Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Atık Polietilenteraftalat (PET) Geri Dönüşümünden Elde Edilen Glikolize Ürünler ile Sentezlenen Reçinelerin Poliolefinlerin Akışkanlığı ve Yoğunluğuna Etkileri

    Kismet, Yilmaz; Fırat, Tülay

    Yapılan bu çalışmada, atık polietilen tereftalat (PET) glikolize edildi ve elde edilen oligoester poliollerden reçine sentezlendi. Atık PET’ in depolimerizasyonu, üç faklı glikol (Polipropilen Glikol (PG), Trietilen Glikol (TEG) ve Polietilen Glikol (PEG)) (1:2) ve (1:10) molar oranlarında iki farklı katalizör (çinko asetat, çinko sülfat) eşliğinde gerçekleştirildi. Reçine sentezi için öncelikle, glikolize ürün ve maleik anhidrit (1:1) molar oranınında karıştırıldı ve daha sonra bu karışıma, kobalt oktoat ve metil etil keton peroksit (MEKPO) eklendi. Sentezlenen reçine farklı oranlarda alınarak termoplastik polimerlerin önemli bir grubu olan poliolefinlerde dolgu maddesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda önemli birer ticari termoplastik olan alçak yoğunluklu polietilen (AYPE), yüksek yoğunluklu polietilen (YYPE), polipropilen (PP) reçineye farklı oranlarda eklenerek dolgu maddesi elde edildi. Elde edilen dolgu maddelerinin kütlesel akış indeksi ve yoğunluk analizleri gerçekleştirildi. Geliştirilen dolgu maddesinin özellikle YYPE ve PP başta olmak üzere her üç termoplastiğinde kütlesel akışkanlığını iyileştirdiği tespit edildi.

    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yeni-Osmanlıcılık İdeolojisinin Hegemonik İnşasında Türk Televizyon Dizilerinin Kullanımı

    Aydin, Nursen

    Bu çalışma, Türkiye’de siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık ideolojisini toplumsallaştırma sürecinde televizyon dizilerinin hegemonya aracı olarak kullanımını ele almaktadır. Yeni-Osmanlıcılık söylemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1950’lerde gündeme gelmiş ve 1980’lerle birlikte temelleri atılmaya başlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde sağ siyasal iktidarlar tarafından değişen tonda ve ölçüde kullanılan yeni-Osmanlıcılık, 2000’li yıllarda siyasal ve toplumsal alanda yerleşik hale getirilmiştir. Siyasal kimliğini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayarak 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) özellikle 2009 yılından bu yana iç ve dış politikada belirgin hale geldiği gözlenen yeni Osmanlıcı söylemleri, toplumsal ve kültürel yaşamın biçimlendirilmesinde de sıkça kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yeni Osmanlıcı söyleminin 2010’lu yıllardan bu yana hegemonik hale getirilmesinde televizyon dizilerinin kullanımını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, kuramsal olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramının temel alındığı çalışmada, 2010-2024 yılları arasında Osmanlıyı ve Selçuklu dönemini konu edinen televizyon dizilerine ilişkin nicel veriler ortaya konulmuştur. Söz konusu dizilere ilişkin veriler, doküman analizi tekniğinden yararlanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, 2010 yılı sonrasında yeni-Osmanlıcılık ideolojisinin siyasal iktidarın politikalarında ve söylemlerinde yoğun bir biçimde kullanımına paralel olarak Osmanlı temalı televizyon dizilerin sayısında da artış yaşandığı ve siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık söylemin sözü edilen diziler aracılığıyla sürdürüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı/Selçuklu temalı televizyon dizilerinde, senaryonun Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki güncel olaylarına ve bu konuda AK Parti iktidarının politikalarına gönderme yapılarak kurgulandığı dikkat çekmektedir

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Avrupa`da Üçüncü Haçlı Seferine Neden Olan Etkenler ve Sefer Öncesi Hazırlıklar

    Genç, Özlem; Korunur, Harun

    Haçlı Seferleri yaklaşık 200 yıl boyunca Anadolu ve Orta Doğu`yu kan gölüne çeviren, tarihte eşi benzeri görülmemiş kitlesel bir harekettir. Binlerce insan ne ile karşılaşacaklarını bilmeden kendilerine vaat edilenlere inanarak yola çıkmışlardır. Bu harekatta İspanya Müslümanlarına karşı elde ettikleri başarılar çok etkili olmuştur. Aynı başarıyı Kutsal Topraklar`da da göstereceklerine inanan çoğunluğu yaya olan bu insanların önemli bir kısmı yollarda hayatını kaybetmiş, bir kısmı da köle tüccarlarının eline düşmüştür. Seferler arasında başarılı olan tek sefer birinci seferdir. Kudüs`ü Müslümanlardan almak için kilometrelerce yol gelen askerler, pek çok kayıptan sonra bu amaçlarına ulaşmışlardır. Elbette bu başarıda o dönemde Anadolu`ya hâkim olan Türk İslâm dünyasının kendi iç sorunlarıyla uğraşması da etkilidir. Bu sayede Haçlılar büyük zorluklarla karşılaşmadan güneye inebilmiştir. 1147`de başlayan ikinci seferin sebebi Musul Atabeyi İmâdeddîn Zengî`nin 1144`te Urfa`yı Haçlıların elinden almasıdır. 4 Temmuz 1187’de Selâhaddîn Eyyubî komutasındaki Müslümanlar Hıttin’de Kudüs Haçlı Krallık ordusuna karşı başarı sağlamış böylece Kudüs yeniden Müslüman hâkimiyetine girmiştir. Bu haberin Avrupa’ya ulaşmasıyla Avrupa’da yeni bir sefer hazırlığı başlamıştır. 1187/9 civarında gerçekleştirilecek olan üçüncü sefer sırasında doğuda Selâhaddîn Eyyubî liderliğinde İslâm birliği sağlanmış durumdadır. Avrupa ise kendi içinde büyük sorunlar yaşamaktadır. Sefer için yapılan hazırlıklar içerisinde kendi aralarında saldırmazlık anlaşmaları yapmak, yeni vergiler koymak, asker toplamak için yeni yollar denemek sayılabilir. Çalışmamızda bu konunun ayrıntılarına değinilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom

    Çobanoğlu, Yavuz

    Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2025
    Psikolojik Güçlendirme ve İş Tatmini Etkileşiminde Lider-üye Etkileşiminin (LMX) Aracı Rolü

    Gün, Gül

    Güçlendirme, temelde bireyin kendini etkin hissetme deneyiminin motivasyonel bir sürecidir Güçlendirmek, bireylerin kendi kişisel etkileri veya kendi tercihleri üzerinde seçim yapmaları için güç vermektir. Güçlendirme, insanların işleriyle ilgili olarak kendileri hakkındaki algılarıyla yakından ilgilidir. Güçlendirme, çünkü güçlendirme tutarlı veya kalıcı bir kişilik özelliği değil, bir dizi biliştir. çalışma ortamları tarafından şekillendirilir. Çalışanları güçlendirmek, çalışan memnuniyetini, bağlılığını, performansını ve hizmet sunumunu etkiler (Safari vd., 2011) İş doyumu, örgüt psikolojisi ve insan kaynakları yönetiminde en sık araştırılan kavramlardan biridir. Örgütler, çalışanların iş doyum düzeylerini arttırmaya odaklanır; çünkü çalışan verimliliğinin iş doyumuyla doğrudan ilişkili olduğuna ve bunun çeşitli olanaklarla desteklenebileceğine inanırlar (Kohli & Sharma, 2022) Lider-üye etkileşimi teorisi bağlamında örgüt içinde liderlerin sahip oldukları kaynak, zaman ya da gücün sınırlı olması gibi nedenlerle astlarının tümüne aynı liderlik tarzını uygulamamaktadırlar. İç-gruptaki işgören ve lider arasında daha yakın ve özel bir çalışma ilişkisi kurulmakta buna bağlı olarak da lider iç-gruptaki astlarına, resmi iş sözleşmesinin dışında sosyal destek ve kaynak imkanı sağlamaktadır. Bu tür ilişkinin astlara daha fazla saygı, hoşlanma, karşılıklı destek, etkileşim olanağı, karşılıklı güven, daha fazla sorumlulukla birlikte örgüt olanaklarından fazla yararlanma gibi pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır (Pucetaite & Novelskaite, 2014) Bununla birlikte dış grupta yer alan iş görenlerle lider arasındaki ilişkiler ise, tanımlanmış rol ilişkileri, daha düşük güven, sınırlı etkileşim, düşük destekle birlikte ve daha az ödül ile sembolize edilebilir (Dienesch & Liden, 1986) Gerstner ve Day’in (1997) gerçekleştirdiği meta analiz sonucunda yüksek kaliteli bir etkileşimin astların performansının yükselmesi, işten ayrılma oranlarının azalması ve işten duyulan tatminin artması gibi olumlu sonuçları bulunduğunu belirtmektedir (Lloyd vd., 2015) Bu bağlamda çalışma psikolojik güçlendirme algısının iş tatminine etkisinde LMX’in aracılık etkisi araştırılmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    A simple touch into the busy work routine: progressive relaxation and posture exercises improve physical and mental health of health professionals

    Goksuluk, Merve Basol; Tütün Yümin, Eylem; Parlak, Ebru; Topcuoglu, Ceyhun; Sürmelı, Mahmut; Hamurcu, Reşat

    Aims: The aim of this study was to implement a combination of the progressive muscle relaxation technique (PMRT) along with posture exercises and assess their impact on the mental and physical well-being of health professionals with health complaints. Methods: This quasi-experimental study utilized hybrid, remote, and web-based telehealth methods, including phone calls, video recordings, and electronic documents. Thirty-eight health professionals experiencing pain engaged in PMRT twice a day, every two days, over a two-week period. Posture exercises were seamlessly integrated into their daily work routines and performed 2-3 times a day. Various parameters, including pain, fatigue, anxiety, depression, kinesiophobia, sleep quality, and centrality of pain, were assessed both before and after the treatment. Results: Significant improvements were observed in the prevalence, intensity, and centrality of pain, accompanied by a reduction in fatigue, anxiety, and depression scores post-treatment (p<0.05). However, there was no notable improvement in kinesiophobia and sleep quality scores following the treatment (p>0.05). Conclusion: The integration of PMRT and posture exercises into the daily routines of health professionals, delivered through remote web-based telehealth, emerges as an effective and straightforward strategy for ameliorating certain physical complaints and enhancing mental health. This approach holds the potential to be easily adapted into both daily life and work environments, offering a valuable tool for coping with work-related disorders.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Fekal İnkontinansın Yönetimi ve Hemşirelik Yaklaşımı

    Avşar, Gülçin; Ferhat, Daşbilek; Sağlam, Hasan

    Fekal inkontinans, bireylerin dışkı kontrolünü kaybetmesi durumu olup, hem fiziksel hem de psikososyal sorunlara yol açabilir. Yönetimi, bu durumu etkileyen nedenlerin belirlenmesiyle başlar; nörolojik hastalıklar, gastrointestinal sorunlar veya cerrahi geçmiş gibi faktörler değerlendirilir. Hemşireler, hastaların tıbbi geçmişini alarak, semptomları ve yaşam kalitesini etkileyen unsurları anlamalıdır. Ayrıca, uygun değerlendirme araçları kullanarak inkontinansın şiddetini belirlemeleri önemlidir. Hemşirelik yaklaşımı, bireysel bir plan geliştirilmesini gerektirir. Bu plan, beslenme düzeninin gözden geçirilmesi, bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesi ve gerekiyorsa ilaç tedavisinin entegrasyonunu içerebilir. Ayrıca, hasta eğitimi ve destek gruplarına yönlendirme, hastaların durumlarını daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir. Hemşireler, bireylerin duygusal ihtiyaçlarına da dikkat ederek, empatik bir iletişim kurmalı ve hastaların bu hassas konuda kendilerini güvende hissetmelerini sağlamalıdır. Sonuç olarak, fekal inkontinansın yönetimi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve hemşireler bu süreçte önemli bir rol oynar. Farkındalık artırma, eğitim ve destek sunma gibi temel görevleri ile hemşireler, hastaların yaşam kalitesini iyileştirmede kritik bir etki yaratabilir. Uygun hemşirelik müdahaleleri ile bireylerin bağırsak kontrolü sağlanarak, genel sağlık durumları olumlu yönde etkilenebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2025
    The Investigation of the Weldability of Ti6Al4V Alloy with Different Stainless Steel Series Using Copper Interlayer via Friction Welding

    Çelık, Ertugrul

    Friction welding is a solid-state welding method used for joining metals with different properties, providing minimal thermal deformation in welded joints. Based on this advantageous feature of friction welding, this study investigates the weldability of Ti6Al4V alloy with 316L, 316Ti, 310, 430, and 304 series stainless steels using a Cu powder interlayer. Following the experimental procedures, the microstructures of the materials were analyzed using SEM-EDX, their macrostructures were visually inspected for physical changes, microhardness measurements were taken, and tensile tests were performed. It was observed that the Cu powder interlayer significantly influenced the reactions and bonding between the materials, playing a crucial role in both microstructure and mechanical properties. In this study, successful joining results were achieved using the friction welding method, and the microstructural characteristics and mechanical performance of the welded joints were thoroughly evaluated. Upon examining the microhardness results, no significant variations in hardness values were observed on the Ti6Al4V side.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Advances in Materials Innovations in Half Metallic Heusler Alloys for Structural Magnetic and Energy Spintronic Technologies

    Özkul, İskender; Kalay, Ece; Guler, Omer; Aksu Canbay, Canan

    Half-metallic Heusler alloys are promising materials for spintronic and thermoelectric applications. These alloys exhibit metallic conductivity in one spin direction while acting as insulators in the opposite spin direction, enabling nearly 100% spin polarization. This property is crucial for spintronic devices such as magnetic tunnel junctions (MTJs), magnetic random-access memories, and spin-based transistors. This study investigates the electronic, magnetic, and structural properties of Heusler alloys, focusing on their synthesis methods, atomic ordering, and modelling via density functional theory (DFT). DFT-based calculations serve as a key tool for predicting band structures, spin polarization, and magnetic properties. Additionally, the effects of disorder, strain, and compositional changes on material properties are analysed to explore performance optimization strategies. The potential applications of Heusler alloys in spintronic memory devices, thermoelectric energy conversion, and quantum technologies are also discussed. This work is presented as a review article and systematically compiles and interprets findings from the existing literature to provide a broad understanding of the topic. By integrating theoretical and experimental approaches, this study provides a comprehensive overview of the role of these materials in advanced technological applications.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Investigation of the Bioactivity Properties of TiZrCrNb0.3Ta0.07 Medium Entropy Alloy Produced from TNTZ Waste

    Say, Yakup; Yayla, Nihal; Güler, Ömer; Güzel, Harun

    High entropy alloys (HEAs) and medium entropy alloys (MEAs) have garnered significant attention as alternative materials in various fields due to their superior physical and chemical properties compared to conventional alloys. One of the most promising applications of this innovative material class is in biomaterials. In this study, a bio-medium entropy alloy (BioMEA), TiZrCrNb0.25Ta0.05, was successfully synthesized using non-toxic elements (Ti, Zr, Cr, Nb and Ta) through arc melting of TNTZ alloy waste. The produced BioMEA was comprehensively characterized using scanning electron microscopy (SEM), energy dispersive spectroscopy (EDS), and X-ray diffraction (XRD) to analyze its structural and chemical properties. Additionally, the in-vitro degradation, ion release, and bioactivity properties of the alloy were evaluated and compared with those of the conventional TNTZ alloy, with a focus on the effects of heat treatment. The results demonstrated that heat treatment did not cause significant changes in the microstructure of the TiZrCrNb0.25Ta0.05 alloy but led to the formation of intermetallic compounds such as Cr2Zr and Cr2Ta on the surface. Degradation tests revealed an unexpected mass gain across all sample groups after a four-week immersion period due to surface precipitation, surpassing the expected mass loss from degradation. Ion release analyses showed similar behavior between the TiZrCrNb0.25Ta0.05 and TNTZ alloys, with ion release levels in the ppb range, confirming that Ti was released at non-toxic levels. Bioactivity tests identified low lesvels of Ca-P-O deposition on all sample surfaces, with the highest bioactivity observed in the heat-treated TiZrCrNb0.25Ta0.05 sample. Overall, the findings suggest that the TiZrCrNb0.25Ta0.05 alloy has the potential to serve as an alternative biomaterial to the TNTZ alloy, with its bioactivity properties being further enhanced through heat treatment. Further studies are recommended to optimize its bioactivity and evaluate its in-vivo performance for biomedical applications.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Elazığ İli Örneğine Ait On-Grid Çatı Üstü Güneş Enerji Santralinin Yıllık Gerçek Üretim Verilerinin PV*SOL Simülasyon Değerleri ile Karşılaştırılması

    Celik, Ertugrul; Özdemir, Osman

    Geçmişten bugüne kadar insanoğlunun temel gereksinimlerinin karşılanması için enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Dünyada nüfusun hızlı bir şekilde yükselmesi, teknolojik faaliyetlerin gelişimiyle birlikte enerji tüketimi gün geçtikçe artmaktadır. Günümüzde artan enerji talebini karşılamak için fosil yakıtlar ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, doğal süreçler aracılığıyla sürekli olarak yenilenen ve fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında düşük emisyon değerlerine sahip olan çevre dostu enerji üretim kaynaklarıdır. Güneş enerjisi sistemlerindeki teknolojik ilerlemeler, maliyetlerin düşmesi ve verimliliğin artması, güneş enerjisini yenilenebilir enerji kaynakları arasında güçlü bir alternatif haline getirmektedir. Özellikle arazi ve çatılara kurulan Güneş Enerji Santrallerinin (GES) sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada Elazığ ili sınırları içinde sanayi bölgesinde bir işletmenin çatısına kurulmuş şebekeye bağlı çatı (on-grid) üstü GES sistemi ele alınmıştır. Çatı üstü GES toplam 165 adet, 545 Watt gücünde monokristal panellerden oluşmakta olup toplam gücü 89,9 kWp’tir. Sistem performansını artırmak amacıyla seçilen alan için en iyi yönelimi ve eğim açısını bulmak amacıyla PV*SOL yazılımı kullanıldı. Bu çalışmada mevcut GES sisteminin bir yıllık enerji üretim verileri aylara göre incelenerek, PV*SOL simülasyonunda elde edilen benzetim sonuçları ile karşılaştırılarak PV*SOL yazılımının doğruluk oranı değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda PV*SOL simülasyon programından elde edilen veriler ile çatı üstü GES gerçek verileri arasında %0,03 fark olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, uygulaması yapılan enerji sisteminin teknik ve ekonomik olarak uygun olduğu söylenebilir.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    The Health Effects of Fluoride and Nitrate in Drinking Water in Tunceli (Türkiye)

    Kutlu, Banu; Çetindağ, Serdar

    Fluoride (F⁻) and nitrate (NO₃⁻) are common inorganic constituents of drinking water and can cause significant public health effects when present at inadequate or excessive concentrations. This study determines the levels of fluoride and nitrate in drinking water collected from 18 stations across Tunceli Province, Türkiye, during 2021, and evaluates the non-carcinogenic health risks for four age groups (infants, children, adolescents, and adults). Fluoride and nitrate concentrations were measured using spectrophotometric methods and Estimated Daily Intake (EDI) and Hazard Quotient (HQ) values were calculated. Fluoride concentrations ranged from 0.06 to 0.31 mg L⁻¹ and were below the WHO guideline value, with all HQ values <1. Nitrate concentrations varied more widely (0.45–64.38 mg L⁻¹), and exceedances of WHO limits were recorded at several rural stations. Infants and children exhibited HQ>1 values, indicating potential health risks associated with nitrate exposure. The findings highlight spatial heterogeneity in water quality across Tunceli and emphasize the need for age-specific monitoring programs and improved groundwater protection strategies.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2025
    Risk assessment in cheese production process using failure mode and effects analysis and intuitionistic fuzzy topsis

    Ünlükal, Ceren; Şenel, Mine; Şenel, Bilgin; Avarbek, Kenan

    The aim of this study is to evaluate the cheese production process, which plays a significant role in the milk and dairy industry, in terms of physical, chemical, and microbiological risks using the integrated Failure Mode and Effects Analysis (FMEA) and Intuitionistic Fuzzy TOPSIS (IF-TOPSIS) methods. Although the classical FMEA method is a widely used analytical technique that helps identify and reduce potential risks in processes, it has some drawbacks: such as the possibility that different failure modes may have the same risk priority values (RPN) and risk factor weights. To address this shortcoming, the intuitionistic fuzzy set theory was used to determine the RPN values. This study aimed to identify failures that may occur at critical steps in the production chain, their possible causes, their impact on product quality, and the priority of preventive actions. The study demonstrates that the intuitionistic fuzzy multi-criteria decision-making (MCDM) approach is an effective tool for food safety and quality management in the dairy products industry.

  • MakaleAçık Erişim2025
    A comparison of cnn and transformer-based models for algal species classification

    Ertarğın, Merve; Şimşek, Gökçe Kendirlioğlu

    In this study, the classification of Spirulina platensis, Tetraselmis suecica, and Porphyridium cruentum algal species was conducted using RegNetY-008, ConvNeXt-Tiny, and ViT-Tiny models. The experiments were performed on a small and imbalanced dataset, where all models achieved an accuracy of 100%. To assess model performance, training and validation losses were analyzed, confirming the absence of overfitting. Furthermore, Grad-CAM was applied to visualize the decision-making processes of the models. The results indicate that although all models demonstrated high accuracy, the ViT-Tiny model exhibited the most interpretable visualizations by effectively focusing on algal cells. This study highlights the capability of transformer-based models to achieve high performance even on small and imbalanced datasets, offering a promising alternative for biological image analysis.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Predicting daily energy consumption in ev charging stations using tree-based models

    Ertarğın, Merve

    Electric vehicles (EVs) have emerged as a cornerstone in the transition toward sustainable transportation, offering a cleaner alternative to conventional fossil fuel-based mobility. Their integration into modern transportation systems not only supports global decarbonization efforts but also requires robust energy management solutions to address the growing demands on charging infrastructure. Ensuring efficient energy consumption forecasting is vital for optimizing EV charging station operations and maintaining grid stability. This study aims to predict the daily energy consumption of an EV charging station using a public dataset. Key features such as charging duration, vehicle count, mean and median connection time were utilized for the prediction. Both the original dataset and its z-score-cleaned version were employed to evaluate the models' performance under different data conditions. Decision Tree (DT), Random Forest (RF), Extreme Gradient Boosting (XGBoost) and Light Gradient Boosting Machine (LightGBM) models were implemented, with hyperparameter optimization conducted via GridSearchCV. The results revealed that all four models achieved high accuracy in predicting daily energy consumption across both datasets, with R2 values exceeding 0.97. Specifically, for the z-score-cleaned dataset, LightGBM demonstrated the best performance with the lowest RMSE (37.35 kWh) and MAE (28.93 kWh), as well as the highest R2 value (0.9727) followed by XGBoost, RF and DT.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Effects of Alternative Binder and Aggregate Use on the Compressive Strength of Concrete

    Gülmez, Nihan; Pala, Mustafa

    The use of industrial wastes in concrete production is of significant importance in reducing environmental impacts and lowering costs. In this study, concrete mixtures were designed by using olivine minerals as a substitute for Portland cement (PC), chromite powder as fine aggregate, and ferrochromium slag as coarse aggregate. The effects of different binder and aggregate ratios on the compressive strength of the concrete were examined after a 7-day curing period. Experimental results showed that mixtures with 5% olivine substitution achieved the highest compressive strength of 22.30 MPa, particularly in mixtures with a cement dosage of 500 kg/m³. This result indicates that the low water/cement ratio and the addition of olivine contribute to increased early-age strength. Furthermore, increasing the chromite powder content to 20% in mixtures with a water/cement ratio of 0.61 led to an 11.7% increase in compressive strength, demonstrating the positive impact of chromite powder on the mechanical performance of the concrete. These findings highlight that cement replacements and aggregate types can significantly affect the mechanical properties of concrete, emphasizing the need for careful selection of both material compositions.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleYalnız künye2025
    Sezon Boyunca Düzenli Yapılan Antrenmanların Genç Hentbolcuların Vücut Postür Yapısına Etkisinin İncelenmesi: Deneysel Çalışma

    Tokgöz, Gürkan; Karatün, İbrahim Karatün İbrahim

    Amaç: Günümüzde teknolojik aletlerin kullanımının artması, gün lük ekran sürelerinin uzaması, uzun süre aynı pozisyonda kalma gibi postürü olumsuz etkileyen yaşam tarzının, ergenlik dönemindeki bireylerde kalıcı postür bozukluklarına yol açabileceği araştırmalarda ortaya koyulmaktadır. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, düzenli olarak yapılan antrenmanların vücut postür yapısı üzerindeki etkilerini araştırmak olarak belirlenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya, düzenli olarak hentbol antrenmanı yapan 14-17 yaş aralığındaki 24 erkek sporcu gönüllü olarak katılmışlardır. Katılımcıların postür analizleri, Posturescreen Mobile uygulaması ile ya pılmıştır. Sporcuların 8 hafta aralıklarla toplam 4 kez anterior, lateral ve posterior olarak 3 yönlü fotoğrafları çekilmiş, baş, omuz ve pelvis yapıla rındaki standart postüre göre olan eğrilikleri tespit edilmiştir. Sporcular bu süre içerisinde 55-65 birim antrenman ve 10-15 müsabaka sayısına ulaş mışlardır. Verilerin analizinde, tekrarlı ölçümler varyans analizi testi uygu lanmıştır. Bulgular: Baş postür eğriliklerinin istatistiksel analizinde, anterior, posterior ve lateral yönlerden yapılan ilk ölçümlerde tespit edilen baş eğriliklerinin, 2, 3 ve 4. ölçümler sonucunda anlamlı derecede azaldığı tespit edilmiştir. Omuz postür eğriliklerinin istatistiksel analizinde, anterior, posterior ve lateral yönlerden yapılan ilk ölçümlerde tespit edilen omuz eğ riliklerinin, 2, 3 ve 4. ölçümler sonucunda anlamlı derecede azaldığı tespit edilmiştir. Pelvis postür eğriliklerinin istatistiksel analizinde, anterior, pos terior ve lateral yönlerden yapılan ilk ölçümlerde tespit edilen pelvis eğri liklerinde, 2, 3 ve 4. ölçümler sonucunda istatistiksel olarak anlamlı değişiklik tespit edilmemiştir. Sonuç: Düzenli olarak yapılan hentbol an trenmanlarının genç sporcuların baş ve omuz postürlerinde belirlenen eğri liklerin düzeltilmesinde anlamlı derecede etkili olduğu tespit edilirken, pelvis postüründe belirlenen eğriliklerin düzeltilmesinde olumlu ya da olum suz bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Tek değişkenli tahminde tahmin yöntemlerinin karşılaştırılması: Türkiye çimento endüstrisi örneği

    Tüzüntürk, Selim; Eteman, Fatma Sert

    Bu çalışma, Türk çimento imalat sanayinde çimento üretimini tahmin etmek için bir yöntem bulmayı ve bu yöntemle çimento üretimini tahmin ederek gelecekteki üretim gelişimi hakkında bazı sonuçlar çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada kullanılan veri, Türk çimento sanayinin toplam aylık çimento üretimidir. Veriler, Ocak 2017'den Eylül 2024'e kadar 93 ayı kapsamaktadır. Oluşturulan modele yapay sinir ağı modelleme prosedürleri uygulanmış ve derin öğrenme araçları yardımıyla tahmin yapılmıştır. Tahminlerin performansı oldukça iyi olup, ağın genelleştirilebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, eğitilen ağdan elde edilen eşik değerleri ve ağırlıklar kullanılarak geliştirilen model ile aylık üretimlerin tahmin edilebileceğini göstermiştir. Aylık çimento tahminleri Aralık 2026'ya kadar yapılmıştır. Tek değişkenli zaman serisi verilerinin YSA'lar ile modellenmesinin başarısı, MAPE istatistikleri kullanılarak Winters ve SARIMA yöntemleri ile karşılaştırılarak doğrulanmıştır. En uygun tahmin yönteminin YSA olduğu bulunmuş ve bulgular tartışılmıştır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2025
    Dede Korkut Anlatılarında Soy Bozulması Motifi: Oğuz Tepegözü Örneği

    Kaval, Yılmaz

    Doğayı, evreni, Tanrı’yı ve kendini anlama ve anlamlandırma arayışında, insanlara uzun bir süre boyunca rehberlik eden mitik anlatılar, bilinmez bir dünyanın gizemini çözen şifreler niteliğindedir. Mitik anlatıların en çarpıcı içeriklerinden biri de insan ve göğe ait olağanüstü türler arasındaki ilişkilerin getirdiği soy (gen) saflığının bozulması ve bunun sonucunda oluşan varlıklar ile bunun dehşet verici sonuçlarıdır. Uyumlu olmayan genlerin birbirine karışması ile insanın yaşam alanına uygun olmayan tür ve varlıkların ortaya çıkmasına dair anlatılar kutsal kitaplarda ve çeşitli milletlerin mitlerinde yer almaktadır. Dünyanın farklı toplumlarının kültür ve inanç dünyasında dikkat çeken bu anlatının benzeri, Türk kültüründe de yer almaktadır. Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut hikâyeleri bu anlamda bize değerli bir örnek vermektedir. Söz konusu hikâyelerde yer alan “Basat’ın Depegözi Öldürdüği Boy” başlıklı anlatıda, göksel varlıklardan peri kızı ile Oğuzların çobanının ilişkisi sonucunda doğan “Tepegöz” adında bir ara türden bahsedilir. Söz konusu anlatıda, genetik olarak uyumsuz bu iki türe ait genlerin birleşmesi sonucu doğan Tepegöz’ün insanlara çok büyük eziyetler çektirdiği, onların yaşam kaynaklarını tüketip ardından insanlarla beslenen bir yamyama dönüştüğüne dair çarpıcı bilgilere yer verilir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Zebra Midyesinin (Dreissena polymorpha) Yağ Asidi Profili Ve Yağ Asidine Bağlı Besinsel Kalite Indekslerinin Değerlendirilmesi

    Erol, Nida Demirtaş

    Esansiyel omega-3 çoklu doymamış yağ asitleri (n-3 PUFA'lar) insan sağlığı için hayati öneme sahiptir ve bir dizi rahatsızlığı önler; midyeler bu PUFA'ların iyi bir kaynağıdır. Bu çalışmanın amacı, yağ asidi bileşimini ve besin kalitesi parametrelerini ölçerek zebra midyesinin (Dressiana polymorpha) fonksiyonel bir gıda olarak potansiyelini değerlendirmektir. Zebra midyesi yağında çözücü ekstraksiyonla lipid miktarı, yağ asidi bileşimi ve besin kalitesi endeksleri belirlendi ve zebra midyesinin nutrasötik ve farmasötik olarak potansiyeli değerlendirildi. Zebra midyesi düşük lipid içeriğine rağmen insan sağlığına faydalı olan yağ asidi profilleri gösterdi. Zebra midyesindeki majör yağ asidi grubu SFA'lar olup bunu MUFA ve PUFA grupları izledi. EPA ve DHA miktarlarının toplamı 14.051.36 olarak bulundu. Ayrıca zebra midyesinin n6/n3 oranı 0.09 olarak bulundu. Zebra midyesinin PUFA/SFA oranı 0.36 olarak bulundu. AI, TI ve HH değerleri sırasıyla 0,60, 0,37 ve 1,09'du. Mevcut çalışma, zebra midyelerinin lipid kalitesini ve yararlı yağ asitlerini işlevsel diyet bileşenleri olarak değerlendirmeye işaret etmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 14 · Sudaki Yaşam