisation from k- into g- from old turkish to turkish of turkey

    Tosun, İbrahim; Koç, Ali

    Language is a structure in which sounds, formed by people’s speech organs, are turned into meaningful units systematically, which have always been changing and developing. When we look at the historical process of languages, they have been in change, and in development as a consequence during the written history. It is possible to see that one language is divided into dialects, even into different languages according to the levels of the changes. There are limited sounds in languages because the sounds, formed by people, are limited. These limited sounds, which form the raw material of languages, are grouped according to how they are shaped. Durind this shaping, sounds dissociate from each other, as vowels and consonants according to whether or not they meet an obstacle in sound path. Consonants which are shaped as a result of meeting an obstacle in sound path gain voiced or unvoiced quality as a result of vibration of vocal cords or vice versa. Unvoiced quality in vowels is related to the fact that the vocal cords do not vibrate during pronunciation. In that case, unvoiced consonants are vocalised by more dominant, audible breath. This causes the speaker to make a great effort. It is common that unvoiced consonants turn into voiced consonants because of least-effort principle in langauages. We look at the historical development of Turkish, it is possible to see that some unvoiced consonants turned into voiced counterparts. From the first written texts in Old Anatolian Turkish until today, the event of vocalisation has continued especially at the beginning of words as a general and common quality in Eastern and Northen Turkish. It began to give the first written examples in the thirteeenth century, and the point is that Old Anatolian Turkish based on ghuzz language accepted vocalisation as a general rule from beginning until today. This study deals with the historical developments of the change from k into g, that is one of the most common examples of vocalisation in Turkish. Vocabularies of the Works, which inherited to us from different historical periods dated from the appearence of Turkish as a literal written language, are examined, and data related to this matter are subject to evaluate as a result of this examination. In the wake of this evaluation, we try to determine when and how this change began, and which stages it was subject to, and how it came down. STRUCTURED ABSTRACT

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Latifi tezkiresine göre xvı. yüzyıl osmanlı türkçesinde düzlük-yuvarlaklık uyumu

    Tosun, İbrahim

    Türkçenin yazılı tarihi incelendiğinde, ünlü dizimi bakımından iki önemli kuralın etkili olduğu görülmektedir. Sözcük kök ve gövdelerinde yer alan ünlüler bu iki kurala göre dizilmektedirler. Bunlardan biri kalınlık-incelik ya da önlük-artlık uyumu olarak adlandırılan, ilk edebi metinlerden bugüne kadar kurallaşmış olarak gelen, sözcük ünlülerinin ya tamamen kalın ya da tamamen ince olmasına dayanan uyumdur. İkincisi ise düzlük-yuvarlaklık veya dudak uyumu denilen, Eski Anadolu Türkçesi döneminden sonra kurallaşmaya başlamış, sözcüğün ilk hece ünlüsünün düzlüğü ve yuvarlaklığına göre takip eden hece ünlülerinin nasıl olması gerektiğini belirleyen uyumdur. Ünlülere dayalı, daha çok Batı Türkçesinde genelleşmiş görünen ikinci kurala göre Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlü varsa diğer hecelerin ünlüleri de düz; ilk hecede yuvarlak ünlü varsa takip eden hecenin ünlüsü ya düz-geniş ya da dar-yuvarlak olmak zorundadır. Genel kanı olarak düzlük-yuvarlaklık uyumunun varlığından söz etmek ancak XVII. yüzyılda yazılmış bazı batılı dilcilerin eserlerine bakılarak mümkün görünmekte ve bu uyumun Türkçede oluşmaya başlama tarihi XVII. yüzyıl olarak belirtilmektedir. Bu çalışmada XVI. yüzyılda yazılmış olan Latifi Tezkiresi incelenmiş ve düzlük-yuvarlaklık uyumunun XVI. yüzyılda yazıya aksedecek boyutta olduğu, uyumun konuşma dilinde daha erken bir dönemde başladığı ve eserin yazıldığı dönemde daha ileri bir merhalede bulunduğu ispatlanmaya çalışılmıştır.. Düzlük-yuvarlaklık uyumu bakımından değerlendirmeye tabii tuttuğumuz metin, Rıdvan CANIM tarafından Latin harflerine aktarılmıştır. CANIM, bu metni Latifi'nin 1546'da tamamladığı eserinin beş nüshasını karşılaştırarak oluşturmuştur. Büyük bir emeğin ve titiz bir çalışmanın ürünü olan CANIM'ın "LAtîfî Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ (İnceleme-Metinler)" adlı eseri taranarak düzlükyuvarlaklık uyumuna aykırı bütün biçim birimleri ayıklanmış, ayrıca bu biçim birimlerinin seyrek olarak uyuma girmiş şekilleri varsa onlar da çıkarılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında bu eserde ve eserin yazıldığı dönemde düzlük-yuvarlaklık uyumunun hangi aşamada olduğuyla ilgili bazı sonuçlara varılmıştır

  • MakaleYalnız künye2014
    Sentence types and subordinate clause in terms of structure

    Tosun, İbrahim; Koç, Ali

    Sentence in the language known as judicial units in terms of the location of the item is founded as discrete from language to language, they are similar in terms of the elements of these organizations. Therefore, each of the sentences in the language definition, functions and duties are the same. Due to this fact and sentence classification criteria taken into account in the analysis can be applied to sentences in all languages is becoming a universal character. In the language of this general, universal properties of specific methods of sentence analysis has led to the emergence and of theoretical. Noam Chomsky's “Manufacturer Transformational Grammar Theory” of sentences and other grammatical categories are similar in all languages of the property, is based on universality. Many studies have been made on the topic sentence in Turkish so far. Although a substantial part of these studies is related to the types of sentence and syntactic order of sentence, some of them handle general grammar of Turkish and give place to the sentence. Despite the multitude of studies, all aspects of the subject in Turkish sentence have not been clarified yet. Especially sentences in terms of structure and on terms that form this area have not provided a complete unity. The most controversial issues of this area are the status of the subordinate clause installed with verbals, simple and compound sentences, sequential sentence and top units of sentences. Taking into account the differences of opinion that is stil ongoing in these issues, in this study, the sentences in terms of structure on the basis of what has been said until now, a collective assessment about sentence structure has been studied. Despite opposing views and conflicting statements, widely

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2012
    The characterıstıcs of turkmen dıalects ın the dıstrıct of tunceli

    Tosun, İbrahim

    The Turkmen dialects in the district of Tunceli which are placed in the Eastern Group according to Karahan classification include the dialects of the oldest settlements in the region such as Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt and also some of their villages. The Turkish groups which settled down along the borders through Keban Dam in the south and southwest of Tunceli use this dialect. While the Turkmen dialects in the district of Tunceli overlap Elazığ/Harput completely, they have a partial connection with that of Eastern and Southeastern Anatolia in terms of the dialect characteristics. Moreover, most of the characteristics of these dialects determined below have lots of in common with the dialects of Eastern Group and some of these are specific to that region and characterized. While the Turkmen dialects in the region were being examined approximately forty characteristics were defined and these characteristics were supported by the examples collected from these dialects. Although the Turkmen dialects in the district of Tunceli have a unity in terms of these forty characteristics some minor, regional and phonetic differences indicate that this Turkmen dialect has three different dialect sub-groups in itself. When the general characteristics of the dialects in the region are considered together it is observed that mostly the language characteristics of Avşar from Turkish branches are dominant in the region and then that of Salur scarcely. It must also be said that since the settlement of the Oghuz in these territories, through forced migrations and relocations due to various reasons, tribes have intermingled so much that in most cases it is impossible to determine which Oghuz tribe is concentrated in which area. The same difficulty also applies to determining the dialect characteristics of some areas according to tribes

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2012
    Sözcük türleri nasıl tasnif edilmelidir?

    Delice, H. İbrahim

    Türk dil bilgisinin tartışmalı konularından biri de sözcük türlerinin nasıl tanımlanması ve hangi ilkeler doğrultusunda tasnif edilmesi hususudur. Bu konu, geleneksel dil bilgisinde -genelde- iki farklı yaklaşımla incelenmektedir. Bunlardan birinci yaklaşım, Aristo'nun sözcük türleri hakkındaki 'ad (onoma)', 'eylem (rhéma)', 'edat' (syndesmoi) saptamalarını temel alan yaklaşımdır; ki, bu yaklaşıma göre sözcükler önce 'isim', 'fiil' ve 'edat' olmak üzere üç ayrı kategori olarak ele alınır; sonrasında da 'isim' kendi içinde < ('isim', 'zamir', 'sıfat' ve 'zarf'); 'edat'lar kendi içinde > ('çekim edatı', 'bağlama edatı' ve 'ünlem edatı') olmak üzere çeşitlendirilerek 'isim (ad)', 'zamir' (adıl), 'sıfat' (önad), 'zarf' (belirtec), 'bağlama edatı' (bağlaç), 'çekim edatı' (ilgeç), 'ünlem edatı' (ünlem) ve 'fiil' (eylem) olmak üzere sekiz ayrı grup hâlinde ele alınır. İkinci farklı yaklaşım ise doğrudan 'ad', 'sıfat', 'zamir', 'zarf', 'takı', 'bağlam', 'ünlem' ve 'fiil' şeklinde veya kısmen değişik terimler ile 'ad', 'sıfat', 'belirteç', 'adıl', 'ilgeç', 'bağlaç', 'ünlem', ve 'eylem' şeklinde olmak üzere doğrudan sekize ayrılarak incelenmesi şeklindedir. Bu tasnifler son zamanlarda birtakım eleştirilere tabi tutulmuş ve yeni yeni sözcük türleri sınıflandırılması teklifleri sunulmaktadır. Bu makale de sözcük türlerini, önce 'sözlüksel anlamlı' ve 'dil bilgisel anlamlı' olmak üzere iki ana gruba ayıracak; sonra onları kendi içinde 'isim', 'zamir', 'sıfat', 'zarf', 'asıl fiil'i 'sözlüksel anlamlı sözcükler; 'bağlama edatı', 'çekim edatı', 'ünlem edatı', 'pekiştirme edatı' ve 'yardımcı fiil'i de 'dil bilgisel anlamlı' sözcükler' sınıfında alt başlıklara ayırarak on değişik sözcük türünü esas alan yeni bir sınıflandırma teklifi sunacaktır

    AtıfTR Dizin10
    TR Dizinİncele