Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ4
    Erken Eosen yaşlı adakitik andezitler (Gümüşhane, KD Türkiye) içerisindeki mikrogranüler anklavların jeokimyasal karakteristikleri

    Çimen, Okay; Gücer, Mehmet Ali; Güner, Abdulkadir Murat

    Doğu Sakarya Zonu’ndaki (KD Türkiye) erken Senozoyik magmatizması, bölgesel tektonomagmatik gelişime dair önemli veriler sağlamaktadır. Bölgede, adakit veya adakitik intrüzif/ekstrüzif kayaçlar Geç Paleosen’den Pliyo-Kuvaterner döneme kadar yaygın olarak gözlenmektedir. Çalışma alanında, Erken Eosen adakitik andezitler, genellikle 10 km2’den küçük mostralar halinde gözlenmektedir. Adakitik bileşimli bu andezitler bol miktarda mikrogranüler anklav içermekte olup bu çalışmada petrografik/jeokimyasal özellikleri ve ana kayaç ile olan petrolojik ilişkileri irdelenmiştir. Ana kayaca kıyasla nispeten bazik bileşimli anklavlar, küreselden elipsoidala kadar değişen şekillerde ve birkaç cm ile 20 cm arasında değişen boyutlarda gözlenmektedir. Anklavlar mikrolitik yer yer porfirik dokulu olup başlıca plajiyoklas, hornblend, klinopiroksen, ortoklas ve opak minerallerden meydana gelmektedir. Gerek petrografik gerekse petrokimyasal özellikleri anklavların bazaltik andezit türünde olduğunu ve sub-alkalin bir magmadan türemiş olabileceğini göstermektedir. Ana ve iz element değişimleri, gelişimlerinde fraksiyonel kristallenmenin etkili olduğunu ve plajiyoklas, piroksen, hornblend, magnetit ve apatit ayrımlaşmasının büyük ölçüde rol oynadığını göstermiştir. Anklav ve ana kayaçların benzer iz element davranışları felsik ve mafik magmaların karışması esnasındaki etkileşim süreçlerini işaret edebilir. NTE dağılımları ise gelişimlerinde hornblend fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığını, buna karşılık plajiyoklas ayrımlaşmasının etkili olmadığını işaret etmektedir. Petrokimyasal veriler, anklavların ana magmasının, kuzey Neotetis Okyanusu’nun tamamen kapanmasından hemen sonra; genleşmeli tektonik rejimin başlangıç aşamalarında, amfibol-eklojit fasiyesi koşullarında okyanusal bazaltların kısmi erimesi ile üretildiğini göstermektedir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Application of a new dynamic analysis method to pid controlled speed governors in hydroelectric power plants

    Işık, Erdem; Kahraman, Gökhan

    Hydroelectric power plants are environmental-friendly as they are renewable energy sources and make great contributions to the economies. In addition, they are in the state of insurance of the electricity network, since they can respond to the power demands of the electricity network in a very short time. In this study, the effect of the speed governors dispense valve has been added to the classical control mechanism in order to accurately predict the reaction of hydroelectric power plants to the load requirement of the electrical network. As a result of the dynamic analysis, the data obtained in the simulation environment have been compared with the responses of the real hydraulic turbine. The results show that when the dynamic analysis of the speed governor dispense valve is added to the classical control mechanism, the power response behavior in the simulation environment becomes closer to the real hydraulic turbine behavior. These results will assist speed governor designers in predicting real-like behavior in hydroelectric power plants.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2023
    Kovacık, Emerdin ve Dumanlı Dağları’ında (Batı Toroslar) Geç Pleyistosen Buzullaşmaları

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Keserci, Ferhat

    Anadolu’nun farklı bölgelerindeki yüksek dağ kütleleri Kuvaterner buzullaşmalarının etkisinde kalmış ve gelişen buzulların bazıları günümüze kadar ulaşmış, iklim değişikliği etkisiyle ortadan kalkan buzulların oluşturduğu yer şekilleri ise çoğu sahada korunmuştur. Türkiye’de literatürde henüz yer almamış farklı büyüklükte buzul sahalarının varlığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konmaktadır. Bu çalışma da yeni buzullaşma sahalarının varlığını ortaya koyan bir yaklaşıma sahip olup, Batı Toroslarda yer alan ve Antalya Körfezinin kuzeyinde bulunan Kovacık Dağı (2288 m), Emerdin Dağı (2405 m) ve Dumanlı Dağı (2311 m) üzerinde oluşan buzullaşmaları konu etmektedir. Bu kapsamda, Kovacık, Emerdin ve Dumanlı Dağlarında Geç Kuvaterner buzullaşmalarının sonucu olarak ortaya çıkan başta sirk ve moren sırtları olmak üzere buzul morfolojisine ait izler topografya haritaları, insansız hava araçları ve detaylı arazi çalışmaları ile haritalanmış, hassas veriler üzerinde geçmişe ait buzul rekonstrüksiyonları ve kalıcı kar sınırı hesaplamaları yapılarak buzulların ulaşmış olduğu seviyeler ve buzullara ait özelliklerin ortaya konması amaçlanmıştır. Buradaki buzullaşmalar sirk buzullaşmaları tarzında olup, daha çok kuzeye bakan ve yarılmanın fazla olduğu yüksek yamaçlarda gelişmiştir. Kovacık Dağında 2, Emerdin Dağında 3 ve Dumanlı Dağında 2 olmak üzere toplam 7 sirk ve bu sirklerin önünde yer alan moren sırtlarından oluşan sınırlı buzullaşma izleri bulunmaktadır. Üç dağın toplam buzullaşma alanı ~ 2,87 km2 olarak belirlenmiş, kalıcı kar sınırı Kovacık Dağında ~1825 m; Emerdin Dağında ~2055 ve Dumanlı Dağında ~1840 m hesaplanmıştır. Kalıcı kar sınır değerleri Türkiye’de bilinen en alçak kalıcı kar sınırı seviyelerini oluşturmaktadır. Kovacık Dağında buzul uzunluklarının yaklaşık 1500 m’ye kadar ve ortalama kalınlıklarının ~46 m’ye ulaştığı belirlenmiştir. Kovacık 1 (Çeşgar) Sirkinde bulunan buzul ~1640 m seviyesine kadar inmiştir. Emerdin Dağı ise buzulların ortalama kalınlıklarının ~50 m’ye ulaştığı, Kızılsırt Sirkinden çıkan buzul dilinin ~1760 m seviyesine kadar indiği belirlenmiştir. Dumanlı Dağında ise buzulların, ortalama kalınlıklarının ~35 m’ye ulaştığı ve Dumanlı 1 Sirkinden çıkan buzul dilinin ~1600 m seviyesine kadar indiği anlaşılmıştır.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Rüzgâr Enerji Santrali (RES) Yer Seçimi için BWM-CBS Tabanlı Bir Yaklaşım: Tunceli Örneği

    Konurhan, Zekeriya; Başaran, Erkin

    Günümüz dünyasında fosil yakıtların yerine alternatif bir enerji kaynak arayışı oldukça popüler bir yaklaşımdır. Güneş panelleri ve rüzgâr enerjisi santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları fosil yakıtların alternatifleri arasındadır. Rüzgâr enerjisi santralleri hem denizde hem de karada olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde aktif olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de de RES’ler özellikle 2000’lerin başından itibaren kullanılmaya başlamıştır. Türkiye’deki RES’ler daha çok Ege ve Marmara Bölgesinde yer almaktadır. Çalışma alanı olan Tunceli’de ise herhangi bir RES bulunmamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı Tunceli için uygun RES alanlarını önermektir. Bu kapsamda Best-Worst yöntemi (BWM) CBS’ye entegre edilerek kullanılmıştır. BWM yöntemi ikili karşılaştırmaya dayanan Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemidir. Çalışmada BWM modeli kullanılarak “topografya”, “sosyo-ekonomik”, “teknik” ve “lokasyon” olmak üzere dört ana kriter altında 16 kriter belirlenmiştir. Her bir kriter farklı disiplinlerden uzmanlar tarafından anket olarak değerlendirilmiş ve uygun yer seçimi için kullanılmıştır. 16 kriter için ayrı ayrı haritalar oluşturulmuş, kriterlerin açıklamaları yapılmış ve bu haritalar sonuç haritasında kullanılmıştır. BWM modeli kullanılarak tespit edilen kriter ağırlıkları CBS’ye entegre edilerek Tunceli için uygun RES kurulum alanları belirlenmiştir. Buna göre, Tunceli’nin güneydoğusunda yer alan Pertek ve Mazgirt çevresi ile Pülümür’ün kuzeyi ve Çemişgezek’in çevresinde fiziki coğrafya açısından uygun şartları sağlayan bazı alanlar RES kurulumuna elverişlidir.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfOpenAlex5TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Kentsel Trafik Tahminine Yönelik Derin Öğrenme Tabanlı Verimli Bir Hibrit Model

    Utku, Anıl

    Trafik yoğunluğu problemi, kentsel hayatın en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Trafik yoğunluğu sebebiyle harcanan zaman ve yakıt, araç kullanıcıları ve ülkeler için önemli bir kayıptır. Trafikte geçen zamanı azaltmak amacı ile geliştirilen uygulamalar, uzun vadeli trafik yoğunluğu hakkında başarılı tahminlerde bulunamamaktadır. Kameralar, sensörler ve mobil cihazlar üzerinden elde edilen trafik verileri, trafik yönetimi sorununu çözebilmek amacıyla yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını ön plana çıkarmaktadır. Bu çalışmada, trafik yoğunluk tahminine yönelik Convolutional Neural Network (CNN) ve Recurrent Neural Network (RNN) modelleri kullanılarak hibrit bir tahmin modeli geliştirilmiştir. Çalışmada, CNN ve RNN'in öne çıkan özelliklerinden faydalanmak amaçlanmıştır. CNN, özellik çıkarma aşamasında, RNN ise sıralı zaman serisi verileri üzerinde öğrenme ve tahmin için etkili bir modeldir. Bu yöntemler hibrit bir şekilde kullanılarak tahmin doğruluğunun arttırılması amaçlanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sunulan saatlik trafik yoğunluğu veri seti kullanılmıştır. Kullanılan veriseti 2321 farklı nokta için 2020 Ocak ile 2020 Aralık tarihleri arasındaki trafik yoğunluk bilgisini içermektedir. Geçen araç sayısı, Bağcılar Avrupa Otoyolu kavşağında daha yüksek olduğu için bu konum deneysel çalışmalarda kullanılmıştır. Seçilen konum için 9379 satır araç bilgisi bulunmaktadır. Geliştirilen hibrit model Linear Regression (LR), Random Forest (RF), Support Vector Machine (SVM), Multilayer Perceptron (MLP), CNN, RNN ve Long-Short Term Memory (LSTM) ile İstanbul’un 2020 yılına ait trafik verileri kullanılarak test edilmiştir. Deneysel sonuçlar, önerilen hibrit modelin karşılaştırılan modellere göre daha başarılı sonuçlara sahip olduğunu göstermiştir. Önerilen model kavşaktan geçen araç sayısı tahmininde 0,929 R2 değerine, kavşaktan geçen araçların ortalama hızlarının tahmininde ise 0,934 R-Squared (R2) değerine sahip olmuştur.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Geyik Dağı güncel buzulları ve morfometrik özellikleri

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Bozdoğan, Mahsum; Keserci, Ferhat; Güngör, Gülan

    Geyik Dağları, Geç Kuvaterner boyunca yoğun ve tekrarlanan buzullaşmalara maruz kalmıştır. Güncel bir buzulun varlığı bölgede yapılan daha önceki çalışmalarda doğrulanmamış veya tespit edilememiştir. Bölgede yerel gezgin olan Hasan Hüseyin Kahrıman’nın 27 Ekim 2023 tarihinde buzul varlığını sosyal medya aracılığı ile aktarması üzerine buzulları tanımlamak ve yerlerini belir- lemek için uzaktan algılama yöntemleri kullanılmış ve Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. Belirlenen yayılış alanları üze- rinden buzul modellemesi, ELA (Equilibrium Line Al titude) hesaplama araçları, bakı ve eğim in- tersect (kesiştirme) analizleri ile sirk morfometrisi yöntemleri kullanılarak buzulların ve içerisinde yer aldıkları sirkler ile yakın çevresinin özellikleri nicel verilerle ortaya konulmuştur. Buzul model- lemesi neticesinde Geyik Orta Buzulu’nun toplam 6000 (±300) m2, Doğu Buzulu’nun 2030 (±100) m2 toplamda ise Geyik Dağı’ndaki buzulların 8030 (±480) m2 alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Buzulların ortalama olarak uzunlukları 98 m (metre), ELA değeri ise 2619 m olarak hesaplanmıştır. Buzulların 12-30 ̊ eğim değerleri arasında ve tamamen kuzey bakılı alanlarda bulundukları tespit edilmiştir. Buzullar ve sirklerin morfolojik özellikleri, yüksek rakım, bakı özellikleri ve yüksek kar birikimi Geyik Dağı’ndaki buzulların bu kesimlerde korunmasına pozitif olarak etki etmiştir. Bu- zullar üzerinde yapılan karşılaştırmalı uydu görüntülerinde 06.09.2010 tarihinden günümüze kadar buzulların alansal olarak %50’sinden fazlasının eridiği ve önümüzdeki yıllarda etkisini giderek arttı- ran küresel ısınma ile beraber 5 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.

    AtıfOpenAlex11TR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    The Relationship of the Hot and Mineral Springs in Munzur and Pülümür Valleys (Tunceli) with the Tectonic Structures of the Region and their Hydrogeochemical Properties

    Sançar, Taylan; Önal, Ayten Öztüfekçi

    The N-S flowing Munzur and Pülümür Rivers, which have the largest drainage areas in Tunceli Province, merge in the city center, and continue as a single river towards the south. In the southern area, there are smaller drainage areas such as Dinar and Rabat. In this study, the hydrogeochemical properties of the hot and mineral springs located in the mentioned drainage areas and the relationship of these springs with the faults in the region were investigated. The most important structural element controlling the reaching of hot and mineral springs to the surface is the primary and secondary deformation structures of the right lateral strike-slip Nazımiye Fault Zone. PermoCarboniferous aged impermeable schists form the basement rocks in the area hydrogeologically. Permian aged marble and crystallized limestones are the reservoir rocks of the hot and mineral waters which are outcropped in the drainage areas of Munzur and Pülümür Rivers. The presence of Eocene-Miocene aged semi-permeable flysch and permeable limestones cover rocks in this recharge area of the reservoir rocks indicates that the system is open. The pH and electrical conductivity of the hot and mineral waters in the system change between 5.96-6.80 and 2231-2930 μS/cm, respectively. Temperature of these waters varies between 35 to 20°C when they reach up to the surface. The total amount of dissolved solids ranges from 1300 to 1600 mg /L. The most abundant cation present in the waters is Ca+2; the most abundant anion is HCO3-. The Na-K-Mg geothermometer results of the hot and mineral waters correspond to the immature waters where the water-rock relationship is not an equilibrium. The pH and electrical conductivity of the cold waters are between 6.66 to 7.28 and 471 to 891 μS/cm, respectively. All waters examined here are of the Ca-Mg HCO3 type

    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    JEOMORFOTURİZM POTANSİYELİ BAKIMINDAN EMECİK KANYONU - ŞELALESİ(Çameli, Denizli)

    Canpolat, Ergin; Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    Yeryüzünün biçimlenme süreçlerine ait izler taşıyan jeomorfolojik şekiller, az bulunur veya özel birtakım niteliklere sahip olabilirler. Bu tip yeryüzü şekillerini görmek veya bu şekillerin oluşturduğu ortamın içerisinde bulunmak, turizmde son yıllarda giderek daha fazla önem taşıyan bir rekreasyon tipi olmaktadır. Jeomorfolojik turizm veya jeomorfoturizm diyebileceğimiz bu turizm formatı açısından özelliklerini irdelediğimiz Emecik Kanyonu, Denizli’nin Çameli ilçesi Emecik Köyü kuzeyinde yer alır. Kanyon, çoğunluğunu Pliosen konglomeralarının oluşturduğu litolojik birimler içerisinde açılmış, dik yamaçlı ve yer yer 2-3 metrelere kadar daralır. Kanyon içerisinde şelale ve dev kazanı yer alır. Kanyon, bu nitelikleri ile halihazırda günübirlikçiler ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Emecik Kanyonu’nun jeomorfoturizm potansiyelinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada, kanyona ait jeomorfolojik özellikler, kanyonun bilimsel, manzara ve estetik değeri, tarihi ve kültürel değeri, ekonomik / turizm değeri, tehlike ve riskler gibi açılardan değerlendirilmiştir. Kanyonun güncel olarak gördüğü ilginin tespiti amacıyla sosyal medya mecralarında araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışma ve değerlendirmeler sonucunda; Emecik Kanyonu’nun jeomorfolojik niteliklerinin bilimsel ve eğitsel açıdan özgün değerler taşıdığı, jeomorfolojik koşulların kanyon yamaçları ve tabanında kendine özgü ekosistem oluşturduğu, kanyona olan ilginin giderek arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kanyon içerisinde değişik noktalardaki görsel ve estetik unsurlara ek olarak; yörede kendine özgü mimarileri ile dikkati çeken köprülerin, mağara ve inlere atfen ifade edilen rivayetlerin kattığı kültürel özelliklerin turizm potansiyelinin artmasındaki diğer özellikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bilgi ve değerlendirmeler ile kanyon içerisinde, özellikleri ile ön plana çıkan bazı öğeler jeosit veya jeomorfosit olarak işaretlenmiştir. Uzun ve kısa olmak üzere iki adet yürüyüş parkuru önerilmiştir. Kanyonun ve yakın çevresinin sürdürülebilir bir turizm kaynağı olması için başta yöre halkının bilgilendirilmesi gerektiği, mevcut turizm potansiyeli ve artabilecek ilgi göz önünde bulundurularak, turistlerin birtakım ihtiyaçlarını karşılayacakları ortamların oluşturulması, bilgilendirme ve yönlendirme uyarı ve işaretlemelerin yapılması gerektiği önerilmiştir. Kanyonda özellikle kaya düşmeleri, ani gelişebilecek sel ve taşkınlar gibi tehlike ve riskler için önlem ve uyarı mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği öneriler arasındadır.

    AtıfOpenAlex16TR Dizin12
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Morphometric characteristics of the glacial cirques in the Teke Peninsula, Southwestern Anatolia

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    The morphometric characteristics of the 31 glacial cirques found on Mount Sandıras, Mount Kara-dağ, Mount Akdağ and the Beydağları mountains on the Teke Peninsula are examined in terms ofto their sizes, altitudes, aspects and slope along with their location according to glacial valleys andtheir grade (developmental stages) in the context of morphometric parameters. The cirques formedat various altitudes depending on the equilibrium line altitude (ELA) of each mountain during theglaciation. They evolved in accordance with the preglacial topography, elevation and shadow effectand acquired different dimensions. Approximately 80% of the cirques formed in the N, NE and NWdirections, where there was less exposure to solar radiation and shadow effects."Cirques in the re -gion have an average floor elevation of 2450 m and they could develop at lower elevations in thenorth-facing slopes (e.g.,~1950 m)". Average values of ~ 650 m in length, ~ 500 m in width and ~0,30 km² in area are derived from the morphometric measurements of the cirques. It was seen thatthe length of the cirques was slightly longer than the width. However, the high circularity ratiomeans that the cirques are mainly round and similar to a circular shape. Cirques have been classifiedaccording to their position in glacial valleys, such as at the head of a glacial valley, on the slopes ofa glacial valley and isolated area from the glacial valleys and according to their form in plan suchas cirque troughs, simple, staircase and compound cirques. 24 of the cirques are in the 2nd and3rd grade of development, indicating intermediate growth. The development of the cirques in eachmountain has been different, and the cirques in Akdağ have been more evolved and have more cir-ques than those of the other mountains. The shadow effect and altitude on the development of thecirques were largely determinant, however the climatic conditions, in particular the amount of pre-cipitation, had a significant influence on the extent of the glaciation and the growth of the cirques.

    AtıfOpenAlex11TR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    Hydrogeochemical Properties of Hot and Cold Waters in Tunceli-Pertek Geothermal Area

    Önal, Ayten Öztüfekçi; Akkuş, Aysun

    The Pertek geothermal area is located near the Singec valley to the southwest of Tunceli and this field has not been previously studied in terms of hydrogeology and geothermal. The dominant rock type in the area is the Permian-Triassic aged Keban Metamorphites which are be limestone and marble. The younger magmatic and sedimentary units (Upper Cretaceous-Pertek Magmatites, Middle Eocene-Upper Oligocene-Kırkgeçit Formation, Upper Miocene-Pliocene-Karabakır Formation and Quaternary-alluvium) have contact with these metamorphics. In addition to the tectonic activity of the region, the dominant lithology of Keban metamorphites (limestone and marble), intra-unit thrust faults and normal faults, shear fractures and cracks increased the porosity and permeability of Keban metamorphics. Therefore, the most important aquifer in the region is the Keban metamorphites and these metamorphites are also the reservoir rock of the hot water in the Pertek geothermal area. The area of feeding of the groundwater in the reservoir rock is located in the north of the Singec valley and the discharge area is in the south of this valley. The feeding field of this reservoir rock is to the north of the Singec valley and the discharge area to the south of this valley. The Pertek geothermal system is an open system, since only limited areas contain semi-permeable sedimentary (Kırkgeçit Formation) and volcanic cover rocks (Karabakır Formation) in the main feeding field. The pH and electrical conductivity of the thermal waters in the system are between 6,18-7,55 and 816-2330 μS / cm respectively. The surface temperatures range from 25.5 to 38.2 ºC. The pH and electrical conductivity values ​​of cold water are between 7.52-8.31 and 402-472 μS / cm respectively. The most common cation in both hot and cold waters is Ca 2+ and the anion is HCO3-. According to IAH (1979) water classification method, hot and cold water, cold mineral water and stream water are of Ca-Mg-HCO3 type, and the lake waters of Keban dam are Ca-Mg-HCO3-SO4 type. Cold spring water is drinkable, but in hot and cold mineral waters the concentration of elements such as Ca, Mg, K, Mn, As and B is above the drinking water standards. The hot waters are generally saturated with calcite, aragonite, chalcedony, quartz and dolomite minerals. Reservoir temperatures are between 74-105°C according to silica and cation geothermometer calculations. According to the enthalpy-silica mixture model, the reservoir temperature is between 80-225 °C and the ratio of cold water mixture to hot water is between 60-88%. According to the isotope analysis, the cold waters in the Pertek geothermal area are shallow, the hot waters are deeply circulated, meteoric origin and respectively modern and sub-modern waters.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    Investigation of the Frictionless Contact Problem in A Rigidly Supported Homogeneous Layer by Using FEM

    Polat, Alper

    In this study, the continuous contact problem of a homogeneous layer of constant thickness perfectly bonded to a rigidsupport on its bottom surface and loaded a rigid stamp is investigated using the finite element method (FEM). It isassumed that the all contact surfaces are frictionless. The homogenous layer is loaded by rigid circular stamp withexternal load P. Two-dimensional finite element analysis of the problem is performed using ANSYS software. Also,normal stresses and shear stresses are investigated along the depth of the layer for different shear modulus ratios.Besides, contact length and contact stress between rigid block and homogenous layer are determined. The obtainedresults are compared to analytical solution and they are shown in graphs and tables.

  • MakaleAçık Erişim2019
    Doğal afet durumu için cbs tabanlı maksimum kapsama yerleşim modeli: tunceli örneği

    Celik, Erkan; Özceylan, Eren; Mete, Süleyman; Özkan, Barış

    Afet zamanlarında insani lojistik açısından afetzedelerin barınma yerlerine erişimi önemli bir problemdir. İnsani lojistik yönetiminin önündeki en büyük zorluklardan biri de fazla sayıdaki afetzedelerin koordinasyonudur. Özellikle, olay mahallindeki mekânsal verinin eksikliği etkin bir planlamanın önündeki en büyük engellerden biridir. Bu çalışmada, afet zamanlarında kullanılmak üzere potansiyel afetzedelerin ilgili barınaklara atanması için Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) tabanlı bir çözüm yaklaşımı önerilmiştir. Ulaşılan afetzede sayısını maksimize etmek için ArcGIS’in maksimum kapsama yerleşim modeli kullanılmış ve Tunceli ili üzerinde test edilmiştir. Tunceli şehir merkezindeki 2.121 adet binaya 31.076 kişi, nüfus olarak atanmış ve 5 barınma merkezi ile model çalıştırılmıştır. Daha sonra farklı sayıda barınma merkezi ve kapsama alanları altında senaryo analizleri gerçekleştirilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar, önerilen modelin afetzedelerin barınma merkezlerine atanmasında etkin bir araç olduğunu göstermiştir.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2018
    Yapılarda kullanılan malzemelerden yayılan doğal radyasyonun araştırılmasına yönelik çalışmalar

    Askin, Ali; Dal, Murat

    Bu derlemede, çeşitli yapı malzemelerinde var olan 226Ra, 232Th, 40K radyoaktif izotoplarından yayılan gama radyasyonun aktivitesinin ve bu aktivitelere bağlı olan radyum eşdeğer aktivitesi, gama ve alfa indeksi, soğurulan gama doz oranı ile iç ve dış risk indeksleri gibi radyolojik parametrelerinin belirlenmesi amacıyla Türkiye’de ve diğer ülkelerde yapılmış araştırmalar ve sonuçları incelenerek okuyucuların dikkatine sunulmuştur. Yapılan çalışmaların genelinde granit ve kum örneklerindeki doğal radyoaktivite diğer malzemelere oranla daha yüksek bulunmuştur. Aktivitesi yüksek bulunan bazı çimento örneklerinde, yüksek radyoaktivtenin kaynağının çimentoda katkı malzemesi olarak kullanılan kül’den kaynaklandığı belirtilmiştir. Bu konuda yapılan çalışmaların sayıları ve elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, yapı malzemelerinden yayılan doğal radyoaktivitenin belirlenmesinin uzun vadede insan sağlığının korunmasına önemli katkıları olacağı görülmektedir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018
    Dedegöl Dağı’ndaki Glasiyal Sirklerin Morfometrik Özellikleri

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    Türkiye’nin güneybatısında, Batı Toroslar dağ kuşağında yer alan Dedegöl Dağı’nda (2992 m) bulunan 30 glasiyal sirkin morfometrik özelliklerininbelirlenmesinin hedeflendiği bu çalışmada, sirklerin bakı, yükselti, eğim, boyut, şekil özelliklerinin analizi ve gelişim aşamalarına göre sınıflandırılmasımorfometrik parametreler çerçevesinde yapılmıştır. Sirkler temelde, buzul öncesi topografya, yükselti ve bakı etkisine, kısmen de lokal tektonik vejeolojik yapıya bağlı olarak gelişmiş ve farklı özellik kazanmışlardır. Sirklerin dörtte üçüne yakın bölümü (73,3), güneş radyasyonuna daha az maruzkalan K, KD ve KB yönlerde gelişmiştir. Sirklerin ortalama taban yükseltisi 2543 m olup, kuzeye bakan yamaçlarda sirkler daha düşük kotlardagelişme imkanı bulmuşlardır. Sirklerin morfometrik ölçümlerinden, ortalama 600 m uzunluk, 534 m genişlik ve 0,27 km² alan değerleri elde edilmiş,sirk uzunluğunun genişlikten biraz daha fazla olduğu görülmüştür. Buzul vadisi başlangıç noktasında, buzul vadisi yamaçlarında ve buzul vadisindenbağımsız noktalarda gelişim gösteren sirkler; sirk teknesi, basit, basamaklı ve birleşik sirk formunda olmak üzere farklı şekilsel özelliklere sahipolmuşlardır. Sahada iyi gelişmiş 11 sirk mevcutken, diğer 19 sirkin ya iyi gelişmemiş ya da orta derecede gelişmiş oldukları belirlenmiştir.Buzullaşmaların ilk başladığı dönemde, uygun lokalitede bulunan sirklerin pozitif geri besleme ile daha hızlı gelişim göstererek iyi gelişmiş olgunsirklere dönüştüğü değerlendirilmiştir.

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018Scopus SJRQ1
    Doğu Anadolu’daki Geç Miyosen volkanizmasının örneklerinden biri olan Yamadağ Volkanitleri Malatya ili

    GuRBuZ, Meltem; Önal, Ayten Öztüfekçi; Basıbüyük, Zeynel; Akbudak, Ilkay Kaydu; İşler, Fikret

    Yamadağ Volcanics which is one of the examples of the Late Miocene volcanism in Eastern Anatolia covers largeareas within the boundaries of Arguvan county of Malatya. The gemstones, subject of this research range from afew centimeters to about 30-40 cm in size and are formed in the cavities of the basalts beonging to Yamadağvolcanics. These gemstones seem to have formed as veins extending in east-west direction and consist of opal (opal-CT) and chrysocolla. Opal formations have various colours such as white, brown, yellow and greenish, while chrysocolla formations are bluish-greenish in color. both opal and chrysocolla are of massive type and their freshsurfaces display waxy luster. Mineral paragenesis and formation conditions of gemstones and are determined byapplying XRD, SEM, FT-IR techniques. ICP-MS technique is used for the determination of the geochemicalcompositions. The gemological characteristics are identified via cabochon and facet cut techniques by usingdiamond coating blade, sintered diamond abrasive discs and polishing machine. Opals are usually composed oftridymite minerals, also in some cases quartz and cristobalite minerals accompany the tridymite minerals. The EDXmeasurements reveal, enrichment of Fe and Al in opals, and of Cu in chrysocolla. The ICP-MS measurements, in chrysocollas reveal, enrichments in LIL elements such as Ba, Sr and in HFS elements such as U. Consequently,gemological studies show that the chrysocolla and opals in study area, which have waxy luster and massivestructure, are suitable for utilization as a gemstone due to its color, hardness, durability, homogeneous distributionof color and processability

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Karadağ’da Pleyistosen Buzullaşmaları, Batı Toroslar, Türkiye

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan; Sarış, Faize

    Karadağ, Teke Yarımadasında Beydağları, Akdağ ve Sandıras gibi Pleyistosen buzullaşmasına maruz kalmış dağlardan biridir. Karadağ, Fethiye Körfezi'nin hemen kuzeydoğusunda 30 km kuş uçuşu mesafede 2418 m zirveye ulaşır ve 2300 m üzerinde birçok yükseltiye sahiptir. Teke Yarımadasında Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış dağlardan, Sandıras ve Akdağ ile ilgili buzul araştırmalarına ve buzullaşmaların yaşlandırmalarına yönelik çalışmalar varken, Beydağları'nda Pleyistosen buzullaşmalarından sadece çok genel hatları ile bahsedilmiş, Karadağ ile ilgili buzullaşma olgusu bilinmemekte, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Oysaki Karadağ yüksek zirve düzlüklerinin yamaçlarında belirgin sirk ve morenler barındırır. Yapılan arazi çalışmalarında, Karadağ'da iki gelişmiş buzul vadisi, farklı büyüklükte ve yönlerde gelişmiş üç tane sirk ve bunların önlerinde 1800 m seviyelerine inen cephe ve tümseksi (hummocky) morenleri gözlenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de yeni bir buzullaşma sahası tespit edilmiş ve Türkiye Buzullaşma Envanteri'ne katkı yapılmıştır. Yeni buzullaşma alanının jeomorfolojik, klimatolojik özelliklerini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışmada; tektonik, klimatik ve karstik özellikler göz önüne alınarak Karadağ'da Pleyistosen'deki jeomorfolojik gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Arazi çalışmaları, insansız hava aracı ve meteoroloji istasyonlarının verilerinden elde edilen mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak analiz edilmiş, sonuç harita ve çıktılar oluşturulmuştur

    AtıfTR Dizin13
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Kızıldağ’da (Sivas) buzullaşma izleri

    Çılğın, Zeynel; Bayrakdar, Cihan

    A B ST R AC TTürkiye'de Pleyistosen buzullaşmalarına uğramış ancak gerek literatür gerekse de buzullaşma envanterinde yer almayan dağların tespiti son zamanlarda yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri yardımıyla olanaklı hale gelmiştir. Bu çerçevede yapılan tespitlere katkı sunan nitelikte olan buçalışmada, Sivas il sınırları içinde Köse Dağları dağ silsilesi içinde yer alan ve 3025 m yükseltiye sahipKızıldağ'da (Akıncılar ile İmranlı ilçeleri arasında) tarafımızdan bir inceleme yapılmıştır. Kızıldağ'ınbuzullaşma izlerine sahip olduğu önce uydu görüntülerinden belirlenmiş, sonrasında yapılan araziçalışmasıyla yerinde incelenmek suretiyle sahanın buzullaşmalara maruz kaldığı tespit edilmiştir.Bu çalışmaya kadar buzullaşma olgusu bilinmeyen, başka bir deyişle buzullardan bahseden hiçbirçalışma bulunmayan Sivas'taki Kızıldağ'da, kuzeybatı-güneydoğu istikametinde uzanan zirveler hattının kuzeye bakan kesimlerinde belirgin sirk ve morenlerin varlığı buzullaşmaların delilleri olarakkarşımıza çıkmaktadır. Yapılan arazi çalışmaları sonrasında Kızıldağ'da biri uzamış sirk (elongatedcirque) formunda olmak üzere 9 adet farklı büyüklükte sirk ve bunların önlerinde cephe ve yan morenleri (2300 m seviyelerine inen) gözlenmiştir. Kızıldağ'da meydana gelen buzullaşmalar bariz birvadi buzullaşmasından ziyade sirklerle karakterize olan ve Pirene Tipi Buzullaşma tipine dahil edilebilecek bir karaktere sahiptir. Bu çalışma; Kızıldağ'da yer alan Pleyistosen buzullaşmasının uzaktanalgılama yöntemleri ve arazi çalışmaları ile desteklendiği ilk araştırmadır. Arazi çalışmaları, insansızhava aracı, uydu görüntüleri ve altlık haritalardan elde edilen mekânsal veriler CoğraŞ Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak analizlere tabi tutulmuş, sonuçta harita ve çıktılar oluşturulmuştur. Elde edilenveriler ışığında Kızıldağ'da gerçekleşen buzullaşmanın yaklaşık 2,33 km2'lik yüzey alanına sahip olduğu; 2300 m ila 2960 m yükselti aralığında gerçekleştiği ve kalıcı kar sınırının 2655 m olduğu ortayakonmuştur. Kızıldağ'da buzullaşmalarının meydana gelmesinde, sirklerin bulunduğu yükselti ve bakıözelliğinin etkili olduğu ön değerlendirmesinde bulunulmuştur

    AtıfTR Dizin8
    TR Dizinİncele
  • Proje2017
    Malatya Fayı (Malatya-Ovacık Fay Zonu)'nın Jeolojik KaymaHızının ve Eski Deprem Tarihçesinin Araştırılması

    Karabacak, Volkan; Akçar, Naki; Akyüz, Hüsnü Serdar; Önal, Ayten Öztüfekçi; Zabci, Cengiz; Sançar, Taylan

    Avrasya Levhası?na göre, Afrika ve Arabistan Levhaları?nın kuzeye ve Anadolu Bloku?nun batıya doğru olan hareketi Doğu Akdeniz?in karmaşık tektonik yapısının anlaşılmasında anahtar role sahiptir. Anadolu?nun batıya kaçışında ana deformasyon zonları Kuzey ve Doğu Anadolu Fay Zonları (KAFZ ve DAFZ) ile bu sırada Anadolu içerisinde meydana gelen önemli kıta içi deformasyonlar ise KB doğrultulu sağ yanal ve KD doğrultulu sol yanal doğrultu atımlı faylar ile temsil edilir. Daha önceden ileri sürülen hipotezlerin aksine, yakın zamandaki jeolojik, jeodezik çalışmalar ve mikro sismik aktivite Anadolu Bloku içerisindeki deformasyon sürecinin sürekli olduğuna işaret etmektedirler. 240 km uzunluğundaki Malatya Ovacık Fay Zonu (MOFZ), Anadolu Bloku içerisindeki KD doğrultulu sol yanal deformasyon kuşaklarından biridir. Önceki hipotezler MOFZ?nin sürekli bir deformasyon zonu olmadığını ve 3 milyon yıldan bu yana aktivitesini yitirdiğini ileri sürsede, fay üzerinde yapılan jeolojik, jeodezik çalışmalar ve mikro sismik aktivite bu görüşün aksini destekler. Bununla beraber, MOFZ?nin güncel deformasyon özellikleri hakkında az sayıda veri bulunurken paleosismik tarihçesi hakkında veri bulunmaz. TÜBİTAK 114Y580 numaralı proje kapsamında, Malatya Fayı (MF)?nın (a) morfokronoloji temelli kayma hızı, (b) paleosismik tarihçesi ve (c) uzun dönemli kayma hızı üzerine yoğunlaşılmıştır. Kozmojenik 36Cl, 26Al ve 10Be izotopları ile 1.700 m ötelenmiş Tohma Deresi taraçalarının yaşlandırılması, MF?nin son 1,4 milyon yıllık dönemi için ortalama 1,21 mm/yıl kayma hızına ve bölge için 92 ±11 metre/milyon yıl yükselim hızına işaret etmektedir. Kayma hızı değerinin elde edildiği segmentin kuzeyinde yapılan paleosismoloji çalışmalarının ortaya çıkardığı 2275±606 yıllık deprem tekrarlanma aralığı, GPS verilerine göre daha düşük olan kayma hızı değerini desteklemektedir. Malatya Fayı?nın kuzeyinde ölçülen ve en fazla birikimli atım değeri olan 7,3 km, son 1,4 milyon yıllık kayma hızı değerini yansıtan 1,21 mm/yıl ile oranlandığında MF?nin yaşı yaklaşık olarak altı milyon yıl olarak hesaplanır. Ancak morfometrik indis çalışmalarına göre, daha fazla deformasyon olan fayın kuzeyinde, kayma hızının da fazla olduğu düşünüldüğünde hesaplanan bu yaş MF için en yaşlı tarihtir.

  • Proje2015
    Tunceli Civarındaki Tersiyer Volkanizmasının PetrojenikJeodinamik Evrimi Ve Doğu Anadolu Yığışım Karmaşası Üzerindeki Volkanizma İle İlişkisi

    Karaoğlu, Özgür; Önal Öztüfekçi, Ayten; Çapan, M. Ertuğrul; Lustino, Mıchele; Savaşçın, Mehmet Yılmaz; Agostini, Samuele; Boztuğ, Durmuş; Kürüm, Sevcan

    -

  • MakaleYalnız künye2014
    Kuzey Anadolu Fay Zonu, Ilıpınar Segmenti'nin (Karlıova, Bingöl) Paleosismolojisi

    Akyüz, H. Serdar; Sançar, Taylan

    Dünyadaki en aktif deformasyon kuşaklarından olan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) üzerinde son yüzyılda gerçekleşen depremler 1000 kmden fazla yüzey kırığı oluşturmuştur. KAFZnin farklı kesimlerinden elde edilen paleosismik veriler fay zonunun deprem tarihçesi hakkında önemli bilgiler vermiştir. KAFZnin en doğusunda yer alan Ilıpınar Segmentinin son yüzyılda gerçekleşen depremler ile olan ilişkisini ve eski deprem tarihçesini araştırmak amacıyla, Ilıpınar Segmentinin doğu ucunda yer alan Yoncalık havzası üzerinde iki tane paleosismolojik hendek çalışması gerçekleştirilmiştir. Yoncalık-1 hendeğinden elde edilen radyokarbon yaşlandırma sonuçları MÖ 8500-6150 ve MÖ 5960-4300 tarihleri arasında Ilıpınar segmenti üzerinde yüzey kırığı oluşturan iki depremi göstermektedir. Yoncalık-2 hendeğinden elde edilen veriler ise segment üzerinde MÖ 6325 tarihinden önce ve MÖ 6325-2105 tarihleri arasında yüzey kırığı oluşturan depremleri göstermektedir. Bu depremlerin tarih aralıkları geniş olsa da birbirleri ile uyumludur. Yoncalık-2 hendeğinde MÖ 6325 öncesinde olan depremin Yoncalık-1 hendeğinde MÖ 8500-6150 arasında olan deprem ile aynı olduğu düşünülmektedir. Yoncalık-2 hendeğindeki MÖ 6325-2105 tarihleri arasında olmuş depremin ise Yoncalık-1 hendeğindeki MÖ 5960-4300 tarihleri arasında olmuş deprem ile aynı deprem olması yüksek bir olasılık olarak değerlendirilmiştir. KAFZnin en doğu ucunu oluşturan Ilıpınar Segmenti üzerinde yapılan paleosismoloji çalışmalarından edinilen bulgular segmentin deprem üretme davranışının KAFZnin genel karakteri ile uyumlu olmadığını göstermektedir. Bu uyumsuzluğun nedeni Karlıova Üçlü Eklemi civarındaki kompleks fay geometrisi ve buna bağlı olarak biriken yamulmanın bu yapılar tarafından paylaşılması olarak değerlendirilmiştir.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele