Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Çoruh (Artvin) Halkevleri ve Halkodaları (1936-1951)

    Zengin, Ersoy

    Makale, Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından 1930’lu yıllarda kurulan halkevleri ve halkodalarının Artvin (Çoruh) örneği üzerinden incelenmesini konu almaktadır. Ulus-devlet inşası sürecinde toplumu dönüştüren başlıca aracın halkevleri ve halkodaları olduğu düşünüldüğünde Artvin (Çoruh) Halkevleri ve Halkodalarının faaliyetlerini ortaya koyan bir çalışmanın olmaması Artvin tarihi için bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. 1936 yılında açılan Artvin Halkevi, Cumhuriyet devrimlerinin halka benimsetilmesi, eğitim ve kültür faaliyetlerinin yaygınlaştırılması amacıyla faaliyet göstermiştir. Başlangıçta yedi, ilerleyen yıllarda dokuz şube hâlinde örgütlenen Halkevi; dil-edebiyat, köycülük, spor, temsil, güzel sanatlar, sosyal yardım, halk dershaneleri, kütüphane, tarih ve müze gibi alanlarda önemli çalışmalar yürütmüştür. Artvin Halkevi, yerel basın, müzik, tiyatro ve spor etkinlikleriyle bölge halkının kültürel hayatını canlandırmış; aynı zamanda halkın eğitimine ve toplumsal bütünleşmesine katkıda bulunmuştur. 1937’de açılan Hopa Halkevi ve 1940 yılından itibaren Borçka, Şavşat ve Viçe’de (Fındıklı) açılan halkodaları, kırsal kesimlere kültür hizmeti götürmüştür. II. Dünya Savaşı koşulları ve mali yetersizlikler faaliyetleri sınırlasa da Halkevleri dönemin en etkin toplumsal örgütlenme araçlarından biri olmaya devam etmiştir. 1944 yılında nüfusu bini aşan nahiye ve köylerde 48 yeni halkodası açılmasına karar verilmiştir. Yeni yapılacak olan halkodalarının inşası büyük bir maliyet gerektirmiş, inşa masraflarının bir kısmını CHP Genel Sekreterliği, kalan kısmını da halkodasının yapılacağı yerin halkı üstlenmiştir. Bazı yerler hızlıca halkodalarını inşa edebilmişken bazı yerlerde maddi imkansızlıklardan dolayı inşa faaliyetleri yıllarca sürmüştür. 1945 sonrasında çok partili hayata geçişle birlikte halkevlerinin işlevi siyasallaşmış, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle de faaliyetleri sonlandırılmıştır. Artvin Halkevi binası 1952’de ilkokula dönüştürülerek halkevleri dönemi resmen sona ermiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kriz süreçlerinde kurumsal itibarın korunması ve yönetimi

    Atmaca, Yıldız; Boyali, Handan

    Kamu kurumları, kriz dönemlerinde toplumsal güveni koruma ve sürdürülebilir itibarı sağlama sorumluluğuna sahiptir. Kriz dönemleri, kamu kurumlarının toplumsal güveni sürdürme kapasitesinin en çok sınandığı zamanlardır. Bu çalışmanın amacı, kamu kurumlarının kriz süreçlerinde kurumsal itibarı nasıl koruduğu ve yönettiği üzerine bir analiz gerçekleştirmektir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmış ve elde edilen veriler değerlendirmeye alınmıştır. Bu yönüyle çalışma literatüre katkı sunma potansiyeli taşımaktadır. Değerlendirme sonucunda ise şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı yönetim anlayışının kurumsal itibarı güçlendirdiği, kriz süreçlerinde kurumsal itibarın sürdürülebilirliğinin, etkili yönetişim ve stratejik iletişim uygulamalarıyla doğrudan ilişkili olduğu anlaşılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    19-20. yüzyıllar arası sürgün ve iskân pratiklerinde kürt toplumsal ve geleneksel aktörlerine yönelik resmî tutumlar

    Çakmak, Yalçın

    Osmanlı İmparatorluğu’nun aşiretlere yönelik sür- gün ve iskân siyaseti, özellikle 18. yüzyılda yaygınlaşıp, geçirdiği çeşitli dönüşümlere rağmen devletin yıkılışına kadar sürdü. Bu politika, söz konusu dönem boyunca merkezî otoritenin taşra üzerindeki denetimini güçlendir- meye yönelik bir araç olarak kullanılmıştır. II. Abdülha- mid döneminde de devam ettirilen sürgün siyaseti, büyük ölçüde hem bir denetim hem de cezalandırma açısından aşiretlerin kontrol altına alınmasını hedeflemiştir. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin ardından iktida- rı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti dönemindeyse, aşiretlere yönelik sürgün ve iskân uygulamaları yeni dö- nemin siyasal tahayyülüne uygun biçimde yeniden yapı- landırıldı. İTC’nin 1913-1918 yılları arasındaki iktidarı süresince uygulamaya konulan bu politikalar, Türk milli- yetçiliği çerçevesinde daha sistematik bir karakter kazan- mıştır. Geç Osmanlı döneminde şekillenen bu yaklaşım, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından kurulan Cumhuriyet’in erken safhalarında da zihniyet ve uygula- ma bakımından varlığını sürdürmüştür. Bu çalışmada; II. Abdülhamid’den erken Cumhuri- yet’e uzanan süreçte Kürtlerin kontrolü ve otorite karşıtı aşiretlerin tutumu kapsamında, Kürt toplumunun gele- neksel aktörlerine karşı yürütülen siyasetin ortaya konul- ması amaçlanmıştır. Bunun için de belirtilen periyotta ge- rek Osmanlı gerekse Cumhuriyet yönetimlerinin kaleme aldıkları resmî belgelerden hareketle her iki dönemde de uygulanan siyasetlerin neden ve sonuçları irdelenmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The September 6, 1917 Explosion at Haydarpaşa Port and Railway Station

    Zengin, Ersoy; Yar, Ayşe

    The study deals comprehensively with the explosion at the station and its effects on the course of the First World War. The main focus of the study, the explosion at the Haydarpaşa harbor and railway station, is examined within its historical context on the basis of archival documents and elaborated upon in the light of eyewitness accounts, memoirs, and contemporary sources. In the correspondence of Ottoman military and administrative officials, the explosion was evaluated as an accident. The Ottoman government’s characterization of the Haydarpaşa explosion as an accident during wartime is a strategic issue that deserves attention. First, by labeling the enemy’s successful sabotage at the capital’s most important logistical hub—the Haydarpaşa harbor and station—as an accident, the government sought to minimize the psychological impact that sabotage would have created. On the other hand, the ability of the Ottoman–Anatolian Railway Company to obtain compensation from insurance companies depended on the explosion being classified as an accident. Although archival records consistently treat the explosion as an accident, historical evidence suggests that the likelihood of it being sabotage is considerably higher.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ3
    Afet Direnci Kavramını Anlamak: Direnç Göstergeleri Üzerine PRISMA Yöntemiyle Sistematik Bir İnceleme

    Peker, İskender; Ozbey, Sümeyye

    Doğal ve beşerî faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşan afetler, toplumların güvenliği, sürdürülebilir kalkınması ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi tehditler oluşturmaktadır. Afetlerin önlenebilmesi veya etkilerinin azaltılabilmesi, toplumların ve kurumların afet direncinin artırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Afetlere dirençli toplumlar, afetlerle karşı karşıya kaldıklarında daha az kayıp yaşamakta, daha hızlı toparlanabilmekte ve yeniden işlevsel hale gelebilmektedir. Afetlerin etkilerinin azaltılması ve toplumsal hazırlığın artırılması amacıyla toplumsal afet direnci kavramına literatürde yer verilmiş olmasına rağmen bu kavrama ilişkin teorik çerçeve sınırlıdır. Kavramın tanımlanması, etkileyen faktörlerin belirlenmesi, hangi yöntemlerle değerlendirilebileceği açık değildir. Bu çalışma, söz konusu kavramsal boşluğu doldurmak amacıyla PRISMA yöntemi kullanılarak kapsamlı bir literatür analizi gerçekleştirmekte ve toplumsal afet direncine dair metodolojik bir çerçeve sunmaktadır. Analiz sonucunda, afetlere karşı kırılganlığın azaltılması için dirençlilikle ilişkili mevcut çalışmalar sistematik biçimde değerlendirilmiş, ayrıca bu kavramın ölçülebilmesi için kullanılabilecek bir dizi ilke ve gösterge sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma, afetlere karşı kırılganlığı azaltmaya ve sürdürülebilir bir afet yönetimi yaklaşımı geliştirmeye katkı sunacak kavramsal ve pratik öneriler ortaya koymaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    İklim Krizi Çağında Nükleer Caydırıcılık: Stratejik İstikrar ve Kriz Dinamikleri

    Durmuş, İrfan; Özbay, Sadi Özbay; Özek, Nesrin

    Bu çalışma, iklim krizi ile nükleer caydırıcılık arasındaki ilişkinin mevcut literatürde hangi mekanizmalar üzerinden kurulduğunu ve hangi analitik boşlukların sürdüğünü incelemektedir. Makale, Web of Science, Scopus, TR Dizin ve DergiPark’ta 2003–2026 dönemini kapsayan Türkçe ve İngilizce yayınları temel alan şeffaf bir yarı-sistematik literatür taramasına dayanmaktadır. Nihai sentez korpusu 33 çekirdek çalışma ile kavramsal omurgayı kuran 10 kurucu/çerçeve metinden oluşmakta ve kaynaklar tür, rol ve kanıt ağırlığına göre sınıflandırılmaktadır. İnceleme, literatürün dört tema etrafında toplandığını göstermektedir: (1) nükleer altyapının iklim kaynaklı kırılganlıkları; (2) kriz yönetimi, komuta-kontrol ve yanlış hesaplama riskleri; (3) bütçe öncelikleri, jeopolitik rekabet ve yayılma dinamikleri; (4) nükleer savaşın iklimsel sonuçları ile adalet tartışmaları. Çalışma, iklim krizinin nükleer caydırıcılığı yalnızca üsler ve tesisler üzerinde yarattığı doğrudan etkilerle değil, stratejik çevreyi daha oynak, daha maliyetli ve daha siyasal hale getirerek dönüştürdüğü sonucuna ulaşmaktadır. Bulgular ayrıca literatürün altyapı odaklı, Batı merkezli ve ikinci dereceden siyasal etkiler bakımından sınırlı kaldığını göstermektedir.

    • SDG 13 · İklim Eylemi
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Model Arayışı Stratejik Ortaklık, Gümrük Birliği, Vize Serbestisi

    Gemici, Eser; Yaman, Abdulsemet; Ercan, Murat

    Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, altmış yılı aşkın köklü geçmişine rağmen tam üyelik hedefinden uzaklaşarak stratejik çıkarlar temelinde yeniden şekillenmektedir. 1963 Ankara Anlaşması ile başlayan tam üyelik başvuru süreci mülteci krizi, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Kıbrıs meselesi, demokratikleşme tartışmaları, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularındaki farklılaşmalar nedeniyle çok boyutlu bir durgunluk yaşamaktadır. AB’nin çifte standartlı politikaları ile Türkiye’nin reform sürecindeki yavaşlama, taraflar arasında güven bunalımına yol açmış, üyelik sürecinin inandırıcılığını zedelemiştir. Buna rağmen ekonomik ve güvenlik alanlarında devam eden karşılıklı bağımlılık, ilişkilerin tamamen kopmasını engellemiş; taraflar, stratejik ortaklık, Gümrük Birliği'nin (1995) güncellenmesi ve vize serbestisi gibi alanlarda yeni iş birliği modelleri geliştirme arayışına yönelmiştir. Bu çalışma, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin tam üyelik paradigmasından uzaklaşarak esnek, çıkar temelli ve çok boyutlu bir stratejik ortaklık modeline dayalı bir zeminde mi ilerleyeceği sorunsalına odaklanmaktadır. Bulgular, AB’nin siyasi koşullara bağlı tutumu ve Türkiye’nin iç siyasal dinamiklerinin, ilişkilerin teknik düzeyde ilerlemesini kısıtladığını; buna karşın enerji arz güvenliği, göç yönetimi, ticaret ve bölgesel güvenlik gibi alanlarda ortak çıkarların iş birliğini kaçınılmaz hale getirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin sürdürülebilirliği karşılıklı güvenin yeniden tesisine, yapıcı diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesine ve reform sürecinin canlandırılmasına bağlıdır. Yeni dönemde, üyelik dışı ancak kurumsallaşmış, çok aktörlü ve karşılıklı faydaya dayalı bir stratejik ortaklık modelinin benimsenmesi önerilmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Siyaset Teorisinde Yöntem Sorunu

    Özpolat, Gürhan

    Bu makale, siyaset teorisindeki metodoloji sorunu üzerine eğilmekte ve disiplinin yöntemle açık bir şekilde ilgilenmemesinin alana hem yeni gelen öğrenciler hem de yerleşik akademisyenler için ne türden zorluklar teşkil ettiğini öz-anlatı yaklaşımını kullanarak araştırmaktadır. Makale, geleneksel anlamıyla yöntem-odaklı bir çalışma olmaktan ziyade siyaset teorisinin kendi içindeki yöntem sorununun düşünümsel ve anlatı-odaklı bir incelemesidir. Siyasal Düşünce Tarihi alanında yüksek lisans yaptığım esnada yaşadığım kişisel bir deneyimden yola çıkarak, siyaset teorisinin kendi araştırma pratiğinin temelini oluşturan metodolojik araçlarla yüzleşmek ve bunları eleştirel bir şekilde değerlendirmek konusunda uzun süredir gösterdiği isteksizliği ve bu isteksizliğin entelektüel ve pedagojik sonuçlarını inceliyorum. Bu eğilimin birbiriyle ilişkili birkaç faktörden kaynaklandığını ve nihayetinde siyaset teorisinin, disiplinin belirleyici özelliklerinden biri olan eleştirel düşünceyi kendi metodolojik temellerine uygulamadaki başarısızlığını yansıttığını savunuyorum. Son olarak, siyaset teorisinde metodolojik farkındalığı ön plana çıkaran daha sürdürülebilir ve refleksif bir yaklaşım çağrısında bulunuyorum ve böyle bir yaklaşımın, disiplini içe kapalı “sağırlar diyaloğu”ndan çıkarıp daha üretken bir disiplinler arası etkileşime doğru taşıyabileceğini savunuyorum.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Dindarlık Eğilimi ve Aile İçi Şiddet Farkındalığı Arasındaki İlişkide Toplumsal Cinsiyet Algısının Aracılık Rolü

    Öztürk, Meral; Türk, Ahmet; Tire, Olcay

    Bu araştırma dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığı arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet algısının aracılık rolünü incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 18-70 yaş aralığında 463’ü (%68,9) kadın ve 209’u (%31,1) erkek olmak üzere 672 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması x̄=28,70±10,02’dir. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Dindarlık Eğilimi Ölçeği, Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği ve Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi ile PROCESS Makro regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların olumlu bir toplumsal cinsiyet algısına, yüksek düzeyde dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dindarlık eğilimi ile aile içi şiddet farkındalığı ve toplumsal cinsiyet algısı arasında pozitif yönlü, toplumsal cinsiyet algısı ile aile içi şiddet farkındalığı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aracılık analizi sonucunda dindarlık eğilimi ve aile içi şiddet farkındalığı arasındaki ilişkide toplumsal cinsiyet algısının kısmi aracılık etkisine sahip olduğu saptanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Rusya–Çin Stratejik Ortaklığının Yapısal Dinamikleri: Asimetri, Belirsizlik ve İttifak Tartışması

    Çetinkaya, Arzu

    Bu çalışma, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklığı küresel güç dengeleri, çok kutupluluk tartışmaları ve Batı ile ilişkiler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel doküman analizi yöntemi kullanılmış; ABD, NATO, Çin ve Rusya’ya ait stratejik belgeler, akademik çalışmalar ve resmî politika metinleri sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bulgular, Rusya–Çin ilişkilerinin ideolojik bir ittifaktan ziyade pragmatik çıkar temelli bir ortaklık karakteri taşıdığını ortaya koymaktadır. Her iki aktör ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınırken stratejik özerkliklerini ve manevra alanlarını korumaya yönelik politikalar izlemektedir. Rusya-Çin iş birliği, diplomatik koordinasyon, ekonomik etkileşim ve güvenlik alanındaki ortak faaliyetlerle derinleşmektedir. Bununla birlikte ilişkide yapısal asimetri ve karşılıklı temkin unsurları dikkat çekmektedir. Makale, Rusya–Çin ilişkilerini normatif ittifak varsayımlarının ötesine taşıyarak, “stratejik belirsizlik” ve “sınırlı eşgüdüm” kavramları üzerinden yeniden değerlendirmekte; büyük güçlerin neden sıklıkla kurumsallaşmış ittifaklar yerine koşullu ve asimetrik iş birliği biçimlerini tercih ettiğini açıklayan analitik bir çerçeve sunmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye'de Uluslararası İlişkiler Teorilerinin Kullanımı: Doktora Tezleri Üzerine Bir Analiz

    Gökcan, Özkan

    Bu çalışmanın amacı, uluslararası ilişkiler teorilerinin Türkiye’de nasıl çalışıldığını doktora tezleri üzerinden analiz etmektir. Çalışmada, uluslararası ilişkiler konulu doktora tezlerinin ne kadarının uluslararası ilişkiler teorilerini çalıştığı, tezlerde hangi teorilerden yararlanıldığı ve nasıl yararlanıldığı incelenmiştir. Bu inceleme bağlamında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Ulusal Tez Merkezi veri tabanında yer alan ve 1987-2024 yılları arasında yayımlanmış 2.552 uluslararası ilişkiler konulu doktora tezine ulaşılmıştır. Bu tezlerden 455 tanesinin uluslararası ilişkiler teorilerine ilişkin içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın örneklemini teşkil eden söz konusu 455 tez, doküman analizi yöntemi ile analiz edilerek çalışmanın bulgularına ulaşılmıştır. Doktora tezleri bağlamında ve Türkiye ölçeğinde teori çalışmalarını haritalandırmayı amaçlayan bu çalışma temelde şu bulgulara ulaşmıştır. YÖK Ulusal Tez Merkezi veri tabanında teori odaklı doktora tezleri, Türk dış politikası üzerine yazılanlardan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Disiplindeki merkezin teori ürettiği çevrenin ise teoriyi test ettiği iş bölümü göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’deki doktora tezleri çevrede konumlanmaktadır. Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde en çok yararlanılan teoriler Batı-merkezli ana akım teorilerdir. Bu teorileri içerisinde ise ilk sırayı realizm almaktadır. Bu bulgu, Türkiye'deki doktora adaylarının, disiplinde önemli bir yer tutan Batı dışı ve Batı sonrası teoriler üzerine tartışmalara mesafeli kalma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye’de yayımlanan doktora tezlerinde teorilerden yararlanma şeklinin disiplindeki Batı-merkezli hegemonik ve hiyerarşik yapının sürdürülmesine katkı sunduğunu teyit etmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde literatür taraması, ikinci bölümünde ise araştırmanın yöntemi ve tasarımı ele alındıktan sonra üçüncü bölümünde analiz sonucu elde edilen bulgular paylaşılmaktadır. Çalışma doktora tezleri ölçeğinde Türkiye’de uluslararası ilişkiler teorilerinin çalışılma şeklini haritalandırarak literatüre özgün bir katkı sunduğu iddiasındadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş Sürecinde Çoruh (Artvin) Vilayetinde Siyaset (1946-1950)

    Zengin, Ersoy

    Bu çalışma, Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçiş sürecini Çoruh (Artvin) vilayeti örneği üzerinden incelemektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik liberalizasyon süreci, yeni siyasal oluşumlara zemin hazırlamış; bu ortamda kurulan Demokrat Parti (DP), kısa sürede ülke genelinde teşkilatlanma faaliyetlerine başlamıştır. 1946 yılında Rasim Şahinler, Hasan Ciner ve Zihni Ural’ın öncülüğünde Çoruh’ta atılan ilk örgütlenme girişimleri yetersiz kalmış, bu nedenle 21 Temmuz 1946 tarihinde gerçekleşen seçime DP milletvekili adayı çıkaramamıştır. Seçimlerde iktidar partisinin hile yaptığını öne süren DP, seçim güvenliğinin sağlanması için yasal güvenceler talep etmiş ve usulsüzlük iddialarını sürekli gündemde tutmuştur. İktidar ile muhalefet arasındaki gerilim Çoruh vilayetinde de açık biçimde hissedilmiş; 1947 muhtarlık seçimlerinde DP’li Zihni Ural’ın yayımladığı beyannamede Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) teşkilatı hırsızlıkla suçlanmıştır. Aynı yıl eski bir CHP yöneticisi olan Kaydi Çeltikçioğlu’nun DP’ye katılmasıyla partinin il yönetim kurulu teşkil edilmiştir. Bu kurulunun büyük bir kısmı Çeltikçioğlu’nun akrabalarından oluşmuştur. CHP, uzun yıllar iktidarda bulunmanın sağladığı örgütlenme avantajına sahipti. Halkevleri ve halkodaları aracılığıyla topluma ulaşma bakımından güçlü bir konuma sahip olan CHP, kırsal alanlardaki zayıf teşkilat yapısını gayretli partililerle güçlendirmeye çalışmıştır. Bazı memurların DP’ye yakın durmaları, tayinlerle engellenmek istenmiş, ancak bu uygulama beklenen sonucu vermemiştir. Uzun iktidar dönemi CHP içinde yorgunluğa, halkta ise bıkkınlığa yol açmıştır. Basın ve aydın çevrelerinin önemli bir kısmının DP’ye destek vermesi, partinin kısa sürede güçlü bir muhalefet odağına dönüşmesini sağlamıştır. Seçimlerden iki ay önce yayımlanmaya başlayan Demokrat Çoruh gazetesi, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bu süreci hızlandırmıştır. Derin ideolojik farklılıklar bulunmamasına karşın, değişim isteyen Çoruh halkı 14 Mayıs 1950 tarihli seçimde DP adaylarını desteklemiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye Romanında Günah Keçisi Mekanizmasının Görünümü

    Cuşa, Hasan

    Bu makale, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye romanını René Girard’ın “günah keçisi mekanizması” kuramı çerçevesinde yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel savı, romanın Millî Mücadele dönemini konu alan anlatısının, toplumsal kriz anlarında ortaya çıkan kolektif şiddet pratiklerini belirgin biçimde görünür kıldığıdır. Bu doğrultuda Girard’ın taklitçi arzu, farklılıkların silinmesi, kurban figürünün seçimi ve kolektif arınma gibi temel kavramları kuramsal dayanak olarak ele alınmıştır. Yöntemsel açıdan metin merkezli çözümleme ile kuramsal çerçeve birlikte kullanılmış; Aliye karakterinin roman boyunca geçirdiği dönüşüm tematik ve söylemsel boyutlarıyla incelenmiştir. İnceleme bulguları, Aliye’nin modern, bağımsız ve aydın bir kadın olarak kasaba toplumunda bastırılmış gerilimlerin odağına yerleştirildiğini ve bu nedenle “öteki”leştirildiğini göstermektedir. Dinî söylemin araçsallaştırılması, cinsiyetçi toplumsal yapı ve savaşın yarattığı psikolojik ortam, bu ötekileştirmeyi giderek bir kurbanlaştırma sürecine dönüştürmektedir. Sonuç olarak çalışma, Vurun Kahpeye’nin Girard’ın kuramsal çerçevesini edebî düzlemde somutlaştıran güçlü bir toplumsal şiddet anlatısı sunduğunu ortaya koymaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The paradox of discourse, representation, and integration in Germany: discursive responses of four german federal parties and turkish politicians within the axis of Kanal Avrupa TV's Bakış Açısı Program (2005-2012)

    Senol, Sengul

    This study analyzes integration and education policies in the German states of North Rhine-Westphalia and Lower Saxony between 2005 and 2012, within the framework of a multifaceted struggle for hegemony between state actors and politicians of Turkish origin. Using Norman Fairclough's Critical Discourse Analysis (CDA) methodology, the research examines the political discourses in Kanal Avrupa TV's Perspective program, analyzing the positioning of the immigrant subject through textual, discursive, and social practice dimensions. The analysis reveals the discursive differences among the actors representing German state rationality; in this context, a spectrum is observed ranging from the CDU's conservative paternalism to the SPD's economic rationality and the Greens' multicultural participation philosophy. On the other hand, this institutional structure creates a tense space between the German rationality, which confines the immigrant to 'individual integration performance,' and Turkey's protective discourse centered on mother tongue and diasporic identity. The harsh criticisms of Turkish politicians, particularly regarding issues such as obstacles to family reunification and Jugendamt (Youth Welfare Office) practices, demonstrate Turkey's positioning as a new and protective 'transnational actor' towards the diaspora. The study reveals that instead of being caught in this power struggle between Ankara and Berlin, third-generation immigrants are constructing their own independent discourses of 'participation' (Teilhabe) against institutional racism; therefore, what is happening is not an integration crisis, but a demand for equal citizenship.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYayıncıda açık erişim2026Scopus SJRQ2
    Digital Mourning After Femicide: A Netnographic Study of Social Responses in Turkey

    Karatay, Gülnaz

    This study examines the construction of collective mourning and social memory in digital environments following the discovery of university student Ayşe Tokyaz’s body in a suitcase, using a netnographic approach. Femicide is framed as a form of structural violence that produces societal trauma. A total of 414 online comments from Haberler.com were reviewed; 226 met the inclusion criteria, and 205 were analyzed after data cleaning. An integrated qualitative method combining thematic analysis, manual sentiment coding, and discourse analysis was employed. Findings highlight strong demands for justice and capital punishment, alongside distrust in the legal system and calls for retribution. Patriarchal norms appear in victim-blaming and sexist discourse, while demands to reveal the perpetrator’s identity reflect “digital justice.” Collective mourning is expressed through empathy and shared grief, whereas fear signals ongoing trauma. Some users invoke religious references. As a single-case study, findings are context-specific.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026Scopus SJRQ2
    Institutions, gendered informality, and intrahousehold distribution: A dual-economy model

    Ateş-Saygılı, Çiğdem

    We study how enforcement institutions shape formalization and the intrahousehold distribution of resources in a developing economy. The model combines an enforcement wedge inside informal technology, gendered formal-attachment margins, and a collective household with a state-dependent female Pareto weight. In the benchmark wage-responsive specification, enforcement raises formalization by compressing informal wages and reallocating work toward formal jobs. Yet aggregate formalization and women's intrahousehold gains need not move together. When women are more exposed to informality and men convert the induced formal-to-informal wage ratio into formal attachment more strongly in level terms, enforcement can lower women's relative earnings, relative formal status, the female Pareto weight, and the consumption ratio during adjustment. An exact effective-access transition and local calculations for the effective-access and reduced-form labor-disutility margins show that this adverse incidence can be offset within the model while preserving formalization gains. Descriptive quarterly evidence for Türkiye documents gendered dynamics in non-agricultural social-security non-registration around salient macroeconomic and institutional episodes. The empirical evidence motivates the labor-market exposure and access channels but does not observe household bargaining or individual consumption.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    II. Abdülhamid Devrinde Ölü Doğmuş Bir Rum Cemiyeti: Cemiyet-i Mezhebiye

    Alp, Ruhat

    Modernitenin geleneksele meydan okuyuşunda işlevsel bir öğe olan ve Fransız İhtilali ile evrensel bir mesaja dönüşen ulusçuluk, mevcut siyasal yapı ve statükoları dönüştürmüş, Osmanlı gibi geleneksel imparatorluklar bu kavramın etkisiyle tedrici bir parçalanma süreci içerisine girmişlerdir. Yunan/Rum tebaayı da etkisi altına alan bu akım, kadim Osmanlı birlikte yaşama kültürünün de bir bakıma sonunu getirmiştir. Kaldı ki Yunan ulusçuluğu yapısı itibariyle irredentist, yani kültürel veya tarihi bağ kurulan toprakları geri almayı hedefleyen bir harekettir. Dolayısıyla, 19. yüzyıl Yunan ulusçularının Osmanlı Rumlarının yaşadığı topraklara yönelik taleplerine karşı Osmanlıların savunma refleksleri geliştirdiği de bir dönemdir. Yunan ulusçuları, davaları için cemiyetleri dahi araçsallaştırmışlardır. Osmanlı Rumlarının kurduğu birçok cemiyet, toplumsal faaliyetler kisvesi altında ulusçuluğun kaleleri haline gelmiş ve devleti oldukça uğraştırmıştır. Çalışmamızın konusu olan Cemiyet-i Mezhebiye, 2. Abdülhamid döneminde, İstanköy Adası’nda, tam da böyle bir konjonktür içerisinde doğmuştur. Cemiyet bir zanaat ve esnaf cemiyeti kimliğiyle ve daha çok Rumlara yönelik bir imajla ortaya çıkmıştır. Cemiyete, Abdülhamid bürokrasisi şüpheyle yaklaşmış ve nihayetinde cemiyetin faaliyetlerine izin verilmemiştir. Bu çalışmada, Cemiyet-i Mezhebiye’nin kanunnâmesine dayanarak kurumsal kimliğine ve işleyiş mekanizmalarına dair veriler ortaya konulacağı gibi ulusallaşma ve cemiyetleşme olguları ekseninde, cemiyetin kuruluşuna neden izin verilmediği sorusunun da cevabı aranacaktır. Bu itibarla Osmanlı topraklarında ölü doğmuş bir cemiyetin tarihsel serüveni, çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Investigating Consumers’ Boycott Behavior in the Context of Israeli-Palestinian Conflict: Social Media, Consumer Animosity and Perceived Efficacy Perspectives

    Cevher, Muhammed Fatih

    This study aims to reveal the effects of consumer animosity, perceived effectiveness, and social media on consumers' boycott intention. In addition, the study aims to investigate the mediating role of social media in the relationship between consumer animosity and boycott intention and the relationship between perceived efficacy and boycott intention. The study also analyzes whether there are significant differences in the boycott intentions of consumers in seven different regions of Turkey. A total of 749 consumer data from an equal number of consumers in seven different regions of Turkey were analyzed using structural equation modeling and ANOVA tests. The findings of the study show that consumer animosity, perceived efficacy, and social media have a positive effect on consumers' boycott intentions. While the mediating role of social media in the relationship between perceived effectiveness and boycott intentions was observed, the mediating role of social media in the relationship between consumer animosity and boycott intentions was not detected. It also revealed that there is a significant difference between regions in consumers' boycott intentions. The study differs from other studies in that it both investigates the mediating roles of social media variables and analyzes regional differences in the analysis of boycott intentions.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Suçun Coğrafi Dağılımını Afet-Suç İlişkisi Bağlamında İncelemek: 6 Şubat 2023 Depremlerinin Mala Karşı İşlenen Suçlara Etkisi

    Avaner, Tekin; Konurhan, Zekeriya; Abdulvahitoğlu, Adnan; Başaran, Erkin; Yayla, Mustafa

    Doğal afetlerden hemen sonraki süreçte yaşanan kargaşa ve kamu otoritesinin azalmasına bağlı olarak suç oranlarının artış gösterdiği bilinmektedir. Depremler gerek etki alanlarının büyüklüğü gerek de çok sayıda insanı etkilemeleriyle bu afetler arasında özel bir yere sahip olup, kriminal yansımaları özellikle uluslararası literatürden anlaşılabildiği üzere cana ve mala karşı suçlar temelinde çok farklı suç şekilleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu çalışmada 6 Şubat 2023’te 7.7 ve 7.6’lık iki büyük dalga halinde gerçeklemiş ve asrın felaketi olarak nitelenen depremlerden hemen sonraki 1 ay içerisinde meydana gelen mala karşı suç olayları bir önceki yılın aynı dönemine göre karşılaştırmalı olarak mekansal ve zamansal bazda incelenmiştir. İçişleri Bakanlığın’dan temin edilen suç verileri Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) ve Hotspot yöntemleri kullanılarak analiz edilmiş, daha sonra bu analizlerden yola çıkılarak veriler kriminoloji çalışmalarında en yaygın kullanılan teorilerden olan Rutin Faaliyetler Teorisi ve Kırık Pencereler Teorisi temelinde yorumlanmıştır. Suç coğrafyası çalışmalarında yaygın olarak kullanılan CBS’den Hotspot yöntemiyle bu çalışmada da istifade edilmiştir. Ancak ÇKKV ve teorik yorumlamayla birlikte üç farklı yöntemin kullanıldığı böyle bir sentez suç coğrafyası araştırmalarında mevcut değildir ki, araştırmanın özgün değeri burada ortaya çıkmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Türkiye Merkezli Akademik Dergilerde Uluslararası İlişkiler Teorilerinin Yeri

    Gökcan, Özkan

    Bu çalışma, Türkiye merkezli akademik dergilerde yayımlanan uluslararası ilişkiler teorisi konulu makaleleri inceleyerek Türkiye’deki teorik tartışmaların konumunu analiz etmektedir. Araştırmada, Web of Science veri tabanında taranan ve uluslararası ilişkileri doğrudan veya dolaylı çalışma alanı olarak kabul eden Türkiye menşeili 10 akademik dergide yayımlanmış 6.105 makale taranmış, bunlardan 2.363’ünün uluslararası ilişkiler alanına ait olduğu, 354’ünün ise doğrudan uluslararası ilişkiler teorileri ile ilgili olduğu tespit edilmiştir. Doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilen inceleme, Türkiye’de uluslararası ilişkiler çalışmalarının ağırlıklı olarak teori odaklı örnek olay analizlerine dayandığını, özgün teori üretme veya meta-teorik katkıların sınırlı düzeyde kaldığını ortaya koymaktadır. Bulgular, Türkiye akademisinin küresel teori tartışmalarına kısmen dahil olmakla birlikte hâlen Batı-merkezli teorilerden yoğun biçimde yararlandığını göstermektedir. Realizm ve liberalizm en fazla başvurulan teoriler olurken son yıllarda konstrüktivizm, Kopenhag Okulu ve Batı-dışı teori çalışmaları da dikkat çekici bir artış göstermektedir. Çalışma, Türkiye’deki akademik dergilerin uluslararası ilişkiler teorilerine yaklaşımını haritalandırarak, disiplinin merkez-çevre tartışması bağlamında Türkiye’nin teorik üretim ve tüketim konumunu değerlendirmekte ve literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar