Yazarlar
- Gökcan, Özkan(7)
- Boyali, Handan(4)
- Ceyhan, Muhammed(4)
- Gündoğdu, Serkan(4)
- Zengin, Ersoy(4)
- Çobanoğlu, Yavuz(4)
- Altı, Aziz(3)
- Baş, Kazım(3)
- Başaran, Erkin(3)
- Başkutlu, Salih(3)
- Sertel, Savaş(3)
- Tire, Olcay(3)
- Yedek, Şahin(3)
- Ates, Erdem(2)
- Atmaca, Yıldız(2)
- Avaner, Tekin(2)
- Bozkurt Yazar, Birgül(2)
- Durmuş, İrfan(2)
- Ela, Özkan(2)
- Konurhan, Zekeriya(2)
- Palanci, Cihan(2)
- Reyhanoğulları, Müslüm(2)
- Uyan, Umut(2)
- Yeşiltepe, Akgün(2)
- Çakmak, Yalçın(2)
- Şakar, Murat(2)
- Abdulvahitoğlu, Adnan(1)
- Acar, Sedat(1)
- Akarsu, Mehmet(1)
- Akbaş, Avşin(1)
- Allchorn, W(1)
- Alp, Ruhat(1)
- Arafat, Mohammad(1)
- Arslannur, Bircan(1)
- Ateş-Saygılı, Çiğdem(1)
- Aydin, Nursen(1)
- Aydın, Nursen(1)
- Ağralı, C.(1)
- Badem, Candan(1)
- Bankoğlu, Hatice Duygu(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2020Tuncelı report of major ragıp gümüşpala (1936-1937)
Zengin, Ersoy
Ragıp Gümüşpala was born in Edirne in 1897. Ragıp Gümüşpala, who graduated from the Military Academy in 1916, fought on various war fronts during the First World War. Towards the end of the war, he was captured by the English. After living a life of captivity for a while in Egypt, he came to Turkey and joined the National Struggle. After the proclamation of the republic, he participated in the operations to suppress the rebellions of Sheikh Said (1925) and Koçuşağı (1926). After carrying out various duties, he became an intelligence officer of Tunceli governorate and command post between 1936 and 1938. He is known to have fallen captive to the rebels during operations to suppress the rebellion. After the 27 May 1960 coup, Ragıp Gümüşpala became the Chief of General Staff. He carried out this duty for a short period and retired in the same year. He founded Adalet Partisi (Justice Party) in 1961 and became a member of parliament of Izmir. Major Ragıp Gümüşpala recorded his observations and analyses on the people of Dersim as a report. Gümüşpala, who examines the people of Dersim in terms of their race, religion, sect and traditions, put forward some striking arguments. Gümüşpala reports that Tunceli Act went into effect in 1935 and the juridical and administrative staff took the office after Elaziz was established as the center of Tunceli Province. He expresses how the Republic’s government would make the region prosperous by road, bridge and school projects and what projects would be implemented in order to save the people of the region from poverty. Gümüşpala underlines the necessary precautions, presenting the elements distinguishing the Alawite and Sunni people. He manifested how the Qizilbashs moved away from the Sunni Turkish society; the sayyids and dedes misled the Qizilbashs; muftis and hodjas misled the Sunnis; how the religious authorities disconnected these two societies. He touched upon the influence of Christianity on the belief and culture of the Qizilbashs. He reports that the Armenians built church-like buildings in the regions deemed as sacred by the Qizilbashes and made them kiss a piece of bone that they put in the middle of a cross, claiming that it was the finger of His Holiness Ali. He reports that the pilgrim sites of the Qizilbashs were also used by the Armenians during the Ottoman period; and both of the races worshipped in the same location. Gümüşpala grounds the reason of the Qizilbash’s residence in Dersim, a geography where living conditions are hard, on the Sect Wars between Selim I and Ismail I in the 16th century. He states that the Qizilbashs found a space for living in Dersim having a rough terrain as a result of the politics of suppression inflicted on them by Selim I. Gümüşpala, who believed that the Qizilbash of Dersim had Turkish origins, tried to explain this argument through elements of language and culture. That the villages, clans, places and persons were referred with their Turkish names, that the sentence structures they used were compatible with Turkish syntax, that the tombstones were made of sculptures of ram, that their folk songs and tunes were the same as those of the Turks in the Central Anatolia were given as proofs of this thesis. He thinks that Turkish language of the region differs because the people of Dersim married Persian and Zaza people during their migration from Khorasan to Anatolia. He thinks that a distorted version of the Turkish language, that is a mixture of Turkish and Persian, took shape as a result of these marriages. He argues that the Qizilbashs of Dersim have sacred spaces in the mountains and in the forests because of the Shamanist tradition which the Turks had previously as belief. He claims that the name of Şamuşağı clan, located in Ovacık, was derived from Shaman/Shamo uşağı. Furthermore, that the dedes had the ability of prophecy is attributed to the Shaman belief. In his report, Gümüşpala argues that the influence and authority of the state can be realized in the region if the influence of sayyids and landlords decreases. Although certain parts of the report were previously published, the report which will be published contains much new information that can contribute to Turkey’s recent history.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2020As A Success Story on the Meaning of the 1970's Chp Municipality
Palanci, Cihan
With the emergence of the urban phenomenon in Turkey is developed in the domestic politics of the policy conditional funding and overall control of the central government. It took time for an autonomous understanding of municipality to settle and the fact that urban discipline had an independent trajectory was faced quite late. However, it is an obvious fact that political practices, which started at the local level and where meeting with the public took place without any preconditions, also directed central politics after a while. In this sense, Turkey's general elections in 1977 is a good example. In the period between 1973 and 1977, the dynamism caught with the successful municipality of the CHP found its worth in the general elections and the CHP came out of the ballot box with a rate of 41 percent. In the background of this success; The CHP has also partially changed the party ontology of the past, turning its face from the middle-class urbanists to the working class, who came through migration, in poverty, who could not benefit from the city facilities sufficiently. The study program that provides full local this ontological transformation, namely "socialist municipality" examine what is conceptualized as a theoretical whole, in particular CHP, Turkey will seek answers to the question what he did right. While looking for these answers, we will also examine how dynamics of local governments and local politics have developed in the world, and we will try to answer questions such as what demands of society respond to the changes experienced by cities. In parallel, the changes related to the city in our country and the demands of the society for urban administrations will be compared with the urban movements and demands in the west and efforts will be made to clarify the parallels and differences in this sense.
- MakaleAçık Erişim2020Osmanlı Tımar Sisteminin “Kurumsal Süreklilik” Bağlamında Tahlili
Ceyhan, Muhammed
Tımar sistemi; toprağa dayalı ve askerî, idarî, iktisâdî, hukukî boyutları olan bir sistemdir. Bu cümleden olarak, tımar sisteminin merkezinde toprak olmakla birlikte, etki sahası bakımından devletin bütün kurumları ile ilintilidir. Bu sistemin tarihi kökenleri itibariyle çok eskilere gittiği bilinen bir gerçektir. Şimdiye kadar kökenleri ile ilgili birçok iddia ortaya atılmıştır. Ancak gerçek olan şu ki; toprak merkezli olarak kurulan bütün devletlerde bu sistemin aynısının ya da benzerlerinin olmasıdır. Bu bağlamda yine toprağın merkezde olduğu bir sistem inşa eden Osmanlı Devleti de tımar sistemini benimsemiştir. Osmanlı Devleti’nde yüzyıllarc boyunca oldukça faydalı bir şekilde işleyen bu sistemin “yozlaşması” ve zamanın gereksinimlerine karşılık verememesi nedeni ile sistem bir takım değişime ve dönüşüme maruz kalmıştır. Ancak ihtiyaçlara eskisi kadar cevap veremese de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar varlığını devam ettirmiştir. Tam da bu noktada sistemin kurumsal olarak sürekliliği meselesi ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda; ilk olarak tımar sisteminin tarihi kökenlerine ve bu konudaki tartışmalara temas edilmiştir. Akabinde, tımar sisteminin Osmanlı Devleti’nde teşekkülü, sistemin yozlaşması ve buna bağlı olarak yaşanan değişim ve dönüşümler analiz edilmiştir. Daha sonra, sistemden tam anlamı ile kopuşun ne zaman ve hangi şartlarda olduğu değerlendirilmiştir. Netice itibariyle ise tımar sistemi tarihî süreç içerisinde kurumsal açıdan süreklilik göstermiştir. Bütün bu tahliller yapılırken vaka incelemeleri ve süreç takibi yöntemiyle kuram ve pratikler tespit edilmeye çalışılmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2020Hatay’da varlık vergisi uygulamaları (1942-1943)
Yedek, Şahin
Hatay, Mondros Ateşkes Antlaşması ardından Fransızlar tarafından işgalinden tam 21 yıl sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün olağanüstü diplomatik gayretleri sonucu 11 Temmuz 1939 tarihinde tekrar anavatan sınırlarına dâhil edilmiştir. 1 Eylül 1939 tarihinde başlayan İkinci Dünya Savaşı’na aylar kala yaşanan bu gelişmenin sevinci, savaşın başlamasıyla bir nevi yarım kalmıştır. Savaş tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de hem askerî hem de ekonomik açıdan olumsuz etkilemiştir. Türkiye savaşa girmemiş olsa da bir buçuk milyona yakın genç silahaltına alınmıştır. Millî savunma masraflarının artması, genç nüfusun askerde olması bütçe açığını oluşturmuş, para basımı artmış, üretim düşmüş, fiyatlar ve enflasyon yükselmiştir. Bu gelişmeler halkı ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Osmanlı Devleti’nden, Cumhuriyet’e miras kalan Müslüman nüfus genelde çiftçilikle uğraştığından Gayrimüslimler ticari piyasaya egemen olmuşlardır. Savaş esnasında yaşanan ekonomik sıkıntı halkın çoğunluğunu yoksullaştırırken bir takım tüccar geçinen vurguncuları ise aşırı zenginleştirmiştir. Bu dönemde ithalat işleri özellikle Gayrimüslimlerin elinde olduğundan kazananlar da yine bu tüccarlar olmuştur. Kazançlar karaborsacılık, stokçuluk ve vurgunculuk gibi yasa dışı yollarla elde edildiği için, vergiden de kaçırılmıştır. Bu yüzden devlet hazinesi gereken geliri sağlayamamış, kamu işlerinde güçsüz ve çaresiz kalınmıştır. İşte bu ekonomik kaostan çıkmak için 1942 yılında bir defaya mahsus olmak üzere Varlık Vergisi çıkarılmıştır. Aşırı kazanç sağlayanlardan alınmak üzere çıkarılan bu vergi, çiçeği burnunda bir il olan Hatay’da da uygulanmıştır. Bu vergi, uygulamaları esnasında ve sonrasında devlete karşı yurtiçinde ve dışında kara propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Gayrimüslim nüfus bakımından hiç de azımsanamayacak bir il olan Hatay’daki Varlık Vergisi uygulamaları ise bu açıdan değerlendirildiğinde çok önemlidir. Fakat bugüne kadar bu konuda hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Hatay’ın ilçeleri de dâhil olmak üzere vergi mükelleflerinin isimleri, vergi miktarları listeler hâlinde yerel gazete Yenigün’den faydalanılarak sunulmuştur. Çalışmamız, Varlık Vergisi uygulamalarına farklı bir kapı aralayarak, bu uygulamaların içeriğinin anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2020The Change and The Transformation of The Process and The Transaction on The Ottoman Bureaucratic Document: Transition from The “Single Document” System of The Classical Period to The “Attached Document” System of The Tanzimât Period
Ceyhan, Muhammed
In the Ottoman historiography, archival documents, which the state produced for its bureaucratic procedures and which are kept in various archives, come to mind as the most referred source due to thier value of source and their precedence over the other sources as to their reliability. However, the most basic problem that we face is properly making use of these documents and producing knowledge. In this regard, having a good knowledge of the diplomatics as much as having a good command of the language of the documents will undoubtedly facilitate the knowledge acquision and production. Especially, considering that the functions and the procedures of the Ottoman institutions changed in time and that new institutions were established, we must know that the diplomatics of the documents produced in the classical period and Tanzimat period are not identical. This is because Tanzimat was a period in which the language, form and function of the bureaucratic document were new as much as it was a period of breaking point with which the institutions and their functions assumed a new form. In our study, the change and the transformation of process and transaction among the departments of the documents – the products of the process of state bureaucracy- called “hazine-i evrâk” and which descended to our time will be examined in terms of diplomatics. In the study, the data were analyzed by using “example case study method”. In this context, sample documents belonging to the Traditional and Tanzimat eras were determined and both the original versions and the translations of these documents are presented in the appendix. Thus, the differences between the transaction and the treatment on the documents of both periods was tried to be revealed.
- MakaleAçık Erişim2020Hunter Bird Breeding / Bâzdârânlık in the Ottoman Empire (Western Anatolia Example)
İnbaşı, Mehmet; Hazirbulan, Tahsin
Hunting, which emerged as a means of subsistence, turned into a military training, sport and entertainment for the state and dynasties in parallel with the development of human-centered civilization. In the social and cultural lives of the Turkish States and their communities, which have a steppe tradition, hunting and hunting cult have a greater fluence as a philosophy of life. Sultans, princes, and high-level bureaucrats have continued the old hunting tradition since the founding years of the Ottoman Empire. Changes in the palace administration in the classical age also affected the hunting establishment. Organization: In the Birun part of the palace, "Shikar Agaligi" and in Enderun "Dogancibasi" reached a structure closest to Sultan in groups of cakirci, sahinci, atmacaci and doganci. In the countryside, the people who feed hunters and game birds for the palace are called “bazdaran”. The provincial organization consists of separate units under the leadership of “Ser Bazdaran”, namely sayyâd, seer, taker, trapper, poultry, nest-maker, tulle, and puppy. Each member of the organization was assigned by the administration with a certificate and saved timar (fief) for their services. Bâzdârâns were exempted from customary and religious taxes and wars in return for their services. Independent detailed and icmal tahrir registers were kept for the bazdaran timar, which were given throughout the imperial geography. In these registers, the bazdaran fiefs given in districts, townships, and villages and by whom these fiefs were appointed for which duty were recorded. In our article, it will be revealed that the bazdaran timar found in Biga, Karesi, Saruhan, Karahisar-ı Sahib, Sultanönü, Mentese, Kastamonu and Hüdavendigâr, by whom these fiefs were saved, and which hunting birds were. In addition, the organization's structuring in Western Anatolia will be revealed
AtıfOpenAlex4TR Dizin6
İncele - MakaleAçık Erişim2020Osmanlı Devleti’nde Ruhsatsız Olarak İnşa Edilen Kilise, Manastır, Havra ve Mektepler
Ceyhan, Muhammed
Osmanlı Devleti’nin çekildiği coğrafyalarda birçok ulus devletin kurulmasına rağmen bugün bir ulus devletin çatısı altında bile birden fazla milletin bir arada yaşayamaması ve her daim aralarında bir mücadelenin var olması, şüphesiz ki onları birbirine bağlayan harcın=hoşgörünün bu topraklardan silinmiş olmasıyla ilgilidir. Söz konusu coğrafyada birden fazla milletin yüzyıllar boyunca tek bir hâkimiyet altında bir arada yaşamaların, bildiğimiz üzere Osmanlı Devleti’nin bu bölgeyi uzunca bir müddet “hoşgörü” zemininde idare etmesi ile mümkün olmuştur. Tersinden bakıldığında ise Osmanlı Devleti’nin asırlarca hüküm sürdüğü coğrafyalarda hâkimiyetini ayakta tutabilmesinde, işte güdülen “hoşgörü siyasetinin” etkili olduğu söylenebilir. Bu bakımdan hem yöneten hem de yönetilen açısından elzem olan “hoşgörü” mefhumunun, İslâm ve Türk medeniyetinin bir ürünüolarak fethedilen bütün topraklara yayıldığı ve bu sebepten de devlet hâkimiyetlerinin asırlarca sürdüğü malumumuzdur.Hoşgörü denince şüphesiz ki akla ilk gelen, dinî inançlara tanınan özgürlüklerdir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’nin, fethettiği yerlerde eski kilise, manastır ve havraların mevcudiyetini kabul ettiği ancak yenilerinin inşa ve tamirine izin vermediği yönündeki yaygın görüş vardır. Ancak arşiv kaynaklarını teorik ve pratik boyutları ile incelediğimizde söz konusu gayrimüslimlere ait yapıların inşa ve tamirlerine ihtiyaç dâhilinde müsaade edildiği görülmektedir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nde kilise, manastır, havra ve mekteplerin inşası ve tamirine tanınan hak ve özgürlüklerin neler olduğu, yeniden kilise ve manastır inşasının mümkün olupolmadığı, herhangi bir sebeple tahrip olmuş olan ibadethanelerin tamirine izin verilip verilmediği, tanınan izin ve hakların ne sebeple verildiği ve ne şekilde icra edildiği gibi sorulara araştırmamız kapsamında cevap aranmıştır. Ancak bu çalışmamızda asıl hedeflenen; ihtiyaca binaen dini yapı inşasına izin verilmesine rağmen kaçak olarak inşa edilen kilise, manastır, havra ve mekteplerin neden inşa edildiği, en çok nerelerde inşa edildiği sorusuna cevap aramaktır. Bu çerçevede sayısal verilere de yer verilmiştir. Bu sorulara cevap aranırken verilen izinlerin özellikle hukukî dayanakları ve sosyal gerekçeleri analiz edilecektir. Esasen bu çalışma, yıllardır ibadethane inşası ve tamiri konusundaki yanlış bilinenleri de tashih etmeyi amaçlamaktadır. Sorularımıza cevap aranırken Osmanlı Arşivi’ndeki konu ile ilgili kaynaklar “örnek vaka inceleme” yöntemi çerçevesinde değerlendirilecektir.
AtıfOpenAlex3TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ3Iı. abdülhamid döneminde garip bey adlı alevidedesinin trablusgarp’a sürülmesi
Altı, Aziz
19. yüzyılda Çorum’a bağlı Alaca (Hüseyinabad) kazası bünyesinde yoğun bir Alevi nüfusunu barındırmaktadır. Alaca’da ikamet eden Dede Garkın ocağı dedelerinden Garip Dede, burada irşat faaliyetlerini sürdürmüştür. Bölgede nüfuzlu ve etkin olan Garip Dede’nin bazı faaliyetleri merkezi otoritenin dikkatini çekmiş ve yapılan tahkikat neticesinde Garip Dede’ye çeşitli suçlamalar isnat edilmiştir. Bu ithamlar arasında Garip Dede’nin devleti mali açıdan zarara uğratması, kanun kaçaklarını barındırması ve taliplerinden “dedelik hakkı” adı ile para toplaması gibi maddeler öne çıkmaktadır. Soruşturma neticesinde Garip Dede’nin suçlu olduğu hükmü verilerek Trablusgarp’a sürgün edilmiştir. Siyasi otorite tarafından Trablusgarp gibi uzak bir yerin seçilmesi bilinçli olarak tercih edilmiştir. Alaca ve çevresinin yoğun bir Alevi nüfusu barındırması ve Garip Dede’nin bu topluluk üzerindeki tesirinden çekinen Devlet onun bu bölgede kalmasını sakıncalı bulmuş ve onu Trablusgarp’a sürgün etmiştir. Garip Dede sürgün günlerinde çok sıkıntı çekmiş hatta sağlık durumu bozulmuştur. Garip Dede’nin sürgünde olmasından dolayı ailesi de başsız kalmış ve geçinmekte zorlanmıştır. Garip Dede ve ailesi gerçekleştirilen bu sürgüne itiraz ederek Garip Dede’nin masum olduğunu savunmuşlardır. Garip Dede’nin ve ailesinin girişimleri merkezi otorite tarafından haklı görülerek Garip Dede affedilmiş ve memleketine geri dönmüştür. Ele alınan çalışmada Garip Dede’nin kim olduğu, sürgün edilme sebepleri, sürgün olayı, sürgünde yaşadıkları, affedilmesi için verdiği mücadele ve memleketine geri dönüş süreci işlenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2020Muş Bölgesi Aşiretlerinin İç Çelişkileri Çerçevesinde Yerel ve Merkezi İktidarlaDiyalektik ve Dikotomik İlişkisi
Ors, Orhan
Bu çalışmada, Osmanlı ve Fransız arşiv belgeleri esas alınarak Muş bölgesinde mukim bulunan aşiretler arası gerilimler ile aşiretlerin Osmanlı merkezi iktidarıyla geliştirdiği ilişkiler değerlendirilecektir. Osmanlı’nın son dönemine yoğunlaşacak olan çalışma, bu dönemde Muş ve çevresinde yaşayan halkın sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik durumlarını mercek altına almaya çalışacaktır.
- MakaleAçık Erişim2019Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Mütareke Dönemi’nde İstanbul Rum İzci Teşkilatı (1918-1922)
Özçakır, Sabri; Başkutlu, Salih
İstanbul Rum İzci Teşkilatı, Mütareke döneminde (1918-1922) Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan en aktif ve en iyi organize edilmiş izcilik örgütüydü. Bu teşkilat, kısa bir süre içinde yerel Rum topluluğu arasında oldukça popüler oldu. Mütareke yılları, Osmanlı’nın Rum toplumu üzerindeki otorite eksikliğinden dolayı Rum izci gruplarının yaygınlaşması için uygun bir ortam yarattı. Bu makale Rum izci hareketinin Rum nüfusu içinde Yunan ulusal kimliğinin desteklenmesinde nasıl bu kadar önemli bir rol oynadığını ve izcilik faaliyetlerinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ulusal uyanışı nasıl desteklediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı topraklarında yaşayan Rum topluluğu, izcilik örgütleri aracılığıyla Osmanlı otoritesine karşı güçlü bir gerilim yarattı. Sonuç olarak, Megali Idea Yunanistan’ın 1922’deki yenilgisini takiben Yunanistan ve Rum toplumu için ulusal bir felaketle sonuçlanarak gerçek bir ulusal krize ve toplu travmaya yol açtı. Ardından bu teşkilat İstanbul ve Anadolu’dan tamamen kayboldu.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleYalnız künye2019Orta Eğitim Kademesindeki Öğretmen ve Öğrencilerin Şiddet Algılarının Kırsaldaki Görünürlüğü
Şener, Gönül
Son yıllarda ülkemizde görünürlük düzeyinde meydana gelen artışla birlikte özellikle okullarda kaygı verici birhal alan şiddet olayları üzerinde konuşmayı, düşünmeyi, araştırmayı zorunlu kılmaktadır. Bu doğrultuda yapılanaraştırma ile kırsal alanda yer alan orta eğitim kademesinde görev yapan öğretmenler ile bu okullarda öğrenim görenöğrencilerin şiddet algıları metaforlar aracılığıyla belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda öğrencilere“Şiddet…………..gibidir” “Çünkü…….…….” ifadelerini içeren boş soru formları verilerek, katılımcıların boş soruformlarını doldurmaları istenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Elazığ ili Palu ilçesinde öğrenim gören altı, yedive sekizinci sınıf öğrencileri ile bu okullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırma, nitel araştırmayöntemlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak metafor kullanılmıştır. Verilerin analizi iseiçerik analizi çerçevesinde yürütülmüştür. Öğrencilerin ve öğretmenlerin yarı yapılandırılmış forma verdiklericevaplar incelenmiş ve metafor listesi oluşturulmuştur. Çözümlemeler bu liste üzerinden yapılmıştır. Araştırmasonucunda; öğrenci algılarına ilişkin görüşlerin daha çok saldırgan insan, korku ve zor kullanma temalarındatoplandığı, buna karşın, bağımlılık yaratan alışkanlık temasına ilişkin görüşlerin daha az tekrarlandığı görülmüştür.Öğretmen algılarına ilişkin görüşlerin ise daha çok saldırgan insan, doğal afet ve kayboluş temalarında toplandığı, zorkullanma ve hakaret temasına ilişkin görüşlerin ise daha az tekrarlandığı görülmüştür.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2019Financial and financial statement literacy: an implementation for tax players dealing in trade in tunceli
Bozkurt Yazar, Birgül; Yalçın, Zülkif
In today's conditions, many real and legal persons are active in the field of finance. These activities are often seen by attracting loans, taking assets and making investments. Real and Legal Persons Although they are so active in the field of Finance, they do not know much about their activities. The reason for this is that the financial and financial statements can be understood by experts. In addition, the technical and practical aspects of financial statements make it more difficult to understand. However, financial literacy and financial statement literacy has gained importance due to the very development of financial sector and increasing activities in this field. At this point, many researches and studies have been published. In order to contribute to science in this sense, the financial literacy and financial statements literacy levels of the taxpayers engaged in trade in Tunceli province were tried to be determined. The aim of our study is to determine the level of literacy of financial and financial statements of real and legal persons engaged in trade. The purpose of our study is to select real and legal persons engaged in trade and to work more with the financial sector. The study consists of four parts. In the first part of our study, general information about financial literacy; In the second part, general information about financial statements literacy; In the third section, information on the relationship between financial literacy and financial statements literacy is given and finally in the fourth section, the application for the taxpayers engaged in trade in the province of Tunceli is given. The aim of this study is to reveal the effects of the financial behaviors of taxpayers engaged in trade in Tunceli province on business performance and continuity. In the study, secondary source scanning was performed as data collection method. SPSS package program was used in the evaluation of the questionnaire in the application part of the study.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2019Sosyodemografik değişkenler ve namus adına kadına uygulanan şiddete yönelik tutum: üniversite gençliği üzerine bir araştırma
Tire, Olcay; Ozturk, Meral
Kadına yönelik şiddet, hem dünyanın hem de Türkiye’nin enönemli toplumsal sorunlarından biridir. Ataerkil kültürün birürünüolan kadına yönelik şiddetin sözde nedenlerinden birisi “namus”olgusudur. Namus kültürünün egemen olduğu toplumlarda kadınlarnamus adına sözel, psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddete uğramakta hattanamus cinayetlerine kurban gitmektedirler. Namus adına kadınauygulanan şiddete yönelik tutumların sosyodemografik değişkenlerdenetkileneceği varsayımından hareketle bu araştırmanın amacı gelecektetoplumsal yapının belirleyicileri ve yön vericileri olacak olan üniversiteöğrencilerinin namus adına kadına uygulanan şiddete yöneliktutumlarının cinsiyet, okunulan alan, sınıf düzeyi, ailenin gelir düzeyi,gelinen bölge, anne-baba eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik faktörleregöre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır.Araştırma Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin farklı bölümlerindeokuyan tabakalı örnekleme ve kolayda örnekleme teknikleri ilebelirlenen 662 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmada kişisel bilgi formuyanında Işık ve Sakallı-Uğurlu (2009) tarafından geliştirilen NamusAdına Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği (NKUŞTÖ)kullanılmıştır. Verilerin analizi ikili gruplar için bağımsız örnekleme ttesti, üç ve daha fazla gruplar için tek yönlü varyans analizi ileyapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre genel olarak öğrencilerin namusadına kadına uygulanan şiddeti onaylamadıkları ancak erkekler, sağlıkve fen bilimleri alanında okuyanlar, birinci ve ikinci sınıf öğrencileri ile annesi okur-yazar olmayan öğrenciler namus adına kadına uygulananşiddete daha olumlu bakmaktadır. Gelir düzeyi, gelinen bölge ve babaeğitim düzeyine göre gruplar arasında farklılık yoktur.
AtıfOpenAlex2TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2019Değişen Kamusallığın Yeni “Siyaset Yapma” Mekânı Olarak Sosyal Medya – (Politik Kimlikler ile Kamusal Haklar İlişkisi Bağlamında Twitter Örneği)
Çobanoğlu, Yavuz
Bu çalışmanın amacı, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler neticesinde artık geniş kitlelerce kullanılmaya başlanan ve yeni bir kamusal alan olarak kabul gören sosyal medyadaki politik kimliklerin sunumları bağlamında “siyaset yapma” ilişkileri üzerinedir. Sosyal medya günümüzde artık sadece politik kimliklerin sergilendiği bir mekân değil, kamusal hak taleplerinin de dile getirildiği toplumsal bir alandır. Hatta bu taleplerin etkileri ve gerçekleşme şansları düşünüldüğünde, sosyal medyanın klasik kamusal alandan daha işlevsel olduğu da söylenebilir. Böylelikle sosyal medya ortamlarında sergilenen politik kimliklerin kamusal haklara bakışı ve kamusal taleplere yaklaşım biçimleri de merak uyandırmaktadır. Dolayısıyla bu makale, sosyal medyada yaygın siyaset yapma mekânlarından birisi olan Twitter’da böylesi bir merakın peşine düşecektir. Çalışmanın araştırma tekniği olarak içerik analizi yöntemi seçilmiştir. Türkiye’de yaygın politik düşünceler olarak geniş anlamda kabul gören, “İslâmcılık”, “Müslümanlık”, “solculuk”, “sosyalistlik”, “Türkçülük” ve “milliyetçilik” kelimeleri, kamusal talepler olan “demokrasi”, “özgürlük”, “haklar”, “inanç”, “özel hayat”, “mülkiyet”, “güvenlik”, “kanun”, “Anayasa” gibi kavramlarla da çaprazlama eşleştirilip Twitter modülü üzerinden taratılmıştır. Tarama sonucunda çalışmaya katkı sunabileceği düşünülen twit’lerin ekran görüntüleri alınmış, bu twit’lerde geçen söylemler tasnif edilerek seçilen politik kimliklerin kamusal bir mekân olan sosyal medyada nasıl ve hangi bağlamlarla birlikte kullanıldığı tespit edilmeye çalışılmıştır.
AtıfOpenAlex5TR Dizin4
İncele - DerlemeYalnız künye2019Scopus SJRQ2Tribes and States in a Changing Middle East
Solmaz, Deniz
- MakaleAçık Erişim2019Scopus SJRQ3Reassessment of Turkey’s objections to the exclusion of terrorism from the rome statute; [Terörizmin uluslararası ceza divanının yargı yetkisi dışında bırakılmış olmasına dair türkiyeʼnin İtirazlarının yeniden değerlendirilmesi]
Kurtuluş, Şehmus
Criminal justice response to terrorism and to the support for terrorism is still a hot topic in Turkey due to ongoing American military support for the PYD, which is Syrian wing of the internationally designated terrorist organization PKK whose indiscriminate attacks in Turkey has claimed lives of thousands of civilians. This article first discusses, in light of recent developments, whether exclusion of a separate crime of terrorism from the Rome Statute of the International Criminal Court can be a valid argument against Turkey’s accession to it. After discovering some of the possible contributions of Turkey’s Rome Statute accession to its decades-long struggle against terrorism, this study concludes that Turkey’s all other concerns regarding the accession should be periodically reevaluated.
AtıfScopus3WoS4OpenAlex2İncele
- MakaleAçık Erişim2018Türkiye-suriye ilişkilerinde bir kırılma noktası: ekim 1998 krizi veya diğer bir ifadeyle “ilan edilmemiş savaş”
Gökcan, Özkan
Türkiye-Suriye ilişkilerinin son 40 yıllık seyrine baktığımızda en önemlikırılma anlardan birinin 1998 yılının Ekim ayında yaşandığını söylemekmümkündür. 1990’lı yılların ilk yarısında imzalanan güvenlik protokollerinerağmen Suriye’nin PKK faaliyetlerine desteğini sürdürmesi ve AbdullahÖcalan’ın Suriye topraklarında ikamet ediyor olması, 1998 sonbaharındaiki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Ekim 1998 Krizi’nin AdanaMutabakatı’nın imzalanması ile son bulması, iki ülke ilişkilerinde yeni birdönemin kapılarının aralanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada PKK faaliyetlerininTürkiye-Suriye ilişkilerinde oynadığı inşa edici rol, Ekim 1998Krizi üzerinden analiz edilmektedir. Ekim 1998 Krizi’nin Suriye yönetimininPKK faaliyetlerine destek vermeyeceğini resmen taahhüt ederek sonlanması,iki ülke ilişkilerinde uzlaşmazlıktan her alanda işbirliği dönemine geçişinbaşlangıç noktası olmuştur. Bu nedenle Ekim 1998 Krizi’ni bir kırılmanoktası olarak değerlendirmek mümkündür.
AtıfOpenAlex3TR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2018İrade-i milliye ve hâkimiyet-i milliye gazetelerine göre suriye’de arap-fransız çatışması (1919-1920)
Yedek, Şahin; Sertel, Savaş
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti parçalanmış ve Ortadoğu yeniden şekillenmiştir. Bu şekillenmenin mimarı İngiltere ve Fransa olmuştur. Özellikle İngiltere savaş sonrasında Süveyş Kanalı’nı elinde tutarak Hindistan odaklı sömürge imparatorluğunu daha çok güçlendirmiştir. Ayrıca petrol merkezi olan Arap topraklarını da Sykes-Picot Anlaşması ile Fransızlarla paylaşmıştır. Savaştan önce Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmaları karşılığında Araplara vaat edilen Arap Krallığı sözde tasarısı ise en başta olduğu yere geri dönmüş, yani çöpe atılmıştır.Savaştan sonra İngilizler Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Suriye Kralı ilan etmiştir. Suriye’nin Sykes-Picot Anlaşması ile petrol bölgeleri olan Musul ve Kerkük’e karşılık Fransızlara bırakılması hoşnutsuzluk yaratmıştır. Siyasi manevraları iyi bilen İngilizler yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürerek halkla çatışmaya girmemiştir. İngilizlerin aksine siyasi manevralarda iyi olmayan Fransızlar, Suriye’de halkın inanç ve kültürüne müdahale etmiş, Ermenileri Fransız üniforması giydirerek orduda kullanmıştır. Fransızların bu tutumlarına karşısında bağımsızlık isteyen Suriyeliler artmış ve Fransızlarla açıkça çatışmalara girilmeye başlanmıştır. Anadolu’da ulusal bir Türk devleti kurmak isteyen Mustafa Kemal ve arkadaşları da Suriye’deki Fransız karşıtı bağımsızlık hareketlerine destek vererek, Suriye’den gelen bağımsızlık taraftarları ile Ankara’da görüşmüştür. Ayrıca Anadolu’dan Suriye bağımsızlık taraftarlarına gıda, lojistik ve silah yardımı yapılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2018Tunceli İlindeki Trafik Kazası Oranlarının İncelenmesi
Zengin, Bilgin; Arslannur, Bircan
Bu çalışmada, Tunceli ilinde 2012 - 2016 yılları arasında meydana gelen trafik kazası sayıları ile bu kazalardaki ölü ve yaralı sayıları incelenmiş, sonuçlar Türkiye oranlarıyla karşılaştırılmıştır. İncelenen yıllarda araç başına düşen kaza, ölüm ve yaralı yüzdelik oranları belirlenmiştir. Anlamlı bir değerlendirme yapabilmek için yüzdelik oranların ortalamaları dikkatlice hesaplanmıştır. Ayrıca incelenen yıllar için Tunceli ilinin ve Türkiye’nin kişi başına düşen araç sayıları belirlenmiş ve sonraki analizler için ortalamaları hesaplanmıştır. Buradan Türkiye’de kişi başına düşen araç sayısının Tunceli ili ortalamasından 2.83 kat büyük olduğu belirlenmiştir. Bu durumun aksine araç başına düşen kaza yüzdelik ortalamalarına bakıldığında ise; Tunceli ili oranının Türkiye geneli oranından 2.33 kat daha büyük olduğu görülmektedir. Buna paralel olarak, araç başına düşen ölü ve yaralı yüzdelik oran ortalamalarının da Türkiye geneli ortalamalarından sırasıyla 2.67 ve 2.77 kat daha büyük olduğu görülmüştür. Diğer yandan, Tunceli ilinde kişi başına düşen araç sayısının Türkiye ortalamasından çok düşük olmasına rağmen kaza, ölüm ve yaralı oranlarının büyük oluşunun nedenleri de araç cinsi bakımından incelenmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Tunceli ili ve Türkiye için toplu taşıma (otobüs + minibüs) araçlarının genel araç toplamı yüzdelerinin sırasıyla %9.94 ve %3.45 olduğu hesaplanmıştır. Buradan Tunceli ilinin toplu taşıma araçları oranının Türkiye geneli oranından 2.88 kat daha büyük olduğu görülmektedir. Bu değerler bize Tunceli ilindeki trafik kazalarının toplu taşıma araçları ile yapılma olasılığının daha büyük olduğunu göstermektedir. Böylece, elde ettiğimiz bu veriler Tunceli ilindeki kazalarda ölü ve yaralı oranlarının Türkiye ortalamasından yaklaşık 3 kat büyük olması durumunu açıklamaktadır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2018Myanmar’s rohingya muslims policy: a historical and juridical analysis
Gökcan, Özkan; Dalar, Mehmet
On May 29, 2012, the violence following the allegations that a Buddhist woman was raped by three Rohingya Muslims in Rakhine (Arakan) province put the Rohingya people on the agenda of the international public. The transformation of attacks by state and state-sponsored activists against Rohingya people into ethnic cleansing operations has brought with it a great tragedy of humanity. With operations, thousands of Rohingya people lost their lives for nearly six years, leaving hundreds of thousands of homes to shelter in neighboring countries.Rohingya people came to the world agenda with these events. But it is possible to say there are historical background of the living. Because Rohingya people are the minority group that has been subjected to the most discrimination and violence since the establishment of the modern Myanmar state. Despite the fact that violence and discrimination have attracted more international public reaction in recent years, the Myanmar government continues to ignore and destroy the Rohingya people. This situation has made it an important requirement that the Rohingya tragedy be evaluated in international legal dimension. In this context, firstly Rohingya politics of Myanmar will be discussed and then how the event will be evaluated in the context of international law.From this point of view, in this study, firstly Rohingya politics of Myanmar will be discussed and then how the event will be evaluated in the context of international law.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele
