Koleksiyon/r/munzur/2

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • DerlemeAçık Erişim2020Scopus SJRQ3
    Martin Greve ve Özay Şahin. Anlatılamaz İfade Etmek; Yeni Dersim “Sound”unun Oluşumu Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2019

    Erdoğan, Göktürk

    -

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarının incelenmesi: fırat üniversitesi örneği

    Simsek, Abdullah; Karahüseyinoğlu, M. Fatih

    Bu araştırmanın amacı; üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarının belirlenmesidir. Bu bağlamda, çalışmaya Fırat Üniversitesinde öğrenim gören 349’u kadın, 317’si erkek toplam 666 lisans öğrencisi gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmayakatılan üniversite öğrencilerinin 327’si 19-21, 281’i 22-25, 34’ü 26 üzeri ve son olarak 24’ü 18 yaş ve altında olan öğrencilerden oluşmaktadır. Ayrıca araştırmaya katılan öğrencilerin 347’si spor yapmıyorken, 319’u spor yapmaktadır. Bu araştırmada katılımcıların sosyo-demografik değişkenler ile ilgili bilgiler, araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında ise Koçak (2104) tarafından geliştirilen 22 madde ve 3 faktörden oluşan “Spor Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada iki grubu karşılaştırmak için, bağımsız iki örnek t-testi ve ikiden fazla grubu karşılaştırmak için de tek yönlü Anova analizi ve kullanılmıştır. Ölçeğin alt boyutları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, üniversite öğrencilerinin sosyo-demografik özellikleri olan cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, değişkenleri açısından anlamlı farklılık olmadığı sonucuna varılmıştır (p>0,05). Yapılan analize göre ölçeğin toplamı ile ölçeğin alt boyutları olan Psikososyal gelişme, fiziksel gelişme ve zihinsel gelişme alt boyutları ile spor yapma durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir (p<0,05). Üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarının daha da arttırılması için çeşitli konferanslar ve çalışmalar yapılması gerekmektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex6TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Turkey’s fılm-censorhıp regısters and the case of soluk gecenin aşk hikayeleri

    Karadoğan, Ali; Öztürk, Semire Ruken

    In this paper, we introduce our ongoing research project on the film-censorship registers in the archives of the Turkish Ministry of Culture and Tourism. Throughout this project, we will study a large number of these censorship registers, but we confine ourselves here to an examination of the censorship and court decisions regarding the movie Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri.

  • MakaleAçık Erişim2020
    As A Success Story on the Meaning of the 1970's Chp Municipality

    Palanci, Cihan

    With the emergence of the urban phenomenon in Turkey is developed in the domestic politics of the policy conditional funding and overall control of the central government. It took time for an autonomous understanding of municipality to settle and the fact that urban discipline had an independent trajectory was faced quite late. However, it is an obvious fact that political practices, which started at the local level and where meeting with the public took place without any preconditions, also directed central politics after a while. In this sense, Turkey's general elections in 1977 is a good example. In the period between 1973 and 1977, the dynamism caught with the successful municipality of the CHP found its worth in the general elections and the CHP came out of the ballot box with a rate of 41 percent. In the background of this success; The CHP has also partially changed the party ontology of the past, turning its face from the middle-class urbanists to the working class, who came through migration, in poverty, who could not benefit from the city facilities sufficiently. The study program that provides full local this ontological transformation, namely "socialist municipality" examine what is conceptualized as a theoretical whole, in particular CHP, Turkey will seek answers to the question what he did right. While looking for these answers, we will also examine how dynamics of local governments and local politics have developed in the world, and we will try to answer questions such as what demands of society respond to the changes experienced by cities. In parallel, the changes related to the city in our country and the demands of the society for urban administrations will be compared with the urban movements and demands in the west and efforts will be made to clarify the parallels and differences in this sense.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2020
    Debating Financial Accumulation in the Context of Transforming Central Form of Capital: Securitization and Intangible Capital

    Güçlü, Tansel

    Financialization or the concept preferred in this study as financial accumulation has become a hotly-debated issue in the process of the 2008 GFC and after. Although the issue has been discussed from so many angles, the approaches to the phenomenon of finance as the sphere of enhancing speculative activities premised on the traditional categorical distinctions such as production and circulation or finance and industry have mostly kept dominating the analyses. This study aims to scrutinize financial accumulation with putting forward the inherent gap between the traditional categories built by those theories or approaches and the dynamics of capital accumulation they are trying to describe. In the context of transforming central form of capital, finance is analyzed as a result of conflicting historical process as the expression of capital in more abstract forms and as the process that transforms concrete level of social relations, and in this sense as the product of developing new forms of arbitrage. Accordingly, the frameworks associated with the central capital form of the previous period that have examined its crisis and directions are mostly insufficient to comprehend the crisis dynamics and working of the contemporary financial accumulation. In this regard, this study investigates the dynamics of securitization and intangible capital that give capital liquidity in the light of identifying the fundamental transformation from the centrality of the Joint Stock Company or Giant Corporation of the long 20th century to the centrality of derivative form. The ultimate aim of the study is to develop a framework that analyzes the actual working of accumulation and its new frontiers and explores the elements of political struggle against the current form of capital.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Osmanlı Tımar Sisteminin “Kurumsal Süreklilik” Bağlamında Tahlili

    Ceyhan, Muhammed

    Tımar sistemi; toprağa dayalı ve askerî, idarî, iktisâdî, hukukî boyutları olan bir sistemdir. Bu cümleden olarak, tımar sisteminin merkezinde toprak olmakla birlikte, etki sahası bakımından devletin bütün kurumları ile ilintilidir. Bu sistemin tarihi kökenleri itibariyle çok eskilere gittiği bilinen bir gerçektir. Şimdiye kadar kökenleri ile ilgili birçok iddia ortaya atılmıştır. Ancak gerçek olan şu ki; toprak merkezli olarak kurulan bütün devletlerde bu sistemin aynısının ya da benzerlerinin olmasıdır. Bu bağlamda yine toprağın merkezde olduğu bir sistem inşa eden Osmanlı Devleti de tımar sistemini benimsemiştir. Osmanlı Devleti’nde yüzyıllarc boyunca oldukça faydalı bir şekilde işleyen bu sistemin “yozlaşması” ve zamanın gereksinimlerine karşılık verememesi nedeni ile sistem bir takım değişime ve dönüşüme maruz kalmıştır. Ancak ihtiyaçlara eskisi kadar cevap veremese de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar varlığını devam ettirmiştir. Tam da bu noktada sistemin kurumsal olarak sürekliliği meselesi ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda; ilk olarak tımar sisteminin tarihi kökenlerine ve bu konudaki tartışmalara temas edilmiştir. Akabinde, tımar sisteminin Osmanlı Devleti’nde teşekkülü, sistemin yozlaşması ve buna bağlı olarak yaşanan değişim ve dönüşümler analiz edilmiştir. Daha sonra, sistemden tam anlamı ile kopuşun ne zaman ve hangi şartlarda olduğu değerlendirilmiştir. Netice itibariyle ise tımar sistemi tarihî süreç içerisinde kurumsal açıdan süreklilik göstermiştir. Bütün bu tahliller yapılırken vaka incelemeleri ve süreç takibi yöntemiyle kuram ve pratikler tespit edilmeye çalışılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Bir Devlet Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinde Malpraktis Eğilimi

    Durmaz, Yadigar Çevik; Doğan, Runida

    Bu araştirma hemşireliköğrencilerinin tıbbi uygulama hatası eğilimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı.Araştırmanın evrenini bir devlet üniversitesi hemşirelik bölümü 2.sınıf, 3.sınıf ve 4.sınıf öğrencileri, araştırmanın örneklemini ise bu öğrenciler arasından araştırmaya katılmaya gönüllü öğrenciler oluşturdu. Araştırma verileri 1 Ocak 2018-30 Ocak 2018 tarihleri arasında toplandı(n:322). Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve Malpraktis Eğilim Ölçeği kullanıldı. Toplanan veriler;yüzde, ortalama, t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon testleri kullanılarak analiz edildi. Bu çalışma‘agree’adında bir uygulama yönergesi kullanılarak bildirilmiştir (Bkz.Ek.1).Araştırmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin Malpraktise Eğilim Ölçeği’ndenaldıkları toplam puan ortalamasının 195,7±24,5 olduğu ve tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük düzeyde olduğu belirlendi. Hemşirelik öğrencilerinin Malpraktis Eğilim Ölçeği’nin alt boyutlarından en az hata eğilimine sahip oldukları alt boyutun “ilaç ve transfüzyon uygulamaları”, en fazla hata eğilimine sahip oldukları alt boyutun ise “düşmeler” olduğu belirlendi. Kadın öğrencilerin malpraktis eğiliminin erkek öğrencilere göre daha düşük olduğu ve meslekten memnuniyet düzeyi arttıkça malpraktis eğiliminin düştüğü belirlendi (p˂0.05).Araştırma sonunda hemşirelik öğrencilerinin malpraktis eğilimlerinin düşük olduğu belirlendi. Bununla birlikte öğrencilerin “düşmeler” hata eğilimi daha yüksek olduğu için bu konuların müfredatta hasta güvenliği ve tıbbi hatalarla ilgili olarak gözden geçirilmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Hatay’da varlık vergisi uygulamaları (1942-1943)

    Yedek, Şahin

    Hatay, Mondros Ateşkes Antlaşması ardından Fransızlar tarafından işgalinden tam 21 yıl sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün olağanüstü diplomatik gayretleri sonucu 11 Temmuz 1939 tarihinde tekrar anavatan sınırlarına dâhil edilmiştir. 1 Eylül 1939 tarihinde başlayan İkinci Dünya Savaşı’na aylar kala yaşanan bu gelişmenin sevinci, savaşın başlamasıyla bir nevi yarım kalmıştır. Savaş tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de hem askerî hem de ekonomik açıdan olumsuz etkilemiştir. Türkiye savaşa girmemiş olsa da bir buçuk milyona yakın genç silahaltına alınmıştır. Millî savunma masraflarının artması, genç nüfusun askerde olması bütçe açığını oluşturmuş, para basımı artmış, üretim düşmüş, fiyatlar ve enflasyon yükselmiştir. Bu gelişmeler halkı ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Osmanlı Devleti’nden, Cumhuriyet’e miras kalan Müslüman nüfus genelde çiftçilikle uğraştığından Gayrimüslimler ticari piyasaya egemen olmuşlardır. Savaş esnasında yaşanan ekonomik sıkıntı halkın çoğunluğunu yoksullaştırırken bir takım tüccar geçinen vurguncuları ise aşırı zenginleştirmiştir. Bu dönemde ithalat işleri özellikle Gayrimüslimlerin elinde olduğundan kazananlar da yine bu tüccarlar olmuştur. Kazançlar karaborsacılık, stokçuluk ve vurgunculuk gibi yasa dışı yollarla elde edildiği için, vergiden de kaçırılmıştır. Bu yüzden devlet hazinesi gereken geliri sağlayamamış, kamu işlerinde güçsüz ve çaresiz kalınmıştır. İşte bu ekonomik kaostan çıkmak için 1942 yılında bir defaya mahsus olmak üzere Varlık Vergisi çıkarılmıştır. Aşırı kazanç sağlayanlardan alınmak üzere çıkarılan bu vergi, çiçeği burnunda bir il olan Hatay’da da uygulanmıştır. Bu vergi, uygulamaları esnasında ve sonrasında devlete karşı yurtiçinde ve dışında kara propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Gayrimüslim nüfus bakımından hiç de azımsanamayacak bir il olan Hatay’daki Varlık Vergisi uygulamaları ise bu açıdan değerlendirildiğinde çok önemlidir. Fakat bugüne kadar bu konuda hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Hatay’ın ilçeleri de dâhil olmak üzere vergi mükelleflerinin isimleri, vergi miktarları listeler hâlinde yerel gazete Yenigün’den faydalanılarak sunulmuştur. Çalışmamız, Varlık Vergisi uygulamalarına farklı bir kapı aralayarak, bu uygulamaların içeriğinin anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Üniversite Öğrencileri Arasındaki Hemşirelik Mesleği İmajınınBelirlenmesi

    Serin, Emine Kaplan; Orhan, Ilksen

    Amaç: Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin hemşirelik mesleği imajını belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte ki araştırma, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin doğusunda bir devlet üniversitesi’nin merkez kampüsü içinde bulunan fakülte ve yüksekokullara kayıtlı 447 lisans öğrencisi ile yürütüldü. Araştırmada örneklem seçimine gidilmezken, verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından oluşturulan “Kişisel Bilgi Formu” ve “HİÖ (Hemşirelik İmajı Ölçeği)” kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler; sayımla belirlenen değişkenler için sayı ve yüzde, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama ± standart sapma şeklinde gösterildi. Bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis testi, Mann Whitney-U testi, LSD Post Hoc testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalamasının 21,98±2.35 olduğu, %53,5’inin erkek ve %61,5’inin ailesinde veya yakın çevresinde hemşire olduğu saptandı. Bireylerin HİÖ “genel görünüm” alt boyutu puan ortalaması10,13±2,01, “iletişim” alt boyutu puan ortalaması 10,70±3,27, “mesleksel ve eğitimsel nitelikler” alt boyut puan ortalaması 24,43±5,72 ve HİÖ toplam puan ortalaması 45,28±8,79 olarak bulundu. HİÖ toplam puan ortalaması ile cinsiyet, gelir durumu, geldiği coğrafi bölge, en uzun yaşanılan yer, aile veya yakın çevresinde hemşire ve erkek hemşire varlığı, daha önce hemşireden hizmet alma durumu, hemşire olmayı isteme durumu, hemşirelik mesleğinin hangi cinsiyete özgü olduğu düşüncesi arasında istatistiksel olarak önemli fark olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmaya katılan bireylerdeki hemşirelik imajının orta düzeyde olumlu olduğu, gelir durumu düşük ve erkek bireylerde hemşirelik imajının daha yüksek düzeyde olumlu olduğu saptandı.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Ürkçe sözlük’teki türkçe kökenli kuş adlarının ad bilimi açısından incelenmesi

    Korkut, Gizem

    Bu çalışmada; Türkçenin kuş adlandırmasında kullanılan ölçütleri ortaya koyabilmek ve kavramoluştururken kullandığı yöntemleri incelemek hedeflenmiştir. Türk Dil Kurumunun 2019’da onbirinci baskı olarak yayımlamış olduğu Türkçe Sözlük’te yer alan kuş adları tespit edilmiş ve dahasonra adlandırma yöntemlerine göre kuşların; beslenmesi, fiziksel özelliği, çağrılma sesi, davranışı,rengi, yaşam alanı, başka bir hayvana benzemesi ve bir sebebe bağlı olmamasına göre olmak üzeresekiz başlık altında Türkçe kökenli kuş adları tasnif edilmiştir. Tespit edilen kuş adları, hem görünüşhem de işitsel açıdan incelenmiştir. Çalışmada; Türkçe kökenli ve Türkçe kökenli olmayan kuş adlarıayrımına gidilmiş ve inceleme kısmında Türkçe kökenli kuş adları ele alınmıştır. Türkçe Sözlük’tekikuş söz varlığını tam olarak yansıtmak adına çalışmada Türkçe kökenli olmayan kuş adları dalistelenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında; kuş adlandırmasında kullanılan en yaygın adlandırmayöntemlerinden, söz dizimsel açıdan en çok kullanılan adlandırma yöntemlerinden ve köken bilgisiaçısından kuş adlarının köken olarak en çok yer aldığı dillerden bahsedilmiştir.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    The Change and The Transformation of The Process and The Transaction on The Ottoman Bureaucratic Document: Transition from The “Single Document” System of The Classical Period to The “Attached Document” System of The Tanzimât Period

    Ceyhan, Muhammed

    In the Ottoman historiography, archival documents, which the state produced for its bureaucratic procedures and which are kept in various archives, come to mind as the most referred source due to thier value of source and their precedence over the other sources as to their reliability. However, the most basic problem that we face is properly making use of these documents and producing knowledge. In this regard, having a good knowledge of the diplomatics as much as having a good command of the language of the documents will undoubtedly facilitate the knowledge acquision and production. Especially, considering that the functions and the procedures of the Ottoman institutions changed in time and that new institutions were established, we must know that the diplomatics of the documents produced in the classical period and Tanzimat period are not identical. This is because Tanzimat was a period in which the language, form and function of the bureaucratic document were new as much as it was a period of breaking point with which the institutions and their functions assumed a new form. In our study, the change and the transformation of process and transaction among the departments of the documents – the products of the process of state bureaucracy- called “hazine-i evrâk” and which descended to our time will be examined in terms of diplomatics. In the study, the data were analyzed by using “example case study method”. In this context, sample documents belonging to the Traditional and Tanzimat eras were determined and both the original versions and the translations of these documents are presented in the appendix. Thus, the differences between the transaction and the treatment on the documents of both periods was tried to be revealed.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Mathematics teacher candidates' of visual mathematical literacy perceptions investigation according to some variables

    İlhan, Aziz; Aslaner, Recep

    The current study examined visual mathematics literacy perceptions and sub-dimensions of mathematic teachers candidates according to gender and grade variables. The participants of the study were 384 mathematics teacher Candidates (252 females, 132 males), studying at the faculties of education in two universities in Eastern and Southeastern Anatolia in the fall semester of 2016-2017 academic year. While determining the sample in the study, these two universities were selected and the appropriate sampling method was chosen. The relational survey model was used. The data of the study were collected by visual mathematics literacy perception scale developed by İlhan (2015). The data were analyzed with descriptive statistics, t-test, ANOVA test and the results were interpreted with the help of Cohen’s f and Cohen’s d effect size values. When the research data were compared according to the gender variable, it was found that males had a higher mean than females. When the visual mathematics literacy perception scores were examined, it was seen that the third-year students had the highest average. When the scale scores of mathematics teacher candidates were analyzed according to gender variable, no significant difference was found between visual mathematics literacy perception and sub-dimensions scores. However, the ANOVA results showed that the difference between classes was significant for visual mathematics literacy perception. The calculated Cohen’s f effect size values showed that the differences between classes were moderate and low. When this difference was investigated between the classes, it was found that there was a significant difference between some classes. When the Cohen’s d effect size values of these differences are examined, it is seen that there are significant, high, moderate or low effects between the classes. When the correlation values between the variables were examined, a high level relationship was found between visual mathematics literacy perception and its sub-dimensions.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    An Evaluation The Myth of Şıh Delil Berhucan Told in Tunceli

    Taş, Sibel

    Tunceli is a geography that transmits its belief structure in the center of ocak system and through the oral tradition for centuries. In this system, twelve ocaks are made interrelated and the origin of all these ocaks is based on a legend. It is said that the legend of “Şıh Delil Berhucan” is the legend on which the Pilvenk tribe emerged. The aim of this study is to examine the motifs of this legend and to develop a perspective on the syncretic belief structure of this legend.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Yönetim Alanındaki Gelişmelerin Değişen Dünya Bağlamında İncelenmesi: Fordist ve PostFordist Sistem Özelinde Bir Değerlendirme

    Kırmızıgül, Bayram; Palanci, Cihan

    İnsanların yaşam biçimleri ve oluşturdukları kültürler, dünya üzerinde varoluşlarından itibaren değişimler göstermiştir. Bu değişimler çeşitli faktörlerin etkileri ile farklı evrelerden geçerek günümüze ulaşmıştır. Yaşanılan değişikliklerin her bir aşaması, döneme özgü koşullar altında ayrı ayrı değerlendirilebilecektir. Ancak sanayi devrimine kadar, yaşam biçimleri ve kültürel değişimde yaşanan evreler çok uzun dönemlere yayılmaktaydı. Gelenekler, kişilerarası ilişkiler, sosyal normlar, iş yapma yöntemleri ve hatta devletlerin işleyiş sistemleri uzun süreler boyunca belirli seyirlerde devam etmekteydi. Sanayi devrimi ve daha sonraki dönemde gerçekleşmiş olan yoğun sanayileşme, ortaya çıkan yeni bilimsel yaklaşımlar, bunları takiben fordist üretim sistemiyle gelişen seri üretim ve son olarak da küreselleşme ile birlikte yönetim alanındaki üretkenlik önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak düzeylerde ivmeler göstermiştir. Dolayısıyla endüstrileşmenin yayılması, işletmelerin güçlenmesi ve yönetim tekniklerinin daha etkili sonuçlar verecek şekilde gelişmesi, insanların, toplumların ve dünyanın değişiminde oldukça belirleyici faktörler olarak öne çıkmış durumdadır. Bir anlamda, işletmecilik ve yönetim alanındaki değişiklikler de sosyal değişimlere zemin hazırlamış olduğu söylenebilmektedir. Bu çalışmada, literatür taraması yapılarak, işletmelerin ve onların yönetim biçimlerinin dünyadaki sosyal değişimler üzerinde nasıl roller oynadığının, fordist üretim biçimi özelinde ayrıntılı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan bu değerlendirmeler neticesinde öne çıkan sosyal değişimler; dehümanizasyon, akıl-zaman-mekân standardizasyonu, belirli yaşam kalıplarının dayatılması, yeni tüketim alışkanlıklarının oluşturulması ve kitle kültürünün yaygınlaştırılması başlıkları halinde sonuç bölümünde aktarılmıştır

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Hunter Bird Breeding / Bâzdârânlık in the Ottoman Empire (Western Anatolia Example)

    İnbaşı, Mehmet; Hazirbulan, Tahsin

    Hunting, which emerged as a means of subsistence, turned into a military training, sport and entertainment for the state and dynasties in parallel with the development of human-centered civilization. In the social and cultural lives of the Turkish States and their communities, which have a steppe tradition, hunting and hunting cult have a greater fluence as a philosophy of life. Sultans, princes, and high-level bureaucrats have continued the old hunting tradition since the founding years of the Ottoman Empire. Changes in the palace administration in the classical age also affected the hunting establishment. Organization: In the Birun part of the palace, "Shikar Agaligi" and in Enderun "Dogancibasi" reached a structure closest to Sultan in groups of cakirci, sahinci, atmacaci and doganci. In the countryside, the people who feed hunters and game birds for the palace are called “bazdaran”. The provincial organization consists of separate units under the leadership of “Ser Bazdaran”, namely sayyâd, seer, taker, trapper, poultry, nest-maker, tulle, and puppy. Each member of the organization was assigned by the administration with a certificate and saved timar (fief) for their services. Bâzdârâns were exempted from customary and religious taxes and wars in return for their services. Independent detailed and icmal tahrir registers were kept for the bazdaran timar, which were given throughout the imperial geography. In these registers, the bazdaran fiefs given in districts, townships, and villages and by whom these fiefs were appointed for which duty were recorded. In our article, it will be revealed that the bazdaran timar found in Biga, Karesi, Saruhan, Karahisar-ı Sahib, Sultanönü, Mentese, Kastamonu and Hüdavendigâr, by whom these fiefs were saved, and which hunting birds were. In addition, the organization's structuring in Western Anatolia will be revealed

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Osmanlı Devleti’nde Ruhsatsız Olarak İnşa Edilen Kilise, Manastır, Havra ve Mektepler

    Ceyhan, Muhammed

    Osmanlı Devleti’nin çekildiği coğrafyalarda birçok ulus devletin kurulmasına rağmen bugün bir ulus devletin çatısı altında bile birden fazla milletin bir arada yaşayamaması ve her daim aralarında bir mücadelenin var olması, şüphesiz ki onları birbirine bağlayan harcın=hoşgörünün bu topraklardan silinmiş olmasıyla ilgilidir. Söz konusu coğrafyada birden fazla milletin yüzyıllar boyunca tek bir hâkimiyet altında bir arada yaşamaların, bildiğimiz üzere Osmanlı Devleti’nin bu bölgeyi uzunca bir müddet “hoşgörü” zemininde idare etmesi ile mümkün olmuştur. Tersinden bakıldığında ise Osmanlı Devleti’nin asırlarca hüküm sürdüğü coğrafyalarda hâkimiyetini ayakta tutabilmesinde, işte güdülen “hoşgörü siyasetinin” etkili olduğu söylenebilir. Bu bakımdan hem yöneten hem de yönetilen açısından elzem olan “hoşgörü” mefhumunun, İslâm ve Türk medeniyetinin bir ürünüolarak fethedilen bütün topraklara yayıldığı ve bu sebepten de devlet hâkimiyetlerinin asırlarca sürdüğü malumumuzdur.Hoşgörü denince şüphesiz ki akla ilk gelen, dinî inançlara tanınan özgürlüklerdir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’nin, fethettiği yerlerde eski kilise, manastır ve havraların mevcudiyetini kabul ettiği ancak yenilerinin inşa ve tamirine izin vermediği yönündeki yaygın görüş vardır. Ancak arşiv kaynaklarını teorik ve pratik boyutları ile incelediğimizde söz konusu gayrimüslimlere ait yapıların inşa ve tamirlerine ihtiyaç dâhilinde müsaade edildiği görülmektedir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nde kilise, manastır, havra ve mekteplerin inşası ve tamirine tanınan hak ve özgürlüklerin neler olduğu, yeniden kilise ve manastır inşasının mümkün olupolmadığı, herhangi bir sebeple tahrip olmuş olan ibadethanelerin tamirine izin verilip verilmediği, tanınan izin ve hakların ne sebeple verildiği ve ne şekilde icra edildiği gibi sorulara araştırmamız kapsamında cevap aranmıştır. Ancak bu çalışmamızda asıl hedeflenen; ihtiyaca binaen dini yapı inşasına izin verilmesine rağmen kaçak olarak inşa edilen kilise, manastır, havra ve mekteplerin neden inşa edildiği, en çok nerelerde inşa edildiği sorusuna cevap aramaktır. Bu çerçevede sayısal verilere de yer verilmiştir. Bu sorulara cevap aranırken verilen izinlerin özellikle hukukî dayanakları ve sosyal gerekçeleri analiz edilecektir. Esasen bu çalışma, yıllardır ibadethane inşası ve tamiri konusundaki yanlış bilinenleri de tashih etmeyi amaçlamaktadır. Sorularımıza cevap aranırken Osmanlı Arşivi’ndeki konu ile ilgili kaynaklar “örnek vaka inceleme” yöntemi çerçevesinde değerlendirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex3TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Effects of Taurine on the Levels of PPARγ, IRS-1, HSP-27, HSP-72 and Histopathological Changes in Kidney of the Diabetic Rats

    Tuzcu, Mehmet; Erten, Fusun; Gencoglu, Hasan

    The objective of this study was to investigate the effects of taurine on PPAR-γ, IRS-1, HSP-27, and HSP-72 levels along with the kidney histopathological changes in streptozotocin (STZ) induced diabetic rats. In the study, 40 Wistar albino male rats were divided into four groups. (i) Control group, (ii) Taurine, rats received taurine with drinking water (2%); (iii) STZ, rats were injected with STZ (60 mg/kg i.p. as single dose) and (iv) STZ+Taurine, rats received taurine and injected with STZ. After 8 weeks of the study, the Taurine group was found to be statistically indifferent to the control group in terms of PPAR-γ, IRS-1, HSP-27, and HSP-72 levels (P>0.05). However, PPAR-γ (P<0.01), IRS-1 and HSP-72 (P<0.001) levels decreased in the STZ group. HSP-27 (P<0.01) levels increased in the STZ group as compared with the control. On the other hand, there were histopathological changes in the STZ group. The intensity of histopathological changes induced by STZ was decreased in the STZ+Taurine group. As a result, the taurine supplementation may prevent and treat the kidney damage in diabetic rats

  • MakaleAçık Erişim2020
    The Effect of N-Acetylcysteine on Oxidant/Antioxidant Status in Irradiated Rats

    Baykara, Murat; Özçelik, Mehtap; Erisir, Mine; Guler, Osman

    N-Acetylcysteine (NAC) is both a strong antioxidant and a glutathione precursor. The effect of NAC on the oxidant/antioxidant status of some tissues of the irradiated rats was investigated. Twenty one rats were assigned to 3 groups; the control group, the irradiation group, for which physiological saline solution was administered as i.p. for three days and then, 9 Gy gamma irradiation was applied, and 3rdirradiation + NAC group for which NAC was adminis-tered as i.p. for three days as 300 mg/kg body weight and then the same dose of irradiation was applied. Upon irradia-tion, the increase determined in malondialdehyde (MDA) was significant in the liver, kidney, and brain tissues of the rats (P˂0.05). While glutathione peroxidase (GSH-Px) activity decreased in all of the tissues and superoxide dismutase (SOD) activity only in the liver (P˂0.01), glutathione (GSH) levels significantly increased in the kidney and ovarium tissues (P˂0.001). While NAC administration returned the increased MDA levels in the kidney and brain as a result of irradiation to normal levels (P˂0.05), it was determined that it did not return the increased MDA levels in the liver tissue to the normal level (P˂0.001). While NAC addition led to a significant increase in GSH levels of the liver, heart, spleen, brain and ovarium tissues compared to both control and irradiation groups, it caused a significant decrease in the kid-ney tissue compared to irradiation group (P˂0.001). As a result of NAC addition, a significant decrease was determined in spleen GSH-Px activity, heart and ovarium SOD activity compared to control and irradiation groups (P˂0.05). It can be asserted that GSH increasing by the addition of NAC is the main antioxidant that has a role in decreasing oxidative stress occurring as a result of irradiation. In the examination of MDA values, it was found that the addition of NAC pro-tected the kidney and brain against the oxidative damage induced by irradiation but NAC addition could remain insuffi-cient for the liver.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ3
    Hazret-i pîr’e mihmân olanlar

    Ceyhan, Muhammed; Alandağlı, Murat

    Tarih ve tarihî kaynak denince ilk olarak akla devletler ve onların resmî olarak ürettiği arşiv materyali gelmektedir. Bu durumda toplumun sesini sadece devletle olan irtibatı ölçüsünce duymak mümkün olmaktadır. Oysa günümüzde tarihçiler artık toplumların ve bireylerin ne düşündükleri, nasıl bir hayat yaşadıkları gibi daha spesifik sorulara cevap aramaktadır. Tam da bu noktada yeni tarih ve tarihçilik algısına katkı sunacak bir eser tarafımızdan tespit edilmiş ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Söz konusu eser; Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde 2216 numara ile kayıtlı 13 Aralık 1921 - 29 Ağustos 1925 tarihleri arasını kapsayan Hacı Bektaş Veli Hazretleri Türbesinin Ziyaret Not Defteri isimli kaynaktır. Bu kaynak; Alevi ve Bektaşi toplumu için derin bir mana ve varlık vesilesi addedilen Hazret-i Pîrʼin dergâhına toplu ve bireysel olarak gelip misafir olanların bu kutsal mekândaki duygu ve düşüncelerini serbest olarak, oldukça safiyane bir şekilde kaleme aldıkları ve dile getirdikleri bir eserdir. Kaynaktaki veriler çerçevesinde ziyaretçilerin devletin çeşitli kademelerinde memur ve asker, sivil-sıradan vatandaş ve hatta yabancı ülke vatandaşları olanlar şeklinde sınıflandırılabilmektedir. Bu zenginlik, defteri oldukça önemli kılmaktadır. Nitekim bu vesile ile toplumun hem sivil kesiminin ve hem de devletin temsilcilerinin sesini bir arada duyma imkânı doğmuştur. Diğer taraftan kaynak bize dönemin dinî, siyasî, askerî ve içtimai hayatına ilişkin oldukça zengin bilgiler sunmaktadır. Bilhassa zaman dilimi bakımından bir devrin sonu ve başka bir devrin başlangıcına isabet eden bu defter; bir manada Osmanlının ölüm acısına Cumhuriyetin ise doğum sancına şahitlik etmesi, dönemin insanlarının duygu ve düşünceleri ile manevî hayatları ve itikadî duruşlarını yansıtması bakımından da farklı bir değeri hak etmektedir. Çalışmamızda, söz konusu defterden elde edilen veriler Alevilik ve Bektaşilik üzerine yazılan literatür desteğinde nitel ve nicel analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ3
    Iı. abdülhamid döneminde garip bey adlı alevidedesinin trablusgarp’a sürülmesi

    Altı, Aziz

    19. yüzyılda Çorum’a bağlı Alaca (Hüseyinabad) kazası bünyesinde yoğun bir Alevi nüfusunu barındırmaktadır. Alaca’da ikamet eden Dede Garkın ocağı dedelerinden Garip Dede, burada irşat faaliyetlerini sürdürmüştür. Bölgede nüfuzlu ve etkin olan Garip Dede’nin bazı faaliyetleri merkezi otoritenin dikkatini çekmiş ve yapılan tahkikat neticesinde Garip Dede’ye çeşitli suçlamalar isnat edilmiştir. Bu ithamlar arasında Garip Dede’nin devleti mali açıdan zarara uğratması, kanun kaçaklarını barındırması ve taliplerinden “dedelik hakkı” adı ile para toplaması gibi maddeler öne çıkmaktadır. Soruşturma neticesinde Garip Dede’nin suçlu olduğu hükmü verilerek Trablusgarp’a sürgün edilmiştir. Siyasi otorite tarafından Trablusgarp gibi uzak bir yerin seçilmesi bilinçli olarak tercih edilmiştir. Alaca ve çevresinin yoğun bir Alevi nüfusu barındırması ve Garip Dede’nin bu topluluk üzerindeki tesirinden çekinen Devlet onun bu bölgede kalmasını sakıncalı bulmuş ve onu Trablusgarp’a sürgün etmiştir. Garip Dede sürgün günlerinde çok sıkıntı çekmiş hatta sağlık durumu bozulmuştur. Garip Dede’nin sürgünde olmasından dolayı ailesi de başsız kalmış ve geçinmekte zorlanmıştır. Garip Dede ve ailesi gerçekleştirilen bu sürgüne itiraz ederek Garip Dede’nin masum olduğunu savunmuşlardır. Garip Dede’nin ve ailesinin girişimleri merkezi otorite tarafından haklı görülerek Garip Dede affedilmiş ve memleketine geri dönmüştür. Ele alınan çalışmada Garip Dede’nin kim olduğu, sürgün edilme sebepleri, sürgün olayı, sürgünde yaşadıkları, affedilmesi için verdiği mücadele ve memleketine geri dönüş süreci işlenmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar