Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2017
    Uzunçayır Baraj Gölü'nün (Tunceli) Carlson İndeksine Göre Trofik Durumunun Belirlenmesi

    Serdar, Osman; Danabaş, Durali; Kutlu, Banu; Aydin, Rahmi

    Bu çalışma ile Tunceli ilinde yer alan Uzunçayır Baraj Gölü'nün trofık durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Mayıs 2013- Nisan 2014 tarihleri arasında seçilmiş örnekleme noktasından seki diski, klorofil a, toplam fosfor ve toplam azot değerleri aylık olarak ölçülmüştür. Uzunçayır Baraj Gölü'nün trofik durumunun belirlenmesi için Carlson 'un trofik sınıflandırma indeksleri (TSI) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar göstermiştir ki Uzunçayır Baraj Gölünde seki diski derinliği l,48-ll,04 m, klorofil 0-34,3 ug/L, fosfat 0,06-1,12 ug/Lve toplam azot 0-3,82 ug/L arasında değişim göstermiştir. Seki diski ile klorofil arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur. TNzTP oranına göre fitoplankton gelişiminin azot tarafından sınırladığı tespit edilmiştir. Carlson'in ortalama TSI değerlerine göre ise oligotrofik seviyede olduğu saptanmıştır.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Karasu Nehri'ndeki (Erzincan-Erzurum) Squalius cephalus'un (L., 1758) Boy-Ağırlık ve Boy-Boy İlişkileri

    Serdar, Osman; Aydin, Rahmi; Ozcan, Ebru Ifakat

    Bu çalışmada, Karasu Nehri'nin 15 farklı istasyonundan yakalanan tatlı su kefalinin (Squalius cephalus L., 1758) boyağırlık ve boy-boy ilişkileri belirlenmiştir. Ekim 2014-Eylül 2015 tarihleri arasında fanyalı ağları, uzatma ağları ve elektro şoker ile toplam 254 örnek yakalanmıştır. Boy-ağırlık ilişkileri dişilerde W=0,0069L3'" (R2=0,97), erkeklerde W=0,0061Lm (R2=0,98) ve tüm bireylerde W=0,0063L3'"(R2=0,98) olarak tespit edilmiştir. S. cephalus 'un tüm bireylerinde pozitif allometrik büyüme bulunmuştur. Tüm bireylerde boy-boy ilişkileri TB=O,2423+1,0441 CB; ÇB=0,0398+1,0957SB ve SB=-0,2213+0,8694 TB olarak bulunmuştur.

    AtıfTR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Arapçadan türkiye türkçesine geçmiş sözcüklerde görülen ünsüzlerle ilgili ses olayları

    Tosun, İbrahim

    İnsanın bir yetisi sonucunda birer iletişim aracı olarak ortaya çıkmış diller gelişim tarihleri boyunca sürekli etkileşim içinde olmuşlardır. Boyutları dilden dile farklılıklar gösteren bu etkilenmeler kültürel etkileşimin de bir sonucu olarak genellikle sözcük alış verişi düzeyinde meydana gelmiştir. Kültürel etkileşim yoluyla birçok dilde olduğu gibi Türkiye Türkçesine de, çeşitli dönemlerde, farklı dillerden sözcükler yerleşmiş ve bu ödünç sözcükler zamanla dilimizin söz varlığının bir parçası olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Türkçenin ilk yazılı örneklerinden bugüne, çeşitli dönemlerde farklı dillerden Türkçeye dâhil olmuş alıntı sözcükler, o dönemde geçerli olan Türkçe kurallar doğrultusunda değişmelere uğramıştır. Bu değişmeler genellikle ünlüler ya da ünsüzler düzeyinde meydana gelen fonetik değişmelerdir. Alıntı sözcüklerde görülen fonetik değişmeler aslında her dilin kendi ses dizimsel dinamiklerinin ve kurallarının bir sonucu olarak, çoğunlukla en az çaba yasasının etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Daha kolay söyleme yönünde gelişen bu fonetik değişmeler hem o dilin asıl sözcüklerinde hem de başka dillerden o dile yerleşmiş alıntı sözcüklerde meydana gelmektedir. Dil kurallarının alıntı sözcükleri de kapsayacak şekilde genelleşmesi dillerin alıntı sözcükleri de kendi söz varlığı içine alabilme çabasından kaynaklanmaktadır. Kültürel gelişme ve değişmeler sonucunda dile giren yeni kavramlara her an yeni karşılıklar türetmenin zorluğu, başka dillerden sözcük almayı gerektirmiş ve sözcük alımı daha çok etkilenilen kültürü taşıyan dillerde olmuştur. Bu nedenle de Türkiye Türkçesi, çoğunlukla İslamî değerlerin taşıyıcısı konumunda olan Arapçadan sözcük ödünçlemiştir. X. yüzyılda Arapçadan Türkçeye girmeye başlayan ve XIII. yüzyıldan itibaren de sayısı artarak daha geniş bir kullanım alanı bulan alıntı sözcükler günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu uzun süreçte ana dilin kuralları çerçevesinde değişmelere ve bir ölçüde Türkçeleşme yolunda fonetik farklılaşmalara uğramışlardır. Oğuzcaya dayalı olarak Anadolu'da, XIII. yüzyıldan itibaren gelişen edebî yazı dili bugün yaygın bir biçimde Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırılmaktadır. XV. yüzyılın sonlarından itibaren yerini Osmanlı Türkçesine bırakan bu edebî Türkçe günümüzde Türkiye Türkçesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin resmî dilidir. Türkiye Türkçesi gelişim süreci boyunca bazı dillere sözcük verirken bazı dillerden de çeşitli oranlarda sözcük almıştır. Şu anda dilimizin söz varlığı içinde değerlendirilen ödünç sözcüklerin büyük bir kısmı Arapçadan ödünçlenmiş olanlardır. Bu sözcüklerin çoğunun Türkiye Türkçesinin doğal dil kurallarına ve imlasına uyumlu olarak kullanıldıkları, temel dilin etkisi altında, seslik düzeyde, çeşitli değişmelere uğradıkları görülmektedir. Arapçadan ödünçlenmiş sözcüklerde ünsüzlerle ilgili olarak meydana gelen ses olaylarının büyük bir kısmı Türkiye Türkçesinin kendi iç ve dış dinamiklerine göre açıklanabilmektedir. Türkiye Türkçesinin ünsüz diziminde diğer dillerde olmayan bazı kurallar söz konusudur. Bunlardan en önemlileri ikiz ünsüz kullanılmaması, bulunmaması, sözcüklerin bazı ünsüz çiftleriyle bitmemesi ve bazı ünsüzlerle sözcüklerin başlamamasıdır. Türkçeye özgü bu özelliklerin alıntı sözcüklerde de etkili olduklarını ve bazı fonetik değişmeleri tetiklerini görmek mümkündür. Bu çalışmada dilimize Arapçadan girmiş ödünç sözcüklerin, ünsüz düzeyinde ne tür değişimler geçirdikleri ele alınmış, ünsüzlerle ilgili bu değişmelerin hangi eğilimlerden kaynaklandığı ve genelleşme düzeyleri Türkçe Sözlükten elde edilmiş verilerle ispatlanmaya çalışılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2017
    Ornithobacterium rhinotracheale ile Enfekte Edilen Broylerlerde Lipid Peroksidasyon ve Bazı Antioksidanlar Üzerine Enrofloksasin ve Kafeik Asit Fenetil Ester'in Etkisi *

    Benzer, Fulya; Taşdemir, Bülent; Temizer Ozan, Sema; Kılıç, Ayşe; Erişir, Mine; Simsek, Halil; Güler, Osman

    Bu araştırmada 4 haftalık 96 broyler civciv 8 gruba bölündü. I. Kontrol Grubu, II. Antibiyotik Grubu, III. Kafeik asit fenetil ester (KAFE) Grubu, IV. Antibiyotik+KAFE Grubu, V.Ornithobacterium rhinotracheale (ORT) Grubu, VI. ORT+Antibiyotik Grubu, VII. ORT+KAFE Grubu ve VIII. ORT+Antibiyotik+KAFE Grubu. ORT 3263/91 suşunu (serotip A) 3.8x108 CFU/mL içeren inokulum aerosol olarak verildi (Grup V-VIII). Gruplara antibiyotik ve KAFE uygulanmasına ORT verilmesinden sonraki 17. günde aynı zamanda başlatıldı. 6 gün süre ile enrofloksasin (10 mg/kg/gün) içme sularına katıldı (Grup II, IV, VI, VIII), KAFE (10 µmol/kg) i.p olarak uygulandı (Grup III, IV, VII, VIII). ORT enfeksiyonu sonucu akciğer dokusunda malondialdehit (MDA) düzeyi (P<0.01) ve superoksid dismutaz (SOD) aktivitesi (P<0.05), trake dokusunda MDA (P<0.001) ve glutatyon (GSH) (P<0.05) düzeyi ile glutatyon peroksidaz (GSH-Px) (P<0.01) aktivitesi arttı, akciğerde GSH-Px (P<0.001) ve katalaz (KAT) aktiviteleri ise (P<0.05) azaldı. Akciğerde kontrol grubuna antibiyotik ve KAFE tek başına ve birlikte uygulanması MDA düzeyinde istatistiki olarak anlamlı artışa (P<0.05), GSH-Px (P<0.01) ve KAT (P<0.001) aktivitelerinde önemli azalmaya sebep oldu. ORT enfeksiyonu sonucu akciğer dokusunda meydana gelen MDA seviyesindeki artış üzerine antibiyotik ve KAFE tek başına ve birlikte önemli azaltıcı etki gösterdi (P<0.001). Trekada kontrol grubuna tek başına antibiyotik ve Ant+KAFE uygulanması sonucu MDA düzeyinde istatistiki olarak anlamlı artış (P<0.001) saptandı. Enfeksiyon grubunda Ant ve KAFE'nin tek başına ve birlikte verilmesinin artan MDA üzerine önemli bir etkisi bulunmadı. Enrofloksasin ve KAFE enfeksiyon durumunda akciğer oksidatif hasarını önlerken treka için etkili bulunmadı. Enrofloksasin ve KAFE kanatlılarda bakterial akciğer hastalıklarında oksidatif hasarı azaltmak için önerilebilir.

  • MakaleYalnız künye2017
    Cyanus depressus (M. Bieb.) Soják Türünün Karyolojik ve Palinolojik Yönden İncelenmesi

    Doğan, Gülden; Kiran, Yasar; Tasar, Neslihan

    Cyanus (Asteraceae) cinsine ait Cyanus depressus (M. Bieb.) Soják türü karyolojik ve palinolojik yönden incelendi. 2011 yılında Elazığ'daki doğal habitatından toplanan türün temel kromozom sayısı 2n=16 olarak tespit edildi. Türe ait kromozomların median (m) ve submedian (sm) sentromerli olduğu gözlendi. Palinolojik çalışmalar sonucunda polen şekli subprolat, apertürleri tricolporat, ornemantasyonun ise skabrate olduğu belirlenerek, gerekli ölçümler yapıldı

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    The orıgın, structure and meanıngs of places ın tunceli

    Tosun, İbrahim; Koç, Ali

    Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the western geographers. Later, Armenians adopted and changed this word into their language as Daranati (salt mine). During Akkoyunlu and Karakoyunlu periods, the old names such as Daranis / Daranalis / Daranati was persianized as der-i sim (silver gate) as a result of the migration of Shiit

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    What is political realism and its philosophical origins

    Özel, Murat Eren

    Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The beginning of political realism is Machiavelli when taken into account that considering politics by put political realities in the center, denying the utopian thoughts, to distinguish between moral ideals and political virtues, and to give more autonomy to distinctively political thought independent from moral and religion. Machiavellli brings forward that politics break away from its the all manner of relations with moral, religious and speculative and discusses it purely in the secular platform with reference to historicalempirical reality. Additionally, when considered that Machivaelli’s realist approach to politics and to endeavour to give autonomy to political thought, it could be said that he wants to take politics out from the field of values. Briefly, Machiavelli wants to move beyond the medieval culture and politics which is influenced by religion and religous morality, not secular and tries to understand and explain the cummunity with reference to amoral, non-religious and secular principles, and thus, he aims to cut off the determined bonds of politics from the moral and the religious Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The followers of the political realism movement stress to distinguish between political moralism and political realism. According to the distinguish, there is a prior moral determination for politics in political moralism thoughts. When it is considered not only the utopian thinking but also all political theories stemming from moral ideals or precepts (including the philosophers of modern contractarion political philosophy and some utilitarian theorists), and they mostly focus moral theories rather than political ones. On the other side, political realism gives priority to political thoughts most particularly and involves the paradigms giving autonomy to political theory, by contrast with political moralism. And, the primary approaching of political realism to political does not mean amoral or immoral; on the contrary, it is underlined the standarts of proper assessment showing up within the political condisitions itself instead of the external moral perspectives or point of views, with its approaching. When politics is considered, it deals with political affairs or issues with reference to only reality of politics independent from all moral or religious precepts, or in other words, when it is removed the relations of essential between moral and politics with regard to the distinctions between political virtues and moral virtues in political thoughts, it makes possible to take a very important step in providing the autonomy of political sphere. Three philosophers are mentioned as the founders of political realism: Aristotle, Augustinus and Machiavelli. It is claimed that in their approaching to political subjects and problems for these philosophers, who are representing different periods and values in the history of political thought, could trace political realism movement. Aristotle is considered the first acknowledged philosopher of political realism, as a consequence for he deals with the knowledge of reality in three fundamental categories (theoritical, practical and productive knowledges) with a method which could consider “scientific, describes politics with reference of “practical wisdom (phronesis)” - differ from Plato who is his teacher- which is thought of as the act of practical reason that one of these categories, and takes in consideration and systemizes his political theory with a comprehensive knowledge of the reality only from the experience of “practical”. Augustinus describes man as the individual who has the will and responsibility to live in the political reality of the world and to pay the price for what he did on the day of judgement. That’s why, Augustinus’s individual is considered as a political subjects adopt and abide by the ruling and governing of a state in terms of living in a state; as a social beings associate with their own species who is by nature in a community, has emotions of love and affection for other members of the species humanity, and also a moral beings is responsible for their acting. Namely, his archetypal subject lives under and endures political reality. As a result of this, Augustinus’s realism is thought as a kind of passive realism in the context of his individualist teaching that he consider politics because of individiuals having the will and responsibility. After all, Machiavelli does not think of society and politics with moral princeples or priorities like Aristotle, nor does he think of social life as a purely religious view as a theologian like Augustinus. Frankly speaking, it can be said that Machiavelli is the “real” founder of political realism. The beginning of political realism is Machiavelli when it is taken into account that considering politics by put politica

  • MakaleYalnız künye2017
    Alevi-bektaşi öğretisinde “kadın erkek eşittir” söyleminin dinsel arkaplanı ve bu söylemin toplumsal alanda kadının çalışmasına yönelik tutumlar üzerindeki etkisi: tunceli örneği

    Yildirim, Erdal

    Günümüz, kadınlara karşı pozitif bir duyarlılığın olduğu ve kadınlar açısından eşit söylemlerin gündeme geldiği bir dönem olmuştur. Ancak toplumlarda kadın-erkek arasında ayırım yapıldığı gibi, genellikle ataerkil aile ve toplum yapısının egemen olduğu da görülmektedir. Kadın ve erkek arasındaki cinsiyet ayırımının toplumda bir rol ayırımına yol açtığı, bu rol olduğubölüşümü nedeni ile de kadının ev ve özel yaşamla sınırlandığı, erkeğin ise toplumda etkin konumda olduğu bir toplum yapısı oluşmuştur. Bu roller, kadının aile içindeki konumunu belirlediği gibi, onun kamusal alandaki konumunu da şekillendirmektedir. Bu rollerden dolayı kadınların eğitim, iş, siyaset ve kültürel yaşama katılmaları engellenmekte ya da sınırlandırılmaktadır. Bir anlamda toplumda kadınların yapacağı işlerle erkeklerin yapacağı işler, kadın ve erkeklerin meslek seçimleri ve aynı meslekler karşısında cinsiyete göre tabi tutuldukları gelirler farklılık göstermektedir. Öte yandan her toplumda kadın ve erkeğe ilişkin değer yargıları ve beklentiler de birbirinden farklıdır. Bu değerlerin kaynakları arasında dinin önemli bir yere sahip bilinmektedir. Din, fertlerde oluşturduğu zihniyet yoluyla diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da tutum ve davranışlara etki etmektedir. İşte bu çalışma, nitel araştırma metodolojisinin mülakat ve gözlem teknikleri kullanılarak Tunceli Alevi topluluğunun kadının toplumsal alanda çalışmasına olan yaklaşımını ve bu yaklaşımın gerisinde yatan dinsel zihniyeti ortaya koymayı hedeflemektedir. Bilindiği gibi mülakatlar yoluyla, tutumlar, düşünceler, niyetler, zihinsel algılar ve tepkilerin belirlenmesi mümkün olmaktadır. Yine nitel araştırmaların doğası gereği, araştırmada elde edilen verilerin genellenmesi amaçlanmaktadır

  • MakaleYalnız künye2017
    New soliton properties to the ill-posed Boussinesq equation arising in nonlinear physical science

    Duran, Serbay; Sulaiman, Tukur Abdulkadir B; Aşkın, Muzaffer

    In manuscript, with the help of the Wolfram Mathematica 9, we employ themodified exponential function method in obtaining some new soliton solutions tothe ill-posed Boussinesq equation arising in nonlinear media. Results obtainedwith use of technique, and also, surfaces for soliton solutions are given. We alsoplot the 3D and 2D of each solution obtained in this study by using the sameprogram in the Wolfram Mathematica 9.

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Probiyotik Maya Olarak Saccharomyces cerevisiae’nın Gelişimine Citrus limon (L.) Burm. f. (Limon)’un Bazı Fitokimyasal Etkileri

    Sönmez, Pınar Erecevit; Kırbağ, Sevda

    Bu çalışmada; besin olarak tüketilen Citrus limon (L.) Burm. f. (limon) ile muamele edilen Saccharomyces cerevisiae ekstraktlarının yağ asidi, vitamin, fitosterol, flavonoid ve resveratrol içerikleri ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenerek karşılaştırmalar yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre; limon ekstraktındaki toplam yağ asidi düzeylerinin belirgin, vitamin ve fitosteroller içeriklerinin kısmi seviyelerde olduğu gözlendi. S. cerevisiae ile hazırlanan limon ekstraktlarının toplam yağ asidi düzeylerinin çok belirgin, vitamin içeriklerinin farklı miktarlarda arttığı, flavonoid içeriklerinin ise farklı oranlarda azaldığı saptandı. Çalışmada limonun değişen oranlarda antioksidan ve antimikrobiyal aktivitelere sahip olduğu görüldü. S. cerevisiae içeren limon ekstraktlarının ise antimikrobiyal aktiviteleri incelendiğinde yağ asidi ekstraktlarının tüm bakteri, maya ve dermatofit funguslarda değişen oranlarda etkili olduğu görülürken, vitamin ekstraktlarının Escherichia coli ATCC 25922, Klebsiella pneumoniae FMC 5 ve flavonoid ekstraktlarının ise Bacillus megaterium DSM 32, Staphylococcus aureus COWAN 1, Trichophyton sp. dışındaki tüm mikroorganizmalarda az miktarlarda antimikrobiyal aktivite gösterdiği saptandı. Sonuç olarak; besinsel lif kaynağı olan limonun, bu çalışmada kullanılan potansiyel probiyotik olarak kabul edilen S. cerevisiae için hem enerji kaynağı hemde olumlu yönde etkilerinin olduğu ve limondan elde edilen ekstraktlar içerisinde gelişen bu maya türünün faydalı bitkisel biyolojik bileşiklere değişen oranlarda etki gösterdiği saptandı

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Tunceli ili Çemişgezek ilçesinin kent merkezindeki tarihi yapılarındaki bozunma analizi

    Dal, Murat; Öcal, Ali Duran

    Tunceli ili Çemişgezek ilçesindeki tarihi yapılarda yaygın olarak kullanılagelmiş doğal taş malzemeler, hava koşullarına bağlı olarak çeşitli derecelerdeki bozunmalar görülmektedir. Doğal ortam koşulları ile insan kaynaklı bozunma öğeleri arasındaki işbirliği taştaki bozunmanın türünü ve gücünü kontrol eder. Doğru bir ayrışma ve hasar bilgisi, ayrışma sürecini anlamaktaki gerekliliğin yanında, etkili koruma ölçülerinin belirlenmesinde de yardımcı olabilir. Ayrışma özelliklerinin ve ayrışma formlarının, anıtın dış kısmının görsel analizi üzerine kurulan fenomenolojik prosedürlere göre incelenmesi olasıdır. Bu çalışmada, Çemişgezek ilçesindeki seçilmiş yapıların durumları incelenerek, ayrışma modelleri ele alınmıştır

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Keban Baraj Gölü'ndeki Kerevit (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823) Populasyonunun Üreme Özelliklerinin Belirlenmesi

    Güler, Mehtap; Beriı, Abdulmutalip; Gündüzl, Fatih; Yüksel, Fahrettin; Yildirim, Tacettin; Demirol, Ferhat

    Bu çalışma Keban Baraj Gölü'ndeki kerevit (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823) populasyonunun üreme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapıhmştır. Çalışma süresince örneklenen toplam 8745 adet kerevit üzerinde yapılan ölçümler sonucu, pleopodlarında yumurta taşıyan en küçük boya sahip dişi kerevitin toplam uzunluğunun 77,05 m, ağırlığının ise 10,46 olduğu belirlenmiştir. İncelenen 382 adet yumurtalı dişi bireyin ortalama yumurta sayısının 129,73 adet/birey, ortalama yumurta ağırlığının 0,0133:|:0,000 g, ortalama yumurta çapının 2,94:|:0,007 mm, birim canlı ağırlığa düşen yumurta sayısınm ise 5,55:l:l,86 adet/ olduğu tespit edilmiştir. Yumurta sayısının boy ve ağırlıkla olan ilişkisi incelenmiş her iki ilişkinin de doğrusal olduğu anlaşılmıştır. Bu ilişkilerden en kuvvetli olanının yumurta sayısı ile canlı ağırlık arasındaki ilişki olduğu (F=14,268+4,89W, r=0,682) belirlenmiştir. Kerevitlerde Çiftleşme olaymın su sıcaklığının 8,5 °C olduğu ocak aymın II. haftasında başladığı dişi kerevitlerin genital bölgelerinde sertleşmiş sperm kalmtıları görülmeye başlanmasından anlaşılmıştır. Dişi kerevitlerde ilk kez pleopodal yumurtaya ise su sıcaklığının 8,5 oC olduğu ocak ayının III. haftasında yapılan avcılıkta rastlanmıştır. Mayıs ayının IV. haftasından itibaren (19,5 °C) yavruların yumurtadan çıkmaya başladıkları, haziran ayının III. haftasından sonra ise hiçbir dişi kerevitte yavruya rastlanmadığı gözlemlenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2017
    Karasu Nehri'ndeki (Türkiye) Alburnus mossulensis veAcanthobrama marmid (Heckel, 1843) 'in BoyAğırhk ve Boy-Boy İlişkileri

    Serdar, Osman; Aydin, Rahmi; Ozcan, Ebru Ifakat

    Bu çalışmada, Karasu Nehri'nin (Fırat Nehri kolu) 15 farklı istasyonundan yakalanan A. mossulensı's ve A. marmid (Heckel, 1843 )'in boy-ağırlık ve boy-boy ilişkileri belirlenmiştir. Ekim 2014-Ey1ü1 2015 tarihleri arasında elektroşoker ile 228 A. mossulensis ve 365 A. marmı'd yakalanmıştır. Total boy-ağırlık ilişkileri A. mossulensis için W=0,0128L"1 (r2=0,93); A. marmid için W=0,0055L"0 (r2=0,97) olarak tespit edilmiştir. A. mossulensis'in tüm bireylerinde negatif allometrik ve A. marmı'd 'te ise pozitif allometrik büyüme bulunmuştur. A. mossulensis'in boy-boy ilişkisi TB 0,3611+1,0737 ÇB, ÇB=O,3132+1,0549 SB ve SB=0,0709+0,8325 TB; A. marmid'in ise TB=0,2043+1,0767 ÇB, ÇB 0,1062+1,0999 SB ve SB=0,1125+0,8047 TB olarak hesaplanmıştır.

  • MakaleYalnız künye2017
    Geophyte flora of the Munzur Valley (Tunceli) and its surroundings

    Babacan, Ebru Yüce; Eker, İsmail

    This study was conducted to determine the geophyte flora of Munzur Valley which is placed in the province of Tunceli. The research area is placed in B7 square according to Davis’ quadrature system. In this research, field studies carried out between 2012–2013, during the 2-year study period, 700 plant samples were collected. Some additions have been made also in 2014 and 2015. Of all the recognised plants, 112 species, 20 subspecies and 9 varieties belonging to 48 genera and 22 families have been determined by a total of 113 taxa, 14 of which are endemic and 6 rare of them. Gagea chanae Grossh., which were shown as “DD (Data deficient)” category in the Red Data Book of Turkish plants for so many years and no data are available on it, have been rediscovered during this study. Of all the collected specimens, 33 taxa were new records for the province of Tunceli

    AtıfTR Dizin12
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Milli görüş’ün ilk yerel seçim tecrübesi: 9 aralık 1973 mahalli seçimleri

    Hazirbulan, Tahsin

    Milli Görüş hareketi/düşüncesi 1969 tarihinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Bağımsızlar Hareketini başlatmasıyla birlikte başlar. Milli Nizam Partisiyle birlikte siyasi olarak teşkilatlanmaya başlayan hareket henüz yerel ve genel seçim tecrübesini yaşamadan 1970 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından Laiklik gerekçesiyle kapatılır. Hareket daha sonra Milli Selamet Partisi olarak siyasi varlığını devam ettirir. Bu dönem milli görüş tarihi açısından siyasi, idari ve genel olarak büyük tecrübelerin yaşandığı ve bir sonraki siyasi partilerin kurulmasına öncülük etmesi açısından önemli bir dönemdir. Milli Görüş düşüncesinin yaşamış olduğu ilk yerel seçim tecrübesi 9 Aralık 1973 yılında yapılan Mahalli İdareler Seçimidir. Bu seçim Milli Görüş açısından incelendiğinde birçok ilklerin yaşandığı bir seçim olması açısından önemlidir. Aday belirleme, tanıtım çalışmaları, mitingler, seçim tecrübesi ve kazanılan belediyelerin idare edilmesi gibi birçok ilki içerisinde barındırır. Milli Selamet Partisinin girdiği bu seçimlerde 32 belediye kazanmıştır. Bu belediyelerin 3 tanesi merkez, 11 tanesi ilçe, 18 tanesi de belde belediyesidir. Partinin seçimlere girmediği il/ilçe/beldeler mevcuttur. Bu durum partinin henüz bu yerlerde teşkilatlanamadığının göstergesi olabilir. Parti, bazı seçim bölgelerinde seçimleri çok az farkla kaybetmiştir. Bu çalışma 9 Aralık 1973 yapılan Mahalli İdareler seçimlerinden hareketle, Milli Görüş'ün ilk yerel seçim tecrübesini ve kazandığı belediyeleri ve Muş, Tokat, Adıyaman Belediye Başkanları hakkında da bilgi vermektedir

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2017
    Geometri Konularının Öğretiminde Dinamik Geometri Yazılımı Kullanımının İlköğretim Matematik Öğretmen Adaylarının Görsel Matematik Okuryazarlık Algı Düzeylerine Etkisinin İncelenmesi

    İlhan, Aziz; Aslaner, Recep

    Bu araştırmanın amacı, geometri konularının öğretiminde Dinamik Geometri Yazılımları (DGY) kullanmanın ilköğretim matematik öğretmen adaylarının görsel matematik okuryazarlık algılarına etkisini incelemektir. Çalışmada deneysel araştırma yöntemlerinden tek gruplu öntest-sontest yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Doğu Anadolu bölgesinde orta büyüklükte bir üniversitenin eğitim fakültesinde alan seçmeli geometri öğretimi dersini alan 36 matematik öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak İlhan (2015) tarafından geliştirilmiş Görsel Matematik Okuryazarlık Algısı Ölçeği (GMOYAÖ) kullanılmıştır. Araştırmada öğretmen adaylarına 14 hafta boyunca DGY' lerden Cabri II Plus ve Geogebra yazılımları kullanılarak eğitim verilmiştir. Eğitim sürecinin başında ve sonunda GMOYAÖ öntestsontest olarak uygulanmış, öntest ve sontest ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığına bağımlı gruplarda "t testi" kullanılarak bakılmıştır. Araştırmanın sonucu öğretmen adaylarının GMOYAÖ öntest-sontest puanları arasında son test lehine anlamlı farklılık olduğunu göstermiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ve sonuçlara göre benzer alanlarda çalışmak isteyen araştırmacılara bazı önerilerde bulunulmuştur.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Öğretmen Adaylarının Etkili Yaşam Boyu Öğrenme Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından Karşılaştırılması2

    Kazu, Hilal; Demiralp, Demet

    Araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının etkili yaşam boyu öğrenme düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından karşılaştırılarak belirlenmesidir. Araştırmada, genel tarama modellerinden karşılaştırma türü ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Çalışmanın evreni, 2013-2014 eğitim-öğretim yılı bahar yarıyılında Türkiye'nin her coğrafi bölgesinden bir devlet üniversitesinin eğitim fakültelerinin birinci ve dördüncü sınıflarında öğrenim gören öğretmen adaylarından oluşmaktadır. Araştırma örneklemi, çok aşamalı örnekleme yöntemi ile belirlenerek, 2159 öğretmen adayından oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak Etkili Yaşam Boyu Öğrenme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testleri kullanılmıştır. Grup ortalamaları arasındaki farkın etki büyüklüğü de incelenmiştir. Araştırmada, öğretmen adaylarının etkili yaşam boyu öğrenmeye yüksek düzeyde sahip oldukları, kadın öğretmen adaylarının etkili yaşam boyu öğrenme düzeylerinin erkek öğretmen adaylarınınkine göre daha yüksek olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bununla birlikte öğretmen yetiştirme programına sadece bir dönem dahil olmuş öğretmen adayları ile programı tamamlamak üzere olanlar arasında etkili yaşam boyu öğrenme düzeyleri açısından bir farklılık olmadığı da ortaya çıkmıştır

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Karadağ’da Pleyistosen Buzullaşmaları, Batı Toroslar, Türkiye

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Sarış, Faize

    Karadağ, Teke Yarımadasında Beydağları, Akdağ ve Sandıras gibi Pleyistosen buzullaşmasına maruz kalmış dağlardan biridir. Karadağ, Fethiye Körfezi'nin hemen kuzeydoğusunda 30 km kuş uçuşu mesafede 2418 m zirveye ulaşır ve 2300 m üzerinde birçok yükseltiye sahiptir. Teke Yarımadasında Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış dağlardan, Sandıras ve Akdağ ile ilgili buzul araştırmalarına ve buzullaşmaların yaşlandırmalarına yönelik çalışmalar varken, Beydağları'nda Pleyistosen buzullaşmalarından sadece çok genel hatları ile bahsedilmiş, Karadağ ile ilgili buzullaşma olgusu bilinmemekte, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Oysaki Karadağ yüksek zirve düzlüklerinin yamaçlarında belirgin sirk ve morenler barındırır. Yapılan arazi çalışmalarında, Karadağ'da iki gelişmiş buzul vadisi, farklı büyüklükte ve yönlerde gelişmiş üç tane sirk ve bunların önlerinde 1800 m seviyelerine inen cephe ve tümseksi (hummocky) morenleri gözlenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de yeni bir buzullaşma sahası tespit edilmiş ve Türkiye Buzullaşma Envanteri'ne katkı yapılmıştır. Yeni buzullaşma alanının jeomorfolojik, klimatolojik özelliklerini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışmada; tektonik, klimatik ve karstik özellikler göz önüne alınarak Karadağ'da Pleyistosen'deki jeomorfolojik gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Arazi çalışmaları, insansız hava aracı ve meteoroloji istasyonlarının verilerinden elde edilen mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak analiz edilmiş, sonuç harita ve çıktılar oluşturulmuştur

    AtıfTR Dizin13
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Absolute Parallelism in The Bainchi-Type IX Taub Solution

    Korunur, Murat

    Bu çalışmada, mutlak paralellizm olarak bilinen alternatif bir bakış açısıyla ünlü kütleçekim problemlerinden birini inceliyoruz. Bainchi-Type IX uzay-zamanın Taub çözümü ve mutlak paralellizmde Hamilton yaklaşımı tekniği göz önüne alındığında, bu duruma karşılık gelen açısal momentum, toplam enerji ve momentum dağılımları elde edilmektedir. Temel sonuçlarımızın diğer bir yazar tarafından literatürde yayınlanan sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir

  • MakaleYalnız künye2017
    Kızıldağ’da (Sivas) buzullaşma izleri

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    A B ST R AC TTürkiye'de Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış ancak gerek literatür gerekse de buzullaşma envanterinde yer almayan dağların tespiti son zamanlarda yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri yardımıyla olanaklı hale gelmiştir. Bu çerçevede yapılan tespitlere katkı sunan nitelikte olan buçalışmada, Sivas il sınırları içinde Köse Dağları dağ silsilesi içinde yer alan ve 3025 m yükseltiye sahipKızıldağ'da (Akıncılar ile İmranlı ilçeleri arasında) tarafımızdan bir inceleme yapılmıştır. Kızıldağ'ınbuzullaşma izlerine sahip olduğu önce uydu görüntülerinden belirlenmiş, sonrasında yapılan araziçalışmasıyla yerinde incelenmek suretiyle sahanın buzullaşmalara maruz kaldığı tespit edilmiştir.Bu çalışmaya kadar buzullaşma olgusu bilinmeyen, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbirçalışma bulunmayan Sivas'taki Kızıldağ'da, kuzeybatı-güneydoğu istikametinde uzanan zirveler hattının kuzeye bakan kesimlerinde belirgin sirk ve morenlerin varlığı buzullaşmaların delilleri olarakkarşımıza çıkmaktadır. Yapılan arazi çalışmaları sonrasında Kızıldağ'da biri uzamış sirk (elongatedcirque) formunda olmak üzere 9 adet farklı büyüklükte sirk ve bunların önlerinde cephe ve yan morenleri (2300 m seviyelerine inen) gözlenmiştir. Kızıldağ'da meydana gelen buzullaşmalar bariz birvadi buzullaşmasından ziyade sirklerle karakterize olan ve Pirene Tipi Buzullaşma tipine dahil edilebilecek bir karaktere sahiptir. Bu çalışma; Kızıldağ'da yer alan Pleyistosen buzullaşmasının uzaktanalgılama yöntemleri ve arazi çalışmaları ile desteklendiği ilk araştırmadır. Arazi çalışmaları, insansızhava aracı, uydu görüntüleri ve altlık haritalardan elde edilen mekânsal veriler CoğraŞ Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak analizlere tabi tutulmuş, sonuçta harita ve çıktılar oluşturulmuştur. Elde edilenveriler ışığında Kızıldağ'da gerçekleşen buzullaşmanın yaklaşık 2,33 km2'lik yüzey alanına sahip olduğu; 2300 m ila 2960 m yükselti aralığında gerçekleştiği ve kalıcı kar sınırının 2655 m olduğu ortayakonmuştur. Kızıldağ'da buzullaşmalarının meydana gelmesinde, sirklerin bulunduğu yükselti ve bakıözelliğinin etkili olduğu ön değerlendirmesinde bulunulmuştur

    AtıfTR Dizin8
    TR Dizinİncele