Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Cuşa, Hasan(10)
- Akar, Yeliz(8)
- Uz, Özkan(6)
- Demirbağ, Abdulsamet(5)
- Öğütcü, Murat(5)
- Şentürk, Gamze(4)
- Akdemir, Fatma Şen(3)
- Demir, Ayşegül(3)
- Koç, Ali(3)
- Daimi, Cengiz(2)
- Ekici, Muhammet Faruk(2)
- Hamarat, Abdulkadir(2)
- Hotaman, İncihan(2)
- Kayaokay, Ilyas(2)
- Tosun, İbrahim(2)
- Akın, Hüsrev(1)
- Baykan, Pinar(1)
- Dede, Demet Karabulut(1)
- Demir, Murat Cem(1)
- Dikmen, Özge(1)
- Dogan, Pelin(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Erdem, Sevim(1)
- Gökcan, Özkan(1)
- Karabulut, Demet(1)
- Kaval, Yılmaz(1)
- Keneş Çoban, Hatice(1)
- Korkmaz, Ramazan(1)
- Korkut, Gizem(1)
- Nazik, Sitki(1)
- Olmez, Zühal(1)
- Ozek, Fatih(1)
- Yesilyurt, Turkan(1)
- Yeşilyurt, Türkan(1)
- Yildiz, Enes(1)
- Yıldırım, Onur(1)
- Yıldırım, Tunç(1)
- Öner, Haluk(1)
- Şeker, Melike(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2019İki ulusun hikayesi: chaucer, henryson, shakespeare, troilus ve criseyde
Öğütcü, Murat
14. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına kadar, Troilus ve Criseyde konusu hem İngiltere hem de İskoçya’da benzer ama birbirinden farklı olarak ele alınmıştı. Chaucer’ın Troilus ve Criseyde (1385 civarı) adlı eserinde dünyevi ve ilahi aşkın çatışması tartışmalı biçimde tasvir edilmektedir. Henryson’ın Cresseid’in İfadesi (1480 civarı) adlı eseri ise Chaucer’dan kendisine intikal eden boşlukları doldurmak için bir İskoç veya daha doğrusu bir Katolik bakış açısıyla cevap verdiği ve fikrini beyan ettiği görülmektedir. Ancak, İngiltere ve İskoçya ilişkilerinde yeni bir dönemeç Truva konusunun sahneye taşınmasıyla görülecektir. Shakespeare’in Troilus ve Cressida (1602 civarı) adlı eseri Chaucer ve Henryson’un yorumlarını birleştirmektedir. Chaucer’ı kullanarak sadece İngiliz geleneğini devam ettirdiği düşünülse de, Henryson’u kullanarak bu gelenekten uzaklaştığı ve I. Elizabeth tarafından yönetilip İskoçya Kralı VI. James’in İngiliz tahtının en güçlü varislerinden olduğu bir dönemde İskoç geleneğini benimsediği görülmektedir. Böylece eser sayesinde iki ülke edebi anlamda birleşmektedir, ki bu birleşme siyasi olarak İngiltere Kralı I. James sayesinde de gerçekleşecektir. Böylece, Troilus ve Criseyde konusu İskoç-İngiliz ilişkilerini ve karşılıklı edebi etkileşimleri aydınlatmaktadır. Bundan dolayı bu makalenin amacı Chaucer, Henryson ve Shakespeare’in Troilus ve Criseyde konusunu ele alışlarını karşılaştırmaktır.
- MakaleYalnız künye2018Shelley’nin Prometheus Unbound İsimli Eserinde Devrimci İdealizm
Hamarat, Abdulkadir
Ondokuzuncu yüzyıl, politik ve ekonomik bakımdan İngiltere’nin çok büyük değşimler yaşadığı çalkantılı bir zaman dilimiydi. Sanayi Devrimi gittikçe hız kazanıyor ve işçilerin hayatını olumsuz bir şekilde etkiliyordu. Daha yüksek ücret ve daha iyi çalışma koşulları için talepleri, işten çıkarılmalarına ve onların yerine makinelerin kullanılmasına yol açtı. Ayrıca, hükümet Fransız Devriminden etkilenmesi ve dolayısıyla yerleşik düzene tehdit oluşturması muhtemel politik hareketleri engellemek için çok sıkı tedbirler uyguluyordu. Yönetici sınıftan geliyor olmasına rağmen, Percy Bysshe Shelley işçi sınıfının sıkıntılarına uzak durmamıştır. Aktif bir şekilde toplumsal olumsuzluklara ve haksızlıklara çözüm aramıştır. Despotluğa ve ataerkil düzene karşıydı. Bütün insanların huzur ve uyum içinde yaşayacağı gelecekteki bir milenyuma inanıyordu. Bu makalede, Shelley’nin Prometheus Unbound’ daki devrimci idealizmi metin tahlili yöntemiyle ondokuzuncu yüzyıl bağlamında ele alınacaktır
- MakaleYalnız künye2018An analysıs of tıme ın adalet ağaoğlu’s dar zamanlar tetralogy
Cuşa, Hasan
Adalet Ağaoğlu’s tetralogy Dar Zamanlar, which includes Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır and Dert Dinleme Uzmanı, is fictionalised with different temporal techniques. Investigating the answer of the question about the temporal strategy of the novels is the main argument of the study and thus, it is aimed to probe how time is organized and formed in the narratives of the tetralogy. In line with this purpose, with reference to Gerard Genette’s analysis on time in Narrative Discourse, this study contains both the analysis of the deviation of temporal structure of the novels through anachronic elements such as analepsis and prolepsis and how time changes through techniques like summary, lapses, ellipsis and stage. Here at, some findings are presented about Dar Zamanlar. The time in Ölmeye Yatmak is arranged and shaped from different angles. It is educed that temporal structure of Bir Düğün Gecesi is built on four different time periods and that time changes are related to the movement. The existence of inflecting time connected to the parallel universes is unveiled in Hayır. Also, it is deduced that in Dert Dinleme Uzmanı the narrator plays with time without mentioning the names of the time periods and the reason of the application of the analepsises is the association factor. So, it is concluded that time notion is problematized in the tetralogy which enables the writer to reflect different temporal understandings and that a wide range of subjects are fictionalized in a short period of time.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2018Reading relation of modernity and space through virginia woolf's and arnold bennett's works
Karabulut, Demet
The conviction about the inefficacy of discussing space as an absolute, but only as a physical concept has occasioned a broader conception of space and focused great attention on space as a social product and socially produced concept. This transformation, triggered by modernity, produced the ideas that space reserves personal and social relations and has diverse meanings which come as no surprise to us now. Virginia Woolf, best known for her modernist novels, and Arnold Bennett, best known for his provincial novels, have both experienced and refiected on the process of modernity and its effect on social life. Therefore, this study aims to discuss the relation between space and modernity in these writers' novels, who refiected the infiuence of modernity on identity and physical space.
AtıfTR Dizin3
İncele - BildiriYalnız künye2018Yeşilçam’da Polisiyenin Eleştirel Dönüşümü: Toplumsal Gerçekçi Sinema Hareketinin Amblemi Olarak Gecelerin Ötesi
Yıldırım, Tunç
Türk sinemasının Yeşilçam öncesi uzun süren dönemi polisiye türü konusunda peküretken değildir. Yeşilçam sinemasının oluşum döneminde (1948-1959) kitlesel filmüretiminin sistemleşmesiyle birlikte beş hâkim sinema türü (melodram, tarihi film,komedi, polisiye ve köy filmi) standartlaşır. Bu türsel bağlamda yapımcılığına dönenKemal Film için Lütfi Akad-Osman Seden ikilisi, suç melodramı ile sembiyotik ilişkiyegiren polisiyeler üretir: Kanun Namına, Katil, Öldüren Şehir, Kanlarıyla Ödediler veİntikam Alevi gibi melez filmler 1952-1956 arasında melodram ile polisiye estetiğinisuç ve macera temaları etrafında harmanlar. Kemal Filmin basmakalıplaştırdığıpolisiye türe toplumsal, siyasal ve iktisadi yeni bir eleştirel görünüm kazandıran,ayrıca bu türü hem içerikte hem de biçimde modernleştiren eser toplumsal gerçekçisinema hareketinin öncüsü Gecelerin Ötesi’dir. Böylece, melodramın klişeleşmişuzlaşımlarından nihayet kurtulan polisiye türü realizm ile senkretik bir bağ kurar.Film sanatının olmazsa olmazları biçime ve biçeme olduğu kadar sinemasal türlerede odaklanan “estetik tarih” perspektifinden hareket eden bu makalenin amacı, Türksinema tarihyazımında türsel kimliği görmezden gelinip sadece sosyal ve realisttemsilleri hatta sosyolojik yönleri etrafında değerlendirilen Gecelerin Ötesi’ninpolisiyeyi nasıl yenilediğini kanıtlamaktır. Gecelerin Ötesi hangi estetik özellikleriylehem polisiye türüne hem de toplumsal gerçekçi harekete girer? Bu film, Akad-Sedentandeminin temellerini attığı polisiye film geleneğinden neden ve nasıl farklılaşır?Çalışmanın problematiği bu çerçevede belirlenmiştir. Makalenin teorik çerçevesive analitik yöntemi ise “sinema türü kavramını” basit bir taksonomi etkinliği ya daetiketleme şekli olarak değil de, ciddi bir “yorumlama kategorisi” olarak kabul edenRaphaëlle Moine’ın kuramsal yaklaşımına dayanır.
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleAçık Erişim2016Elizabeth Sahnesi’nin içinde/dışında İdam ve Adalet Shakespeare’in İlk Dörtlemesi
Öğütcü, Murat
Geç Elizabeth Döneminde sosyo-politik çatışmalar görülmüştür. Bu çatışmalar başta bölük pörçük olmasına rağmen, yavaş yavaş Elizabeth rejimine karşı duyulan toptan bir muhalefet tavrını oluşturmuştur. Ancak, sansür mekanizmasının varlığı ile hukuk sisteminin devletin baskı araçları olarak kullanılmasından dolayı bunlar bastırılmıştır. Bu bağlamda, haklı gerekçelerle yapılan kamuya açık idamlar toplumu rahatlatabilirdi. Ne var ki, teatral olan kamuya açık idamlardaki yargılamaların baştan sağma olmaları, Elizabeth sahnesinin içinde/dışında toplumsal rahatlama sağlayamamıştır. Bu durum, özellikle, Shakespeare’in İlk Dörtlemesi’nde (1589-1594 civarı) kendini göstermiştir. Bundan dolayı, bu makalenin amacı yürütme erki uygulaması olarak kamuya açık idamların politika ve poetika’sını incelemek ve tiyatrolarda bununla ilgili gösterilen sahnelerin gelişigüzel yargılamalardan dolayı oluşan toplum gerginliğini azaltmadığını, aksine, Geç Elizabeth Dönemi’ndeki bu gerginliği arttırdığını örneklemektir.
- Derleme MakaleYalnız künye2015Punky ve afacan toto isimli çizgi filmlerde öteki'nin temsili
Keneş Çoban, Hatice
Yaygın medyada yayınlanan ve tekrar bölümleriyle sık sık gösterilen Caillou, Conni, Niloya, Pepee, Ca- nım Kardeşim, Biz İkimiz, Can gibi yabancı ve yerli yapım pek çok popüler çizgi filmin steril karakterler üzerine inşa edildiği iddia edilebilir. İdealize edilmiş bu çizgi filmlerin aktörleri orta ve üst sınıftan kentli ailelerdir. Anne ve babalar birbirlerine ve çocuklarına karşı oldukça özenlidir ve sevgilerini göstermekte sıkıntı çekmezler. Kavgalar, sorunlar hatta küçük tartışmalar bile yok gibidir ve hayat sorunsuz olarak sürmektedir. Öte yandan söz konusu çizgi filmlerin bütün izleyicilerinin kendilerine sunulan bu steril medya ortamıyla özdeşleştikleri söylenemez. Farklı etnik ve dini gruplardan çocuklar, engelli, yoksul, tek ebeveynli ve/veya mutsuz-gergin anne baba ilişkilerine maruz kalan çocuklar yaygın ve yoğun olarak ya- yınlanan bu çizgi filmlerde yokturlar. Bu nedenle çalışma, izleyicinin genel olarak gündelik yaşam dene- yimini ve dünyayı, özel olarak ise öteki olanı anlamlandırmasını sağlamaya aracılık eden popüler kültür ürünleri olarak çizgi filmlerde öteki çocukların temsilini sorunsallaştırmaktadır. Çalışmanın amacı ise genel çizgi film anlatısı dışında kalan ve ulusal medyada çok az örneği olan Punky ve Afacan Toto isimli çizgi filmlerde öteki çocukların nasıl temsil edildiğinin görünürleştirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Çizgi Film, Öteki, Temsil
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2015Hilmi yavuz’un şiirlerinde ilkyaz, yaz, sonyaz ve karyazı ıı
Yeşilyurt, Türkan
-
- MakaleYalnız künye2015Ontolojik analiz yöntemiyle necati bey’in bir gazelini şerh denemesi
Uz, Özkan
Günümüzde modern yaklaşımlar, dilbilimsel akımlar ve felsefi anlayışlarla şiire yaklaşım yöntemleri, Klasik Türk şiirinde de kullanılmaya yöntemlerinden birisi de Ontolojik Analiz Metodudur. Ontolojik analiz metodunda amaç, metni anlam tabakalarına ayırarak, metni hem iç hem dış yapısını birbirinden bağımsız değerlendirmektir. Ontolojik yöntemle ilgilenenler ele aldıkları konuyu tabakalar şeklinde ele alırlar. Parçadan bütüne giden bu yöntem bir bakıma tümevarım metoduna benzemektedir. Her tabaka kendi içerisinde ve diğer tabakalara kattığı değerle nitelendirilir Bu yazıda on beşinci yüzyıl Divân şairlerinden Necâtî Bey'in "senin" redifli gazeli ontolojik analiz yöntemi ile incelenmeye çalışılmıştır. Necâtî'nin şiirini incelerken öncelikle şiiri oluşturan en küçük parçayı yani beyitleri kendi aralarında yapısal yönden incelenmiştir. Daha sonra da ses, anlam, karakter ve kader tabakalarını belirlenmiştir. Bu aşamadan sonra da şiirin iç ve dış yapısını da göz önünde bulundurarak bir bütün olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Şüphesiz ki ontolojik analiz yöntemi bir şiiri incelemede teknik olarak tek başına yetersiz kalacaktır. Fakat bu yöntemin yine de birçok beyti açıklamada ufkumuzu genişleteceği ve bize farklı bakış açısı kazandıracağı kanaatindeyiz. Şiirde uygulamaya çalıştığımız yöntemin, konuyla ilgilenen araştırmacılar için yeni arayışlara ufuk açmasını ümit ediyoruz.
- MakaleYalnız künye2014Taşrada varoluş: hasan ali toptaş'ın gölgesizler romanı üzerine bir inceleme
Öner, Haluk
Son dönem Türk romanında nitelik ve nicelik bakımından yaşanan yükseliş okurları seçici bir tavır takınmaya zorlamaktadır. Romanların sayıca çokluğu, romanlardaki posmodernist etkilerin artışı da farklı okur profillerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hasan Ali Toptaş, hem nitelikli okur profilinin ortaya çıkmasına yardım eden hem de roman Türk edebiyatında roman türünün gelişimine katkıda bulunan önemli bir yazardır. Son dönem Türk romanında üslubu ve kurgulama biçimleriyle kendine önemli bir yer edinmiş, yazmakla yaşamak arasında doğal bağlar kurmuş bir romancıdır. Gölgesizler, Bin Hüzünlü Haz, Heba, Uykuların Doğusu gibi eserlerinde "Doğu"lu olmanın, Modernizm'in, Postmodernizm'in, varoluşçu sorgulamalarının, büyülü gerçekçiliğin izlerini görmek bu konularda yazılmış çeşitli makaleleri okumak mümkündür. Bu makale Hasan Ali Toptaş romanları arasında çok anlamlılığı ve çok boyutluluğu ile önemli bir yer tutan Gölgesizler romanına genel bir bakışı içermektedir. Kurgulanışı, taşıdığı modernist ve postmodernist unsurları, şiirsel dili, mekân ve karakter betimlemeleri, iç içe geçmiş parçacıkları birleştiren bütünlüklü yapısı ile ele alınan Gölgesizler romanı son dönem Tük romanı için önemli bir gelişim hamlesi olarak kabul edilmelidir. Bu makalede Gölgesizler romanının Türk romanı için hangi açılardan önemli olduğu üzerinde durulacak, kurgu ve anlatım biçiminin incelikleri hakkında ayrıntı verilecektir.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2014A text lınguıstıcs approach to the short story “sınağrıt baba” by saıt faık
Tosun, İbrahim
“Text” is a term frequently used both in literature and linguistics. Although there are slightly different definitions of the word, it is commonly agreed that there are certain criteria to being a text. Text linguists agree that a text must have coherence, consistency, intentionality, admissibility, contingency, informativity and intertextual connection. In the field of textual analysis, text linguistics and functional grammar aim to determine consistency relations and how paragraph structure can be designed through patterns of plot development. The two most important criteria in determining textuality and analyzing a text are coherence and consistency, which are also known as small and big scale structures. Linguistic regulations that create coherence in a small scale structure are used to show the development of the plot which enables the creation of general meaning in a big scale structure. For this reason, analysing texts in ‘structural’, ‘meaningful’ and ‘functional’ terms necessitate analyses through big scale criteria. In the present study titled “A Text Linguistics Approach to the Short Story Sinağrit Baba by Sait Faik, structuring of the text in surface structure or in other words its structural characteristics will be investigated in terms of coherence and the characteristics that reflect the general meaning of the text in the deep structure and constitute the contents of the text will be investigated in terms of consistency. How textual linguistic coherence and consistency are realized in the text in the short story “Sinağrit Baba” will be evaluated with examples from the story
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2013Kriminoloji teorileri ile Beyoğlu Rapsodisi'ne dokunuş
Demir, Murat Cem
Bu çalışmada, suç sosyolojine ait üç kuramın temel varsayımları dikkate alınarak, çağdaş Türk Edebiyatının başarılı yazarlarından Ahmet Ümitin Beyoğlu Rapsodisi adlı kitabı incelenecektir. Burada kitabın edebi bir eleştirisi yapılmayacaktır daha doğrusu bir eleştiriye gidilmeyecektir. Amaçlanan, metnin içinde bulundurduğu zengin materyalin, kuramlarca didiklenmesi, kuramlara referans oluşturmasıdır. Aslında, metinde anlatılanların, sahanın temsili olarak düşünülmesi ve kuramlarla açıklanmaya çalışılması, bir biçimde kurgu ile gerçekliğin özdeşleştirmesidir. Sıkıntıları içinde barındıran bu süreç, sosyal düzensizlik, anomi ve gelişimsel kriminolojinin kavramları ile aydınlatılmaya çalışılacak, kitaptaki olaylar bu kuramlarla anlamlandırılacaktır. Bu kuramlardan ilki, toplumsal düzensizlik adıyla anılır.Bu kuram, şehri bir ekosistem olarak düşünüp, Darwinin, vahşi yaşam nosyonunu kentintoplumsal örüntüsünü açıklamakta kullanmıştır. Göç, yoksulluk, marjinalleşme ve suç, şehir yaşamının fenomenleridir. Beyoğlu çevresi ve orada yaşanılanlar bu kuramın kavram setleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. İkinci kuramımız ise gelişimsel kriminoloji teorisidir. Bu kuram failin yaşam pratiği ile suça bulaşma anı arasında dönemsel bir ilişki olduğunu iddia eder. Yaş değişkeni ile suç ve suç türleri arasında kurulan bu ilişki, romana uyarlanarak, cinayet faillerinden birisinin yaşam kesiti anlaşılmaya çalışılmıştır. Son olarak ise suç ve sapmayı açıklamada anomi teorisine başvurduk. Anomi teorisi engellenme, gerilim ve baskı sonucu, bireylerin hedeflerine ulaşmada nasıl suç ve sapmaya meylettiklerini anlamaya çalışır. Bu kuramı, kurgunun iki farklı kişiliğini resmetmek için kullandık.
- MakaleYalnız künye2013Toplumun kadın şaire bakışı
Yesilyurt, Turkan
Türk ve dünya şiirinde kadın şairler dünden bugüne süren edebiyat yolculuklarında farklı engellerle karşılaşmışlardır. Kadınlara dolayısıyla kadın şairlere üniversitelerin kapıları uzun süre açılmamıştır. Virginia Woolf, kadınların üniversite eğitimi görememelerini eleştirir. İnas Darülfünûnunun (Kadınlar Üniversitesi) ilk mezunlarından birisi olan kadın şairlerimizden Şükûfe Nihal da evliliğin devamına engel teşkil ettiği gerekçesiyle Darülfünuna kaydı yapılmadığından ilk eşinden ayrılmıştır. Üst sınıfa mensup Şükûfe Nihali n tersine yoksul bir evde doğan Yaşar Nezihe ise eğitim hayatını ancak bir yıl sürdürebilmiştir. Okul çağına geldiğinde okumasına izin vermeyen babasından gizli olarak okula devam etmiş; ancak bu durumu öğrenen babası kendisini evden kovmuştur. Ahmet Rasim okuyan kadınlara, toplumda, şüpheyle bakıldığını ifade eder. Kuşkusuz okuma-yazması istenmeyen kadınların şiir yazması hiç hoş görülmeyecektir. Trabzonlu Şair Fıtnat Hanımın ilk eşinin kendisini şiir yazmayı yasakladığından yakınır. Leylâ Hanımın şair Feride Hanımla ilgili bir hatırası şiir ve edebiyatla ilgili kadınları yalnız bazı erkekler değil aynı zamanda bazı kadınlar da yadırgadığını gösteren örneklerden biridir. Ne okuması ne de yazması tercih edilen kadınlar aşkı yazmaya kalkınca tehlikeli bir alana girmiş olacaklardır. Gerçekten de aşk konusunda yazan kadın şairler; aile, akraba ve edebiyat çevrelerinin tepkilerine maruz kalmışlardır. Aile ve edebiyat çevrelerinin kadın üzerinde oluşturduğu baskı sebebiyle kadınlar aşk üzerine yazarken dış sansürden daha önce oto sansürleriyle baş etmek zorunda kalmışlardır. Trabzonlu Fıtnat Hanım, şair kadınların aşklarını söylemekten çekindiklerini ifade eder. Kamuoyunun tesirini acı bir biçimde yaşayan şairlerden biri de İranlı şair Furûğ Ferruhzadtır. Bir şiiri yüzünden çıkan dedikodu nedeniyle babaevini terk etmek zorunda kalmıştır. Necati Bey, kendisine nazire yazan Mihri Hatunu edepsizlikle itham etmiştir. Gerçekten de kadın şairler daha baştan erkek edebiyatçılar tarafından görülmek istenmez. Ahmet Rasim de Mihrünnisa Hanımın bir şiirini okuduğunda bu şiiri bir kadının yazmış olabileceğini kabul etmek istemediğini itiraf eder. Ellen Moers edebî hayatın alışverişlerinin edebiyatı nasıl beslediğini, bu alışverişin dışında bırakılan İngiliz ve Amerikan kadın edebiyatçıların nasıl acı çektiklerini dile getirir. İngiltere ve ABDnin tersine XVII. yüzyıla kadar Fransada kadın edebiyat ve toplum yaşamında bir geleneğe yaslanmıştır. Buna rağmen Moliere de Gülünç Kibarlar adlı eserinde bir kadın edebiyat çevresini yergi konusu yapmıştır. Bütün engellere rağmen yazmaktan vazgeçmeyen kadın şairlerin çoğu ise hak ettikleri ilgiyi görememiş; gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Şair Şeref Hanım kadın şairlere yapılan haksızlığı şiirlerinde gözler önüne sermiştir. Aslında sorun kadın ya da erkek değil, şair olmak merkezinde toplanmalıdır. Kuşkusuz bütün ayrımcı yaklaşımlara karşı durmak gerekir. Ancak, kadınların başka alanlarda olduğu gibi şiir dünyasında da açık veya gizli bir biçimde engellendiği tarihsel bir gerçektir.
- Derleme MakaleYalnız künye2012Asaf Hâlet Çelebi'nin ayna şiirinde geleneğin izleri
Uz, Özkan
Bu yazıda, çağdaş Türk şiirinin önemli isimlerinden Asaf Hâlet Çelebinin hayatı, sanatı ve şiiri hakkındaki düşünceleri derlenerek, Ayna şiirinde geleneğin yansıması ve kullanımının tespiti amaçlanmıştır. Asaf Hâletin şiirlerinde, mistisizm ve masal dünyası en fazla işlenen temalardandır. Ayna şiiri de bu konular bağlamında incelenip, yorumlanarak araştırmacıların ilgisine sunulmuştur.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2012"Konuşma" adlı küçürek öyküde kendilik sorunsalları
Akar, Yeliz
Küçürek öykü, gözlemlenebilen şey'in insan ruhunda ve bilincinde içselleşen izdüşümleri sonrası yazınsallaşır. Sınırlı sayıda sözle düşünsel söylemleri aktaran küçürek öykü, insana ait değer dünyasının metinleşmesidir. Bu metinleri varoluşçu söylemle örüntüleyen Ferit Edgü, küçürek öykülerinde kendilik değerleriyle iletişime geçen insanın yaşadığı süreçlere gönderme yapar. Ferit Edgü anlatıları arasında önemli bir yere sahip olan küçürek öykü, az sayıda sözcükle toplumsal metinleşmenin bir göstergesi olan "Konuşma" adlı küçürek öykü, kendilik değerleri yok olan bir insanın tükenişini imler. Öyküde varoluşsal bir sorgulamanın eşiğinde kalan insanın trajik sürecine yer verilir. Yaşam sürecindeki sorgulamalarıyla varlık sancısı yaşayan anlatı kişisi, kendi yaralarına sıkışarak içindeki yaşatıcı özü tamamıyla yok eder ve kendilik sorunsalı yaşar. Güçlü kendilik sorunsallarıyla yaşatıcı açılımlarını kaybeden anlatı kişisi, kendilik değerlerini çürütür. Bu sorunsallarla yaşam sürecinde yaşam refleksini yitiren anlatı kişisinin yaşadığı ruhsal ve bilinçsel yıkımı gösteren küçürek öykü, kendilik değerlerini yokluğa götüren süreçlere de gönderme yapar. Öyküde iki anlatı kişisine yer verilir. Birinci anlatı kişisi, öykünün birinci öznesidir ve yaralarıyla yaşamının soğuduğunu düşünür. İkinci anlatı kişisi ise, birinci anlatı kişisinin söylemlerini belirginleştirme amaçlı öyküde yer edinen yardımcı öznedir. Birinci özne ve ikinci özne arasındaki söylemler, birinci öznenin içinde bulunduğu ruh halini imler. Çalışmanın temel izleğini veren "Konuşma" adlı küçürek öyküde, kendilik sorunsallarının girdabında yaşamı soğuyan bir insanın söylemlerine yer verilir.
- Derleme MakaleYalnız künye2012Latîfî Tezkiresi’nde seciler ve tümce özellikleri
Tosun, İbrahim
Şair tezkireleri, Osmanlı Edebiyatında XVI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar kaleme alınan, biyografi ve antolojilerdir. XVI. yüzyılda yazılmış olan Latîfî Tezkiresi bu türün Anadolu’daki ikinci ve en önemli örneğidir. Tezkiresinde her şaire sanatına ve yeteneğine göre yer ayıran Latîfî, diğer tezkirecilere göre daha sade bir dil kullanmış, seci’lere oldukça fazla yer vermiştir. Seci, üslûbu belirleyen bir özellik olarak, tümceyi bitiren yüklemlerde (eylem tümcelerinde), genellikle Türkçe sözcükler arasındadır. Bu durumdaki tümce sonu secilerinin bir bakıma nokta yerine de kullanıldığı görülmektedir. Secilerin kullanımı Latîfî’nin ele aldığı kişiler bakımından eşit dağılımlar göstermemekte, Zâtî ile ilgili kısımda 22 seci bulunduğu halde; Sinan Paşa’nın anlatıldığı metinde sadece 7 seciye rastlanmaktadır. Anlatımında genellikle karmaşık, sıralı, birleşik tümceleri tercih eden Latîfî, söylemek istediklerini doğru tasarlayıp planlayarak, sağlam bir kompozisyon içinde, eksiksiz vermeye özen göstermiş, devrik yapılı tümceler kullanmamıştır. Bütün tümcelerinin kurallı olması ve söylenmek isteneni net olarak ifade etmesi onun, titiz, planlı ve sağlam üslûbunun bir sonucudur.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2011Alienation and problems of identity in Fakir Baykurt’s novels
Akar, Yeliz
Alienation which ends the meaning and value of being oneself in the existential process causes the loss of thinking abilities of individuals and fragmentation of consciousness. An individual who lost his self value cannot comprehend that loss of these values is a deficiency. In a way an individual who keeps on living with others‟ assumptions, leave his belonging to life and himself completely into nothingness in alienation process. As alienation leads to a psychological conflict among all his experiences, it points to an extinction of everything that belongs to an individual and a serious identity problem. Fakir Baykurt, who is one of the significant writers of social reality, deals with the alienation and identity problem in his novels both socially and psychologically. Baykurt‟s characters who suffer from solitude, communicative deficiency, despair and loss of trust annihilate their perception of awareness by being unable to pass into alertness from somnolence and they lose their own voices, losing all of their worries.
AtıfTR Dizin2
İncele



