Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2020
    Readıng the perceptıon of relıgıon durıng fatih sultan mehmet’s reıgn ın the lıght of saltuk-nâme

    Çakmak, Yalçın

    Saltuk-Nâmewas penned down by Ebû’l Hayr-ı Rûmî at the request of Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’s (Mehmet II) son. In the centre of it, as a product of a field work that lasted for seven years between 1473-1480, lies Sarı Saltık/Saltuk who lived in Anatolia and the Balkans in the 13th century.The work that covers the period from Gıyaseddin Keyhüsrev II on to the beylik of Osmanoğulları focuses on the gaza and jihad ideology in the light of Sarı Saltık. Besides, the activities of Sarı Saltık, as the main character,in the name of Islam and the islamic community are included. At the same time, Saltuk-Nâmereveals significant traces of the Ottoman official ideology, perception of religion and social anticipations. For this reason, it not only reflects the 13th century; it mirrors the change, transformation and aspirations in the perception of state and society till Fatih’s rule as well.This paper aims to analyze a-) the portrayal of Sarı Saltık, a cult in Alevism and Bektashism primarily in the Balkans,and b-) in conjuction with it, the role of the narratives referred to in Saltuk-Nâme as an epic-legend genre in the consolidation of the aforementioned perception as well as the perception of religion during the Fatih period.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019Scopus SJRQ4
    Nüfus defterlerine göre pirevi (hacı bektaş veli tekkesi) (1830-1846)

    Altı, Aziz

    Osmanlı Devleti’nde önemli bir yer edinmiş olan Bektaşilik, Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla eş zamanlı olarak yasaklanmıştır. Bektaşiliğin merkezi olan Hacı Bektaş Veli tekkesi (Pirevi), bu süreçtenetkilenmiş ve bir müddet Nakşilerin yönetimi altında kalmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardadeğişik arşiv vesikalarına dayanılarak Pirevi’nin bu dönemi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızıdiğerlerinden farklı kılan nokta nüfus defterleri verileri ışığında Pirevi’ne bakmak ve bu doğrultudayeni bilgileri ortaya koymak olmuştur. 1830-1846 yılları arasında tutulan 6 adet nüfus defteri, buçalışmanın ana hatlarını oluşturmuştur. Nüfus verilerinden yola çıkarak Pirevi’nin çatısı altında bulunan Babagan Bektaşiler, Çelebiler ve Nakşi şeyh ile ailesi hakkında yeni bilgiler ve görüşler önesürülmüştür. Böylece Pirevi’nde bulunan dervişlerin, Nakşi şeyh ve ailesinin ve Çelebilerin baştademografik özellikleri olmak üzere diğer farklı yönleri izah edilmiştir. Özellikle nüfus defterlerinintemel verilerinden olan eşkâl kayıtları sayesinde Bektaşi dervişlerinin fiziksel görünüşleri hakkındamalumat sahibi olunmuştur. Bazı kayıtlarda dervişlerin hangi bölgeden Pirevi’ne geldiği ayrıntısınındüşülmesi ise Pirevi’ndeki insan kaynağının Osmanlı sınırları içerisindeki dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca nüfus defterlerinden Pirevi vakfına bağlı köyler ve bu köylerde yaşayan kişiler de tespit edilmiştir. Nüfus defterleri haricinde temettuat defterinden de faydalanılarak Pirevi’ndedaha önce şeyhlik yapmış olan Şeyh Veli’nin mal varlığı da ortaya konulmuştur.

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Tunceli aleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine bir alan araştırması

    Erdoğan, Göktürk; Mengüş, Erkan; Kara, Huseyin

    Tunceli’de alevi inancının şekillenmesi ve aktarılmasında müzikpratikleri, sözlü unsurlarla oluşan kültürel belleğe dair inanç vetoplumsal değerler arasında önemli bir köprü kurmaktadır. Nüfusununbüyük bir bölümü Alevi olan ve konumu gereği Alevilerin Anadolu’dayaşadığı diğer bölgelere nazaran daha homojen bir kültürel yapıya sahipolan Tunceli’de, Alevi inanç geleneğinin mistik (içsel) yapısına ilişkinbilgilerin anlaşılabilmesinde başvurulacak belki de en önemli alan hiçşüphesiz müzik kültürüdür. İbadet ve sosyal yaşam içerisindeçoğunlukla bağlama etrafında bütünleşen müzik pratikleri, Tunceli’dekiinanç sisteminin topluluk tarafından ortak bir paydaya dönüşmesi vegeleneğin günümüze dek aktarılmasını da mümkün kılmıştır. Tunceli’yiinanç açısından özel kılan bir diğer özellik ise bölge halkı tarafındankutsal sayılan “Munzur Baba”, “Sultan Hıdır/Hızır Baba” ve “DüzgünBaba” gibi kutsal ziyaret yerlerinin olmasıdır. Bölge halkının çeşitlivesilelerle ziyaret ettiği bu yerler, Tunceli’deki Alevi inancının mistikyönden kuvvetli referanslara sahip olduğunu da göstermektedir. Tarihi,kültürel ve coğrafi yapısı düşünüldüğünde Anadolu kültür havzasındapek çok inanç biçimini içinde barındıran bu bölge, inançla bütünleşenmüzikal pratikler açısından da oldukça zengindir. Bu çalışma TunceliAleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine kurgulanmış bir alanaraştırmasıdır. Bölgenin çok kültürlü yapısı ve geleneksel müzikbiçimleri, tarihsel süreçte Alevilikle birlikte şekillenen bu bölgede müzik ve inanç arasında organik bir ilişkiyi de araştırmaya değer kılmaktadır.Çalışmanın odak noktası ise bölgeye dair mistik ve kültürel söylemlerinve uygulamaların Alevi müzik anlayışında nasıl yer tuttuğu ve TunceliAleviliğinde inancın müzikle olan ilişkisinin düşünsel ve eylemsel boyuttahangi uygulamaları beraberinde getirdiğidir. Nitel araştırma yöntemlerikullanılarak gözlem ve kişisel görüşmelerle araştırılmaya çalışılan konu,sonuçları açısından bölgeye dair geleneksel müzik kültürünü ve bölgeninmüzikal kodlarını inanç üzerinden ortaya koymaktadır.

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    'İskoçya, ulus-devletler ve ötesi: kathleen jamie'nin “ınterregnum” ve “23/09/14” şiirlerinde ulusal kimlik ve kültür

    Doğan Demir, Ayşegül

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İskoç şiirinde öne çıkan İskoç ulusal kimlik bilinci ile ilgili konular, İskoç bağımsızlık hareketinin başlaması ve yüzyıl dönümü İskoç şiirinde belli başlı geleneksel yazınsal özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Çağdaş bir İskoç şairi olan Kathleen Jamie, söz konusu ulusal kimlik konusunu yazınına taşıyan yazarlardan birisi olmuştur. Genelde Jamie doğa ve çevre ile ilintili konulara odaklansa da eserlerinde, İskoçya ve İskoç kültürü konularına da yer vermektedir. Hatta yazar, 1999'da İskoçya'da, sonucunda bağımsız bir İskoç Parlamentosu hakkı elde edilen bağımsızlık hareketine de katkıda bulunmuştur. Jamie, bağımsızlığın tutkulu bir destekçisi olarak, şiirlerinde İskoçya'nın kültürel geçmişi, kimliği ve mevcut siyasi durumunu ve bunun yanı sıra lehçeleri ve siyasi tarihini de ele almaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, İskoçya'nın ulusal kimliğinin, siyasi durumunun ve kültürünün ele alındığı “Interregnum” ve “23/09/14” adlı şiirlerine odaklanacaktır. Söz konusu şiirler sırasıyla Jamie'nin 1997 referandumu sırasında yazmış olduğu Jizzen (1999) ve 2014 bağımsızlık referandumu sürecinde yazmış olduğu The Bonniest Companie (2014) adlı şiir kitaplarından alınmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018
    The Attitudes and the Behaviours of the University Studentstowards Dating Violence

    Baş, Nazan Gürarslan; Karatay, Gülnaz; Karatay, Mahmut; Baş, Kazım

    Aim: The aim of this study is to assess theattitudes and behaviours of the university studentstowards dating violence.Method: The study was conducted among female(n = 200) and male (n = 300) students studyingat a public university and staying a dormitory ofStudents Loans and Dormitories Institution during2015-1016 academic year's spring semester. Aquestionnaire consisting of 23 questions was usedto collect the data. The obtained data wereanalysed by using numbers, percentages and chisquare test in SPSS database.Findings: The average age of the students was22,09 ± 2,29, 51,8% were exposed to theviolence during childhood, 37,8% frequentlywitnessed violence during childhood, 28,6% wereexposed to the violence of intimate partners,22,1% committed violence against their intimatepartners, and 13,9% reported a relationship thatended because of the violence. When theattitudes of the students were examined, it wasseen that, in general, the females' awareness ofviolence was higher than that of the males; also,certain behaviours such as neglect, mocking,tracking, restricting social life, cheating andjealousy were less considered as violentbehaviours by males than by females. Besides, itwas observed that there was a significantrelationship between previous exposure toviolence, witnessing violence in childhood anddating violence practice (p<0,05). Conclusion: Among the university student group,the awareness of dating violence was low and theextent of violent behaviours against partner wassignificant.

    AtıfTR Dizin20
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018
    W. ısaac thomas’ın “durum tanımlanması” kavramı bağlamında alevilerin cemevi meselesi durumunun ortaya konulması

    Yildirim, Erdal

    Aleviler ve sorunları bazı dönemlerdekamuoyu gündeminin üst sıralarına yerle-şirken, daha sonra bu durum Türkiye’ninyoğun gündemi içerisinde kaybolup git-mektedir. Açılım benzetmesinin de yapıl-dığı çalıştaylar sonrası, Alevilerin beklen-tilerin karşılanmadığı ve bu kesimde hayalkırıklığı yarattığı bilinen bir durumdur. İştebu makale, Alevilerin beklentilerinin ne-den karşılanmadığını, sorunlarının neden çözülmediğini Isaac Thomas’ın “durum tanımlaması” kavramından yola çıkarak açıklamaya çalışmaktadır. Bir anlamda Ale-viliğin ne olduğuna ve nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin problemlerin günümüzdünyasında sadece Alevilere mal edilecekbir konu olmaktan çıkartılıp onların dışın-dakilerin kendi dünya görüşlerine göreAlevileri tanımlamalarının getirdiği çözüm-süzlük problemini konu edinmektedir.

  • MakaleYalnız künye2018
    Semantıc dımensıons of the relıgıous symbols carrıed by people ın the alevı communıty (tunceli case)

    Yildirim, Erdal

    The history of symbols is as old as the history of mankind. From the beginning of the history of humanity to the present day, the abstract things that fall within the field of thought and belief are expressed by symbols. In particular, the expression of religious belief and forms of understanding about religious rituals are often expressed by a number of symbols. In a sense, individuals make the communication with the sacred beings through their symbols in their daily lives. The interpretation of religious symbols is not independent of belief and thought. Each society forms its intellectual codes in line with the heritage of its historical and geographical course. This article deals with the religious symbols that people in the Alevi community carry on their bodies, or what they mean to them. In other words, it is tried to explain the meaning of religious symbols for Alevi individuals and how these meanings are found in the individuals and how they effect the shaping of religious identities. In this context, the province of Tunceli was chosen as a sample, and Alevi individuals who had tattoos on the visible parts of their body were identified by simple random sampling and in-depth interviews were conducted with them.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2018
    Production of ‘the baglama’ and its craftsmen in sivas

    Erdoğan, Göktürk

    The Baglama instrument which dates back to Middle Asia orginally and has thousands years of historical back ground in Turkish Culture,has formed an exceptional place in performing and transmitting our traditional music. Nowadays,the Bağlama Instrument which has widely been known and performed among traditional instruments in Anatolia incontestable, lives and has still been performed among Alevi-Bektashi music practices as well as Asıklık(Folk Pets with Bağlama) customs with hundred years of repertoire.In order to be continous of the performing customs in question and transmitting the Turku repertoire from generation to generations,The Balgama producing custom takes very important place.Thus when it is considered in this way,Sivas town has been one of the habitats for aşıks/Folk Poets and performers with its music culture in Anatolia. The research question of this study focused on is “How do they carry on custom producing of The Bağlama and by Who? This study which has been carried on by means of qualitative research techniques has been achieved by using face to face surveying technique that was formed by the researcher and it was prepared via data collecting techniques with half completed surveying form and observation. The study was carried on three live sources who were stated as The Baglama making craftsmen and interviewed in Sivas center between November30th and December 20th, 2014. The names of the source people were also declared with their personal permission. As a result of the study,two important professional problems have been found out as well as having reached some certain detailed knowledge about the traditional Baglama pruducing techniques. First of them,the process of prentice training has almost ended up and second, The Baglama Craftsmen have only taken part in production phase of the profession since they donot have any gained experience of performing it before.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2018
    Milliyetçiliğin müphemliği: milliyetçilik nedir?

    Ertan, Temuçin F.; Ors, Orhan

    Düşünsel gelişimiyle eylemsel yönü neredeyse paralel olan milliyetçiliğin, anlamı vetanımı üzerine çok sayıda düşünür, sosyal bilimci ve siyasetçi kafa yormuş ve fikritelakkileriyle kavrama katkı sağlamıştır. Milliyetçilik ile ilgili hemen her katkı, sözkonusu düşüncenin gelişimini olumlu yönde etkilediği gibi, zaman içerisinde birmüphemliğin de oluşmasını önleyememiştir. Milliyetçiliğin müphemliği, hem kenditarihsel serencamının bir parçası hem de kendi dışında dünyada gelişen diğer teorive pratiklerin bir sonucudur. Milliyetçiliğin tarihsel gelişim sürecinde, millet, etnisite,ırk ve din gibi akraba ya da hısım kavramlar da ona yol arkadaşlığı etmişlerdir. Busüreçte modernist, ilkçi, etnik-simgeci ve daimici kuramları üreten düşünürlermilliyetçiliğe katkı sunmuşlardır. Sonuçta tarihsel süreçteki yol arkadaşları vekuramlarının etkisiyle milliyetçilik, bir yandan düşünsel açıdan zenginleşirken, diğeryandan daha da müphem bir vaziyete bürünmüştür.

    AtıfTR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Türkiye'de Sağ-Muhafazakârlığın İdeolojik Haritasında Üniversitenin Yeri ve Bir Karşıt Simge Olarak ODTÜ

    Zorlu, Melek

    Son dönemde Türkiye'de akademiye yönelik baskılar bir fikir ve kurum olarak üniversite üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılmıştır. Bu yazının tartışmayı amaçladığı boyut ise, üniversitenin Türkiye'de sağ-muhafazakâr zihin dünyasında -son dönemde özellikle siyasal iktidarın söylemlerine yansıyan ODTÜ karşıtlığı özelinde- nasıl temsil edildiğidir. Bu yapılırken 'halkın değerlerine yabancılık' nosyonuna sıkıştırılmaya çalışılan kültür çatışması boyutuna dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Toplumun bilgiyle kurduğu ilişkinin cisimleştiği kurum olarak üniversitenin, siyasi iktidar ve toplumun çeşitli kesimleri açısından neyi temsil ettiği, kültürel olarak nasıl üretildiği bu tartışmanın başlıca odağını teşkil edecektir.

  • MakaleYalnız künye2016
    Sembollerde Cemaati Aramak ve Kimliği Yeniden Kurmak: Dersim'de Hafıza, Yerellik ve Siyaset

    Sözen, Ülker

    Bu makalede Dersim toplumunu etkileyen kimliksel uyanış çerçevesinde ortaya konan sembolik siyasetler konu edilmektedir. Tarihsel bir yaklaşımla Dersim toplumunun geçirdiği dönüşümlerin ve politizasyon süreçlerinin sembol üretimini nasıl biçimlendirdiği incelenmektedir. Kolektif hafızadan ve yerellikten devşirilen kimlik sembolleri, dönemsel bağlama göre değişen anlamlar ve işlevler taşımaktadır. Dersim toplumu, bu semboller vasıtasıyla kaybettiğini düşündüğü değerleri ve cemaat olma hâlini yeniden tesis etmeye çalışmaktadır. Dersim üzerinde hak iddia eden çoklu kimlik projelerinin ve politik aktörlerin rekabeti, bu semboller alanına çatışmalı ve dinamik bir yapı katmaktadır. Diğer yandan son senelerde kültür endüstrisi, sosyal medya ve tüketim kanallarıyla yaygınlaşan kimlik sembolleri, Dersimliliğin sembolik dışavurumuna moment kazandırmıştır

  • MakaleYalnız künye2016
    Syrian 'Refugees' In Printed Press: Construction Of Rational And Emotinal Justifications Of Discriminatory Discourses

    Doğanay, Ülkü; Keneş Çoban, Hatice

    This study problematizes the role of mainstream media in dissemination and justification of dicriminatory discourses against Syrian refugees in Turkey. Within the scope of the study, news stories and columns published in three mainstream newspapers (Zaman, Posta and Hürriyet), which have been selected according to their circulation number, in the period from 2011 April, when the first asylum seekers began to seek aylum in Turkey until the end of 2014, when the total number of Syrian asylum seekers exceeded two million. The fundamental supposition of the study is that the mainstream media operated within similar frameworks during the reproduction of discriminatory discourses against asylum seekers. Within the scope of the study, the news stories and columns published in these newspapers have been classified according to their topics, themes and how Syrian asylum seekers are portrayed in these stories and columns in order to have a better understanding of how the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is problematized in the newspapers. In the second part of the study, the discouses in the news stories are analysed to reveal which words are used to describe the asylum seekers and on what grounds the content in these newspapers that reproduce the discriminatory opinions and judgments about asylum seekers is justified. In an endeavour to answer these questions, the study follows van Dijk's critical discourse analysis method to focus on the macro and micro structure of news stories and to analyse the interpretive framework of the discriminatory discourses against asylum seekers. The main findings of the study are that the presence of Syrian asylum seekers in Turkey are "problematized" on four main discursive domains oriented at constructing the rational justifications, emotional justifications of discrimination as well as rationalisation of emotions: In the news stories portraying Syrian asylum seekers as a "threat", this portrayal is used to criticize the foreign policy of the government, the asylum seekers, on the other hand, are associated with their economic burden and problems related to security. Secondly, the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is "objectified" through an emphasis on how much Money has been spent, how much aid has been provided and how many asylum seekers are in Turkey without any regard to violation of rights and/or human consequences the issue. Thirdly, a discursive framework which "sentimentalize" the reactions against the presence of asylum seekers in Turkey, their conditions and their "excessive visibility" in cities.

    AtıfTR Dizin72
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Metaforun Ayrımcı Hegemonyanın İnşasındaki Rolü: Suriyelilerin Haberleştirilmesinde Metafor Kullanımı

    Çoban Keneş, Hatice

    Retorik çalışmaları ekseninde gelişen eleştirel üretimler ve özellikle bilişsel semantik çalışmalar etrafında örgütlenen eleştirel yaklaşımlarla birlikte metafor, bir dil, anlam veya süsleme aracı değil, hayatı anlamanın ve ifade etmenin bir yolu, bir düşünme biçimi olarak görülür. Bu çalışmalar; dil, söylem ve anlam ilişkisinde metaforun hegemonik olan anlamların inşasında ve sürdürülmesinde nasıl ideolojik bir rol oynadığına, oynayabileceğine dair bir perspektif sunar. Aynı çalışmalar metaforlar aracılığıyla bir söylemin ideolojik yapısının sistematik bir şekilde nasıl okunabileceğine ilişkin fikir verir. Eleştirel çalışmaların ortaya koyduğu bilgiden yola çıkan bu çalışmada da gazete haberlerinde sığınmacılara, söylemlerin inşasındaki rolünü sorunlaştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında mültecilerin 2011 Nisan ayı itibariyle Türkiye'ye toplu giriş yapmalarını; Türkiye'de kalış sürelerinin uzaması ve yeni mülteci girişleri ile birlikte özellikle 2015 yılında ekonomiye maliyetlerini; 2 Eylül 2015 tarihinde Bodrum sahiline vuran cansız bedeniyle mültecilerin 'ölüm yolculuğunu' görünür kılan üç yaşındaki Suriyeli mülteci Ayan Kurdi'nin ölümünü konu edinen haberlerden seçilen örnekler analiz edilmiştir. Bu kapsamda ideolojik konumlanışları ve yayıncılık anlayışları birbirinden farklı olan Sabah, Posta,Hürriyet, Zaman ve Cumhuriyet gazetelerinde olayla ilişkili haberlerde Lakoff ve Johnson'un metafor üzerine geliştirdikleri kavramsal çerçeve ile van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi bir arada ele alınarak mültecilere yönelik ayrımcılığın üretilmesine ve yaygınlaştırılmasına aracılık eden söylemlerin metaforları kullanma biçimi üzerine odaklanılmıştır

    AtıfTR Dizin18
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2011
    "Mağdur" milliyetçilik kürt siyasetinin "demokratik" zaafiyeti ve ulus açmazı

    Özcan, Ali Kemal

    Ulus-devletin kendisiyle birlikte insanlığa bulaştırdığı "milliyetçilik" (nationalism), akademik tartışmaların en karmaşık konularının başında gelir denebilir. Bu konuda kavramsal bir "anarşi"1 veya bir "terminolojik kaos"2 süregelmektedir. Türkiye 'de ise bu biraz daha daraltılmış, aynı zamanda yavan bir hal almıştır: neredeyse tamamen "vatanseverlik" kavramı yerine kullanılmaktadır. Hâlbuki halk dilinde kendi etnisitesini ve yerel değerlerini sevmeye refere eden ve akademik terminolojiye de sorunsuz oturabilecek yeterli kelime/kavram mevcuttur. Örneğin vatanseverlik, vatanperverlik, yurtseverlik veya milletseverlik, halkseverlik gibi. İngilizce ve birçok diğer Avrupa dillerinde de bu anlamda "patriotism " veya Latince patrie köklü benzer kavramlar vardır. Bu çalışma, birbirine çok yönlü olarak karıştırılmış olan milliyetçilik ile vatanseverlik kavramlarını ayrıştırmanın zemini üzerinde, Kürt milliyetçiliğinin "ulus" açmazını ve "demokratik" olma kompleksini açmaya çalışarak, Türkiye 'nin son otuz yılının temel sorunu olan Kürt meselesinin aslında Türkiye 'nin bir fırsatı olabileceğini tartışmaktadır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2011
    Tunceli/Dersim’de tembelliğin kültürelleştirilmesi: Emek süreçlerinin özgünlükleri çerçevesinde bir bakış

    Tuna, Ş. Gürçağ; Doğan, Ali Ekber

    Küçük bir kent olmasına rağmen Tunceli, daha geniş bir bölgenin eski adı olarak da Dersim her daim siyasal gündemin bir konusu olagelmiştir. Son yıllarda bu yörenin sosyal-siyasal-kültürel yapısına ve tarihine ilişkin artan bir akademik ilgi söz konusu olsa da, burada bugün geçerli olan sosyal ve ekonomik ilişkilerin analizi pek ilgi gören konular değildir. Çalışmamız, bu eksikliğin emek süreçlerinin iki önemli boyutunu oluşturan çalışma/istihdam biçimleri ve işgücü piyasasının yapısı bağlamlarının yanında işsizlik, proleterleşme, zorunlu göçün etkisi gibi olgularla giderilmesine dönük bir çabanın ürünüdür. Bu analizi yaparken aynı zamanda, Tunceli'de gündelik yaşamda sıklıkla dile getirilen Tuncelilerin/Dersimlilerin çalışmayı sevmediği, tembel olduğu savının geçerliliğini ve anlamını da tartışmak istedik. Tembelliğin bir toplum kesimi veya insan topluluğunu tanımlayan özelliklerden biri olarak yaygın biçimde kullanılmasına, "tembelliğin kültürelleştirilmesi" diyebiliriz. Gerek Türkiye gerekse dünyanın pek çok yerinde kapitalizmin kendi suretinde bir dünya yaratmaya başladığı tarihlerden bu yana karşımıza daha sık biçimde çıkan tembelliğin kültürelleşmesi dediğimiz bu tavrı eleştirel yaklaşımla, dünya-tarihselliği içinde değerlendirmenin en doğru yol olduğunu düşünüyoruz.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2010
    Muhafazakar dünyanın kutsal efsanelerine giriş: Fethullah Gülen'de hoşgörü, diyalog ve ahlak düşüncesi

    Çobanoğlu, Yavuz

    Özet: Hoşgörü, diyalog ve uzlaşma gibi kavramların son yirmi yılda geçirdiği süreç ilgi çekici bir seyir izlemektedir. Bu kavramlardan toplumdaki sorunların en azından bir kısmına çözüm olması beklenirken, kavramlar farklı politik kesimlerin de katkısıyla ilginç bir biçimde kutsallaşmış, içerikleri de yeni anlamlar ve söylemlerle doldurulmuştur. Aşağıdaki makale, Fethullah Gülen örneği üzerinden bu kavramların değişen içeriklerini anlamaya yönelik bir çabadır. Çünkü hoşgörü ve diyalog kavramlarını birlikte yaşayabilmenin ahlâkî ilkeleri olarak ele alan Gülen, bu ilkelerin meşrulaştırmasını da kendi İslâm anlayışı ve devlet yorumu üzerinden yaparken dikkat çekici bir söylem kullanmaktadır. Hoşgörü ve diyalog kavramlarından vazgeçmeyen Gülen'in bu kavramlara dinî ve millî sınırlar çizerek, yeni bir ahlâk anlayışını tesis etmeye çalıştığı görülmektedir. Fakat Gülen düşüncesindeki bu anlayış ve yorum üzerinde düşünülmeye muhtaç bir açık alana da sahiptir. Farklı bakış açılarının, inanışların ve farklı hayat tarzlarının bu yorum karşısındaki konumu, "birlikte yaşayabilecek miyiz?" sorusunu böylelikle daha da önemli kılmaktadır.