Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Bulut, Hasan(15)
- Baskonus, Haci Mehmet(14)
- Celik, Erkan(11)
- Gul, Muhammet(8)
- Sulaiman, Tukur Abdulkadir(7)
- Ince, Muharrem(6)
- Atangana, A(5)
- Aydin, Rahmi(5)
- Baskonus, HM(5)
- Belgacem, FB(5)
- Bulut, H(5)
- Hammouch, Z(5)
- Kutlu, Banu(5)
- Mekkaoui, T(5)
- Paksoy, Mehmet Yavuz(5)
- Tanyol, Mehtap(5)
- Çil, Zeynel Abidin(5)
- Özceylan, Eren(5)
- Alatas, Bilal(4)
- Alataş, Mevlüt(4)
- Baloglu, Ulas Baran(4)
- Demir, Yakup(4)
- Gumus, Alev Taskin(4)
- Ince, Olcay Kaplan(4)
- Kazu, Hilal(4)
- Mete, Süleyman(4)
- Yildirim, Numan(4)
- Akilli, Huseyin(3)
- Batan, Nevzat(3)
- Bayrakdar, Cihan(3)
- Can, Erkan(3)
- Can, Umit(3)
- Dal, Murat(3)
- Demiralp, Demet(3)
- Drobne, S.(3)
- Erguven, Gokhan Onder(3)
- Firat, Erhan(3)
- Goksu, Ali(3)
- Göktaş, Oktay(3)
- Icier, Filiz(3)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2017Çekyat ÜretimindeÖncelikli Hedef Programlama İle Bütünleşik Üretim Planlaması
Yucesan, Melih
Bu çalışmanın amacı, mobilya endüstrisinde çekyat üretimi yapan bir işletmenin bütünleşik üretim planlama faaliyetleri için öncelikli hedef programlama yaklaşımının kullanılabilirliğini göstermektir. Karar verici için iki farklı bütünleşik üretim planı önerisi yapılmıştır. Planlardan biri iki öncelikli hedef programlama modeli kullanılarak yapılan bütünleşik üretim planıdır. Birinci öncelik hedeflenen kar miktarıdır, ikinci öncelik ise hedeflenen üretim miktarı ve hat düzgünleştirmedir. Birinci ve ikinci planda aynı kar miktarı hedeflenmesine rağmen, ikinci planda iş istasyonlarının çalışma süreleri mümkün olduğunca yakın olması istenmiştir. Böylece iş istasyonlarının boşta bekleme süreleri azalacaktır. Yapılan bu çalışma sonucunda üretim planlama ve kontrol faaliyetlerinin işletme verimliliği üzerindeki önemi ortaya koyulmuştur. Önerilen üretim planı modeli esas alınarak gelecek dönemlerde, model üzerinde ürün sayısı, çeşidi ve planlama dönemi sayısı değiştirilerek farklı amaçlar doğrultusunda farklı sonuçlar elde edilebileceği önerilmektedir
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017Tunceli' de 2005-2015 Yılları Arasında Gerçekleşen İntiharlara İlişkin Epidemiyolojik Bir Inceleme
Gökçe, Seher; Güler, Burcu; Karatay, Gülnaz; Günderci, Azad
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tunceli' de 2005-2015 yılları arasında meydana gelmiş olan tamamlanmış intihar ve intihar girişiminde bulunan olgulari bazı özellikler açısından incelemektir. Yöntem: Bu çalışmada 2005-2015 yılları arasında Tunceli' de intihar eden veya intihara teşebbüs eden toplam 435 vakaya ait dosya incelendi. Bulgular: lntihar vakaları en fazla 24 yaş altındaki bireylerde saptandı. İntihar nedenleri değerlendirildiğinde; bilinmeyen nedenleri (%51.5) ailevi sorunlar (%21.1) ve psikiyatrik hastalıklar (%18.2) takip etmiştir. İntihar yöntemleri arasında ilaç intoksikasyonu, kesici/delici alet kullanımı ve ası yöntemleri ilk üç sırayı oluşturmaktaydı. Vakaların %91.3'ü intihar girişimi, %8.7'si tamamlanmış intiharlardan oluşmaktaydı. Erkeklerde tamamlanmış intihar oranının (%17.1), kadınlarda ise intihar girişiminin (%95.6) anlamlı olarak daha fazla görüldüğü bulundu (p<0.05). Ayrıca intihar vakalarının en fazla ilkbahar ve yaz mevsimlerinde ve daha çok kentsel alanda görüldüğü bulundu. Sonuç: Tunceli'de gerçekleşen intihar olaylarının yarısına yakın kısmının nedenleri bilinmemektedir. Genç olmak, erkek cinsiyet, işsizlik, kentsel alanda yaşıyor olmak, ruhsağlığı bozulmuş olmak ve aile içi sorunlar yaşıyor olmak intihar için en önemli risk faktörü olarak saptandı. Tunceli'de intihar olaylarını kapsamlı olarak değerlendiren çalış- maların yapılması ve risk faktörlerine yönelik koruyucu önlemlerin alınması uygun olacaktır.
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2017Türkiye işçi hareketleri tarihinde imalat-ı harbiye işçileri
Zengin, Ersoy
Türkiye'de ilk endüstrileşme devlet eliyle silah sanayisi alanında gerçekleşmiştir. Avrupa'daki gibi sanayi gelişmediğinden işçi sınıfı oluşmamıştır. Ancak 19. Yüzyılın sonlarına doğru sadece emeğiyle geçinen bir emekçi kitlenin oluşmaya başladığı görülmektedir. Avrupa'da gelişen işçi hareketleri İmalat-ı Harbiye/Tophane işçilerini etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nde ilk işçi örgütü Tophane işçileri arasında gizli olarak "Tophane Amele Cemiyeti" adıyla 1894'te kurulmuştur. II. Meşrutiyetle birlikte siyasette sosyalizm temsil edilmeye başladı. Mütareke Dönemi'nde İstanbul'da faaliyet gösteren Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkasında İmalat-ı Harbiye işçileri oldukça faaldiler. Tarihimizde ilk işçi mebus olma unvanını taşıyan Numan Usta İmalat-ı Harbiye işçilerindendi. Anadolu'da gelişmekte olan Halk İştirakiyun ve Türkiye Komünist Fırkası içinde oldukça etkin işçiler bulunmaktaydı. İşçi hareketlerinin hayli arttığı 1920-1922 yılları arasında sosyalist örgütlenme ile Komünist Partisi arasında bir yarış olduğu görülmektedir. Bu makalede Osmanlı Devletinin son dönemi ve Kurtuluş Savaşı yıllarında İmalat-ı Harbiye Fabrikalarında çalışan işçilerin, işçi hareketlerindeki yeri ve faaliyetleri incelenecektir
- MakaleYalnız künye2017Changes in the Quality of Black Mulberry and Blueberry Sherbets
Bozkır, Hamza; Baysal, Taner; Tekgül, Yeliz; Rayman Ergün, Ahsen
This study was evaluated the quality properties of traditional drink sherbets that are prepared from black mulberry and blueberry fruits. After production sherbets were investigated to determine their pH, acidity, °brix and colour values, total sugar, phenolic, anthocyanin and antioxidant contents. Moreover the sherbets stored at 4°C during 2 months and the changes in these quality properties were examined per month. As a result statistically significant changes were observed in the quality properties of these sherbets of black mulberry and blueberry fruits which are known with their rich content of phytochemical compounds. The results show that in blueberry sherbet the degradation of phenolics was faster than black mulberry sherbet. Anthocyanins that are higher in black mulberry sherbets after production were preserved better in blueberry sherbets at the end of 2nd month. L* and a* values decreased for blackberry and blueberry sherbets during storage. b* value decreased from 5.59 to 4.92 for blackberry sherbet while it increased from 0.62 to 0.79 for blueberry sherbet at the end of the storage time.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2017Scopus SJRQ4Sigara Paketleri Üzerindeki Sağlık Uyarılarının Davranışa Etkisinin Değerlendirilmesi: Eğitimsel Bir Yaklaşım
Kazu, Hilal; Demiralp, Demet
Purpose: The research has been designed to determine the level of critical listening proficiency of the teacher candidates. It aims at finding answers to the following questions: (1) What is the level of critical listening proficiency of teacher candidates? (2) Do the teacher candidates’ levels of critical listening proficiency indicate a significant difference in terms of gender, department, or university exam score variables? Research Methods: In this research, the relational screening model, one of the general screening models, has been utilised. Through this model, the pre-service. teachers’ levels of critical listening proficiency are determined, and these levels are described separately in terms of several variables (such as gender, department, university entrance exam score type). An easily accessible sampling model has been used in sample selection. The sample of the study consists of 672 teacher candidates studying as senior students in their own. The research data were obtained by using the Critical Listening Proficiency Scale, prepared by the researchers. Findings: The findings indicated that the teacher candidates generally have a high level of critical listening proficiency. The teacher candidates in the departments of Turkish and Arts Teaching demonstrated much higher levels of critical listening proficiency in terms of ‘attention-preparation’ proficiency than the others. Furthermore, the teacher candidates with the verbal score type displayed higher levels of critical listening proficiency. Implications for Research and Practice: In the light of the results of this paper, the following recommendations can be given; the students studying in the departments focusing on mathematical skills should include more studies designed to improve critical listening proficiency in their undergraduate education. In pre-service trainings, many strategies and techniques should be included to improve the teacher candidates’ proficiency for “Attention-Preparation” in critical listening. Considering the year the pre-service teachers are studying in, their critical listening abilities can be determined and the contributions of undergraduate education in this respect can be studied
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017An Efficiency Evaluation Model for Academic Faculties of a Leading University by Data Envelopment Analysis
Gul, Muhammet; Yucesan, Melih; Duman, Onur
Data envelopment analysis (DEA) is a linear programming based data analytic method for measuring the relative efficiency of organisational units where the presence of multiple inputs and outputs makes comparisons difficult. Academic departments have critical importance for a university so we agree to research and compare about academic faculties in a leading university in Turkey. The aim of the study is to measure the relative efficiency of the academic faculties and determine the efficient/inefficient ones in the studied university. 12 faculties of the university are investigated within the scope of this study. The input variables are considered as total number of academic staff, total number of non-academic staff, number of students and the output variables are as number of publications, number of projects and the percentage of budget used. While results of CCR model show an average of 90.5% relative efficiency value, five faculties are found 100% efficient according to the CCR model. According to BCC model, the results have an average of 93.7% and 6 faculties are 100% efficient. In terms of the potential improvements evaluated for each inefficient faculty, it is seen that faculty of mechanical engineering and faculty of civil engineering are the ones requiring the most improvement. This paper contributes to the literature a lot however it is a new and proper study on efficiency analysis of faculties of a Turkish university. On conclusion of the DEA efficiency scores, the existence of misallocation of resources or/and inefficient applications to the faculties' academic development are uncovered.
- MakaleYalnız künye2017Quercetin'in Koruyucu Etkisinin İncelendiği Ratlarda Alt Ekstremite İskemi-Reperfüzyon Hasarında TAS-TOS Düzeyleri
Akkoyun, Mahire Bayramoğlu; Arihan, Okan; Bengü, Aydın Şükrü; Aydın, Sevinç; Demir, Halit; Birinci, Ceyhun Birinci; Akkoyun, Hurrem Turan; Atçalı, Tuğçe
Objective: It was aimed to determine the protective effectiveness of quercetin in preventing lower extremity ischemia-reperfusion (I/R) injury. Material and Methods: 30 Sprague-Dawley male rats weighing 250-350 g were divided into three groups. Anaesthesia was applied to the first group of rats without ischemia-reperfusion process. To the second group two hours of ischemia and two hours of reperfusion, with the help of left lower extremities tourniquet , were applied. To the third group, 50mg/kg (ip) quercetin application was performed 45 minutes before the ischemia was initiated, two hours of ischemia and two hours of reperfusion application were carried out. At the end of the process, by taking the tissue samples, total antioxidant status (TAS) and total oxidant status (TOS) levels were evaluated. Results:When TAS was evaluated, it was determined that the decrease (p?0.001) occurring in I/R group in comparison with the control group was significant, the decrease (p?0.05) in I/R+Q group in comparison with control group, and again the increase (p?0.001) in I/R+Q group in comparison with I/R group was also significant. When the TOS amounts were evaluated, it was determined that the increase (p?0.001) occurring in I/R group in comparison with control group, the increase in I/R+Q group in comparison with control group (p?0.05), the decrease in I/R+Q group in comparison with I/R group was statistically significant. Conclusion: It has been determined that quercetin has protective effect and decrease the injury occurred in experimental Lower Extremity Ischemia-Reperfusion Injury in Rats.
- MakaleYalnız künye2017Machiavelli’nin politik teorisindeki hümanist ahlak anlayışı
Özel, Murat Eren
Rönesans Felsefesi içerisinde yer alan ve 'insan'ı ya da başka bir ifadeyle 'insansal olan'ı merkeze alan çalışmalara Hümanizm düşüncesi adı verilmektedir. Machiavelli'nin insansal ve tarihsel olandan hareket eden politik öğretisi, İtalya'da başlayan ve bir parçası olduğu Rönesans ve Hümanizm düşüncesinin genel ilke ve eğilimleriyle uyum göstermektedir. Rönesans'ın tüm zenginliğiyle yaşandığı dönemde İtalya'da bulunan Machiavelli'nin, yeni bir çığır açan görüşlerini ortaya koyarken, birey olarak insandan ve onun kendi tutku ve çıkarları peşine koşan bir varlık tanımından hareket etmesi, kendisinin de içinde yer aldığı Hümanizm düşüncesinin, insanın birey olarak kendi yaşamını gerçekleştirme ve geliştirme gücüne sahip olduğu vurgusu ile örtüşüyordu. Machiavelli'nin politik öğretisinde 'erdem' anlayışı önemli bir yer işgal etmektedir ve bu yeni erdem anlayışından hareketle, onun öğretisinde etik bir kısmın varlığından da söz edilebilir. Onun ahlak anlayışı da, aynı politik teorisinde olduğu gibi, yaşadığı dönemin ruhuna uygun bir biçimde insansal olanı merkeze koyan, yani diğer bir ifadeyle, hümanist bir karakter göstermektedir. Machiavelli'nin ahlaka yaklaşımını, 'egemen' ve 'yurttaş'ın sahip olması gereken hümanist nitelikte erdemlerden hareketle düşünmemizin daha doğru bir yaklaşım olacağını söylenebilir. Çünkü Machiavelli politik öğretisinde önemli bir yer ayırdığı erdemler üzerine konuşurken, yönetici ile halkın sahip olması erdemler arasında bir ayrım yapıyor gibi görünmektedir. Bu makalede Machiavelli'nin politik öğretisinde yer alan erdemler öğretisini ve onun ahlak anlayışını ele alacağız
- MakaleYalnız künye2017Uzunçayır Baraj Gölü'nün (Tunceli) Carlson İndeksine Göre Trofik Durumunun Belirlenmesi
Serdar, Osman; Danabaş, Durali; Kutlu, Banu; Aydin, Rahmi
Bu çalışma ile Tunceli ilinde yer alan Uzunçayır Baraj Gölü'nün trofık durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Mayıs 2013- Nisan 2014 tarihleri arasında seçilmiş örnekleme noktasından seki diski, klorofil a, toplam fosfor ve toplam azot değerleri aylık olarak ölçülmüştür. Uzunçayır Baraj Gölü'nün trofik durumunun belirlenmesi için Carlson 'un trofik sınıflandırma indeksleri (TSI) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar göstermiştir ki Uzunçayır Baraj Gölünde seki diski derinliği l,48-ll,04 m, klorofil 0-34,3 ug/L, fosfat 0,06-1,12 ug/Lve toplam azot 0-3,82 ug/L arasında değişim göstermiştir. Seki diski ile klorofil arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur. TNzTP oranına göre fitoplankton gelişiminin azot tarafından sınırladığı tespit edilmiştir. Carlson'in ortalama TSI değerlerine göre ise oligotrofik seviyede olduğu saptanmıştır.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2017Karasu Nehri'ndeki (Erzincan-Erzurum) Squalius cephalus'un (L., 1758) Boy-Ağırlık ve Boy-Boy İlişkileri
Serdar, Osman; Aydin, Rahmi; Ozcan, Ebru Ifakat
Bu çalışmada, Karasu Nehri'nin 15 farklı istasyonundan yakalanan tatlı su kefalinin (Squalius cephalus L., 1758) boyağırlık ve boy-boy ilişkileri belirlenmiştir. Ekim 2014-Eylül 2015 tarihleri arasında fanyalı ağları, uzatma ağları ve elektro şoker ile toplam 254 örnek yakalanmıştır. Boy-ağırlık ilişkileri dişilerde W=0,0069L3'" (R2=0,97), erkeklerde W=0,0061Lm (R2=0,98) ve tüm bireylerde W=0,0063L3'"(R2=0,98) olarak tespit edilmiştir. S. cephalus 'un tüm bireylerinde pozitif allometrik büyüme bulunmuştur. Tüm bireylerde boy-boy ilişkileri TB=O,2423+1,0441 CB; ÇB=0,0398+1,0957SB ve SB=-0,2213+0,8694 TB olarak bulunmuştur.
AtıfTR Dizin7
İncele - MakaleYalnız künye2017Arapçadan türkiye türkçesine geçmiş sözcüklerde görülen ünsüzlerle ilgili ses olayları
Tosun, İbrahim
İnsanın bir yetisi sonucunda birer iletişim aracı olarak ortaya çıkmış diller gelişim tarihleri boyunca sürekli etkileşim içinde olmuşlardır. Boyutları dilden dile farklılıklar gösteren bu etkilenmeler kültürel etkileşimin de bir sonucu olarak genellikle sözcük alış verişi düzeyinde meydana gelmiştir. Kültürel etkileşim yoluyla birçok dilde olduğu gibi Türkiye Türkçesine de, çeşitli dönemlerde, farklı dillerden sözcükler yerleşmiş ve bu ödünç sözcükler zamanla dilimizin söz varlığının bir parçası olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Türkçenin ilk yazılı örneklerinden bugüne, çeşitli dönemlerde farklı dillerden Türkçeye dâhil olmuş alıntı sözcükler, o dönemde geçerli olan Türkçe kurallar doğrultusunda değişmelere uğramıştır. Bu değişmeler genellikle ünlüler ya da ünsüzler düzeyinde meydana gelen fonetik değişmelerdir. Alıntı sözcüklerde görülen fonetik değişmeler aslında her dilin kendi ses dizimsel dinamiklerinin ve kurallarının bir sonucu olarak, çoğunlukla en az çaba yasasının etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Daha kolay söyleme yönünde gelişen bu fonetik değişmeler hem o dilin asıl sözcüklerinde hem de başka dillerden o dile yerleşmiş alıntı sözcüklerde meydana gelmektedir. Dil kurallarının alıntı sözcükleri de kapsayacak şekilde genelleşmesi dillerin alıntı sözcükleri de kendi söz varlığı içine alabilme çabasından kaynaklanmaktadır. Kültürel gelişme ve değişmeler sonucunda dile giren yeni kavramlara her an yeni karşılıklar türetmenin zorluğu, başka dillerden sözcük almayı gerektirmiş ve sözcük alımı daha çok etkilenilen kültürü taşıyan dillerde olmuştur. Bu nedenle de Türkiye Türkçesi, çoğunlukla İslamî değerlerin taşıyıcısı konumunda olan Arapçadan sözcük ödünçlemiştir. X. yüzyılda Arapçadan Türkçeye girmeye başlayan ve XIII. yüzyıldan itibaren de sayısı artarak daha geniş bir kullanım alanı bulan alıntı sözcükler günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu uzun süreçte ana dilin kuralları çerçevesinde değişmelere ve bir ölçüde Türkçeleşme yolunda fonetik farklılaşmalara uğramışlardır. Oğuzcaya dayalı olarak Anadolu'da, XIII. yüzyıldan itibaren gelişen edebî yazı dili bugün yaygın bir biçimde Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırılmaktadır. XV. yüzyılın sonlarından itibaren yerini Osmanlı Türkçesine bırakan bu edebî Türkçe günümüzde Türkiye Türkçesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin resmî dilidir. Türkiye Türkçesi gelişim süreci boyunca bazı dillere sözcük verirken bazı dillerden de çeşitli oranlarda sözcük almıştır. Şu anda dilimizin söz varlığı içinde değerlendirilen ödünç sözcüklerin büyük bir kısmı Arapçadan ödünçlenmiş olanlardır. Bu sözcüklerin çoğunun Türkiye Türkçesinin doğal dil kurallarına ve imlasına uyumlu olarak kullanıldıkları, temel dilin etkisi altında, seslik düzeyde, çeşitli değişmelere uğradıkları görülmektedir. Arapçadan ödünçlenmiş sözcüklerde ünsüzlerle ilgili olarak meydana gelen ses olaylarının büyük bir kısmı Türkiye Türkçesinin kendi iç ve dış dinamiklerine göre açıklanabilmektedir. Türkiye Türkçesinin ünsüz diziminde diğer dillerde olmayan bazı kurallar söz konusudur. Bunlardan en önemlileri ikiz ünsüz kullanılmaması, bulunmaması, sözcüklerin bazı ünsüz çiftleriyle bitmemesi ve bazı ünsüzlerle sözcüklerin başlamamasıdır. Türkçeye özgü bu özelliklerin alıntı sözcüklerde de etkili olduklarını ve bazı fonetik değişmeleri tetiklerini görmek mümkündür. Bu çalışmada dilimize Arapçadan girmiş ödünç sözcüklerin, ünsüz düzeyinde ne tür değişimler geçirdikleri ele alınmış, ünsüzlerle ilgili bu değişmelerin hangi eğilimlerden kaynaklandığı ve genelleşme düzeyleri Türkçe Sözlükten elde edilmiş verilerle ispatlanmaya çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2017Ornithobacterium rhinotracheale ile Enfekte Edilen Broylerlerde Lipid Peroksidasyon ve Bazı Antioksidanlar Üzerine Enrofloksasin ve Kafeik Asit Fenetil Ester'in Etkisi *
Benzer, Fulya; Taşdemir, Bülent; Temizer Ozan, Sema; Kılıç, Ayşe; Erişir, Mine; Simsek, Halil; Güler, Osman
Bu araştırmada 4 haftalık 96 broyler civciv 8 gruba bölündü. I. Kontrol Grubu, II. Antibiyotik Grubu, III. Kafeik asit fenetil ester (KAFE) Grubu, IV. Antibiyotik+KAFE Grubu, V.Ornithobacterium rhinotracheale (ORT) Grubu, VI. ORT+Antibiyotik Grubu, VII. ORT+KAFE Grubu ve VIII. ORT+Antibiyotik+KAFE Grubu. ORT 3263/91 suşunu (serotip A) 3.8x108 CFU/mL içeren inokulum aerosol olarak verildi (Grup V-VIII). Gruplara antibiyotik ve KAFE uygulanmasına ORT verilmesinden sonraki 17. günde aynı zamanda başlatıldı. 6 gün süre ile enrofloksasin (10 mg/kg/gün) içme sularına katıldı (Grup II, IV, VI, VIII), KAFE (10 µmol/kg) i.p olarak uygulandı (Grup III, IV, VII, VIII). ORT enfeksiyonu sonucu akciğer dokusunda malondialdehit (MDA) düzeyi (P<0.01) ve superoksid dismutaz (SOD) aktivitesi (P<0.05), trake dokusunda MDA (P<0.001) ve glutatyon (GSH) (P<0.05) düzeyi ile glutatyon peroksidaz (GSH-Px) (P<0.01) aktivitesi arttı, akciğerde GSH-Px (P<0.001) ve katalaz (KAT) aktiviteleri ise (P<0.05) azaldı. Akciğerde kontrol grubuna antibiyotik ve KAFE tek başına ve birlikte uygulanması MDA düzeyinde istatistiki olarak anlamlı artışa (P<0.05), GSH-Px (P<0.01) ve KAT (P<0.001) aktivitelerinde önemli azalmaya sebep oldu. ORT enfeksiyonu sonucu akciğer dokusunda meydana gelen MDA seviyesindeki artış üzerine antibiyotik ve KAFE tek başına ve birlikte önemli azaltıcı etki gösterdi (P<0.001). Trekada kontrol grubuna tek başına antibiyotik ve Ant+KAFE uygulanması sonucu MDA düzeyinde istatistiki olarak anlamlı artış (P<0.001) saptandı. Enfeksiyon grubunda Ant ve KAFE'nin tek başına ve birlikte verilmesinin artan MDA üzerine önemli bir etkisi bulunmadı. Enrofloksasin ve KAFE enfeksiyon durumunda akciğer oksidatif hasarını önlerken treka için etkili bulunmadı. Enrofloksasin ve KAFE kanatlılarda bakterial akciğer hastalıklarında oksidatif hasarı azaltmak için önerilebilir.
- MakaleYalnız künye2017Cyanus depressus (M. Bieb.) Soják Türünün Karyolojik ve Palinolojik Yönden İncelenmesi
Doğan, Gülden; Kiran, Yasar; Tasar, Neslihan
Cyanus (Asteraceae) cinsine ait Cyanus depressus (M. Bieb.) Soják türü karyolojik ve palinolojik yönden incelendi. 2011 yılında Elazığ'daki doğal habitatından toplanan türün temel kromozom sayısı 2n=16 olarak tespit edildi. Türe ait kromozomların median (m) ve submedian (sm) sentromerli olduğu gözlendi. Palinolojik çalışmalar sonucunda polen şekli subprolat, apertürleri tricolporat, ornemantasyonun ise skabrate olduğu belirlenerek, gerekli ölçümler yapıldı
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017The orıgın, structure and meanıngs of places ın tunceli
Tosun, İbrahim; Koç, Ali
Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the western geographers. Later, Armenians adopted and changed this word into their language as Daranati (salt mine). During Akkoyunlu and Karakoyunlu periods, the old names such as Daranis / Daranalis / Daranati was persianized as der-i sim (silver gate) as a result of the migration of Shiit
AtıfTR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2017What is political realism and its philosophical origins
Özel, Murat Eren
Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The beginning of political realism is Machiavelli when taken into account that considering politics by put political realities in the center, denying the utopian thoughts, to distinguish between moral ideals and political virtues, and to give more autonomy to distinctively political thought independent from moral and religion. Machiavellli brings forward that politics break away from its the all manner of relations with moral, religious and speculative and discusses it purely in the secular platform with reference to historicalempirical reality. Additionally, when considered that Machivaelli’s realist approach to politics and to endeavour to give autonomy to political thought, it could be said that he wants to take politics out from the field of values. Briefly, Machiavelli wants to move beyond the medieval culture and politics which is influenced by religion and religous morality, not secular and tries to understand and explain the cummunity with reference to amoral, non-religious and secular principles, and thus, he aims to cut off the determined bonds of politics from the moral and the religious Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The followers of the political realism movement stress to distinguish between political moralism and political realism. According to the distinguish, there is a prior moral determination for politics in political moralism thoughts. When it is considered not only the utopian thinking but also all political theories stemming from moral ideals or precepts (including the philosophers of modern contractarion political philosophy and some utilitarian theorists), and they mostly focus moral theories rather than political ones. On the other side, political realism gives priority to political thoughts most particularly and involves the paradigms giving autonomy to political theory, by contrast with political moralism. And, the primary approaching of political realism to political does not mean amoral or immoral; on the contrary, it is underlined the standarts of proper assessment showing up within the political condisitions itself instead of the external moral perspectives or point of views, with its approaching. When politics is considered, it deals with political affairs or issues with reference to only reality of politics independent from all moral or religious precepts, or in other words, when it is removed the relations of essential between moral and politics with regard to the distinctions between political virtues and moral virtues in political thoughts, it makes possible to take a very important step in providing the autonomy of political sphere. Three philosophers are mentioned as the founders of political realism: Aristotle, Augustinus and Machiavelli. It is claimed that in their approaching to political subjects and problems for these philosophers, who are representing different periods and values in the history of political thought, could trace political realism movement. Aristotle is considered the first acknowledged philosopher of political realism, as a consequence for he deals with the knowledge of reality in three fundamental categories (theoritical, practical and productive knowledges) with a method which could consider “scientific, describes politics with reference of “practical wisdom (phronesis)” - differ from Plato who is his teacher- which is thought of as the act of practical reason that one of these categories, and takes in consideration and systemizes his political theory with a comprehensive knowledge of the reality only from the experience of “practical”. Augustinus describes man as the individual who has the will and responsibility to live in the political reality of the world and to pay the price for what he did on the day of judgement. That’s why, Augustinus’s individual is considered as a political subjects adopt and abide by the ruling and governing of a state in terms of living in a state; as a social beings associate with their own species who is by nature in a community, has emotions of love and affection for other members of the species humanity, and also a moral beings is responsible for their acting. Namely, his archetypal subject lives under and endures political reality. As a result of this, Augustinus’s realism is thought as a kind of passive realism in the context of his individualist teaching that he consider politics because of individiuals having the will and responsibility. After all, Machiavelli does not think of society and politics with moral princeples or priorities like Aristotle, nor does he think of social life as a purely religious view as a theologian like Augustinus. Frankly speaking, it can be said that Machiavelli is the “real” founder of political realism. The beginning of political realism is Machiavelli when it is taken into account that considering politics by put politica
- MakaleYalnız künye2017Alevi-bektaşi öğretisinde “kadın erkek eşittir” söyleminin dinsel arkaplanı ve bu söylemin toplumsal alanda kadının çalışmasına yönelik tutumlar üzerindeki etkisi: tunceli örneği
Yildirim, Erdal
Günümüz, kadınlara karşı pozitif bir duyarlılığın olduğu ve kadınlar açısından eşit söylemlerin gündeme geldiği bir dönem olmuştur. Ancak toplumlarda kadın-erkek arasında ayırım yapıldığı gibi, genellikle ataerkil aile ve toplum yapısının egemen olduğu da görülmektedir. Kadın ve erkek arasındaki cinsiyet ayırımının toplumda bir rol ayırımına yol açtığı, bu rol olduğubölüşümü nedeni ile de kadının ev ve özel yaşamla sınırlandığı, erkeğin ise toplumda etkin konumda olduğu bir toplum yapısı oluşmuştur. Bu roller, kadının aile içindeki konumunu belirlediği gibi, onun kamusal alandaki konumunu da şekillendirmektedir. Bu rollerden dolayı kadınların eğitim, iş, siyaset ve kültürel yaşama katılmaları engellenmekte ya da sınırlandırılmaktadır. Bir anlamda toplumda kadınların yapacağı işlerle erkeklerin yapacağı işler, kadın ve erkeklerin meslek seçimleri ve aynı meslekler karşısında cinsiyete göre tabi tutuldukları gelirler farklılık göstermektedir. Öte yandan her toplumda kadın ve erkeğe ilişkin değer yargıları ve beklentiler de birbirinden farklıdır. Bu değerlerin kaynakları arasında dinin önemli bir yere sahip bilinmektedir. Din, fertlerde oluşturduğu zihniyet yoluyla diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da tutum ve davranışlara etki etmektedir. İşte bu çalışma, nitel araştırma metodolojisinin mülakat ve gözlem teknikleri kullanılarak Tunceli Alevi topluluğunun kadının toplumsal alanda çalışmasına olan yaklaşımını ve bu yaklaşımın gerisinde yatan dinsel zihniyeti ortaya koymayı hedeflemektedir. Bilindiği gibi mülakatlar yoluyla, tutumlar, düşünceler, niyetler, zihinsel algılar ve tepkilerin belirlenmesi mümkün olmaktadır. Yine nitel araştırmaların doğası gereği, araştırmada elde edilen verilerin genellenmesi amaçlanmaktadır
- MakaleYalnız künye2017New soliton properties to the ill-posed Boussinesq equation arising in nonlinear physical science
Duran, Serbay; Sulaiman, Tukur Abdulkadir B; Aşkın, Muzaffer
In manuscript, with the help of the Wolfram Mathematica 9, we employ themodified exponential function method in obtaining some new soliton solutions tothe ill-posed Boussinesq equation arising in nonlinear media. Results obtainedwith use of technique, and also, surfaces for soliton solutions are given. We alsoplot the 3D and 2D of each solution obtained in this study by using the sameprogram in the Wolfram Mathematica 9.
AtıfTR Dizin5
İncele - MakaleYalnız künye2017Probiyotik Maya Olarak Saccharomyces cerevisiae’nın Gelişimine Citrus limon (L.) Burm. f. (Limon)’un Bazı Fitokimyasal Etkileri
Sönmez, Pınar Erecevit; Kırbağ, Sevda
Bu çalışmada; besin olarak tüketilen Citrus limon (L.) Burm. f. (limon) ile muamele edilen Saccharomyces cerevisiae ekstraktlarının yağ asidi, vitamin, fitosterol, flavonoid ve resveratrol içerikleri ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenerek karşılaştırmalar yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre; limon ekstraktındaki toplam yağ asidi düzeylerinin belirgin, vitamin ve fitosteroller içeriklerinin kısmi seviyelerde olduğu gözlendi. S. cerevisiae ile hazırlanan limon ekstraktlarının toplam yağ asidi düzeylerinin çok belirgin, vitamin içeriklerinin farklı miktarlarda arttığı, flavonoid içeriklerinin ise farklı oranlarda azaldığı saptandı. Çalışmada limonun değişen oranlarda antioksidan ve antimikrobiyal aktivitelere sahip olduğu görüldü. S. cerevisiae içeren limon ekstraktlarının ise antimikrobiyal aktiviteleri incelendiğinde yağ asidi ekstraktlarının tüm bakteri, maya ve dermatofit funguslarda değişen oranlarda etkili olduğu görülürken, vitamin ekstraktlarının Escherichia coli ATCC 25922, Klebsiella pneumoniae FMC 5 ve flavonoid ekstraktlarının ise Bacillus megaterium DSM 32, Staphylococcus aureus COWAN 1, Trichophyton sp. dışındaki tüm mikroorganizmalarda az miktarlarda antimikrobiyal aktivite gösterdiği saptandı. Sonuç olarak; besinsel lif kaynağı olan limonun, bu çalışmada kullanılan potansiyel probiyotik olarak kabul edilen S. cerevisiae için hem enerji kaynağı hemde olumlu yönde etkilerinin olduğu ve limondan elde edilen ekstraktlar içerisinde gelişen bu maya türünün faydalı bitkisel biyolojik bileşiklere değişen oranlarda etki gösterdiği saptandı
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2017Tunceli ili Çemişgezek ilçesinin kent merkezindeki tarihi yapılarındaki bozunma analizi
Dal, Murat; Öcal, Ali Duran
Tunceli ili Çemişgezek ilçesindeki tarihi yapılarda yaygın olarak kullanılagelmiş doğal taş malzemeler, hava koşullarına bağlı olarak çeşitli derecelerdeki bozunmalar görülmektedir. Doğal ortam koşulları ile insan kaynaklı bozunma öğeleri arasındaki işbirliği taştaki bozunmanın türünü ve gücünü kontrol eder. Doğru bir ayrışma ve hasar bilgisi, ayrışma sürecini anlamaktaki gerekliliğin yanında, etkili koruma ölçülerinin belirlenmesinde de yardımcı olabilir. Ayrışma özelliklerinin ve ayrışma formlarının, anıtın dış kısmının görsel analizi üzerine kurulan fenomenolojik prosedürlere göre incelenmesi olasıdır. Bu çalışmada, Çemişgezek ilçesindeki seçilmiş yapıların durumları incelenerek, ayrışma modelleri ele alınmıştır
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017Keban Baraj Gölü'ndeki Kerevit (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823) Populasyonunun Üreme Özelliklerinin Belirlenmesi
Güler, Mehtap; Beriı, Abdulmutalip; Gündüzl, Fatih; Yüksel, Fahrettin; Yildirim, Tacettin; Demirol, Ferhat
Bu çalışma Keban Baraj Gölü'ndeki kerevit (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823) populasyonunun üreme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapıhmştır. Çalışma süresince örneklenen toplam 8745 adet kerevit üzerinde yapılan ölçümler sonucu, pleopodlarında yumurta taşıyan en küçük boya sahip dişi kerevitin toplam uzunluğunun 77,05 m, ağırlığının ise 10,46 olduğu belirlenmiştir. İncelenen 382 adet yumurtalı dişi bireyin ortalama yumurta sayısının 129,73 adet/birey, ortalama yumurta ağırlığının 0,0133:|:0,000 g, ortalama yumurta çapının 2,94:|:0,007 mm, birim canlı ağırlığa düşen yumurta sayısınm ise 5,55:l:l,86 adet/ olduğu tespit edilmiştir. Yumurta sayısının boy ve ağırlıkla olan ilişkisi incelenmiş her iki ilişkinin de doğrusal olduğu anlaşılmıştır. Bu ilişkilerden en kuvvetli olanının yumurta sayısı ile canlı ağırlık arasındaki ilişki olduğu (F=14,268+4,89W, r=0,682) belirlenmiştir. Kerevitlerde Çiftleşme olaymın su sıcaklığının 8,5 °C olduğu ocak aymın II. haftasında başladığı dişi kerevitlerin genital bölgelerinde sertleşmiş sperm kalmtıları görülmeye başlanmasından anlaşılmıştır. Dişi kerevitlerde ilk kez pleopodal yumurtaya ise su sıcaklığının 8,5 oC olduğu ocak ayının III. haftasında yapılan avcılıkta rastlanmıştır. Mayıs ayının IV. haftasından itibaren (19,5 °C) yavruların yumurtadan çıkmaya başladıkları, haziran ayının III. haftasından sonra ise hiçbir dişi kerevitte yavruya rastlanmadığı gözlemlenmiştir.












