Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Gökcan, Özkan(9)
- Sertel, Savaş(3)
- Ates, Erdem(2)
- Durmuş, İrfan(2)
- Gündoğdu, Serkan(2)
- Güneş, Ergin(2)
- Arafat, Mohammad(1)
- Bahtiyar Özcan(1)
- Barış Canver Ağar(1)
- Baş, Kazım(1)
- Coşkun, Hakan(1)
- Dalar, Mehmet(1)
- Ercan, Murat(1)
- Ergin Zaman(1)
- Gemici, Eser(1)
- Gonultas, Burak Mirac(1)
- Güner, Bülent(1)
- Hotaman, İncihan(1)
- Kenes, Hatice(1)
- Kurtuluş, Şehmus(1)
- Reyhanoğulları, Müslüm(1)
- Satış, İhsan(1)
- Sur, Haydar(1)
- Tam, Gürkan(1)
- Tuba Şahin(1)
- Yaman, Abdulsemet(1)
- Yedek, Şahin(1)
- Çetinkaya, Arzu(1)
- Çoban Keneş, Hatice(1)
- Özbay, Sadi Özbay(1)
- Özek, Nesrin(1)
- Özgen, Nurettin(1)
- Şentürk, Gamze(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026The New Dynamic of Global Competition: The Technological Utilization of Rare Earth Elements and Their Impact on International Relations
Durmuş, İrfan; Tam, Gürkan
Aim: This study aims to analyze the technological utilization, global reserve distribution, and production structures of rare earth elements (REEs), as well as the structural concentration and vulnerability of their supply chains, and to evaluate their implications for international relations, geopolitical power dynamics, and economic dependency. The study examines the strategic consequences of China’s dominance in global REE production and processing and develops policy recommendations regarding Türkiye’s potential integration into global value chains. Method: The research is designed as a secondary-data-based study employing a structured descriptive and comparative content analysis. Quantitative and qualitative datasets obtained from internationally recognized institutions, including the International Energy Agency (IEA), the U.S. Geological Survey (USGS), European Commission reports, and relevant national authorities, were systematically analyzed to assess reserve distribution, production concentration, and sectoral utilization patterns. Results: The findings demonstrate that REEs have evolved beyond their role as industrial raw materials and have become strategic instruments of global power projection. The high concentration of global production and processing capacity in China generates significant supply security risks and structural economic dependencies for advanced economies. While Türkiye’s declared reserve potential in Beylikova represents a substantial strategic opportunity, limitations in domestic processing capacity and high value-added manufacturing constitute major structural challenges. Conclusion: REEs have emerged as strategic commodities at the center of twenty-first-century geoeconomic competition, particularly in the contexts of energy transition, defense industries, and digital technologies. Ensuring sustainable supply security requires not only reserve diversification but also the development of refining capabilities, recycling technologies, and multilateral cooperation mechanisms. Türkiye’s ability to position itself as a reliable actor in global REE markets depends on the formulation of an integrated national strategy. Originality: This study contributes to the literature by approaching REEs through an interdisciplinary framework that integrates technological, geoeconomic, and international relations perspectives, thereby moving beyond purely geological or technical analyses.
- MakaleAçık Erişim2026İklim Krizi Çağında Nükleer Caydırıcılık: Stratejik İstikrar ve Kriz Dinamikleri
Durmuş, İrfan; Özbay, Sadi Özbay; Özek, Nesrin
Bu çalışma, iklim krizi ile nükleer caydırıcılık arasındaki ilişkinin mevcut literatürde hangi mekanizmalar üzerinden kurulduğunu ve hangi analitik boşlukların sürdüğünü incelemektedir. Makale, Web of Science, Scopus, TR Dizin ve DergiPark’ta 2003–2026 dönemini kapsayan Türkçe ve İngilizce yayınları temel alan şeffaf bir yarı-sistematik literatür taramasına dayanmaktadır. Nihai sentez korpusu 33 çekirdek çalışma ile kavramsal omurgayı kuran 10 kurucu/çerçeve metinden oluşmakta ve kaynaklar tür, rol ve kanıt ağırlığına göre sınıflandırılmaktadır. İnceleme, literatürün dört tema etrafında toplandığını göstermektedir: (1) nükleer altyapının iklim kaynaklı kırılganlıkları; (2) kriz yönetimi, komuta-kontrol ve yanlış hesaplama riskleri; (3) bütçe öncelikleri, jeopolitik rekabet ve yayılma dinamikleri; (4) nükleer savaşın iklimsel sonuçları ile adalet tartışmaları. Çalışma, iklim krizinin nükleer caydırıcılığı yalnızca üsler ve tesisler üzerinde yarattığı doğrudan etkilerle değil, stratejik çevreyi daha oynak, daha maliyetli ve daha siyasal hale getirerek dönüştürdüğü sonucuna ulaşmaktadır. Bulgular ayrıca literatürün altyapı odaklı, Batı merkezli ve ikinci dereceden siyasal etkiler bakımından sınırlı kaldığını göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Model Arayışı Stratejik Ortaklık, Gümrük Birliği, Vize Serbestisi
Gemici, Eser; Yaman, Abdulsemet; Ercan, Murat
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, altmış yılı aşkın köklü geçmişine rağmen tam üyelik hedefinden uzaklaşarak stratejik çıkarlar temelinde yeniden şekillenmektedir. 1963 Ankara Anlaşması ile başlayan tam üyelik başvuru süreci mülteci krizi, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Kıbrıs meselesi, demokratikleşme tartışmaları, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularındaki farklılaşmalar nedeniyle çok boyutlu bir durgunluk yaşamaktadır. AB’nin çifte standartlı politikaları ile Türkiye’nin reform sürecindeki yavaşlama, taraflar arasında güven bunalımına yol açmış, üyelik sürecinin inandırıcılığını zedelemiştir. Buna rağmen ekonomik ve güvenlik alanlarında devam eden karşılıklı bağımlılık, ilişkilerin tamamen kopmasını engellemiş; taraflar, stratejik ortaklık, Gümrük Birliği'nin (1995) güncellenmesi ve vize serbestisi gibi alanlarda yeni iş birliği modelleri geliştirme arayışına yönelmiştir. Bu çalışma, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin tam üyelik paradigmasından uzaklaşarak esnek, çıkar temelli ve çok boyutlu bir stratejik ortaklık modeline dayalı bir zeminde mi ilerleyeceği sorunsalına odaklanmaktadır. Bulgular, AB’nin siyasi koşullara bağlı tutumu ve Türkiye’nin iç siyasal dinamiklerinin, ilişkilerin teknik düzeyde ilerlemesini kısıtladığını; buna karşın enerji arz güvenliği, göç yönetimi, ticaret ve bölgesel güvenlik gibi alanlarda ortak çıkarların iş birliğini kaçınılmaz hale getirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin sürdürülebilirliği karşılıklı güvenin yeniden tesisine, yapıcı diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesine ve reform sürecinin canlandırılmasına bağlıdır. Yeni dönemde, üyelik dışı ancak kurumsallaşmış, çok aktörlü ve karşılıklı faydaya dayalı bir stratejik ortaklık modelinin benimsenmesi önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Rusya–Çin Stratejik Ortaklığının Yapısal Dinamikleri: Asimetri, Belirsizlik ve İttifak Tartışması
Çetinkaya, Arzu
Bu çalışma, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklığı küresel güç dengeleri, çok kutupluluk tartışmaları ve Batı ile ilişkiler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel doküman analizi yöntemi kullanılmış; ABD, NATO, Çin ve Rusya’ya ait stratejik belgeler, akademik çalışmalar ve resmî politika metinleri sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bulgular, Rusya–Çin ilişkilerinin ideolojik bir ittifaktan ziyade pragmatik çıkar temelli bir ortaklık karakteri taşıdığını ortaya koymaktadır. Her iki aktör ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınırken stratejik özerkliklerini ve manevra alanlarını korumaya yönelik politikalar izlemektedir. Rusya-Çin iş birliği, diplomatik koordinasyon, ekonomik etkileşim ve güvenlik alanındaki ortak faaliyetlerle derinleşmektedir. Bununla birlikte ilişkide yapısal asimetri ve karşılıklı temkin unsurları dikkat çekmektedir. Makale, Rusya–Çin ilişkilerini normatif ittifak varsayımlarının ötesine taşıyarak, “stratejik belirsizlik” ve “sınırlı eşgüdüm” kavramları üzerinden yeniden değerlendirmekte; büyük güçlerin neden sıklıkla kurumsallaşmış ittifaklar yerine koşullu ve asimetrik iş birliği biçimlerini tercih ettiğini açıklayan analitik bir çerçeve sunmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Türkiye'de Uluslararası İlişkiler Teorilerinin Kullanımı: Doktora Tezleri Üzerine Bir Analiz
Gökcan, Özkan
Bu çalışmanın amacı, uluslararası ilişkiler teorilerinin Türkiye’de nasıl çalışıldığını doktora tezleri üzerinden analiz etmektir. Çalışmada, uluslararası ilişkiler konulu doktora tezlerinin ne kadarının uluslararası ilişkiler teorilerini çalıştığı, tezlerde hangi teorilerden yararlanıldığı ve nasıl yararlanıldığı incelenmiştir. Bu inceleme bağlamında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Ulusal Tez Merkezi veri tabanında yer alan ve 1987-2024 yılları arasında yayımlanmış 2.552 uluslararası ilişkiler konulu doktora tezine ulaşılmıştır. Bu tezlerden 455 tanesinin uluslararası ilişkiler teorilerine ilişkin içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın örneklemini teşkil eden söz konusu 455 tez, doküman analizi yöntemi ile analiz edilerek çalışmanın bulgularına ulaşılmıştır. Doktora tezleri bağlamında ve Türkiye ölçeğinde teori çalışmalarını haritalandırmayı amaçlayan bu çalışma temelde şu bulgulara ulaşmıştır. YÖK Ulusal Tez Merkezi veri tabanında teori odaklı doktora tezleri, Türk dış politikası üzerine yazılanlardan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Disiplindeki merkezin teori ürettiği çevrenin ise teoriyi test ettiği iş bölümü göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’deki doktora tezleri çevrede konumlanmaktadır. Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde en çok yararlanılan teoriler Batı-merkezli ana akım teorilerdir. Bu teorileri içerisinde ise ilk sırayı realizm almaktadır. Bu bulgu, Türkiye'deki doktora adaylarının, disiplinde önemli bir yer tutan Batı dışı ve Batı sonrası teoriler üzerine tartışmalara mesafeli kalma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde teorilerden yararlanma şeklinin disiplindeki Batı-merkezli hegemonik ve hiyerarşik yapının sürdürülmesine katkı sunduğunu teyit etmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde literatür taraması, ikinci bölümünde ise araştırmanın yöntemi ve tasarımı ele alındıktan sonra üçüncü bölümünde analiz sonucu elde edilen bulgular paylaşılmaktadır. Çalışma doktora tezleri ölçeğinde Türkiye’de uluslararası ilişkiler teorilerinin çalışılma şeklini haritalandırarak literatüre özgün bir katkı sunduğu iddiasındadır.
- MakaleAçık Erişim2025The potential effects of the Zangezur Corridor on Türkiye’s foreign trade
Ates, Erdem
The Zangezur corridor connects Azerbaijan and the Nakhchivan Autonomous Republic. An exclave of Azerbaijan. After the 2020 Nagorno-Karabakh War, the obstacles to opening the Zangezur corridor were solved through the ceasefire agreement. Implementing the Zangezur corridor will shorten the route used nowadays by the Baku—Tiflis—Kars railway by almost 150 km. For this reason, it is thought that this corridor would decrease transportation costs and increase trade volumes. Türkiye, which will have direct land contact with Turkic countries, is the country of one of the most prominent effects of the opening of the Zangezur corridor. The main objective of this study is to determine the effect of Türkiye’s trade volumes on the opening of the Zangezur corridor. To investigate this, the study constructs a built-in structural gravity model with a new economic geography perspective covering 182 countries from 2007 to 2023. Then, the coefficient values obtained from the model are used to determine the possible change in Türkiye's trade with nine Asian countries that are expected to use this corridor directly. According to the results, it is expected that Türkiye’s top three export-enlarging countries, respectively, are Armenia, Azerbaijan, and Turkmenistan, which will be import-enlarging Azerbaijan, Armenia, and Uzbekistan.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Türkiye Merkezli Akademik Dergilerde Uluslararası İlişkiler Teorilerinin Yeri
Gökcan, Özkan
Bu çalışma, Türkiye merkezli akademik dergilerde yayımlanan uluslararası ilişkiler teorisi konulu makaleleri inceleyerek Türkiye’deki teorik tartışmaların konumunu analiz etmektedir. Araştırmada, Web of Science veri tabanında taranan ve uluslararası ilişkileri doğrudan veya dolaylı çalışma alanı olarak kabul eden Türkiye menşeili 10 akademik dergide yayımlanmış 6.105 makale taranmış, bunlardan 2.363’ünün uluslararası ilişkiler alanına ait olduğu, 354’ünün ise doğrudan uluslararası ilişkiler teorileri ile ilgili olduğu tespit edilmiştir. Doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilen inceleme, Türkiye’de uluslararası ilişkiler çalışmalarının ağırlıklı olarak teori odaklı örnek olay analizlerine dayandığını, özgün teori üretme veya meta-teorik katkıların sınırlı düzeyde kaldığını ortaya koymaktadır. Bulgular, Türkiye akademisinin küresel teori tartışmalarına kısmen dahil olmakla birlikte hâlen Batı-merkezli teorilerden yoğun biçimde yararlandığını göstermektedir. Realizm ve liberalizm en fazla başvurulan teoriler olurken son yıllarda konstrüktivizm, Kopenhag Okulu ve Batı-dışı teori çalışmaları da dikkat çekici bir artış göstermektedir. Çalışma, Türkiye’deki akademik dergilerin uluslararası ilişkiler teorilerine yaklaşımını haritalandırarak, disiplinin merkez-çevre tartışması bağlamında Türkiye’nin teorik üretim ve tüketim konumunu değerlendirmekte ve literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Neo-orientalism in reverse: the voice of the “other” in mohsin hamid’s the reluctant fundamentalist
Hotaman, İncihan
This article offers a postcolonial and narratological analysis of Mohsin Hamid’s The Reluctant Fundamentalist, arguing that the novel actively reverses Neo-Orientalist discourse through its narrative structure and use of focalization. Situating the text within post-9/11 cultural and political contexts, the study examines how dominant Western media and literary narratives have constructed Muslim identity through binaries of threat, irrationality, and otherness. Against this background, the article demonstrates how Hamid reclaims narrative authority by centering a Muslim protagonist who speaks in his own voice and controls the terms of representation. Drawing on postcolonial theory and narratology, particularly Gérard Genette’s concept of focalization and its later revisions, the paper argues that the novel’s monologic form and first-person narration transform the Muslim subject from an object of the Western gaze into an active focalizer. By rendering the Western listener silent and epistemologically subordinate, the novel destabilizes conventional subject–object hierarchies that underpin Neo-Orientalist representation. Ultimately, the article contends that The Reluctant Fundamentalist functions not only as a thematic critique of post-9/11 Islamophobia but also as a formal intervention that reconfigures narrative power and challenges hegemonic modes of seeing, knowing, and speaking about the Muslim “Other.”.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2025Oy Verme Kutularından Sınır Kapılarına: Türkiye’nin Seçimleri ve Suriyeli Mültecilere Yönelik AKP’nin Değişen Tutumuna Medyadan Bakmak
Kenes, Hatice
Bu makale, son 13 yıldır Türkiye’de ırkçı, ayrımcı söylemlerin düğüm noktalarından birini oluşturan Suriyelilere yönelik söylemi, kritik son seçimleri içine alan dönemde incelemektedir. Bu dönemin özellikle ele alınmasında iki gerekçe öne çıkmıştır: İlki, muhalefet partileri tarafından sıkça gündeme getirilen, özellikle seçim dönemlerinde bir seçim vaadi olarak sunulan ve toplumda ırkçı, ayrımcı düşünceleri besleyerek zaman zaman linçlere yol açan Suriyelilerin “gönderilmesi gereken bir fazlalık” olduğu söylemine, 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan başkanlık seçimlerine 11 gün kala, 3 Mayıs 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) de “onurlu geri dönüş” söylemiyle eklemlenmesidir. Böylece AKP tarafından açık kapı politikasıyla içeri alınan, Müslümanlar olarak ensar olunması gereken, vatandaşlık vaat edilen milyonlarca Suriyeli mültecinin 12. yılın sonunda ülke dışına çıkarılacağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçmenlere duyurulmuştur. Oysa aynı Erdoğan, 15 Mart 2022 tarihli konuşmasında muhalefet partilerinin söylemlerinin aksine “Biz görevde olduğumuz sürece göndermeyeceğiz” diyerek muhalefete “sert” bir şekilde karşılık vermişti. Kısa sürede her iki ifadenin AKP’nin Suriyeli politikasıyla ilgili olarak kamusal dolaşıma sokulmuş olması, AKP’nin Suriyelilere yönelik politikalarını belirleyen asıl faktörün hümanizm, insan hakları vs. değil de iktidarı kaybetme riskinin güçlü bir şekilde açığa çıkması ve oy hesapları olduğunun görünürleşmesidir. İlkiyle bağlantılı ikinci gelişme ise, 20 yıllık kesintisiz bir şekilde iktidarda olan Erdoğan’ın ve AKP’nin ilk defa oy ve iktidar kaybetme riskinin güçlü olarak belirdiği iki kritik seçim atmosferinin yaşanmış olmasıdır. Nitekim Erdoğan, 14 Mayıs 2023 başkanlık seçimlerini ikinci turda kazanabilmiş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ise AKP, elindeki 15 şehir belediyesini daha kaybetmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı genel seçim ve ardından yerel seçim sürecini içine alan 1 Mart 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’de en fazla tıklanma sayısına sahip Sabah, Hürriyet ve Sözcü’nün çevrimiçi platformlarında yayımlanan haberlerinde iktidarın da değişen söyleminin etkisinde Suriyeli sığınmacıların hangi bağlamda nasıl yer aldığını, medyanın mültecilerin “geri gönderilmesi gereken fazlalık” olarak gören politik söyleme nasıl eklemlenmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, ana akım medyanın haber yapma pratiği ve sığınmacılara yönelik politik ve toplumsal tartışmaları nasıl haberleştirdikleri betimsel olarak analiz edilerek öne çıkan temalar ve alt temalar yorumlanacaktır. Araştırmanın temel tezi, medyanın, sığınmacıların toplumsal entegrasyon veya dışlanma süreçlerine etkisinin, seçim döneminin dinamiklerinde daha belirgin hale geldiği yönündedir.
- MakaleAçık Erişim2024İnsanlıktan uzak: emily için bir gül’de ve atinalı timon’da mizantropinin temsili
Şentürk, Gamze
Bu makale, Amerikalı yazar William Faulkner’ın Emily İçin Bir Gül (1930) adlı kısa öyküsüne ve İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Atinalı Timon (1623) adlı oyununa odaklanarak bu eserlerde tasvir edilen Emily ve Timon adlı iki mizantrop karakterleri incelemeyi amaçlamaktadır. Oxford İngilizce Sözlüğü’nde mizantrop kavramı, “insanlıktan hoşlanmayan ve insan toplumundan kaçınan kişi” (2010, s. 1130) olarak tanımlanmaktadır. Kavram, Yunanca nefret anlamına gelen “misein” ve insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. ‘İnsanlık düşmanı’ olarak ifade edebileceğimiz mizantrop karakterler, William S. Gilbert ve Jonathan Swift gibi çeşitli yazarlarca edebiyatta sıklıkla tasvir edilmiştir. En tanınmış mizantrop karakterlerden biri de Fransız oyun yazarı Moliere’in 1666 tarihli Adamcıl oyunundaki Alceste karakteridir. Bu çalışmanın merkezine koyduğu eserlerden biri olan Emily İçin Bir Gül adlı kısa hikâye, gizemli ve izole bir karakter olan Emily Grierson’ın hikâyesini anlatır. Emily inzivada yaşayan, geçmişine sıkı sıkıya bağlı ve dış dünyayla etkileşimi kısıtlı bir figürdür. Babası, statüsü ve toplumun ondan beklentileri gibi dış faktörlerin etkisiyle içine kapanan Emily, bir mizantrop olarak karşımıza çıkar. Shakespeare’in çok az bilinen ve sahnelenen oyunlarından olan Atinalı Timon oyunu ise Timon adlı bir karakterin trajik yolculuğu etrafında geçer. Başlangıçta cömert olan ve toplum tarafından sevilen Timon, insanlığa ve topluma karşı yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle dünyadan ve insanlardan tamamen uzaklaşır ve bir mizantropa dönüşür. Bu iki eser, farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen, iki insanlık düşmanı karakteri ele alır. Bu çalışmanın amacı da Emily ve Timon’un insan düşmanı kişiliklerini, toplumdan kopuş süreçlerini de ele alarak ve benzerlik ile farklılıklarına değinerek irdelemektir.
- MakaleAçık Erişim2024Afrika Kıtası Serbest Ticaret Alanı: Türkiye Açısından Dış Ticarette Potansiyel Barındırıyor Mu?
Ates, Erdem
Afrika Kıtası Serbest Ticaret Alanı (AFCFTA) 2018 yılında kurulmuş, günümüzde 55 üyesi olan ve neredeyse tüm Afrika ülkelerini kapsayan bir serbest ticaret anlaşmasıdır. AFCFTA, dünyanın en fazla üyesi olan serbest ticaret bölgesidir. Anlaşmanın amacı; Afrika kıtasında tek bir ticaret alanı oluşturarak ticaret yoluyla kıtanın ekonomik potansiyelinin tam olarak ortaya çıkartılmasıdır. Cumhuriyet döneminde bölgenin sömürgeleştirilmiş olması ve sonrasında Soğuk Savaş konjonktürü nedeniyle Türkiye ile Afrika ülkelerinin diplomatik ve ticareti bağları zayıf kalmıştır. Türkiye’nin Afrika kıtasına yaklaşımı 1998 yılında kabul edilen “Afrika Eylem Planı” ile değişmiş ve hem diplomatik hem de ticari ilişkiler artmaya başlamıştır. Türkiye 2005 yılında Afrika Birliği’nde gözlemci, 2008 yılında ise stratejik ortak unvanı almıştır. Bunun bir yansıması olarak, günümüzde Türkiye ile Afrika ülkelerinin ticari bağları hızla artmaktadır. Çalışmanın amacı; Orta Vadeli Program (2023-2025) ve 2023 Türkiye İhracat Stratejisi ve Eylem Planlarında özel vurgu yapılmış olan Afrika kıtasında yürürlüğe girmiş olan AFCFTA ile Türkiye’nin ticari bağlarını incelemektir. Çalışmada 2014-2023 dönemi Türkiye ile AFCFTA ülkelerinin ticari ilişkileri ihracat, ithalat ve doğrudan yabancı yatırım verileriyle yıllık olarak incelenmiş ve Ticarette İki Yanlı (Bilateral) Yoğunlaşma ve İhracat ve İthalatta Sektörel İki Yanlı (Bilateral) Ticaret Yoğunlaşma Endeksleri kullanılmıştır. Sonuç olarak, anlaşma ülkeleri ile Türkiye’nin ticari bağlarının kuvvetlenmesi, Türkiye’nin dış ticarette ülke çeşitlendirmesi yapmasına ve enerji, hammadde ve gıda güvenliğini artırmasına yardım edeceği sonucuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex4TR Dizin1
İncele - Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Enerji diplomasisi çerçevesinde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri
Tuba Şahin
Sanayi Devrimi ile önemi ve kullanım alanı gittikçe artan enerji, günümüzde devletlerin ekonomik alanda kalkınabilmelerinin temel araçlarındandır. Enerji, son yıllarda diplomatik alanda en etkili güç kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Güney Kafkasya'da yer alan Azerbaycan devleti 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Türkiye, köklü bir geçmişi bulunan Azerbaycan'ın en büyük destekçisi olarak bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olmuştur. Bu doğrultuda iki devlet arasında diplomatik ilişkiler kurulmuştur. Çalışma, enerji diplomasisi çerçevesinde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ele almıştır. Enerji konusunda dışa bağımlı olan Türkiye ve zengin enerji kaynaklarına sahip olan Azerbaycan arasındaki ilişkilerin enerji boyutu, iki ülkeye katkılarından dolayı önemlidir. Tarihi ve kültürel geçmişe sahip olan iki devletin ortak işbirliği sonucu enerji projeleri hayata geçirilmiştir. Türkiye ve Azerbaycan arasında enerji alanında yatırımlar, anlaşmalar ve diplomatik alanda ilişkiler enerji işbirliğine dayanarak olumlu yönde şekillenmiştir. Böylece Türkiye, enerji ihtiyacını karşılarken Azerbaycan da sahip olduğu enerji kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmış ve ekonomisini güçlendirmiştir. Enerji alanında karşılıklı fayda sağlama potansiyellerine dayanarak gelişen diplomatik ilişkiler iki ülke ilişkilerini tanımlamada önem arz etmektedir. Enerji, insan hayatının vazgeçilmez unsuru ve kalkınmanın devamı için en önemli araçlardan biridir. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ve enerji, iki ülkenin dış politikasına yön veren en önemli konudur. Bu doğrultuda enerji diplomasisi, enerjinin dünyadaki görünümü, Türkiye ve Azerbaycan arasında enerjiye dayalı gelişen boru hatları projeleri hakkında analiz yapılmıştır. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki diplomatik ilişkileri, enerji çerçevesinde değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yönteminin doküman inceleme tekniği kullanılmış, elde edilen verilerin yorumlanmasında betimsel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma konusu ile ilgili yabancı ve Türkçe literatür taranmıştır. Taranan kaynakların sonucunda dolaylı ve alıntısal araştırma yöntemi kullanılarak çalışma yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Enerji, Enerji Diplomasisi, Türkiye Azerbaycan İlişkileri.
- MakaleAçık Erişim2023Sosyal Sermaye Temelinde Suriyeli Bireylerin Sosyal Uyum Sürecine İlişkin Deneyimleri
Gonultas, Burak Mirac; Coşkun, Hakan
Çalışmanın amacı, 2011’de savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli bireylerin uyumunun sosyal sermaye kavramı üzerinden sosyal hizmet bağlamında ele almaktır. Araştırmada nitel fenomenolojik desen kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Katılımcılar kriter örnekleme ile belirlenmiştir. On beş katılımcı, sosyal sermaye oluşturucu değerler olarak din, coğrafi yakınlık, kültürel benzerlik, akrabalık bağlarını ifade etmişlerdir. Bununla beraber katılımcılar ortak tarihsel geçmişi, bir sosyal sermaye oluşturucu değer olarak görmemektedirler. Uyumu kolaylaştıracak araçlar dil, mesleki eğitim, çocukların eğitimi ve göçmenlerin olumlu katkılarının varlığı olarak ifade edilmiştir. Sonuç olarak; sosyal ağ yoluyla gelişen sosyal sermaye değerleri ile bir uyum süreci tasarlamak mümkündür. Yerli halk ve göçmenler arasında düzenli temas kurularak bilinçlendirme ve farkındalık çalışmalarının yapılmasının birlikte yaşam adına sosyal sermaye oluşturabilecek birtakım değerler inşa edebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada politika yapıcıları ve sivil toplum birlikteliği önemli bir bileşen olarak görülmektedir.
AtıfOpenAlex1
İncele - Derleme MakaleAçık Erişim2023Impact of COVID-19 health crisis on health systems of countries; an evaluation with the dimension of global health systems
Sur, Haydar; Baş, Kazım
The countries' unpreparedness in managing the COVID-19 epidemic and the inadequacies of the global health system have turned the outbreak into a worldwide health crisis. In this study, the impact of the COVID-19 health crisis on the health systems of countries was evaluated based on the literature in terms of global health systems. Unlike other epidemics, the coronavirus has spread rapidly in all countries, regardless of income. The United Nations and the World Health Organization (WHO) stated that a joint approach is necessary for supporting global solidarity policies so that the COVID-19 process due to social, economic, and health inequalities between countries does not get worse. However, it has been seen that the disagreements between some powerful countries that are influential in global politics negatively affect the global health system and epidemic management. With the onset of the COVID-19 epidemic, some countries brought the "my nation first" approach to the fore, undermining the fair implementation of global health policies. The member countries of the World Trade Organization have also violated the trade agreements made and imposed export restrictions on the products necessary for the fight against the epidemic. It has also been reported that high-income countries disregarded public health and human rights approaches during the epidemic and reached COVID-19 vaccines proportional to their purchasing power. It has been observed that the epidemic cannot be managed effectively at the global level, although the global health system is more needed throughout the world during the pandemic process. It was emphasized that redesign is necessary for effective governance of the global health system.
AtıfOpenAlex5TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Modern Realizmin Kurucu Dışı Olarak Kautilya’nın Mandala Teorisi
Gökcan, Özkan
Ana akım olarak adlandırılan uluslararası ilişkiler teorilerinin küresel düzeydeki tüm olay ve sorunları açıklama gücüne sahip olduğu iddialarına yönelik eleştiriler, disiplin literatürünün son 40 yıllık birikimi içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu eleştirilerin odaklandığı temel nokta, uluslararası ilişkiler disiplinindeki teorik yapıyı Batı merkezci, dar görüşlü ve hegemonik olmaktan çıkarıp evrensel, diyalog odaklı ve çoğulcu hale getirmenin gerekliliği olmuştur. Bu odak noktasından hareketle özellikle son 20 yılda Batılı olmayan toplum ve devletlerin tarih ve deneyimlerden yararlanılarak geliştirilmeye çalışılan teoriler (Batı-dışı teoriler) disiplinde önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir. Ancak Batı-dışı teori geliştirme girişimleri, özellikle Çin örneğinde görüldüğü üzere Batı merkezciliği aşmak yerine Batı’ya alternatif yeni merkezler yaratma eğilimi sergilemiştir. Bu durum, disiplindeki teorik birikimin çoğulcu ve diyalog odaklı bir yapıya doğru evrilmek yerine dağınık, birbirine paralel ve birbirinden kopuk yeni merkezler etrafında gelişmesine neden olmuştur. Bu çalışmada uluslararası ilişkileri teorilerini Batı veya herhangi bir başka hegemonik merkezden uzaklaştırarak gerçek manada evrensel kılmanın ancak Batı ile Batı-dışı veya dünyanın geri kalanı arasında bilginin tarihsel hareketliliğini dikkate alarak gerçekleşebileceği savunulmaktadır. Bu anlamda çalışmanın temel iddiası, Hint kökenli düşünür ve devlet adamı Kautilya’nın mandala teorisi ile modern realizm arasındaki ilişkinin söz konusu bilgi hareketliliğini ortaya koyma adına önemli bir örnek teşkil ettiğidir. Çalışmada temel kaynak olarak Kautilya’nın Arthaşastra adlı eserinden yararlanılmıştır. Aynı zamanda Kautilya’nın eserleri ve düşünceleri, realist teori, Batı-merkezcilik, Batı-dışı teori, Küresel Uluslararası İlişkiler fikri üzerine literatür taraması yapılarak çalışmanın iddiası temellendirilmiştir. Bu çalışmada mandala teorisi örneği üzerinden yapılmaya çalışıldığı gibi bilginin tarihsel hareketliliği bağlamında Batılı olmayan düşünce ve deneyimlerin Batı-merkezli teoriler üzerindeki kurucu-dış rolünü ortaya koymak, disiplindeki teorik birikimi daha çoğulcu ve evrensel kılmanın temel yoludur. Bu kapsamdan hareketle birinci bölümde, çalışmaya kavramsal bir temel oluşturan “kurucu dış” kavramı ele alınmaktadır. İkinci bölümde, öncelikle Kautilya ve eseri Arthaşastra tanıtılmakta ardından Kautilya’nın mandala teorisinde modern realist teorinin kökleri ortaya konmaya çalışılmaktadır. Kautilya’nın günümüz uluslararası ilişkilerindeki yerine dair eleştirel bir değerlendirmenin ve çözüm önerilerinin yer aldığı sonuç bölümü ile çalışma sonlandırılmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Suriye Krizi ve İran’ın İnşacı Politikaları: “Şii Hilali” Üzerine Bir Değerlendirme
Özgen, Nurettin; Reyhanoğulları, Müslüm
Batılı ülkeler tarafından Ortadoğu olarak adlandırılan Güneybatı Asya, küresel siyasete dair hareketliliğin en yoğun yaşandığı bölgedir. Bir hegemonik alan mücadelesine dönüş(türül)en bölgede küresel, bölgesel ve yerel güç yapılanmaları arasında tasarlanan ideolojik kurulumlar işlerlik kazanmaktadır. Bu ideolojik tasarımlar birbirinden farklı olmakla birlikte büyük oranda ekonomik kazanıma hizmet eden etnik, inançsal/ mezhepsel ve ideolojik söylemler üzerinden yürütülmektedir. Bu ideolojik ve ekonomi politiğin inanç/mezhepsel kurulumu açısından İran - Suriye ittifakı örnek verilebilir. Bölgesel gerilimin neredeyse hiç dinmediği Ortadoğu’da, İran- Suriye ilişkileri stratejik bir değer olarak inanç/ mezhepsel bir kurulum üzerinden çok boyutlu bir kazanıma alan açmaktadır. Dolayısıyla Suriye krizinde etkin rol üstlenen İran’ın, Suriye’deki Arap Alevi- Şii inancı/mezhebine mensup topluluklarla kurduğu ve geliştirdiği birliktelik, her iki taraf için de bir kazanım sağlamıştır. İran’ın bölgesel ölçekli bu yayılımı, Sünni Arap yönetimleri tarafından “Şii Hilali” olarak dillendirilmektedir. Başta İran olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan ve bölgenin diğer ülkelerindeki Şii nüfusu, bu inanç/mezhep ideolojisi üzerinden ortaklaştırmak ve etkin kılmak, bölgenin kurulu siyasal sisteminin paydaşı olan Sünni yönetimler tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu bağlamda Suriye, Şii Hilali’nin kuzey kanadı olarak tarif edilen ve İran’dan Levant bölgesine kadar Şii topluluklarıyla kurulacak bağın ve İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu domine edecek bir kurulumun temsilcisi olarak görülmektedir. Bu eksende, İran- Suriye ittifakını üreten tarihsel ve ideolojik bağıntıların özellikle bölgesel düzeyde ne tür yansımalara alan açtığı İnşacı (konstrüktivist) bir yaklaşımla ele alınmış ve bu kapsamda, bölgenin siyasal coğrafyasına dair çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Bu çalışma, Şii Hilali temelinde İran’ın Suriye’deki politik pozisyonuna ve her iki ülke arasındaki tarihsel bağlara odaklanmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla nitel araştırma yöntemi temelinde araştırma konusuna ilişkin literatür incelenmiş, bölgedeki tüm gelişmeler ilgili bilimsel çalışmalarla desteklenmiştir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinde Sığınmacı Krizi
Gökcan, Özkan
Bu çalışmanın amacı, Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından Suriyeli sığınmacılar konusunun Türkiye-AB ilişkilerinde nasıl bir rol oynadığını analiz etmektir. Çalışmanın temel iddiası, Suriye’de 2011 yılında başlayan savaşın ardından ortaya çıkan sığınmacılar meselesinin özellikle 2015 yılında bir krize dönüşmesinin ardından AB-Türkiye ilişkilerinin seyrini belirleyen ve etkileyen temel konu haline geldiğidir. Zira ortaya çıkan mutabakat metinlerinde ve gerçekleşen ikili görüşmelerde Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci ile sığınmacı krizinin beraber ele alınması, bu etkinin önemli bir kanıtıdır. Özellikle 18 Mart 2016 tarihli mutabakat metninde de görüleceği üzere hem Türkiye hem de AB, üyelik süreci ile sığınmacı krizini birlikte ve birbirine paralel ilerleyen konular olarak ele almıştır. Bu durum sığınmacı krizinin insani boyutunun geri plana atılmasına ve bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasına doğrudan etki etmiştir. Bu ele alış şekli, Türkiye-AB ilişkilerinde son 10 yılda birçok krizin yaşanmasının da temel nedenlerinden biri olmuştur. Bu kapsamdan hareketle çalışmanın birinci bölümünde öncelikle AB’nin göç ve sığınmacı politikası ve Türkiye’nin bu politikaya uyum süreci ele alınmakta ve çalışmaya bir temel oluşturulmaktadır. İkinci bölümde Suriye’de iç savaşın başlamasından 2016 yılında imzalanan Türkiye-AB mutabakatına kadar ikili ilişkilerden Suriyeli sığınmacılar meselesinin nasıl bir yer kapladığı incelenmektedir. Üçüncü bölümde 2016 yılında imzalanan AB-Türkiye Mutabakatı’nın içeriği ve amacı ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde mutabakatın ardından AB-Türkiye ilişkilerinde sığınmacı krizinin nasıl bir rol oynadığı analiz edilmektedir. Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi ve tavsiyeler sunularak çalışma sonlandırılmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Türkiye’nin Jeopolitik Açılımı: Bir Uluslararası Örgüt Olarak Türk Devletleri Teşkilatı
Gündoğdu, Serkan
Devletlerin politik amaçlarına ulaşmak için bir araya gelerek oluşturdukları örgütler, uluslararası ortamda önemli rol oynamaktadır. 2021 yılında kurulan Türk Devletleri Teşkilatı da bunlardan bir tanesidir. Eski adı Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi olan örgütün temellerinin 2009 yıllarında atıldığı görülmektedir. Örgütün esas kuruluş amacının, Türk devletlerinin birbirleri arasındaki ilişkinin artırılması olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada, Türkiye’nin dış politikasının jeopolitik anlamda Türk coğrafyasına yakınlaşması ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak adlandırılan birliğin uluslararası kurumsal bir kimliğe sahip olmasına değinilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında uluslararası bir örgüt olarak seçilen Türk Devletleri Teşkilatı’nın oluşumu, kurumsal yapısı, üye ve gözlemci ülkelerin potansiyelleri hakkında bilgiler verilerek belli sınırlar çerçevesinde teşkilatın tanıtımı gerçekleştirilmiştir. Çalışmada yazılı metin, internet kaynağı, resmi gazete, kurumsal içerikleri kapsayan nitelikte literatür taraması kullanılmıştır.
AtıfOpenAlex5TR Dizin5
İncele - Yüksek Lisans TeziAçık Erişim20221990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleriyle olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisi
Ergin Zaman
Orta Asya özellikle 18.yüzyıldan itibaren büyük devletlerin ilgi alanına girmeye başlamıştır. Bunun en önemli nedeni bölgenin yer altı kaynakları bakımından çok zengin olmasıdır. Bu bölge özellikle 18.yüzyıldan itibaren Rus ve Çin işgallerine maruz kalmıştır. 19.yüzyılın başlarında İngiltere ve Çarlık Rusya arasında yapılan müzakereler neticesinde bu bölge Rusların hâkimiyetine bırakılmıştır. Uzun yıllar Sovyet hâkimiyetinde kalan Orta Asya devletleri, 1991 yılında SSCB'nin dağılması ile beraber bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bağımsızlıklarını kazanmaları sonrası, bu devletleri ilk tanıyan, ilk elçilikler açan, ilk üst düzey ziyaretler gerçekleştiren, ilk ekonomik ve sosyal- kültürel konularda destek veren devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Ancak bu yoğun ilişki süreci Rusya da Vladimir Putin'in devlet başkanlığıyla birlikte gerilemeye başlamış hatta bazı devletlerle durma noktasına gelmiştir. Rusya; Türkiye ile olan ezeli rekabetinde Orta Asya devletlerini her koşulda kendi yanına çekmeye zorlamıştır. Orta Asya devletleri bu durumdan her ne kadar memnun olmasa da ekonomik ve diğer çeşitli nedenlerden dolayı Rusya'yı Türkiye'ye tercih etmeye mecbur bırakılmışlardır. Fakat değişen dünya ile beraber Orta Asya devletleri de eskiden olduğu gibi Rusya'ya bağımlı kalmamak için Batı, Çin, ABD, Türkiye ve daha birçok dünya devletleri ile iletişim kurmaya, yakınlaşmaya ve işbirliği kurmaya çalışmaktadırlar. Bu tez çalışmasıyla, ana hatlarıyla Orta Asya devletleri hakkında bilgiler verilmiş, ekonomik, sosyo- kültürel yapısı, iç ve dış sorunları, yer altı, yer üstü zenginlikleri ve bağımsızlık sonrası mücadeleleri incelenmiştir. SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkelerinin kuruluş süreçleri ve uluslararası arenadaki durumu üzerinde durulmuş, özellikle 1990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleri ile olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisinin ne denli olduğu araştırılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde Prens Muhammed bin Selman Dönemi
Barış Canver Ağar
Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin günümüzdeki seyrinin ele alındığı bu çalışmada ikili ilişkilere konu olan sorunlar başlıklar halinde incelenmiştir. Yapılan bütün analizlerde iki ülkenin söz konusu sorunlara bakış açıları, sahip oldukları kimliksel özelliklere (devletin ve hükümetin yapısı, tarihsel geçmişi ve tarih boyunca geçirdiği dönüşümlerin dış politika icrasına yansıması vs.) temellendirilmiş ve meseleler arasındaki bağlantılar irdelenmeye çalışılmıştır. Hepsinden önce ise, yapılan analizler açısından temel dayanak noktası teşkil ettiğinden mütevellit, iki ülkenin geçtiğimiz yüzyılda geçirdiği dönüşümler ve ikili ilişkilerin aynı dönemde nasıl bir çizgide seyrettiğinin izahına ihtiyaç duyulmuştur. Sonuç olarak, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın söz sahibi olduğu Suudi Arabistan'ın bölgesel ve Türkiye siyasetinin karakteristik özellikleri hakkında önemli sonuçlar elde edilmiş ve ikili ilişkilerin son yıllarda geçirdiği dönüşüm anlamlandırılmaya çalışılmıştır. En nihayetinde, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin hem geçmişte hem de günümüzde ekonomik çıkarlar ile kimliksel çıkarlar arasında zemin bulan çelişkilere sahne olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.







