Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Yeşil ekonomi ve sürdürülebilir büyüme kapsamında Türkiye'nin ve Almanya'nın iklim değişikliği ile mücadele kamu spotlarının göstergebilimsel analizi

    Dilara Geçgel

    Günümüzün en çok tartışılan konularından biri küresel iklim değişikliği krizidir. Doğal iklim değişikliğinin aksine krize neden olan bu iklim değişikliğinin nedeni insanlardır ve bu krizin yaşanmasında en çok sorumluluk payı geleneksel yönetim anlayışına sahip işletmelerdedir. Bu çalışma küresel iklim değişikliği karşında Türkiye ve Almanya ülkelerinin iklim değişimine karşı tutumlarını incelemekte ve karşılaştırmalı bir perspektif çizmektedir. Bu bağlamda hem gelişmekte olan ülkeler hem de gelişmiş ülkeler açısından küresel iklim değişikliği krizinin yönetim durumu ve krize yönelik yürütülen çalışmalar yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada iklim değişikliği ile mücadele kamu spotları aracılığıyla Türkiye'de ve Almanya'da ülke yöneticilerinin insanlarda nasıl bir davranış değişikliği oluşturmak istediğine bakılmıştır. Küresel iklim değişikliği krizine karşı toplumsal bilinci ve farkındalığı nasıl geliştirmeye çalıştıkları, buna bağlı olarak yeşil işletmecilik anlayışını nasıl etkiledikleri, işletmelerin hangi nedenlerle yeşil işletme olacağı, bu durumda işletmelere düşen yükümlülükler ve sorumluluklar nelerdir sorularına cevap aranmıştır. Kamu spotlarında iklim değişikliği ile mücadele mesajlarının işletmelere ve topluma nasıl verildiği göstergebilimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Kamu spotları filmleri incelendiğinde; işletmelerin doğa dostu üretim seçeneklerine yönlendirildiği, bu çerçevede yenilenebilir enerjilerle üretim faaliyetlerinin yapılması, doğa dostu ambalajların kullanılması mesajları bulunmaktadır. Almanya'nın kamu spotu filminde, söz konusu krizin herkes tarafından bilindiği ve buna bağlı olarak kamu spotunda rasyonel çekiciliğin uygulandığı; 2050 yılına kadar çevre dostu uygulamaların başarıyla hayata geçirilerek karbon salınımını düşürme hedefine ulaşılacağı gösterilmektedir. Türkiye'nin kamu spotu filminde duygusal ve korku çekiciliği uygulanarak işletmelerde/tüketicilerde genel olarak toplumda iklim değişikliği krizinin farkına varma çağrısı bulunmaktadır. Ayrıca bu çalışmada küresel iklim değişikliği krizi ile gündeme gelen yeşil ekonomik faaliyetleri, yeşil ekonomiye ilişkin politikaları, küresel iklim değişikliği krizinin sosyo-ekonomik etkilerini, çevresel etkilerini, bu etkilerin işletmeleri nasıl etkilediğini ve yeşil yönetim kültürüne nasıl yön verdiğini genel boyutlarıyla disiplinler arası şekilde görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Yeşil ekonomi, yeşil işletmecilik, göstergebilim, Türkiye, Almanya

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi

    Esra Emül

    Küresel bir salgın olan koronavirüs hastalığıyla mücadelede hiç kuşkusuz ki en büyük görev sağlık çalışanlarına düşmektedir. Sağlık çalışanları salgınla mücadele ederken aynı zamanda artan iş yükü, iş stresi, aşırı çalışma saatleri, uykusuzluk, enfekte olma korkusu, hastaların acı çektiğini görme ve aileden uzak kalma gibi birtakım problemlerle de başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Bu problemlerle mücadele ederken sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğu meydana gelmektedir. Merhamet yorgunluğu yaşayan sağlık çalışanları fiziksel, ruhsal ve işle ilgili birtakım olumsuzluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum iş tatminsizliği, performans ve konsantrasyon düşüklüğü, motivasyon eksikliği, yapılan işte hataların artması ve işe devamsızlığı da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmanın amacı; sağlık çalışanlarında merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Elazığ il merkezinde bulunan Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma yapılırken farklı mesleklerden 210 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Yüz yüze anket yöntemiyle elde edilen veriler kullanılmıştır. Araştırmada veri toplanırken Pommier (2011) tarafından geliştirilen ve Akdeniz ve Deniz (2016) tarafından Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan 24 ifadeden oluşan merhamet ölçeği ile Cammann vd, (1979) tarafından geliştirilen çalışanların işten ayrılma niyeti düzeyini belirleyen 4 ifadeden oluşan işten ayrılma niyeti ölçeği kullanılmıştır. Merhamet yorgunluğu ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişki ve merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyetine etkisi korelasyon ve regresyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre sağlık çalışanları orta düzeyde merhamet yorgunluğu yaşamakta olup işten ayrılma niyeti düzeyleri ise düşük olmaktadır. Ayrıca merhamet yorgunluğunun işten ayrılma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre katılımcıların merhamet yorgunluğu düzeylerinin anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Araştırma sonunda; katılımcıların işten ayrılma niyeti düzeylerinde yaş, medeni durum, çocuk sayısı, eğitim durumu, meslek, mesleği tercih etme durumu ve çalışılan bölümü seçme durumu demografik değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiş fakat cinsiyet, görev yapılan birim ve mesleki çalışma yılı demografik değişkenlerine göre ise anlamlı farklılıklar tespit edilmemiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Duygusal bağlılık ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık rolü: MEB Tunceli okullarında bir uygulama

    Esra Sinem Şenel

    Eğitimde istenilen hedeflere ulaşılması öğretmenlerin tutum ve davranışlarına bağlıdır. Öğretmenlerin eğitim ve öğretim hizmetlerinde mesleklerine olan bağlılıkları, eğitim verdikleri okula yönelik örgütsel bağlılıkları ile ilişkilidir. Eğitimcilerden beklentiler özellikle hizmet verdiği bölge ve toplum yapısı, kültürü̈ de dikkate alındığında değişebilmektedir. Eğitimcilerin bu beklentileri karşılayabilmeleri için öncelikle mesleklerine ve örgütlerine karşı olumlu tutum ve davranışlar içerisinde olmaları gerekmektedir. Eğitimcilerin okula ve mesleklerine olan bu olumlu tutum ve davranışlarının azalması günümüz eğitim sisteminin önemli sorunlarından biridir. Çünkü̈ okulun hedeflerine ulaşılmasında eğitimcilerin okullarına ve mesleklerine olan tutumları son derece önemlidir. Örgüte ve mesleğine bağlılığı yüksek olan eğitimcilerin, görevlerini yerine getirmede ve okulun hedeflerine ulaşmada daha fazla caba sarf ettikleri bilinmektedir. Bu çalışmada Tunceli ilindeki MEB da görev yapan öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda örgütsel bağlılık işten ayrılma ve örgütsel kimlik ölçeği olan anket Tunceli il merkezinde bulunan MEB'e bağlı resmi eğitim kurumların da görev yapan 240 öğretmene uygulanmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen veriler bilgisayar ortamında Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasında örgüt kimliğinin tam aracı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kadın sağlık çalışanlara yönelik tutumların belirlenmesi: Tunceli ili örneği

    Ömrüm Müldür

    Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de kadın çalışanlar iş yaşamında meslek seçimi, işe alım, kariyer, terfi, ücretlendirme ve haklara erişim gibi alanlarda cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmaktadırlar. Toplumsal eşitliğin iş yaşamında da sağlanabilmesinin yolu farkında olarak ya da olmadan yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının önlenmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle konuyla ilgili ne kadar çok araştırma yapılır ne kadar çok farkındalık ve bilinçlendirme yapılırsa o kadar hızlı yol alınacaktır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, sağlık sektörünün kadınlaşması ve sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumlarının ölçülerek elde edilen verilerle cinsiyet eşitliği ile ilgili çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunmak ve bu konu hakkında bilimsel katkı sağlamaktır. Bu çalışma, sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumunu ölçmek amacıyla Tunceli Devlet Hastanesi ve Tunceli Aile Hekimliklerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Çalışan 685 personel arasından, kolayda örneklem metodu ile seçilen 200 kişiye anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerden analize uygun olan 180 anket üzerinden analiz işlemleri uygulanmıştır. Bu ölçek iki bölümden oluşmakta olup ilk bölüm 7 maddelik demografik sorulardan ikinci bölüm performans (8 madde), toplumsal cinsiyet rolleri (10 madde), işe kabul ve tutunma (4 madde), kariyer (5 madde) ve duygusallık (3 madde) olmak üzere beş alt boyutta, 30 madde ile incelenmiştir. Toplanan nicel veriler istatistik paket programında analiz edilerek bulgular yorumlanarak tartışılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcılar "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği"ni demografik tüm alt boyutlar ile birlikte bir bütün olarak değerlendirdiklerinde anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ancak ayrı ayrı değerlendirme yapıldığında cinsiyet, medeni durum, yaş, çocuk sayısı, meslek ve hizmet yılında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Vardiyalı çalışan personelin, iş-aile çatışma düzeylerinin belirlenmesi: Elazığ Havalimanı örneği

    Ferdi Uzun

    Bu çalışmada, Elazığ Havalimanı'nda vardiyalı sistem ile çalışan personellerin, iş - aile çatışma düzeyleri ölçülerek incelenmiştir. Yapılan çalışmada öncelikle, araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturmak adına vardiyalı çalışma kavramı ve vardiyalı çalışmanın geçmişten günümüze kadar olan kronolojik sıralaması anlatılmıştır. Daha sonra, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilme sebepleri, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilmesi sonucunda çalışanların ve yöneticilerin nelerle karşılaşabileceği, daha sonra iş-aile çatışması ile ilgili tanımlamalar, iş–aile çatışmasının türleri, iş-aile çatışmasının kaynakları ve iş-aile çatışmasının vardiyalı çalışma sistemi ile ilişkileri ele alınmıştır. Birinci bölümde vardiyalı çalışma sistemi, ikinci bölümde iş–aile çatışması, üçüncü ve dördüncü bölümde ise Elazığ Havalimanı bünyesinde vardiyalı sistem de çalışan 228 personelin, hazırlanmış olan anket sorularına verdikleri cevaplar Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma "Vardiyalı Çalışmanın Etkileri" ve "İş-Aile Çatışması" ölçekleri olmak üzere iki ayrı ölçekten oluşmaktadır. Katılımcıların ölçek içinde yer alan ifadelere katılma düzeyleri incelenirken en düşük seviyeden başlayarak sırasıyla "Kesinlikle Katılmıyorum", "Katılmıyorum", "Kararsızım", " Katılıyorum" ve "Kesinlikle Katılıyorum" derecesinde katılımları incelenmiştir. Likert tipi ölçeklendirme ile araştırmaya katılanların verdikleri cevapların aritmetik ortalamaları esas alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, çalışanların, demografik özelliklerine, statü, ücret, çalışma biçimi gibi faktörlere bağlı olarak vardiyalı çalışma sisteminden etkilenme durumları ve bu etkilenme sonucunda iş–aile çatışma düzeylerinin ne derecede olduğunu tespit ederek çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunup literatüre bu konu hakkında katkı sağlamaktır. Anahtar kelimeler: Vardiya, vardiyalı çalışma sistemi, iş–aile çatışması

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Uyuşturucu madde kullanımına sosyolojik bir bakış: Tunceli örneği

    Özlem Sevinç

    Uyuşturucu madde kullanımının her geçen gün artması ve kullanım yaşının düşmesi büyük bir tedirginlik yaratmaktadır. Birçok kurum ve kuruluş madde kullanımının önüne geçmeye yönelik çözüm arayışındalar. Madde bağımlılığı sadece bireye değil, topluma da ciddi zararlar vermektedir. Toplumsal olarak yapılan hatalar bağımlılığa başlama ve devam etme durumlarını etkilemektedir. Tüm dünyanın mücadele ettiği bu küresel sorunun çözümünün temelinde toplumsal bilinçlenme bulunmaktadır. Çalışmanın temel amacı; madde bağımlılarına toplumsal bakış açısının, yönelim nedenlerinin, ebeveyn kaygılarının tespiti ve bilinç düzeylerinin belirlenip toplumsal ve bireysel düzeyde çözüme destek olması amaçlanmaktadır. Bu doğrultu da Tunceli kültüründe yetişmiş, eğitim düzeyleri, medeni durumları ve ebeveynlik durumları farklı dokuz katılımcının dahil olduğu, uyuşturucu madde bağımlılığına toplumsal algıyı belirlemeye yönelik hazırlanan sorularla derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak madde bağımlılığına yönelik bilinç düzeyi belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak; toplumun madde bağımlılığına dair tedirginlikleri olduğu ve özellikle ebeveyn olan katılımcıların kaygı düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında maddeye başlamada çevresel etmenlerin baskın olduğu ama çevreye yönelimde de ailenin bütünsel olarak etkili olduğu görülmüştür. Tunceli örnekleminde gerçekleştirilen çalışmada inançsal yapının etkisinin olmadığı ve kültürel bazı etmenlerin direk maddeye yönlendirmese de dolaylı olarak etkisinin olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm bunlar göz önüne alındığında maddeye ulaşımın engellemesi tamamen mümkün olmasa da toplumun bilinçlendirilmesi ile madde kullanımının önüne geçilmesi mümkün görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hayat, ölüm ve intihara yüklenilen anlamlar üzerine inceleme: Tunceli örneği

    Fatma Demir

    Toplumların yarattığı kültürler ve kurumlar, bireylerin hayata, ölüme ve gönüllü ölüme bakış açılarını değiştirirken, bakış açısı değişen bireyler zamanla kültürleri değiştirmiş, kurumları ya tamamen ortadan kaldırmış ya da kurumların işleyişini değiştirmişlerdir. Dünyanın her yerindeki düşünsel, bilimsel ve teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hızla ilerlerken, hayatın anlamı, ölümün hissettirdikleri ve intihara karşı tutumlar her geçen gün farklılaşmaktadır. Dün anlamlı olan bugün anlamsızdır, dünkü yasanın bugün artık hükmü kalmamıştır. Dünün hayali, bugün hayatın normali olmuş, yeni gelişmelerin peşine düşülmüştür. Tüm bu karşılıklı değişim ve dönüşüm, ilk toplumlardan günümüze kadar gelmiş, anlam dünyalarımızı değiştirmiş ve bundan sonra da durmadan devam edecektir. Çalışmanın temel amacı, günümüz dünyasında hayata, ölüme ve intihara dair farklılaşan anlam dünyasını ortaya koymak ve hayat, ölüm ve intihar üzerine toplumsal algıya bireyler vasıtasıyla ulaşmaktır. Bu amaçla öncelikle geçmişten günümüze hayat, ölüm ve intihara yüklenilen anlamlar, tarihsel, felsefi, psikolojik ve sosyolojik bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, sonrasında Tunceli'de yaygın inanç şekli olan Alevilik kültür ve inancında yetişmiş farklı yaş, inanç, meslek, ve eğitim durumlarındaki kadın ve erkeklerin, günümüz dünyasında, hayata, ölüme ve intihara yükledikleri anlam ve bakış açıları derinlemesine mülakat yapılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Tuncelililerin çoğunluğu Alevi kültür ve inancının etkisinde kalarak hayatı ve ölümü anlamlandırmış, intiharı da bu bağlamda değerlendirmiştir. Hayatın anlamlılığına dair istisnai görüşler olsa da genel anlamda Tuncelilier için hayat anlamlıdır ve ölüm hayatın doğal bir parçasıdır. Dersimliler hayata verilen değer doğrultusunda intiharı reddetseler de çaresiz, acı verici hastalık hallerinde anlaşılabilir bulmuşlardır. İnsanın hayatı kendine aittir genel görüşü hakimdir ve bu nedenle Sünni İslam kültüründeki intiharın günahlığı Tuncelili Aleviler için geçerli değildir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Seyitlerin perspektifinden Dersim Aleviliğinde yapı ve ritüeller

    Songül Ataman Arslan

    Alevilik konusunda son yıllara ait oldukça fazla yayın ve çalışma bulunmaktadır. Türkiye'de yaşamakta olan ve diğer topluluklara göre kendine özgü farlılıklar gösteren bir toplum yapısına sahip olan Aleviler, uzun zamanlar içine kapanık bir yaşam şekli sürmüşlerdir. Modernleşmeyle beraber, göçler ve kentleşme gibi faktörlerin de etkisiyle Dersimli Alevi toplumunda çok boyutlu değişimler gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, araştırmacının kendisinin de ait olduğu Dersim Alevi toplum yapısında meydana gelen değişimlerine olan merakı motivasyon kaynağı olmuştur. Niteliksel alan çalışması yapılarak, özellikle Dersimli Alevi seyitlerin değerlendirmeleri ve bakış açıları esas alınarak Alevilik konusunda akademik bir araştırma ile bu alanda bir nebze de olsa katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yanı sıra, Tunceli'de yaşanan Aleviliğin hangi boyutlarda olduğunu ortaya koymak hedeflenmiştir. Araştırmada, Dersim ocakzadelerinden elde edilen bilgilerle Dersim Aleviliğinin toplumsal yapı ve ritüellerinin geçmiş ile bugün arasında bir karşılaştırması yapılmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Görüşmelerde yöneltilen sorular yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine göre hazırlanmış ve mülakat yapılacak kişilerin seçimi için amaçsal (monografik) örneklem kullanılmıştır. Örnekleme türünün seçilmesindeki amaç, Dersim kültürü ve inanç sistemi hakkında bilgiye sahip olduğu düşünülen ocakzadelerle derinlemesine çalışılmasına imkân sağlamasıdır. Araştırma konusu çerçevesinde bölgede yaşanan sıkıntı ve sorunların nedenlerini irdeleyerek durum analizleri de yapılmıştır. Eksenin değişim ve dönüşüm olduğu bir çalışma etkenlerden soyutlanamaz, dolayısıyla bu etkenlerin de dile getirilmesi önem arz etmektedir. Birçok bileşenin bir arada veya paralel incelenmesi gerektiği durumlarda değişimle bağlantılı gelişmelere de geniş yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Alevilik, Dersim, ritüelle

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Tunceli ilinde boşanma deneyimleri

    Sabahat Cebbur

    Türkiye genelinde boşanmaların artması nedeniyle kadın ve erkeklerin evlilikte rolleri değişime uğramakta ve günümüzde, aile kurumuna yönelik birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ataerkil bir sisteme dayanan ve kadının ikincil konumda olmasını pekiştiren düzenlemeler, toplumsal farklılıklara, tarihsel ve kültürel süreçlere dayanmaktadır. Bu doğrultuda evliliğe ve evlilik sürecine yüklenen anlamlar, boşanma sürecini de etkilemekte ve boşanma sonrası uyum süreçleri, toplumsal değişmeye bağlı sosyal, ekonomik, dinsel, kültürel ve tarihsel farklılıklara bağlı olarak değişmektedir. İnançsal ve kültürel yapısıyla farklılık gösteren ve kadın erkek eşitliğini ön plana çıkaran Tunceli kentinde, boşanan kadın ve erkeklerin sorun yaşamadığı söyleminden hareket ederek boşanan kadın ve erkeklerin boşanma deneyimleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Çalışmaya yirmi bir katılımcı dâhil olmuş ve derinlemesine görüşme yapılıp izin verdikleri ölçüde ses kayıtları alınmıştır. Betimsel olarak analiz edilen veriler, belirli temalar şeklinde yorumlanıp tartışmaya açılmıştır. Çalışmada evlilik süreçleri, boşanma süreçleri ve boşanma sonrası uyum süreçleri, cinsiyet temelinde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Kadınların, boşanmış olarak kendi kendilerine ve çocuklarına yetebilme çabaları, iş yaşamına etkin olarak katılma ve güçlü olma zorunluluğunu hissetmeleri gibi durumlarla baş etme çabaları ile yeniden kendi hayatlarını kurmaya çalıştıkları görülmüştür. Boşanmış ve boşanma sürecinde olan erkekler, çocuklarından ayrı ve yeni hayat kurmanın zorluğunun üzerinde durmuştur. Kadın katılımcılardan farklı olarak bazı erkek katılımcılar, boşandıktan sonra geçen zamanın kendilerinde yalnızlık ya da boşluk gibi duygular hissettirdiğini belirtmiştir. Nihayetinde çalışmada, Tunceli kültürünün sağladığı akrabalık ilişkileri ve ailenin çocuklarına sahip çıkması, eğitim düzeyinin yüksek olması, dez avantaj olan boşanmanın kent genelinde artması nedeniyle bir avantaja dönüşmesi gibi olumlu yönleri tespit edilmiştir. Neticede Tunceli kentinde yaşamanın olumlu yönleri olduğu gibi, küçük bir kent olmasından kaynaklı olumsuzluklarla karşılaşan katılımcılar da olmuştur. Katılımcıların, hiç evlenmemiş olan insanlara göre özellikle toplumsal alanda, kendilerini aynı konumlandırmaması, boşanmanın kendilerinde hissettirdiği duyguya bağlı olarak kendi hayatlarında kısıtlamalara gitmesi, boşanma olgusunun sorunsallaştırıldığı düşüncesini pekiştirmesi açısından, çalışma önem kazanmıştır. Anahtar kelimeler: Evlilik, boşanma, boşanma deneyimleri

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Ohmik ısıtma işleminin sütün evaporasyonunda kullanımı, elektriksel iletkenlik, performans analizi ve bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi

    Seda Ariç Sürme

    Bu çalışma kapsamında nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM süt örneği ohmik ısıtma destekli evaporasyon (ODE) ve geleneksel evaporasyon işlemi kullanılarak yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM içeriğine kadar konsantre edildi. ODE işlemi kullanılarak konsantre edilen süt örneğinin işlem süresince sıcaklık değişimi, toplam işlem süresi ve elektriksel iletkenlik değeri incelenmiştir. Ayrıca geleneksel evaporasyon işlemi ve ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile konsantre edilen sütün performans ve bazı kalite özellikleri incelenmiş ve iki yöntem istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi kullanılarak 3 farklı voltaj gradyanında (7-11 V/cm) 20 °C'den kaynama noktasına kadar sütün ısınma süresinin 10-30 dakika arasında olduğu ve artan voltaj gradyanın ise işlem süresini kısalttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Başlangıç nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM değerinde olan süt örneğinin yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM değerine kadar evaporasyon süresinin ise 31-92.5 dakika arasında değiştiği ve artan voltaj gradyanın işlem süresi üzerine olumlu etkisi olduğu, ayrıca geleneksel evaporasyon işleminin ise 41 dakika olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Evaporasyon işlemi sırasında artan konsantrasyona bağlı olarak kaynama noktasında yaklaşık 1 °C artış olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminde nem içeriğinin yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM içeriğine kadar konsantrasyonu sırasında zaman ile nem ilişkisi arasında doğrusal bir ilişki olduğu ve R2 değerinin ise 0.99'dan büyük olduğu belirlenmiştir. Gelişen teknoloji ile birlikte sistem ve/veya işlem verimliliği önemli bir parametre olarak dikkate alınmaktadır. Mevcut çalışmada ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminin performans değerleri incelenmiş ve enerji verimlilik değerinin %67.1-56.3 arasında değiştiği geleneksel evaporasyon işleminin enerji verimliliğinin ise %37.1 olduğu tespit edilmiştir. Ekserji verimlilik değerinin ise %59.3-49.7 arasında değiştiği ve geleneksel evaporasyon işleminde elde edilen ekserji değerinin ohmik ısıtma işleminden daha düşük ve %32.7 olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminden elde edilen konsantrede sütün hidroksimetilfurfural (HMF) ve renk özellikleri incelenmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile elde edilen konsantre süt örneklerinin HMF değerinin 10.2-18.0 mg/L arasında olduğu geleneksel evaporasyon işlemi ile elde edilen süt örneğinin HMF içeriğinin ise 17.7 mg/L düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Ohmik ısıtma destekli evaporasyon işleminde elde edilen HMF içeriğinin daha düşük olduğu ancak işlem süresinin azalan voltaj gradyanına bağlı olarak artmasının HMF içeriğini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak nem içeriği 7.85±0.02 kg su/kg KM değerindeki süt ohmik ısıtma destekli evaporasyon işlemi ile başarılı bir şekilde yaklaşık 3±0.12 kg su/kg KM değerine kadar konsantre edilmiştir. Ohmik ısıtma uygulamasında, işlem süresinin daha kısa, enerji ve ekserji verimliliği bakımından daha yüksek verim elde edilmiştir. Kalite özellikleri açısından HMF içeriği daha düşük konsantre süt örneği 11 ve 9 V/cm ohmik uygulamalarında elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ohmik ısıtma, evaporasyon, elektriksel iletkenlik, enerji, ekserji, kalite

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Acil toplanma noktalarının önceliklendirilmesine yönelik aralıklı tip-2 bulanık küme tabanlı bir yaklaşım: Muş ili uygulaması

    Taner Yiğit

    Her yıl 400'den fazla etki düzeyi yüksek doğal afet küresel nüfusu etkilemektedir. Ülkemizde de tarihi boyunca da pek çok sayıda afet yaşanmıştır. Ülkemizde en çok karşılaşılan ve en çok zarara sebebiyet veren afet türü depremdir. Bu tez kapsamında, özellikle deprem yaşandıktan sonra altın zamanlar olarak adlandırılan ilk 72 saat sürecinde afetten henüz etkilenmemiş veya az zarar ile etkilenmiş vatandaşların barınmalarını ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için afet yönetim sistemi kapsamında planlanmasının yapılması gereken acil toplanma alanları yer seçim kriterleri ve acil toplanma noktalarının önceliklendirmesi incelenmiştir. Öncelikle acil toplanma noktaları yer seçimi kriterleri kapsamında 5 ana kriter ve 13 alt kriter belirlenmiştir. Ana kriterler arazinin tercih edilebilirliği, elektrik altyapısı, sıhhi tesisat sistemi, güvenlik ve emniyet ve yakınlık olarak belirlenmiştir. Alanında uzman 20 farklı karar verici ile acil toplanma noktaları yer seçimi kriterlerinin ağırlıkları hesaplanmıştır. Bu aşamada literatürde En iyi-En kötü yaklaşımı kullanılarak her bir ana kriter ve alt kriterin ağırlıkları hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre Arazinin tercih edilebilirliği en önemli ana kriter olarak belirlenirken, Toprak kaymaları, su baskını, vb. ise önemli alt kriter olarak belirlenmiştir. Sonraki aşamada Muş ili için 16 acil toplanma noktası belirlenen kriterlere göre aralıklı tip-2 bulanık küme tabanlı TOPSIS yaklaşımı kullanılarak önceliklendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ATN-2 (Zafer 1-2 (Millet Bahçesi ve Parkı)) ve ATN-12 (15 Temmuz Parkı) en yüksek iki yakınlık katsayısına sahip acil toplanma noktaları olarak belirlenmiştir. Sonuçların tutarlılığı klasik TOPSIS ve MARCOS yaklaşımlarının sonuçları ile değerlendirilmiştir. Önerilen yaklaşımda aralıklı tip-2 bulanık kümeler kullanıldığından dolayı belirsizlik daha doğru dikkate alınmış ve daha doğru sonuçlar üretilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Endüstri 4.0 ın sağlık sektöründeki etkileri üzerine bir araştırma

    Emine Şenel

    Küreselleşen dünyada tüm ülkeler, rekabet karşısında ayakta durabilmek ve büyüyebilmek için Endüstri 4.0'ın getirdiği yeni düzene ve yeni iş yapış şekillerine entegre olmak zorundadırlar. Çünkü verimli, kaliteli, maliyet avantajlı, çevik ve hızlı üretim sunan Endüstri 4.0 bileşenlerine geçiş olmadığı takdirde rekabette ayakta kalabilmek mümkün olamayacaktır. Endüstri 4.0 sadece imalat sektörü için değil tüm sektörler özellikle de hizmet sektörü açısından da büyük değişimleri gerekli kılmaktadır. Toplum 5.0 uyumlu bir hizmet sektörünün dizayn edilmesi, uyumlaştırma çalışmalarının da yürütülmesi gerekmektedir. Sağlık sektörü de diğer sektörler gibi yaşanan bu değişim ve gelişmelerden nasibini almakta, hızlı bir değişim ile yeni teknolojilerin kullanımına geçiş yapılmaktadır. Her ne kadar sağlık sektörü Endüstri 4.0 sürecine farklı nedenlerden ötürü beklenen hızda entegre olamasa da içinde bulunduğumuz COVİD 19 pandemi süreci dijitalleşmeyi hızlandırmıştır. Ülkelerin geride kalmamak için yarıştığı bu dönemde sağlık sektöründe de değişimlerin yaygınlaşması ile dijital hastanelerden, online hasta bakımına, robot hemşirelerden, robotik ameliyatlara, 3D yazıcılar ile doku ve organ oluşturmadan, nano teknolojik ürünlerin kullanılmaya başlanmasına kadar çok çeşitli alanlarda yenilikler ve gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Ülke ekonomileri açısından oldukça önemli hale gelen sağlık turizminde ilk sıralarda yer almak Türk sağlık sektörünün aktörlerinin önceliklerinden biridir. Bu nedenle sağlık alanında rekabetin gerisinde kalmamak için sağlık sektörümüz Endüstri 4.0'ın zorunlu kıldığı değişim ve yenilikleri hızlıca hayata geçirmek zorundadır. Bu bağlamda kurgulanan bu çalışmada ülkemizde Endüstri 4.0'ın sağlık sektöründe yarattığı gelişmelerin ayrıntılı olarak incelenmesi ve SWOT analizi uygulanarak sektörün mevcut durumunun analiz edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Endüstri 4.0 bileşenlerini çok iyi bir şekilde hayata geçiren ve sağlık sektöründe çok büyük gelişmeler gösteren Kanada'nın da mevcut durumu SWOT analizi ile incelenerek, her iki ülkenin mevcut sağlık sektörü Endüstri 4.0 gelişim süreçleri, sağlık sistemi gelişimi, HIMMS verilerine göre analiz ve hükümetlerin uyguladığı akıllı uygulamalar olmak üzere 4 kategoride kıyaslanmıştır. Bu yöntemle Türk sağlık sektörü Endüstri 4.0'ın mevcut uygulanabilme düzeyinin ortaya koyulması ve ne gibi fırsatlar ve tehditler olduğunun açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Geliştirilen bir model yardımıyla sağlık sektöründeki yöneticilere ve Kanun yapıcılara birtakım öneriler sunulmaya çalışılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hastanelerin afete hazırlığına yönelik Bayesyen BWM ve VIKOR temelli bütünsel bir model önerisi

    Halit Serdar Saner

    Hayatın günlük işleyişine engel olan ve insanların hem sağlıklarını hem de sosyal yaşantılarını tehlikeye atan felaketler karşısında güvenle başvurmak isteyecekleri yerlerdir hastaneler. Oluşabilecek en kötü şartları göz önünde bulundurarak tüm hazırlıklar yapılmalı ve verilecek hizmet aksamadan devam etmelidir. Bu çalışmada, ele alınan altı hastanenin afet sonrası karşılaşılan acil durumlara hazırbulunuşluk düzeyleri incelenmiştir. Öncelikle hastanelerin hizmetlerine sorunsuz devam etmesi için var olması düşünülen 6 ana 34 alt kriter belirlenmiştir. Alanlarında uzman 5 karar vericiyle bu kriterlerin ağırlıkları hesaplanmış ve ülkenin farklı bölgelerinden seçilen 6 hastanenin belirlenen bu kıstasları ne ölçüde sağladığı yöneticileriyle yapılan görüşmelerle öğrenilmiştir. Elde edilen tüm bu veriler Bayesyen BWM, VIKOR ve TOPSIS ÇKKV metotları kullanılarak geliştirilen bir karar modeliyle değerlendirilmiştir. Uzmanlar tarafından ikili kıyas mantığıyla değerlendirilen kriter ve alt kriterlerin ağırlıkları Bayesyen BWM ile hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre "Personel" en önemli kriter olarak belirlenmiştir. Onu çok az bir farkla "Ekipman" takip etmektedir. Bu da personel ve ekipmanın acil durumlarda birbirlerinden ayrı düşünülemeyeceğinin göstergesidir. Daha sonra Bayesyen BWM ile hesaplanan ağırlık değerleri, hastanelerden alınan verilerle birleştirilerek VIKOR için girdi sağlanmıştır. VIKOR ile elde edilen sonuçlar neticesinde afetlere en hazır hastanenin Hastane-2 olduğu tespit edilmiştir. Bu hastaneye ait VIKOR Q değeri 0,000 olarak elde edilmiştir. Bu hastaneyi Hastane-4 (Q=0,5661) ve Hastane-5 (Q=0,7464) izlemektedir. Kalan sıralama ise Hastane-6, Hastane-3 ve Hastane-1 şeklinde olmuştur. Sonuçların tutarlılığı TOPSIS ile değerlendirilerek kontrol edilmiş ve Hastane-2 yine en hazır hastane olarak öne çıkmıştır. Bu çalışmada Bayesyen BWM'nin kullanılması, uzman grubun görüşlerinin bilgi kaybı olmadan birleştirilmesini ve olasılıksal bakışla kriter ve alt kriter ağırlıklarının daha az ikili karşılaştırma yükü ile belirlenmesini sağlamıştır. Bayesyen BWM'nin literatüre katkısı olan "Kredal Sıralama" ile her bir kriter arasındaki hiyerarşinin yorumlanması daha hassas bir şekilde yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Keban Baraj Gölü Pertek Bölgesi'nde balıkçılık ve balıkçıların sosyo-ekonomik analizi

    Şahin Ak

    Bu tez çalışmasında, Keban Baraj Gölü'nün Pertek avlak sahasındaki balıkçılık kaynaklarının ve balıkçıların sosyo-ekonomik özelliklerinin belirlenmesi ve bölgedeki balıkçılık ile ilgili sorunların ortaya kanması amaçlanmıştır. Araştırma materyalini, Keban Baraj Gölü'nde avcılık yapan balıkçılardan anket yolu ile elde edilen veriler ve bu balıkçıların kullandıkları av araç ve donanımlarının yerinde incelenmesi sonucu elde edilen veriler oluşturmaktadır. Anketler 2019 yılı avcılık sezonu olan 1 Temmuz 2019 ile 1 Nisan 2020 tarihleri arasında avcılık yapan balıkçılarla birebir görüşmelerle, kapalı ve açık uçlu sorular şeklinde uygulanmıştır. Balıkçıların yaşlarının 35 ile 60 arasında değiştiği ve çoğunluğunun (%38,4) 41-45 yaş aralığında bulunduğu, bütün balıkçıların evli olduğu, öğrenim durumlarının çoğunlukla ilkokul (%61,5) ve ortaokul (%30,8) düzeyinde olduğu, çocuk sayılarının 0 ile 4 arasında değiştiği ve yarısından fazlasının (%54) balıkçılık dışında başka bir gelirlerinin olmadığı tespit edilmiştir. Bölgedeki balıkçıların çoğunluğunun mesleği severek ve isteyerek değil, mecbur olduklarından ve geçimlerini sağlamak için yaptıkları görülmüştür. Balıkçıların oldukça önemli ve çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları; yüksek akaryakıt maliyeti, yüksek av aracı maliyeti, balıkçı teknelerinin eski ve bakımsız olması, balık pazarlamada karşılaşılan sorunlar, balık halinin olmayışı, yasal olmayan balıkçılık ve denetimlerin yetersizliği şeklinde sıralayabiliriz. Konu ile ilgili tüm paydaşların bir araya gelerek bölgedeki balıkçılık için bir yönetim planı oluşturması sorunların çözümünde etkili olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kayısıya uygulanan ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işlem koşullarının yanıt yüzey metodu ile optimizasyonu

    Orhan Zırhlıoğlu

    Bu çalışmada; farklı koşullar altında eş zamanlı olarak uygulanan ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işleminin, kabaaşı kayısı örneklerinin sıcak hava ile % 20 oranında nem miktarına kadar kurutulması sonrası, kuruma davranışları ve kalite parametreleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla; çözelti konsantrasyonu (% 50-70), işlem süresi (30-90 dakika) ve işlem sıcaklığı (30-50 °C) gibi belirlenmiş alt ve üst koşullar altında ultrases destekli vakum ozmotik ön işlemin modellenmesi ve optimizasyonu yanıt yüzey metodu Box-Behnken deneme planına göre gerçekleştirilmiştir. Örneklerin su kaybı, katı kazanımı, kuruma süresi ve etkin difüzyon katsayıları gibi kinetik parametrelerinin yanı sıra renk, tekstür ve rehidrasyon oranı gibi kalite parametreleri de incelenmiştir. Örneklerin su kaybı değerlerinin % 14.64 ile 37.78 aralığında olduğu ve özellikle yüksek çözelti konsantrasyonu, sıcaklık ve işlem süresi koşullarında bu değerlerin arttığı belirlenmiştir. Ayrıca ön işlem uygulanmış (% 70 çözelti konsantrasyonu, 60 dakika işlem süresi ve 50 °C işlem sıcaklığı) örneklerin sıcak hava ile kurutma süresinin işlem görmemişlere göre % 49.17 daha kısa olduğu belirlenmiştir. Örneklere ait etkin difüzyon katsayısının 6.633×10-10 ile 8.925×10-10 aralığında olduğu ve özellikle bağımsız değişkenlerdeki artışa paralel olarak arttığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ön işlemsiz kurutulmuş örneklerin renk değişimi değeri 27.41 iken yüksek çözelti konsantrasyonlarda bu değerin 7.09 olduğu belirlenmiştir. Rehidrasyon oranının ise 1.71 ile 2.04 aralığında olduğu ve her üç bağımsız değişkenin negatif yönde önemli bir etkisinin olduğu ortaya çıkarılmıştır. Aynı zamanda örneklerin ön işlem sonrası sıcak hava ile kurutulmasıyla sertlik değerinin arttığı ve işlem görmemiş taze örneklere göre % 55.21 oranında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İlave olarak, Hue renk açısı ile kroma renk doygunluğu değerlerinin ısıl işlemle birlikte düştüğü ve taze örneklere göre en fazla düşüşün ön işlemsiz kurutulmuş örneklerden elde edildiği gözlenmiştir. Önerilen modellere ait uyum eksikliği, belirleme katsayıları ve tahmini hata kareleri toplamı değerlerinin ise tüm parametrelerde ikinci dereceden (kuadratik) polinomiyal modele uyduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; kayısı örneklerinin ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işlemine ait optimum parametreler; % 70 sakkaroz çözelti konsantrasyonu, 60.842 dakika uygulama süresi ve 50 °C uygulama sıcaklığı olarak belirlenmiştir. Doğrulama deneylerinden elde edilen sonuçların % 95 güven aralığında olduğu ve belirlenen koşullar için ultrases destekli vakum ozmotik dehidrasyon ön işleminin kinetik parametreler ve kalite parametreleri açısından kullanılabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kayısı, optimizasyon, ozmotik dehidrasyon, ultrases, yanıt yüzey metodu

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Potansiyel anestetik ajan olarak Kakule (Elettaria cardamomum) ve Zencefil (Zingiber officinale) esansiyel yağlarının Lepistes (Poecilia reticulata) türünde anestezik etkileri

    Mesut Dincal

    Son yıllarda bitkisel esansiyel yağlar, balıklarda kullanılan kimyasal özellikteki anestetik ajanlara alternatif doğal anestetik maddeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok farklı bitkisel esansiyel yağın çeşitli balık türlerinde anestezik etkisi üzerine çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmada dünyada akvaryum balıkları arasında en yaygın ve en popüler türlerden biri olan Lepistes balığı (Poecilia reticulata) üzerinde; analjezik etkideki kakule (Elettaria cardamomum) ve zencefil (Zingiber officinale) esansiyel yağları farklı konsantrasyonlarda denenmiştir. Kontrol grubu olarak 2-fenoksietanol (2-PE) uygulanmıştır. Çalışmada kakule esansiyel yağı (EcEO) ve zencefil esansiyel yağı (ZoEO) 800,1000, 1200, 1400, 1600 μl/lt olarak, 2-PE ise 600, 700, 800, 900, 1000 μl/lt olarak farklı konsantrasyonlarda anestezik etkileri incelenmiştir. EcEO için en etkili konsantrasyon 1600 μl/lt (AD ; RF→745 ± 14,3 sn ; 512 ± 10,3 sn), ZoEO için 1600 µl/lt (AD ; RF→360 ± 3,4 sn ; 450 ± 7,2 sn) ve 2-PE için 1000 µl/lt (AD ; RF→94 ± 1,4 sn ; 196 ± 1,3 sn) olarak belirlenmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgular, EcEO ve ZoEO'nın kısmen etkili anestetik maddeler olduğunu gösterse de, her iki bitkisel esansiyel yağın ideal anestetik madde kriterlerini sağlamaktan uzak olduğu tespit edilmiştir. Uygulayanlarda koku ve gözlem açısından zorluklar içermeleri yanında anestezi ve iyileşme süreleri bakımından istenen sürelerin oldukça dışında oldukları görülmüştür. Bununla birlikte, özellikle EcEO ile balık transferi çalışmalarının yapılabileceği ve bu yönde fizyolojik stres çalışmalarına ihtiyaç olduğu ön görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Tunceli ve Elazığ yöresinde yetiştirilen tarım ürünlerinde ve endemik bitkilerin bünyesinde bulunan bor mineralinin analizi

    Sibel Aydın

    Bor (B) bitkiler tarafından eser miktarda gereksinim duyulan ve eksikliği ile toksisite sınırı birbirine çok yakın olan bir mikro elementtir. Optimum büyüme ve verimlilik sağlanabilmesi için bitkilerde B'un yeterli miktarda bulunması gerekir. Mevcut bilgilere göre B, bitki bünyesinde karbonhidrat ve protein metabolizmasında, doku farklılaşmasında, oksin ve fenol metabolizmasında, membran permeabilitesinde, polen çimlenmesinde ve polen tüpü büyümesinde önemli roller üstlenmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin Elazığ ve Tunceli ilinde yaygın olarak tüketilen gıdalardaki B içeriği analiz edildi. Bor içeriği, İndüksiyonla birleşmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) kullanılarak 34 farklı gıdada analiz edildi. Dokuz çeşit meyve (kayısı, yeşil elma, sarı elma, ışkın, şeftali, kiraz, çilek, erik), on iki çeşit sebze (patlıcan, domates, biber, salatalık, kabak, sarımsak, yeşil fasulye, soğan, taze soğan, fesleğen, nane, küte) bu çalışmaya dahil edildi. Sebze ve meyveler, ICP-MS tekniği ile analiz edildiler. Gıdalardaki B konsantrasyonu 0.0676-46.0120 mg/kg arasında değiştiği tespit edildi. ICP-MS B tayini için en yaygın, güvenilir ve güçlü yöntemlerden biridir. Çalışmamızın sonuçları, gıda maddelerindeki bor içeriğinin spektrofotometrik yöntemle belirlenebileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Astacus leptodactylus (Esch., 1823)'larda Trifloksistrobin'in akut toksik etkilerinin araştırılması

    Bülent Çimen

    Dünyada en fazla kullanılan tarımsal mücadele yöntemleri, kimyasal yöntemlerdir. Kimyasal mücadelenin temelinde pestisit olan sentetik zirai maddeler vardır. Bu projede A. leptodactylus'un strobilurinler grubu insektisitlerden Trifloksistrobin'in ticari formunun toksik etkilerinin çeşitli biyokimyasal belirteçler (malondialdehit (MDA), süperoksit düsmütaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve glutatyon (GSH)) kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Fenantren ve fluoranten poliaromatik hidrokarbonlarının tek ve kombine toksik etkilerinin Gammarus pulex'de belirlenmesi

    Taner Derman

    Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH'lar) havada, suda ve toprakta yaygın olarak bulunan organik bileşiklerdir. Günümüzde petrol türevi yakıtlardan ve tamamlanmamış yanma işlemlerinden elde edilen PAH'ların çevre üzerindeki miktarı giderek artmaktadır. Sucul ortamda omurgasızlar dahil suda yaşayan organizmalarda PAH toksisiteleri, biyobirikim özellikleri, endokrin bozulması ve dokuya özgü toksisite dahil olmak üzere PAH'ların toksisitesinin önemi ortaya çıkmıştır. Bu yönlerle ilgili olarak PAH'ların toksisitesinin belirlenmesi amacıyla Florantenler (Flu) ve Fenantren (Phe) PAH maddelerinin tek tek ve birlikte etkisinin sucul indikatör bir organizma olan Gammarus pulex üzerindeki nörotoksik, oksidatif stres ve maruz kalma etkisi nicel olarak belirlenmiştir. Bu amaçla öncelikle Flu, Phe ve Flu + Phe akut toksite (LC50) değeri sırasıyla 5,88 ± 0,23, 8,31 ± 0,57 ve 7,00 ± 0,33 mg/L olarak belirlenmiştir. G. pulex organizma bireyleri belirlenen LC50 değerine oranla sublethal konsantrasyonlarına 14 gün süreyle maruz bırakılarak nörotoksik (Asetilkolinesteraz), oksidatif stres (Glutatyon S-Transferaz) ve maruz kalma etkisi (Sitokrom P450) belirlenmiştir. G. pulex model canlısında asetilkolinesteraz (AChE) enzim düzeyleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 günün sonunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde inhibisyon gözlenmiştir. Sitokrom P450 (CYP1A1) maruz kalma etkisi kontrol grubu ile kıyaslandığında ise 7. günün sonunda tüm uygulama gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir değişim gözlenmemiş olup 14. günün sonunda ise kontrol grubu ile kıyaslandığında CYP1A1 enzim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu saptanmıştır. Glutatyon S-Transferaz (GST) enzim aktiviteleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 7 ve 14 gün maruz bırakma sonucunda gruplar arasında anlamlı düzeyde bir inhibisyon gözlenmiştir. Yapılan bu çalışma ile Phe ve Flu PAH'larına farklı konsantrasyonlarına tek tek ve kombine olarak maruz bırakılan G. pulex'te biyotransformasyon enzimleri olan (CYP1A1, GST) ve nörotoksisitenin bir biyobelirteçi olan (AChE) enzim seviyelerinde istatistiksel olarak önemli değişikliklere yol açtığı, kullanılan biyobelirteçlerden CYP1A1, GST ve AChE'nın yararlı birer biyobelirteç olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Şavak Akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin real-time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyesinin belirlenmesi

    Bahar Öz

    Dünyada giderek artan nüfus artışı ve zorlaşan yaşam şartları nedeniyle, kişi başına tüketilen kırmızı etin yetersiz olması önemli sorunlardan biridir. Sürekli gelişen dünyada yeterli ve dengeli beslenme insanoğlu için önemli olup, kişi başına tüketilen kırmızı et miktarı ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden biridir. Son yıllarda hayvansal gıda üretimiyle ilgili birçok çalışmalar yapılmıştır ve yapılan bu çalışmalar sayısal olarak incelendiğinde; ülkemizin özellikle 2010 yılından sonra küçükbaştan elde edilen hayvansal gıdalar alanında giderek güçlendiği görülmektedir. İlerleyen zaman dilimlerinde de bu sorunla karşılaşmamak için bu sayısal artışın tüketime yansıması gerekmektedir. Ayrıca bu açığın kapatılması için yerli ırkların ve kültür ırklarının genetiksel özelliklerinin bilinmesi önem arz etmektedir. Genetiksel özellikler bilinirse süt veya et verimi için yetiştirilen hayvanlar erken dönemde belirlenerek hayvansal ürünlerin verim ve kalitesi artırılarak tüketim açığının kapatılması sağlanacaktır. Bu çalışmanın asıl amacı, hayvansal ürünlerin verim ve kalite özelliklerini etkileyen genleri ve genetik çeşitliliğe sebep olan mutasyonları belirlemek, genomun görev ve yapıları ile genlerin birbirleri ve çevresel etkileşimlerini açıklayabilmektir. Yapılan araştırmalarla metabolik süreçleri etkileyen genleri yapı ve işlevleri açısından moleküler düzeyde değerlendirerek, seleksiyon programlarının daha başarılı uygulanmasına katkı sağlanması öngörülmektedir. Bu açıdan yerli koyun ırklarımızdan olan şavak akkaraman koyunlarında et verimini etkileyen MSTN geninin Real-Time PCR yöntemi ile ekspresyon seviyelerini belirlemek amaçlanmaktadır.