Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Bayesian vs. Frequentist Mixed-Effects for Regional Site Amplification

    Icen, Abdullah

    Accurate treatment of regional site effects is essential for partially non-ergodic Ground-Motion Models (GMMs). This study compares a Bayesian hierarchical regression implemented with brms to a frequentist mixed-effects formulation using lmer for estimating period-dependent site amplification. Both models adopt the same functional form with a global linear term, a nonlinear term, and region-specific random slope deviations. The analysis uses residuals from the updated Türkiye strong-motion database (SMD- TR), spanning four regions and wide ranges of VS30, magnitude, and distance. Results indicate strong agreement in global behavior: linear and nonlinear terms show similar period trends in both frameworks, and the combined regional slopes are essentially identical at all periods. The overall residual standard deviation is also nearly the same, implying comparable fit quality. Differences primarily concern decomposition and uncertainty representation. The Bayesian model resolves sharper period-dependent regional features—most notably a peak near T ≈ 0.8 s consistent with basin/edge effects—while lmer yields smoother, more conservative deviations. For median predictions, either framework is suitable because the combined coefficients and overall standard deviation coincide. For interpretation and uncertainty propagation—especially when period-dependent regional structure matters—the Bayesian approach is preferable. In addition, brms permits weakly informative priors that encode physical expectations, which stabilizes estimates in data-sparse regimes and helps prevent overfitting. Taken together, these results clarify when each framework is most appropriate: brms for physically constrained inference and robust uncertainty quantification, lmer for speed and simplicity when median predictions are the primary goal

  • MakaleAçık Erişim2023
    Application of a new dynamic analysis method to pid controlled speed governors in hydroelectric power plants

    Işık, Erdem; Kahraman, Gökhan

    Hydroelectric power plants are environmental-friendly as they are renewable energy sources and make great contributions to the economies. In addition, they are in the state of insurance of the electricity network, since they can respond to the power demands of the electricity network in a very short time. In this study, the effect of the speed governors dispense valve has been added to the classical control mechanism in order to accurately predict the reaction of hydroelectric power plants to the load requirement of the electrical network. As a result of the dynamic analysis, the data obtained in the simulation environment have been compared with the responses of the real hydraulic turbine. The results show that when the dynamic analysis of the speed governor dispense valve is added to the classical control mechanism, the power response behavior in the simulation environment becomes closer to the real hydraulic turbine behavior. These results will assist speed governor designers in predicting real-like behavior in hydroelectric power plants.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2023
    Geyik Dağı güncel buzulları ve morfometrik özellikleri

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Bozdoğan, Mahsum; Keserci, Ferhat; Güngör, Gülan

    Geyik Dağları, Geç Kuvaterner boyunca yoğun ve tekrarlanan buzullaşmalara maruz kalmıştır. Güncel bir buzulun varlığı bölgede yapılan daha önceki çalışmalarda doğrulanmamış veya tespit edilememiştir. Bölgede yerel gezgin olan Hasan Hüseyin Kahrıman’nın 27 Ekim 2023 tarihinde buzul varlığını sosyal medya aracılığı ile aktarması üzerine buzulları tanımlamak ve yerlerini belir- lemek için uzaktan algılama yöntemleri kullanılmış ve Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. Belirlenen yayılış alanları üze- rinden buzul modellemesi, ELA (Equilibrium Line Al titude) hesaplama araçları, bakı ve eğim in- tersect (kesiştirme) analizleri ile sirk morfometrisi yöntemleri kullanılarak buzulların ve içerisinde yer aldıkları sirkler ile yakın çevresinin özellikleri nicel verilerle ortaya konulmuştur. Buzul model- lemesi neticesinde Geyik Orta Buzulu’nun toplam 6000 (±300) m2, Doğu Buzulu’nun 2030 (±100) m2 toplamda ise Geyik Dağı’ndaki buzulların 8030 (±480) m2 alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Buzulların ortalama olarak uzunlukları 98 m (metre), ELA değeri ise 2619 m olarak hesaplanmıştır. Buzulların 12-30 ̊ eğim değerleri arasında ve tamamen kuzey bakılı alanlarda bulundukları tespit edilmiştir. Buzullar ve sirklerin morfolojik özellikleri, yüksek rakım, bakı özellikleri ve yüksek kar birikimi Geyik Dağı’ndaki buzulların bu kesimlerde korunmasına pozitif olarak etki etmiştir. Bu- zullar üzerinde yapılan karşılaştırmalı uydu görüntülerinde 06.09.2010 tarihinden günümüze kadar buzulların alansal olarak %50’sinden fazlasının eridiği ve önümüzdeki yıllarda etkisini giderek arttı- ran küresel ısınma ile beraber 5 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.

    AtıfOpenAlex11TR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    The Relationship of the Hot and Mineral Springs in Munzur and Pülümür Valleys (Tunceli) with the Tectonic Structures of the Region and their Hydrogeochemical Properties

    Sançar, Taylan; Önal, Ayten Öztüfekçi

    The N-S flowing Munzur and Pülümür Rivers, which have the largest drainage areas in Tunceli Province, merge in the city center, and continue as a single river towards the south. In the southern area, there are smaller drainage areas such as Dinar and Rabat. In this study, the hydrogeochemical properties of the hot and mineral springs located in the mentioned drainage areas and the relationship of these springs with the faults in the region were investigated. The most important structural element controlling the reaching of hot and mineral springs to the surface is the primary and secondary deformation structures of the right lateral strike-slip Nazımiye Fault Zone. PermoCarboniferous aged impermeable schists form the basement rocks in the area hydrogeologically. Permian aged marble and crystallized limestones are the reservoir rocks of the hot and mineral waters which are outcropped in the drainage areas of Munzur and Pülümür Rivers. The presence of Eocene-Miocene aged semi-permeable flysch and permeable limestones cover rocks in this recharge area of the reservoir rocks indicates that the system is open. The pH and electrical conductivity of the hot and mineral waters in the system change between 5.96-6.80 and 2231-2930 μS/cm, respectively. Temperature of these waters varies between 35 to 20°C when they reach up to the surface. The total amount of dissolved solids ranges from 1300 to 1600 mg /L. The most abundant cation present in the waters is Ca+2; the most abundant anion is HCO3-. The Na-K-Mg geothermometer results of the hot and mineral waters correspond to the immature waters where the water-rock relationship is not an equilibrium. The pH and electrical conductivity of the cold waters are between 6.66 to 7.28 and 471 to 891 μS/cm, respectively. All waters examined here are of the Ca-Mg HCO3 type

    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    JEOMORFOTURİZM POTANSİYELİ BAKIMINDAN EMECİK KANYONU - ŞELALESİ(Çameli, Denizli)

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    Yeryüzünün biçimlenme süreçlerine ait izler taşıyan jeomorfolojik şekiller, az bulunur veya özel birtakım niteliklere sahip olabilirler. Bu tip yeryüzü şekillerini görmek veya bu şekillerin oluşturduğu ortamın içerisinde bulunmak, turizmde son yıllarda giderek daha fazla önem taşıyan bir rekreasyon tipi olmaktadır. Jeomorfolojik turizm veya jeomorfoturizm diyebileceğimiz bu turizm formatı açısından özelliklerini irdelediğimiz Emecik Kanyonu, Denizli’nin Çameli ilçesi Emecik Köyü kuzeyinde yer alır. Kanyon, çoğunluğunu Pliosen konglomeralarının oluşturduğu litolojik birimler içerisinde açılmış, dik yamaçlı ve yer yer 2-3 metrelere kadar daralır. Kanyon içerisinde şelale ve dev kazanı yer alır. Kanyon, bu nitelikleri ile halihazırda günübirlikçiler ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Emecik Kanyonu’nun jeomorfoturizm potansiyelinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada, kanyona ait jeomorfolojik özellikler, kanyonun bilimsel, manzara ve estetik değeri, tarihi ve kültürel değeri, ekonomik / turizm değeri, tehlike ve riskler gibi açılardan değerlendirilmiştir. Kanyonun güncel olarak gördüğü ilginin tespiti amacıyla sosyal medya mecralarında araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışma ve değerlendirmeler sonucunda; Emecik Kanyonu’nun jeomorfolojik niteliklerinin bilimsel ve eğitsel açıdan özgün değerler taşıdığı, jeomorfolojik koşulların kanyon yamaçları ve tabanında kendine özgü ekosistem oluşturduğu, kanyona olan ilginin giderek arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kanyon içerisinde değişik noktalardaki görsel ve estetik unsurlara ek olarak; yörede kendine özgü mimarileri ile dikkati çeken köprülerin, mağara ve inlere atfen ifade edilen rivayetlerin kattığı kültürel özelliklerin turizm potansiyelinin artmasındaki diğer özellikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bilgi ve değerlendirmeler ile kanyon içerisinde, özellikleri ile ön plana çıkan bazı öğeler jeosit veya jeomorfosit olarak işaretlenmiştir. Uzun ve kısa olmak üzere iki adet yürüyüş parkuru önerilmiştir. Kanyonun ve yakın çevresinin sürdürülebilir bir turizm kaynağı olması için başta yöre halkının bilgilendirilmesi gerektiği, mevcut turizm potansiyeli ve artabilecek ilgi göz önünde bulundurularak, turistlerin birtakım ihtiyaçlarını karşılayacakları ortamların oluşturulması, bilgilendirme ve yönlendirme uyarı ve işaretlemelerin yapılması gerektiği önerilmiştir. Kanyonda özellikle kaya düşmeleri, ani gelişebilecek sel ve taşkınlar gibi tehlike ve riskler için önlem ve uyarı mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği öneriler arasındadır.

    AtıfOpenAlex16TR Dizin12
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Codas ve entropi yöntemleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarının düzey 1 bölgelerine göre incelenmesi

    Arsu, Talip; Aycin, Ejder

    Dünya’daki enerji üretimi ağırlıklı olarak fosil kaynaklı yakıtlar kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Fakat fosil kaynaklı yakıtlar doğada sınırsız olarak bulunmamasının yanı sıra ekolojik doğal dengeyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) ise fosil yakıtlardan elde edilen enerjiye göre hem ekolojik hem de ekonomik anlamda büyük kazanımlar sağlamaktadır. Bu kazanımların farkına varan ülkeler enerji politikalarında YEK’lere daha fazla önem vermektedir. Türkiye gibi YEK’lere elverişli kaynaklara sahip ve gelişmekte olan ülkeler yenilenebilir enerjinin geleceğinde söz sahibi olmaya adaydırlar. Bu açıdan Türkiye gibi ülkelerin YEK performanslarına göre değerlendirmek gelecek için yararlı bilgiler sağlayacaktır. Fakat bu değerlendirmeyi yaparken Türkiye’yi bir bütün olarak ele almak yerine birbirinden farklı YEK potansiyellerine sahip bölgeler olarak ele almak daha yerinde olacaktır. Bu noktadan hareketle çalışmanın amacı Türkiye’deki Düzey 1 bölgelerinin YEK performanslarına göre değerlendirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu amaçla Düzey 1 bölgeleri Entropi ve CODAS yöntemleri bütünleşik olarak kullanılarak incelenmiştir. Entropi yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre en önemli kriterler sırasıyla, güneş enerjisi kurulu gücü/toplam kurulu güç, rüzgar enerjisi kurulu güç ve güneş enerjisi kurulu güç kriterleri olarak belirlenmiştir. CODAS yöntemi sonuçlarına göre, sırasıyla TR5- Batı Anadolu, TR3- Ege ve TR7-Orta Anadolu bölgeleri ilk üç sırada yer alırken, TRA- Kuzeydoğu Anadolu, TR1- İstanbul ve TR4- Doğu Marmara bölgeleri son üç sırada yer almıştır.

    AtıfTR Dizin15
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2018
    3 Aralık 2015 Bingöl-Kiğı depreminin Tunceli ilindeki yığma yapılara etkisinin değerlendirilmesi

    Onat, Onur; Yön, Burak

    Türkiye’de yapı stokunun büyük bir kısmı yığma yapılardan oluşmaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde inşaedilen bu yapılar orta büyüklükteki depremlerde bile büyük hasar görebilmektedir. 3 Aralık 2015 tarihindeDoğu Anadolu Fay hattı üzerinde, Bingöl ilinin Kığı ilçesine bağlı Açıkgüney mevkii merkez üssü olmak üzere(Enlem: 39.2610 K Boylam: 40.2170 D) yerel saat ile 01:27’de aletsel büyüklüğü M W =5.3, odak derinliği10.66 km olan sığ odaklı bir deprem meydana gelmiştir. Bu çalışmada, söz konusu depremin karakteristiközellikleri verilerek, farklı sönüm oranlarına göre ivme spektrumları elde edilmiştir. Orta büyüklükteki budepremin Tunceli ilinde kırsal bölgelerde yer alan yığma yapılarda oluşturduğu hasarlar incelenmiş ve buhasarların nedenleri irdelenmiştir. Oluşan hasarların genel olarak düzlem-içi ve düzlem-dışı hasar, uygunolmayan ve yetersiz hatıl kullanımından kaynaklı hasarlar, eğimli arazide uygun olmayan yapı inşasındankaynaklı hasarlar ve çimento harcı yerine çamur harcı kullanılması sebebiyle oluşan hasarlar olduğugörülmüştür. Çalışmanın sonucunda hasar sebeplerine göre çözüm önerilerine yer verilmiştir.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018
    Dedegöl Dağı’ndaki Glasiyal Sirklerin Morfometrik Özellikleri

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    Türkiye’nin güneybatısında, Batı Toroslar dağ kuşağında yer alan Dedegöl Dağı’nda (2992 m) bulunan 30 glasiyal sirkin morfometrik özelliklerininbelirlenmesinin hedeflendiği bu çalışmada, sirklerin bakı, yükselti, eğim, boyut, şekil özelliklerinin analizi ve gelişim aşamalarına göre sınıflandırılmasımorfometrik parametreler çerçevesinde yapılmıştır. Sirkler temelde, buzul öncesi topografya, yükselti ve bakı etkisine, kısmen de lokal tektonik vejeolojik yapıya bağlı olarak gelişmiş ve farklı özellik kazanmışlardır. Sirklerin dörtte üçüne yakın bölümü (73,3), güneş radyasyonuna daha az maruzkalan K, KD ve KB yönlerde gelişmiştir. Sirklerin ortalama taban yükseltisi 2543 m olup, kuzeye bakan yamaçlarda sirkler daha düşük kotlardagelişme imkanı bulmuşlardır. Sirklerin morfometrik ölçümlerinden, ortalama 600 m uzunluk, 534 m genişlik ve 0,27 km² alan değerleri elde edilmiş,sirk uzunluğunun genişlikten biraz daha fazla olduğu görülmüştür. Buzul vadisi başlangıç noktasında, buzul vadisi yamaçlarında ve buzul vadisindenbağımsız noktalarda gelişim gösteren sirkler; sirk teknesi, basit, basamaklı ve birleşik sirk formunda olmak üzere farklı şekilsel özelliklere sahipolmuşlardır. Sahada iyi gelişmiş 11 sirk mevcutken, diğer 19 sirkin ya iyi gelişmemiş ya da orta derecede gelişmiş oldukları belirlenmiştir.Buzullaşmaların ilk başladığı dönemde, uygun lokalitede bulunan sirklerin pozitif geri besleme ile daha hızlı gelişim göstererek iyi gelişmiş olgunsirklere dönüştüğü değerlendirilmiştir.

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Karadağ’da Pleyistosen Buzullaşmaları, Batı Toroslar, Türkiye

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Sarış, Faize

    Karadağ, Teke Yarımadasında Beydağları, Akdağ ve Sandıras gibi Pleyistosen buzullaşmasına maruz kalmış dağlardan biridir. Karadağ, Fethiye Körfezi'nin hemen kuzeydoğusunda 30 km kuş uçuşu mesafede 2418 m zirveye ulaşır ve 2300 m üzerinde birçok yükseltiye sahiptir. Teke Yarımadasında Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış dağlardan, Sandıras ve Akdağ ile ilgili buzul araştırmalarına ve buzullaşmaların yaşlandırmalarına yönelik çalışmalar varken, Beydağları'nda Pleyistosen buzullaşmalarından sadece çok genel hatları ile bahsedilmiş, Karadağ ile ilgili buzullaşma olgusu bilinmemekte, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Oysaki Karadağ yüksek zirve düzlüklerinin yamaçlarında belirgin sirk ve morenler barındırır. Yapılan arazi çalışmalarında, Karadağ'da iki gelişmiş buzul vadisi, farklı büyüklükte ve yönlerde gelişmiş üç tane sirk ve bunların önlerinde 1800 m seviyelerine inen cephe ve tümseksi (hummocky) morenleri gözlenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de yeni bir buzullaşma sahası tespit edilmiş ve Türkiye Buzullaşma Envanteri'ne katkı yapılmıştır. Yeni buzullaşma alanının jeomorfolojik, klimatolojik özelliklerini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışmada; tektonik, klimatik ve karstik özellikler göz önüne alınarak Karadağ'da Pleyistosen'deki jeomorfolojik gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Arazi çalışmaları, insansız hava aracı ve meteoroloji istasyonlarının verilerinden elde edilen mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak analiz edilmiş, sonuç harita ve çıktılar oluşturulmuştur

    AtıfTR Dizin13
    TR Dizinİncele
  • Proje2017
    Malatya Fayı (Malatya-Ovacık Fay Zonu)'nın Jeolojik KaymaHızının ve Eski Deprem Tarihçesinin Araştırılması

    Karabacak, Volkan; Akçar, Naki; Akyüz, Hüsnü Serdar; Önal, Ayten Öztüfekçi; Zabci, Cengiz; Sançar, Taylan

    Avrasya Levhası?na göre, Afrika ve Arabistan Levhaları?nın kuzeye ve Anadolu Bloku?nun batıya doğru olan hareketi Doğu Akdeniz?in karmaşık tektonik yapısının anlaşılmasında anahtar role sahiptir. Anadolu?nun batıya kaçışında ana deformasyon zonları Kuzey ve Doğu Anadolu Fay Zonları (KAFZ ve DAFZ) ile bu sırada Anadolu içerisinde meydana gelen önemli kıta içi deformasyonlar ise KB doğrultulu sağ yanal ve KD doğrultulu sol yanal doğrultu atımlı faylar ile temsil edilir. Daha önceden ileri sürülen hipotezlerin aksine, yakın zamandaki jeolojik, jeodezik çalışmalar ve mikro sismik aktivite Anadolu Bloku içerisindeki deformasyon sürecinin sürekli olduğuna işaret etmektedirler. 240 km uzunluğundaki Malatya Ovacık Fay Zonu (MOFZ), Anadolu Bloku içerisindeki KD doğrultulu sol yanal deformasyon kuşaklarından biridir. Önceki hipotezler MOFZ?nin sürekli bir deformasyon zonu olmadığını ve 3 milyon yıldan bu yana aktivitesini yitirdiğini ileri sürsede, fay üzerinde yapılan jeolojik, jeodezik çalışmalar ve mikro sismik aktivite bu görüşün aksini destekler. Bununla beraber, MOFZ?nin güncel deformasyon özellikleri hakkında az sayıda veri bulunurken paleosismik tarihçesi hakkında veri bulunmaz. TÜBİTAK 114Y580 numaralı proje kapsamında, Malatya Fayı (MF)?nın (a) morfokronoloji temelli kayma hızı, (b) paleosismik tarihçesi ve (c) uzun dönemli kayma hızı üzerine yoğunlaşılmıştır. Kozmojenik 36Cl, 26Al ve 10Be izotopları ile 1.700 m ötelenmiş Tohma Deresi taraçalarının yaşlandırılması, MF?nin son 1,4 milyon yıllık dönemi için ortalama 1,21 mm/yıl kayma hızına ve bölge için 92 ±11 metre/milyon yıl yükselim hızına işaret etmektedir. Kayma hızı değerinin elde edildiği segmentin kuzeyinde yapılan paleosismoloji çalışmalarının ortaya çıkardığı 2275±606 yıllık deprem tekrarlanma aralığı, GPS verilerine göre daha düşük olan kayma hızı değerini desteklemektedir. Malatya Fayı?nın kuzeyinde ölçülen ve en fazla birikimli atım değeri olan 7,3 km, son 1,4 milyon yıllık kayma hızı değerini yansıtan 1,21 mm/yıl ile oranlandığında MF?nin yaşı yaklaşık olarak altı milyon yıl olarak hesaplanır. Ancak morfometrik indis çalışmalarına göre, daha fazla deformasyon olan fayın kuzeyinde, kayma hızının da fazla olduğu düşünüldüğünde hesaplanan bu yaş MF için en yaşlı tarihtir.