Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Altı, Aziz(7)
- Demirbağ, Abdulsamet(3)
- Çobanoğlu, Yavuz(3)
- Ceyhan, Muhammed(2)
- Kaval, Yılmaz(2)
- Kökel, Coşkun(2)
- Taş, Sibel(2)
- Akdemir, Fatma Şen(1)
- Alandağlı, Murat(1)
- Baltacı, Nazlı(1)
- Baykan, Pinar(1)
- Ekici, Muhammet Faruk(1)
- Ercan, Berna(1)
- Erdoğan, Aziz(1)
- Erol, Pelin Önder(1)
- Gökcan, Özkan(1)
- Gültekin, Ahmet Kerim(1)
- Güner, Bülent(1)
- Güray, Cenk(1)
- Karakas, Sevim Ersahin(1)
- Karakaş, Tahir(1)
- Kayaokay, Ilyas(1)
- Koç, Özlem(1)
- Köse, Özkan(1)
- Kırboğa, Onur(1)
- Levendoğlu, Nazife Oya Levendoğlu(1)
- Nazik, Sitki(1)
- Polat, Habibe(1)
- Satış, İhsan(1)
- Senol, Sengül(1)
- Yildirim, Erdal(1)
- Yildirim, Tuncay(1)
- Yüksekol, Özlem Doğan(1)
- Çılğın, Zeynel(1)
- Çınar, Semih(1)
- Öztürk, Yüksel(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Mecmû‘a-i Bektâşîye ve Muhtelif Gülbank Adlı Yazmalar Işığında Bektaşîlik Hakkında Bazı Tespitler
Altı, Aziz
Bektaşîlik, Hacı Bektâş Velî’nin takipçileri ve ardılları olan dervişler, babalar ve abdallar aracılığıyla geniş bir sahaya sirayet etmiştir. Geniş kitleler nezdinde teveccüh gören bu tarikat hakkında bilgi veren kaynaklar bulunmaktadır. Bu kaynaklardan iki tanesi ise ele alınan çalışmanın referanslarını oluşturmuştur. Mezkûr eserler Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı kataloğunun Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı koleksiyonunda bulunmaktadır. XIX. yüzyılın sonlarına ait olan yazma eserlerden birisi “Mecmû‘a- i Bektâşîye” adını taşırken bir diğeri ise “Muhtelif Gülbank” adıyla envantere kaydedilmiştir. 2025 yılı itibariyle araştırmacıların istifadesine açılan mezkûr eserler tarafımızca yapılan taramalardan sonra tespit edilmiş ve Bektaşiliğin temel argümanlarını ortaya koymak adına mukayeseli bir şekilde çalışmada incelenmiştir. Bu iki temel eserden yola çıkılarak Hacı Bektâş Velî’nin hem yol hem soy zinciri, yaşadığı dönem, Bektaşîlik’teki Çelebi ve Bâbâgân yapılanması, On iki hizmet ve On iki post sahibi gibi konular izah edilmeye çalışılmıştır. Böylece Bektaşiliğin temel kaynaklarından olan iki eser daha ilgili başlıkları doğrultusunda Bektaşîlik çalışmalarına dahil edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgularla mevcut literatürdeki bilgiler mukayese edilmiş, halihazırdaki Bektaşîlik hakkındaki bilgilerle örtüşen ve örtüşmeyen hususların olduğu bu çalışmanın neticesinde vurgulanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Mekânın Kutsallaşması; Tunceli’nin Dini Ziyaret Yerleri İle Coğrafi Fenomenlerin İlişkisi
Çılğın, Zeynel; Kırboğa, Onur; Güner, Bülent
Antik dünyanın animistik inanışlarından günümüze doğaya ait pek çok unsur, inançlar içerisinde değişen önemlerde kendisine yer bulmuştur. Güneş, ay, yıldızlar gibi göksel kültler ile yükseklik, dağ gibi topografik kültler ve su kültü en yaygın doğal dini temalardır. Zamanla doğa / mekân ayrılmaz biçimde inanç ile bütünleşmiş ve coğrafi mekânın bazı bölümleri kutsiyet kazanmıştır. Bir yeryüzü parçasının kutsal kabul edilmesi genellikle karma-şık bir süreç olmamakla birlikte pek çok nedenle ilgilidir. Dolayısıyla mekân içinde kutsalın kapsamı çok geniştir. Kutsal şehirler, kutsal dağlar, kutsal yapılar, kutsal nehirler, kutsal mağaralar, kutsal mezarlar bunlardan bazılarıdır. Alevî inancı içerisinde doğal kültler oldukça belirgindir. Doğa bütü-nüyle kutsaldır ve dini kişiliklerle de ilişkilidir. Nitekim Tunceli’de yaygın inanış olan Alevîlik inancında doğaya ait pek çok öge bulunmaktadır. Özellikle dini ziyaret yerleri ile coğrafi mekân ve doğal çevre arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Nitekim Tunceli’deki ziyaret yerlerinde, “sıra dışı”,“olağanüstü” ve “benzersiz” olarak yorumlanabilecek coğrafi fenomenlere sıkça rastlanmaktadır. Bu coğrafi olağanüstülük algısı, zaman içinde ilahi bir iz ve “alamet” olarak değerlendirilmiştir. Tunceli heybetli dağları, derin vadileri, coşkun akarsuları ile hayranlık uyandırıcı zengin coğrafi / topografik varlıklara sahiptir. Böylelikle doğada ilahi olanla insanı buluşturduğuna inanılan hiyerofanik yapılar ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, ülkemizde coğrafi mekânla kutsalın etkileşimi üzerine coğrafya perspektifiyle yapılan ilk çalışmalardan biridir. Çalışmanın amacı, Tunceli’deki ziyaretgâhların coğrafi çevre özelliklerini dikkate alarak, bu yerlerin kutsallık kazanmasında coğrafi fenomenlerin ve doğal çevre özelliklerinin etkisini araştırmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde nazari çerçeve oluşturulmuş, ikinci bölüm arazi gözlem ve inceleme yöntemiyle toplanan verilerin değerlendirilmesine ayrılmıştır. Ayrıca ziyaret yerleri haritalandırılmış ve fotoğraflandırılmıştır.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Alevi-Bektaşi Şiirinde Zıtlıkların Birliği: İman ve İnançsızlık
Ekici, Muhammet Faruk
İslam’da birbirine karşıt anlamları ifade eden küfür ve iman kavramları, Alevi-Bektaşi şiirinde bir bütünün parçaları olarak değerlendirilmiştir. Öyle ki bu şiirlerde küfrün imana dönüştüğünü bile görmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı, Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde “küfrün iman olması” paradoksunun tasavvufi, kültürel ve edebî boyutlarını analiz etmektir. Makalede, Alevi-Bektaşi şiirinde “küfrün imana dönüşmesi” konusu tasavvufi, kültürel ve edebî yönleriyle ele alınmıştır. Bu çerçevede, küfür ve iman kavramlarına yeni anlamların nasıl kazandırıldığı tasavvufi düşüncenin temel kavramları olan vahdet-i vücut, zıtların birliği ve batıni yorum geleneği çerçevesinde açıklanmıştır. Alevi-Bektaşi şiirinde küfrün imana dönüşmesi Şah Hatayi, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal ve Virani gibi Alevi-Bektaşi şairlerinin şiirleri üzerinde gösterilmiştir. Çalışmada, literatür taraması yöntemi kullanılarak küfür ve iman kavramlarının geçtiği şiirler tespit edilmiştir. İslami gelenekteki küfür ve iman ayrımı, tasavvufta bu kavramların nasıl bütünleştiği ve Alevi-Bektaşi şiirinde nasıl yorumlandığı karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Değerlendirmeler, klasik İslam düşüncesi ve tasavvufun temel öğretileri çerçevesinde yapılmıştır. Araştırma sonucunda, Alevi-Bektaşi şiirinde küfrün iman olması konusunun bireyin içsel dönüşümünü ve hakikate ulaşma sürecini simgelediği görülmüştür. Bu yaklaşım, inancın dışsal ritüellerden öte derin bir manevi yolculukla tamamlandığını göstermektedir. Çalışma, Alevi-Bektaşi şiirindeki derin tasavvufi yapıyı keşfedip anlamaya katkı sağlamayı; halk bilimine ve tasavvufa dair bilimsel çalışmalar için yeni perspektifler kazandırmayı da amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom
Çobanoğlu, Yavuz
Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2Kültürel hafıza ve kent belleği aktarımında tunceli alevi ocakları ve ovacık aktaş babaları
Senol, Sengül
Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasının yarattığı iletişim araçları ve dijital kültür, özellikle belirli kültürel mirasların yeni nesillere aktarılmasında yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda tarih ve doğa okumalarının dijitalleşmesi hafıza kaybının önüne geçememektedir. Alevi kültürü, kültürel çeşitliliği ve bütünleştirici tavrı açısından barışçıl söylemler hazinesidir. Bu kültürün yaşatılamaması, barışçıl söylemlerin gelecek nesillere aktarılamaması anlamına gelmektedir. Alevi mekân ve merkezleri, geçmiş değerlerin ve kültürel birikimin aktarılması açısından kentsel belleğin kurumsallaşmış en önemli yapı taşlarıdır. Bu sorumluluğun bilinciyle Alevi toplumsal hafızasının ve somut olmayan kültürel mirasının canlı tutulması ve derinleşen toplumsal hafıza kaybına karşı mücadele etmektedir. Bu mekanlarda icra edilen ritüeller, otantik anlatılar, kaybolmaya yüz tutmuş Alevi kültürel mirasının ve belleğinin aktarımında geçmişi bugüne bağlayan bir işlevi görmektedir. Tarihsel geçmişteki eski adının sırasıyla Çemişgezek, Hozat, Dersim ve Tunceli adını alan bu ilde Alevilik kent belleğinin aktarımında önemli bir yere sahiptir. Alevi inancının temeli olan Ocak sistemindeki rıza- ikrar kurallarının toplumsal refahın ve sosyal adaletin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bireyin olgunlaşması açısından bir okul özelliği taşıyan Ocaklar ve onun temsilcileri kültürel hafıza olan 4 kapı 40 makam öğretisini 16 yaşına kadar yeni kuşaklara aktarırlar. Alevi ocağına mensup bir Baba (rehber, pir, mürşit) en az yılda bir kez sorumlu olduğu Alevi Canları ziyaret eder ve Gülbenk (dua) verir. Baba ve Ana’nın da yanında yer aldığı Cem İnanç Ritüeli’nde yapılan ‘Özünü Dara Çekme’ hizmetiyle topluluğun sorunları çözüme bağlanırken, semah ve felsefi deyişlerle birey ruhen arındırılmaktadır. Bu çalışma, Tunceli’deki somut kültürel miras rolü nedeniyle Şı/Şâh Ahmet (Şeyh Ahmet) Mürşit Ocağına bağlı olan Ovacık Aktaş Babaları’nın türbe/ ziyaretgahlarını da kapsamaktadır. Çalışmanın metodolojisinde Teun A. Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi kullanılarak Alevi inanç ve felsefesinin yeni nesillere aktarımı ve günümüzde geçirdiği dönüşümler tarihsel aktarım ve kentsel bellek ilişkisi üzerinden değerlendirilmiştir
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Sosyo-kültürel değişme bağlamında tunceli alevi ocaklarında aile
Erol, Pelin Önder; Baykan, Pinar
Tunceli’de var olan ve halen aktif biçimde devam eden yedi ana Alevi ocağının aile yapısına odaklanan bu çalışmanın amacı, yedi ocağa mensup Alevi dedeleri ve aile üyelerinin aile yapılarını anlama, aile kurumunun ocaklarda ne gibi karşılıklar bulduğunu öğrenme ve böylece toplumsal değişim sürecinde ailede ne gibi bir farklılaşmanın olduğunu gün yüzüne çıkartmaktır. Alan araştırması dâhilinde Alevi dedeleri ve aile üyeleri ile mülakatlar yapılmıştır. Veriler, içerik analizi tekniğine tabi tutularak çözümlenmiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmelerden edilen bulgular hem Alevi dedeleri hem de aile üyelerinin, gerek bulundukları coğrafyada yaşayan Alevi toplumunun gerekse genel olarak tüm Alevi toplumunun aile yapılarının değişime uğradığına işaret etmektedir. Bu değişimi Alevi dedeleri, eskisi gibi Alevi inancına olan bağlılığın kalmadığına ve kentlere olan yoğun göçle birlikte Alevilikte uygulanan ritüellerde, gelenek ve göreneklerde çözülmelerin olmasına bağlarken, aile üyeleri bu durumu genç kuşağın değişime çabuk adapte olmasına, zamanın ve mekânın gerekliliklerine ayak uydurabilmesine bağlamışlardır. Toplumsal değişme ile birlikte kendine has aile yapısına sahip olan Alevi toplumun farklı kültürlerle iç içe girerek Alevi ailesinin bu değişimden etkilendiğini ve bu bağlamda değişim ve dönüşümlere direnç göstermedikleri bulgusuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Şeyh gâlib’in “eyler semâ” redifli gazelini şerh denemesi
Demirbağ, Abdulsamet
On sekizinci yüzyılın mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Şeyh Gâlib, klasik Türk şiiri sahasına damgasını vurmuş Mevlevi şairlerdendir. Şairin şiirleri incelendiğinde kendisine has üslubu, kullanmış olduğu sembolleri ve hayalleri ile şiirlerinin derin manalar içerdiği görülmektedir. Şiirlerindeki bu özelliklerin yanı sıra şairin aynı zamanda bir Mevlevi şeyhi olmasının etkileri de şiirlerinde vücut bulmuştur. Şairin çalışmaya konu olan eyler semâ redifli gazeli de bu özellikleri bünyesinde barındırmaktadır. Dolayısıyla Mevleviliğe dair bazı hususiyetler ve tasavvufi imgeler diğer şiirlerinde olduğu gibi bu gazelde de bir estetik unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde şairin hayatı, Mevlevilik, zikir ve sema konularından bahsedilmiştir. Sonrasında ise yedi beyitten oluşan gazelin şerhine geçilmiştir. Şerhi yapılan bu şiirde genel manada ilahi aşkın tesiriyle varlık âlemindeki her nesnenin cezbe hâlinde olduğu düşüncesi işlenmiş, bu hâl Mevlevi zikri olan sema ile ilişkilendirilerek verilmiştir. Zengin çağrışımların söz konusu olduğu bu gazelin şerhini yaparak hem şairin edebî yönüne hem de şerh alanına katkı sunmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Heidegger Düşüncesinde Teoloji ve Yeni Tanrı
Karakas, Sevim Ersahin
Heidegger Batı düşüncesini oluşturan temelleri bize gösterirken aynı zamanda onun onto-teolojik kökenlerini de ortaya koyar. Bu çalışmamızda, Heidegger’in felsefe aracı olan destrüksiyonuyla felsefe ve teoloji arasında nasıl net bir ayrıma gittiğini, Batı metafiziğinin kökeninin onto-teolojik olduğu tespitine nasıl vardığını ve en nihayetinde de Alman filozofun anlayışında Varlık ve Tanrı’nın aynı şeyler olmadığını göstermeye çalacağız. Heidegger, Batı metafiziği ve Modernite eleştirisinin önemli ayaklarından birini oluşturan onto-teolojik köken analiziyle, “Dünya-Varlık hadisesinin” dile gelmesinde başat rol oynayan kutsallık ve Tanrı kavramlarını Hristiyanlık teolojisi dışında “başka” bir biçimde, yani Tanrı kavramını “Dünya-Varlık hadisesini” veren ögelerden biri olarak ortaya koyar. Dolayısıyla bu çalışma, Heidegger’in Tanrı kavramını nasıl zaman mefhumuyla ilişkilendirdiğini ortaya koymaya çalışır.
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Bektaşi muhibbanı (1911-1912)
Altı, Aziz
1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanmasının ardından Hacı Bektaş Veli Tekkesi’nde (Pirevi) üç başat gücün olduğu görülmektedir. Bunlar; Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebiler, mücerret erkanını yürüten Babagânlar ile merkezi hükümet tarafından tayin edilmiş olan Nakşi şeyh idi. II. Meşrutiyetin Osmanlı ülkesinde getirdiğine inanılan özgür düşünce ortamında Bektaşiler (Babagan/Çelebi) Nakşi şeyhin Pirevi’ndeki statüsünün kaldırılmasını ve yönetimin kendi cihetlerine verilmesini talep etmişlerdi. 1911-1912 yılları arasında Babagânlar ile Çelebiler arasında Pirevi’ndeki yönetimi ele geçirme mücadelesine tarafları da dahil olmuş ve merkezi hükümete tutumlarını iletmişlerdi. Muhibban olarak tanımlanan bu taraftar gurubunda yalnızca Babagân ve Çelebileri destekleyen Bektaşiler olmayıp, Hacı Bektaş Veli Tekkesini kendilerine ‘serçeşme’olarak kabul gören Alevi ocakzâdeleri ve talipleri de vardı. Olaylara yalnızca Osmanlı Devleti sınırları içindeki muhibban reaksiyon göstermemiş aynı zamanda o dönemde Rus hakimiyeti altında yaşamlarını süren muhibban da tepkisini sergilemiştir. Bu çerçevede 1911-1912 yılları arasında Pirevi’ndeki yaşananlara sessiz kalmayarak tepkisini gösteren cümle muhibbanın tespiti bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Ahmed-i rıdvân’ın rıdvâniyye’sinde dinî ve tasavvufî unsurlar
Nazik, Sitki; Demirbağ, Abdulsamet
Klasik Türk edebiyatı temsilcileri yazdıkları eserler vasıtasıyla zaman zaman toplumla aralarında bir bağ kurabilmiş, yer yer halkın diline, duygu ve düşünce dünyasına tercüman olmuşlardır. Genelde kaside ve gazellerle bilinen klasik edebiyatın önemli nazım şekillerinden biri de mesneviler olmuştur. Konularına göre farklı başlıklar altında değerlendirilen mesnevilerin bir çeşidi de dinî ve ahlakî mesnevilerdir. Nitekim 15-16. yüzyıl şairi Ahmed-i Rıdvân’ın yazdığı Rıdvâniyye bu kategoridedir. Rıdvâniyye, şairin diğer mesnevilerinde görülen konu bütünlüğünün aksine birbirinden bağımsız konulardan oluşmaktadır. Bu konular genellikle dinî ve tasavvufî özelliktedir. Mesela “tevhit, iman, ibadet, edep, tövbe, sabır, rıza, hamd, şükür, aşk, nefis” ve benzeri birçok unsurun/kavramın eserde geçtiği tespit edilmiştir. Ahmed-i Rıdvân ele aldığı bu konularla birtakım dinî ve tasavvufî hususlara dikkat çekmiştir. Dolayısıyla bu çalışma, insanı doğrudan ilgilendiren din ve buna bağlı olarak tasavvufa dair unsurların/kavramların şair tarafından nasıl ele alındığının ortaya konulması açısından önemlidir. Çalışmada eserin tamamı incelenmiş, eserde geçen dinî ve tasavvufî içerikli beyitlerden bazıları örnek olarak verilmiştir. Eserden seçilen beyitler konu bağlamında, yani anlama dayalı şerh yöntemiyle açıklanmıştır. Böylece Rıdvâniyye’nin dinî ve tasavvufî yönden zengin bir kavram/unsur çeşitliliğine sahip olduğu, bunların çoğunlukla dinî ve tasavvufî muhtevayı aksettirecek tarzda eserde kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
- MakaleYalnız künye2024Hz. Peygamber’e Yazılan Manzum Bir Arzuhâl Üzerine
Demirbağ, Abdulsamet
Öz: Hz. Muhammed’e duyulan muhabbet, hem sözlü hem de yazılı kültürde en fazla dile getirilen konulardandır. Türk edebiyatında Peygamber ile ilgili ilmî eserlerde ortaya konan bu muhabbet, sanatkârlarca kaleme alınan birçok manzum ve mensur eserde de ele alınmıştır. Örneğin Peygamber’in hayatının anlatıldığı siyerler ile mevlitler, miraç hadisesinin anlatıldığı miraç-nâmeler, Hz. Muhammed’in fiziki ve diğer özelliklerinin anlatıldığı hilyeler ve methedildiği naatlar bunlardan bazılarıdır. Bu eserlerle kâinatın varlık sebebi Hz. Muhammed’e duyulan bu sevgi en güzel şekilde işlenmiş, bu sevginin sonraki nesillere aktarılması gaye edinilmiştir. Asırlarca süregelen İslam toplumundaki bu muhabbet, aciz olan kulun Allah’a ettiği niyazlarda Peygamber’in aracı kılınmasına vesile olmuştur. Çünkü İslam’da Allah’ın “Habibim” diye nitelendirdiği Hz. Muhammed hürmetine edilen duaların kabul olunacağı düşüncesi hâkimdir. Hz. Muhammed için gönüllere nakşedilmiş bu muhabbet, Türk toplumunda da her yaştan ve her kesimden kimseler tarafından hissedilerek bir görev şeklinde addedilmiştir. Toplumların diline tercüman olan şairlerin işlediği bu duygunun ilk örneklerine Yûsuf Hâs Hâcib’in Kutadgu Bilig’inde rastlanılmaktadır. Sonrasında Mevlânâ, Yunus Emre Şeyyâd Hamza vb. şairler tarafından şiirlerin yazıldığı bilinmektedir. Öte taraftan Peygamber sevgisinde bir zirve olarak kabul edilen ve on beşinci asırdan beri okunarak gelen Süleyman Çelebî’nin yazdığı Vesiletü’n-necât veya halk arasında mevlit olarak bilinen eseri, bu hususun dile getirildiği en önemli eserlerdendir. Yine Türk edebiyatında Ahmed Paşa, Fuzûlî, Nâbî, Şeyh Gâlib gibi şairler de Hz. Muhammed sevgisini eserlerinde en güzel şekilde kaleme almışlardır. Hz. Muhammed’i farklı açılardan öven şairlerin bir kısmı da maddi sıkıntılardan dolayı kutsal beldelere gidememenin çaresizliğini yaşayan kimseler olmuştur. İşte bu çaresizlik ve Peygamber’e duyulan derin özlem bazen yazıya dökülmüştür. Çalışmaya konu olan arzuhâl örneği de anlatılan durumun bu yönünü ortaya koymaktadır. Arzuhâller, kaynaklarda dilekçe mahiyetinde kaleme alınan ve gerekli lüzum üzerine bir ihtiyacı anlatan metinlerdir. Ancak manevi açıdan değerlendirildiğinde çeşitli istek ve dileklerin Allah’tan istenildiği bazen de edilen bu dualar için peygamberlerin aracı kılındığı yazılardır. Bu gelenekteki dualarda dünyevi ve uhrevi birtakım isteklerden bahsedilir. Bu dua metinleri, yazıldıktan sonra hacca ve umreye giden kimselerle kutsal beldelere gönderilir. Bu dualar bazen ehil kimselere yazdırıldığı gibi bazen de ihtiyaç sahibinin samimi bir şekilde kaleme almasıyla gerçekleştirilmektedir. Arzuhâllerin kutsal beldelerde Kâbe, Hz. İbrahim makamı veya Hz. Muhammed’in kabrinin bulunduğu yerlere bırakılmasıyla kabul olacağı inancından bahsedilmektedir. Anadolu’nun bazı yörelerinde geçmişten günümüze birçok geleneğin devam ettiği bilinmektedir. Arzuhâl yazma geleneğinin hâlen yaşatıldığı yörelerden biri de Elazığ’ın Palu ilçesidir. Nitekim Palu’nun Beyhan kasabasında yaşayan şair, âlim ve hattatlığıyla tanınan Molla Muhammed Ali tarafından yazılan elimizdeki metin manzum bir arzuhâl örneğidir. Bu şiir, Hz. Muhammed’e duyulan sevginin ve bundan ötürü kabrini ziyaret etmek isteyen çaresiz bir kimsenin yalvarış ve yakarışlarını konu edinmiştir. Şiir, 8’li hece ölçüsüyle yazılmış 20 dörtlükten oluşmaktadır. Şiirin genelinde Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet ve kabrinin olduğu muhiti görmek arzusu dile getirilmiştir. Şiirde kutsal beldelere gidememenin verdiği çaresizlik de ortaya konmuştur. Dolayısıyla şiir boyunca çaresiz bir âşığın özellikleri göze çarpmaktadır. Lirik bu metin, sade ve akıcı bir üslupla yazılmıştır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Peygamber’e duyulan muhabbetin Osmanlı Türkçesiyle ifade edilmesi de önemlidir. Çeşitli sözcük türleri ve edebî sanatlar ile zengin bir görünüm arz eden şiir, okuyucu sıkmayan bir tarzda yazılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Hz. Muhammed hakkında kısa bir bilgi verilmiştir. Sonrasında Türk edebiyatında Hz. Muhammed’e duyulan muhabbetin birtakım örnekleri okuyucuya sunulmuştur. Birinci bölümde ise şiirin tahlili yapılmış, ikinci bölümde şiirin çeviri yazısına yer verilmiştir. Çalışmanın sonuna şiirin orijinal metni konulmuştur. Çalışması yapılan manzum arzuhâl örneği ile birlikte hem geleneğin kaybolmaması gaye edinilmiş hem de yazılı ve sözlü kültürümüze katkı sağlanmak istenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2024Birleşik Krallık’ta Alevi Mekanları: Görünüyorum, Öyleyse Varım!
Çobanoğlu, Yavuz
Kültürel kimliklerin damga vurduğu bir çağın içerisindeyiz. Siyasal alan neredeyse tamamen kimlik politikalarının egemenliğine geçmiş görünüyor. Kültür ile ona ait kimliklerin insan etkinliklerinin en önemli unsuru hâline geldiği bu dönemde artık tüm talepler de kimlikler aracılığıyla sunuluyor. Kültürel kimlikler aidiyetlerle de yakın ilişki içerisinde ve bir topluluğa “ait olma” duygusunu destekliyor. Bununla birlikte görünür olmanın da fazlasıyla kıymetli olduğu bu çağda, bir aidiyet bağı ile kurulan kimliksel köprü kendisini bir takım semboller üzerinden ifade ediyor. Semboller (/sembolizm) artık, topluluğun ötekilere karşı varlığının bir ispatı biçiminde ortaya çıkıyor. Keza bu olgu, anayurttan herhangi bir sebeple göç etmiş kültürel toplulukları da kapsamaktadır. Nitekim bir yıl süren bir saha araştırmasına dayanan bu makalenin amacı da İngiltere’deki Alevi topluluğunun kimlik, aidiyet ve sembolizmler etrafında kurduğu bazı ilişkileri anlamlandırmak olacaktır.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleYalnız künye2023Türkiye’ de Müslüman-dostu otellerde konaklayan yerli misafirlerin profilini belirlemeye yönelik bir araştırma
Öztürk, Yüksel; Ercan, Berna
Son yıllarda Müslüman tüketicilerin turizm faaliyetlerine katılmaları, tatil sürecinde dinin emirlerini yerine getirmek istemeleri Müslüman-dostu turizm kavramını ortaya çıkarmıştır. Çalışmanın amacı Türkiye’de Müslüman-dostu otellerde konaklayan yerli misafirlerin seyahat profilini (seyahat etme nedeni, otelleri tercih etme nedeni vb.) belirlemektedir. Çalışmanın evreni Türkiye’ de Müslüman-dostu otellerde konaklamayı tercih yerli misafirlerden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi olasılığa dayalı olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 431 misafirden oluşmaktadır. Verilerin elde edilmesinde anket tekniği kullanılmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre misafirler seyahat etme nedenleri olarak dinlenmek ve eğlenmek, aile ile birlikte olmak, stres ve gerilimden kurtulmak istedikleri ortaya çıkmıştır. Müslüman-dostu otelleri tercih etme nedenleri otellerin alkolsüz bir ortam olması, helal yiyecek içecek ve mahremiyet olduğu ortaya çıkmıştır. Müslüman-dostu otellerde misafirlerin havuz/plajda vakit geçirmek, dinlenerek-eğlenerek ve aile ile vakit geçirdikleri yapılan araştırmada ortaya çıkmıştır. Müslüman-dostu otel seçiminde arkadaşların tavsiyesi, önceki seyahatler ve sosyal medya aracılığı ile tercih ettikleri görülmüştür.
- MakaleAçık Erişim2023Ebelik Bölümü Öğrencilerinin Ötenaziye Karşı Tutumlarının Dini Tutumları ile İlişkisi: Türkiye’de Kesitsel Bir Çalışma
Koç, Özlem; Baltacı, Nazlı; Yüksekol, Özlem Doğan; Polat, Habibe
Amaç: Bu araştırma, ebelik öğrencilerinin ötenaziye yönelik tutumları ile dini tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Kesitsel nitelikte yapılan bu araştırmanın evrenini, Türkiye'nin doğusunda bir üniversitenin ebelik bölümünde öğrenim gören öğrenciler oluşturmuştur. Araştırma, Kasım-Aralık 2021 tarihleri arasında 284 gönüllü ebelik öğrencisi ile gerçekleştirildi. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri gibi tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Normal dağılım gösteren değişkenler için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), normal dağılım göstermeyen değişkenler için Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma verileri Google form ile toplandı. Katılımcıların, araştırmaya katılmak isteyip istemediklerini teyit etmek için Google formu ile kendilerine bir onam sorusu soruldu. Bulgular: Katılımcıların Sağlık Profesyoneli Ötenazi Tutum Ölçeği (SP-ÖTÖ) toplam puanı 83.04±16.07 olarak bulunurken, Ok-Dini Tutum Ölçeği (Ok-DTÖ) toplam puanı 34.01±6.00 olarak belirlendi. Puan ortalamalarına göre, katılımcıların ötenaziyi desteklemeye yönelik tutumları orta düzeydeyken, dini tutumları olumluydu. Sonuç: Bu çalışma sonucunda öğrencilerin çoğunun ötenaziye yönelik olumsuz tutumlara sahip olduğu ve bu tutumları etkileyen faktörlerden birinin de dini inanç olduğu görüldü.
AtıfOpenAlex4TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Savunma metni olarak menakıpnameler: Menâkıbu’l-Kudsiyye Fî Menâsıbi’l-Ünsiyye ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı
Akdemir, Fatma Şen
Menakıpnamelerin yazılış amacı, menakıba konu olan veliyi tanıtmak ve sahip olduğu üstün özellikleri ortaya koyarak onu yüceltmektir. Bu durum Elvan Çelebi’nin yazdığı Menâkıbu’l-Kudsiyye (14. yy) ile Halil bin İsmail’in yazdığı Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı (15. yy) için de geçerlidir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’de Babai isyanı, Elvan Çelebi’nin dedesi ve aynı zamanda isyanın lideri olarak bilinen Baba İlyas konu edinilmiştir. Eserde ayrıca Baba İlyas’ın oğullarının da hayat hikâyeleri ve menkıbeleri anlatılmıştır. Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nda da aynı şekilde Halil bin İsmail’in dedesi olan Şeyh Bedreddin, Şeyh’in çocukları ve silsilesi, ayrıca ona isnat edilen ayaklanma hakkında bilgiler verilmiştir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’nin ile Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nın konu edinilen kişilerin torunları tarafından yazılmış olmaları bu yazının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Her iki eserde de resmî tarih anlayışı çerçevesinde “isyancı” olarak tanımlanan Baba İlyas ve Şeyh Bedreddin, merkeze alınarak olaylar anlatılmış, torunları tarafından aklanmaya çalışılmış; dedeleri hakkında söylenen iddiaların iftira ve yalandan ibaret olduğu iddiası ilginç bir şekilde, birbirine benzeyen yapısal özellikler içerisinde ortak menkıbevi unsurlar ve motiflerle süslenerek işlenmiştir. Bu durum; klasik bir menakıpnamede görülen ele alınan veliyi övme ve onun kutsiyetini abartarak anlatma amacının dışına çıkarak bu eserleri birer savunma metni haline getirmiştir. Bu çalışmada söz konusu iki eser karşılaştırmalı biçimde incelenmiş, aynı amaçla yazılmış olmalarının zemin hazırladığı benzerlikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2023Çağlar Boyunca Erkeğin Asla Vazgeçemediği Düşü: Bir Kadın Yaratmak
Çınar, Semih; Köse, Özkan
Kültürel tarihte çoğunlukla yaratıcılarımızın erkeğin tarafını tuttuğu görülmektedir. Türlerden birinin diğerine üstün sayıldığı ve haklı bulunduğu bir yapı inşa edilmiştir. Erkeğin ihtiyaçlarını karşılaması için “yaratılan” kadın beklenildiği kadar itaatkâr olamayınca sorunu çözmek amacıyla ilahi bir kudrete ihtiyaç duyar. Erkeğin yaşadığı düş kırıklığının kimi örnekte doğrudan yaratıcısının, bazen de yaratıcının başka bir faniyi aracı kılarak oluşturulan öykülerin birer anlatı olarak değerlendirilmesi, toplumların bir türlü çözemediği cinsiyet eşitsizliği sorununu örten bir sis perdesi yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı benzerlerine tarih boyunca pek çok kültür ürününde rastladığımız phallocentric anlayışın örnekler üzerinden tartışılmasıdır. Bu bağlamda metin, ilk emarelerine mitolojik söylencelerde rastladığımız, başlangıçta ilahi güçlerin iradesiyle, sonrasında aklın ve bilimin araçsallaştırılmasıyla sürdürülen, kadın erkek eşitsizliği olgusunun değişen zamana ve koşullara karşın var olageldiği gerçeğini gözler önüne sermektedir.
- MakaleAçık Erişim2022A comparative analysis of plato's and kautilya's approach of the ideal state
Gökcan, Özkan
The works put forward by thinkers, philosophers and statesmen about what qualities the ideal state should have and how it should be managed are among the most important sources of political science. It is possible to evaluate these works, which directly reflect the conditions of the period in which they were written, the experience and worldview of their authors, under two categories. In the works in the first category, a philosophical and sometimes utopian approach has been put forward regarding how the state should be, regardless of whether the ideal state design will be realized or not. In the works in the second category, the most ideal state design, which is likely to be realized, has been tried to be revealed based on the state experiences that have been or are being lived. In this study, the works named The Republic (Plato) and Arthashastra (Kautilya), which are the two closest examples of these two categories chronologically, are examined by subjecting them to a mutual analysis. The subject of the study is the comparative analysis of the similarities and differences between the ideas about the origin of the state, the ideal state, the ideal administrator and the ideal form of government in both works.
- MakaleAçık Erişim2022Klâsik Türk edebiyatında Esmâü’l-Hüsnâ şerhleri ve müellifi bilinmeyen mensur bir örneği
Kayaokay, Ilyas
Esmâü’l-hüsnâ tabiri, kültür ve inancımızda özel bir ad olarak Allah’ın doksan dokuz ismini kapsamaktadır. Kur’ân’da dört âyette de vurgulandığı üzere şüphesiz en güzel isimler onundur. Arap, Fars ve Türk-İslam edebiyatında, Allah’ın doksan dokuz ism-i şerîfinin manalarının izah edildiği, onları sayıp ezberlemenin meziyet ve değerlerinden söz eden manzum yahut mensur şekilde tertip edilmiş esmâü’l-hüsnâ şerhleri vardır. Türk edebiyatındaki esmâü’l-hüsnâ şerhleri tevhid ve münâcâtlardan sonra Allah’ı konu edinen en önemli edebî tür olup dört şekilde karşımıza çıkar. Bunlar; isimleri yalnızca sayıp sıralayanlar, şerh edenler, muamma ve havass türündedir. Bu makalede, genel olarak esmâü’l-hüsnâlar hakkında bilgi verildikten sonra Türk edebiyatında tespit edilebilen bu türdeki manzum ve mensur eserlerin kronolojik listesi verilerek kısaca tanıtımı yapılmıştır. Bu sayede türle alakalı yıllardır tekrar eden bilgi yanlışları da tashih edilmiştir. Ardından, daha evvel bilinmeyen ve İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde kayıtlı, müellifi ve ne zaman yazıldığı meçhul mensur bir esmâü’l-hüsnâ şerhinin tanıtımı ve Arap harflerinden Latin alfabesine transkripsiyonlu aktarımı yapılarak tür literatürüne katkı sağlanmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2021YENİ BULGULAR IŞIĞINDA DURBALİ BABA TEKKESİ (19 ve 20. Yüzyıllar)
Altı, Aziz
Örenli, Turbali, Torbali isimleriyle de bilinen Durbali Baba tekkesi Yunanistan’ın Teselya bölgesinde yer almaktadır. Kuruluş tarihi üzerinde araştırmacılar hem fikir olmasa da Durbali Baba tekkesi Balkan Bektaşiliği açısından önemli bir tekkedir. Daha önce Durbali Baba tekkesine yönelik yapılmış çalışmalar olsa da tespit edilen yeni vesikalar doğrultusunda bu çalışma kaleme alınmıştır. Çalışmada kullanılan arşiv vesikalarının ilk bölümünü nüfus defterleri oluşturmaktadır. Toplamda 5 adet nüfus defteri kullanılmış ve nüfus defterlerindeki verilerden yola çıkılarak tekkeye ve tekke sakinlerine yönelik çeşitli bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Çalışmada ikinci olarak ise 1881 İstanbul Antlaşmasıyla Teselya bölgesinin Yunanistan’a verilmesinin ardından Durbali Baba tekkesinde ortaya çıkan yönetimsel problemler ile Osmanlı Devleti’nin diplomasi kanalı ile Durbali Baba tekkesiyle olan bağını sürdürme mücadelesi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2021The Prevalence of Bağlama in Tunceli in the Context of Music Sociology and Its Relationship with Society’s Belief Structure
Yildirim, Tuncay
In this study, a large part of its population consisting of individuals owning of the Alevi faith in Tunceli\rmusic and society relationship are discussed over location and prevalence in society the Baglama’s transmitter\rand carrier main of Alevi music which is an instrument privileged because of the belief images he\rcarries for Alevis. The Bağlama’s of prevalence ın environments home and family of Alevis in Tunceli,\rvalues decreasing and increasing of people who play in the bağlama and these people relationship establish\rbetween Baglama and Alevi faith, is described through analysis of the data obtained using survey\rresearch techniques. Also cultural processes such as preservation of tradition and acculturation position\rof the baglama in Tunceli is briefly mentioned over its prevalence in society of Bağlama.\rIn the study, by random sampling considering differences gender and ageselected randomly people\rhundred sixty five was applied a questionnaire twenty six questions prepared with a person chosen from\rthe public and a music teacher who teaches baglama as well as faculty member statistician and sociologist.\rThe quantitative data obtained were carried out frequency measurements in computer environment\rwith SPSS (Social Package for Social Science) program. As a result of the research, in Tunceli of prevalence\rBağlama acording to other instruments, people establish a close relationship between baglama and\rtheir beliefs, has been determined that the belief elements are supported by the extensiveness and preservation\rof the bağlama through acculturation.


