Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Security and Performance-Based Design and Evaluation Criteria for Cryptographic Random Number Generators

    Erdem, Ebubekir; Garipcan, Ali Murat

    This study comprehensively examines security and performance-oriented selection and evaluation criteria for Random Number Generators (RNGs) used in cryptographic applications. The study analyzes the fundamental differences between Pseudo Random Number Generators (PRNGs) and True Random Number Generators (TRNGs). Within the scope of these analyses, entropy sources, statistical characteristics, and performance metrics, as well as their effects on security, are evaluated. The ability of TRNGs to meet high security requirements thanks to their hardware-dependent structures is compared with PRNGs, which offer software-based and low-cost solutions. The study evaluates various criteria ranging from minimum entropy tests to space and energy requirements. It also highlights the fundamental challenges encountered in the design and implementation of RNGs in cryptographic systems. Additionally, the fundamental security requirements encountered in RNG design and how these requirements can be met in practice are discussed in detail. In this context, PRNGs, TRNGs based on physical processes, and hybrid RNG designs are analyzed. The advantages and disadvantages of these different design paradigms are then presented in a comparative manner. In conclusion, this study delivers a framework that unifies security, performance, and design considerations for RNGs, setting a benchmark for future cryptographic research. As a result, this framework forms the foundation for the next generation of secure, efficient, and scalable cryptographic systems.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Regional Variations in the Physical and Rheological Properties of Asphalt Binders Recovered from Earthquake-Damaged Roads Following the February 6, 2023 Türkiye Earthquakes

    Furtana, Beyza

    This study investigates the physical and rheological properties of asphalt binders recovered from earthquake damaged road sections in Hatay, Kahramanmaras, Gaziantep, and Malatya following the February 6, 2023, earthquakes in southern Türkiye (Mw = 7.8 and Mw = 7.5). Asphalt mixture samples were collected from severely deteriorated pavements, and bitumen was extracted through solvent extraction and rotary evaporation. The recovered binders were subjected to penetration, softening point, rotational viscosity, and Dynamic Shear Rheometer (DSR) tests to evaluate aging, stiffness, high-temperature performance, and viscoelastic behavior. Results revealed significant regional differences: Hatay binders exhibited the lowest penetration, highest softening point, highest viscosity, and the greatest rutting resistance (high G*/sinδ values) while maintaining lower phase angles, indicating enhanced stiffness and elasticity. In contrast, Kahramanmaras binders showed the highest penetration, lowest softening point, and lower viscosity, combined with high phase angles, reflecting a softer, more viscous character with reduced deformation resistance. Malatya and Gaziantep binders displayed intermediate characteristics, with Malatya showing moderate stiffness and Gaziantep retaining greater flexibility. Across all samples, viscosity decreased markedly with increasing temperature, and rutting resistance diminished at higher service temperatures; however, binders with higher initial G*/sinδ values retained better performance. The findings highlight the influence of regional seismic intensity, climatic conditions, and pavement history on binder behavior and emphasize the need for region-specific maintenance and rehabilitation strategies in post-disaster pavement management.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2025
    “Okul Sosyal Hizmeti”: Uygulayıcı Görüşlerinden Derinlemesine Bir Analiz

    Akgül, Ceylan Sülü

    Çalışmada okul sosyal hizmeti uygulamasının kapsamı, bu alanda deneyim sahibi olan uzmanların saha deneyimlerini aktarması ile incelenmiştir. Bu bağlamda sosyal hizmet uzmanlarının, okul sosyal hizmeti kapsamındaki saha deneyimleri, karşılaştıkları güçlükler, sundukları hizmetlerin etkinliği ve önemi, hizmetin geliştirilmesi ve uygulanabilir olmasına dair önerileri nitel araştırma yöntemi kullanılarak betimsel ve içerik analizi yoluyla Maxqda 2024 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sekiz sosyal hizmet uzmanı ile derinlemesine yapılan görüşmelerde; çocuk-aile-okul ve diğer kurumlar ile işbirliği içerisinde, eğitim, seminer, atölye çalışmaları, öğrencilerin akademik başarısı ve okula devamına yönelik faaliyetler, düzenli ve sık biçimde yapılan ev ziyaretleri, çocuğun üstün yararı için uygulanan tedbir kararları neticesinde elde edilen çıktı ve geri dönütlere ek olarak mesleki şovenizme dayalı ayrımcılık ve meslek tanımındaki belirsizliğe dayalı güçlüklere değinilmiştir. Yine hizmetin geliştirilmesi ve uygulanabilir olmasına dair sosyal hizmet lisans eğitimine ilave eğitimler alınması, diğer mesleklerle birlikte bir ekip kurularak iş birliği içerisinde çalışılmasının önemi ve pilot uygulamalarla uygulamanın Türkiye nezdinde faaliyete geçirilebileceğine dair önemli paylaşımlar da çalışmadan elde edilen bulgular arasında yer almaktadır.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türk Sözlükçülük Geleneğinde Dijital Dönüşüm

    Koç, Ali

    Türk sözlükçülüğünde dijital dönüşümün etkileri, geleneksel sözlük derleme süreçlerinde belirgin değişiklikler yaratmaktadır. Türk sözlükçülüğünün tarihsel temelleri, uzun yıllar boyunca oluşmuş metodolojiler ve kültürel anlatılar çerçevesinde incelendiğinde, dilin evrimine yön veren unsurların izlerini göstermektedir. Dijital sözlük yapımına doğru bağlam, interaktif dijital araçların ve sağlam teknolojik altyapıların entegrasyonu ile kendini göstermekte; bu durum farklı kullanıcı gruplarına erişimin artmasını, otomatik içerik güncellemelerini ve gerçek zamanlı etkileşim imkânlarını beraberinde getirmektedir. Dijital metodolojilerdeki ilerlemeler, dil araştırmaları ile veri analitiği arasındaki etkileşimi güçlendiren yenilikçi uygulamaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte, dil kirliliği, standartlaşma eksikliği ve dijital kaynaklara erişimdeki eşitsizlik gibi önemli sorunlar da gözlemlenmektedir. Akademik tartışmalar, teknolojik yeniliklerin sürdürülebilir dijital çerçevelerle desteklenmesi ve dil mirasının korunması gerekliliğine işaret etmektedir. Türk sözlükçülüğünün çağdaş ihtiyaçlarla uyumlu gelişimini sağlarken, geleneksel değerlerin de muhafaza edilmesini hedeflemekte; böylece geleceğe yönelik sağlam bir yol haritası oluşturulması amaçlanmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Türk Dünyasında Nevruz: Adlar ve Anlamlar

    Koç, Ali

    Nevruz, Türk dünyasının ortak geçmişini ve kültürel zenginliğini yansıtan, köklü bir gelenekle bugüne taşınmış kadim bir bayramdır. Yalnızca baharın gelişini ve doğanın uyanışını kutlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı, bereketi ve yenilenmeyi simgeler. Türk toplulukları, binlerce yıldır bu bayramı farklı adlarla anmış ve her biri, Nevruz’un derin anlamını kendi kültürüne göre şekillendirmiştir. “Naurız”, “Nooruz”, “Nevbahar”, “Nevris”, “Yılsırtı” ve “Ruzlama” gibi adlar, bu bayramın tarihî, mitolojik ve kültürel köklerini zenginleştiren birer iz olarak Türk dili ve kültüründe yerini almıştır. Türklerin geniş coğrafyasında Nevruz, bir mevsim geçişi ritüelinin çok ötesinde, halkları bir araya getiren güçlü bir bağdır. Nevruz, tarih boyunca Türk dünyasında milli kimliği, dayanışmayı ve gelenekleri diri tutan bir değer olarak öne çıkmıştır. Ortak bir geçmişin izlerini taşıyan bu bayram, halkın belleğinde mitolojik anlatılarla ve inançlarla harmanlanmış, her toplumda farklı adlarla anılsa da ortak duygularla kutlanmıştır. Bu yönüyle Nevruz, toplumsal birliğin ve kültürel ortaklığın canlı bir simgesi olmayı sürdürmektedir. Bu çalışmada da, Nevruz'un farklı adları ve anlamları üzerinden nasıl dilsel ve kültürel bir birlik oluşturduğu incelenecektir. Ayrıca, Nevruz'un Türk milletini birleştiren köklü değerleri temsil ettiği çeşitli örneklerle gösterilecektir. Türk dünyasında 50’den fazla isimle anılan Nevruz'un tüm varyantlarının "yenilenme, birlik, doğa ile uyum" temalarında ortak bir kültürel kimlik oluşturduğu görülmektedir

  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Ulus-devlet, kimlik ve kültür perspektifinde uluslararası göç tartışmaları

    Reyhanoğulları, Müslüm

    Çağdaş dönemde uluslararası göçler; ulus-devlet, kimlik ve kültür kavramları bağlamında karmaşık ve çok boyutlu bir ilişki içinde ele alınmaktadır. Bu ilişkinin niteliği, ulus-devletlerin doğası ve işlevleri ile uluslararası göçün temel dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Ulus-devletler göçü düzenleme ve yönetmede aktif rol oynarken, uluslararası göç hareketleri de devletlerin sosyokültürel, ekonomik ve politik yapılarında dönüşümlere yol açmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim, devlet politikaları ve toplumsal dinamiklerde derin değişiklikler yaratmaktadır. Göçmen ile ev sahibi toplumlarda kimlik ve kültür ekseninde de olumlu ve olumsuz sosyal dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla göçmenlerin kimlikleri adaptasyon sürecinde yeniden şekillenirken, ev sahibi toplumların kimlik ve kültürel yapıları da değişmektedir. Bu durum kültürel sınırların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırma uluslararası göç olgusunu; ulus-devlet, kimlik ve kültür ekseninde sosyo-politik etkileriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, literatüre dayandırılarak uluslararası göçün ulus-devletin doğasına, kimlik oluşumundaki rolüne ve kültürel ilişkilerine odaklanmaktadır. Çalışmanın beşerî coğrafyadaki bu konulara kuramsal katkı sunması hedeflenmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Hapishanenin Doğuşu, Bedenin İşlevsel Üreyişi: Eleştirel Yönetim Alanından Bir Okuma

    Cengiz, Aytül Ayşe; İnan, Arzu; Remziye, Kolcu

    Disiplinci iktidarın yalnızca zorlayıcı değil, aynı zamanda rıza üretimi yoluyla işleyen bir iktidar biçimi olduğunu varsayan bu çalışma, Türkiye’deki açık cezaevlerinde mahpus-işçi olarak çalışmış iki eski mahkûmun tanıklıkları aracılığıyla hapishanelerde uygulanan disipline etme pratiklerinin niteliğini ve etkilerini incelemektedir. Katılımcıların amaçlı örneklem yoluyla seçildiği görüşmeler, eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Hapishanelerde uygulanan gözetim, ödül-ceza mekanizmaları ve disiplin tekniklerinin iş yerlerindeki yönetim pratikleriyle yapısal düzeyde benzeşmesi; bireylerin her iki bağlamda da ekonomik birer özne olarak kurgulanmasına ilişkin bir tartışma zemini sunmakta ve bu yönüyle çalışmanın eleştirel yönetim literatürüne kuramsal katkı sağlaması hedeflenmektedir. Kimlikleri doğal, verili ve evrensel kabul etmek yerine kurumlar tarafından belli iktidar mekanizmaları içerisinde özneleştirme pratikleri ile kurulan öznel deneyimler olduğunu hapishane-beden ilişkisi üzerinden göstermeyi hedefleyen bu çalışma, eleştirel yönetim anlayışına alternatif öznellik biçimlerini düşünme yönünde bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Endemik Tunceli Sarımsağı (Allium tuncelianum) Toprağından Bacillus velezensis İzolasyonu, Moleküler Tanımlanması ve Antimikrobiyal Özellikleri

    Yazdıç, Ferit Can; Yazdıç, Fadime; Karaman, Altuğ; Yücel, Halit; Kilic, Sükran

    Antibiyotik direnci, yeni antimikrobiyal ajanların keşfini gerektiren, her geçen gün büyüyen küresel bir endişedir. Spor oluşturan gram pozitif bir bakteri olan Bacillus velezensis, lipopeptitler (sürfaktin, fenjisin, iturin) ve poliketidler (difficidin, makrolaktin) gibi biyoaktif bileşikler üretmesiyle bilinmektedir. Bu maddeler geniş spektrumlu antimikrobiyal özellikler göstermekle beraber, bitki patojenlerini baskılar ve bitki büyümesini teşvik eder. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki endemik Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum (Kollmann) Özhatay, B. Mathew ve Şiraneci) ile ilişkili topraktan B. velezensis'in izolasyonunu, tanımlanmasını ve antimikrobiyal potansiyelini araştırmaktadır. B. velezensis ŞK_B3 suşu, 16S rDNA dizilemesi kullanılarak tanımlandı ve gram pozitif (Staphylococcus aureus, Bacillus subtilis) ve gram negatif (Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa) bakterilere karşı antimikrobiyal aktivite açısından test edildi. Streptomisin ve penisilin gibi standart antibiyotiklere kıyasla orta düzeyde aktivite gösterse de, etkinliği özellikle gram pozitif bakterilere karşı dikkat çekici olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, özellikle gram pozitif bakterilere karşı orta düzeyde inhibitör aktivitesi olduğunu göstermiştir. Bu da tarımda bir biyokontrol ajanı ve yeni antibiyotik kaynağı olarak potansiyelini vurgulamaktadır. Etkin bileşiklerin aydınlatılması ve antimikrobiyal etkinliğin artırılması için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

  • MakaleYalnız künye2025
    Fenomenolojik Açıdan Bamsı Beyrek’in Serüveni

    Ekici, Muhammet Faruk

    Dede Korkut Kitabı’nda yer alan ve Türk edebiyatının en önemli anlatılarından biri olan Bamsı Beyrek Hikâyesi, bireyin varoluşsal yolculuğunu ve içsel dönüşümlerini anlatmasıyla dikkat çekmektedir. Bu makalede, Bamsı Beyrek Hikâyesi fenomenolojik bağlamda ele alınarak kahramanın bilincinde yaşadığı deneyimlerin bir analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Fenomenoloji, bireyin yaşadığı olayları nasıl deneyimlediğini ve bu deneyimlerin onun bilincinde nasıl yapılandığını inceleyen bir felsefi yaklaşımdır. Bamsı Beyrek’in hikâyesi, kahramanın kendini ve dünyayı algılama biçimini anlamak açısından zengin bir metin olarak karşımıza çıkmaktadır. Hikâye; kahramanlık ve varoluşsal deneyim, aşk ve bağlılık, ölüm ve varoluş kaygısı, toplumsal yapı ve kimlik, zaman ve bekleyiş, kader ile irade şeklinde altı temel başlık altında incelenmiştir. Kahramanlık ve varoluşsal deneyim bölümünde, Bamsı Beyrek’in zorluklarla karşılaştığı her an, onun varoluşsal farkındalığını artıran bir deneyim olarak ele alınmıştır. Aşk ve bağlılıkla ilgili bölümde, bireyin kendini ve dünyayı anlamlandırma sürecinde aşkın ve sadakatin önemli bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Beyrek’in Banu Çiçek’e olan aşkı, onun varoluşsal bütünlüğünü tamamlamasına katkı sağlamıştır. Ölüm ve varoluş kaygısı şeklindeki bölümde, bireyin yaşamını ve yaşamın anlamını sorgulaması yönündeki deneyimleri ele alınmıştır. Toplumsal yapı ve kimlik bölümünde ise, kahramanın toplumsal ilişkileri ve sorumlulukları çerçevesinde onun kimlik kazanma süreci analiz edilmiştir. Zaman ve bekleyiş bölümünde, esaret dönemi ve bu süre zarfında yaşanan bekleyişle birlikte bireyin zamanı nasıl deneyimlediği değerlendirilmiştir. Son olarak kader ve irade ile ilgili bölümde, Beyrek’in tercihlerinin onun yaşamındaki sonuçları nasıl şekillendirdiğine değinilmiştir. Bu çalışmada Bamsı Beyrek’in bireysel ve toplumsal kimliğini nasıl oluşturduğu, fenomenolojik çerçevede aşk, kahramanlık ve ölüm temaları aracılığıyla incelenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2025
    Mehmet Emin’in Şiirlerinde Halkçılığın İzini Sürmek: Türkçe Şiirler ve Türk Sazı’nda Sosyal Eleştiri

    Akdemir, Fatma Şen

    “Türk Şairi/Milli Şair” olarak tanınan Mehmet Emin (Yurdakul) (1869-1944), özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında yazdığı vatan ve kahramanlık konulu şiirleriyle şöhret kazanmış ve edebiyat tarihinde esas olarak bu eserleriyle yer edinmiştir. Şiirlerinde hiçbir zaman bireysel temalara yönelmemiş olan Mehmet Emin’in, milliyetçi ideolojiye bağlı kalarak yazdığı şiirlerine göre ikincil plânda kalan, toplumsal sorunları ele aldığı şiirleri de bulunmaktadır. Bunlar, Mehmet Emin’in Türk milliyetçiliğinin gölgesinde kalan ve üzerinde yeterince durulmayan farklı bir yönünün, 1914 öncesi edebi üretiminin önemli bir unsuru olan halkçılığının ürünleridir. Osmanlı topraklarında yirminci yüzyılın başından itibaren, Rusya’dan gelen Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali gibi Müslüman aydınların etkisiyle yayılmaya başlayan halkçılık ideolojisinden etkilenen Mehmet Emin’in, halkçılık bilinciyle kaleme aldığı ürünleri, Türkçe Şiirler (1898) ve Türk Sazı (1914) başlıklı eserlerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla anılan yapıtlar, onun halkçılığının içeriğine dair bilgi edinebildiğimiz en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Mehmet Emin, bu eserlerdeki şiirlerinde, özellikle sosyoekonomik olarak üst kesim dışında kalan kitlelerin, daha çok köylülerin ve kentli yoksul kesimin, yani “halk”ın yaşadığı zorlukları ve sıkıntıları, yaşam koşullarını, yine halkın anlayacağı bir dille ve hece vezniyle temalaştırmıştır. Zira halkın yaşam koşullarının refaha kavuşturulması, seviyesinin yükseltilmesi bu olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına koşut olarak değerlendirilmiş; toplumsal sorunların düzeltilmeden “terakki”nin mümkün olmayacağına inanılmıştır. Ayrıca bu dönem aydınları ve Mehmet Emin, meşhur söylemle “halka doğru” giderken, halka sadece romantik duygularla yaklaşarak onu yüceltmemişler; halkta gördükleri eksiklikleri ve olumsuzlukları çekincesizce dile getirmişlerdir. Bu bağlamda, Mehmet Emin’in Türkçe Şiirler’de ve Türk Sazı’nda yer alan şiirlerinde sosyal eleştirinin önemli yer kapladığı görülmektedir. Şair toplum yapısındaki çarpıklıkları gün yüzüne taşıyarak, bunlara dair farkındalık sağlamada ve çözümüne katkıda bulunmada şiirlerini araç olarak değerlendirmiştir. Bu çalışmada, anılan kitaplardaki sosyal eleştiri unsurları halkçılık bağlamında incelenecektir.

  • MakaleYalnız künye2025
    Geç Dönem Çağatay Türkçesiyle Yazılmış Münâcât-ı Harezm-Nâme Metni Üzerine Bir İnceleme

    Yıldız, Sevim Erdem

    Eckmann, Çağatay dili için, Karahanlı ve Harezm-Altın Ordu yazı dillerinin devamı olarak Timurlular idaresi altında gelişen ve XI. yüzyıldan XIX. yüzyıl sonuna kadar devam eden Orta Asya İslâm-Türk yazı dilinin gelişmesindeki üçüncü safhayı kastettiğini belirtir. Onun verdiği tasnife göre Çağatay Türkçesi üç döneme ayrılmaktadır: 1. Klasik Öncesi Dönem: (XV. yüzyılın başından, Nevâî’nin ilk eserini verdiği 1465’e kadar devam eden dönem), 2. Klasik Dönem (1465-1600), 3. Klasik Sonrası Dönem (1600-1921). Nevâîʼnin eserleriyle klâsik şeklini alan bu yazı dili XIX. asırdan sonra yerini Özbekçeye bırakmıştır. Burada incelemesini yaptığımız Münâcât-ı Harezm-nâme adlı metin, H. 1308 (1890-91) tarihinde Çağatay Türkçesiyle yazılmıştır. Eckmann’ın yaptığı bu tasnifine göre, bu metin klasik sonrası dönem (1600-1921) metinleri içerisinde yer almaktadır. Dāmollā ʿAbdüʼl-ġaffār ibn Nūr Muḥammed tarafından istinsah edilen eser, St. Petersburg kütüphanesinde İVR RAN koleksiyonunda A 708 koduyla kayıtlı olan Şeyh Necmeddin-i Kübra’nın şehit olup Harezm’in mahvoluşunun anlatıldığı bir yazmanın arkasında, 112b-118b varakları arasında bulunur. Eserin konusu Harezm şehri ve evliyaları hakkında bir şiirdir. Bu çalışmada söz konusu Arap harfli metnin yazı çevrimi yapılarak metin Türkiye Türkçesine aktarılmış, metnin yazım özellikleri ve ses bilgisi özellikleri açıklanarak metnin dizin ve etimolojik sözlüğü ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonuna metnin orijinali de eklenerek özellikle araştırmacıların gerektiğinde ana kaynağı kullanmasına imkân tanınmıştır. Böylece Çağatay Türkçesine ait klasik sonrası dönem metinlerinin incelenmesine katkı sağlanmıştır.

  • MakaleYalnız künye2025
    An Interdisciplinary Study on the Language and Style of Poetry

    Koç, Ali

    In this study, which focuses on two poems by Orhan Veli Kanık, the language and stylistic analysis of the poems is handled with an interdisciplinary approach and how classical methods can be applied together with modern methods is discussed comprehensively. While traditional methods of analysis focus on understanding the formal structure (e.g. rhyme, red rhyme, meter) and thematic features of the poems, the multilayered structure of the poems is examined in more depth by using approaches from different disciplines. These methods aim to analyze the aesthetic dimensions of language as well as its social, mental and emotional effects. Contemporary methods such as psycholinguistics, text linguistics, text mining, neurolinguistics, critical discourse analysis and structuralist approach offer the opportunity to analyze the meaning, structure and stylistic features of poems in depth. The subject of this study is an interdisciplinary analysis of the language and style of poetry. The main aim of the study is to understand the multi-layered structure of poetry more comprehensively and deeply by combining traditional methods with modern linguistic and interdisciplinary approaches in poetry analysis. In this context, the study aims to combine classical poetry analysis techniques with contemporary methods such as psycholinguistics, text linguistics, neurolinguistics, text mining, critical discourse analysis and structuralist approach. This interdisciplinary approach aims to analyze not only the formal and thematic features of poems, but also their linguistic structures, their mental and emotional effects, and their social and ideological layers of meaning. Thus, the ultimate goal of the study is to develop a more holistic, multidimensional and richer understanding of the language and style of poetry. Orhan Veli's poems “Anlatamıyorum” and “Bedava” are analyzed in detail in the light of modern approaches. By expanding the boundaries of classical poetry analysis methods, the study allows for a more in-depth and comprehensive analysis of poetic language and style

  • MakaleAçık Erişim2025
    Atık Polietilenteraftalat (PET) Geri Dönüşümünden Elde Edilen Glikolize Ürünler ile Sentezlenen Reçinelerin Poliolefinlerin Akışkanlığı ve Yoğunluğuna Etkileri

    Kismet, Yilmaz; Fırat, Tülay

    Yapılan bu çalışmada, atık polietilen tereftalat (PET) glikolize edildi ve elde edilen oligoester poliollerden reçine sentezlendi. Atık PET’ in depolimerizasyonu, üç faklı glikol (Polipropilen Glikol (PG), Trietilen Glikol (TEG) ve Polietilen Glikol (PEG)) (1:2) ve (1:10) molar oranlarında iki farklı katalizör (çinko asetat, çinko sülfat) eşliğinde gerçekleştirildi. Reçine sentezi için öncelikle, glikolize ürün ve maleik anhidrit (1:1) molar oranınında karıştırıldı ve daha sonra bu karışıma, kobalt oktoat ve metil etil keton peroksit (MEKPO) eklendi. Sentezlenen reçine farklı oranlarda alınarak termoplastik polimerlerin önemli bir grubu olan poliolefinlerde dolgu maddesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda önemli birer ticari termoplastik olan alçak yoğunluklu polietilen (AYPE), yüksek yoğunluklu polietilen (YYPE), polipropilen (PP) reçineye farklı oranlarda eklenerek dolgu maddesi elde edildi. Elde edilen dolgu maddelerinin kütlesel akış indeksi ve yoğunluk analizleri gerçekleştirildi. Geliştirilen dolgu maddesinin özellikle YYPE ve PP başta olmak üzere her üç termoplastiğinde kütlesel akışkanlığını iyileştirdiği tespit edildi.

    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yeni-Osmanlıcılık İdeolojisinin Hegemonik İnşasında Türk Televizyon Dizilerinin Kullanımı

    Aydin, Nursen

    Bu çalışma, Türkiye’de siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık ideolojisini toplumsallaştırma sürecinde televizyon dizilerinin hegemonya aracı olarak kullanımını ele almaktadır. Yeni-Osmanlıcılık söylemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1950’lerde gündeme gelmiş ve 1980’lerle birlikte temelleri atılmaya başlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde sağ siyasal iktidarlar tarafından değişen tonda ve ölçüde kullanılan yeni-Osmanlıcılık, 2000’li yıllarda siyasal ve toplumsal alanda yerleşik hale getirilmiştir. Siyasal kimliğini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayarak 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) özellikle 2009 yılından bu yana iç ve dış politikada belirgin hale geldiği gözlenen yeni Osmanlıcı söylemleri, toplumsal ve kültürel yaşamın biçimlendirilmesinde de sıkça kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yeni Osmanlıcı söyleminin 2010’lu yıllardan bu yana hegemonik hale getirilmesinde televizyon dizilerinin kullanımını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, kuramsal olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramının temel alındığı çalışmada, 2010-2024 yılları arasında Osmanlıyı ve Selçuklu dönemini konu edinen televizyon dizilerine ilişkin nicel veriler ortaya konulmuştur. Söz konusu dizilere ilişkin veriler, doküman analizi tekniğinden yararlanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, 2010 yılı sonrasında yeni-Osmanlıcılık ideolojisinin siyasal iktidarın politikalarında ve söylemlerinde yoğun bir biçimde kullanımına paralel olarak Osmanlı temalı televizyon dizilerin sayısında da artış yaşandığı ve siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık söylemin sözü edilen diziler aracılığıyla sürdürüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı/Selçuklu temalı televizyon dizilerinde, senaryonun Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki güncel olaylarına ve bu konuda AK Parti iktidarının politikalarına gönderme yapılarak kurgulandığı dikkat çekmektedir

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Avrupa`da Üçüncü Haçlı Seferine Neden Olan Etkenler ve Sefer Öncesi Hazırlıklar

    Genç, Özlem; Korunur, Harun

    Haçlı Seferleri yaklaşık 200 yıl boyunca Anadolu ve Orta Doğu`yu kan gölüne çeviren, tarihte eşi benzeri görülmemiş kitlesel bir harekettir. Binlerce insan ne ile karşılaşacaklarını bilmeden kendilerine vaat edilenlere inanarak yola çıkmışlardır. Bu harekatta İspanya Müslümanlarına karşı elde ettikleri başarılar çok etkili olmuştur. Aynı başarıyı Kutsal Topraklar`da da göstereceklerine inanan çoğunluğu yaya olan bu insanların önemli bir kısmı yollarda hayatını kaybetmiş, bir kısmı da köle tüccarlarının eline düşmüştür. Seferler arasında başarılı olan tek sefer birinci seferdir. Kudüs`ü Müslümanlardan almak için kilometrelerce yol gelen askerler, pek çok kayıptan sonra bu amaçlarına ulaşmışlardır. Elbette bu başarıda o dönemde Anadolu`ya hâkim olan Türk İslâm dünyasının kendi iç sorunlarıyla uğraşması da etkilidir. Bu sayede Haçlılar büyük zorluklarla karşılaşmadan güneye inebilmiştir. 1147`de başlayan ikinci seferin sebebi Musul Atabeyi İmâdeddîn Zengî`nin 1144`te Urfa`yı Haçlıların elinden almasıdır. 4 Temmuz 1187’de Selâhaddîn Eyyubî komutasındaki Müslümanlar Hıttin’de Kudüs Haçlı Krallık ordusuna karşı başarı sağlamış böylece Kudüs yeniden Müslüman hâkimiyetine girmiştir. Bu haberin Avrupa’ya ulaşmasıyla Avrupa’da yeni bir sefer hazırlığı başlamıştır. 1187/9 civarında gerçekleştirilecek olan üçüncü sefer sırasında doğuda Selâhaddîn Eyyubî liderliğinde İslâm birliği sağlanmış durumdadır. Avrupa ise kendi içinde büyük sorunlar yaşamaktadır. Sefer için yapılan hazırlıklar içerisinde kendi aralarında saldırmazlık anlaşmaları yapmak, yeni vergiler koymak, asker toplamak için yeni yollar denemek sayılabilir. Çalışmamızda bu konunun ayrıntılarına değinilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom

    Çobanoğlu, Yavuz

    Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2025
    Psikolojik Güçlendirme ve İş Tatmini Etkileşiminde Lider-üye Etkileşiminin (LMX) Aracı Rolü

    Gün, Gül

    Güçlendirme, temelde bireyin kendini etkin hissetme deneyiminin motivasyonel bir sürecidir Güçlendirmek, bireylerin kendi kişisel etkileri veya kendi tercihleri üzerinde seçim yapmaları için güç vermektir. Güçlendirme, insanların işleriyle ilgili olarak kendileri hakkındaki algılarıyla yakından ilgilidir. Güçlendirme, çünkü güçlendirme tutarlı veya kalıcı bir kişilik özelliği değil, bir dizi biliştir. çalışma ortamları tarafından şekillendirilir. Çalışanları güçlendirmek, çalışan memnuniyetini, bağlılığını, performansını ve hizmet sunumunu etkiler (Safari vd., 2011) İş doyumu, örgüt psikolojisi ve insan kaynakları yönetiminde en sık araştırılan kavramlardan biridir. Örgütler, çalışanların iş doyum düzeylerini arttırmaya odaklanır; çünkü çalışan verimliliğinin iş doyumuyla doğrudan ilişkili olduğuna ve bunun çeşitli olanaklarla desteklenebileceğine inanırlar (Kohli & Sharma, 2022) Lider-üye etkileşimi teorisi bağlamında örgüt içinde liderlerin sahip oldukları kaynak, zaman ya da gücün sınırlı olması gibi nedenlerle astlarının tümüne aynı liderlik tarzını uygulamamaktadırlar. İç-gruptaki işgören ve lider arasında daha yakın ve özel bir çalışma ilişkisi kurulmakta buna bağlı olarak da lider iç-gruptaki astlarına, resmi iş sözleşmesinin dışında sosyal destek ve kaynak imkanı sağlamaktadır. Bu tür ilişkinin astlara daha fazla saygı, hoşlanma, karşılıklı destek, etkileşim olanağı, karşılıklı güven, daha fazla sorumlulukla birlikte örgüt olanaklarından fazla yararlanma gibi pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır (Pucetaite & Novelskaite, 2014) Bununla birlikte dış grupta yer alan iş görenlerle lider arasındaki ilişkiler ise, tanımlanmış rol ilişkileri, daha düşük güven, sınırlı etkileşim, düşük destekle birlikte ve daha az ödül ile sembolize edilebilir (Dienesch & Liden, 1986) Gerstner ve Day’in (1997) gerçekleştirdiği meta analiz sonucunda yüksek kaliteli bir etkileşimin astların performansının yükselmesi, işten ayrılma oranlarının azalması ve işten duyulan tatminin artması gibi olumlu sonuçları bulunduğunu belirtmektedir (Lloyd vd., 2015) Bu bağlamda çalışma psikolojik güçlendirme algısının iş tatminine etkisinde LMX’in aracılık etkisi araştırılmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    A simple touch into the busy work routine: progressive relaxation and posture exercises improve physical and mental health of health professionals

    Goksuluk, Merve Basol; Tütün Yümin, Eylem; Parlak, Ebru; Topcuoglu, Ceyhun; Sürmelı, Mahmut; Hamurcu, Reşat

    Aims: The aim of this study was to implement a combination of the progressive muscle relaxation technique (PMRT) along with posture exercises and assess their impact on the mental and physical well-being of health professionals with health complaints. Methods: This quasi-experimental study utilized hybrid, remote, and web-based telehealth methods, including phone calls, video recordings, and electronic documents. Thirty-eight health professionals experiencing pain engaged in PMRT twice a day, every two days, over a two-week period. Posture exercises were seamlessly integrated into their daily work routines and performed 2-3 times a day. Various parameters, including pain, fatigue, anxiety, depression, kinesiophobia, sleep quality, and centrality of pain, were assessed both before and after the treatment. Results: Significant improvements were observed in the prevalence, intensity, and centrality of pain, accompanied by a reduction in fatigue, anxiety, and depression scores post-treatment (p<0.05). However, there was no notable improvement in kinesiophobia and sleep quality scores following the treatment (p>0.05). Conclusion: The integration of PMRT and posture exercises into the daily routines of health professionals, delivered through remote web-based telehealth, emerges as an effective and straightforward strategy for ameliorating certain physical complaints and enhancing mental health. This approach holds the potential to be easily adapted into both daily life and work environments, offering a valuable tool for coping with work-related disorders.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Fekal İnkontinansın Yönetimi ve Hemşirelik Yaklaşımı

    Avşar, Gülçin; Ferhat, Daşbilek; Sağlam, Hasan

    Fekal inkontinans, bireylerin dışkı kontrolünü kaybetmesi durumu olup, hem fiziksel hem de psikososyal sorunlara yol açabilir. Yönetimi, bu durumu etkileyen nedenlerin belirlenmesiyle başlar; nörolojik hastalıklar, gastrointestinal sorunlar veya cerrahi geçmiş gibi faktörler değerlendirilir. Hemşireler, hastaların tıbbi geçmişini alarak, semptomları ve yaşam kalitesini etkileyen unsurları anlamalıdır. Ayrıca, uygun değerlendirme araçları kullanarak inkontinansın şiddetini belirlemeleri önemlidir. Hemşirelik yaklaşımı, bireysel bir plan geliştirilmesini gerektirir. Bu plan, beslenme düzeninin gözden geçirilmesi, bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesi ve gerekiyorsa ilaç tedavisinin entegrasyonunu içerebilir. Ayrıca, hasta eğitimi ve destek gruplarına yönlendirme, hastaların durumlarını daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir. Hemşireler, bireylerin duygusal ihtiyaçlarına da dikkat ederek, empatik bir iletişim kurmalı ve hastaların bu hassas konuda kendilerini güvende hissetmelerini sağlamalıdır. Sonuç olarak, fekal inkontinansın yönetimi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve hemşireler bu süreçte önemli bir rol oynar. Farkındalık artırma, eğitim ve destek sunma gibi temel görevleri ile hemşireler, hastaların yaşam kalitesini iyileştirmede kritik bir etki yaratabilir. Uygun hemşirelik müdahaleleri ile bireylerin bağırsak kontrolü sağlanarak, genel sağlık durumları olumlu yönde etkilenebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2025
    The Investigation of the Weldability of Ti6Al4V Alloy with Different Stainless Steel Series Using Copper Interlayer via Friction Welding

    Çelık, Ertugrul

    Friction welding is a solid-state welding method used for joining metals with different properties, providing minimal thermal deformation in welded joints. Based on this advantageous feature of friction welding, this study investigates the weldability of Ti6Al4V alloy with 316L, 316Ti, 310, 430, and 304 series stainless steels using a Cu powder interlayer. Following the experimental procedures, the microstructures of the materials were analyzed using SEM-EDX, their macrostructures were visually inspected for physical changes, microhardness measurements were taken, and tensile tests were performed. It was observed that the Cu powder interlayer significantly influenced the reactions and bonding between the materials, playing a crucial role in both microstructure and mechanical properties. In this study, successful joining results were achieved using the friction welding method, and the microstructural characteristics and mechanical performance of the welded joints were thoroughly evaluated. Upon examining the microhardness results, no significant variations in hardness values were observed on the Ti6Al4V side.