Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Gökcan, Özkan(5)
- Gündoğdu, Serkan(4)
- Zengin, Ersoy(3)
- Aydin, Nursen(2)
- Güneş, Ergin(2)
- Kenes, Hatice(2)
- Keneş Çoban, Hatice(2)
- Ors, Orhan(2)
- Palanci, Cihan(2)
- Reyhanoğulları, Müslüm(2)
- Sertel, Savaş(2)
- Çobanoğlu, Yavuz(2)
- Özel, Murat Eren(2)
- Acun, Serdar(1)
- Akar, Yeliz(1)
- Akgül, Ceylan Sülü(1)
- Arafat, Mohammad(1)
- Baş, Kazım(1)
- Başkutlu, Salih(1)
- Boyali, Handan(1)
- Cengiz, Aytül Ayşe(1)
- Ciğer, Mehmet(1)
- Dagtas, Erdal(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Doğanay, Ülkü(1)
- Durmuş, İrfan(1)
- Ercan, Murat(1)
- Ertan, Temuçin F.(1)
- Gemici, Eser(1)
- Hazirbulan, Tahsin(1)
- Karadağ, Gülendam(1)
- Kaygisiz, Ismail(1)
- Köroğlu, Kübra(1)
- Kızıltoprak, Tuncay(1)
- Menteşe, Sabit(1)
- Ozsel, Dogancan(1)
- Remziye, Kolcu(1)
- Sarı, Sacit(1)
- Sungur, Hasan(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Model Arayışı Stratejik Ortaklık, Gümrük Birliği, Vize Serbestisi
Gemici, Eser; Yaman, Abdulsemet; Ercan, Murat
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, altmış yılı aşkın köklü geçmişine rağmen tam üyelik hedefinden uzaklaşarak stratejik çıkarlar temelinde yeniden şekillenmektedir. 1963 Ankara Anlaşması ile başlayan tam üyelik başvuru süreci mülteci krizi, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Kıbrıs meselesi, demokratikleşme tartışmaları, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularındaki farklılaşmalar nedeniyle çok boyutlu bir durgunluk yaşamaktadır. AB’nin çifte standartlı politikaları ile Türkiye’nin reform sürecindeki yavaşlama, taraflar arasında güven bunalımına yol açmış, üyelik sürecinin inandırıcılığını zedelemiştir. Buna rağmen ekonomik ve güvenlik alanlarında devam eden karşılıklı bağımlılık, ilişkilerin tamamen kopmasını engellemiş; taraflar, stratejik ortaklık, Gümrük Birliği'nin (1995) güncellenmesi ve vize serbestisi gibi alanlarda yeni iş birliği modelleri geliştirme arayışına yönelmiştir. Bu çalışma, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin tam üyelik paradigmasından uzaklaşarak esnek, çıkar temelli ve çok boyutlu bir stratejik ortaklık modeline dayalı bir zeminde mi ilerleyeceği sorunsalına odaklanmaktadır. Bulgular, AB’nin siyasi koşullara bağlı tutumu ve Türkiye’nin iç siyasal dinamiklerinin, ilişkilerin teknik düzeyde ilerlemesini kısıtladığını; buna karşın enerji arz güvenliği, göç yönetimi, ticaret ve bölgesel güvenlik gibi alanlarda ortak çıkarların iş birliğini kaçınılmaz hale getirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin sürdürülebilirliği karşılıklı güvenin yeniden tesisine, yapıcı diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesine ve reform sürecinin canlandırılmasına bağlıdır. Yeni dönemde, üyelik dışı ancak kurumsallaşmış, çok aktörlü ve karşılıklı faydaya dayalı bir stratejik ortaklık modelinin benimsenmesi önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Siyaset Teorisinde Yöntem Sorunu
Özpolat, Gürhan
Bu makale, siyaset teorisindeki metodoloji sorunu üzerine eğilmekte ve disiplinin yöntemle açık bir şekilde ilgilenmemesinin alana hem yeni gelen öğrenciler hem de yerleşik akademisyenler için ne türden zorluklar teşkil ettiğini öz-anlatı yaklaşımını kullanarak araştırmaktadır. Makale, geleneksel anlamıyla yöntem-odaklı bir çalışma olmaktan ziyade siyaset teorisinin kendi içindeki yöntem sorununun düşünümsel ve anlatı-odaklı bir incelemesidir. Siyasal Düşünce Tarihi alanında yüksek lisans yaptığım esnada yaşadığım kişisel bir deneyimden yola çıkarak, siyaset teorisinin kendi araştırma pratiğinin temelini oluşturan metodolojik araçlarla yüzleşmek ve bunları eleştirel bir şekilde değerlendirmek konusunda uzun süredir gösterdiği isteksizliği ve bu isteksizliğin entelektüel ve pedagojik sonuçlarını inceliyorum. Bu eğilimin birbiriyle ilişkili birkaç faktörden kaynaklandığını ve nihayetinde siyaset teorisinin, disiplinin belirleyici özelliklerinden biri olan eleştirel düşünceyi kendi metodolojik temellerine uygulamadaki başarısızlığını yansıttığını savunuyorum. Son olarak, siyaset teorisinde metodolojik farkındalığı ön plana çıkaran daha sürdürülebilir ve refleksif bir yaklaşım çağrısında bulunuyorum ve böyle bir yaklaşımın, disiplini içe kapalı “sağırlar diyaloğu”ndan çıkarıp daha üretken bir disiplinler arası etkileşime doğru taşıyabileceğini savunuyorum.
- MakaleAçık Erişim2026Rusya–Çin Stratejik Ortaklığının Yapısal Dinamikleri: Asimetri, Belirsizlik ve İttifak Tartışması
Çetinkaya, Arzu
Bu çalışma, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklığı küresel güç dengeleri, çok kutupluluk tartışmaları ve Batı ile ilişkiler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel doküman analizi yöntemi kullanılmış; ABD, NATO, Çin ve Rusya’ya ait stratejik belgeler, akademik çalışmalar ve resmî politika metinleri sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bulgular, Rusya–Çin ilişkilerinin ideolojik bir ittifaktan ziyade pragmatik çıkar temelli bir ortaklık karakteri taşıdığını ortaya koymaktadır. Her iki aktör ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınırken stratejik özerkliklerini ve manevra alanlarını korumaya yönelik politikalar izlemektedir. Rusya-Çin iş birliği, diplomatik koordinasyon, ekonomik etkileşim ve güvenlik alanındaki ortak faaliyetlerle derinleşmektedir. Bununla birlikte ilişkide yapısal asimetri ve karşılıklı temkin unsurları dikkat çekmektedir. Makale, Rusya–Çin ilişkilerini normatif ittifak varsayımlarının ötesine taşıyarak, “stratejik belirsizlik” ve “sınırlı eşgüdüm” kavramları üzerinden yeniden değerlendirmekte; büyük güçlerin neden sıklıkla kurumsallaşmış ittifaklar yerine koşullu ve asimetrik iş birliği biçimlerini tercih ettiğini açıklayan analitik bir çerçeve sunmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş Sürecinde Çoruh (Artvin) Vilayetinde Siyaset (1946-1950)
Zengin, Ersoy
Bu çalışma, Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçiş sürecini Çoruh (Artvin) vilayeti örneği üzerinden incelemektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik liberalizasyon süreci, yeni siyasal oluşumlara zemin hazırlamış; bu ortamda kurulan Demokrat Parti (DP), kısa sürede ülke genelinde teşkilatlanma faaliyetlerine başlamıştır. 1946 yılında Rasim Şahinler, Hasan Ciner ve Zihni Ural’ın öncülüğünde Çoruh’ta atılan ilk örgütlenme girişimleri yetersiz kalmış, bu nedenle 21 Temmuz 1946 tarihinde gerçekleşen seçime DP milletvekili adayı çıkaramamıştır. Seçimlerde iktidar partisinin hile yaptığını öne süren DP, seçim güvenliğinin sağlanması için yasal güvenceler talep etmiş ve usulsüzlük iddialarını sürekli gündemde tutmuştur. İktidar ile muhalefet arasındaki gerilim Çoruh vilayetinde de açık biçimde hissedilmiş; 1947 muhtarlık seçimlerinde DP’li Zihni Ural’ın yayımladığı beyannamede Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) teşkilatı hırsızlıkla suçlanmıştır. Aynı yıl eski bir CHP yöneticisi olan Kaydi Çeltikçioğlu’nun DP’ye katılmasıyla partinin il yönetim kurulu teşkil edilmiştir. Bu kurulunun büyük bir kısmı Çeltikçioğlu’nun akrabalarından oluşmuştur. CHP, uzun yıllar iktidarda bulunmanın sağladığı örgütlenme avantajına sahipti. Halkevleri ve halkodaları aracılığıyla topluma ulaşma bakımından güçlü bir konuma sahip olan CHP, kırsal alanlardaki zayıf teşkilat yapısını gayretli partililerle güçlendirmeye çalışmıştır. Bazı memurların DP’ye yakın durmaları, tayinlerle engellenmek istenmiş, ancak bu uygulama beklenen sonucu vermemiştir. Uzun iktidar dönemi CHP içinde yorgunluğa, halkta ise bıkkınlığa yol açmıştır. Basın ve aydın çevrelerinin önemli bir kısmının DP’ye destek vermesi, partinin kısa sürede güçlü bir muhalefet odağına dönüşmesini sağlamıştır. Seçimlerden iki ay önce yayımlanmaya başlayan Demokrat Çoruh gazetesi, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bu süreci hızlandırmıştır. Derin ideolojik farklılıklar bulunmamasına karşın, değişim isteyen Çoruh halkı 14 Mayıs 1950 tarihli seçimde DP adaylarını desteklemiştir.
AtıfOpenAlex1
İncele - Derleme MakaleAçık Erişim2025Ulus-devlet, kimlik ve kültür perspektifinde uluslararası göç tartışmaları
Reyhanoğulları, Müslüm
Çağdaş dönemde uluslararası göçler; ulus-devlet, kimlik ve kültür kavramları bağlamında karmaşık ve çok boyutlu bir ilişki içinde ele alınmaktadır. Bu ilişkinin niteliği, ulus-devletlerin doğası ve işlevleri ile uluslararası göçün temel dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Ulus-devletler göçü düzenleme ve yönetmede aktif rol oynarken, uluslararası göç hareketleri de devletlerin sosyokültürel, ekonomik ve politik yapılarında dönüşümlere yol açmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim, devlet politikaları ve toplumsal dinamiklerde derin değişiklikler yaratmaktadır. Göçmen ile ev sahibi toplumlarda kimlik ve kültür ekseninde de olumlu ve olumsuz sosyal dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla göçmenlerin kimlikleri adaptasyon sürecinde yeniden şekillenirken, ev sahibi toplumların kimlik ve kültürel yapıları da değişmektedir. Bu durum kültürel sınırların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırma uluslararası göç olgusunu; ulus-devlet, kimlik ve kültür ekseninde sosyo-politik etkileriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, literatüre dayandırılarak uluslararası göçün ulus-devletin doğasına, kimlik oluşumundaki rolüne ve kültürel ilişkilerine odaklanmaktadır. Çalışmanın beşerî coğrafyadaki bu konulara kuramsal katkı sunması hedeflenmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Hapishanenin Doğuşu, Bedenin İşlevsel Üreyişi: Eleştirel Yönetim Alanından Bir Okuma
Cengiz, Aytül Ayşe; İnan, Arzu; Remziye, Kolcu
Disiplinci iktidarın yalnızca zorlayıcı değil, aynı zamanda rıza üretimi yoluyla işleyen bir iktidar biçimi olduğunu varsayan bu çalışma, Türkiye’deki açık cezaevlerinde mahpus-işçi olarak çalışmış iki eski mahkûmun tanıklıkları aracılığıyla hapishanelerde uygulanan disipline etme pratiklerinin niteliğini ve etkilerini incelemektedir. Katılımcıların amaçlı örneklem yoluyla seçildiği görüşmeler, eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Hapishanelerde uygulanan gözetim, ödül-ceza mekanizmaları ve disiplin tekniklerinin iş yerlerindeki yönetim pratikleriyle yapısal düzeyde benzeşmesi; bireylerin her iki bağlamda da ekonomik birer özne olarak kurgulanmasına ilişkin bir tartışma zemini sunmakta ve bu yönüyle çalışmanın eleştirel yönetim literatürüne kuramsal katkı sağlaması hedeflenmektedir. Kimlikleri doğal, verili ve evrensel kabul etmek yerine kurumlar tarafından belli iktidar mekanizmaları içerisinde özneleştirme pratikleri ile kurulan öznel deneyimler olduğunu hapishane-beden ilişkisi üzerinden göstermeyi hedefleyen bu çalışma, eleştirel yönetim anlayışına alternatif öznellik biçimlerini düşünme yönünde bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Yeni-Osmanlıcılık İdeolojisinin Hegemonik İnşasında Türk Televizyon Dizilerinin Kullanımı
Aydin, Nursen
Bu çalışma, Türkiye’de siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık ideolojisini toplumsallaştırma sürecinde televizyon dizilerinin hegemonya aracı olarak kullanımını ele almaktadır. Yeni-Osmanlıcılık söylemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1950’lerde gündeme gelmiş ve 1980’lerle birlikte temelleri atılmaya başlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde sağ siyasal iktidarlar tarafından değişen tonda ve ölçüde kullanılan yeni-Osmanlıcılık, 2000’li yıllarda siyasal ve toplumsal alanda yerleşik hale getirilmiştir. Siyasal kimliğini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayarak 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) özellikle 2009 yılından bu yana iç ve dış politikada belirgin hale geldiği gözlenen yeni Osmanlıcı söylemleri, toplumsal ve kültürel yaşamın biçimlendirilmesinde de sıkça kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yeni Osmanlıcı söyleminin 2010’lu yıllardan bu yana hegemonik hale getirilmesinde televizyon dizilerinin kullanımını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, kuramsal olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramının temel alındığı çalışmada, 2010-2024 yılları arasında Osmanlıyı ve Selçuklu dönemini konu edinen televizyon dizilerine ilişkin nicel veriler ortaya konulmuştur. Söz konusu dizilere ilişkin veriler, doküman analizi tekniğinden yararlanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, 2010 yılı sonrasında yeni-Osmanlıcılık ideolojisinin siyasal iktidarın politikalarında ve söylemlerinde yoğun bir biçimde kullanımına paralel olarak Osmanlı temalı televizyon dizilerin sayısında da artış yaşandığı ve siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık söylemin sözü edilen diziler aracılığıyla sürdürüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı/Selçuklu temalı televizyon dizilerinde, senaryonun Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki güncel olaylarına ve bu konuda AK Parti iktidarının politikalarına gönderme yapılarak kurgulandığı dikkat çekmektedir
- MakaleYalnız künye2025Oy Verme Kutularından Sınır Kapılarına: Türkiye’nin Seçimleri ve Suriyeli Mültecilere Yönelik AKP’nin Değişen Tutumuna Medyadan Bakmak
Kenes, Hatice
Bu makale, son 13 yıldır Türkiye’de ırkçı, ayrımcı söylemlerin düğüm noktalarından birini oluşturan Suriyelilere yönelik söylemi, kritik son seçimleri içine alan dönemde incelemektedir. Bu dönemin özellikle ele alınmasında iki gerekçe öne çıkmıştır: İlki, muhalefet partileri tarafından sıkça gündeme getirilen, özellikle seçim dönemlerinde bir seçim vaadi olarak sunulan ve toplumda ırkçı, ayrımcı düşünceleri besleyerek zaman zaman linçlere yol açan Suriyelilerin “gönderilmesi gereken bir fazlalık” olduğu söylemine, 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan başkanlık seçimlerine 11 gün kala, 3 Mayıs 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) de “onurlu geri dönüş” söylemiyle eklemlenmesidir. Böylece AKP tarafından açık kapı politikasıyla içeri alınan, Müslümanlar olarak ensar olunması gereken, vatandaşlık vaat edilen milyonlarca Suriyeli mültecinin 12. yılın sonunda ülke dışına çıkarılacağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçmenlere duyurulmuştur. Oysa aynı Erdoğan, 15 Mart 2022 tarihli konuşmasında muhalefet partilerinin söylemlerinin aksine “Biz görevde olduğumuz sürece göndermeyeceğiz” diyerek muhalefete “sert” bir şekilde karşılık vermişti. Kısa sürede her iki ifadenin AKP’nin Suriyeli politikasıyla ilgili olarak kamusal dolaşıma sokulmuş olması, AKP’nin Suriyelilere yönelik politikalarını belirleyen asıl faktörün hümanizm, insan hakları vs. değil de iktidarı kaybetme riskinin güçlü bir şekilde açığa çıkması ve oy hesapları olduğunun görünürleşmesidir. İlkiyle bağlantılı ikinci gelişme ise, 20 yıllık kesintisiz bir şekilde iktidarda olan Erdoğan’ın ve AKP’nin ilk defa oy ve iktidar kaybetme riskinin güçlü olarak belirdiği iki kritik seçim atmosferinin yaşanmış olmasıdır. Nitekim Erdoğan, 14 Mayıs 2023 başkanlık seçimlerini ikinci turda kazanabilmiş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ise AKP, elindeki 15 şehir belediyesini daha kaybetmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı genel seçim ve ardından yerel seçim sürecini içine alan 1 Mart 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’de en fazla tıklanma sayısına sahip Sabah, Hürriyet ve Sözcü’nün çevrimiçi platformlarında yayımlanan haberlerinde iktidarın da değişen söyleminin etkisinde Suriyeli sığınmacıların hangi bağlamda nasıl yer aldığını, medyanın mültecilerin “geri gönderilmesi gereken fazlalık” olarak gören politik söyleme nasıl eklemlenmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, ana akım medyanın haber yapma pratiği ve sığınmacılara yönelik politik ve toplumsal tartışmaları nasıl haberleştirdikleri betimsel olarak analiz edilerek öne çıkan temalar ve alt temalar yorumlanacaktır. Araştırmanın temel tezi, medyanın, sığınmacıların toplumsal entegrasyon veya dışlanma süreçlerine etkisinin, seçim döneminin dinamiklerinde daha belirgin hale geldiği yönündedir.
- MakaleAçık Erişim2025Belediyelerin Sosyal Hizmet Fonksiyonu Üzerine Bir Araştırma: Sahadan İzlenimler
Akgül, Ceylan Sülü
Çalışma dünyada bilhassa sosyal hizmet alanında birçok ülkede işlevsel olarak faaliyet sürdüren belediyelerin, Türkiye’deki işlevselliğini vurgulamak ve bu alanda hizmet sunan sosyal hizmet uzmanlarının hizmete yönelik kapsamlı değerlendirmelerine (alan, sosyal hizmet uzmanları ve müracaatçılar açısından) yer vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu bağlamda Antalya, Kocaeli, İstanbul, İzmir, Mersin, Sakarya ve Tunceli Belediyelerinde çalışan dokuz sosyal hizmet uzmanı ile derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen bulgular ve görseller Maxqda 2024 programı kullanılarak tematik analiz yoluyla yorumlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre yerel yönetimler içerisinde belediyelerin; hızlı, kolay, erişilebilir, bölgenin dinamiklerine hakim, ulaşılabilir bir hizmet modeli sunduğu anlaşılmaktadır. Yine Türkiye’deki belediyelerin hizmetlerinin ekseriyetle sosyal yardımlar niteliğinde olduğu, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki müdahalelerinin apolitik düzlemde değerlendirilmediği, bu hizmetlerin halkın ihtiyacı, belediyenin bütçesi, ilin nüfusu, belediyenin büyükşehir-il-ilçe belediyesi olma durumuna göre değişkenlik gösterdiği, yaşanılan sorunların daha yapısal çözümlerle; yeni sosyal politikalar, tüm belediyelerin kullandığı entegre bir sistem ve ortak projelerle kapsayıcı boyutta geliştirilebileceği vurgusu sosyal hizmet uzmanlarının sahadan aktardıkları deneyimleri sonucunda ortaya konmuştur.
- MakaleAçık Erişim2024Ülke ekonomilerinde bir gösterge olarak kredi temerrüt takası (cds) ve makro belirleyicileri: türkiye örneği
Sarı, Sacit
Bir borçlunun temerrüdüne karşı sigorta sunan Kredi Temerrüt Takasları (CDS), bir satıcı ile bir alıcı arasında yapılan ve yatırımcıların temerrüde karşı koruma satın almalarını sağlayan bir sigorta sözleşmesidir. Finansal sermaye akımlarında yaşanan artışlar sonucu riskten korunmak isteyen yatırımcılar, bir ülkenin kredibilitesiyle ilişkili riski azaltmak ve korunmak (hedge) için CDS kullanarak finansal istikrarı artırmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışma bağlamında gelişmekte olan bir ülke ekonomisi olarak dış finansmana sıklıkla başvurmak durumunda kalan Türkiye ekonomisinde 2008:01 ile 2023:08 arası dönemde CDS priminin belirleyicileri incelenmiştir. RALS LM birim kök test sonucuna göre düzeyde durağan çıkan seriler arasındaki uzun dönemli ilişkiler RALS regresyon yöntemiyle araştırılmıştır. Enflasyon ve Cari işlemler dengesindeki artışlar CDS primini artırmaktadır. Reel Efektif Döviz Kuru, BİST-100 ve Sanayi Üretim Endeksi değişkenleri ise teoride beklenildiği gibi CDS primi üzerinde negatif etkiler oluşturmaktadır. Granger nedensellik sonucuna göre ise, Enflasyon, BİST-100 ile CDS primi arasında çift yönlü Granger nedensellik ilişkilerinin olduğu, Reel Efektif Döviz Kuru, Cari İşlemler Dengesi ve CDS primi arasında ise nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir.
AtıfOpenAlex9TR Dizin7
İncele - MakaleAçık Erişim2024Yüzeysel Bir Radikallik Bağlamı Olarak Woke Hareketi
Palanci, Cihan
Kimlik siyasetinin 1960’lar ile politik alanın en önemli tartışma nesnelerinden biri olması ve bu tartışmaların muhalif habitusu ikiye bölmesi gözlemlenebilir bir olgudur. Bununla birlikte özellikle 2010’larla başlayan, sosyal medyanın aracılığıyla hızlanan ve yaygınlaşan başka bir tür muhalefet biçiminin yeni kamusal alanlarda kendini gösterdiğini gözlemliyoruz. Woke (Uyanış) aktivizmi olarak adlandırılan bu hareket bir tür hiper-kimlik siyaseti ile ciddi destekçiler bulurken öte taraftan özellikle kullandıkları yöntemlerle ilgili olarak sert bir biçimde eleştiriliyorlar. Woke taraftarları, toplumsal cinsiyet normları, etnik aidiyet, göç ve çevre gibi sorunlar hakkında son derece duyarlıyken bu duyarlılığın dile getiriliş pratikleri öteki politik gruplar tarafından sorunsallaştırılmaktadır. Bu hiper-kimlik hareketinin üyeleri, özellikle sosyal medya kullanıcılarının kamuya açık olarak ifade ettikleri görüşleri hem içerik hem de seçilen sözcükler bağlamında sürekli eleştirmekte ve Woke filtresine takılanlar için yine sosyal medyada yoğun bir eleştiri fırtınası başlatmaktadırlar. Son kertede literatüre “iptal etmek” olarak geçen bu süreç, fail için geri dönülmez bir aşamaya geçebilmekte ve tüm yaşamını etkileyebilmektedir. Bu bağlamda biz çalışmamızda Woke aktivizminin belirli bir çerçevesini oluşturmaya çalışacağız. Bu çerçeve, Woke’un kavramsal olarak konumlandığı yerin tarihsel dinamikleri ve özellikle kavrama yönelik eleştirilerle oluşturulacaktır.
- MakaleYalnız künye2024İran ve Türkiye’nin Kapitalist Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Süreçlerinin Karşılaştırılması: Eğitim Reformu Örneği (1923-1941)
Şeker, Melike
Bu çalışma, İran’da Rıza Şah Pehlevi ve Türkiye’de Mustafa Kemal’in kurucu liderliğini yaptıkları devletlerde (1923-1941) uygulanan eğitim reformlarıyla bu ülkelerin kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşme biçim ve yoğunlukları arasındaki paralelliklere dikkat çekmeyi hedeflemektedir. 16. yüzyılda Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın dar bir bölgesinde konumlanan Avrupa dünya ekonomisi kendi iç yapılarını geliştirerek kesintili de olsa düzenli bir gelişme göstermiştir. 19. yüzyılda kendi yuvasından çıkarak dünyanın farklı bölgelerini bünyesine dâhil eden kapitalist ekonomi (modern) kapitalist dünya ekonomisi haline gelmiştir. Avrupa merkezli kapitalist ekonominin coğrafi yayılımının hızlandığı bu yüzyıl, Türkiye ve İran toprakları da dâhil olmak üzere birçok bölgenin bu sisteme katılmaya başladığı zaman aralığına denk düşmektedir. Bu nedenle uluslararası ekonomik-politik düzen, iktisadi değişimlerin yanı sıra siyasi ve toplumsal yapının dönüşümünün de başlıca dinamiği olmuştur. Sonsuz ve sınırsız büyüme hedefinin temel motivasyon olduğu kapitalist dünya ekonomisinin sürekli büyüme sürecinin tarihsel gelişimine her bölgenin içsel dinamikleri etki etmektedir. Dünya pazarı için üretim mekanizmalarını yaratan kapitalist dünya ekonomisine eklemlenmenin buna dâhil olan birimler açısından en önemli sonucu, kapitalizm öncesi üretim tarzlarının içerik olarak kapitalist pazara uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu ve Kaçarlar/Pehleviler için bu süreç, bir yandan kendi içinde bağımsız kurumsal yapıları oluşturma bir yandan da dünyaya uyum sağlama arayışı şeklinde ortaya çıkmıştır. Her iki imparatorluk örneğinde bütünleşme sürecinin bir uğrağı olan ulus devlet inşa dönemi, politik, idari ve toplumsal yapıdaki dönüşümlere siyasi aktörlerin öncülük ettiği tarihsel bir kesittir. Mustafa Kemal ve Rıza Şah’ın liderliğinde kurulan devlet yönetimlerinin hedefleri arasında eğitim kurumlarında reformların yapılması ve bu kurumların yaygınlaştırılması da bulunmaktaydı. Buradan hareketle çalışma, benzer zaman aralığında ancak farklı hız ve yoğunluklarla kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşen Osmanlı/Türkiye’de ve İran’da merkezi devlet eliyle düzenlenen modern eğitim reformlarının -hedef ve düzeyinin- bahsi edilen eklemlenme süreciyle paralelliğine odaklanmaktadır. Son olarak çalışma, eğitim reformları konusunda söz konusu ülkelerin dünya ekonomisiyle eklemlenme süreçlerindeki sermaye birikim koşullarının belirleyici rolünü öne çıkarmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2024Renklerin Simgesel Temsili: Pan-Arabizm Örneği
Gökcan, Özkan
Bayraklar, bir milletin kimliğinin tanımlanmasında ve tanımlanan milli kimliğe ilişkin aidiyetin sürdürülmesinde başlıca rolü oynayan sembollerden biridir. Bayrağı, millet ve milliyetçilik için önemli kılan unsur, kullanılan renkler, desen ve hatta biçimlerden ileri gelmektedir. Çünkü kullanılan renkler, desenler veya biçimler rastgele değil bilinçli seçilmiş ve belirli bir kolektif bilince vurgu yapan unsurlardır. Bu durumun en önemli tarihsel örneklerinden biri Arap devletlerinin bayraklarında sıklıkla karşımıza çıkan siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı renkleridir. Bu çalışmada Pan-Arabizmin sembolü olarak kabul edilen siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı renklerinin Araplar için ne anlam ifade ettiği ve Arap devletlerinin bayraklarında neden sıklıkla kullanıldığı ele alınmaktadır. Ulusal devletlerin bayraklarındaki renklerin bilinçli bir tercihin ürünü olduğundan hareketle, söz konusu renklerin Arap milliyetçiliğinin sürdürülmesi noktasında nasıl bir işlevi olduğu incelenmektedir. Bu kapsamdan hareketle çalışmanın birinci bölümünde siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı renklerinin Pan-Arabizm ideolojisi içi ne ifade ettiği ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde söz konusu renklerin siyasal, dinsel ve tarihi temsilinin detaylı analizi, üçüncü bölümünde ise örnek devletler üzerinden dört rengin bayraklardaki temsili ve bu temsilin zaman içindeki değişimi incelenmektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Necropolitics and modernity: unveiling the ‘empire’s dirty work’ in heart of darkness, a passage to india and burmese days
Demir, Ayşegül; Kaygisiz, Ismail
Abstract This article examines the complex interplay between modernity, colonialism, and necropolitics as represented in Heart of Darkness by Joseph Conrad, A Passage to India by E.M. Forster, and Burmese Days by George Orwell. These modernist texts not only critique the dehumanization and systemic extermination justified by colonial ideologies but also highlight the ways in which colonial power uses necropolitical strategies to govern life and death. By integrating Achille Mbembe's concept of necropolitics with Michel Foucault's theory of biopower, this analysis elucidates the racial and sovereign dynamics that both underpin and challenge colonial regimes. The paper contextualizes the relationship between modernism and colonial history, highlighting how modernist narratives reflect a crisis in the colonial agenda and embody Enlightenment ideals that have shaped the socio-political landscape of empires. These narratives offer a critical view of the dichotomy between the colonizer and the colonized, emphasizing the fractured and uncertain epistemological underpinnings of imperial logic. The examination of Conrad, Forster, and Orwell focuses on the ethical and psychological turmoil from colonial dominance, probing how colonialism justifies violence and subjugation. The study reveals how colonial powers exert necropolitical control, deciding who lives and who dies—a control that extends beyond physical dominance to the psychological colonization of minds, perpetuating colonial hegemony. Ultimately, this paper shows how modernist texts critique colonial necropolitics and expose the racial prejudices and biopolitical strategies essential for maintaining colonial regimes. These texts provide profound insights into the lasting impacts of colonialism on contemporary understandings of race, sovereignty, and resistance.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Kafkas Cephesi’nde Savaşan Osmanlı Askerlerinin Anılarında Turan İdeali (1914–1918)
Zengin, Ersoy
Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlıcılık politikasıyla varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’nda yaşanılan yenilgi Osmanlı toplumunda büyük bir travmaya sebep oldu. Artık devletin geleceği için Osmanlıcılıktan çok Türkçülük politikası gerekli görülüyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Turancı politika hayata geçirildi. Gelecekte varlığını devam ettirebilmek için büyük bir Türk kitlesine dayanmak isteyen Osmanlı Devleti, Kafkaslar ve Orta Asya’ya yöneldi. Ölüm, kalım savaşının verildiği bu dönemde Kafkas Cephesi’nde savaşan Osmanlı askerlerinin özellikle eğitimli kesimi Turancı görüşteydi. Turancılar için Rusya egemenliği altında esir olarak yaşayan Müslümanların kurtarılması ve buradaki Türk topluluklarıyla siyasal birlikteliğin kurulması kutsal bir vazife idi. Turan idealinde Türkçülük ve İslamcılık birlikte düşünülmekteydi. Türkçe konuşan Müslümanlar, Türk olarak kabul edilmekteydi. Türklerin önderliğinde Rus, İngiliz ve Fransız emperyalizminin sömürdüğü Orta Doğu ve Asya Müslümanlarının özgürlüğü hedeflenmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili tartışmalı birçok konu Turancılık politikasıyla yakından ilgilidir. Örneğin Sarıkamış yenilgisi Enver Paşa’nın Turancılığına bağlanmaktadır. Bir diğer basmakalıp yargı ise Kafkas Cephesinde müttefik Almanya’nın menfaatleri doğrultusunda savaşıldığıdır. Turan idealiyle ilgili olarak ileri sürülen bir diğer iddia ise Hristiyan toplumunu hedef aldığıdır. Kimi yazarlara göre Osmanlı Türkleri Kafkasya’daki Türklerle birleşebilmek için kendilerine engel olarak gördükleri Ermeni ve diğer Hristiyan toplumları yok etmek istemişlerdir. Bundan dolayı Turancılık politikasının anlaşılması yakın dönem Türk ve dünya tarihi açısından önem arz etmektedir. Esasen anılarda da açıkça ortaya konulduğu gibi sadece Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın Turancı olmadığını, bu görüşün daha geniş kitlelerce benimsendiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Kafkas Cephesi’nin açılmasında Alman menfaatlerinden çok Türk subaylarının kararlarının daha baskın olduğunu ifade etmek gerekir. Anılarda kurulması düşünülen Turan İmparatorluğu’nda Hristiyanların da yer alacakları, onların milli haklarına saygı duyulacağı net bir şekilde ortaya koyulmaktadır.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Impact of COVID-19 health crisis on health systems of countries; an evaluation with the dimension of global health systems
Sur, Haydar; Baş, Kazım
The countries' unpreparedness in managing the COVID-19 epidemic and the inadequacies of the global health system have turned the outbreak into a worldwide health crisis. In this study, the impact of the COVID-19 health crisis on the health systems of countries was evaluated based on the literature in terms of global health systems. Unlike other epidemics, the coronavirus has spread rapidly in all countries, regardless of income. The United Nations and the World Health Organization (WHO) stated that a joint approach is necessary for supporting global solidarity policies so that the COVID-19 process due to social, economic, and health inequalities between countries does not get worse. However, it has been seen that the disagreements between some powerful countries that are influential in global politics negatively affect the global health system and epidemic management. With the onset of the COVID-19 epidemic, some countries brought the "my nation first" approach to the fore, undermining the fair implementation of global health policies. The member countries of the World Trade Organization have also violated the trade agreements made and imposed export restrictions on the products necessary for the fight against the epidemic. It has also been reported that high-income countries disregarded public health and human rights approaches during the epidemic and reached COVID-19 vaccines proportional to their purchasing power. It has been observed that the epidemic cannot be managed effectively at the global level, although the global health system is more needed throughout the world during the pandemic process. It was emphasized that redesign is necessary for effective governance of the global health system.
AtıfOpenAlex5TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Milli istihbarat teşkilatının 1966-1982 yılları arasında edindiği cihaz ve araçlar
Sertel, Savaş; Kızıltoprak, Tuncay
Tarih boyunca devletler sürekli bir güç mücadelesi halinde olmuştur. Bu nedenle kendilerine tehdit olabilecek bilgileri öğrenme merakı içinde olmuşlardır. Dolayısıyla devletler kendi güvenliklerini riske edecek durumlara, muhtemel çıkabilecek güç mücadelesi sonucunda üstünlüklerini sağlamak amacıyla istihbarat ve casusluk faaliyetlerine başvurmuştur. İstihbarat özellikle savaş dönemlerinde hayati önem taşımıştır. Devletler zor zamanlarında kullanabilmek için istihbarat teşkilatları kurarak casuslar yetiştirmiştir Cumhuriyet Dönemi’nde Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti kurularak Türkiye’nin resmi istihbarat teşkilatı oluşturulmuştur. Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yandan savaşan ülke temsilciliklerinden bilgiler sızdırmaya çalışırken bir yandan da önleme hizmetleri yaparak yabancı istihbarat örgütleri ve faaliyetleri ile mücadele etmiştir. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olmuş ve Sovyetler Birliği’ne karşı Batı ittifakı ile beraber hareket etmeye başlamıştır. Soğuk Savaş yıllarında özellikle ABD’den istihbarat desteği almıştır.1965 yılında Millî İstihbarat Teşkilâtı oluşturulmuştur. Milli İstihbarat teşkilatı istihbarat faaliyetleri için modern cihazlara ve araçlara ihtiyaç duymuş ve zaman zaman teşkilata ihtiyaç duyduğu cihaz ve araçlar alınmıştır. Bazı araçlar ise çeşitli ülkelerden ve çeşitli ülke vatandaşlarından zaman zaman teşkilata hibe yoluyla kazandırılmıştır. Bu çalışmada Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığının 1966 ve 1982 yılları arasında aldığı araç ve cihazların hangi yollarla elde edildiği ve bu teçhizatların kullanım alanlarına değinilecektir. Millî İstihbarat Teşkilâtı ihtiyaç duyduğu teçhizatın büyük bir kısmını NATO müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri’nden satın almıştır. Bazı araçlar ise dış ülkelerden veya o ülkelerde yaşayan yabancı uyruklu şahıslardan hibe yoluyla edinilmiştir. Alınan araçların çoğu otomobil ve arazi araçlardır. Bunun yanı sıra teşkilat için uçaklar ve helikopterler de satın alınmıştır. Bu da teşkilatın hareket kabiliyetini artıran bir unsur olmuştur. Teşkilatın ihtiyaç duyduğu bilgisayarlar Amerikan IBM firmasından alınmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Dış Politikada Karar Verme Süreci ve Modelleri Bağlamında Bürokratik Politika Modeli Örneği Olarak Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu
Gündoğdu, Serkan
Dış politikada karar verme süreçleri zaman içeresinde önemli değişimler geçirmiştir. Dış politika bir dönemler krallar/imparatorlar tarafından belirlerken, demokratik yönetim anlayışının yaygınlaşmasıyla birlikte parlamentolar, devletin yetkili organları ve ilgili görevlileri tarafından belirlenmeye başlanmıştır. Özellikle soğuk savaş yıllarında realist yaklaşımın etkisi söz konusu iken, soğuk savaşın bitmesiyle realist yaklaşım yetersiz kalmış, dış politikada karar verme sürecine birçok faktörün etki ettiği görülmüştür. Bunu yanı sıra konjonktürel değişimler, iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler, devletlerin ve toplumların hızlı ve sürekli etkileşim halinde olmaları, karşılıklı bağımlılığın artması devletlerin dış politika yapım süreçlerinin geliştirilmesini çeşitlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda dış politika analizi ve karar verme odaklı çalışmalar geliştirilmiş, özellikle küresel değişimlere bağlı olarak dış politikada karar verme süreçlerini etkileyen faktörler ve dinamikler incelenmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, Türkiye’de 2017 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle, karar vericilere dış politika önerileri geliştirmek amacıyla oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu bu çalışmada ele alınmıştır. Tek bir aktörden ziyade çok sayıda aktör esasına dayanan bürokratik politika modeli çerçevesinde karar verme sürecinde nasıl bir role sahip olduğunu ortaya koymaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Genç Almanya Birliği “Jungdeutschland-Bund’un (JDB)” Yöneticilerinden Heinrich Leonhard Emanuel Von Hoff’un Osmanlı Devleti Bünyesindeki Faaliyetleri
Başkutlu, Salih
Cihan Harbi sürekli seferberlik gerektiren çok cepheli bir yıpratma savaşına dönüşürken, Osmanlı makamları daha verimli ve kapsamlı bir paramiliter eğitim ağı kurmaya karar verdiler. Bunun için 1916 yılında Alman subay Heinrich Leonhard Emanuel von Hoff (1868-1941) İstanbul’a çağrıldı. Genç Almanya Birliği’ni rol model alan Emanuel von Hoff kısa zaman içinde teşkilatlanma sürecini başlattı. İmparatorluğun son döneminde paramiliter dernekler aracılığıyla gençliğin politik inşasının siyasi ve askeri elitlerin kontrolünde gerçekleştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken bu çalışma, Alman askeri misyonunun gayrı resmi üyesi olarak Osmanlı topraklarında bulunan Emanuel von Hoff’un Osmanlı Genç Dernekleri’ndeki faaliyetlerini takip etmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla Osmanlı Devleti’ne gelişini tetikleyen etmenler nelerdi? Genç Dernekleri’ni teşkilatlandırma sürecinde nasıl bir politika izledi? Kabullenme ve reddetme kıskacında topluma nüfuz etmek için ne gibi argümanlar üretti? Devleti idare edenlerle arasında nasıl bir diyalog vardı? Son olarak Genç Dernekleri deneyiminin noktalanması ve ülkesine geri dönüş nedenleri üzerine duruldu. Bu sorulara cevap bulmak için dönemin matbuatı, Osmanlı Genç Dernekleri Mecmuası, Emanuel von Hoff’un kaleme aldığı makale ve kitapçıklar ve konuyla ilgili araştırma eserler incelendi.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Modern Realizmin Kurucu Dışı Olarak Kautilya’nın Mandala Teorisi
Gökcan, Özkan
Ana akım olarak adlandırılan uluslararası ilişkiler teorilerinin küresel düzeydeki tüm olay ve sorunları açıklama gücüne sahip olduğu iddialarına yönelik eleştiriler, disiplin literatürünün son 40 yıllık birikimi içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu eleştirilerin odaklandığı temel nokta, uluslararası ilişkiler disiplinindeki teorik yapıyı Batı merkezci, dar görüşlü ve hegemonik olmaktan çıkarıp evrensel, diyalog odaklı ve çoğulcu hale getirmenin gerekliliği olmuştur. Bu odak noktasından hareketle özellikle son 20 yılda Batılı olmayan toplum ve devletlerin tarih ve deneyimlerden yararlanılarak geliştirilmeye çalışılan teoriler (Batı-dışı teoriler) disiplinde önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir. Ancak Batı-dışı teori geliştirme girişimleri, özellikle Çin örneğinde görüldüğü üzere Batı merkezciliği aşmak yerine Batı’ya alternatif yeni merkezler yaratma eğilimi sergilemiştir. Bu durum, disiplindeki teorik birikimin çoğulcu ve diyalog odaklı bir yapıya doğru evrilmek yerine dağınık, birbirine paralel ve birbirinden kopuk yeni merkezler etrafında gelişmesine neden olmuştur. Bu çalışmada uluslararası ilişkileri teorilerini Batı veya herhangi bir başka hegemonik merkezden uzaklaştırarak gerçek manada evrensel kılmanın ancak Batı ile Batı-dışı veya dünyanın geri kalanı arasında bilginin tarihsel hareketliliğini dikkate alarak gerçekleşebileceği savunulmaktadır. Bu anlamda çalışmanın temel iddiası, Hint kökenli düşünür ve devlet adamı Kautilya’nın mandala teorisi ile modern realizm arasındaki ilişkinin söz konusu bilgi hareketliliğini ortaya koyma adına önemli bir örnek teşkil ettiğidir. Çalışmada temel kaynak olarak Kautilya’nın Arthaşastra adlı eserinden yararlanılmıştır. Aynı zamanda Kautilya’nın eserleri ve düşünceleri, realist teori, Batı-merkezcilik, Batı-dışı teori, Küresel Uluslararası İlişkiler fikri üzerine literatür taraması yapılarak çalışmanın iddiası temellendirilmiştir. Bu çalışmada mandala teorisi örneği üzerinden yapılmaya çalışıldığı gibi bilginin tarihsel hareketliliği bağlamında Batılı olmayan düşünce ve deneyimlerin Batı-merkezli teoriler üzerindeki kurucu-dış rolünü ortaya koymak, disiplindeki teorik birikimi daha çoğulcu ve evrensel kılmanın temel yoludur. Bu kapsamdan hareketle birinci bölümde, çalışmaya kavramsal bir temel oluşturan “kurucu dış” kavramı ele alınmaktadır. İkinci bölümde, öncelikle Kautilya ve eseri Arthaşastra tanıtılmakta ardından Kautilya’nın mandala teorisinde modern realist teorinin kökleri ortaya konmaya çalışılmaktadır. Kautilya’nın günümüz uluslararası ilişkilerindeki yerine dair eleştirel bir değerlendirmenin ve çözüm önerilerinin yer aldığı sonuç bölümü ile çalışma sonlandırılmaktadır.






