Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024
    Cross-dressing in contemporary british feminist theatre

    Şentürk, Gamze

    Sex and gender are two concepts that are often unconsciously used interchangeably, but they have distinct meanings. They are crucial in understanding the gender hierarchy or the distinction between man and woman created by the patriarchal order. While sex refers to a biological difference or an innate existence based on signs such as chromosomes and genitals, gender is a socio-cultural identity subsequently acquired through social interaction. While the biology-oriented approach reduces femininity and masculinity to the body based on an essentialist approach, the socio-culturally oriented approach underlines that femininity and masculinity are culturally constructed, fluid, and changeable. The gender roles assigned to man and woman in patriarchal society bring along certain expectations based on their sexes and their society’s values and beliefs about gender. The fact that both woman and man are expected to wear appropriate dress for their gender roles is the reflection of this expectation. When a man wears clothing traditionally associated with women or when a woman wears clothing traditionally associated with men, they might face ridicule or criticism because these clothing choices challenge established gender norms, and because the clothes are reminders of roles or symbols that favour social roles. Contrary to this, cross-dressing is described as an act of wearing clothes and accessories that belong to the opposite sex, and it is possible to see its examples as a deconstructive strategy in contemporary British feminist theatre. This article aims at discussing the functions of cross-dressing as a body memory in contemporary British feminist theatre over selected plays such as Caryl Churchill’s plays Cloud Nine (1979) and Top Girls (1982), Timberlake Wertenbaker’s New Anatomies (1984), and Moira Buffini’s Silence (1999).

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Ohmik Evaporasyon İşlemiyle Elde Edilen Dut Pekmezinde Renk Değerlerinin İncelenmesi

    Sabanci, Serdal; Ak, Ferit

    Evaporasyon işlemi sıvı gıda ürünü içerisinde bulunan suyun fiziksel olarak uzaklaştırılmasıdır. Bu işlemde geleneksel ısıtma teknikleri sonucunda istenmeyen bileşen oluşumu, kalite kaybı ve aroma kayıpları meydana gelmektedir. Bu nedenle gelişen teknoloji ile geleneksel gıda işlemi uygulamalarının yerini alternatif teknikler almaktadır. Bu tekniklerin başında ohmik ısıtma işlemi gelmektedir. Ohmik ısıtma işlemi iki elektrot arasında alternatif akım geçirilerek ürünün ısınma prensibine dayanmaktadır. Bu çalışmanın ana amacı üç farklı voltaj gradyanı kullanılarak elde edilen dut pekmezinin renk değerlerinin incelenmesidir. Örnekler ohmik evaporasyon işlemi ile üç farklı voltaj gradyanında atmosferik koşullar altında %22,2 Suda Çözünür Kuru Madde (SÇKM) içeriğinden %68 SÇKM değerine kadar evaporasyon işlemine tabi tutulmuştur. Örneklere ait L*, a*, ve b* renk değerleri ölçülmüştür. Elde edilen L*, a*, ve b* değerlerinden beyazlık ve kahverengileşme gibi bazı renk indeksleri hesaplanmıştır. Beyazlık indeksi (Bİ) ve kahverengileşme indeksi (Kİ) incelendiğinde, en yüksek değerler geleneksel yöntemde elde edilirken en düşük değerler 15 V/cm voltaj gradyanında elde edilmiştir. Toplam renk değişim değerinin 3,73-8,97 arasında değiştiği, en düşük renk değişim değerinin geleneksel yöntemle elde edildiği ve bu değerin yükselen voltaj gradyanı ile arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, dut pekmezi örnekleri renk değişimleri açısından incelendiğinde genel anlamda voltaj gradyanın artmasından olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte fiziksel kalite değerlerinin başında yer alan renk değerleri bakımından nispeten daha düşük voltajlı ohmik evaporasyon işleminin kullanılabileceği düşünülmektedir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Forced To Become Entrepreneurs: Investigating the Impact of Workplace Bullying on the Entrepreneurial Intentions of Immigrant Workers in Turkey

    Uyan, Umut

    Purpose: The issue of migrant workers has been frequently addressed in management and organiza- tion studies, as in many other fields since migration has become a global phenomenon. By referring to the push-pull theory of entrepreneurship, the current study aims to understand to what extent the bullying behavior that migrant workers are exposed to in the workplace encourages them to engage in entrepreneurship. The main assumption that constitutes the hypotheses is that negative workplace experiences push migrant workers to create alternatives against undesirable working conditions. Methodology: A quantitative research design was employed, involving standardized questionnaires to gather data from 231 migrant workers employed in Turkey’s textile sector. The hypotheses were tested using the AMOS statistical program. Findings: The findings support the bullying behavior that migrant workers are exposed to in their workplaces pushes them to become entrepreneurs (β= 0.36, p<.001). Further, the findings indicate that individual entrepreneurship orientation (IndEO) does not moderate the relationship mentioned (β = 0.03, p= .33). Originality: Unlike mainstream entrepreneurship literature, this study demonstrated that entrepre- neurship can be an ‘imperative’ stemming from unfavorable working conditions of migrant workers, rather than an ‘attractive’ phenomenon. Yet, the success and sustainability of such entrepreneurial activities is debatable. The study is expected to provide a clearer picture of migrant entrepreneurial initiatives and, therefore, guide policymakers in developing effective strategies to support economies.

  • MakaleYalnız künye2024
    Güvenlik Duvarlarındaki Ağ Trafiği Log Kayıtlarının Analizinde Açıklanabilir Yapay Zekâ ve Derin Sinir Ağlarının Kullanımı: Karşılaştırmalı Bir Analiz

    Utku, Anıl

    İnternet kullanımında yaşanan hızlı büyüme, siber tehditlerin çeşitlenmesine ve karmaşıklığının artmasına neden olmuştur. Bu durum, özellikle ağ güvenliği konusunda daha gelişmiş ve dinamik çözümler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Geleneksel güvenlik yöntemleri, özellikle güvenlik duvarları, belirli kurallar çerçevesinde çalıştığından, yeni nesil siber tehditlere karşı yetersiz kalabilmektedir. Güvenlik duvarları, ağ trafiğini izleyerek potansiyel tehditleri tespit eden ve engelleyen önemli araçlar olarak uzun yıllardır kullanılmaktadır. Ancak, statik kurallara dayanan geleneksel güvenlik duvarları, karmaşık ve dinamik tehditleri algılamada yetersiz kalmakta ve yüksek oranda yanlış pozitif/negatif sonuçlar üretmektedir. Bu durum, daha esnek ve kendini sürekli olarak geliştirebilen yapay zekâ tabanlı güvenlik çözümlerine olan ihtiyacı artırmıştır. Bu çalışmada, açıklanabilir yapay zekâ ve DNN tabanlı bir derin öğrenme modeli kullanarak güvenlik duvarlarındaki ağ trafiği loglarının analiz edilmesi hedeflenmiştir. Geliştirilen DNN tabanlı model, RF, kNN, SVM, LR ve XGBoost gibi popüler makine öğrenmesi algoritmalarıyla karşılaştırılarak performansı değerlendirilmiştir. Deneysel sonuçlar, geliştirilen DNN tabanlı modelin %99,87 doğruluk oranıyla karşılaştırılan modellerden ve literatürdeki çalışmalardan daha başarılı olduğunu göstermiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Osmanlı Devleti’nde Modern Şirketlerin İnşa ve Gelişim Süreçlerine Matbuatın Katkısı: Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi Örneği

    Alp, Ruhat

    19. yüzyıldan itibaren Osmanlı kamuoyunun bir parçası haline gelen matbuat, Osmanlıların moderniteye uyum sağlama girişimlerinin önemli bir öğesi olmuştur. Osmanlı’da matbuat, güncel teorik, pratik, akademik ve teknik bilgilerin topluma aktarılmasında büyük bir misyon üstlenmiştir. Matbuatın da katkılarıyla iktisat, bazı Osmanlı iktisatçı, gazeteci ve aydınları tarafından kuramsal ve kavramsal bir çerçevede bilimsel bir disiplin olarak ele alınmıştır. Bu durum, 1907’den 1913 senesinin sonuna kadar yayın hayatını sürdüren Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi’nin içeriğinden dahi somut bir şekilde anlaşılmaktadır. Gazetede Osmanlı ekonomisini çağdaş standartlara ulaştırmak, tarım, ticaret ve sanayi sektörlerini geliştirmek, modern ve aktüel iktisadi yaklaşım, yöntem ve teknikleri kamuoyuna aktarmak amacıyla yüzlerce yazı ve makale yayınlanmıştır. Bu bakımdan gazete, iktisat alanında adeta modern bir okul misyonu üstlenmiştir. 1907 yılından itibaren gazete kadroları tarafından modern kapitalist üretim ilişkilerinde çok önemli bir olgu olan “şirket/şirketleşme meselesi” de her yönden ele alınmıştır. Yazılarda, şirket ve şirketleşme kavram ve süreçleri, şirketlerin türleri, faydaları, önemi gibi hususların yanında şirketleşme sürecini sağlayacak kuramsal, pratik, teknik ve ilmi veriler de kamuoyuna aktarılmıştır. Bu bağlamda bu makale, Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi örneği üzerinden Osmanlı sanayileşme sürecinin temel unsur, parametre ve yapıtaşlarından olan şirketlerin ortaya çıkış ve gelişim süreçlerinde matbuatın katkısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Makalede bu amaç doğrultusunda, genel hatlarıyla şirketlerin ve şirketleşme faaliyetlerinin tarihsel gelişim süreçlerinden bahsedilecek, Osmanlı matbuatının genel durumuna değinilecek, Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi’nin ortaya çıkışı, hedefleri ve yayın ilke ve politikaları üzerinde durulacak ve gazete’de şirketler ve şirketleşme süreci hakkında yer alan on iki (12) adet yazının içeriği, kronolojik bir temelde aktarılmaya çalışılacaktır. Bu yazılar, Osmanlı şirketleşme hareketinin kavramsal çerçevesinin ne şekilde oluşturulduğunun anlaşılması, matbuatın meseleye olan katkısının ortaya konulması veya Meşrutiyet’in yeniden ilanı akabinde yaşanan şirketleşme furyasının başlamasında etkili olan bilgi birikimin ifşası bakımlarından Osmanlı iktisat ve matbuat tarihinde büyük önem arz etmektedir.

  • MakaleYalnız künye2024
    Hizmet Sektöründe İstihdamın Beşerî Sermaye Teorisi Bağlamında Eleştirel Analizi (Sahadan Notlar)

    Gün, Servet

    Eğitimli emeği merkezine alan, emeği ekonomik süreçlerin girdisi olarak gören beşerî sermaye teorisi, 1950’lerde Chicago Okulu’ndan bir grup iktisatçı tarafından geliştirilmiş; 1990’larda OECD ve AB gibi kuruluşlar tarafından, ya- şam boyu öğrenme ve aktif emek piyasası politikalarıyla birlikte yaygınlaştırı- larak etkili olmuş bir paradigmadır. Sermaye için verimlilik ve istikrar vaat eden beşerî sermaye kuramı, emekçi için bir gelecek sunuyor mu? Bu soruya, geçi- ci ve güvencesiz işlerin yaygın olduğu; ‘beşerî sermayeleri’ aynı fakat gelir ve çalışma şartları farklı emekçilerin yer aldığı katmanlı/parçalı bir emek düzeni içerisinden cevap bulmaya çalıştık. Zira beşerî sermaye özgüveniyle piyasaya gi- ren emekçi, kısa sürede ucuz ve ‘sürümü bol bir metaya’ sahip olduğunu anlayıp niteliğine uymayan düşük ücretli işlere yöneldiğinde; kuramın emekçi için vaat ettiği ‘iyi’ ile nitelenen ne varsa tartışma konusu olmaya başlamaktadır. Kuramın neden başarısız olduğu yedek işgücü kuramı çerçevesinde alan çalışması bulgu- larıyla desteklenerek tartışılmaktadır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Hz. Peygamber’e Yazılan Manzum Bir Arzuhâl Üzerine

    Demirbağ, Abdulsamet

    Öz: Hz. Muhammed’e duyulan muhabbet, hem sözlü hem de yazılı kültürde en fazla dile getirilen konulardandır. Türk edebiyatında Peygamber ile ilgili ilmî eserlerde ortaya konan bu muhabbet, sanatkârlarca kaleme alınan birçok manzum ve mensur eserde de ele alınmıştır. Örneğin Peygamber’in hayatının anlatıldığı siyerler ile mevlitler, miraç hadisesinin anlatıldığı miraç-nâmeler, Hz. Muhammed’in fiziki ve diğer özelliklerinin anlatıldığı hilyeler ve methedildiği naatlar bunlardan bazılarıdır. Bu eserlerle kâinatın varlık sebebi Hz. Muhammed’e duyulan bu sevgi en güzel şekilde işlenmiş, bu sevginin sonraki nesillere aktarılması gaye edinilmiştir. Asırlarca süregelen İslam toplumundaki bu muhabbet, aciz olan kulun Allah’a ettiği niyazlarda Peygamber’in aracı kılınmasına vesile olmuştur. Çünkü İslam’da Allah’ın “Habibim” diye nitelendirdiği Hz. Muhammed hürmetine edilen duaların kabul olunacağı düşüncesi hâkimdir. Hz. Muhammed için gönüllere nakşedilmiş bu muhabbet, Türk toplumunda da her yaştan ve her kesimden kimseler tarafından hissedilerek bir görev şeklinde addedilmiştir. Toplumların diline tercüman olan şairlerin işlediği bu duygunun ilk örneklerine Yûsuf Hâs Hâcib’in Kutadgu Bilig’inde rastlanılmaktadır. Sonrasında Mevlânâ, Yunus Emre Şeyyâd Hamza vb. şairler tarafından şiirlerin yazıldığı bilinmektedir. Öte taraftan Peygamber sevgisinde bir zirve olarak kabul edilen ve on beşinci asırdan beri okunarak gelen Süleyman Çelebî’nin yazdığı Vesiletü’n-necât veya halk arasında mevlit olarak bilinen eseri, bu hususun dile getirildiği en önemli eserlerdendir. Yine Türk edebiyatında Ahmed Paşa, Fuzûlî, Nâbî, Şeyh Gâlib gibi şairler de Hz. Muhammed sevgisini eserlerinde en güzel şekilde kaleme almışlardır. Hz. Muhammed’i farklı açılardan öven şairlerin bir kısmı da maddi sıkıntılardan dolayı kutsal beldelere gidememenin çaresizliğini yaşayan kimseler olmuştur. İşte bu çaresizlik ve Peygamber’e duyulan derin özlem bazen yazıya dökülmüştür. Çalışmaya konu olan arzuhâl örneği de anlatılan durumun bu yönünü ortaya koymaktadır. Arzuhâller, kaynaklarda dilekçe mahiyetinde kaleme alınan ve gerekli lüzum üzerine bir ihtiyacı anlatan metinlerdir. Ancak manevi açıdan değerlendirildiğinde çeşitli istek ve dileklerin Allah’tan istenildiği bazen de edilen bu dualar için peygamberlerin aracı kılındığı yazılardır. Bu gelenekteki dualarda dünyevi ve uhrevi birtakım isteklerden bahsedilir. Bu dua metinleri, yazıldıktan sonra hacca ve umreye giden kimselerle kutsal beldelere gönderilir. Bu dualar bazen ehil kimselere yazdırıldığı gibi bazen de ihtiyaç sahibinin samimi bir şekilde kaleme almasıyla gerçekleştirilmektedir. Arzuhâllerin kutsal beldelerde Kâbe, Hz. İbrahim makamı veya Hz. Muhammed’in kabrinin bulunduğu yerlere bırakılmasıyla kabul olacağı inancından bahsedilmektedir. Anadolu’nun bazı yörelerinde geçmişten günümüze birçok geleneğin devam ettiği bilinmektedir. Arzuhâl yazma geleneğinin hâlen yaşatıldığı yörelerden biri de Elazığ’ın Palu ilçesidir. Nitekim Palu’nun Beyhan kasabasında yaşayan şair, âlim ve hattatlığıyla tanınan Molla Muhammed Ali tarafından yazılan elimizdeki metin manzum bir arzuhâl örneğidir. Bu şiir, Hz. Muhammed’e duyulan sevginin ve bundan ötürü kabrini ziyaret etmek isteyen çaresiz bir kimsenin yalvarış ve yakarışlarını konu edinmiştir. Şiir, 8’li hece ölçüsüyle yazılmış 20 dörtlükten oluşmaktadır. Şiirin genelinde Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet ve kabrinin olduğu muhiti görmek arzusu dile getirilmiştir. Şiirde kutsal beldelere gidememenin verdiği çaresizlik de ortaya konmuştur. Dolayısıyla şiir boyunca çaresiz bir âşığın özellikleri göze çarpmaktadır. Lirik bu metin, sade ve akıcı bir üslupla yazılmıştır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Peygamber’e duyulan muhabbetin Osmanlı Türkçesiyle ifade edilmesi de önemlidir. Çeşitli sözcük türleri ve edebî sanatlar ile zengin bir görünüm arz eden şiir, okuyucu sıkmayan bir tarzda yazılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Hz. Muhammed hakkında kısa bir bilgi verilmiştir. Sonrasında Türk edebiyatında Hz. Muhammed’e duyulan muhabbetin birtakım örnekleri okuyucuya sunulmuştur. Birinci bölümde ise şiirin tahlili yapılmış, ikinci bölümde şiirin çeviri yazısına yer verilmiştir. Çalışmanın sonuna şiirin orijinal metni konulmuştur. Çalışması yapılan manzum arzuhâl örneği ile birlikte hem geleneğin kaybolmaması gaye edinilmiş hem de yazılı ve sözlü kültürümüze katkı sağlanmak istenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Kafkas Cephesi’nde Savaşan Osmanlı Askerlerinin Anılarında Turan İdeali (1914–1918)

    Zengin, Ersoy

    Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlıcılık politikasıyla varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’nda yaşanılan yenilgi Osmanlı toplumunda büyük bir travmaya sebep oldu. Artık devletin geleceği için Osmanlıcılıktan çok Türkçülük politikası gerekli görülüyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Turancı politika hayata geçirildi. Gelecekte varlığını devam ettirebilmek için büyük bir Türk kitlesine dayanmak isteyen Osmanlı Devleti, Kafkaslar ve Orta Asya’ya yöneldi. Ölüm, kalım savaşının verildiği bu dönemde Kafkas Cephesi’nde savaşan Osmanlı askerlerinin özellikle eğitimli kesimi Turancı görüşteydi. Turancılar için Rusya egemenliği altında esir olarak yaşayan Müslümanların kurtarılması ve buradaki Türk topluluklarıyla siyasal birlikteliğin kurulması kutsal bir vazife idi. Turan idealinde Türkçülük ve İslamcılık birlikte düşünülmekteydi. Türkçe konuşan Müslümanlar, Türk olarak kabul edilmekteydi. Türklerin önderliğinde Rus, İngiliz ve Fransız emperyalizminin sömürdüğü Orta Doğu ve Asya Müslümanlarının özgürlüğü hedeflenmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili tartışmalı birçok konu Turancılık politikasıyla yakından ilgilidir. Örneğin Sarıkamış yenilgisi Enver Paşa’nın Turancılığına bağlanmaktadır. Bir diğer basmakalıp yargı ise Kafkas Cephesinde müttefik Almanya’nın menfaatleri doğrultusunda savaşıldığıdır. Turan idealiyle ilgili olarak ileri sürülen bir diğer iddia ise Hristiyan toplumunu hedef aldığıdır. Kimi yazarlara göre Osmanlı Türkleri Kafkasya’daki Türklerle birleşebilmek için kendilerine engel olarak gördükleri Ermeni ve diğer Hristiyan toplumları yok etmek istemişlerdir. Bundan dolayı Turancılık politikasının anlaşılması yakın dönem Türk ve dünya tarihi açısından önem arz etmektedir. Esasen anılarda da açıkça ortaya konulduğu gibi sadece Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın Turancı olmadığını, bu görüşün daha geniş kitlelerce benimsendiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Kafkas Cephesi’nin açılmasında Alman menfaatlerinden çok Türk subaylarının kararlarının daha baskın olduğunu ifade etmek gerekir. Anılarda kurulması düşünülen Turan İmparatorluğu’nda Hristiyanların da yer alacakları, onların milli haklarına saygı duyulacağı net bir şekilde ortaya koyulmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    An Evaluation of the logistics Performance Index Using the ENTROPY-based ORESTE Method

    Mete, Süleyman; Özdemir, Ümit; Çıray, Deniz

    Logistics performance measurement has become increasingly important for countries as the competitive environment has increased. For this purpose, the World Bank has begun publishing logistics performance index (LPI) reports. The LPI ranking of countries is determined by the experts’ scoring system. By re-analyzing this scoring and reevaluating it without the need for expert opinion, this study analyzed the evaluation of country rankings according to criteria weights from several different angles. This study aims to provide a detailed analysis of the World Bank’s 2023 report using the ENTROPY-based ORESTE method, which has not previously been used in LPI evaluation and provides a more accurate and robust approach to the research. Although several studies have explored this similar topic in the literature, using a new method and comparing the criteria weights by including them in the analysis gave the present study a broader perspective. LPI analysis is an important tool for assessing and improving a country’s competitiveness, and it can help investors compare logistics infrastructure and processes across countries. This can help stakeholders to better plan and make direct investments. Logistics researchers can use the LPI to examine sectoral and economic trends and forecast future developments. Furthermore, the LPI can be used in academia to train and raise awareness about assessment, logistics, and supply chain management programs. This is an important resource for training future logistics professionals and managers and providing policymakers and practitioners with a more refined tool for identifying areas for improvement and investment in logistics infrastructure.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Katı Yağ Alternatifi Olarak Çörekotu Yağı Oleojelinin Kraker Yapımında Kullanım Potansiyelinin Araştırılması

    Eroğlu, Zeynep; Orhan, Necla Özdemir

    Günümüzde, gıdaların duyusal kalite ve fonksiyonel özelliklerini geliştirmek için yoğun bir şekilde çalışılmaktadır. Katı yağlar, yapısında yüksek oranda doymuş yağ asitleri içermesi nedeniyle sağlık açısından sorun oluşturabilmektedir ve bu nedenle gıdalarda katı yağ yerine kullanılabilecek ikame maddeleri geliştirilmektedir. Bu çalışmada, kraker yapımında katı yağ ikame maddesi olarak çörekotu yağı oleojeli (ÇOYO) kullanılmış olup, krakerin fiziksel, duyusal ve tekstürel özelliklerinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Kraker yapımında kullanılan shortening oranı % 0, % 50 ve % 100 olacak şekilde ÇOYO ile değiştirilerek, sırasıyla, Kontrol-kraker, % 50 ÇOYO-kraker ve %100 ÇOYO-kraker formülasyonları hazırlanmıştır. Kontrol-kraker, % 50 ÇOYO-kraker ve %100 ÇOYO-kraker örneklerinin nem değerleri sırası ile % 3.61, % 4.11 ve % 4.66 olarak bulunmuştur. En yüksek su aktivitesi değeri %100 ÇOYO-krakere (0,2315) ait olup bunu % 50 ÇOYO-kraker (0,1920) takip etmiştir. Bileşiminde ÇOYO bulunan krakerlerin L* değerlerinin azaldığı ve a* değerlerinin arttığı görülmüştür. En yüksek sertlik değeri (2396,90 g kuvvet) Kontrol-krakere ait iken en düşük sertlik değeri (1170,45 g kuvvet) %100 ÇOYO-krakere aittir (P

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Determination of glass ceiling barriers in Academicians

    Aslan, Sinan; Yeşiltepe, Akgün; Ozturk, Aygul

    Aim: This study was planned to determine the perceptions of academicians working at universities in Turkey about artificial barriers that prevent women from rising to upper levels of management. Materials and Methods: This descriptive study was carried out by reaching 394 academicians who are actively working in the Academy and who agreed to participate in the study between February 16 and March 15, 2022, via online survey method. Results: While a difference was found between perceived glass ceiling barriers of academicians who participated in the study and their age, gender, marital status, status of having children, educational status and academic title (p<0.05); no difference was found between perceived glass ceiling barriers and income status, working years, number of boards academicians were in, the state of choosing the profession willingly and the state of being satisfied with the profession (p>0.05). Mean score of Glass Ceiling Barriers Scale for Academicians used in this study was found as 74.30±18.93 and it was found that academicians had moderate level of perceptions about artificial barriers preventing women from rising to upper levels of management. Conclusion: The research clearly reveals the thoughts of both men and women on gender equality and provides guiding data for academics.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • DerlemeYalnız künye2024
    Körlük ve İçgörü / Çağdaş Eleştirinin Retoriği Üzerine Denemeler

    Cuşa, Hasan

  • Derleme MakaleAçık Erişim2024
    İşitsel İşlemleme Bozukluğu Olan Çocuklar Bağlamında Müdahale Yaklaşımları: Sistematik Derleme

    Elibol, Fatma; Pehlivanoğlu, Şeyma

    Bu sistematik derlemede İşitsel İşlemleme Bozukluğu (İİB) olan çocuklara yönelik müdahale uygulamalarını incelemek amaçlanmıştır. Literatür taraması PubMed, Web of Science, Scopus, Science Direct ve Google Scholar veri tabanları kullanılarak yapılmıştır. Literatür taraması için Medical Subject Headings (MeSH) terimler dizininden anahtar kelimeler (Auditory Comprehension Disorder, Auditory Inattention, Auditory Perceptual Disorders, Auditory Processing Disorder, Perceptual Disorders- Auditory) belirlenmiştir. Derlemenin dâhil etme ve hariç tutma kriterlerinde ise PICO(S) metodu kullanılmıştır. Sistematik derlemenin raporlanmasında PRISMA Bildirimi kontrol listesi referans alınmıştır. Çalışmada güncel alan yazını değerlendirebilmek için 2013-2023 yılları arasında yayımlanmış randomize kontrollü çalışmalara yer verilmiştir. Literatür taramasında ulaşılabilen çalışmaların birinci değerlendirmesinde araştırmaların başlıkları ve özetleri incelenmiştir. İkinci değerlendirmede ise tam metinleri tetkik edilmiştir. Bu sistematik derlemeye üç makale dâhil edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen araştırma makalelerinin verileri, araştırmacılar tarafından hazırlanan veri çekme formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu formda; yazarlar, yayın yılları, çalışma amaçları, çalışma desenleri, çalışma örneklemleri, veri toplama araçları, uygulanan müdahaleler, çalışma sonuçları ve kalite değerlendirme puanlarına ilişkin veriler bulunmaktadır. Derlemeye alınan çalışmalar incelendiğinde İİB olan çocuklara uygulan müdahalelerin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    Investigation of tool wear and thrust force in drilling aisi 316 austenitic stainless steel using electrophoresis method

    Mahmat, Aybars

    Cutting tool costs are an important component of machining. For this reason, improving machining methods in machining affects the life of the cutting tool. Recently, various machining methods have been used to extend tool life by reducing cutting tool wear. One of these methods is electrophoresis-assisted processing. Electrophoresis-assisted machining is a non-traditional machining method created by the impact of abrasive nanoparticles on the machining area with the help of the generated electric field. Electrophoresis-assisted machining increases the machinability of difficult-to-machine materials with high strength and hardness properties compared to traditional machining methods. In this study, the impacts of various cutting parameters on the drilling performance of AISI 316 L stainless steel material were searched using electrophoresis-assisted drilling (EAD) and conventional drilling (CD) methods. In the study, SiC powder was used as nanoparticles in the solution obtained to create the electric field. Within the scope of the experiments, the effects of different machining methods, cutting speeds and feed rates on thrust forces and cutting tool wear values were experimentally examined. As a result of the investigations, the cutting tool wear and thrust cutting force obtained with EAD are better than CM. Increasing feed rate and cutting speed increased cutting tool wear in both machining methods. It has been determined that the thrust force decreases as the cutting speed increases, while it increases as the feed rate increases.Keywords: Electrophoresis, drilling, cutting force, tool wear, AISI 316

  • MakaleAçık Erişim2024
    Experimental Investigation of Rejuvenated Asphalt Mixtures Using Bio-Oils from Different Biomass Sources

    Altundoğan, Hamdi Soner; Furtana, Beyza; Yılmaz, Mehmet

    Asphalt mixes containing Recycled Asphalt Pavement (RAP) materials are generally harder than traditional mixes. Different rejuvenators are used to soften recycled asphalt pavement by reducing this hardness. In this study, recycled asphalt pavement was added to bituminous hot mixtures at 3 different rates (25%, 50% and 75%). To rejuvenate bituminous hot mixtures containing RAP, three different rejuvenators (pine cone, olive pomace and wheat straw) were added to the mixtures. This study investigated the effect of asphalt mixtures containing RAP and rejuvenator on the mechanical properties. Marshall test and moisture damage test were performed to examine the mechanical properties of asphalt mixture samples. As the bio-oil content in asphalt mixtures increases, the stability values of the mixtures decrease. As the bio-oil ratio in asphalt mixtures increases, tensile strength (TS) values decrease in both unconditioned and conditioned mixtures. While the increase in bio-oil reduces the tensile strength ratio, the shrinkage ratio of mixtures prepared with RAP increases. The bio-oil derived from pomace has been identified as the most effective rejuvenator among those tested.

    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Mimarlık Eğitiminde Bir Stüdyo Çalışması: Tunceli Doğa Kampüsü Projesi

    Güngör, Gizem Nur; Ceylan, Ebru Nalan

    Doğa Kampüsleri dünyada giderek yaygınlaşmakta olup ekolojik hassasiyetleri ön planda olan projelerdir. Bu çalışmada ülkemizde de örnekleri bulunan Doğa Kam-püslerine dair uygulanabilir çözümler getirebilmek amacıyla Munzur Üniversitesi Mimarlık Bölümü 2. Sınıf Mimari Tasarım stüdyosunda üretilen öğrenci projeleri ve tasarım süreci ele alınmıştır. Üç temel aşamada gerçekleştirilen stüdyo çalışmasının ilk aşaması, öğrencilerin Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş olan Örenönü Mevkiinde Pülümür Çayı kenarındaki 49.000 m2lik arazinin analizi çalış-masıdır. İkinci aşamada dünyadaki ve Türkiye’deki orman okulları örnekleri ince-lenmiştir. Ekolojik mimari, sürdürülebilir mimari, doğal yapı malzemeleri, perma-kültür, azaltma, yeniden kullanma, dönüştürme ve biyofilik tasarım kavramları araş-tırılmıştır. Öğrenciler vaziyet planı ölçeğinde tasarım çalışmaları yaparak temel ta-sarım kararlarını vermişlerdir. Projelerde kullanılacak malzeme panoları ve detayları hazırlanmıştır. Üç boyutlu görsellerle ve animasyonlarla proje yürütücülerine su-numların yapıldığı son aşama ise öğrenim çıktılarına yönelik değerlendirmelerin de yapıldığı çalışma adımıdır. Stüdyo çalışmasının sonucunda öğrenciler 8 adet proje geliştirmiş olup bunların beş tanesi bu makalede sunulmuştur. Doğal yapı malzeme-lerinin kullanımının tercih edildiği projeler, doğaya uyum, işlevsellik, teknik ve es-tetik açıdan değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda talep edilen mekanların do-ğada eğitim felsefesini bozmadan, doğayı tahrip etmeden, doğal ve sökülüp takılabi-len yapı malzemeleri ve esnek mekân anlayışıyla, yaratıcı ekolojik çözümler ve sür-dürülebilir bir yaklaşımla tasarlanabileceği ortaya konmuştur.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
    • SDG 15 · Karasal Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    Hardox 500 Çeliğinin Delinmesinde Minimum Miktarda Yağlama Yönteminin Yüzey Pürüzlülüğü ve Kesme Sıcaklığına Olan Etkisinin İncelenmesi

    Mahmat, Aybars

    Hardox 500 aşınma ve kırılmalara karşı dirençli, yüksek sertlik ve mekanik muka-vemete sahip sertleştirilmiş bir çeliktir. Bu yüksek mekanik özellikler bu malzemenin işlenebilirliğini sınırlamaktadır. Bu çalışmanın amacı işlenmesi zor olan Hardox 500 çeliğine farklı soğutma yöntemleri ve işleme parametrelerinin uygulanmasıyla işle-nebilirliğini artırmaktır. Endüstriyel açıdan önemli bir malzeme olan Hardox 500 çeliğinin çeşitli kesme ortamları kullanılarak işlenebilirliğini artırmak amaçlanmış-tır. Farklı ilerleme hızları, kesme hızları ve soğutma yöntemlerinin yüzey pürüzlü-lüğüne, kesme sıcaklıklarına, takım aşınmasına olan etkisi incelenmiştir. Deneysel sonuçlara göre Minimum miktarda yağlama (MMY) yöntemi yüzey kalitesini artır-dığı ve yan yüzey aşınması ile kesme sıcaklıklarını düşürdüğü görülmüştür. Kuru koşullara göre MMY yöntemi kullanılarak yüzey pürüzlülüğünde yaklaşık %20-30, kesme sıcaklığında yaklaşık %15-35 yan yüzey aşınmasında %22-30 oranında iyi-leşme elde edilmiştir. Yüzey kalitesini optimize etmek için yüksek kesme hızı ve düşük ilerleme hızlarının seçilmesi gerektiği görülmüştür. Yüksek kesme hızı ve ilerleme hızı sürtünmeyi artırarak sıcaklığı artırmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Ebelik Öğrencilerinin Evliliğe Yönelik Tutumları ve Doğum Korkuları Arasındaki İlişki

    Aksoy Derya, Yeşim; Benli, Tuba Enise; Yetişmiş, Habibe Yaşar

    Amaç: Bu araştırma ebelik öğrencilerinin evliliğe yönelik tutumları ve doğum korkuları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma Türkiye’nin doğusunda bulunan iki üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmada örneklem hesabına gidilmeyip her iki üniversitede öğrenim gören tüm ebelik öğrencilerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Gönüllülük esasına dayanarak araştırmaya katılan 372 ebelik öğrencisi ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri “Kişisel Bilgi Formu”, “İnönü Evlilik Tutum Ölçeği (İETÖ)” ve “Kadın Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği (KGÖ-DKÖ)” ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde SPSS (25.0) istatistik paket programında sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma, Independent t-test, One-Way Anova, Tukey ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 20,71±1,55’tir. Öğrencilerin %80,1’i çekirdek aile yapısına sahip, %54,3’ü il merkezinde yaşamakta, %96.8’i çalışmamakta ve %56.7’sinin geliri giderine eşittir. Öğrencilerin İET ve KGÖ-DKÖ’den aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla; 69.73±20.01 ve 36.37±12.00’dır. Öğrencilerin evliliğe yönelik tutumları ve doğum korkuları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Bu araştırmada öğrencilerin gebelik öncesi doğum korkuları arttıkça evliliğe yönelik tutumlarının azaldığı saptandı. Bu sonuç doğrultusunda öğrencilerin gebelik öncesi doğum korkuları dikkate alınarak gelecekteki evlilik düşüncelerinin desteklenmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Comparison of Characteristics and Antimicrobial Activity of Synthesized Zinc Oxide And Magnetite Iron Oxide Nanoparticles Using Four Different Plant Extracts

    Aytar, Mehmet; Aydogdu, Burcu; Unal, Ilkay

    The aim of this study was to synthesize Zinc oxide (ZnO) and magnetite ıron oxide (Fe3O4) nanoparticles utilizing a precipitation method, employing plant extracts from Ocimum basilica(1), Cinnamomum zeylanicum(2), Lactarius salmonicolor(3) and Paeonia kesrouanensis(4) as reduction and stabilizing agents. Additionally, the antimicrobial activity of these nanoparticles against both gram-positive (S. aureus, ATCC 25923) and gram-negative (E. coli, ATCC 25922; P. aeroginosa, PAO1), bacteria as well as fungus (C. albicans 90028) was evaluated. The nanoparticles (NPs) were characterised by various analyses, including TEM, SEM, XRD, FTIR, DSL, and zeta potential. Based on the TEM image, the ZnONPs exhibited a cluster of flower-like structures, whereas the Fe3O4NPs displayed a spherical shape with a varying size distribution. The zeta potential values for ZnO NPs ranged from -5.35 to -16.9, while for Fe3O4NPs ranged from -7.43 to -20.7. All ZnO nanoparticles exhibited antimicrobial activity exclusively against the S. aureus strain, whereas Fe3O4NPs did not demonstrate any antibacterial effect.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Birleşik Krallık’ta Alevi Mekanları: Görünüyorum, Öyleyse Varım!

    Çobanoğlu, Yavuz

    Kültürel kimliklerin damga vurduğu bir çağın içerisindeyiz. Siyasal alan neredeyse tamamen kimlik politikalarının egemenliğine geçmiş görünüyor. Kültür ile ona ait kimliklerin insan etkinliklerinin en önemli unsuru hâline geldiği bu dönemde artık tüm talepler de kimlikler aracılığıyla sunuluyor. Kültürel kimlikler aidiyetlerle de yakın ilişki içerisinde ve bir topluluğa “ait olma” duygusunu destekliyor. Bununla birlikte görünür olmanın da fazlasıyla kıymetli olduğu bu çağda, bir aidiyet bağı ile kurulan kimliksel köprü kendisini bir takım semboller üzerinden ifade ediyor. Semboller (/sembolizm) artık, topluluğun ötekilere karşı varlığının bir ispatı biçiminde ortaya çıkıyor. Keza bu olgu, anayurttan herhangi bir sebeple göç etmiş kültürel toplulukları da kapsamaktadır. Nitekim bir yıl süren bir saha araştırmasına dayanan bu makalenin amacı da İngiltere’deki Alevi topluluğunun kimlik, aidiyet ve sembolizmler etrafında kurduğu bazı ilişkileri anlamlandırmak olacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele