Yazarlar
- Gökcan, Özkan(7)
- Boyali, Handan(4)
- Ceyhan, Muhammed(4)
- Gündoğdu, Serkan(4)
- Zengin, Ersoy(4)
- Çobanoğlu, Yavuz(4)
- Altı, Aziz(3)
- Baş, Kazım(3)
- Başaran, Erkin(3)
- Başkutlu, Salih(3)
- Sertel, Savaş(3)
- Tire, Olcay(3)
- Yedek, Şahin(3)
- Ates, Erdem(2)
- Atmaca, Yıldız(2)
- Avaner, Tekin(2)
- Bozkurt Yazar, Birgül(2)
- Durmuş, İrfan(2)
- Ela, Özkan(2)
- Konurhan, Zekeriya(2)
- Palanci, Cihan(2)
- Reyhanoğulları, Müslüm(2)
- Uyan, Umut(2)
- Yeşiltepe, Akgün(2)
- Çakmak, Yalçın(2)
- Şakar, Murat(2)
- Abdulvahitoğlu, Adnan(1)
- Acar, Sedat(1)
- Akarsu, Mehmet(1)
- Akbaş, Avşin(1)
- Allchorn, W(1)
- Alp, Ruhat(1)
- Arafat, Mohammad(1)
- Arslannur, Bircan(1)
- Ateş-Saygılı, Çiğdem(1)
- Aydin, Nursen(1)
- Aydın, Nursen(1)
- Ağralı, C.(1)
- Badem, Candan(1)
- Bankoğlu, Hatice Duygu(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3The character of the changes in province and district classifications with communiqués: a review from the perspective of territorial administration and administrative geography
Avaner, Tekin; Başaran, Erkin; Bankoğlu, Hatice Duygu
In Türkiye administrative divisions are regulated by laws according to constitutional criteria, including geographical conditions, economic circumstances, and public service requirements, and are implemented through regulations. A concrete example is the 1986 ‘Regulation on Appointment, Evaluation and Relocation of Territorial Administrators’ which classifies provinces and districts based on social, cultural, geographical, and economic characteristics. This study examines class changes made through official communiqués amending the regulation, focusing on their administrative, geographical, socio-economic, and demographic potential impacts, while highlighting the importance of administrative division principles at the intersection of territorial administration and administrative geography.
- Derleme MakaleAçık Erişim2025Covid-19 Pandemisinde Neoliberal Politikalar: Sosyal Devletin Sağlıkta Eşitlik ve Hakkaniyeti Sağlamadaki Rolü
Baş, Kazım
Sağlık hizmetlerinde eşitsizliklerin azaltılması ve hakkaniyetin sağlanması, devletler için her zaman zorlu bir mücadele süreci olmuştur. Neoliberal ekonomik politikaların etkisiyle bu durum daha da karmaşık hale gelmiştir. Bu çalışmada, Covid-19 pandemi sürecinde, dünya genelinde etkili olan neoliberal politikaların etkisinde sosyal devletin sağlıkta eşitlik ve hakkaniyeti sağlamadaki rolü literatür kapsamında değerlendirilmiştir. Ülkeler arası ve ülkeler içinde sağlıkta eşitsizliklerin oluşumunda; sağlığın sosyal belirleyicileri olarak bilinen bireysel, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlerin yer aldığı bildirilmiştir. Sağlıklı bir topluma ulaşmada eşitlik ve hakkaniyet, temel unsurlar arasında yer almakta olup, devletin, sağlık hizmetlerinde, sosyal politikalar aracılığıyla hakkaniyeti sağlama ve sağlık eşitsizliklerini azaltmada rolü önemlidir. Ancak neoliberal politikalar sosyal devletin sağlık hizmetlerindeki rolünü olumsuz etkileyerek sınırlandırdığından, sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin daha da arttığı görülmektedir. Neoliberal politikaların devletin sağlık alanındaki düzenleyici ve sosyal refahı gözeten rolünü zayıflatması, çoğu ülkede, Covid-19 salgın yönetiminde ciddi yetersizliklere yol açmıştır. Covid-19 sağlık krizinin aşılmasında, devletin yeniden sosyal rolü üstlenerek salgın yönetimi ve kontrolünde etkin baş aktör olduğu görülmüştür.
AtıfOpenAlex1
İncele - Derleme MakaleAçık Erişim2025Ulus-devlet, kimlik ve kültür perspektifinde uluslararası göç tartışmaları
Reyhanoğulları, Müslüm
Çağdaş dönemde uluslararası göçler; ulus-devlet, kimlik ve kültür kavramları bağlamında karmaşık ve çok boyutlu bir ilişki içinde ele alınmaktadır. Bu ilişkinin niteliği, ulus-devletlerin doğası ve işlevleri ile uluslararası göçün temel dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Ulus-devletler göçü düzenleme ve yönetmede aktif rol oynarken, uluslararası göç hareketleri de devletlerin sosyokültürel, ekonomik ve politik yapılarında dönüşümlere yol açmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim, devlet politikaları ve toplumsal dinamiklerde derin değişiklikler yaratmaktadır. Göçmen ile ev sahibi toplumlarda kimlik ve kültür ekseninde de olumlu ve olumsuz sosyal dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla göçmenlerin kimlikleri adaptasyon sürecinde yeniden şekillenirken, ev sahibi toplumların kimlik ve kültürel yapıları da değişmektedir. Bu durum kültürel sınırların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırma uluslararası göç olgusunu; ulus-devlet, kimlik ve kültür ekseninde sosyo-politik etkileriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, literatüre dayandırılarak uluslararası göçün ulus-devletin doğasına, kimlik oluşumundaki rolüne ve kültürel ilişkilerine odaklanmaktadır. Çalışmanın beşerî coğrafyadaki bu konulara kuramsal katkı sunması hedeflenmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Yeni-Osmanlıcılık İdeolojisinin Hegemonik İnşasında Türk Televizyon Dizilerinin Kullanımı
Aydin, Nursen
Bu çalışma, Türkiye’de siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık ideolojisini toplumsallaştırma sürecinde televizyon dizilerinin hegemonya aracı olarak kullanımını ele almaktadır. Yeni-Osmanlıcılık söylemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1950’lerde gündeme gelmiş ve 1980’lerle birlikte temelleri atılmaya başlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde sağ siyasal iktidarlar tarafından değişen tonda ve ölçüde kullanılan yeni-Osmanlıcılık, 2000’li yıllarda siyasal ve toplumsal alanda yerleşik hale getirilmiştir. Siyasal kimliğini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayarak 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) özellikle 2009 yılından bu yana iç ve dış politikada belirgin hale geldiği gözlenen yeni Osmanlıcı söylemleri, toplumsal ve kültürel yaşamın biçimlendirilmesinde de sıkça kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yeni Osmanlıcı söyleminin 2010’lu yıllardan bu yana hegemonik hale getirilmesinde televizyon dizilerinin kullanımını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, kuramsal olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramının temel alındığı çalışmada, 2010-2024 yılları arasında Osmanlıyı ve Selçuklu dönemini konu edinen televizyon dizilerine ilişkin nicel veriler ortaya konulmuştur. Söz konusu dizilere ilişkin veriler, doküman analizi tekniğinden yararlanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, 2010 yılı sonrasında yeni-Osmanlıcılık ideolojisinin siyasal iktidarın politikalarında ve söylemlerinde yoğun bir biçimde kullanımına paralel olarak Osmanlı temalı televizyon dizilerin sayısında da artış yaşandığı ve siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık söylemin sözü edilen diziler aracılığıyla sürdürüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı/Selçuklu temalı televizyon dizilerinde, senaryonun Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki güncel olaylarına ve bu konuda AK Parti iktidarının politikalarına gönderme yapılarak kurgulandığı dikkat çekmektedir
- MakaleAçık Erişim2025Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom
Çobanoğlu, Yavuz
Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.
- MakaleYalnız künye2025Scopus SJRQ1Trade openness, inequality, and internal conflict: global evidence from a dynamic panel analysis
Ates, Erdem
PurposeThis study investigates how trade openness influences internal conflict, emphasizing the moderating role of income inequality. It aims to clarify whether the benefits of globalization translate into domestic peace or exacerbate internal unrest when income distribution is unequal.Design/methodology/approachUsing an unbalanced panel of 126 countries from 1999 to 2022, the study applies a dynamic panel data framework based on two-step System Generalized Method of Moments (GMM) estimators. This approach accounts for potential endogeneity, autocorrelation, and heterogeneity across countries. Robustness tests include alternative lag structures and difference GMM estimations.FindingsEmpirical results reveal that trade openness and GDP per capita significantly reduce the risk of internal conflict, supporting the liberal peace hypothesis. In contrast, higher income inequality, inflation, democracy index, market concentration, and external conflict increase conflict risk. The findings confirm the embedded liberalism thesis, indicating that trade promotes peace only when accompanied by redistributive domestic policies that mitigate inequality.Research limitations/implicationsThis study is subject to several limitations. While it offers robust empirical findings, the use of panel data limits the ability to capture country-specific dynamics and institutional nuances. Moreover, internal conflict is a multifaceted phenomenon influenced by non-economic factors not fully addressed in the model. Despite these limitations, the results provide valuable insights for policymakers, suggesting that trade openness alone may not ensure peace without addressing domestic inequality. Future research may benefit from disaggregated analyses or mixed-method approaches to better understand the country-level mechanisms linking globalization and internal conflict.Practical implicationsThe results suggest that policymakers should complement liberalization policies with inclusive welfare measures and skill-based interventions to ensure that trade benefits are broadly shared, preventing distributional grievances that may lead to instability.Social implicationsThis study highlights the social risks of uneven globalization. While trade can promote economic growth, its benefits must be distributed fairly to prevent societal fragmentation. High income inequality can erode trust, deepen social divisions, and increase the likelihood of unrest. Furthermore, democratization without strong institutions may fail to foster cohesion, especially in developing societies. These findings stress the importance of inclusive development policies that promote both economic opportunity and social equity to ensure long-term internal stability and reduce the risk of conflict.Originality/valueThis study contributes to the literature by integrating trade theory and conflict analysis within a dynamic panel framework, offering one of the few cross-country empirical examinations of how trade openness, inequality, and internal conflict interact over time.
AtıfWoS2OpenAlex3İncele
- MakaleAçık Erişim2025Does Nepotism Trigger Quiet Quitting? A Research on Local Governments
Uyan, Umut; Ibin, Adil
The concept of quiet quitting, which denotes a cognitive and/or emotional, if not physical, detachment, has recently become one of the most frequently studied topics in organizational psychology. The term refers to performing only the tasks stipulated in job description with minimum organizational commitment and not going beyond that. Due to the detrimental effect of quiet quitting on both individual and organizational performance, it is crucial to study the phenomenon in depth. By referring to the organizational justice perspective, the study is designed to determine whether one of the negative employee experiences, nepotism, in local governments trigger quiet quitting. The main assumption of the research is that nepotism deteriorates the sense of justice, which leads employees to quit quietly. Structured questionnaires were administered to 259 local government workers in Adana. The results suggest that exposure to nepotism triggers quiet quitting in local governments where preferential treatments are allegedly pervasive. The study is expected to guide managers in establishing effective human resources practices in such institutions.
AtıfWoS4OpenAlex3TR Dizin1
İncele - Kitap BölümüYalnız künye2025Fake News About War and Perception Management in Turkey: Critical Discourse Analysis of Fake News
Aydın, Nursen
This study aims to uncover the discourse types and their directional framing of fake news shared on social media in Turkey, and how these influence social perception. The analysis is based on fake war-related content assessed by the Turkish factchecking platforms Teyit and Accuracy Share. The collected data is categorised into themes focusing on perception management. Each theme’s content was examined through the lens of Multimodal Critical Discourse Analysis (MCDA) and Teun van Dijk’s ideological discourse approach. This approach provides insight into the construction of war narratives through fake news, detailing how war is depicted within these discourses in Turkey.
AtıfScopus1İncele
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ1Investigating the relationship between digital citizenship levels and cyberbullying attitudes of university students
Karayol, Metin; Murathan, Talha; Erdoğan, Ramazan; Akarsu, Mehmet; Baş, Muhammet; Norman, Göktuğ
Background: This study examines the relationship between the levels of digital citizenship and attitudes toward cyberbullying among prospective physical education and sports teachers. Methods: This quantitative study adopted the relational survey model within its research framework. The sample consists of prospective physical education and sports teachers who studied in the Physical Education and Sports Teaching departments at universities during the 2022–23 academic year. The sample was determined using the convenience sampling method. The sample was administered a personal information form created by the researchers, as well as the Digital Citizenship Scale and the Cyberbullying Attitude Scale. Results: According to the MANOVA results for the Digital Citizenship and Cyberbullying Attitude scales, significant differences were found in the Digital Law, Digital Rights and Responsibilities, Approval and Anxiety subscales based on gender. However, the Pearson correlation analysis revealed no significant relationship between age and the subscales of the Digital Citizenship and Cyberbullying Attitude scales. However, the Pearson correlation analysis of the Digital Citizenship and Cyberbullying Attitude subscales revealed significant positive and negative relationships. Conclusion: The results of the path analysis of the digital citizenship scale and its subscales (identity concealment, enjoyment, approval and anxiety) showed that digital citizenship significantly predicted identity concealment, enjoyment, approval and anxiety.
AtıfScopus2OpenAlex1İncele
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3The Level of Intimate Partner Violence Against Women, Contributing Factors, and its Effects on Psychological Resilience: An Evaluation of Women in Turkey
Orhan, İ.; Ünal, E.; Ağralı, C.; Küçükkelepçe, D.Ş.
Background: Violence by intimate partners is a serious public health problem that negatively affects women’s physical, emotional, and social well-being. In Turkey, factors such as traditional gender roles, economic inequalities, and cultural norms contribute to the continuation of this form of violence. Understanding how such experiences influence women’s psychological strength is essential for effective support and prevention strategies. Aim: This study aims to determine the relationship between domestic violence against women, the factors affecting it, and levels of psychological resilience among women in Turkey. Patients and Methods: We conducted this research with 425 women residing in Tunceli, Turkey. In this cross-sectional, relational study, data were collected using a personal information form, the Violence Against Women Scale (SVAWS), and the Brief Resilience Scale (BRS). The relationship between scores obtained from the scales was determined through correlation and linear regression analyses. Cronbach’s alpha coefficient was calculated to assess the reliability of the scales. Results: The average age of the women who participated in the study was 41.22 ± 12.93 years. Approximately one in four women (24.5%) experienced violence, with the primary reasons for violence being financial problems (40.4%) and issues caused by family members of the couple (28.8%). A significant negative correlation was found between the SVAWS and BRS scores (r = −0.228, P < 0.01). Additionally, there was a significant negative relationship between all subdimensions of the violence scale and psychological resilience. Conclusion: The study found that as the level of violence experienced by women increased, their level of psychological resilience decreased.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2Giant İnhabitants of the Ottoman Empire: Elephants; [Osmanlı Devleti’nin Dev Sakinleri: Filler]
Altı, Aziz
Elephants have always been a focus of attention for humanity, thanks to both their physical structure and their potential strength. This attractive effect of elephants also made itself felt in the Ottoman Empire, and elephants took their place in Ottoman property from the early periods of the state. The elephants sent from the “Eastern” world to the Ottoman sultans within the scope of diplomatic relations now became permanent residents of the state. In fact, within the Ottoman Empire, positions such as chief elephant keeper and filbân (elephant caretaker) were created to care for and train elephants. The filbâns, whose numbers changed from time to time, worked under Mîrâhûr in the Ottoman state organization. The filbâns, who were paid salaries as ulufe, also routinely received allowances for the needs of the elephants. Shelters were provided for elephants in suitable areas in Istanbul. Elephants were not only found in Istanbul, but also in provincial cities, especially in Edirne. Elephants, who contributed to the authority and charismatic personality of the Sultan, were kept in the Ottoman Empire to serve different purposes. As a matter of fact, elephants appeared as important figures in the reception of ambassadors, festivals, wars and diplomatic relations between states. In this context, the subjects of this study were the actions that took place in the social, military and political life of the Ottoman Empire.
- Derleme MakaleAçık Erişim2024Küresel gelişmeler ışığında iç denetimde yaşanan değişimler ve iç denetçilerden beklentilerin değerlendirilmesi
Bozkurt Yazar, Birgül
Bu çalışmada iç denetim mesleğinde meydana gelen değişmeler ve gelecekte değişime uyum için gerekli uygulamalar ele alınmıştır. Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iç denetim kavramı ile ilgili genel bilgiler, ikinci bölümde iç denetimin tarihsel gelişimi, üçüncü bölümde iç denetimle ilgili kavramlar, dördüncü bölümde iç denetimle ilgili düzenlemeler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde küresel gelişmeler ışığında iç denetimi etkileyen unsurlar ve bu unsurların iç denetimle etkileşimi ele alınmıştır. Çalışma genel olarak özel sektör uygulamaları çerçevesinde ele alınmıştır. Ancak kamu sektörü iç denetim faaliyetlerinin özel sektördeki değişikliklerin dikkate alınarak gerçekleştirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yüzden altıncı bölümde ülkemizdeki kamu sektöründeki iç denetim faaliyeti ile ilgili bilgilere genel olarak yer verilmiştir. Çalışmanın son gelişmeler ışığında iç denetim faaliyetlerindeki değişmeleri ve gelişmeleri sunması bakımından önem arz ettiği düşünülmektedir. Esasen iç denetimi etkileyen her unsur ayrı ayrı çalışılabilecek konulardır. Bu bakımdan çalışmanın iç denetim konusunda çalışmak isteyen bilim insanlarının dikkatini çekeceği düşünülmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Yüzeysel Bir Radikallik Bağlamı Olarak Woke Hareketi
Palanci, Cihan
Kimlik siyasetinin 1960’lar ile politik alanın en önemli tartışma nesnelerinden biri olması ve bu tartışmaların muhalif habitusu ikiye bölmesi gözlemlenebilir bir olgudur. Bununla birlikte özellikle 2010’larla başlayan, sosyal medyanın aracılığıyla hızlanan ve yaygınlaşan başka bir tür muhalefet biçiminin yeni kamusal alanlarda kendini gösterdiğini gözlemliyoruz. Woke (Uyanış) aktivizmi olarak adlandırılan bu hareket bir tür hiper-kimlik siyaseti ile ciddi destekçiler bulurken öte taraftan özellikle kullandıkları yöntemlerle ilgili olarak sert bir biçimde eleştiriliyorlar. Woke taraftarları, toplumsal cinsiyet normları, etnik aidiyet, göç ve çevre gibi sorunlar hakkında son derece duyarlıyken bu duyarlılığın dile getiriliş pratikleri öteki politik gruplar tarafından sorunsallaştırılmaktadır. Bu hiper-kimlik hareketinin üyeleri, özellikle sosyal medya kullanıcılarının kamuya açık olarak ifade ettikleri görüşleri hem içerik hem de seçilen sözcükler bağlamında sürekli eleştirmekte ve Woke filtresine takılanlar için yine sosyal medyada yoğun bir eleştiri fırtınası başlatmaktadırlar. Son kertede literatüre “iptal etmek” olarak geçen bu süreç, fail için geri dönülmez bir aşamaya geçebilmekte ve tüm yaşamını etkileyebilmektedir. Bu bağlamda biz çalışmamızda Woke aktivizminin belirli bir çerçevesini oluşturmaya çalışacağız. Bu çerçeve, Woke’un kavramsal olarak konumlandığı yerin tarihsel dinamikleri ve özellikle kavrama yönelik eleştirilerle oluşturulacaktır.
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Bektaşi muhibbanı (1911-1912)
Altı, Aziz
1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanmasının ardından Hacı Bektaş Veli Tekkesi’nde (Pirevi) üç başat gücün olduğu görülmektedir. Bunlar; Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebiler, mücerret erkanını yürüten Babagânlar ile merkezi hükümet tarafından tayin edilmiş olan Nakşi şeyh idi. II. Meşrutiyetin Osmanlı ülkesinde getirdiğine inanılan özgür düşünce ortamında Bektaşiler (Babagan/Çelebi) Nakşi şeyhin Pirevi’ndeki statüsünün kaldırılmasını ve yönetimin kendi cihetlerine verilmesini talep etmişlerdi. 1911-1912 yılları arasında Babagânlar ile Çelebiler arasında Pirevi’ndeki yönetimi ele geçirme mücadelesine tarafları da dahil olmuş ve merkezi hükümete tutumlarını iletmişlerdi. Muhibban olarak tanımlanan bu taraftar gurubunda yalnızca Babagân ve Çelebileri destekleyen Bektaşiler olmayıp, Hacı Bektaş Veli Tekkesini kendilerine ‘serçeşme’olarak kabul gören Alevi ocakzâdeleri ve talipleri de vardı. Olaylara yalnızca Osmanlı Devleti sınırları içindeki muhibban reaksiyon göstermemiş aynı zamanda o dönemde Rus hakimiyeti altında yaşamlarını süren muhibban da tepkisini sergilemiştir. Bu çerçevede 1911-1912 yılları arasında Pirevi’ndeki yaşananlara sessiz kalmayarak tepkisini gösteren cümle muhibbanın tespiti bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Birleşik Krallık’ta Alevi Mekanları: Görünüyorum, Öyleyse Varım!
Çobanoğlu, Yavuz
Kültürel kimliklerin damga vurduğu bir çağın içerisindeyiz. Siyasal alan neredeyse tamamen kimlik politikalarının egemenliğine geçmiş görünüyor. Kültür ile ona ait kimliklerin insan etkinliklerinin en önemli unsuru hâline geldiği bu dönemde artık tüm talepler de kimlikler aracılığıyla sunuluyor. Kültürel kimlikler aidiyetlerle de yakın ilişki içerisinde ve bir topluluğa “ait olma” duygusunu destekliyor. Bununla birlikte görünür olmanın da fazlasıyla kıymetli olduğu bu çağda, bir aidiyet bağı ile kurulan kimliksel köprü kendisini bir takım semboller üzerinden ifade ediyor. Semboller (/sembolizm) artık, topluluğun ötekilere karşı varlığının bir ispatı biçiminde ortaya çıkıyor. Keza bu olgu, anayurttan herhangi bir sebeple göç etmiş kültürel toplulukları da kapsamaktadır. Nitekim bir yıl süren bir saha araştırmasına dayanan bu makalenin amacı da İngiltere’deki Alevi topluluğunun kimlik, aidiyet ve sembolizmler etrafında kurduğu bazı ilişkileri anlamlandırmak olacaktır.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Hangisi Daha Zorlayıcı? HIV ile Yaşamak Mı Yoksa İnsan Hakları İhlalleri Mi? HIV ile Yaşayan Kişilerin Maruz Bırakıldıkları İnsan Hakları İhlallerine Sosyal Hizmet Perspektifiyle Bir Bakış
Buz, Sema; Akbaş, Avşin
HIV, ürettiği damgalama, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleriyle sadece viral bir enfeksiyon olmadığını aynı zamanda biyopsikososyal bir sağlık problemi olduğunu ortaya çıktığı günden bu yana yaklaşık 40 yıl içerisinde bizlere göstermiştir. HIV ile yaşayan kişiler bir yandan tıbbi tedaviyle uğraşırken diğer yandan HIV tanısının neden olduğu insan hakları ihlalleri, ayrımcılık ve damgalanma ile mücadele etmek durumunda kalmaktadır ve bu nedenle daha zorlu bir süreci deneyimlemektedir. Çalışmada Türkiye’de yayınlanmış olan HIV/AIDS alanına ilişkin insan hakları ihlalleri raporları üzerinden sosyal hizmet perspektifi ile bir değerlendirme yapmak ve insan hakları ihlallerine karşı çözüm yolları geliştirebilmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi metodu kullanılarak Türkiye’de HIV ile yaşayan kişiler tarafından kurulan ilk dernek olan Pozitif Yaşam Derneği’nin yayınlamış olduğu on dokuz rapor değerlendirilmiştir. Raporlardan insan hakları ihlallerinin sırasıyla en çok sağlık kuruluşları, işyerleri, kamu kurum ve kuruluşları, aile/sosyal çevre ve medyada gerçekleştiği ve çoklu insan hakları ihlallerinin yaşandığı ve raporların yayınlandığı tarihlerden günümüze gelindikçe insan hakları ihlallerine karşı daha fazla aksiyon alındığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sosyal eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele eden sosyal hizmet uzmanlarının HIV ile yaşayanlara yönelik gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine karşı mikro, mezzo ve makro boyutlarda uygulamalar gerçekleştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2024Belediyelerin afet yönetimi kapasitelerinin değerlendirilmesi
Baş, Kazım
Belediyelerin afet yönetiminde rollerini yerine getirebilmeleri için yetki ve kapasitelerinin yeterli olmasının yanında merkezi yapılarla farklı seviyelerde işbirliği ve koordinasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırma, belediye çalışanlarının afet yönetiminde belediyelerin kapasiteleriyle ilgili görüşlerini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı türden olan araştırma, bir il ile ilçe belediyelerinde 20 Kasım 2023, 15 Ocak 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen “Çalışanları Tanıtıcı Form” ile “Çalışanların Afet Yönetiminde Belediyelerin Kapasiteleriyle İlgili Görüşlerini İçeren Form” kullanıldı. Araştırma evrenini, bir il ve ilçe belediyelerinde sürekli çalışan 260 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise işyerlerinde ulaşılabilen ve araştırmaya gönüllü katılan 148 (%56.92) belediye çalışanı oluşturdu. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Yaşların ortalaması 40.53±9.48 olan çalışanların, %60.1’i erkek, %29.7’si lisans mezunu olup, %42.6’sı işçi olarak çalışmakta, %29.0’unun belediyelerde 1-4 yıl çalışma deneyimine sahip olduğu görülmüştür. Çalışanlara göre belediyelerde afet yönetiminde; eğitim verilmediği (%71,6’sı), son iki yılda herhangi bir tatbikat yapılmadığı (%87.2’sı), belediyelerin afet yönetimine hazır olmadığı (%79.7’u) ve afet yönetiminde belediye bütçesinin yetersiz (%86.5’i), insan kaynakları sayısının (%77.0’si) yetersiz olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışanlara göre belediyelerin afet yönetiminde en önemli üç sorunun ise nitelikli teknik personel ve ekipman eksikliği (%59.5), yetersiz bütçe (%45.9) ile eğitim eksikliğinin olduğu (%37.2) saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre çalışanların büyük çoğunluğuna (%75’in üzerinde) göre belediyelerin afet yönetiminde kapasitelerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Belediyelerin afet yönetiminde etkili ve başarılı olabilmeleri için yetkilerinin arttırılarak kapasitelerini geliştirici politikaların hayata geçirilmesi önerilmektedir.
AtıfOpenAlex4TR Dizin3
İncele - Kitap BölümüYalnız künye2024Otherness and censorship in the theatre of Turkey (1960s-70s)
Çelik, Duygu
This chapter delves into the relationship between censorship and 'otherness', examining three plays across distinct political epochs from the multi-party period of 1945-60 to the post-coup regimes of 1960 and 1971, marked by democratic transitions and restricted liberties Musa Anter's Birîna Reş (1959), recognised as the first Kurdish play on Republican history, encountered state prohibition and confiscation in 1965. Erol Toy's Pir Sultan Abdal (1968), centered on the Alevi folk poet, faced a ban exclusively in Tunceli, a city predominantly inhabited by Alevis, amidst violent events resulting in a civilian's death. Deprem ve Zulüm (1977), a collaborative piece by the Revolutionary Ankara Art Theatre, explores the aftermath of a 1976 earthquake in Van, a Kurdish-dominated city. These plays share a commonality in addressing the concept of the 'Other' and were censored under the accusation of promoting separatism, thereby violating constitutional norms. By scrutinising these cases, the chapter aims to unravel the dynamics between artistic expression, political climates, and the imposition of censorship, shedding light on how the theme of 'otherness' becomes entangled in the suppression of voices across diverse socio-political contexts.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Impact of COVID-19 health crisis on health systems of countries; an evaluation with the dimension of global health systems
Sur, Haydar; Baş, Kazım
The countries' unpreparedness in managing the COVID-19 epidemic and the inadequacies of the global health system have turned the outbreak into a worldwide health crisis. In this study, the impact of the COVID-19 health crisis on the health systems of countries was evaluated based on the literature in terms of global health systems. Unlike other epidemics, the coronavirus has spread rapidly in all countries, regardless of income. The United Nations and the World Health Organization (WHO) stated that a joint approach is necessary for supporting global solidarity policies so that the COVID-19 process due to social, economic, and health inequalities between countries does not get worse. However, it has been seen that the disagreements between some powerful countries that are influential in global politics negatively affect the global health system and epidemic management. With the onset of the COVID-19 epidemic, some countries brought the "my nation first" approach to the fore, undermining the fair implementation of global health policies. The member countries of the World Trade Organization have also violated the trade agreements made and imposed export restrictions on the products necessary for the fight against the epidemic. It has also been reported that high-income countries disregarded public health and human rights approaches during the epidemic and reached COVID-19 vaccines proportional to their purchasing power. It has been observed that the epidemic cannot be managed effectively at the global level, although the global health system is more needed throughout the world during the pandemic process. It was emphasized that redesign is necessary for effective governance of the global health system.
AtıfOpenAlex5TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023Milli istihbarat teşkilatının 1966-1982 yılları arasında edindiği cihaz ve araçlar
Sertel, Savaş; Kızıltoprak, Tuncay
Tarih boyunca devletler sürekli bir güç mücadelesi halinde olmuştur. Bu nedenle kendilerine tehdit olabilecek bilgileri öğrenme merakı içinde olmuşlardır. Dolayısıyla devletler kendi güvenliklerini riske edecek durumlara, muhtemel çıkabilecek güç mücadelesi sonucunda üstünlüklerini sağlamak amacıyla istihbarat ve casusluk faaliyetlerine başvurmuştur. İstihbarat özellikle savaş dönemlerinde hayati önem taşımıştır. Devletler zor zamanlarında kullanabilmek için istihbarat teşkilatları kurarak casuslar yetiştirmiştir Cumhuriyet Dönemi’nde Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti kurularak Türkiye’nin resmi istihbarat teşkilatı oluşturulmuştur. Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yandan savaşan ülke temsilciliklerinden bilgiler sızdırmaya çalışırken bir yandan da önleme hizmetleri yaparak yabancı istihbarat örgütleri ve faaliyetleri ile mücadele etmiştir. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olmuş ve Sovyetler Birliği’ne karşı Batı ittifakı ile beraber hareket etmeye başlamıştır. Soğuk Savaş yıllarında özellikle ABD’den istihbarat desteği almıştır.1965 yılında Millî İstihbarat Teşkilâtı oluşturulmuştur. Milli İstihbarat teşkilatı istihbarat faaliyetleri için modern cihazlara ve araçlara ihtiyaç duymuş ve zaman zaman teşkilata ihtiyaç duyduğu cihaz ve araçlar alınmıştır. Bazı araçlar ise çeşitli ülkelerden ve çeşitli ülke vatandaşlarından zaman zaman teşkilata hibe yoluyla kazandırılmıştır. Bu çalışmada Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığının 1966 ve 1982 yılları arasında aldığı araç ve cihazların hangi yollarla elde edildiği ve bu teçhizatların kullanım alanlarına değinilecektir. Millî İstihbarat Teşkilâtı ihtiyaç duyduğu teçhizatın büyük bir kısmını NATO müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri’nden satın almıştır. Bazı araçlar ise dış ülkelerden veya o ülkelerde yaşayan yabancı uyruklu şahıslardan hibe yoluyla edinilmiştir. Alınan araçların çoğu otomobil ve arazi araçlardır. Bunun yanı sıra teşkilat için uçaklar ve helikopterler de satın alınmıştır. Bu da teşkilatın hareket kabiliyetini artıran bir unsur olmuştur. Teşkilatın ihtiyaç duyduğu bilgisayarlar Amerikan IBM firmasından alınmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele
