Yazarlar
- Gökcan, Özkan(7)
- Boyali, Handan(4)
- Ceyhan, Muhammed(4)
- Gündoğdu, Serkan(4)
- Zengin, Ersoy(4)
- Çobanoğlu, Yavuz(4)
- Altı, Aziz(3)
- Baş, Kazım(3)
- Başaran, Erkin(3)
- Başkutlu, Salih(3)
- Sertel, Savaş(3)
- Tire, Olcay(3)
- Yedek, Şahin(3)
- Ates, Erdem(2)
- Atmaca, Yıldız(2)
- Avaner, Tekin(2)
- Bozkurt Yazar, Birgül(2)
- Durmuş, İrfan(2)
- Ela, Özkan(2)
- Konurhan, Zekeriya(2)
- Palanci, Cihan(2)
- Reyhanoğulları, Müslüm(2)
- Uyan, Umut(2)
- Yeşiltepe, Akgün(2)
- Çakmak, Yalçın(2)
- Şakar, Murat(2)
- Abdulvahitoğlu, Adnan(1)
- Acar, Sedat(1)
- Akarsu, Mehmet(1)
- Akbaş, Avşin(1)
- Allchorn, W(1)
- Alp, Ruhat(1)
- Arafat, Mohammad(1)
- Arslannur, Bircan(1)
- Ateş-Saygılı, Çiğdem(1)
- Aydin, Nursen(1)
- Aydın, Nursen(1)
- Ağralı, C.(1)
- Badem, Candan(1)
- Bankoğlu, Hatice Duygu(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2023Dış Politikada Karar Verme Süreci ve Modelleri Bağlamında Bürokratik Politika Modeli Örneği Olarak Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu
Gündoğdu, Serkan
Dış politikada karar verme süreçleri zaman içeresinde önemli değişimler geçirmiştir. Dış politika bir dönemler krallar/imparatorlar tarafından belirlerken, demokratik yönetim anlayışının yaygınlaşmasıyla birlikte parlamentolar, devletin yetkili organları ve ilgili görevlileri tarafından belirlenmeye başlanmıştır. Özellikle soğuk savaş yıllarında realist yaklaşımın etkisi söz konusu iken, soğuk savaşın bitmesiyle realist yaklaşım yetersiz kalmış, dış politikada karar verme sürecine birçok faktörün etki ettiği görülmüştür. Bunu yanı sıra konjonktürel değişimler, iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler, devletlerin ve toplumların hızlı ve sürekli etkileşim halinde olmaları, karşılıklı bağımlılığın artması devletlerin dış politika yapım süreçlerinin geliştirilmesini çeşitlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda dış politika analizi ve karar verme odaklı çalışmalar geliştirilmiş, özellikle küresel değişimlere bağlı olarak dış politikada karar verme süreçlerini etkileyen faktörler ve dinamikler incelenmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, Türkiye’de 2017 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle, karar vericilere dış politika önerileri geliştirmek amacıyla oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu bu çalışmada ele alınmıştır. Tek bir aktörden ziyade çok sayıda aktör esasına dayanan bürokratik politika modeli çerçevesinde karar verme sürecinde nasıl bir role sahip olduğunu ortaya koymaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Genç Almanya Birliği “Jungdeutschland-Bund’un (JDB)” Yöneticilerinden Heinrich Leonhard Emanuel Von Hoff’un Osmanlı Devleti Bünyesindeki Faaliyetleri
Başkutlu, Salih
Cihan Harbi sürekli seferberlik gerektiren çok cepheli bir yıpratma savaşına dönüşürken, Osmanlı makamları daha verimli ve kapsamlı bir paramiliter eğitim ağı kurmaya karar verdiler. Bunun için 1916 yılında Alman subay Heinrich Leonhard Emanuel von Hoff (1868-1941) İstanbul’a çağrıldı. Genç Almanya Birliği’ni rol model alan Emanuel von Hoff kısa zaman içinde teşkilatlanma sürecini başlattı. İmparatorluğun son döneminde paramiliter dernekler aracılığıyla gençliğin politik inşasının siyasi ve askeri elitlerin kontrolünde gerçekleştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken bu çalışma, Alman askeri misyonunun gayrı resmi üyesi olarak Osmanlı topraklarında bulunan Emanuel von Hoff’un Osmanlı Genç Dernekleri’ndeki faaliyetlerini takip etmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla Osmanlı Devleti’ne gelişini tetikleyen etmenler nelerdi? Genç Dernekleri’ni teşkilatlandırma sürecinde nasıl bir politika izledi? Kabullenme ve reddetme kıskacında topluma nüfuz etmek için ne gibi argümanlar üretti? Devleti idare edenlerle arasında nasıl bir diyalog vardı? Son olarak Genç Dernekleri deneyiminin noktalanması ve ülkesine geri dönüş nedenleri üzerine duruldu. Bu sorulara cevap bulmak için dönemin matbuatı, Osmanlı Genç Dernekleri Mecmuası, Emanuel von Hoff’un kaleme aldığı makale ve kitapçıklar ve konuyla ilgili araştırma eserler incelendi.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023A semiological analysis of Exodus (1960)
Hamarat, Abdulkadir
This paper aims to present a semiological analysis of the film Exodus (1960). The representation of Arabs in the twentieth century, especially in the second half, is very much in parallel with the political developments of the period. After the First World War, the Ottoman Empire, which had ruled the region for centuries without any significant turmoil, lost its lands in the Middle East where different races had co-existed in peace for generations. The Western powers quickly filled the power vacuum, redesigned the Middle East and created new mandates. The British Government promised the Jews to create their own state in one such mandate, Palestine, in 1917. Conflicts arose between Arabs and Jews when the latter began to purchase lands and settle in Palestine in increasing numbers. The founding of the state of Israel after the Second World War only contributed to the bloodshed. The image of Arabs as bloodthirsty terrorists begins to appear in the Western media and especially in the Hollywood films in this period. The present study undertakes to explore one such film, Exodus (1960), in terms of its treatment of Arabs. The film relates the incidents that take place not long before the founding of the state of Israel in 1948.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Suriye Krizi ve İran’ın İnşacı Politikaları: “Şii Hilali” Üzerine Bir Değerlendirme
Özgen, Nurettin; Reyhanoğulları, Müslüm
Batılı ülkeler tarafından Ortadoğu olarak adlandırılan Güneybatı Asya, küresel siyasete dair hareketliliğin en yoğun yaşandığı bölgedir. Bir hegemonik alan mücadelesine dönüş(türül)en bölgede küresel, bölgesel ve yerel güç yapılanmaları arasında tasarlanan ideolojik kurulumlar işlerlik kazanmaktadır. Bu ideolojik tasarımlar birbirinden farklı olmakla birlikte büyük oranda ekonomik kazanıma hizmet eden etnik, inançsal/ mezhepsel ve ideolojik söylemler üzerinden yürütülmektedir. Bu ideolojik ve ekonomi politiğin inanç/mezhepsel kurulumu açısından İran - Suriye ittifakı örnek verilebilir. Bölgesel gerilimin neredeyse hiç dinmediği Ortadoğu’da, İran- Suriye ilişkileri stratejik bir değer olarak inanç/ mezhepsel bir kurulum üzerinden çok boyutlu bir kazanıma alan açmaktadır. Dolayısıyla Suriye krizinde etkin rol üstlenen İran’ın, Suriye’deki Arap Alevi- Şii inancı/mezhebine mensup topluluklarla kurduğu ve geliştirdiği birliktelik, her iki taraf için de bir kazanım sağlamıştır. İran’ın bölgesel ölçekli bu yayılımı, Sünni Arap yönetimleri tarafından “Şii Hilali” olarak dillendirilmektedir. Başta İran olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan ve bölgenin diğer ülkelerindeki Şii nüfusu, bu inanç/mezhep ideolojisi üzerinden ortaklaştırmak ve etkin kılmak, bölgenin kurulu siyasal sisteminin paydaşı olan Sünni yönetimler tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu bağlamda Suriye, Şii Hilali’nin kuzey kanadı olarak tarif edilen ve İran’dan Levant bölgesine kadar Şii topluluklarıyla kurulacak bağın ve İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu domine edecek bir kurulumun temsilcisi olarak görülmektedir. Bu eksende, İran- Suriye ittifakını üreten tarihsel ve ideolojik bağıntıların özellikle bölgesel düzeyde ne tür yansımalara alan açtığı İnşacı (konstrüktivist) bir yaklaşımla ele alınmış ve bu kapsamda, bölgenin siyasal coğrafyasına dair çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Bu çalışma, Şii Hilali temelinde İran’ın Suriye’deki politik pozisyonuna ve her iki ülke arasındaki tarihsel bağlara odaklanmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla nitel araştırma yöntemi temelinde araştırma konusuna ilişkin literatür incelenmiş, bölgedeki tüm gelişmeler ilgili bilimsel çalışmalarla desteklenmiştir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Tebeddül-i Elbise-i Resmiyye: Modernleşme Sürecinde Çıkan Kıyafet Yasalarının Osmanlı Ulemasına Etkisi
Başkutlu, Salih
Kıyafet değişimi, Osmanlı Devleti’nde gelenekselden moderne geçiş sürecinde elitler arası çatışmanın sembollerinden biriydi. Bu değişim şekilsel olmanın yanı sıra kamusal alanda yeni bir görünümü temsil etmesi açısından da önemliydi. Nitekim, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, merkezin çevreyi yeniden inşa etmeye başladığı süreçte, bürokratik ve askeri elitler için seçilen kıyafetler yeni bir dönemin habercisiydi. Bu süreçte, Osmanlı elit gruplarından biri kabul edilen ulemanın kıyafetlerinde de bir değişimin meydana geldiği görülmektedir. XVIII. yüzyılın ortalarından XIX. yüzyılın ortalarına değin Osmanlı ulemasının kıyafetlerindeki değişimin neden ve sonuçlarını ele almayı hedefleyen bu çalışma boyunca: Osmanlı ulemasının kıyafet değişimini nasıl karşıladığı? Ulema içindeki yenilikçi, statükocu ayrışmasını nasıl etkilediği? Kıyafet değişiminin modernleşmenin bir “dayatması” mı? Yoksa elitler arası mücadelede bir simge mi olduğu? sorularına cevap aranacaktır. Bunun için, kıyafet esaslarını belirleyen nizamnameler, vakayinameler ve konuyla ilgili araştırma eserler incelenecektir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023İstanbul Sözleşmesi Tartışmalarında Açık Muhalefetten Zemin Kaydırmaya Farklı Tutumlar: Sabah ve Sözcü Örnekleri
Kenes, Hatice
Bu çalışmada İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme süreci, toplumda oluşan iki farklı özne konumunu (karşıtlık ve destek) görünür kılabilecek farklı ideolojik konumdaki iki medya kuruluşu üzerinden incelenmektedir. Çalışma kapsamında Sabah ve Sözcü’nün web sitelerinde 20 Mart 2021- 1 Temmuz 2021 tarihleri arasında yayınlanan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili haberler taranmıştır. İstanbul Sözleşmesi’ni konu edinen 41 haber Sözcü’den, 16 haber ise Sabah’tan elde edilmiştir. Haberler konularına göre temalara ayrılmıştır ve haber metinleri eleştirel söylem analizi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda Sabah’ın neredeyse tüm haberlerinde görünür olan İstanbul Sözleşmesi’nin “Türkiye'ye zarar verdiği” söylemi Sözcü’de de farklı gerekçelerle ortaya çıkmıştır. Öte yandan Sözcü’de sözleşmeden çekilmeye yönelik tepkileri görünür kılan haberlerin olması Sözleşme savunusuna aracılık etmekle birlikte LGBTİ+ öznelere dair hak odaklı tek bir haberin olmaması, LGBTİ+’ların görünmez kılınması nedeniyle Sözcü’nün de hâkim cinsiyet rejiminin kodlarıyla hareket ettiğinin işareti olarak okunmuştur. Bu sonuçlar her iki gazetenin hâkim cinsiyet rejimi içinde üstü örtük işbirliğine de işaret etmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Türk Savunma Sanayinin İhracat Rekabet Gücünün Belirlenmesi
Ates, Erdem
İç ve dış güvenliğin sağlanması, egemen bir devletin en temel işlevidir. Savunma sanayi sektörü, bir ülkede güvenlik hizmetinin sağlanması için gerekli olan her türlü araç ve gereç üretimiyle uğraşan sanayi kolu olarak tanımlanabilir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde başlamakla birlikte, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye, yerli ve milli savunma sanayini kurma yönünde adımlar atmıştır. Türkiye’nin 1952’de NATO üyesi olması ile birlikte, gerekli donanımlar büyük oranda dış kaynaklardan sağlanmaya başlanmıştır. İlerleyen dönemlerde Johnson Mektubu olayı ve 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında NATO müttefiki olan ABD’nin Türkiye’ye askeri malzeme ambargosu koyması olayları yaşanmıştır. Bu olaylar Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayine sahip olması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Çalışmanın amacı; Türk savunma sanayi ihracatının rekabet gücünü analiz etmektir. Analizde, 2000-2020 yılları arasında SITC Rev3 5digit(hane) verileri kullanılmıştır. Analizde; savunma sanayi ile bağlantılı 15 adet ürün ve ürün grupları kullanılmıştır. Bu ürün ve ürün grupları ile Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük Endeksleri (Balassa Endeksleri), Açıklanmış Rekabet Üstünlüğü Endeksleri(Vollrath Endeksleri) ve İhracatta Uzmanlaşma Endeksi (ES) hesaplanmıştır. Sonuç olarak; Türkiye’nin savunma sanayinde dışa bağımlılığının azaldığı ve ihracat yoluyla dünya savunma sanayi ürün pazarından daha yüksek pay almaya başladığı belirlenmiştir. Ayrıca 89114, 89122, 89123, 89131, 89139, 89193 nolu ürün gruplarında Türkiye’nin ihracat rekabet gücünün bulunduğu tespit edilmiştir.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Demokrat parti döneminde Türkiye dış politikasının Elâzığ basınındaki yansımaları
Durmuş, İrfan
Bu çalışma, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahip olan Demokrat Parti’nin (DP) iktidarda olduğu dönemdeki dış politikalarının Elâzığ basınında yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında 1950-1960 dönemlerini kapsayan Elâzığ basınının önemli gazeteleri taranmıştır. Elâzığ’ın o dönemdeki önemli yazılı basın kaynaklarından Uluova, Turan ve Elâzığ gazetelerinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Elâzığ ilinde yayımlanan yerel gazeteler, DP hükümetinin dış politikaları hakkında yayınlanmış haberler ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında 1950-1960 yılları arasında yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup 1200 civarında DP ile ilgili haber ve yazılı belgeye rastlanmıştır. Nitel vaka analizi yönteminin benimsendiği çalışma sonucunda, Elâzığ basının DP iktidarının dış siyasetteki uygulamalarını yakından takip ederek dış politikadaki gelişmelere haber içeriklerinde geniş yer verdiği görülmüştür.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Akademisyenlerin Örgütsel Adaletsizlik Algıları İle Bilgi Saklama Davranışı Arasındaki İlişkide Örgütsel Sessizliğin Aracılık Rolü
Uyan, Umut
Bilgi paylaşımı, kuruluşların en değerli maddi olmayan varlıkları olan bilgiyi etkin bir şekilde yönetmeleri ve kullanmaları için hayati önem taşımaktadır. Yükseköğretim kurumlarının bilgi-yoğun örgütler olduğu düşünüldüğünde bireysel bilginin örgüt geneline dağıtılması daha da kritik hale gelmektedir. Ancak çeşitli bireysel, örgütsel ve bağlamsal unsurlar çalışanları bilgi paylaşma noktasında isteksiz hale getirebilmektedir. Bu çalışmanın amacı akademisyenlerin adaletsizlik algılarının bilgi saklama davranışını ne derece etkilediğini ortaya koymaktır. Araştırmanın temel varsayımı ise adaletsizlik algısının çalışan sessizliğine sebep olduğu, bunun da bireyleri sahip oldukları bilgiyi saklamaya teşvik etmesidir. Araştırmanın verileri Adana ve Mersin illerinde faaliyet yürüten dördü kamu ve ikisi vakıf olmak üzere toplam altı yükseköğretim kurumundan yapılandırılmış anketler aracılığıyla toplanmıştır (n= 289). Araştırmanın bulguları örgütsel adaletsizlik algısının bilgi saklama davranışını teşvik ettiğini ortaya koymuştur. Ayrıca bulgular, kısmi de olsa, bahsedilen ilişkide örgütsel sessizliğin aracılık ilişkisini doğrular niteliktedir. Araştırma, bilgi-yoğun kuruluşlar olan yükseköğretim kurumlarında bilginin etkin yönetilmesi önündeki bariyerleri ortaya koyması bakımından özgün bir nitelik taşımaktadır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinde Sığınmacı Krizi
Gökcan, Özkan
Bu çalışmanın amacı, Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından Suriyeli sığınmacılar konusunun Türkiye-AB ilişkilerinde nasıl bir rol oynadığını analiz etmektir. Çalışmanın temel iddiası, Suriye’de 2011 yılında başlayan savaşın ardından ortaya çıkan sığınmacılar meselesinin özellikle 2015 yılında bir krize dönüşmesinin ardından AB-Türkiye ilişkilerinin seyrini belirleyen ve etkileyen temel konu haline geldiğidir. Zira ortaya çıkan mutabakat metinlerinde ve gerçekleşen ikili görüşmelerde Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci ile sığınmacı krizinin beraber ele alınması, bu etkinin önemli bir kanıtıdır. Özellikle 18 Mart 2016 tarihli mutabakat metninde de görüleceği üzere hem Türkiye hem de AB, üyelik süreci ile sığınmacı krizini birlikte ve birbirine paralel ilerleyen konular olarak ele almıştır. Bu durum sığınmacı krizinin insani boyutunun geri plana atılmasına ve bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasına doğrudan etki etmiştir. Bu ele alış şekli, Türkiye-AB ilişkilerinde son 10 yılda birçok krizin yaşanmasının da temel nedenlerinden biri olmuştur. Bu kapsamdan hareketle çalışmanın birinci bölümünde öncelikle AB’nin göç ve sığınmacı politikası ve Türkiye’nin bu politikaya uyum süreci ele alınmakta ve çalışmaya bir temel oluşturulmaktadır. İkinci bölümde Suriye’de iç savaşın başlamasından 2016 yılında imzalanan Türkiye-AB mutabakatına kadar ikili ilişkilerden Suriyeli sığınmacılar meselesinin nasıl bir yer kapladığı incelenmektedir. Üçüncü bölümde 2016 yılında imzalanan AB-Türkiye Mutabakatı’nın içeriği ve amacı ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde mutabakatın ardından AB-Türkiye ilişkilerinde sığınmacı krizinin nasıl bir rol oynadığı analiz edilmektedir. Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi ve tavsiyeler sunularak çalışma sonlandırılmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Denetimden Politika Oluşturmaya: Kamu Politikası Sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Aktör Rolü
Boyali, Handan
Küresel gelişmelere bağlı olarak toplumsal hayatın her alanında köklü değişimler olduğu gibi kamu yönetimi alanında da yeni değişimler meydana gelmiştir. Bu çerçevede hükümetlerin kamu yararı ve milli çıkarları doğrultusunda kamu politikaları oluşturulmuştur. Kamu politikası birçok aktörü ve süreçleri kapsamaktadır ve genellikle sorunun tespiti ile başlayıp, söz konusu sorunlara dair politika oluşturma süreçlerini kapsamaktadır. Kamu politikasında yer alan aktörler resmi, gayri resmi ve uluslararası aktörler olmak üzere üç kategoride ele alınmaktadır. Resmi oyuncu kategorisinde; yasama, yürütme (hükümet ve bürokrasi) ve yargı. Resmi olmayan oyuncu kategorisinde; vatandaşlar (seçmenler), siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, medya, üniversiteler ve düşünce kuruluşları. Uluslararası aktörler küresel ölçekte devletler veya uluslararası kuruluşlardır. Bunun yanı sıra oluşturulan politikaların yasalaşması, uygulanması ve değerlendirilmesi gibi süreçlerle de devam etmektedir. Bu bağlamda Kamu Denetçiliği Kurumu kamu politikası sürecine katılım noktasında faaliyetleri bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle parlamentoya sunmak üzere hazırlamış oldukları yıllık faaliyet raporlarıyla kamu politikalarına ne denli katkı sağladığı görülmektedir. Sunulan raporlardaki tavsiye kararları yoluyla kamu politikasına etki etmektedir. Kamu politikasında aktör rolünün yanı sıra, tavsiye kararlarına uymayan kurumlara yer vermesi ve bu kurumların parlamento tarafından bilinmesi, Kamu Denetçiliği Kurumu’nu etkili bir denetim mekanizması da yapmaktadır. Bu çalışmayla denetimden politika oluşturma süreçlerine değin kamu politikası sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun aktör rolü ele alınmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Sosyal Medya ile Değişen Mahremiyet: Z Kuşağındaki Öğrencilerin Mahremiyet Algısı Üzerine Bir Araştırma
Hayir, Celal; Karahisar, Tüba
Bu çalışmada Jürgen Habermas, Hannah Arendt ve Richard Sennett’in kamusal alan kavramından yola çıkılarak sosyal medyadaki mahremiyet, özel alan kavramları incelenmiştir. Makalede amaç, katılımcıların mahremiyet kavramından haberdar olup olmadıklarının, hangi konularda hassas davranış sergilediklerinin, hangi saiklerle sosyal medyada paylaşım yaptıklarının, hassas veri paylaşmaktan endişe duyup duymadıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın veri toplama yöntemi ankettir. Anket, Google Form aracılığı ile internet ortamında hazırlanmış ve katılımcılara sosyal medya uygulamaları (Whatsapp ve Facebook) ile ulaştırılmıştır. Anket, uygulanmadan önce bir denek grubu üzerinde test edilmiştir. Araştırmanın evreni 1995 sonrası doğan Z kuşağına mensup bireyler, örneklemi ise Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileridir. Verilerin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların tamamına yakınının mahremiyet kavramından haberdar olduğu ve herhangi birini sosyal medyada zor duruma düşürecek paylaşımlarda bulunmadıkları ve çoğunluğunun sosyal medyada mahremiyet ihlâli durumunda ne yapmaları gerektiğini bildikleri görülmüştür. Katılımcıların mahremiyet algısı orta düzeyde çıkmıştır.
AtıfOpenAlex5TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Bizans imparatoru ıı. ıoannes komnenos'un doğu politikaları bağlamında antakya seferleri
Korunur, Harun
Bizans İmparatorluğu Türk ve Dünya tarihi açısından önemlidir. Kavimler Göçü sonrası Avrupada meydana gelen gelişmeler, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. Gelişen süreç içerisinde Batı Roma yıkılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu ise varlığını bin seneden daha fazla devam ettirmiştir. Bizans İmparatorluğu Malazgirt zaferinden sonra Anadolu hâkimiyetini kaybetmeye ve yapılan Türk akınlarını durduramamaya başlamıştır. Bu nedenle Bizans İmparatorları, Anadolu’da tekrar hâkimiyet sağlama gayesiyle mücadelelerini sürdürmüşlerdir. II. Ioannes Komnenos zor şartlarda Bizans tahtına oturmayı başarmıştır. Batı’daki sorunlarla mücade etmiş ve sonrasında yönünü Doğu’ya çevirmiştir. Bu bağlamda imparatorun kaybettiği toprakları yeniden ele geçirme gayreti, Kilikya, Antakya ve Suriye bölgelerindeki politikaları araştırmamızın konusunu teşkil etmektedir. Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos’un Doğu politikaları bağlamında yaptığı mücadeleleri, detaylıca aktarmak, yorumlamak ve bölge tarihine ışık tutulmak istenmiştir. Çalışmada ana kaynaklar ve araştırma eserlerden istifade edilmiştir. Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos’un tahta çıkışı, Kilikya bölgesinde hâkimiyet sağlaması, Antakya Seferleri ve Müslümanlar ile mücadeleleri işlenmiştir. Son olarak II. Ioannes Komnenos’un ölümü ile konu sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Belediye'nin farklı birimlerinde çalışan saha işçilerinin güvenlik algıları ve etkileyen faktörler
Yeşiltepe, Akgün; Karadağ, Gülendam
Güvenlik iklimi, işyerlerinde güvenli davranışları ve güvenlik tutumlarını etkileyen bir durumdur. Bu araştırma, Belediye'nin farklı birimlerinde çalışan saha işçilerinin güvenlik algıları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini bir ildeki 123 belediye saha işçisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri “Tanıtıcı Bilgi Formu” ve “Güvenlik İklimi Ölçeği” kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile 2020 Temmuz – 2021 Haziran tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Student t testi, One Way ANOVA, doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Post-hoc testlerden Bonferroni analizi yapıldı. Güvenlik iklimi ölçeğinin ortalaması 1.93±0.68 ve orta düzeydedir. İşçilerin, eğitim durumu ve çalışma şekli ile istatistiksel açıdan anlamlı bir fark varken (p<0.05) yaş, aylık gelir, çalışma yılı, medeni durum, iş sağlığı güvenliği eğitimi alma ve çalışılan birim ile güvenlik iklimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). İşletmeler; işçilerin güvenlik iklimi algısını arttırmak için hizmet içi eğitimler ve periyodik iş sağlığı ve güvenliğine yönelik bilgilendirmeler yapmalıdır
- MakaleYalnız künye2023Osmanlıda Haberleşme Sistemi Çerçevesinde “Diyarbakır Menzilleri”
Ela, Özkan
Bir devletin hem kendi içerisinde hem de diğer devletlerle olan iletişimi-nin güçlü olmasında güvenilir ve gelişmiş bir haberleşme ağını kullanıyor olmasının büyük etkisi vardır. Osmanlı Devleti de sınırları geniş bir devlet olduğu için merkezle diğer idari birimler arasında doğru bir iletişim sağlamak için yeni teknikler kullanmayı ihmal etmemiştir. İlk dönemlerde daha ilkel tekniklerle haberleşmeyi sağlayan devlet zamanla iletişim sistemini belirli kurallara bağlı kalarak yürütmeyi denemiştir. Ulaklar adı verilen görevliler vasıtasıyla önemli bilgileri ve haberleri gerekli yerlere ulaştırmak için uygun imkanlar sağlamıştır. Bu görevlilerin uzun mesafe ve yorucu şartlar karşısında yaşadığı sıkıntıları gidermek için devlet istirahat ve güvenlik açısından yeni tesisler inşa etmiştir. Menzilhâne denilen bu birimler haber taşıyıcılarının güvenle dinlenebileceği yerler olmuştur. Ayrıca Osmanlı her yeri menzil olarak belirlememiştir. Mesafe ve konum olarak belirli yerler menzil olarak kabul edilmiştir. Diyarbakır da konum olarak Osmanlı Devleti’nin önemli idari birimleri arasında yer almıştır. Burada kurulan menzilin işleyişi, görevlilerin faaliyetleri de dikkat çeken konular arasındadır. Çalışmamızda Osmanlı Devleti’nde menziller ve Diyarbakır menzillerinin vaziyeti hakkında bilgi verilecektir.
- MakaleAçık Erişim2023Krizler ve isyanlar: roma’nın armenia politikası (mö 74-66)
Doğancı, Kamil; Tosun, Serhat Pir
Pergamon Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma’ya bırakılması ve Roma’nın da MÖ 129 yılında Pergamon Krallığı’na ait topraklarda Provincia Asia’yı kurması Anadolu’yu büyük bir krize sürüklemiştir. Bu süreçte, Roma’nın Anadolu’daki varlığından rahatsızlık duyan, Pergamon Hanedanı’ndan olduğunu iddia eden Aristonikos ve Pontos Kralı VI. Mithridates Roma’ya karşı direnmişlerdir. Aristonikos İsyanı, kısa süre içinde bastırılsa da VI. Mithridates’in yarattığı kriz ortamı Roma-Pontos Savaşı’nın Armenia’ya kadar sıçramasına neden olmuştur. VI. Mithridates ve müttefikleri Parth İmparatoru II. Mithridates ve Armenia kralı olan damadı II. Tigranes, Kappadokia Kralı I. Ariobarzanes’i defalarca tahttan indirerek Roma’nın tepkisini çekmiş ve nihayetinde Roma ve VI. Mithridates karşı karşıya gelmiştir. Roma, Parth İmparatorluğu’nun da bu güç dengesinde rolü olduğunu öğrenince MÖ 96/95 yılında Sulla önderliğinde Parthlarla saldırmazlık antlaşması yapmıştır. Mithridates Savaşları’nda ise Roma, MÖ 72 yılındaki Kyzikos kuşatmasının ardından psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş, VI. Mithridates ise Armenia’ya sığınmak zorunda kalmıştır. Onu takip eden Lucullus komutasındaki Roma ordusu Armenia'ya saldırmış ve MÖ 69 yılında Tigranokerta Savaşı’nda II. Tigranes’i mağlup ederek Armenia topraklarını ele geçirme şansını yakalamıştır. Senatus’un onayını almadan Armenia’ya saldırması ve publicani ile yaşadığı sorunlar nedeniyle Lucullus görevinden alınmış ve yerine Gn. Pompeius Magnus atanmıştır. Pompeius’un bölgeye gelmesiyle birlikte Roma’nın Armenia’daki siyasi düzeni kendi çıkarlarına göre düzenlemeye başladığı görülmektedir. II. Tigranes ve oğlu Genç Tigranes arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanan Pompeius, MÖ 66 yılında Artaxata Antlaşması ile birlikte Armenia ve Sophene krallığını paylaştırmıştır. Bu süreçte Roma’nın bölgedeki dengeleri göz önünde tutarak çıkarları doğrultusunda esnek bir politika izlediği görülmektedir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Beden Eğitimi Derslerinde Sosyal Adalet Paradigması
Kağnıcı, Dilek Yelda; Şakar, Murat
Eğitim tüm çocukların en temel hakkı olsa da özellikle dezavantajlı gruplara mensup çocukların birçok zorluk ile karşı karşıya olduğu bilinen bir olgudur. Tüm bu zorlukların farkında olmak ve bu zorlukların ortadan kaldırılması için çalışmalar yürütmek gerekmektedir. Nitelikli eğitim” ve “ Eşitsizliklerin azaltılması” Birleşmiş Milletler Üyesi ülkeler tarafından 2030 sonuna kadar ulaşılması amaçlanan 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasındadır. Eğitimde sosyal adalet, farklılıkların eğitimde yarattığı dezavantajlı durumların öğrencilerin akademik başarıları üzerindeki etkisini ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı hedeflemektedir ve bu bağlamda öğretmenlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Beden eğitimi sahip olduğu misyon ile çocukların çok boyutlu gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Çocukların gelişimlerinin önündeki dezavantajlı konumlarından kaynaklı koşulların ortadan kaldırılması için çaba sarf etmek beden eğitimi öğretmenlerinin önemli, güncel rollerinden biridir. Bu çalışmada bu bağlamda ilk olarak sosyal adalet kavramı ele alınmış, ardından beden eğitimde sosyal adalet konusu yurtiçi ve yurt dışı alanyazın ışığında tartışılmıştır. Son olarak beden eğitimi öğretmenlerinin sosyal adalet bağlamında rol ve sorumlukları irdelenerek, çeşitli önerileri sunulmuştur.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - Derleme MakaleAçık Erişim2023Tribün şiddeti: sembolik etkileşim kuramı ve kırıkcam teorisi bağlamında bir sentez
Şakar, Murat; Sarıkan, Ümran
Modern kapitalist toplumlarda spor taraftarlığı bireylerin ‘serbest zaman’ etkinliklerinin neredeyse büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Kendilerini bir gruba ait hissetmeleri bağlamında hem bireysel hem de toplumsal bir rolü bulunan spor taraftarlığı kavramı toplumsal bütünlüğün sağlanması adına da önemlidir. Diğer yandan spor taraftarlarının gerek sosyolojik gerek psikolojik gerekse zihinsel açıdan, kendilerine ait hissettikleri alanlar şiddet mekânlarına dönüşebilmektedir. Tam da bu nedenlerden dolayı bireyler serbest zamanlarında ötekileştirilen, ayrımcılığa maruz bırakılan sosyal bir ortamda kalabilmektedirler. Bu bilgiler doğrultusunda araştırmanın amacı ‘‘Kırık Cam Teorisi ve Sembolik Etkileşim Kuramı’’ bağlamında spor taraftarlarında şiddet olaylarını sosyolojik boyutlarıyla analiz etmek ve tribünde var olan şiddet olaylarının bireysel ve toplumsal boyutlarının incelenmesidir. Araştırma, literatürün imkân dâhilinde taranıp elde edilen verilerin birbiri ile ilişkilendirilmesi sonucunda sistematik bir derleme çalışması olarak yürütülmüştür. Tribünde yaşanan saldırganlık ve şiddet eylemlerinin anlaşılması adına Kırık Cam Teorisi, toplumsal alanda belirli bir düzensizliğin bireyler tarafından hemen fark edileceğini ve o düzensizliğe ilişkin yaptırımların olmaması hâlinde bireylerin eylemlerine devam edeceğini vurgulamaktadır. Sembolik Etkileşim Kuramı ise, bireylerin eylemleri ile birbiriyle ilişki ağı kurduğunu ve somboller aracılığıyla birbirlerini etkilediklerini ifade etmektedir. Tam da bu noktada trübünde olan herhangi bir şiddet söylemi ya da eylemini fark eden birey(ler) zihinsel olarak sistemin bir açığını bulduğunu düşünerek düzensizliğe hizmet eden davranışlar sergileyebilmekte ve bu düzensizlik boyutu diğer grupları da etkileyebilmektedir. Tüm bu nedenler zincirininin devam etmemesi için, şiddet sorunsalının boyunun belirlenebilmesi ve nedenlerinin tespit edilip çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Araştırma, bu doğrultuda, analitik metot ve yorumsamacı yaklaşım kullanılarak yürütülmüştür. Detaylı literatür incelemesi neticesinde, elde ettiğimiz sonuçlara baktığımız zaman Kırık Cam Teorisinin sporda şiddetin kaynağına ve ne olduğuna dair yanıtlar verebildiği gözlemlenmektedir ve aynı zamanda Sembolik Etkileşim Kuramı ile birlikte ele alındığında toplumsal alanda düzen ve istikrarın sağlanmasında yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
AtıfOpenAlex5TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Kamuda kurumsallaşma olgusunun kurumsal itibar ve etik yönetim ilkeleri perspektifinden analizi
Atmaca, Yıldız; Boyali, Handan
Kurumsallaşma, kurumun faaliyetlerinde yönetenlerin şahsi yöntemlerine bağlı olmadan varlığını sürdürme durumudur. Sürdürülebilir belli kural ve kaideler etrafında birleşerek bir yönetsel yapı oluşturmak kurumsallaşma olgusu ile doğrudan doğruya ilişkilidir. Ku-rumsallaşma olgusunu ayakta tutan bir takım ilkeler bütünü söz konusudur. Bu anlamda, kurumsal itibar ve etik yönetim ilkeleri, kurumsallaşmayı etkili ve verimli hale getiren en önemli ilkeler olarak kabul edilmektedir. Kurumsal itibar, kurumun hedef kitleler tarafın-dan nasıl göründüğünü belirten, kurumu ayakta tutan ve kurumun sürekliliğini sağlayan önemli bir olgudur. Bu ise hedef kitlenin ihtiyaçlarının giderilmesi ve memnuniyetlerinin sağlanması sonucunda kuruma dair algıların olumlu yönde ilerlemesiyle oluşmaktadır. Yine kurumsal performansın artırılması için etik değerlerin dikkate alınarak kararların alınması gereklidir. Kurumların kendi bünyelerinde oluşturdukları etik ilkelerin çalışanlar tarafından doğru bir şekilde algılanıp benimsenmesi ve uygulanması hem kurum içi hem de kurum dışı ilişkileri iyileştirecektir. Hakkaniyet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük gibi etik il-keler doğrultusunda hareket eden, çalışanlarının ve diğer paydaşlarının sorunlarını bu ilkeler çerçevesinde çözmeye çalışan kurumlar, vatandaşlar üzerinde olumlu bir intiba oluşturacaktır. Bu olumlu intiba ise kamu kurumlarındaki hem kurumsal itibar hem de kurumsallaşma düzeyini arttıracaktır. Bu bağlamda, bu çalışma ile kamu kurumlarının kurumsallaşma sürecinde kurumsal itibar ve etik yönetim ilkelerinin hangi ölçüde etkili olduğu analiz edilmek istenmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada kavramsal ve teorik açıklamalar yapılmış, sonrasında ise kurumsal itibar ve etik yönetim ilkelerinin bir kurumdaki kurumsallaşma düzeyini olumlu ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Tunceli ilinde iç göç hareketleri
Konurhan, Zekeriya; Ceylan, Mehmet Akif
İç göç, bireyler, topluluklar ve bir bütün olarak ülkeler için geniş kapsamlı etkileri olan, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık ve çok yönlü bir süreçtir. İç göç hareketleri, bir ülke sınırları içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı farklı yönlere doğru gerçekleşir. Türkiye’de de özellikle kırsal alanlardan daha gelişmiş şehirlere doğru bir iç göç hareketi söz konusu olmuştur. Ülkede gerçekleşen göç hareketleri özellikle 1950’li yıllardan itibaren hızlanmış ve 1980-1990’larda üst düzeye çıkmıştır. Bu süreçte özellikle 1980’lerden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu hem isteğe bağlı hem de zorunlu nedenlerle göç edenlerin en fazla olduğu bölgeler durumuna gelmiştir. Tunceli’de en önemli göç hareketlerinden biri Cumhuriyetin ilk yıllarında Dersim isyanı sonrasında gerçekleşen zorunlu göçlerdir. Yine Tunceli’de 1985-2000 ile 2015-2017 yıllarında yaşanan terör olayları sonrasında göçler meydana gelmiştir. Bunların dışında Tunceli’de daha çok ekonomik sebeplerle isteğe bağlı göçler de yaşanmıştır. Bunun en büyük göstergesi İstanbul şehrinde ikamet eden (yaklaşık 85bin-kişi) ve Tunceli ili nüfusundan fazla olan Tuncelilerin varlığıdır. Çalışmanın temel istatistik verileri, Türkiye İstatistik Kurumu’ndan temin edilmiş olup bazı arşiv belgeleri, literatür ve bazı gözlemlerden de yararlanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre Tunceli ili sürekli göç veren bir ildir. Nitekim Tunceli ili belirli dönemlerde artış ve azalış yaşansa da 2021 yılına kadar genellikle dışarıya göç vermiştir.
AtıfOpenAlex1
İncele
