Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Yüksek Şiddetli İnterval Antrenmanların Futbolcuların Anaerobik Güç ve Spirometrik Değerlerine Etkisinin İncelenmesi

    Çelikel, Baha Engin; Tokgöz, Gürkan

    Yüksek şiddetli interval antrenman (HIIT) metodu son yıllarda sporcu performansını artırmada uygulanan etkili bir antrenman yöntemidir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yüksek şiddetli interval antrenman (HIIT) metodunun futbolcuların anaerobik güç ve spirometrik değerlerine etkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmaya bölgesel amatör ligde futbol oynayan 23 futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar denek grubu (HGM, n=12) ve kontrol grubu (GAG, n=11) olarak iki gruba ayrılmıştır. Araştırmada denek grubu 6 hafta süresince haftada 2 gün rutin antrenmanlarına ek olarak HIIT metodu uygularken, kontrol grubu 6 hafta süresince haftada 2 gün rutin antrenmanlarına ek olarak geleneksel antrenman metodu uygulamışlardır. Antrenmanlar öncesinde ve sonrasında katılımcılara anaerobik güç testi ve spirometrik ölçümler uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Grup içi ön test-son test karşılaştırmasında Paired Sample T testi, gruplar arası karşılaştırmalarda Ancova testi uygulanmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda her iki grubun peak power, avarage power ve minumum power ölçümlerinde anlamlı artış tespit edilirken, iki grup karşılaştırmasında HIIT metodunun geleneksel metoda göre daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Fvc, fev1 ve pef ölçümlerinde her iki grupta anlamlı artış tespit edilirken, gruplar arası karşılaştırmada fvc ve fev1 değerinde HIIT metodunun anlamlı derecede daha etkili olduğu tespit edilirken, pef ölçümünde iki grup arasında etki farkı tespit edilmemiştir. Sonuç olarak; 6 hafta süresince uygulanan HIIT metodunun geleneksel metoda göre futbolcuların anaerobik güç ve spirometrik değerlerine etkisinin anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    İdeoloji Kavramının Spinoza’daki Kökenleri Üzerine Bir Deneme

    Palanci, Cihan

    Spinoza ideoloji kavramının yaratıcısı ya da isim babası değildir. Bununla birlikte o, kavram ortaya çıkmadan çok önce ideolojinin iktidarlar tarafından nasıl pratikleştirildiğini ayrıntılarıyla ortaya koymuştur. Makalenin temel sorunsalı da bu anlamıyla bu praksisin izini sürmektir. Etika’da Spinoza, insan ontolojisi üzerine bir serimleme yaparak onun bilişsel kudretinin eksiklikleri ile ilgili görüşlerini paylaşır. Spinozaya göre insanlar kozmosun düzeninin işleyişiyle ilgili eksik bir bilgiye sahiptirler ve bu eksik bilgi ile öncelikle gündelik yaşamlarının akışını gerekçelendirmeye çalışırlar. Onlar olayların nedenselliklerini tersinir bir biçimde inşa edip ereğe dönüşen şeyleri arzulamayı bu zincirlenişin merkezine koyarlar. Bu ereksellik yanılsaması bir süre sonra genelleşir ve insanda “olana gaye arama” güdüsünün biricik sebebi haline gelir. İnsan artık tüm evrenin merkezindedir ve etrafındaki her şey onun için yaratılmıştır. İnsan bununla da yetinmez ve kendi kudretini aşan, kendi suretinden bir Tanrı yaratır ve eksik kudretiyle anlam veremediği her şeyin sebebi olarak Tanrı’yı işaret eder. Sonuçta korku duygusuna eşlik eden tüm bu imgeselllikler iktidarlar için bulunmaz bir fırsattır. Spinoza bu aşamada özellikle Teolojik-Politik İnceleme eserinde ideolojik işleyişin tüm veçhelerini somutlar ve önümüze ideolojinin çok katmanlı bir haritasını koyar.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Makroekonomik Değişkenlerin Finansal Piyasalar Üzerindeki Etkisi: Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir Uygulama

    Sarı, Sacit; Çoban, Mustafa Necati

    Bu çalışma, Türkiye ekonomisinde makroekonomik değişkenler ile finansal piyasalar arasındaki ilişkiyi 2003:Q1-2023:Q4 döneminde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel amacı, BİST-100 getiri endeksinin belirleyicilerini tespit etmek ve makroekonomik değişkenlerin finansal piyasalara etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada bağımlı değişken olarak BİST-100 getiri endeksi, açıklayıcı değişkenler olarak ise nominal döviz kuru, mevduat faiz oranı, enflasyon oranı, reel GSYH ve Brent petrol fiyatları değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmada genişletilmiş otoregresif dağıtılmış gecikmeler (A-ARDL) eşbütünleşme analizi ve Hacker ve Hatemi-J Bootstrap nedensellik testi yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, döviz kuru, enflasyon oranı ve reel GSYH’nin borsa getirileri üzerinde uzun dönemde pozitif etkiler oluşturduğunu, faiz oranlarının ise uzun dönemde negatif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. A-ARDL eşbütünleşme analizi, açıklayıcı değişkenlerin borsa getirileri ile uzun dönemli ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Hacker ve Hatemi-J Bootstrap nedensellik testi, döviz kurundan borsa getirisine, enflasyon oranından borsa getirisine ve reel GSYH’den borsa getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, makroekonomik değişkenlerin Türkiye’nin finansal piyasalarındaki belirleyici rolünü ve yatırım kararları üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Sonuçlar, politika yapıcılar için finansal piyasalardaki dalgalanmaları öngörme ve yönetme noktasında önemli bilgiler sunmaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2
    Kültürel hafıza ve kent belleği aktarımında tunceli alevi ocakları ve ovacık aktaş babaları

    Senol, Sengül

    Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasının yarattığı iletişim araçları ve dijital kültür, özellikle belirli kültürel mirasların yeni nesillere aktarılmasında yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda tarih ve doğa okumalarının dijitalleşmesi hafıza kaybının önüne geçememektedir. Alevi kültürü, kültürel çeşitliliği ve bütünleştirici tavrı açısından barışçıl söylemler hazinesidir. Bu kültürün yaşatılamaması, barışçıl söylemlerin gelecek nesillere aktarılamaması anlamına gelmektedir. Alevi mekân ve merkezleri, geçmiş değerlerin ve kültürel birikimin aktarılması açısından kentsel belleğin kurumsallaşmış en önemli yapı taşlarıdır. Bu sorumluluğun bilinciyle Alevi toplumsal hafızasının ve somut olmayan kültürel mirasının canlı tutulması ve derinleşen toplumsal hafıza kaybına karşı mücadele etmektedir. Bu mekanlarda icra edilen ritüeller, otantik anlatılar, kaybolmaya yüz tutmuş Alevi kültürel mirasının ve belleğinin aktarımında geçmişi bugüne bağlayan bir işlevi görmektedir. Tarihsel geçmişteki eski adının sırasıyla Çemişgezek, Hozat, Dersim ve Tunceli adını alan bu ilde Alevilik kent belleğinin aktarımında önemli bir yere sahiptir. Alevi inancının temeli olan Ocak sistemindeki rıza- ikrar kurallarının toplumsal refahın ve sosyal adaletin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bireyin olgunlaşması açısından bir okul özelliği taşıyan Ocaklar ve onun temsilcileri kültürel hafıza olan 4 kapı 40 makam öğretisini 16 yaşına kadar yeni kuşaklara aktarırlar. Alevi ocağına mensup bir Baba (rehber, pir, mürşit) en az yılda bir kez sorumlu olduğu Alevi Canları ziyaret eder ve Gülbenk (dua) verir. Baba ve Ana’nın da yanında yer aldığı Cem İnanç Ritüeli’nde yapılan ‘Özünü Dara Çekme’ hizmetiyle topluluğun sorunları çözüme bağlanırken, semah ve felsefi deyişlerle birey ruhen arındırılmaktadır. Bu çalışma, Tunceli’deki somut kültürel miras rolü nedeniyle Şı/Şâh Ahmet (Şeyh Ahmet) Mürşit Ocağına bağlı olan Ovacık Aktaş Babaları’nın türbe/ ziyaretgahlarını da kapsamaktadır. Çalışmanın metodolojisinde Teun A. Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi kullanılarak Alevi inanç ve felsefesinin yeni nesillere aktarımı ve günümüzde geçirdiği dönüşümler tarihsel aktarım ve kentsel bellek ilişkisi üzerinden değerlendirilmiştir

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkçenin Yol Ayrımları: Sevük ve Levend’in Dil Sorunsalına Yönelik Yaklaşımları

    Cuşa, Hasan

    Cumhuriyet dönemi, Türkçenin modernleşmesi ve ulusal kimlik inşası bağlamında önemli bir dönüşüm sürecine sahne olmuştur. Bu dönemde dil reformu, toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesi ve ulusal bir bilinç inşa edilmesinde kilit bir araç olarak konumlanmıştır. İsmail Habib Sevük ve Agâh Sırrı Levend, Türkçenin sadeleşmesi ve modernleşmesi üzerine geliştirdikleri kuramsal yaklaşımlarla bu sürecin entelektüel çerçevesini oluşturmuşlardır. Sevük, dilin sadeleşmesini, halkın konuşma dili ile aydınların yazı dili arasındaki mesafenin kapanması ve toplumsal uyumun sağlanması açısından değerlendirirken, Levend, bu dönüşümün dilin tarihsel ve kültürel köklerine dayalı bir yapılandırma ile gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Sevük'ün pragmatik ve evrimsel yaklaşımı, dil reformlarının hızla toplumsal tabana yayılmasını hedeflerken; Levend’in sistematik ve radikal önerileri, dilin bilimsel ve entelektüel bir kimlik kazanmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma, Sevük ve Levend’in Türkçenin sadeleşmesi ve modernleşmesi konusundaki teorik yaklaşımlarını sistematik bir biçimde gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. İki düşünürün dilin evrimine dair önerileri, dönemin sosyo-politik ve kültürel dinamikleri çerçevesinde ele alınmıştır. Sevük’ün doğal evrimi önceleyen yaklaşımı ile Levend’in radikal reformları savunan görüşü, Türkçenin ulusal kimliğin korunması ve uluslararası düzeyde etkili bir dil haline gelmesi için iki farklı yol haritası sunmaktadır. Sevük’ün bakışı, dilin toplumsal tabanını genişleterek daha geniş kitlelerce benimsenmesini hedeflerken, Levend’in görüşü, dilin entelektüel ve akademik düzeyde derinleşmesine ve yetkinleşmesine odaklanır. Çalışmanın sonuç kısmı, iki düşünürün dil sorunsalına yönelik görüşlerini karşılaştırmakla birlikte, aynı zamanda her iki yaklaşımın güçlü ve zayıf yönlerini de ortaya koymaktadır. Çalışma, bu iki yaklaşımın hangi koşullarda daha sürdürülebilir olabileceğini ve Türkçenin hem ulusal hem de küresel ihtiyaçlara nasıl daha iyi yanıt verebileceği konusunda bir perspektif sunmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Kökenbilim ve toponomi ışığında çemişgezek

    Koç, Ali

    Çemişgezek, Türkiye'nin doğusunda yer almakta olup, idari bakımdan Tunceli iline bağlı bir ilçedir. Tarihi derinliklere uzanan bu bölge, geçmişten günümüze birçok medeniyetin ve kültürel yapının etkisi altında şekillenmiştir. Farklı uygarlıkların izlerini taşıyan Çemişgezek, tarihsel süreç içerisinde önemli bir yerleşim alanı olarak dikkat çekmektedir. Çemişgezek, Osmanlı döneminde önemli bir yerleşim yeri ve yönetim merkezi olmuştur. Cumhuriyet dönemiyle birlikte de Tunceli'nin ilçesi haline gelmiştir. Bu araştırma, Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinin adının tarihsel kökenini, dilsel evrimini ve kültürel etkileşimlerle şekillenen toponomik yapısını disiplinlerarası bir yaklaşımla incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın temel amacı, Çemişgezek adının antik çağlardan günümüze uzanan süreçteki dilsel adaptasyonlarını, kökenbilimsel katmanlarını ve bölgenin çok kültürlü tarihsel mirasını ortaya çıkarmaktır. Disiplinlerarası bir yaklaşımla, Hitit, Urartu, Pers, Bizans ve Osmanlı gibi medeniyetlerin dilsel katmanlaşması ile Türkçenin bu katmanlarla etkileşimini analiz eden araştırma, arkeolojik bulgular, tarihsel belgeler ve dilbilimsel veriler ışığında ilerlemiştir. Çemişgezek'in tarihsel arka planına göz atarak, zaman içindeki değişimlerin bu toprakların adlarını nasıl biçimlendirdiği aktarılmış, daha sonra, bu adın etimolojik kökenlerine ve farklı dillerde nasıl çeşitlendiğine odaklanılmıştır. Tarih boyunca, her adlandırmada saklı olan hikâyelerin Çemişgezek adında da hangi tarihsel ve dilsel zenginliklerle oluştuğu kökenbilim ve toponomi disiplinleriyle gösterilmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Investigation of the Effect of Liquid Phase on Hot Pressed Bronze-Nickel-Cobalt Matrices

    Çelık, Ertugrul; Tunç, Büşra

    In this study, a metal matrix composite material consisting of 80% bronze, 15% nickel (Ni), and 5% cobalt (Co) was produced. Bronze is commonly known as a copper-tin alloy and offers high corrosion resistance and mechanical durability. Nickel enhances corrosion and oxidation resistance in metal matrix composites, while cobalt improves hardness and wear resistance. The composite material was further enriched with AgCd alloy in proportions of 2%, 4%, and 6%. The material production process involved the application of the liquid phase sintering technique using hot pressing. This method enables the achievement of high density and good mechanical properties. Sintering was conducted at different temperatures (650, 700, 750°C), and the effect of temperature on the microstructural characteristics of the material was investigated. During the analysis phase, the microstructure of the material was examined using SEM and elemental analysis was performed using EDS. Hardness testing was employed to evaluate the mechanical durability of the material. Density, defined as the mass-to-volume ratio, provided information about the material's internal structure. Three-point bending tests measured the bending strength of the material, while fracture surface analysis revealed the material's fracture behavior. XRD was used to determine the crystalline structure and phase composition of the material. The results demonstrated the effects of temperature variations and Ag-Cd addition ratios on the microstructure and mechanical properties of the composite material. Significant improvements in the material's durability, hardness, and other physical properties were observed due to the liquid phase sintering and hot pressing processes.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Nıetzsche felsefesinde müziğin statüsü: hastalık veya sağlık olarak müzik

    Karakas, Tahir

    Batı felsefesi tarihinde az sayıda filozof spesifik olarak müzik üzerine Nietzsche kadar kapsamlı analizler gerçekleştirmiştir. Gerek kişisel yaşamında gerekse de felsefi serüveninde, gençlik yıllarından itibaren müzik üzerine derinlikli ve devamlı bir şekilde düşünen Nietzsche, müziği felsefesinin bir uzantısı olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Nietzsche’nin müzik ile olan meşguliyeti ilk yarattığı izlenimin aksine, aslında klasik anlamda salt bir müzikal değerlendirme değildir. Alman filozof müziği, Batı kültürünün tarihsel bir soykütüksel tetkikini geliştirme hedefine yönelik olarak ilgi duyduğu bir felsefi etüt nesnesi olarak ele alır. Böylelikle, soykütüksel bakış açısından yaklaşıldığında, Nietzsche için müzik, verili bir kültürün kendisini, hastalık veya sağlık kıstaslarına göre ifşa ettiği kritik bir felsefi eylem sahasıdır. Özellikle döneminin büyük bestekârı Wagner’in müziğinin ne türden bir aksiyolojik karşılığa sahip olduğunu anlamaya çalışan Nietzsche, netice itibariyle Batı fikir dünyasında hâkim iki eğilimin varlığını tespit eder. Bunlardan biri, Wagner örneğinde olduğu gibi, dekadansın bir yansıması, yaşamı zayıf düşüren, değilleyici yaklaşımın dile gelmesi olarak düşünülürken, diğeri yaşama evet diyen, olumlayıcı değerlerin sözcülüğünü yapmak gibi bir niteliğe sahiptir. Bu müzikal gerilim aslında Batı değerler tarihinin hâkim geleneği olan idealizm ile Nietzsche’nin kendisini bir öncülü olarak tanımladığı geleceğin filozoflarının biçimlendireceği yeni değer sistemi arasında söz konusu olmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Polipropilen lifli mikro betonlarda nano silika kullanımının etkisi

    Akgül, Melek

    Son yıllarda nano malzemelerin kullanımı diğer tüm uygulama alanlarında olduğu gibi çimento esaslı sistemlerde de önem arz etmektedir. Bu çalışma, harç ve beton uygulamalarında değerlendirilmiş olan nano malzemeler ve polipropilen liflerin mikro betonlarda eş zamanlı kullanımını amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında üretilen 9 seri mikro betonun mekanik, fiziksel ve mikro yapı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Karışım tasarımlarında 3 farklı miktarda (0, 5, 10 kg/m3) nano silika ve 3 farklı miktarda (0, 1.2, 2.4 kg/m3) 12 mm uzunluğunda kırpılmış polipropilen lif kullanılmıştır. Referans karışımında kullanılan çimento miktarı 625 kg/m3 ve tüm karışımlarda kullanılan silis dumanı miktarı 125 kg/m3’tür. Üretilen ve kirece doygun su kürü ile olgunlaştırılan 9 seri mikro beton ile bir dizi fiziksel ve mekanik deney uygulanmıştır. Ayrıca 9 seri mikro betonu temsil edecek şekilde 6 seriden sağlanan numune örnekleriyle Taramalı Elektron Mikroskobu ve Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi analizi yapılmıştır. Buna göre artan nano silika miktarı basınç ve eğilme dayanımı üzerinde doğrusal bir artış sunmaz, ancak 5 kg/m3 nano silika kullanımı eğilme ve basınç dayanımı üzerinde pozitif etkiye sahiptir. Ayrıca polipropilen lif kullanımı eğilme dayanımını artırmaktadır. Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi verilerine göre artan nano silika miktarı C-S-H oluşumunu desteklemektedir. Taramalı Elektron Mikroskobu analizi görüntülerinde ise polipropilen lif miktarının karışımdaki dağılımı belirgindir.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleYalnız künye2025
    Evaluating the effects of socioeconomic factors on economic complexity

    Veysikarani, Dilek; Eteman, Volkan

    An analysis of the relationship between the economic complexity index (ECI) and various socioeconomic variables is presented in this study. Complexity of the economy is an important indicator of a country's ability to produce and its knowledge base. ECI-high countries are generally more technologically advanced, with a more diverse and sophisticated production structure, higher levels of education, and better income distribution. We used canonical correlation analysis to analyze the relationship between ECI and socioeconomic variables. A variety of socio-economic variables were considered in the analysis based on 2021 data, including the GDP, foreign direct investments, political stability index, innovation index and average life expectancy. The importance of trade, technology, and research has been examined as indicators of economic complexity. Based on the results of the analysis, ECI and socio-economic variables have strong positive relationships. Among the three indices of economic complexity, the innovation index has the strongest positive correlation, followed by GDP and life expectancy. Economic complexity variables are positively correlated with foreign direct investments, even though the relationship is weaker.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2025
    Bir Mesleki Mücadele Pratiğinin Meslektaşlarındaki Anlamı: Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’nin Sosyal Hizmet Uzmanlarındaki Karşılığı

    Coşkun, Hakan; Akbaş, Avşin

    Bu araştırma, Türkiye'de mezun olmuş ve sosyal hizmet uzmanı/sosyal çalışmacı unvanına sahip meslek elemanlarının Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği'ne (SHUDER) yönelik bakış açılarını, duygularını, beklentilerini ve mesleki örgütlenmeye dair algılarını inceleyerek, derneğin geliştirilmesine yönelik olumlu ve olumsuz yönleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılarak 18 sosyal hizmet uzmanıyla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerin verileri, MAXQDA 22 yazılımı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda mesleki örgütlenmenin anlamı, mevcut örgütlenmeye yönelik bakış açısı ve mesleki örgütlenmeye yönelik öneri ve beklentiler olmak üzere üç ana tema ortaya çıkmıştır. Bulgular, katılımcıların sosyal hizmetin toplumsal dönüşümdeki rolüne vurgu yaptığını, mesleki örgütlenmenin önemini anladıklarını ancak mevcut süreçlerde bazı zorluklarla karşılaştıklarını göstermektedir. Katılımcıların, örgütlü olmanın yaptırım gücünü arttıracağının farkında oldukları ve bu bağlamda örgütlenme bilincine sahip oldukları görülmüştür. Katılımcılar, SHUDER’de örgütlenmenin arttırılması için önerilerde bulunmuşlardır. Bu kapsamda, SHUDER’in erişilebilirliğini arttırması, profesyonel bir iletişim modelini benimsemesi, mesleki tanıtımda ve mesleki mücadelede daha aktif rol oynaması, daha şeffaf bir yönetim tarzını benimsemesi önerilmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    Afet Yönetim Merkezlerinin Risk Yönetimi Performansının Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleriyle Değerlendirilmesi: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği

    Gul, Mervegül; Ozbey, Sümeyye

    Afetler, insanların günlük hayat akışını kesintiye uğratan fiziksel ekonomik ve sosyal kayıplara sebep olan doğal teknolojik veya insan kaynaklı olayların sonuçlarıdır. Ulusal düzeyde afet risklerinin oluşumunu önlemek ve riskleri azaltmak yerel düzeyde yapılan çalışmalara bağlıdır. Afet yönetim merkezleri, afetlerden sonra oluşabilecek can ve mal kaybının önüne geçilebilmesinde yerelin kritik bileşenidir. Etkilenen bölgelerdeki afet yönetim merkezlerinin, afet ve acil durumlara hazırlık düzeyi acil durumların afete dönüşmesini engeller. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi, deprem, heyelan, sel, terör ve çığ gibi bir çok afete maruziyet yaşayan bir bölgedir. Yerelin afet hazırlığının artırılması için çalışma kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 4 şehir olan Gaziantep, Mardin, Diyarbakır ve Kilis illerinin AFAD (Afet ve Acil Durum Müdürlüğü) merkezlerinin afet risk yönetimi performansları Çok Kriterli Karar Verme Yöntemi (ÇKKV) ile değerlendirildi. Risk yönetimi performansı kriterlerinin önem ağırlıklarını belirlemede AHP (Analytical Hierarchy Process) yöntemi ve illerin hazırlık düzeyinin karşılaştırılması için TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) yöntemiyle sıralama yapılmıştır. Çalışma sonuçlarında afet yönetim merkezlerinin risk yönetimi performansının değerlendirilmesinde en önemli kriter riski belirleme, hazırlık düzeyi en yüksek il olarak Mardin ili belirlenmiştir. Çalışmanın bölgenin sürdürülebilir kalkınmasını tehlikeye atan afet potansiyeli olan kırılganlıkların belirlenmesinde, afetlere karşı dirençliliğin artırılması ve afet hazırlık planları için bir araç olması hedeflenmektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    Kahramanmaraş Merkezli Depremlerde Profesyonel Ekiplerle Arama Kurtarma Çalışmasına Katılanların Deneyim ve Görüşlerinin Değerlendirilmesi

    Baş, Kazım

    Bu çalışmanın amacı, bir ilde Kahramanmaraş merkezli depremlerde profesyonel ekiplerle arama kurtarma çalışmasına katılanların deneyim ve görüşlerinin değerlendirmektir. Nitel türde olan çalışmanın verileri, 20 Kasım-2023 ile 26 Ocak 2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın çalışma grubunu, bir il merkezinde deprem sonrası arama kurtarma faaliyetlerine katılan katılımcılardan, ulaşılabilen ve araştırmaya gönüllü katılan 15 birey oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanıldı. Katılımcıların %66.7’si erkek olup, %53.3’ü evli, %40.0’ı lisans mezunu, %66.7’si arama kurtarmada 1-4 yıl deneyime sahipti. Katılımcıların büyük çoğunluğu arama kurtarma faaliyetlerine katıldıkları illerde ekiplerin sayısının yeterli olmadığını, ekiplerin, ekipmanların yetersiz olduğunu ve koordinasyonla ilgili sorunlar yaşandığını belirtti. Katılımcılardan bazıları olası depremlerde yerelde afet kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini önerdi. Bazı katılımcılar ise daha önce katılmış oldukları arama kurtarma faaliyetlerinde, afet sonrası sürece askeri personelin önemli katkısı olduğunu ancak Kahramanmaraş merkezli depremden sonraki ilk günlerde askeri personelden yararlanılmadığını ifade etti. Bu çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda, deprem sonrası müdahalede ilk günlerde ekiplerin yetersiz olduğu, deprem sonrasında koordinasyonsuzluk, teknik personel ve ekipman sorunu yaşandığı görülmüştür. Gelecekteki olası afetlere daha etkili müdahale edebilmek için arama-kurtarma ekiplerinin sayı ve niteliğinin artırılarak, kapasitesinin güçlendirilmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Application of GIS in Flood Risk Analysis and Mitigation Strategies: The Case of Uluova and İkitepe Streams

    Korkmaz, Meral; Uymaz, Muhammed

    In recent years, the frequency and severity of floods have increased significantly due to the effects of global climate change, leading to serious economic and social losses, particularly in agricultural production areas. Floods not only damage cultivated lands but also negatively affect the livelihoods and socio-economic structures of local communities. This situation necessitates accurate identification of flood risk in agricultural areas and timely implementation of appropriate mitigation measures. In this study, flood risk was investigated in agricultural lands surrounding the Uluova Stream located between Doğankuş, Karşıbağ, and the Keban Dam and the İkitepe Stream, which flows through the center of Mollakendi in Elazığ Province, Türkiye. These areas are characterized by intensive agricultural activities. Using Geographic Information Systems (GIS), seven key parameters distance to streams, land use, aspect, slope, soil structure, precipitation, and geological features were analyzed, and corresponding thematic maps were generated. Flood risk levels were determined through spatial analysis and classification of these parameters using ArcGIS software. Based on the results, areas with high flood risk were identified, and both structural and non-structural mitigation measures were proposed for these zones. The findings offer valuable insights to support sustainable agricultural production and rural development by minimizing potential flood damages and reducing associated economic risks in the region.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2025
    YOLOv8 for Road DamageRecognition: Deep Learning-Based Segmentation and Detection System

    Agdas, Mehmet Tevfik; Arik, Kaan

    Road surface detection is critical for improving traffic safety and reducing road maintenance costs. Because traditional methods are time-consuming and costly, deep learning-based image processing techniques offer an important alternative in this field. This study aims to develop a model that automates the detection and segmentation of road surface defects such as potholes, manhole covers, and culverts using deep-learning-based image processing techniques. In this study, a dataset previously used in the literature was preferred. It was observed that object detection was performed using a dataset from the literature. In this study, both object detection and object segmentation were performed using different parameters. To prove the success of object segmentation, both object detection and segmentation were performed using the YOLOv8 algorithm, which has previously obtained successful results. AdamW optimization and Auto Batch parameters were selected for this study. With these parameters, object detection was first performed with the YOLOv8s model, which is one of the variances of the YOLOv8 algorithm with the most successful results in the literature, and a successful 92.8% mAP@50 performance value was obtained according to the sources in the literature. In this study, the YOLOv8n, YOLOv8s, YOLOv8m, and YOLOv8l variance models of the YOLOv8 algorithm were used with the preferred parameters, and segmentation was performed. In object segmentation, a map@50 performance value of 90.9% in all classes and 99.1% in culverts was obtained using the YOLOv8l model. A map@50 performance value of 89.1% for pothole segmentation and 88% for manhole cover segmentation was obtained using the YOLOv8s model. The results of the analyses showed consistency in precision and recall values. These findings contribute significantly to improving road safety, reducing maintenance costs, and supporting sustainable urban infrastructure. Future research could explore integrating multiple data sources and adapt these models to more complex road conditions.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex1
    Web of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Antigenotoxic Effects of Stachys viscosa (Lamiaceae), a potential medicinal plant in Drosophila melanogaster

    Karabulut, Aygul Kilic; Açar, Mikail

    This research aimed to examine the anti-genotoxic properties of Stachys viscosa, a plant of the Lamiaceae family, which has medicinal and aromatic properties and is widely used in cosmetics, food, and pharmaceutical industries. The Drosophila wing somatic mutation and recombination test (SMART), an in vivo tool for evaluating somatic mutation and recombination, was employed. The antigenotoxic effect of the S. viscosa plant against mitomycin C (MMC) mutagen was investigated. The study evaluated doses of 5 mg, 15 mg, 45 mg, and 60 mg of S. viscosa, concluding that doses of 45 mg and 60 mg effectively mitigated DNA damage induced by MMC. At doses of 45 mg and 65 mg, the total number of spots caused by MMC was suppressed by 8.21% and 13.17%, respectively. The data collected indicate that the S. viscosa plant possesses certain anti-genotoxic properties.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS2OpenAlex2
    Web of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2025Scopus SJRQ1
    Trade openness, inequality, and internal conflict: global evidence from a dynamic panel analysis

    Ates, Erdem

    PurposeThis study investigates how trade openness influences internal conflict, emphasizing the moderating role of income inequality. It aims to clarify whether the benefits of globalization translate into domestic peace or exacerbate internal unrest when income distribution is unequal.Design/methodology/approachUsing an unbalanced panel of 126 countries from 1999 to 2022, the study applies a dynamic panel data framework based on two-step System Generalized Method of Moments (GMM) estimators. This approach accounts for potential endogeneity, autocorrelation, and heterogeneity across countries. Robustness tests include alternative lag structures and difference GMM estimations.FindingsEmpirical results reveal that trade openness and GDP per capita significantly reduce the risk of internal conflict, supporting the liberal peace hypothesis. In contrast, higher income inequality, inflation, democracy index, market concentration, and external conflict increase conflict risk. The findings confirm the embedded liberalism thesis, indicating that trade promotes peace only when accompanied by redistributive domestic policies that mitigate inequality.Research limitations/implicationsThis study is subject to several limitations. While it offers robust empirical findings, the use of panel data limits the ability to capture country-specific dynamics and institutional nuances. Moreover, internal conflict is a multifaceted phenomenon influenced by non-economic factors not fully addressed in the model. Despite these limitations, the results provide valuable insights for policymakers, suggesting that trade openness alone may not ensure peace without addressing domestic inequality. Future research may benefit from disaggregated analyses or mixed-method approaches to better understand the country-level mechanisms linking globalization and internal conflict.Practical implicationsThe results suggest that policymakers should complement liberalization policies with inclusive welfare measures and skill-based interventions to ensure that trade benefits are broadly shared, preventing distributional grievances that may lead to instability.Social implicationsThis study highlights the social risks of uneven globalization. While trade can promote economic growth, its benefits must be distributed fairly to prevent societal fragmentation. High income inequality can erode trust, deepen social divisions, and increase the likelihood of unrest. Furthermore, democratization without strong institutions may fail to foster cohesion, especially in developing societies. These findings stress the importance of inclusive development policies that promote both economic opportunity and social equity to ensure long-term internal stability and reduce the risk of conflict.Originality/valueThis study contributes to the literature by integrating trade theory and conflict analysis within a dynamic panel framework, offering one of the few cross-country empirical examinations of how trade openness, inequality, and internal conflict interact over time.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfWoS2OpenAlex3
    Web of Scienceİncele
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    A never-ending story of an identity crisis or a creative reformulation of an Alevi-mindset? What the case of Alevi youth in the German diaspora suggest today?

    Gueltekin, Ahmet Kerim

    The Alevi movement, originating more than three decades ago in Turkey and the Western European diaspora, has led to significant social and cultural shifts within Alevi communities. This movement witnessed the emergence of Alevi associations, increased religio-political activities, and a fervent search for a redefined Alevi identity. The quest for a comprehensive understanding of Alevi identity remains a contested debate, prominently reflected within Alevi youth, who navigate complex socio-cultural landscapes and encounter challenges in defining their identity amidst competing narratives and associations. This paper examines the identity formation strategies of young Alevis in Berlin, drawing on ethnographic fieldwork conducted between 2021 and 2023. Contrary to mainstream portrayals of Alevi youth experiencing a loss of identity, this study argues for the presence of continuity dynamics, emphasising inherited Alevi mindsets and emotions. Through interviews and analysis of a documentary produced by Berlin Alevi youth, the paper explores new narratives about Alevi history, sociology, and theology constructed by young Alevis, highlighting their role in shaping contemporary Alevism in Germany. This research contributes original data and discussions to the existing literature on Alevi youth, shedding light on their evolving identities and the dynamics of Alevi discourse in diasporic settings.

    AtıfWoS4OpenAlex3
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2025
    The effect of electromagnetic fields on building materials: The case of base stations

    Baran, Zeki; Polat, Alper

    This study investigates the electromagnetic field (EMF) permeability characteristics of widely used construction materials to determine their effectiveness in electromagnetic insulation against radiation emitted by base stations. Field measurements were conducted at 81 base stations located in the city center of Diyarbak & imath;r in accordance with the standards of the Information and Communication metal, lead, PVC, XPS, and recycled concrete. The results indicate that the highest average electromagnetic field intensity was measured in free-space conditions (3.37 V/m), whereas lead exhibited the most effective shielding performance with an average value of 1.01 V/m, corresponding to an attenuation of approximately 70%. Metal sheets also showed strong shielding capability with an average value of 1.29 V/m. Among conventional materials, recycled concrete demonstrated lower electromagnetic permeability (2.13 V/m) compared to standard concrete (2.60 V/m). Thickness-dependent measurements revealed that increasing recycled concrete thickness from 3 cm to 7 cm reduced electromagnetic field intensity from up to 2.93 V/m to as low as 1.64 V/m, representing a reduction of approximately 44%. Measurements conducted inside and outside the safety distance further confirmed that EMF levels outside the safety distance can be more than twice those measured inside. Overall, the findings demonstrate that material type, thickness, and safety distance play a critical role in reducing electromagnetic exposure. Recycled concrete emerges as a sustainable and effective alternative for electromagnetic shielding in building design.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Does Nepotism Trigger Quiet Quitting? A Research on Local Governments

    Uyan, Umut; Ibin, Adil

    The concept of quiet quitting, which denotes a cognitive and/or emotional, if not physical, detachment, has recently become one of the most frequently studied topics in organizational psychology. The term refers to performing only the tasks stipulated in job description with minimum organizational commitment and not going beyond that. Due to the detrimental effect of quiet quitting on both individual and organizational performance, it is crucial to study the phenomenon in depth. By referring to the organizational justice perspective, the study is designed to determine whether one of the negative employee experiences, nepotism, in local governments trigger quiet quitting. The main assumption of the research is that nepotism deteriorates the sense of justice, which leads employees to quit quietly. Structured questionnaires were administered to 259 local government workers in Adana. The results suggest that exposure to nepotism triggers quiet quitting in local governments where preferential treatments are allegedly pervasive. The study is expected to guide managers in establishing effective human resources practices in such institutions.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfWoS4OpenAlex3TR Dizin1
    Web of ScienceTR Dizinİncele