Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Gökcan, Özkan(5)
- Gündoğdu, Serkan(4)
- Zengin, Ersoy(3)
- Aydin, Nursen(2)
- Güneş, Ergin(2)
- Kenes, Hatice(2)
- Keneş Çoban, Hatice(2)
- Ors, Orhan(2)
- Palanci, Cihan(2)
- Reyhanoğulları, Müslüm(2)
- Sertel, Savaş(2)
- Çobanoğlu, Yavuz(2)
- Özel, Murat Eren(2)
- Acun, Serdar(1)
- Akar, Yeliz(1)
- Akgül, Ceylan Sülü(1)
- Arafat, Mohammad(1)
- Baş, Kazım(1)
- Başkutlu, Salih(1)
- Boyali, Handan(1)
- Cengiz, Aytül Ayşe(1)
- Ciğer, Mehmet(1)
- Dagtas, Erdal(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Doğanay, Ülkü(1)
- Durmuş, İrfan(1)
- Ercan, Murat(1)
- Ertan, Temuçin F.(1)
- Gemici, Eser(1)
- Hazirbulan, Tahsin(1)
- Karadağ, Gülendam(1)
- Kaygisiz, Ismail(1)
- Köroğlu, Kübra(1)
- Kızıltoprak, Tuncay(1)
- Menteşe, Sabit(1)
- Ozsel, Dogancan(1)
- Remziye, Kolcu(1)
- Sarı, Sacit(1)
- Sungur, Hasan(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2019'İskoçya, ulus-devletler ve ötesi: kathleen jamie'nin “ınterregnum” ve “23/09/14” şiirlerinde ulusal kimlik ve kültür
Doğan Demir, Ayşegül
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İskoç şiirinde öne çıkan İskoç ulusal kimlik bilinci ile ilgili konular, İskoç bağımsızlık hareketinin başlaması ve yüzyıl dönümü İskoç şiirinde belli başlı geleneksel yazınsal özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Çağdaş bir İskoç şairi olan Kathleen Jamie, söz konusu ulusal kimlik konusunu yazınına taşıyan yazarlardan birisi olmuştur. Genelde Jamie doğa ve çevre ile ilintili konulara odaklansa da eserlerinde, İskoçya ve İskoç kültürü konularına da yer vermektedir. Hatta yazar, 1999'da İskoçya'da, sonucunda bağımsız bir İskoç Parlamentosu hakkı elde edilen bağımsızlık hareketine de katkıda bulunmuştur. Jamie, bağımsızlığın tutkulu bir destekçisi olarak, şiirlerinde İskoçya'nın kültürel geçmişi, kimliği ve mevcut siyasi durumunu ve bunun yanı sıra lehçeleri ve siyasi tarihini de ele almaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, İskoçya'nın ulusal kimliğinin, siyasi durumunun ve kültürünün ele alındığı “Interregnum” ve “23/09/14” adlı şiirlerine odaklanacaktır. Söz konusu şiirler sırasıyla Jamie'nin 1997 referandumu sırasında yazmış olduğu Jizzen (1999) ve 2014 bağımsızlık referandumu sürecinde yazmış olduğu The Bonniest Companie (2014) adlı şiir kitaplarından alınmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2018Türkiye-suriye ilişkilerinde bir kırılma noktası: ekim 1998 krizi veya diğer bir ifadeyle “ilan edilmemiş savaş”
Gökcan, Özkan
Türkiye-Suriye ilişkilerinin son 40 yıllık seyrine baktığımızda en önemlikırılma anlardan birinin 1998 yılının Ekim ayında yaşandığını söylemekmümkündür. 1990’lı yılların ilk yarısında imzalanan güvenlik protokollerinerağmen Suriye’nin PKK faaliyetlerine desteğini sürdürmesi ve AbdullahÖcalan’ın Suriye topraklarında ikamet ediyor olması, 1998 sonbaharındaiki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Ekim 1998 Krizi’nin AdanaMutabakatı’nın imzalanması ile son bulması, iki ülke ilişkilerinde yeni birdönemin kapılarının aralanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada PKK faaliyetlerininTürkiye-Suriye ilişkilerinde oynadığı inşa edici rol, Ekim 1998Krizi üzerinden analiz edilmektedir. Ekim 1998 Krizi’nin Suriye yönetimininPKK faaliyetlerine destek vermeyeceğini resmen taahhüt ederek sonlanması,iki ülke ilişkilerinde uzlaşmazlıktan her alanda işbirliği dönemine geçişinbaşlangıç noktası olmuştur. Bu nedenle Ekim 1998 Krizi’ni bir kırılmanoktası olarak değerlendirmek mümkündür.
AtıfOpenAlex3TR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2018Academic Freedom in Turkey: TSSA Congresses and Talking on Disadvantaged Groups
Çoban Keneş, Hatice
Academic milieus such as symposia, congresses and conferences may be analyzed as places where the traces of academic freedom can be tracked. Such an analysis can be carried out through determination of whether the proceedings of these events include studies on disadvantaged groups that focus on class-based, ethnic, religious and sexual discrimination by moving beyond the hegemonic discourse and the dominant paradigm. Within this scope, the current study has two main areas of focus: the first is an analysis of whether and in what context the problems faced by the disadvantaged groups have been discussed in the Turkish Social Sciences Association’s (TSSA) biannual congresses held during the rule of the Justice and Development Party (JDP); and the second is an evaluation of academics that offer a critical perspective on "sensitive" issues. To this end, the current paper, starting from the TSSA congress held in 2001 - a year before the JDP seized power- and including the congresses held in 2003 and 2005, offers a general evaluation of the congresses. In the second part, the paper addresses the congresses held in 2009, 2011, 2013 and 2015, which can be defined as a more liberal period of the JDP rule, coinciding with efforts towards a peaceful resolution to Armenian, Alawite and Kurdish questions. Finally, the paper offers an analysis of the last congress held in 2017 under the state of emergency that saw replacement of a liberal outlook of the government with straightforward pressure on dissent. A total of six congresses have therefore been analyzed with regard to the program content, the proceedings, and ways of handling the issues that relate to Kurds, Armenians, Alawites, women and children.
- Derleme MakaleYalnız künye2018Milliyetçiliğin müphemliği: milliyetçilik nedir?
Ertan, Temuçin F.; Ors, Orhan
Düşünsel gelişimiyle eylemsel yönü neredeyse paralel olan milliyetçiliğin, anlamı vetanımı üzerine çok sayıda düşünür, sosyal bilimci ve siyasetçi kafa yormuş ve fikritelakkileriyle kavrama katkı sağlamıştır. Milliyetçilik ile ilgili hemen her katkı, sözkonusu düşüncenin gelişimini olumlu yönde etkilediği gibi, zaman içerisinde birmüphemliğin de oluşmasını önleyememiştir. Milliyetçiliğin müphemliği, hem kenditarihsel serencamının bir parçası hem de kendi dışında dünyada gelişen diğer teorive pratiklerin bir sonucudur. Milliyetçiliğin tarihsel gelişim sürecinde, millet, etnisite,ırk ve din gibi akraba ya da hısım kavramlar da ona yol arkadaşlığı etmişlerdir. Busüreçte modernist, ilkçi, etnik-simgeci ve daimici kuramları üreten düşünürlermilliyetçiliğe katkı sunmuşlardır. Sonuçta tarihsel süreçteki yol arkadaşları vekuramlarının etkisiyle milliyetçilik, bir yandan düşünsel açıdan zenginleşirken, diğeryandan daha da müphem bir vaziyete bürünmüştür.
AtıfTR Dizin7
İncele - MakaleYalnız künye2017Türkiye işçi hareketleri tarihinde imalat-ı harbiye işçileri
Zengin, Ersoy
Türkiye'de ilk endüstrileşme devlet eliyle silah sanayisi alanında gerçekleşmiştir. Avrupa'daki gibi sanayi gelişmediğinden işçi sınıfı oluşmamıştır. Ancak 19. Yüzyılın sonlarına doğru sadece emeğiyle geçinen bir emekçi kitlenin oluşmaya başladığı görülmektedir. Avrupa'da gelişen işçi hareketleri İmalat-ı Harbiye/Tophane işçilerini etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nde ilk işçi örgütü Tophane işçileri arasında gizli olarak "Tophane Amele Cemiyeti" adıyla 1894'te kurulmuştur. II. Meşrutiyetle birlikte siyasette sosyalizm temsil edilmeye başladı. Mütareke Dönemi'nde İstanbul'da faaliyet gösteren Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkasında İmalat-ı Harbiye işçileri oldukça faaldiler. Tarihimizde ilk işçi mebus olma unvanını taşıyan Numan Usta İmalat-ı Harbiye işçilerindendi. Anadolu'da gelişmekte olan Halk İştirakiyun ve Türkiye Komünist Fırkası içinde oldukça etkin işçiler bulunmaktaydı. İşçi hareketlerinin hayli arttığı 1920-1922 yılları arasında sosyalist örgütlenme ile Komünist Partisi arasında bir yarış olduğu görülmektedir. Bu makalede Osmanlı Devletinin son dönemi ve Kurtuluş Savaşı yıllarında İmalat-ı Harbiye Fabrikalarında çalışan işçilerin, işçi hareketlerindeki yeri ve faaliyetleri incelenecektir
- MakaleYalnız künye2017Machiavelli’nin politik teorisindeki hümanist ahlak anlayışı
Özel, Murat Eren
Rönesans Felsefesi içerisinde yer alan ve 'insan'ı ya da başka bir ifadeyle 'insansal olan'ı merkeze alan çalışmalara Hümanizm düşüncesi adı verilmektedir. Machiavelli'nin insansal ve tarihsel olandan hareket eden politik öğretisi, İtalya'da başlayan ve bir parçası olduğu Rönesans ve Hümanizm düşüncesinin genel ilke ve eğilimleriyle uyum göstermektedir. Rönesans'ın tüm zenginliğiyle yaşandığı dönemde İtalya'da bulunan Machiavelli'nin, yeni bir çığır açan görüşlerini ortaya koyarken, birey olarak insandan ve onun kendi tutku ve çıkarları peşine koşan bir varlık tanımından hareket etmesi, kendisinin de içinde yer aldığı Hümanizm düşüncesinin, insanın birey olarak kendi yaşamını gerçekleştirme ve geliştirme gücüne sahip olduğu vurgusu ile örtüşüyordu. Machiavelli'nin politik öğretisinde 'erdem' anlayışı önemli bir yer işgal etmektedir ve bu yeni erdem anlayışından hareketle, onun öğretisinde etik bir kısmın varlığından da söz edilebilir. Onun ahlak anlayışı da, aynı politik teorisinde olduğu gibi, yaşadığı dönemin ruhuna uygun bir biçimde insansal olanı merkeze koyan, yani diğer bir ifadeyle, hümanist bir karakter göstermektedir. Machiavelli'nin ahlaka yaklaşımını, 'egemen' ve 'yurttaş'ın sahip olması gereken hümanist nitelikte erdemlerden hareketle düşünmemizin daha doğru bir yaklaşım olacağını söylenebilir. Çünkü Machiavelli politik öğretisinde önemli bir yer ayırdığı erdemler üzerine konuşurken, yönetici ile halkın sahip olması erdemler arasında bir ayrım yapıyor gibi görünmektedir. Bu makalede Machiavelli'nin politik öğretisinde yer alan erdemler öğretisini ve onun ahlak anlayışını ele alacağız
- MakaleYalnız künye2017What is political realism and its philosophical origins
Özel, Murat Eren
Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The beginning of political realism is Machiavelli when taken into account that considering politics by put political realities in the center, denying the utopian thoughts, to distinguish between moral ideals and political virtues, and to give more autonomy to distinctively political thought independent from moral and religion. Machiavellli brings forward that politics break away from its the all manner of relations with moral, religious and speculative and discusses it purely in the secular platform with reference to historicalempirical reality. Additionally, when considered that Machivaelli’s realist approach to politics and to endeavour to give autonomy to political thought, it could be said that he wants to take politics out from the field of values. Briefly, Machiavelli wants to move beyond the medieval culture and politics which is influenced by religion and religous morality, not secular and tries to understand and explain the cummunity with reference to amoral, non-religious and secular principles, and thus, he aims to cut off the determined bonds of politics from the moral and the religious Political realism is a theory of political philosophy that attends to explain, model, and prescribe political relations and it takes as its assumption that power is the primary end of political action. Thought of political realism in essence criticises to the political-ethical principles that might is right and represents a theory against the idealist political theories. Political realism has a long history, being evident in Thucydides’s Pelopennesian War and it was expanded on Machiavelli, and others such as Hobbes, Spinoza, Jean-Jacques Rousseau and some Marxist theoreticians followed. The followers of the political realism movement stress to distinguish between political moralism and political realism. According to the distinguish, there is a prior moral determination for politics in political moralism thoughts. When it is considered not only the utopian thinking but also all political theories stemming from moral ideals or precepts (including the philosophers of modern contractarion political philosophy and some utilitarian theorists), and they mostly focus moral theories rather than political ones. On the other side, political realism gives priority to political thoughts most particularly and involves the paradigms giving autonomy to political theory, by contrast with political moralism. And, the primary approaching of political realism to political does not mean amoral or immoral; on the contrary, it is underlined the standarts of proper assessment showing up within the political condisitions itself instead of the external moral perspectives or point of views, with its approaching. When politics is considered, it deals with political affairs or issues with reference to only reality of politics independent from all moral or religious precepts, or in other words, when it is removed the relations of essential between moral and politics with regard to the distinctions between political virtues and moral virtues in political thoughts, it makes possible to take a very important step in providing the autonomy of political sphere. Three philosophers are mentioned as the founders of political realism: Aristotle, Augustinus and Machiavelli. It is claimed that in their approaching to political subjects and problems for these philosophers, who are representing different periods and values in the history of political thought, could trace political realism movement. Aristotle is considered the first acknowledged philosopher of political realism, as a consequence for he deals with the knowledge of reality in three fundamental categories (theoritical, practical and productive knowledges) with a method which could consider “scientific, describes politics with reference of “practical wisdom (phronesis)” - differ from Plato who is his teacher- which is thought of as the act of practical reason that one of these categories, and takes in consideration and systemizes his political theory with a comprehensive knowledge of the reality only from the experience of “practical”. Augustinus describes man as the individual who has the will and responsibility to live in the political reality of the world and to pay the price for what he did on the day of judgement. That’s why, Augustinus’s individual is considered as a political subjects adopt and abide by the ruling and governing of a state in terms of living in a state; as a social beings associate with their own species who is by nature in a community, has emotions of love and affection for other members of the species humanity, and also a moral beings is responsible for their acting. Namely, his archetypal subject lives under and endures political reality. As a result of this, Augustinus’s realism is thought as a kind of passive realism in the context of his individualist teaching that he consider politics because of individiuals having the will and responsibility. After all, Machiavelli does not think of society and politics with moral princeples or priorities like Aristotle, nor does he think of social life as a purely religious view as a theologian like Augustinus. Frankly speaking, it can be said that Machiavelli is the “real” founder of political realism. The beginning of political realism is Machiavelli when it is taken into account that considering politics by put politica
- MakaleYalnız künye2017Milli görüş’ün ilk yerel seçim tecrübesi: 9 aralık 1973 mahalli seçimleri
Hazirbulan, Tahsin
Milli Görüş hareketi/düşüncesi 1969 tarihinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Bağımsızlar Hareketini başlatmasıyla birlikte başlar. Milli Nizam Partisiyle birlikte siyasi olarak teşkilatlanmaya başlayan hareket henüz yerel ve genel seçim tecrübesini yaşamadan 1970 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından Laiklik gerekçesiyle kapatılır. Hareket daha sonra Milli Selamet Partisi olarak siyasi varlığını devam ettirir. Bu dönem milli görüş tarihi açısından siyasi, idari ve genel olarak büyük tecrübelerin yaşandığı ve bir sonraki siyasi partilerin kurulmasına öncülük etmesi açısından önemli bir dönemdir. Milli Görüş düşüncesinin yaşamış olduğu ilk yerel seçim tecrübesi 9 Aralık 1973 yılında yapılan Mahalli İdareler Seçimidir. Bu seçim Milli Görüş açısından incelendiğinde birçok ilklerin yaşandığı bir seçim olması açısından önemlidir. Aday belirleme, tanıtım çalışmaları, mitingler, seçim tecrübesi ve kazanılan belediyelerin idare edilmesi gibi birçok ilki içerisinde barındırır. Milli Selamet Partisinin girdiği bu seçimlerde 32 belediye kazanmıştır. Bu belediyelerin 3 tanesi merkez, 11 tanesi ilçe, 18 tanesi de belde belediyesidir. Partinin seçimlere girmediği il/ilçe/beldeler mevcuttur. Bu durum partinin henüz bu yerlerde teşkilatlanamadığının göstergesi olabilir. Parti, bazı seçim bölgelerinde seçimleri çok az farkla kaybetmiştir. Bu çalışma 9 Aralık 1973 yapılan Mahalli İdareler seçimlerinden hareketle, Milli Görüş'ün ilk yerel seçim tecrübesini ve kazandığı belediyeleri ve Muş, Tokat, Adıyaman Belediye Başkanları hakkında da bilgi vermektedir
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2016Regarding the Pain of Miners: Representation of Soma Disaster in Press in Turkey
Özdemir, İnan; Keneş Çoban, Hatice
This article analyzes the discursive representation of 2014 Soma coal mine disaster in the most circulated five national newspapers (Zaman, Posta, Hürriyet, Sözcü, Sabah) in Turkey. As part of the analysis the newspapers were searched for a one-week period after the disaster (14-21 May 2014) and a total of 1169 news were found. The news were first analyzed with content analysis to depict the main topics of the coverage. In the second phase, the news were analyzed for their main discursive strategies. The results indicate that, despite their different political and editorial preferences, the newspapers overlooked the social, economic and political background of disaster by using three main discursive strategies: Generalization, dramatization and personalization. More specifically the press constructed a national mourning story from the pain of miners‟, dramatized the issue with focusing on the tragic stories about miners lives, deaths and heroisms and blamed the particular individuals for the causes of the mine, so that, the press covered the disaster with a class biased perspective.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2016Türkiye'de Sağ-Muhafazakârlığın İdeolojik Haritasında Üniversitenin Yeri ve Bir Karşıt Simge Olarak ODTÜ
Zorlu, Melek
Son dönemde Türkiye'de akademiye yönelik baskılar bir fikir ve kurum olarak üniversite üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılmıştır. Bu yazının tartışmayı amaçladığı boyut ise, üniversitenin Türkiye'de sağ-muhafazakâr zihin dünyasında -son dönemde özellikle siyasal iktidarın söylemlerine yansıyan ODTÜ karşıtlığı özelinde- nasıl temsil edildiğidir. Bu yapılırken 'halkın değerlerine yabancılık' nosyonuna sıkıştırılmaya çalışılan kültür çatışması boyutuna dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Toplumun bilgiyle kurduğu ilişkinin cisimleştiği kurum olarak üniversitenin, siyasi iktidar ve toplumun çeşitli kesimleri açısından neyi temsil ettiği, kültürel olarak nasıl üretildiği bu tartışmanın başlıca odağını teşkil edecektir.
- MakaleYalnız künye2016Sembollerde Cemaati Aramak ve Kimliği Yeniden Kurmak: Dersim'de Hafıza, Yerellik ve Siyaset
Sözen, Ülker
Bu makalede Dersim toplumunu etkileyen kimliksel uyanış çerçevesinde ortaya konan sembolik siyasetler konu edilmektedir. Tarihsel bir yaklaşımla Dersim toplumunun geçirdiği dönüşümlerin ve politizasyon süreçlerinin sembol üretimini nasıl biçimlendirdiği incelenmektedir. Kolektif hafızadan ve yerellikten devşirilen kimlik sembolleri, dönemsel bağlama göre değişen anlamlar ve işlevler taşımaktadır. Dersim toplumu, bu semboller vasıtasıyla kaybettiğini düşündüğü değerleri ve cemaat olma hâlini yeniden tesis etmeye çalışmaktadır. Dersim üzerinde hak iddia eden çoklu kimlik projelerinin ve politik aktörlerin rekabeti, bu semboller alanına çatışmalı ve dinamik bir yapı katmaktadır. Diğer yandan son senelerde kültür endüstrisi, sosyal medya ve tüketim kanallarıyla yaygınlaşan kimlik sembolleri, Dersimliliğin sembolik dışavurumuna moment kazandırmıştır
- MakaleYalnız künye2016Syrian 'Refugees' In Printed Press: Construction Of Rational And Emotinal Justifications Of Discriminatory Discourses
Doğanay, Ülkü; Keneş Çoban, Hatice
This study problematizes the role of mainstream media in dissemination and justification of dicriminatory discourses against Syrian refugees in Turkey. Within the scope of the study, news stories and columns published in three mainstream newspapers (Zaman, Posta and Hürriyet), which have been selected according to their circulation number, in the period from 2011 April, when the first asylum seekers began to seek aylum in Turkey until the end of 2014, when the total number of Syrian asylum seekers exceeded two million. The fundamental supposition of the study is that the mainstream media operated within similar frameworks during the reproduction of discriminatory discourses against asylum seekers. Within the scope of the study, the news stories and columns published in these newspapers have been classified according to their topics, themes and how Syrian asylum seekers are portrayed in these stories and columns in order to have a better understanding of how the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is problematized in the newspapers. In the second part of the study, the discouses in the news stories are analysed to reveal which words are used to describe the asylum seekers and on what grounds the content in these newspapers that reproduce the discriminatory opinions and judgments about asylum seekers is justified. In an endeavour to answer these questions, the study follows van Dijk's critical discourse analysis method to focus on the macro and micro structure of news stories and to analyse the interpretive framework of the discriminatory discourses against asylum seekers. The main findings of the study are that the presence of Syrian asylum seekers in Turkey are "problematized" on four main discursive domains oriented at constructing the rational justifications, emotional justifications of discrimination as well as rationalisation of emotions: In the news stories portraying Syrian asylum seekers as a "threat", this portrayal is used to criticize the foreign policy of the government, the asylum seekers, on the other hand, are associated with their economic burden and problems related to security. Secondly, the presence of Syrian asylum seekers in Turkey is "objectified" through an emphasis on how much Money has been spent, how much aid has been provided and how many asylum seekers are in Turkey without any regard to violation of rights and/or human consequences the issue. Thirdly, a discursive framework which "sentimentalize" the reactions against the presence of asylum seekers in Turkey, their conditions and their "excessive visibility" in cities.
AtıfTR Dizin72
İncele - MakaleYalnız künye2016Geçmişten günümüze lise tarih ders kitaplarında ittihatçılık algısı
Sungur, Hasan
Modern Türkiye'nin oluşum sürecinde önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ve bu kadronun gerçekleştirmiş olduğu siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerin Cumhuriyet döneminde ele alınışı son derece sorunlu ve kısıtlı olmuştur. Baskın olan tarih yazımı ve öğretiminde, bu dönemler Türkiye Tarihi'nin karanlık evreleri olarak sunulmakta ve vurgu her zaman Atatürk'ün kurdugu Cumhuriyet rejiminin önceki dönemlerden farklı ve özgün oldugu yönündedir. Resmi tarih eleştirilerinin odağında yer alan temel sorunsallardan biri de Cumhuriyet'in kronolojik olarak da mecazen de hemen arkasında duran 1908'in yok sayılması yer almaktadır. I. Dünya Savaşı ile Cumhuriyet arasındaki dönemin yalnızca Osmanlı'nın kopuş sürecine dâhil edilmesi, Cumhuriyet'i hazırlayıcı yönlerine değinilmemesi kavramsal olarak resmi tarih ile tarihin kendiliği arasındaki farkın somut örneklerinden biri olarak gösterilir Cumhuriyet Dönemi iktidar kadrosu, kurulan yeni rejimin eskisinden örgütlenme ve yapı açısından temelden farklı olduğu söylemekte ve bu bağlamda incelenen her tarihsel olay ve olgu yeniden kurgulanarak aktarılmaktadır. Bu durumun en kestirmeden ve etkili bir şekilde aktarımı ders kitapları aracılığıyla yapılmaktadır. Ders kitapları salt olguları aktarmanın ötesinde hakim olan ideolojiin aktarımı ve meşrulaştırmasında da kilit bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemde İttihatçı algının geçmişten günümüze liselerde okutulan tarih ders kitaplarındaki yansımalarını incelemektedir
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2016Elizabeth Sahnesi’nin içinde/dışında İdam ve Adalet Shakespeare’in İlk Dörtlemesi
Öğütcü, Murat
Geç Elizabeth Döneminde sosyo-politik çatışmalar görülmüştür. Bu çatışmalar başta bölük pörçük olmasına rağmen, yavaş yavaş Elizabeth rejimine karşı duyulan toptan bir muhalefet tavrını oluşturmuştur. Ancak, sansür mekanizmasının varlığı ile hukuk sisteminin devletin baskı araçları olarak kullanılmasından dolayı bunlar bastırılmıştır. Bu bağlamda, haklı gerekçelerle yapılan kamuya açık idamlar toplumu rahatlatabilirdi. Ne var ki, teatral olan kamuya açık idamlardaki yargılamaların baştan sağma olmaları, Elizabeth sahnesinin içinde/dışında toplumsal rahatlama sağlayamamıştır. Bu durum, özellikle, Shakespeare’in İlk Dörtlemesi’nde (1589-1594 civarı) kendini göstermiştir. Bundan dolayı, bu makalenin amacı yürütme erki uygulaması olarak kamuya açık idamların politika ve poetika’sını incelemek ve tiyatrolarda bununla ilgili gösterilen sahnelerin gelişigüzel yargılamalardan dolayı oluşan toplum gerginliğini azaltmadığını, aksine, Geç Elizabeth Dönemi’ndeki bu gerginliği arttırdığını örneklemektir.
- MakaleYalnız künye2015TBMM'de Bir Cumhuriyet Aydını: Dr. Fatma Memik
Sertel, Savaş
Fatma Memik Türk siyasi hayatında çok önemli bir insan olmasına rağmen fazla tanınmamaktadır. Bu makaleyi yazma amacımız Sayın Memiki tanıtmak ve siyasi hayatını ortaya koymaktır. 5 Aralık 1934 tarihinde 2589 Sayılı Kanun ile Türkiyede kadınlara milletvekili seçilebilme hakkı getirilmiştir. Buna göre ilk etapta parlamentoya 17 kadın vekil katılmıştır. Daha sonra yapılan ara seçimlerde Çankırıdan Hatice Özgenerin katılımıyla bu sayı 18 olmuştur. Sadece sayısal olarak değil nitelik açsından da bu 18 sembol isim çok önemlidir. Bu kişilerin hemen hepsi Atatürk tarafından seçilmiş, çoğu üniversite eğitimi almış, bir kısmı ise yurt dışında okumuştur. Bununla birlikte çağdaş Avrupa ülkelerini bir kısmında kadınların seçme ve seçilme, bir kısmında ise seçilme hakkı yoktu. Bu şartlar içerisinde Atatürkün Türk halkına kadın-erkek eşitliğini benimsetebilmek için meclise kadın milletvekili seçilmesini sağlaması ileri görüşlülüğünü, modernliğini ve inkılâpçılığını da göstermektedir. Ancak önemli bir sorun vardı. TBMMye katılan ve çoğu tahsilli olan kadın milletvekillerini büyük bir kısmı mecliste hiçbir varlık gösterememiştir. TBMMye katılan en genç kadın milletvekili olan Edirne milletvekili Dr. Fatma Memik meclise katıldığında genç olduğu kadar çok başarılı bir kadın doktor profili çizmiştir. Mesleğiyle birlikte siyaseti de yürütmüştür. CHP Eminönü teşkilatında yer almıştır. Başarısı ve azmiyle göz doldurmuştur. Atatürk meclise bir kadın doktorun da katılmasını istediği için Dr. Fatma Memik 1935teki parlamentoya milletvekili olarak katılmıştır. Fatma Memik meclisin en faal kadın milletvekillerinden olmuştur. 5, 6 ve 7. dönem Edirne milletvekili seçilmiştir. 5. Dönemde çok faal olan Fatma Memik 7. dönemde hiçbir faaliyette bulunmamıştır. Bu çalışmada TBMM Tutanakları, Arşiv belgeleri, TBMMnin yayınladığı eserler öncelikli kaynaklarımızı teşkil etmiştir. Fatma Memikin TBMMdeki konuşmaları, seçim bölgesindeki incelemeleri ve seçim bölgesinin sorunlarının çözülmesi için gösterdiği çabalar, hafta sonları trenle İstanbula giderek fakir hastaları ücretsiz muayene etmesi gibi çabaları da çalışmamızda tespit edilmiştir.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ4Muhafazakâr Düşüncede Fark Rejimi
Özsel, Doğancan
Makale, modern siyasal düşünce içerisinde önemli bir yer işgal eden muhafazakâr siyasal düşünceler üzerine odaklanmaktadır. Her bir siyasal düşünce kümesinin anlamı kurmak ve sabitlemek üzere kendine özgü bir fark rejimi yarattığı düşüncesinden hareketle, çalışmada öncelikle anlam ve fark arasındaki ilişki betimlenmekte, ardından fark rejimi kavramıyla ne kastedildiği açıklandıktan sonra muhafazakâr fark rejimi üzerine bir soruşturma yürütülmektedir. Örneklerle bu fark rejimi anlatıldıktan sonra, sonuç bölümünde bu fark rejiminin ele alınan düşünüş şeklinin izlediği siyasalar açısından ne gibi sonuçlar doğurduğu tartışılmaktadır.
- MakaleYalnız künye2014A study of the place and importance of women in politics: The case of Tunceli
Menteşe, Sabit
This study has attempted to determine the place and importance of women in politics in Tunceli as perceived by women in Tunceli. For this purpose, the study has determined that where women see themselves in politics, where they want to be and the obstacles to women’s participation in political life by collecting data through semi- structured questions. Data have been collected from 195 women of 18 years and over from Tunceli by using the random sampling method. According to the findings, women in Tunceli do not see themselves as playing a significant role to get elected, but participating in political events. It has been concluded that women in Tunceli where majority of people identify themselves as Alevi/Kızılbaş believe that this identity has a positive impact on their freedom and participation in political life. Many women in Tunceli stated that they would like to participate in politics as a parliamenter. This study has arrived to the conclusion that in Tunceli even though there is no discrimination between genders, the current political situation in Turkey affects Tunceli therefore women cannot get rid of being the object of the politics. This study has arrived to the conclusion that women in Tunceli as well as in Turkey and all over the world may get rid of being object of the politics and become a subject only if it is considered as a democratic problem to be solved.
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2013Russia’s Caucasus and Central Asia politics during the past decade as part of its threat perceptions
Güneş, Ergin
This article analyzes the Caucasus and Central Asia politics of Russia in the axis of Russia’s threat perceptions between the years 2000-2013 within the framework of the neorealist theory. Thanks to its energy reserves, Russia increased its power sources in domestic policy and in foreign policy strengthened its military, economic and political structures. Thanks to regional cooperation, local support and effective policies, Russia struggles more influentially against factors that endanger its security such as radical Islam and drug trafficking and could stop NATO’s gaining ground in these regions. As a result, Russia’s influence in the Caucasus and Central Asia has increased thanks to using the neorealist theory, while that of the USA has decreased.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2011"Mağdur" milliyetçilik kürt siyasetinin "demokratik" zaafiyeti ve ulus açmazı
Özcan, Ali Kemal
Ulus-devletin kendisiyle birlikte insanlığa bulaştırdığı "milliyetçilik" (nationalism), akademik tartışmaların en karmaşık konularının başında gelir denebilir. Bu konuda kavramsal bir "anarşi"1 veya bir "terminolojik kaos"2 süregelmektedir. Türkiye 'de ise bu biraz daha daraltılmış, aynı zamanda yavan bir hal almıştır: neredeyse tamamen "vatanseverlik" kavramı yerine kullanılmaktadır. Hâlbuki halk dilinde kendi etnisitesini ve yerel değerlerini sevmeye refere eden ve akademik terminolojiye de sorunsuz oturabilecek yeterli kelime/kavram mevcuttur. Örneğin vatanseverlik, vatanperverlik, yurtseverlik veya milletseverlik, halkseverlik gibi. İngilizce ve birçok diğer Avrupa dillerinde de bu anlamda "patriotism " veya Latince patrie köklü benzer kavramlar vardır. Bu çalışma, birbirine çok yönlü olarak karıştırılmış olan milliyetçilik ile vatanseverlik kavramlarını ayrıştırmanın zemini üzerinde, Kürt milliyetçiliğinin "ulus" açmazını ve "demokratik" olma kompleksini açmaya çalışarak, Türkiye 'nin son otuz yılının temel sorunu olan Kürt meselesinin aslında Türkiye 'nin bir fırsatı olabileceğini tartışmaktadır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2010Muhafazakar dünyanın kutsal efsanelerine giriş: Fethullah Gülen'de hoşgörü, diyalog ve ahlak düşüncesi
Çobanoğlu, Yavuz
Özet: Hoşgörü, diyalog ve uzlaşma gibi kavramların son yirmi yılda geçirdiği süreç ilgi çekici bir seyir izlemektedir. Bu kavramlardan toplumdaki sorunların en azından bir kısmına çözüm olması beklenirken, kavramlar farklı politik kesimlerin de katkısıyla ilginç bir biçimde kutsallaşmış, içerikleri de yeni anlamlar ve söylemlerle doldurulmuştur. Aşağıdaki makale, Fethullah Gülen örneği üzerinden bu kavramların değişen içeriklerini anlamaya yönelik bir çabadır. Çünkü hoşgörü ve diyalog kavramlarını birlikte yaşayabilmenin ahlâkî ilkeleri olarak ele alan Gülen, bu ilkelerin meşrulaştırmasını da kendi İslâm anlayışı ve devlet yorumu üzerinden yaparken dikkat çekici bir söylem kullanmaktadır. Hoşgörü ve diyalog kavramlarından vazgeçmeyen Gülen'in bu kavramlara dinî ve millî sınırlar çizerek, yeni bir ahlâk anlayışını tesis etmeye çalıştığı görülmektedir. Fakat Gülen düşüncesindeki bu anlayış ve yorum üzerinde düşünülmeye muhtaç bir açık alana da sahiptir. Farklı bakış açılarının, inanışların ve farklı hayat tarzlarının bu yorum karşısındaki konumu, "birlikte yaşayabilecek miyiz?" sorusunu böylelikle daha da önemli kılmaktadır.






