Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Galata kulesi mehterleri

    Altı, Aziz

    Osmanlı Devleti’nin resmi müzisyenleri olan mehter takımı 1826 yılında lağvedilene kadar görevlerini ifa etmişlerdi. Savaş ve barış gibi her ortamda müziklerini icra eden mehterler İstanbul’un farklı noktalarında teşkilatlanmışlardı. Bu yerlerden birisi de tarihi yarımada da yer alan ve şehri görebilecek hâkim bir noktada bulunan Galata Kulesi idi. Başlangıçta Cenevizliler tarafından güvenlik gerekçesiyle inşa edilen Galata Kulesi, İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin egemenliğine geçmesiyle farklı amaçlara hizmet etmiş ve 1715 yılında ise mehterlere tahsis edilmişti. 1715 senesinde kuleye yerleştirilen mehterler yedi kişiden oluşuyordu. Mehterler arasında tablcı (davulcu), zurnacı ve nakkareci ile birlikte bir de onları idare edecek mehterbaşı bulunuyordu. Mehterler günlük on beş akçe, mehterbaşı ise yirmi akçe almaktaydı. Teşkil edilen bu yeni mehterhaneye müzik aletleri devlet tarafından temin edilmişti. Günün belli zamanlarında rutin olarak mehterlerini çalan Galata Kulesi mehterlerinin müzik aletlerinin iki senede bir değiştirilmesi kanundu. Ancak vesikalar ışığında bu kurala pek riayet edilmediği görülmektedir. XVIII. yüzyılın sonlarında Galata kulesindeki mehterhaneye büyük davul olarak adlandırılan kös konulmuştu. Böylece Galata kulesi mehterleri sultanın hakimiyetinin sembolize edilmesi, günün vakitlerinin duyurulmasının yanı sıra kuleye konulan bu kös ile olası İstanbul yangınlarını önleme amacına da hizmet etmişti. Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda kaleme alınan bu çalışmada; Galata kulesi mehterlerinin ihdası, ücretleri, atamaları ve hizmetleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Osmanlı’da Nevzuhur Bir Endüstri: II. Abdülhamid Devrinde Gazoz Sektörü ve Üretimde Tağşiş Meselesi

    Alp, Ruhat

    II. Abdülhamid devrinde gazoz üretiminde endüstriyel bir aşamaya geçiş noktasında çok önemli adımların atılmasıyla, Osmanlı topraklarında modern gazoz sektörü doğmuştur. Öte yandan fabrikasyon üretimin yol açtığı muazzam rant, üreticileri zaten insanlığın kadim bir meselesi olan gıda tağşişine karşı daha istekli bir hale getirmiş; kimyasal katkı maddeleri gibi yapay gıda teknikleriyle, bugün bile hala güncel bir mesele olan gıda terörü küresel, çok boyutlu ve karmaşık bir hale gelmiştir. Söz konusu olgu, başta gazoz olmak üzere gazlı içecekler sektöründe dahi tüm boyutlarıyla hayatî bir mesele olarak ortaya çıkmıştır. Sorunun çözümü noktasında, Abdülhamid bürokrasisi tarafından dönemin teamüllerine de uygun bir şekilde, modern ve akılcı bir sağlık ve hijyen politikası ışığında, gerekli kurumsal, hukukî, teknik, maddî ve ilmî düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti’nin gazoz sektöründe modern kapitalist üretim sistemlerine uygun hareket etmesini ve üretici faaliyetlerinin kamu sağlığına uygun olup olmadığına dair bir teftişi zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda bu makale, II. Abdülhamid devrinde gazoz sektörünün halihazırını, endüstrileşmeye yönelik girişimleri, üretimde gerçekleştirilen tağşiş faaliyetlerini ve devletin modern, faydacı ve yenilikçi bir sağlık konsepti üzerinden bu faaliyetleri engelleme çabalarını konu edinmektedir. Mezkûr dönemde bu temaya yönelik veriler, arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. İmtiyaz sözleşmelerinin de rehberliğinde kamu sağlığı merkezli endüstrileşme çabaları çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    Yaşlılarda Telesağlık ve Teletıp Uygulamalarının Sistematik İncelenmesi

    Baş, Kazım

    Bu araştırmanın amacı, 1998-2024 yılları arasında yayınlanmış eserlerden yararlanılarak yaşlı bireylerde telesağlık ve teletıp uygulamalarının sistematik olarak incelenmesidir. Sistematik derleme türü olan bu çalışmada, evrenden örneklem grubuna dahil edilen kaynakların belirlenmesinde PRISMA-ScR raporlama kılavuzu temel alınmıştır. Araştırma kapsamında, yaşlı bireylerde telesağlık ve teletıp uygulamalarını ele alan ve araştırmanın modeli ile amacına uygunluk gösteren 230 eserden 60 tanesi örneklem grubunu oluşturmuştur. Dijitalleşme uzaktan sağlık hizmetlerinin sunumunu mümkün hale getirmiştir. Dijitalleşmenin sağlık hizmetlerindeki örnekleri arasında elektronik sağlık kayıtları, web ve mobil uygulamalar, teletıp, yapay zeka teknolojileri, giyilebilir cihazlar, otomatik sağlık iş akışları, öngörücü analizler ve dijital hasta etkileşimi gibi yenilikçi çözümler yer almaktadır. Bu kapsamda telesağlık ve teletıp uygulamalarının hastaların tıbbi bakımında yaygın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Özellikle kronik ve yaşlı hastaların izlenmesi, hastalara danışmanlık ve bakım verilmesi gibi durumlarda teletıp uygulamalarına başvurulmaktadır. Yaşlılar için teletıp uygulamaları; yaşam bulgularının ölçümü ve izlenmesi, etkileşimli sistemler ve sağlık personeliyle doğrudan iletişimi sağlayan uygulamaları kapsamaktadır. Son yıllarda, yaşlı nüfusun artan sağlık sorunlarının çözümünde telesağlık ve teletıp uygulamaları sağlık politikalarının önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Bu hizmetler maliyet etkinliği, sağlık ve sosyal bakım hizmetlerine erişim kolaylığı nedeniyle yaşlı sağlığının desteklenmesinde önerilmektedir. Bu hizmetlerin, etkili ve verimli yürütülebilmesi için sağlık politika yapıcıları, devlet ve geniş toplum kesimleri, sağlık hizmeti sunan kurumlar, sağlık çalışanları ve sosyal güvenlik ile sigorta kurumlarının iş birliği içinde hareket etmeleri önemlidir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Aşağı Kaleköy Barajında Heyelan Nedeniyle Oluşan Göçme Mekanizmasının Araştırılması ve Heyelan Önleme Tedbirleri

    Şen Erdem, Özlem; Tan, Dilek Elif

    Heyelanlar, doğal kaynaklı afetler içerisinde önemli bir yere sahiptir ve özellikle eğimli arazilerde meydana gelen bu olaylar, ciddi ekonomik ve çevresel zararlara yol açmaktadır. Türkiye’nin jeolojik yapısı, bu tür afetlere olan duyarlılığı artırmakta ve heyelan riskinin yönetilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, Bingöl ili sınırlarında yer alan Aşağı Kaleköy Barajı’nda meydana gelen heyelan olaylarının mekanizmaları incelenmiş ve bu heyelanı önleme amacıyla ortaya konulabilecek iyileştirme tekniği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, baraj alanındaki heyelan bölgelerinden elde edilen veriler ışığında, dinamik ve statik durumlar için güvenlik katsayıları hesaplanmıştır. Arazi çalışmaları sırasında yapılan ölçümler ve jeoteknik analizler sonucunda, heyelanın meydana geldiği bölgelerdeki zemin parametreleri, kayma yüzeylerinin konumları ve bu yüzeylerin stabilite durumları değerlendirilmiştir. Kullanılan limit denge ve sonlu elemanlar yöntemleriyle zemin stabilitesine yönelik analizler gerçekleştirilmiş ve sonuçlar doğrultusunda öneriler geliştirilmiştir. Analiz sonuçları, heyelanlı bölgelerde drenaj sistemlerinin ve yamaç düzenlemelerinin etkin bir şekilde uygulanması gerektiğini göstermiştir. Özellikle, kaya ankraj sistemleri, fore kazıklar ve istinat duvarları gibi mühendislik çözümleri, heyelan riskinin azaltılmasında etkili olmuştur. Ayrıca, heyelan sonrası şevlerde meydana gelen deformasyonların kontrol altına alınabilmesi için yamaç geometrisinin yeniden düzenlenmesi önerilmiştir. Bu çalışma, Aşağı Kaleköy Barajı özelinde heyelan mekanizmalarının anlaşılmasına ve bu tür afetlerin önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, diğer baraj ve benzer eğimli arazilerde heyelan riski yönetimi açısından da yol gösterici olabilecek niteliktedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Effect of Source Parameter Variability on RVT-Based Site Response Analysis: A Case Study for the Aegean Region of Türkiye

    Icen, Abdullah

    This study investigates the influence of source parameter variability specifically stress drop and anelastic attenuation on site response analysis using the Random Vibration Theory (RVT) framework. Site amplifications were computed for a representative site in the Aegean region of Türkiye using four different source parameter sets based on regional literature. A single set of randomized Vs profiles was used to account for subsurface variability, while varying source models enabled the evaluation of epistemic uncertainty in site amplification. The epistemic uncertainty associated with source parameters, expressed as τsource, peaks at approximately 0.04 s, reflecting the sensitivity of high-frequency site response to stress drop and attenuation. The study provides a regionally calibrated quantification of source-parameter-driven epistemic uncertainty for the Aegean region. The findings emphasize the need to account for source-related uncertainty in seismic hazard assessment. Unlike most previous RVT-based studies, this work explicitly isolates and quantifies the effect of stress drop and attenuation on site amplification, highlighting a novel contributor to epistemic uncertainty. Future work should incorporate Monte Carlo simulation of source parameters to support PSHA applications.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Mekânın Kutsallaşması; Tunceli’nin Dini Ziyaret Yerleri İle Coğrafi Fenomenlerin İlişkisi

    Çılğın, Zeynel; Kırboğa, Onur; Güner, Bülent

    Antik dünyanın animistik inanışlarından günümüze doğaya ait pek çok unsur, inançlar içerisinde değişen önemlerde kendisine yer bulmuştur. Güneş, ay, yıldızlar gibi göksel kültler ile yükseklik, dağ gibi topografik kültler ve su kültü en yaygın doğal dini temalardır. Zamanla doğa / mekân ayrılmaz biçimde inanç ile bütünleşmiş ve coğrafi mekânın bazı bölümleri kutsiyet kazanmıştır. Bir yeryüzü parçasının kutsal kabul edilmesi genellikle karma-şık bir süreç olmamakla birlikte pek çok nedenle ilgilidir. Dolayısıyla mekân içinde kutsalın kapsamı çok geniştir. Kutsal şehirler, kutsal dağlar, kutsal yapılar, kutsal nehirler, kutsal mağaralar, kutsal mezarlar bunlardan bazılarıdır. Alevî inancı içerisinde doğal kültler oldukça belirgindir. Doğa bütü-nüyle kutsaldır ve dini kişiliklerle de ilişkilidir. Nitekim Tunceli’de yaygın inanış olan Alevîlik inancında doğaya ait pek çok öge bulunmaktadır. Özellikle dini ziyaret yerleri ile coğrafi mekân ve doğal çevre arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Nitekim Tunceli’deki ziyaret yerlerinde, “sıra dışı”,“olağanüstü” ve “benzersiz” olarak yorumlanabilecek coğrafi fenomenlere sıkça rastlanmaktadır. Bu coğrafi olağanüstülük algısı, zaman içinde ilahi bir iz ve “alamet” olarak değerlendirilmiştir. Tunceli heybetli dağları, derin vadileri, coşkun akarsuları ile hayranlık uyandırıcı zengin coğrafi / topografik varlıklara sahiptir. Böylelikle doğada ilahi olanla insanı buluşturduğuna inanılan hiyerofanik yapılar ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, ülkemizde coğrafi mekânla kutsalın etkileşimi üzerine coğrafya perspektifiyle yapılan ilk çalışmalardan biridir. Çalışmanın amacı, Tunceli’deki ziyaretgâhların coğrafi çevre özelliklerini dikkate alarak, bu yerlerin kutsallık kazanmasında coğrafi fenomenlerin ve doğal çevre özelliklerinin etkisini araştırmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde nazari çerçeve oluşturulmuş, ikinci bölüm arazi gözlem ve inceleme yöntemiyle toplanan verilerin değerlendirilmesine ayrılmıştır. Ayrıca ziyaret yerleri haritalandırılmış ve fotoğraflandırılmıştır.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Gülme teorileri bağlamında ali aga’nın fıkraları

    Ekici, Muhammet Faruk; Çetindağ Süme, Gülda

    Türk milletinin sözlü kültür ürünleri, Türk’ün tarihî seyre dâhil olduğu günden bugüne varlığını korumuş, kolektif bilincin salt unsurlarını asırlar ve nesiller arasında taşıyan bir köprü işlevi üstlenmiştir. Bu sözlü geleneğin ürünlerinden biri fıkralardır. Fıkralar genel olarak belli tipler ekseninde ortaya çıkmıştır. Söz konusu fıkra tiplerinden biri de farklı bir dünya görüşüne sahip olan ve bunu fıkralarına açıkça yansıtan Tonyalı Ali Aga’dır. Bu çalışmada, Türk fıkralarıyla ilgili yapılan tasnif değerlendirmeleri hakkında kısaca bilgi verildikten sonra mahalli bir fıkra tipi örneği olan, Trabzon’un Tonya ilçesinde yaşamış ve dünyaya burada veda etmiş Ali Uzun’un hayatı tanıtılmıştır. Çalışmada, Ali Uzun’un Türk fıkra tipleri içerisindeki yeri belirtildikten sonra onun çeşitli sözlü kaynaklardan mülakat yöntemiyle derlenen fıkraları üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama gibi gülme teorileri açısından incelenmiştir. Bu sayede, Karadeniz insanının hayata bakışına ve mizahi unsurlarla örülü yaşamına ayna tutan Ali Aga, Türk mahalli fıkra tiplerinden biri olarak fıkralarıyla literatürdeki yerini almış olacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Bibliometric Analysis of Research on Enabling School Structures: A Scientific Mapping of the Literature from 2001 to 2023

    Zincirli, Muhammed; Özel, Sezai

    The present study offers a bibliometric analysis of academic research concerning the enabling school structures. The study drew data from the Scopus database, identifying 298 publications spanning a 23-year period. In order to maintain analytical consistency and avoid distortions since 2024 was going on at the time of the research, 34 publications from that year were excluded, thereby narrowing the dataset to 264 items. The bibliometric mapping and data visualisation were performed using VOSviewer software. The publications were examined according to various criteria, including publication year, annual citation counts, publication type, country of origin, affiliated institutions, most-cited sources and authors, and keyword distribution. A salient finding of the study is the predominance of journal articles, which account for 220 entries, constituting approximately 83.3% of the total literature. With respect to national contributions, the United States is the leading nation, having published 101 scholarly works. Furthermore, the United States has distinguished itself through its robust international research collaborations. Co-citation analysis revealed Wayne K. Hoy as the most influential scholar in the field, with a total of 1,034 citations. At the institutional level, William & Mary University was the most prolific contributor, with a total of 12 publications. This study provides a comprehensive overview of the intellectual structure and publication trends related to enabling school structures. By highlighting key contributors, institutional affiliations, and evolving research patterns, it provides valuable insights for scholars and policymakers and is expected to guide future research in this domain.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Intergenerational transmission of parenting roles in the context of social learning theory

    Akgül, Ceylan Sülü

    This study aims to examine how parenting roles are learned and transmitted across generations within the framework of social learning theory. The discipline of social work not only observes intergenerational transmission across different social groups but also seeks to reduce the effects of disadvantage and past traumas while promoting individuals’ well-being and empowerment. In this context, the study was conducted using a qualitative research design and a purposive sampling method. Structured interviews were carried out with 30 parents (15 mothers and 15 fathers) selected from among 56 participants who had children under the age of 18. The data obtained were coded under three main themes using the MAXQDA 2024 program: Parenting Perception, Intergenerational Transmission, and Social and Cultural Factors. Descriptive analysis revealed that participants defined parenting through values such as love, attention, empathy, and responsibility, along with discipline and setting boundaries. It was also found that motherhood and fatherhood roles were expressed sometimes through traditional gender norms and sometimes through a more democratic and shared understanding. Furthermore, parenting roles were identified not as purely instinctive but as practices learned from family-of-origin experiences and reshaped through conscious choices. Social norms, elders, social environments, and modern sources of information were also found to have significant influences on parenting attitudes. The findings reveal the connection between parenting and the social, cultural and intergenerational learning process, revealing the importance of social learning for social work.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Siyaset Teorisinde Yöntem Sorunu

    Özpolat, Gürhan

    Bu makale, siyaset teorisindeki metodoloji sorunu üzerine eğilmekte ve disiplinin yöntemle açık bir şekilde ilgilenmemesinin alana hem yeni gelen öğrenciler hem de yerleşik akademisyenler için ne türden zorluklar teşkil ettiğini öz-anlatı yaklaşımını kullanarak araştırmaktadır. Makale, geleneksel anlamıyla yöntem-odaklı bir çalışma olmaktan ziyade siyaset teorisinin kendi içindeki yöntem sorununun düşünümsel ve anlatı-odaklı bir incelemesidir. Siyasal Düşünce Tarihi alanında yüksek lisans yaptığım esnada yaşadığım kişisel bir deneyimden yola çıkarak, siyaset teorisinin kendi araştırma pratiğinin temelini oluşturan metodolojik araçlarla yüzleşmek ve bunları eleştirel bir şekilde değerlendirmek konusunda uzun süredir gösterdiği isteksizliği ve bu isteksizliğin entelektüel ve pedagojik sonuçlarını inceliyorum. Bu eğilimin birbiriyle ilişkili birkaç faktörden kaynaklandığını ve nihayetinde siyaset teorisinin, disiplinin belirleyici özelliklerinden biri olan eleştirel düşünceyi kendi metodolojik temellerine uygulamadaki başarısızlığını yansıttığını savunuyorum. Son olarak, siyaset teorisinde metodolojik farkındalığı ön plana çıkaran daha sürdürülebilir ve refleksif bir yaklaşım çağrısında bulunuyorum ve böyle bir yaklaşımın, disiplini içe kapalı “sağırlar diyaloğu”ndan çıkarıp daha üretken bir disiplinler arası etkileşime doğru taşıyabileceğini savunuyorum.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Development of the intention to be physically active scale: A validity and reliability study in the context of physical education and sport

    Şahin, Aykut; Öner, Burak

    The aim of this study is to develop a scale for the intention to be physically active within the context of physical education and sports, and to examine its psychometric properties. The scale development process began with the creation of an item pool based on a theoretical foundation and establishing content validity through expert opinions. The research was conducted with data obtained from 439 middle school students. To determine the construct validity of the scale, exploratory factor analysis (EFA) and confirmatory factor analysis (CFA) were performed. The Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) value (0.91) and the results of the Bartlett’s Test of Sphericity showed that the data were suitable for factor analysis. In the first stage, during the factor extraction process of the EFA conducted with data from 154 students, the eigenvalue rule (>1), scree plot, and parallel analysis results were evaluated together. As a result of the EFA, it was determined that the scale had a single-factor structure with 13 items in a 5-point Likert type format, and this single factor explained 47.07% of the total variance. In the second stage, the CFA conducted with data from 285 students revealed that the model had acceptable fit indices (x2/df=2.40, CFI=.94, GFI=.92, TLI=.93, RMSEA=.07, SRMR=.04). To prove construct validity, the CR value was calculated as 0.91 and the AVE value as 0.44. The CR value being well above the threshold supported the convergent validity evidence for the AVE value. Reliability analyses of the scale indicated that Cronbach’s Alpha was 0.90 and McDonald’s Omega was 0.91, demonstrating high internal consistency coefficients. Higher scores on the scale indicate that students have a greater intention to be physically active in the future. As a result, it was determined that the intention to be physically active scale is a valid and reliable measurement tool for physical education settings.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Leisure time loneliness: A study on youth offices

    Yıldız, Metin

    This study aims to examine university students’ perceptions of loneliness experienced during their free time within the framework of social isolation, difficulties in forming bonds, social access difficulties, and emotional deprivation. The research was conducted to determine the levels of leisure loneliness among students participating in Munzur University Youth Office activities and to analyze whether these levels differed according to various demographic variables. The research group consists of 301 university students (158 women, 143 men) who volunteered to participate in activities during the 2024–2025 academic year. The “Personal Information Form” and the “Leisure Time Loneliness Scale” were used in the data collection process. The data obtained were analyzed using the SPSS 26.0 program; frequency, percentage, t-test, One-Way ANOVA, and Tukey HSD tests. The findings indicate that students’ levels of leisure loneliness are generally low to moderate; although they participate in social interactions, they experience limitations in forming deep and sustainable bonds. Although gender and age were found to have no significant effect on overall loneliness levels, men were found to be more prone to emotional deprivation, while students aged 24 and above were found to be more prone to isolation. Additionally, it was determined that first-year students experience greater difficulty in forming social bonds, students who participate more frequently in youth office activities have lower levels of leisure loneliness, and students in the high-income group experience greater difficulty in terms of emotional fulfillment. In conclusion, it was found that levels of leisure loneliness did not show a significant difference according to demographic variables such as gender, age, and educational status. However, it was determined that variables such as frequency of participation in youth office activities, social bonding processes, and emotional deprivation were more closely related to leisure loneliness

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Farklı Deprem Düzeylerinde Doğrusal Olmayan 1B Zemin Tepki Analizi ve TBDY (2018) ile Ampirik Büyütme Fonksiyonu Kıyaslaması

    Icen, Abdullah

    Bu çalışmada, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY, 2018) kapsamında elde edilen DD-1, DD-2 ve DD-3 tasarım spektrumlarına uyumlu yer hareketleri kullanılarak bir boyutlu (1B) doğrusal olmayan zemin tepki analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizlerde Hatay–İskenderun 3113 kuvvetli yer hareketi istasyonuna ait VS30 = 240 m/s hız profili kullanılmıştır. Kayıt seçimi, PEER NGA-West2 ve SMD-TR veri tabanlarından seçilmiştir. Her bir deprem düzeyi için doğrusal olmayan (NL) analizler uygulanmış; yüzey spektrumlarıyla taban spektrumlarının oranından periyot-bağımlı büyütme eğrileri elde edilmiştir. Elde edilen büyütme eğrilerinin ortalamaları, TBDY (2018)’de tanımlı Fs–F1 katsayıları ile ve İçen ve Sandıkkaya (2023) ampirik zemin büyütme modeliyle karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, kısa periyot bölgesinde (T < 0.3 s) büyütmelerin yaklaşık 1 civarında olduğunu ve TBDY’nin Fs katsayılarının genel olarak konservatif bir yaklaşım sergilediğini göstermektedir. Uzun periyot bölgesinde (T > 0.6 s) ise büyütmelerin İçen ve Sandıkkaya (2023) modeliyle uyumlu olduğu, ancak TBDY’nin F1 katsayılarının bu bölgede daha düşük kaldığı ve dolayısıyla kısmen yetersiz tahminler ürettiği belirlenmiştir. Bu çalışma, farklı deprem şiddet düzeylerinde (DD-1–DD-3) doğrusal olmayan davranışın zemin büyütmesi üzerindeki etkisini nicel olarak ortaya koymakta ve TBDY (2018)’deki zemin büyütme katsayılarının özellikle uzun periyot bölgesinde yeniden kalibrasyon gerektirebileceğini göstermektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Bayesian vs. Frequentist Mixed-Effects for Regional Site Amplification

    Icen, Abdullah

    Accurate treatment of regional site effects is essential for partially non-ergodic Ground-Motion Models (GMMs). This study compares a Bayesian hierarchical regression implemented with brms to a frequentist mixed-effects formulation using lmer for estimating period-dependent site amplification. Both models adopt the same functional form with a global linear term, a nonlinear term, and region-specific random slope deviations. The analysis uses residuals from the updated Türkiye strong-motion database (SMD- TR), spanning four regions and wide ranges of VS30, magnitude, and distance. Results indicate strong agreement in global behavior: linear and nonlinear terms show similar period trends in both frameworks, and the combined regional slopes are essentially identical at all periods. The overall residual standard deviation is also nearly the same, implying comparable fit quality. Differences primarily concern decomposition and uncertainty representation. The Bayesian model resolves sharper period-dependent regional features—most notably a peak near T ≈ 0.8 s consistent with basin/edge effects—while lmer yields smoother, more conservative deviations. For median predictions, either framework is suitable because the combined coefficients and overall standard deviation coincide. For interpretation and uncertainty propagation—especially when period-dependent regional structure matters—the Bayesian approach is preferable. In addition, brms permits weakly informative priors that encode physical expectations, which stabilizes estimates in data-sparse regimes and helps prevent overfitting. Taken together, these results clarify when each framework is most appropriate: brms for physically constrained inference and robust uncertainty quantification, lmer for speed and simplicity when median predictions are the primary goal

  • MakaleAçık Erişim2026
    Dindarlık Eğilimi ve Aile İçi Şiddet Farkındalığı Arasındaki İlişkide Toplumsal Cinsiyet Algısının Aracılık Rolü

    Öztürk, Meral; Türk, Ahmet; Tire, Olcay

    Bu araştırma dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığı arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet algısının aracılık rolünü incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 18-70 yaş aralığında 463’ü (%68,9) kadın ve 209’u (%31,1) erkek olmak üzere 672 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması x̄=28,70±10,02’dir. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Dindarlık Eğilimi Ölçeği, Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği ve Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi ile PROCESS Makro regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların olumlu bir toplumsal cinsiyet algısına, yüksek düzeyde dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dindarlık eğilimi ile aile içi şiddet farkındalığı ve toplumsal cinsiyet algısı arasında pozitif yönlü, toplumsal cinsiyet algısı ile aile içi şiddet farkındalığı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aracılık analizi sonucunda dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığı arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet algısının kısmi aracılık etkisine sahip olduğu saptanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Rusya–Çin Stratejik Ortaklığının Yapısal Dinamikleri: Asimetri, Belirsizlik ve İttifak Tartışması

    Çetinkaya, Arzu

    Bu çalışma, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklığı küresel güç dengeleri, çok kutupluluk tartışmaları ve Batı ile ilişkiler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel doküman analizi yöntemi kullanılmış; ABD, NATO, Çin ve Rusya’ya ait stratejik belgeler, akademik çalışmalar ve resmî politika metinleri sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bulgular, Rusya–Çin ilişkilerinin ideolojik bir ittifaktan ziyade pragmatik çıkar temelli bir ortaklık karakteri taşıdığını ortaya koymaktadır. Her iki aktör ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınırken stratejik özerkliklerini ve manevra alanlarını korumaya yönelik politikalar izlemektedir. Rusya-Çin iş birliği, diplomatik koordinasyon, ekonomik etkileşim ve güvenlik alanındaki ortak faaliyetlerle derinleşmektedir. Bununla birlikte ilişkide yapısal asimetri ve karşılıklı temkin unsurları dikkat çekmektedir. Makale, Rusya–Çin ilişkilerini normatif ittifak varsayımlarının ötesine taşıyarak, “stratejik belirsizlik” ve “sınırlı eşgüdüm” kavramları üzerinden yeniden değerlendirmekte; büyük güçlerin neden sıklıkla kurumsallaşmış ittifaklar yerine koşullu ve asimetrik iş birliği biçimlerini tercih ettiğini açıklayan analitik bir çerçeve sunmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye'de Uluslararası İlişkiler Teorilerinin Kullanımı: Doktora Tezleri Üzerine Bir Analiz

    Gökcan, Özkan

    Bu çalışmanın amacı, uluslararası ilişkiler teorilerinin Türkiye’de nasıl çalışıldığını doktora tezleri üzerinden analiz etmektir. Çalışmada, uluslararası ilişkiler konulu doktora tezlerinin ne kadarının uluslararası ilişkiler teorilerini çalıştığı, tezlerde hangi teorilerden yararlanıldığı ve nasıl yararlanıldığı incelenmiştir. Bu inceleme bağlamında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Ulusal Tez Merkezi veri tabanında yer alan ve 1987-2024 yılları arasında yayımlanmış 2.552 uluslararası ilişkiler konulu doktora tezine ulaşılmıştır. Bu tezlerden 455 tanesinin uluslararası ilişkiler teorilerine ilişkin içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın örneklemini teşkil eden söz konusu 455 tez, doküman analizi yöntemi ile analiz edilerek çalışmanın bulgularına ulaşılmıştır. Doktora tezleri bağlamında ve Türkiye ölçeğinde teori çalışmalarını haritalandırmayı amaçlayan bu çalışma temelde şu bulgulara ulaşmıştır. YÖK Ulusal Tez Merkezi veri tabanında teori odaklı doktora tezleri, Türk dış politikası üzerine yazılanlardan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Disiplindeki merkezin teori ürettiği çevrenin ise teoriyi test ettiği iş bölümü göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’deki doktora tezleri çevrede konumlanmaktadır. Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde en çok yararlanılan teoriler Batı-merkezli ana akım teorilerdir. Bu teorileri içerisinde ise ilk sırayı realizm almaktadır. Bu bulgu, Türkiye'deki doktora adaylarının, disiplinde önemli bir yer tutan Batı dışı ve Batı sonrası teoriler üzerine tartışmalara mesafeli kalma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde teorilerden yararlanma şeklinin disiplindeki Batı-merkezli hegemonik ve hiyerarşik yapının sürdürülmesine katkı sunduğunu teyit etmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde literatür taraması, ikinci bölümünde ise araştırmanın yöntemi ve tasarımı ele alındıktan sonra üçüncü bölümünde analiz sonucu elde edilen bulgular paylaşılmaktadır. Çalışma doktora tezleri ölçeğinde Türkiye’de uluslararası ilişkiler teorilerinin çalışılma şeklini haritalandırarak literatüre özgün bir katkı sunduğu iddiasındadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş Sürecinde Çoruh (Artvin) Vilayetinde Siyaset (1946-1950)

    Zengin, Ersoy

    Bu çalışma, Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçiş sürecini Çoruh (Artvin) vilayeti örneği üzerinden incelemektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik liberalizasyon süreci, yeni siyasal oluşumlara zemin hazırlamış; bu ortamda kurulan Demokrat Parti (DP), kısa sürede ülke genelinde teşkilatlanma faaliyetlerine başlamıştır. 1946 yılında Rasim Şahinler, Hasan Ciner ve Zihni Ural’ın öncülüğünde Çoruh’ta atılan ilk örgütlenme girişimleri yetersiz kalmış, bu nedenle 21 Temmuz 1946 tarihinde gerçekleşen seçime DP milletvekili adayı çıkaramamıştır. Seçimlerde iktidar partisinin hile yaptığını öne süren DP, seçim güvenliğinin sağlanması için yasal güvenceler talep etmiş ve usulsüzlük iddialarını sürekli gündemde tutmuştur. İktidar ile muhalefet arasındaki gerilim Çoruh vilayetinde de açık biçimde hissedilmiş; 1947 muhtarlık seçimlerinde DP’li Zihni Ural’ın yayımladığı beyannamede Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) teşkilatı hırsızlıkla suçlanmıştır. Aynı yıl eski bir CHP yöneticisi olan Kaydi Çeltikçioğlu’nun DP’ye katılmasıyla partinin il yönetim kurulu teşkil edilmiştir. Bu kurulunun büyük bir kısmı Çeltikçioğlu’nun akrabalarından oluşmuştur. CHP, uzun yıllar iktidarda bulunmanın sağladığı örgütlenme avantajına sahipti. Halkevleri ve halkodaları aracılığıyla topluma ulaşma bakımından güçlü bir konuma sahip olan CHP, kırsal alanlardaki zayıf teşkilat yapısını gayretli partililerle güçlendirmeye çalışmıştır. Bazı memurların DP’ye yakın durmaları, tayinlerle engellenmek istenmiş, ancak bu uygulama beklenen sonucu vermemiştir. Uzun iktidar dönemi CHP içinde yorgunluğa, halkta ise bıkkınlığa yol açmıştır. Basın ve aydın çevrelerinin önemli bir kısmının DP’ye destek vermesi, partinin kısa sürede güçlü bir muhalefet odağına dönüşmesini sağlamıştır. Seçimlerden iki ay önce yayımlanmaya başlayan Demokrat Çoruh gazetesi, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bu süreci hızlandırmıştır. Derin ideolojik farklılıklar bulunmamasına karşın, değişim isteyen Çoruh halkı 14 Mayıs 1950 tarihli seçimde DP adaylarını desteklemiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Miralay İsmail Fazıl’ın Dersim Raporu

    Altı, Aziz

    Dersim olarak adlandırılan bölge, 1514 Çaldıran Savaşı akabinde Osmanlı Devleti’nin sınırlarına dahil edilmiştir. Ancak Osmanlı Devleti, bu bölgede tam manasıyla hakimiyetini tesis edememiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde asayişin ve otoritenin tam anlamıyla sağlanamadığı Dersim’de devlet otoritesini inşa etmek amacıyla bir dizi rapor yazılmıştır. Bu raporlardan birisi de o dönemde Erzincan’da 4. Ordu’da görev yapan Miralay İsmail Fazıl tarafından kaleme alınmıştır. Devlet Arşivleri Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi’nde bulunan rapor 21 sayfadan oluşmaktadır. 1899 senesinde yazılan bu raporda; raporun yazılış gayesi, Dersim’in idari, askeri ve sosyo-ekonomik yapısı, o ana değin tatbik edilmeye çalışılan ıslahatların başarısız olma gerekçeleri, uygulanması önerilen sancak ve kaza idaresi, yine ihdas edilmesi öngörülen Dersim Yerli Taburlarının nasıl teşkilatlanacakları, bunların özlük hakları, halkın vergi muafiyeti ve farklı konulara temas edilen içerik yer almıştır. Oldukça ayrıntılı bir rapor yazan İsmail Fazıl’ın bu çalışması yalnızca ıslahata yönelik bilgi vermemiş, aynı zamanda 1899 yılındaki Dersim’in sosyo-ekonomik vaziyetinin de fotoğrafını çekmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Egg Trade in the Ottoman State: Economic Value, Production, Export and Incorporation

    Başkutlu, Salih

    The nutritional content and economic value of eggs have made them a critical trade product worldwide. One of the essential human food sources, eggs, became one of the most valuable products of global trade, especially in the 19th and 20th centuries. While egg production in Europe and America increased gradually, the Ottoman Empire became a significant exporter. Eggs are an essential raw material for the food sector and industrial and pharmaceutical sectors. For this reason, many countries have developed various policies to increase egg production and develop their trade. The Ottoman State had great potential for egg production thanks to its vast agricultural lands and deep-rooted tradition of animal husbandry. Regions such as the Black Sea provinces, Sivas, Erzurum, Mamuretülaziz, Hüdavendigar, Aydın and Rumeli were favorable locations for chicken breeding and egg trade. Ottoman eggs were exported mainly to Europe. Small-scale enterprises and peasants generally carried out poultry farming in the Ottoman State. However, larger-scale production areas began to be established with the increasing European demand. In this context, the study above evaluates the emergence, development, commercialization, corporatization, problems encountered, and proposal for solutions to the egg industry in the Ottoman State.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme